Türkçenin bugünkü durumuna
bakınca bana da ‘kal geliyor’
Şükrü
Halûk Akalın, 1956 Adana doğumlu. İstanbul Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı'nı bitirdi.
1995'te TDK Bilim Kurulu üyesi, 1996'da profesör oldu.
Çukurova Üniversitesi'nde Türk dili, edebiyatı,
tarihi üzerinde araştırmalar yapmak üzere Türkoloji
Araştırmaları Merkezi'ni kurdu ve yönetti. Bilgisayar
terimlerinin Türkçeleştirilmesi, bilgisayarda Türkçenin
yanlışsız kullanılması, internette Türkçenin ve Türkçe
içeriğin yaygınlaşması için çalışmalar yürüttü.
İnternette yayımlanan dünyanın ilk ve tek sanal
Türkoloji dergisi Sanal Türkoloji Araştırmaları
Dergisi'ni 1999'da yayımlamaya başladı. 2001'de TDK
başkanlığına getirildi. Genel sekreterliği Amerika'da
bulunan PIAC Uluslararası Sürekli Altayistik
Konferansı'nın 2003 yılı dönem başkanlığına seçildi.
Türk dili alanında yayınlanmış 10 kitabı, çok sayıda
makalesi var.
Eski TDK başkanlarından sizin farkınız ne? Gelmiş
geçmiş en iyi Türkçeye en iyi vakıf, en iyi başkan siz
misiniz?
Öyle bir iddiam yok. Benim farkım şu olabilir. Ben
biraz kişiliğim gereği toplumla iç içe olmayı seviyorum.
TDK’yi “fildişi kule” olmaktan çıkarmaya çalışıyorum.
Kısmen başarılı olduğuma inanıyorum. Basın
kuruluşlarıyla daha iyi ilişki kurulması, dile duyarlı
kişilerle kaynaşma yönünde çaba sarf ediyorum. İkincisi
TDK teknolojiye uzak kalmış. Kuruma bunu getirmeye
çalıştım. Mesela internetteki Türkçe Sözlük’ü ben göreve
geldikten sonra, bir yıllık bir çalışma sonucunda
kullanıma açtık. Bunu diğer sözlükler izledi. Kişi
Adları Sözlüğü’nü hazırladık. Ve TDK’nin yaptığı
çalışmalarda bilişim teknolojisinden yararlanmaya
başladık. Türkçe Sözlük’ün yeni baskısı bugünlerde
çıkacak. Artık bundan sonra sözlük hazırlama ilkesini
tamamen değiştiriyoruz. Fişleme yerine metinlere dayalı
sözlük hazırlayacağız. 1905’ten itibaren bütün edebi
eserleri, gazete ve dergileri bilgisayar ortamına
aktaracağız. Bu üç dört yılda yapılacak bir çalışma.
Teknolojinin yardımıyla çok zor bir iş değil. Türkçenin
söz varlığı esas o zaman ortaya çıkacak. Bir yazar bir
kelimeyi kullanmış. Dikkatlerden kaçmış,
fişleyememişseniz, sözlüğe girmiyor eski usule göre. Bu
çalışmayla yazılı Türkçenin bütün söz varlığı sözlüğe
yansıyacak. Bir sözümüzü bir yazarımız başka bir anlamda
kullanıyorsa o anlamı görebilme imkânına kavuşacağız.
Şu anki sözlüklerimiz çok fakir o zaman.
Sözlüklerde tam olarak bütün söz varlığımız yok.
Sürekli dil gelişiyor, dil yeni sözler, yeni anlamlar
kazanıyor. Ama modern Türkçenin bütün söz varlığını
aktardığımızda ise hiçbir kelimeyi kaçırmamış olacağız.
Burada asla yazar ayrımı, şair ayrımı yapılmayacak. Dili
geliştirenler yazarlar, şairler. Yazarların kullandığı
dilden yola çıkarak kuralları dilbilimciler koyuyor
zaten. Sözlüğümüzü de onların eserlerine dayalı olarak
yapacağız.
Türkçenin söz varlığı meğer ne çokmuş mu diyeceğiz o
zaman?
Elbette… Zaten Türkçenin söz varlığı, toplumda
bilinenin çok çok üstünde. Bizim belirlememize göre altı
yüz bine ulaşan bir söz varlığımız var. Ama bunu
yeterince kullanamıyoruz. Dilin sözlüğünü yapmak mutlaka
dili geliştirmek anlamına da gelmiyor. Önemli olan bu
veri tabanını ortaya koyup, bunun bir kullanım alanına
açılmasını sağlamak.
İngilizcenin Türkçeden daha zengin görünmesi,
İngilizlerin sözcükçülük anlayışıyla bizimkinin farklı
olmasından mı?
Evet.
Hakikaten İngilizcedeki gibi 600 bin kelimemiz var
mı?
Sözlük hazırlama ilkelerine bakarsanız, bizim
sözlüğümüzü de öyle hazırlarsak, elbette var.
