ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ-TÜRKOLOJİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ
Anasayfa | Makale Bilgi Sistemi | Konu Dizini Yazarlar DiziniKaynaklar Dizini | Makale-Yazar Listesi |  Makale Sayısı-Tarih Listesi | Güncel Türkoloji Kaynakçası

Atatürk Araştırmaları || Çukurova Araştırmaları || Halkbilim || Dilbilim || Halk Edebiyatı || Yeni Türk Dili || Eski Türk Dili
Yeni Türk Edebiyatı || Eski Türk Edebiyatı || Dil Sorunları || Genel || Tiyatro || Çağdaş Türk Lehçeleri

 

OSMAN CEMAL KAYGILI -HAYATI, EDEBÎ KİŞİLİĞİ VE ESERLERİ-

Mediha MANGIR1

Turkish Studies - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 6/4 Fall 2011, p. 755-768, TURKEY

ÖZET

Osman Cemal Kaygılı, 1910 yılında ‘Eşek’ adlı dergide yazın
hayatına başlamış; hemen hemen her türde ürün vermiş yazarlardandır.
Yetiştiği ve yaşadığı çevre yönünden çağdaşlarından farklı olan yazar,
ortaya koyduğu bütün ürünlerde bu çevreyi okura hissettirir. Osman
Cemal, o dönem edebiyat dünyasının dışında kalmış Kumkapı,
Kasımpaşa, Samatya, Hasköy gibi semtleri; bu semtlerdeki sosyal hayatı;
çingeneler, tulumbacılar, hovardalar, akşamcılar, külhanbeyleri gibi
tipleri; meyhaneler, kahvehâneler, gazinolar gibi eğlence yerlerini,
eserlerine malzeme olarak seçer. Bu zengin malzeme, yazarın dilini
önemli ölçüde belirler. Yazar roman, hikâye, oyun, sözlük ve araştırma-
inceleme türlerinde eserler yazmıştır.

Anahtar Kelimeler: Osman Cemal Kaygılı, Mizah, Gerçeklik

OSMAN CEMAL KAYGILI -HIS LIFE, LITERARY
PERSONALITY AND WORKS-

ABSTRACT

Osman Cemal Kaygılı started to write at journal called as “Eşek” in
1910 and he was one of the the writers who had written about all kinds
of literature. The author who was different from his contemporaries in
terms of the periphery he was grown up and lived in had the readers feel
this periphery in his all writings. Osman Cemal Kaygılı chose as
materials for his literary works the districts which remained outside the
literary world at that time such as Kumkapı, Kasımpaşa, Samatya,
Hasköy, the social life in these districts, the types such as gypsies,
unofficial fire fighters, rakes, tipplers, gangsters and entertainment
places such as pubs, cafes and casinos. These mentioned rich materials
determined the language he used to a great extent. He has written novels,
stories, dictionary, types of research.

Key Words: Osman Cemal Kaygılı, Humor, Reality

1. Osman Cemal Kaygılı’nın Hayatı

Osman Cemal, 22 Eylül 1306 (4 Ekim 1890)2 tarihinde İstanbul’da Eğrikapı dışında Yeni
Mahalle semtinde doğar. Babası mahallenin bakkalı3 Mustafa Efendi, annesi Ülfet4 Hanım’dır.5
Mütevâzı bir aile reisi olan Mustafa Efendi, aynı zamanda Tarikat-ı Aliye-i Sâdiye mensubu olup
‘Mustafa Dede’ lakabıyla anılır. (Ünsal 1954: 1) Birçok araştırmacının verdiği bilgilerin aksine
anne ve babasını çocuk denilecek yaşlarda kaybetmemiş olan6 Osman Cemal, Cezri Kasım Paşa
ilkokulundayken ailesi Yeni Mahalle’den Otakçılar’a taşınır. Çocukluğunun büyük bir kısmı,
çayırlıklarda, dutluklarda ve Topçular’da geçer ki bu yerler onun mizacına uygun yerlerdir. 1900
yılında Eğrikapı Merkez Rüştiyesi’ne başlayan Osman Cemal, bu yıllarda muzip, zeki fakat haşarı
ve tembel bir öğrencidir. (1954: 4) Rüştiyeden sonra Menşe-i Küttâb-ı Askeriyye’de (Askerî Kâtip
Yetiştirme Okulu) öğrenim görür ve mezuniyetten hemen sonra on altı yaşındayken Erkân-ı
Harbiye-i Umumiye’de kâtip olur. 80 kuruş maaşla işe başlar ve açılan bir sınavda başarılı
olduğundan 1909 yılında Kıtaat-ı Fenniye Müfettişliği Kâtipliğine getirilerek maaşı 400 kuruşa
çıkarılır.