Biz aptal mıydık yani. Bunca sene niye kendimizi
aşağıladık durduk?
Bu biraz da yaşadığımız dilin gücünden haberdar
olmamamızdan kaynaklanıyor. Bir de başka yönü var…
Şemsettin Sami’nin Kamus-ı Türkî’sinde 26 bin civarında
kelime var. TDK’nin 1945’te yayımladığı ilk Türkçe
Sözlük’te 15 bin civarında bir kelime var. 45 yıl var
arada. 45 yılda dilde yaşanan gelişmelerin bu sözlüğe
yansıması ile bu sözlüğün söz varlığının 26 binin daha
da üzerinde olması gerekirken, 15 bine inmiş. İşte bu,
tasfiyeciliğin boyutunu gösteriyor.
Yine de Türkçenin İngilizce kadar zengin olmadığını
sanıyorum. Çünkü biz son yüzyılda bilim ve teknoloji
üretmedik, evrensel sanat üretmedik, felsefe üretmedik.
Nasıl aynı olur hocam?
Elbette fark var. Mutlaka birebir aynı diye bir şey
söyleyemeyiz.
Ama demin aynı diyordunuz.
Türkçenin söz varlığından ne anladığımıza bağlı bu.
Türkçenin söz varlığı dediğimizde yaşayan dili düşünecek
olursak, şu anda bizim bölge ağızlarımızın söz varlığı,
deyimlerimiz, atasözlerimiz, terimler zenginliğimiz.
Zaten İngilizcenin o tür sözlüklerinde bu tür sözlerin
hepsi alınıyor. Tamamen ansiklopedik bir sözlük. Bizim
de iki sözlüğümüz olacak. Türkçe Sözlük, yine yazı
dilimizin sözlüğü olacak. Ama Türkçenin bütün söz
varlığını kapsayan bir başka çalışmamız olacak. Zaten
İngilizcenin veya diğer dillerin sözlükleri de öyle.
Kullanım amaçlarına yönelik olarak birkaç türde
hazırlanıyor. Bizim de amacımız, hem yazı dilinin
sözlüğünü hazırlamak, hem de bütün söz varlığını bir
veri tabanı hâlinde, metne dayalı olarak ortaya koymak.
Dildeki kirlilikten siz de nasibinizi alıyor musunuz?
Mesela siz ara sıra oha falan olmuyor musunuz?
(Gülüyor) Tabii dildeki kirlilik herkesi etkiliyor.
Benim de bazen kullanmamam gereken sözleri kullandığım
oluyor. Şu anda dilde kullandığımız bazı sözler de zaman
içerisinde bir uç söyleyiş olarak ortaya çıkmıştı, otuz
kırk yıl önce eleştirilmişti, hafife alınmıştı. Ama
onlar daha sonra yerleşti, yaygınlaştı, kullanılıyor.
Oha falan oldum gibi söyleyişler, hayatın içinde zaten
var.
Yarın bir gün başbakan da oha falan olabilir, siz de
diyebilirsiniz bu lafı.
Ben de diyebilirim. Yanlış olan şu: Bu tür uçtaki
kullanımlar, örnek olarak gösteriliyor. Başka ülkelerde
böyle bir şey yok. Olumsuz o tipleri dizinin kahramanı
hâline getirmemek gerekiyor. O dizide hayatın içinden
bir olay canlandırılıyorsa kitabî bir dille konuşması
beklenmez oyuncuların. Hayatın içindeki birtakım
olumsuzluklar dizide canlandırılırken, imrenilecek bir
durum olarak gösterilmemesi gerekiyor. Onun yerine
Türkçede başka deyimlerimiz var. Dilimize yerleşmiş,
zenginlik haline gelmiştir, bunların kullanılması
gerekiyor. Bütün dizinin sadece “oha falan oldum”la
gitmemesi gerekiyor.
Gitmiyor zaten. Size hiç kal gelmedi mi hayatta
hocam?
(Gülüyor) Türkçenin bu durumuna baktığımızda “kal
geliyor” tabii ki.
Ben TDK’den şöyle bir şey beklerim. Çağdaş ya da
eski, bütün yazarlarımızın tek tek sözlüğünü yapsanız.
Kaç kelime ile yazıyorlar, en çok hangi kelimeleri
kullanıyorlar, onlara ne anlamlar yüklüyorlar. Buradan
onların hem bilinçlerini, hem psikolojilerini anlamış
olurum. Çok da ilgi görür. Neden yapmıyorsunuz böyle
güzel şeyler?
Doğru, yazarlarımızın sözlüğü hazırlanmamış.
Hazırlanmalıydı. Benim asıl yapmak istediğim bu.