Osman Cemal mesleğini icra ederken kültürel ve sosyal faaliyetlerden de geri kalmaz.
Küçük yaşlarda başlayan musikî merakı gençliğinde de devam eder, alaturka musikî zevki
alafranga musikî zevkine dönüşür. Osman Cemal ayrıca, doğaya ve renklere düşkün, sporla da
yakından ilgilenen bir gençtir. O “avcılık, pehlivanlık ve binicilikten başka sporun bütün öteki
kısımlarında da” (Ünsal 1954: 9) faaliyet göstermiştir. Sanatçının futbol oynadığını ve kürek
çekmede çok başarılı olduğunu yine kendi yazılarından öğreniyoruz. Osman Cemal, spor yaparak
bedenini inkişaf ettirirken Meşrutiyet’in ilânından (1908) sonra dönemin gazete, mecmua, broşür
ve kitaplarını da okuyarak fikrî inkişafını gerçekleştirir (1954: 11). İkinci Meşrutiyet’in ilânını
takip eden, adına hürriyet seneleri denilen devrede yazar da çok coşkuludur ve İttihat ve Terakki
Fatih kulübünde azadır.

Osman Cemal, 1912’de Tepebaşı Tiyatrosu’nda bir gösteride taşkınlık yapmasından ve
Mahmut Şevket Paşa’ya düzenlenen suikasta adının karışmasından dolayı Refik Halit, Refi Cevat
gibi birçok aydınla Sinop’a sürgün edilir. Sinop’ta üç yıl kalan yazar, döndüğünde Kıtaat-ı Fenniye
Müfettişliği’ndeki görevine devam eder. Ancak Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla seferberlik
ilân edilince Osman Cemal, seyyar tümenlerde kâtiplik yapar. Askeri kâtiplikteki en son görev yeri
Menemen’de hastalanarak İstanbul’a geri döner ve henüz yirmi yedi yaşındayken malûlen
emekliye ayrılır (1917).

Osman Cemal, emekliye ayrıldıktan sonra Sur dışında, Otakçılar Mahallesi’nde babadan
kalma eve yerleşir. Burada geçimini sağlamak için bir süre inek besleyip süt satar. Ancak, bu işten
anlamadığından kısa sürede iflâs eder. Çıkan bir yangında babadan kalma evini kaybeden yazar,
yine burada bir ev kiralayarak ömrünün sonuna kadar bu mahalleden ayrılmaz. Osman Cemal,
geçimini sağlamak için çok çeşitli işler yapar. Bunlardan biri tiyatroculuktur. O, bu işten hem para
kazanır hem de sevdiği işi yapmanın hazzını duyar. Dağlardan koca yemiş toplayıp satmak,
vapurlarda biletçilik yapmak, semt pazarlarında basma, pazen satmak yazarın yaptığı işler
arasındadır. Ancak, biraz talihsizliği biraz da bu alandaki beceriksizliği yüzünden bu işler onun için
hep geçici olmuştur. Osman Cemal, 1920 yılından itibaren bir taraftan da devrin gazete ve
dergilerinde yazmaya başlar. Yazarlıkla geçinmenin zorluğu yüzünden 1925 yılında, İstanbul
İmam Hatip Okulunda Türkçe öğretmenliği yapmaya başlar ve bu göreve 1931 yılında Çemberlitaş
Erkek Rüştiyesinde devam eder. Öğretmenliği severek yapan yazar, ölümüne kadar da 1932 yılında
girdiği Fener Rum Lisesi’nde çalışır. Yazarın edebî çevrelere “yarı meçhul” bir görüntü
sergilemesinin nedeni biraz da bu yapmak zorunda kaldığı işlerdir. “Döneminin ünlü yazarları,
gündüzleri Cağaloğlu’nda, akşamları Beyoğlu’unda bir araya gelirken, o gündüzleri bambaşka işler
yapmıştır.Geceleri de kafayı Fener’deki Rum meyhanelerinde, Vidos köyündeki çingene
çadırlarında çekmiştir.” (Çelik 1998: 50)

Osman Cemal, iki kez evlenmiştir. 1926 yılında (36 yaşında iken) Leman adlı dul bir
kadınla ilk evliliğini yapan yazar, yuvasını seven bir aile babası olur. Leman Hanım’ın Güzin
adında bir kızı varken Hikmet adında bir de oğulları olur, ancak üç yaşında iken oğullarını
kaybederler. Bu olay yazarı derinden etkiler. Onun yaşamı boyunca süren kederli, sıkıntılı, kaygılı
hali soyadına da yansır. Osman Cemal 1928’de Soyadı Kanunu ilân edilince ‘Kaygısız’ soyadını
almak ister, fakat bu soyadını bir başkası daha önce onaylattığı için kendisine ‘Kaygılı’ soyadı
verilir.7 Çocuğunun vefatının hemen arkasından çok sevdiği annesini de kaybeden yazar, eşi
Leman Hanım’ın 1934 yılında veremden ölmesiyle yapayalnız kalır. İkinci eşi Sabriye Hanım’la
1935’te evlenir8, bu evliliğinden de çocukları olmaz.

1943 yılının ikinci yarısında Osman Cemal’de hastalık belirtileri baş gösterir. Yapılan
tetkikler sonuç vermez ve bir teşhis konulamaz. 1944’de artık işine devam edemeyen yazar, Gureba
Hastanesi İkinci Dâhiliye Kliniği’ne yatırılır ve midesinde kans er, ciğerlerinde verem tespit edilir.
Başarısız bir ameliyat geçiren Osman Cemal, iyileşemez ve 9 Ocak 1945 tarihinde hayata gözlerini
yumar.

2. Osman Cemal Kaygılı’nın Edebî Kişiliği

Osman Cemal Kaygılı, edebiyat hevesi daha okul yıllarında başlamış9 hemen hemen her
edebî türde ürün vermiş usta kalemlerdendir. Daha öğrenciyken yazmaya başlar, ancak
mahcubiyetinden yazılarını yayımlamakta tereddüt eder. Cesaretini topladığında ilk yazısı Baha

Tevfik’in çıkardığı Eşek dergisinde 1910 yılında görülür. Yazarın bu dergide birkaç mizahî yazısı
daha yayımlanır.
Şebâb dergisi sahipleri Mehmet Rauf, Selahattin Enis, Baha Tevfik tarafından
yazıları ilgiyle karşılanan Osman Cemal, bu dergide de mizahî manzumeler ve yazılar yazmaya
başlar, ancak asker olduğundan bu yıllarda yazarlığı meslek edinemez.

Osman Cemal’in Babıâli’de devamlı çalışması ve yazarlığı meslek edinmesi Alay adlı
mizah dergisinde 1920 yılında başlar. Yazarın sürgündeyken yazdığı ilk hikâyesi
Çuvalcı Şeyhinin
Halefi
de Aka Gündüz ve Ercüment Ekrem Talu’nun çıkardığı Alay dergisinde neşredilir. Yazarı
1921’de Sedat Simavi’nin çıkardığı
Güleryüz’de O.C. imzasıyla hikâye ve mizahî şiir yazarken
görürüz. Aynı yıl, kendisi de
Ayîne adında bir mizah dergisi çıkarır. Sinop’ta yardımlarını gördüğü
Refik Halid’in
Aydede dergisinde de 1922’de yazmaya başlar. Burada 8. sayıdan itibaren altmış
civarında yazısı yayımlanır. Yine bu yıl yayımlanmaya başlayan Yusuf Ziya’nın
Akbaba dergisinde
de imzasına rastladığımız yazar, asıl ününü bu dergide yakalamıştır. Yazarın ‘Anber’10 takma adını
da yine bu dergide kullandığı görülür. Semih Lütfü’nün çıkardığı
Zümrüd-i Anka’da 1923’te, 1924
Eylülünde çıkan Yıldız’da, 1924-1926 yılları arasında
Papağan adlı mizah dergisinde hikâye ve
mizahî yazılar yazan Osman Cemal, 1928’den itibaren gazetelerde daha çok fıkra yazarı olarak
karşımıza çıkar. 1923’te de ilk hikâye kitabı
Altın Babası yayımlanır ve bunu diğerleri izler.

Sabah, İkdam, Payitaht, Alemdar, Akşam, Cumhuriyet, Yenigün, Son Saat, Vakit, Son
Posta, Kurun, Haber, Açıksöz, Son Telgraf
düzenli olarak yazdığı gazetelerdir. Yazar, bu
sayfalarda fıkralar yazar, romanlarını tefrika eder,
Argo Lugatı adlı önemli çalışmasını yayımlar.
Osman Cemal’in İstanbul’un semai kahveleri ve meydan şairleriyle ilgili folklorik çalışmasının
(1937) yanı sıra bir tane de
Üfürükçüler (1938) adlı piyesi vardır.