Yazarlarımızın bütün söz varlığını ortaya koymak. Önce
her yazarın kendi sözlüğünü hazırlamak. En çok
kullandığı kelimeyi, sıfatı, zarfı, olayları nasıl
canlandırdığını vermek. Bunlar üniversitelerimizin Türk
dili ve edebiyatı bölümlerinde kısmen yapılıyor. Ama
bütün bu çalışmaların bir amaca yönelik olarak yapılması
gerekiyor. Bunu da yapacak olan TDK. Yapmaya da
başladık. Demin tam anlatamadım. Bütün edebî eserlerin
bilgisayar ortamına aktarılması, Türkçenin söz
varlığının ortaya konulması, her yazarın kendi sözlüğü
hazırlanarak olacak.
Yani Bir Orhan Pamuk, bir Ahmet Altan, bir Latife
Tekin sözlüğü oluşturup ayrı kitaplar halinde çıkartacak
mısınız?
Elbette. Eserlerinin hepsinin elektronik ortama
aktarılınca söz varlıkları ortaya konulmuş olacak. Bunu
yapacağız. Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Necat
Birinci ile bunu görüştük. Öncelikle yüz eser belirlendi
biliyorsunuz. O yüz eserin sözlüğünü yapmakla işe
başlayacağız. Yüz eser çok büyük bir kurul tarafından
seçildi.
Ama onlar bir yazarın külliyatı değil.
Oradaki amaç şu: Bu okutulacak eserlerde geçen
kelimelerin sözlüğünü hazırlamak. Bu eserleri kim
okuyacak? İlköğretim ve lise öğrencileri. Bu yüz eserin
tek bir sözlüğünü hazırlamakla işe girişiyoruz. Ondan
sonra bütün yazarların bütün eserleri taranarak başka
bir sözlük çalışması yapılacak.
Yabancı kelimelere Türkçe karşılıklar buluyorsunuz.
Bugünlerde hangi kelimenin üzerinde duruyorsunuz?
Mortgage diye yazılan morgıç diye okunan bir kelime
var. ‘Kira öder gibi ev sahibi olmak’ anlamında ama;
karşılığı “ipotek, rehin”. “İpotekli satış”
diyemezsiniz, terim değil. Şu anda zaten “ipotekli
satış” diye bir uygulama var. “Rehin” de olmuyor. Özel
bir karşılık lazım. Çeşitli kaynaklara baktık. Halk
ağzında “tutu” diye bir kelime var. Bunu TDK uydurmuş
değil, bu dili konuşan insanlar yapmış. Mortgage için
“tutulu satış”ı önerdik TDK olarak.
Tutu, tuttu mu hocam?
Şimdi hedefimiz tutuyu tutturmak. Hemen basına
duyurduk. Dedik ki lütfen “mortgage”ı kullanmayın. Çünkü
“mortgage” yazıp, “morgıç” okumak insanımıza büyük
zulüm. Ayrıca ek aldığında da sorunlar çıkıyor. “Tutu”yu
yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Toplu Konut İdaresi’ne, bu
işle ilgilenenlere yazı göndereceğiz. Şimdi bakın ne
oldu, biz “tutu”yu açıkladık, hemen bazıları eleştirdi.
Oysa Adana’da bir şeyi rehine koymak, emanete vermek,
fonda tutmak anlamında zaten kullanılan bir kelime.
Kullanıla kullanıla içi dolacak.
Her zaman TDK’nin yaptırım gücünün olmayışından
yakındınız. Tam olarak ne istiyorsunuz? Ağzımıza acı
biber sürmek mi?
Hayır hayır... Dilin kullanıldığı alanlardaki
olumsuzlukları gidermek için yasal düzenleme yapılması
gerekiyor. Yaptırım gücü başlangıçta istendi; ama şimdi
bütün isteğimiz Türkçe konusunda herkesin duyarlı
davranması ve dilin kullanıldığı alanda boşlukların
giderilmesi. Böyle tepeden inme bir şeye gerek yok.
İşyerlerine isim verme konusunda kurallar olması
gerekiyor. Bu konuda boşluk var. Esas sıkıntı burada.
Paris’te bir dükkan açacaksınız, isim koymak için bir
yere mi başvuruyorsunuz?
Elbette, rasgele isim konulmaz. Yetkili kurumlar var.
Türkiye’deki uygulama şu. Ticaret sicil gazetesinde
“Ahmet falan ve mahdumları limited şirketi” gibi adla
şirket kuruluyor. Sonra gidip yabancı adla tabela
asıyor. Bunun bir kuralı olması gerekir. Oysa, “Ben
şirketi kuruyorum; ama tabelaya da şunu yazacağım”
denmesi gerekiyor. Ad verilmesi konusunda belediyelerin
yetkili olmasından yanayız. Yine Türkiye’ye ithal edilen
ürünlerin kullanma kılavuzlarının Türkçe olması
gerekiyor. Şu anda gündemde olan kanun tekliflerinde de
bunlar var. Sunucu olmanın kuralı olsun diyoruz.
Görünüşü güzel diye, insanlar hemen kameranın karşısına
geçirilmesin. Türkçeyi kullanması ölçü olsun. İşte bu
konularda yasal boşlukları gideren düzenlemeler
yapılması gerekiyor.
-BİTTİ-
11.07.2005
NURİYE AKMAN |