Ahmet Mithat’la başlayan Hüseyin Rahmi ve Ahmet Rasim’le süren geleneğin son halkası
olarak değerlendirilen Osman Cemal, onlar gibi halka dönük konuları işlemiştir. Yetiştiği ve
yaşadığı çevre yönünden çağdaşlarından farklı olan yazar, kalem oynattığı bütün ürünlerde bu
çevreyi okura hissettirmiştir. Kendinden önce ve sonrakilerin uzaktan baktığı kenar mahallelere
girmiş, oradaki insanlarla kaynaşmış, çoğu zaman gözlemlerini belgesel niteliğinde aktarmıştır.

Osman Cemal’de daha çocuk yaşlarda görülen muzip, şakacı ve esprili yön, sosyal
yaşantısına ve yazılarına da sirayet etmiştir. O tiyatroyla da yakından ilgilidir. Ortaoyununda
kavuklu, pişekâr ve zenne rollerinde oynadığı, çeşitli taklitler yaptığı bilinmektedir. Reşat Feyzi
Yüzüncü’den 17 farklı ağızda konuşabildiğini ve taklit yaptığını öğreniyoruz (1947: 7). Geleneksel
halk tiyatroculuğu ve hikâyeciliğine eğilimi eserlerine de yansır, kahramanlarını ağızlarına uygun
şekilde konuşturur. Diyaloglarında, ortaoyunu ve Karagöz’de komiği ortaya çıkaran çeşitli söz
oyunları, atışmalar, secili söyleyişlere yer verir.

Osman Cemal, eserlerinde yerli konuları gözleme dayanarak işler, kenar mahallelerde
yaşayan özellikle fakir erkek tiplerin eğlence anlayışını da ortaya koyar. Çağdaşlarının, politik
kalem oynattığı bir dönemde o, “ne geçmişe özlem, ne anı edebiyatı, ne gezi notları, ne edebiyat
araştırmaları, ne uygarlık değişiminin aydınca sorunları” (Nesin 1973: 256) üzerinde durur. O,
içinde yaşadığı çevreyi yazar. Osman Cemal, “toplumun en aşağı çevrelerine inmesine karşılık
bunu bir dâva edebiyatı konusu haline getirmemiş, kendisine yaşama ve yazma yollarını açan
gazetelerin, dergilerin isteklerine uyarak, daha çok halk hayatının eğlenceli, renkli görüntülerini”
(Alangu 1968: 96) okura sunmuştur. Şükran Kurdakul da Osman Cemal’in bürokrasinin asker
kanadından geldiği halde, çağdaşı yazarların aksine İttihat ve Terakki Fırkası’nın denetimindeki
düşün ve sanat çevresine girmediğini söyler (1992: 140).

Yıllarca maddi sıkıntı içinde olan yazar, geçinebilmek için çok yazmış ancak yazılarını
ucuza satmak zorunda kalmıştır. Osman Cemal, halk içinden yetişmiş, orta halli bir aydın kişi ve
kendi sınırları içinde güçlü bir yazar olarak tanımlanır. O, kaleme aldığı bütün edebî türlerde hep
yakından bildiği çevreleri anlatır. Bundan dolayı, sanatı başka kültürler ve etkiler altında ortaya
çıkaran birçok çağdaşına göre ayrı bir yere sahiptir. “Onun karma bir estetiğin dışında, biraz
itinasız, düzensiz, ama tam anlamıyla halktan gelen bir tarafı vardır.” (Alangu 1968: 97) Yabancı
dil bilmemesi bazı araştırmacılara göre bir eksiklikse de bu onun “özelliğinin bir garantisi
sayılabilirdi. Osman Cemal yalnız Osman Cemal’di.” (Ozansoy 1970: 106)

Eserlerini gözlemci gerçekçilik çizgisinde mizahi yönü ağır basan bir üslupla kaleme alan
Osman Cemal, anlatımında acelecilikten kaynaklanan hatalar yapsa da kişileri konuşturmadaki
yeteneği, onu Türk roman ve hikâyeciliğinde çok önemli bir yere koyar. Yazarı farklı kılan
unsurlarından biri de eserlerine aldığı kişilerin Türk edebiyatında kalıplaştırılmış kişiler olmaması,
bu kişilerin ilk defa onun eserleriyle edebiyatımıza giriyor olmasıdır.

3. Osman Cemal Kaygılı’nın Eserleri

3. 1. Romanları

Osman Cemal’in roman vadisine girişi (Yüzüncü 1947:12) diğer türlere göre yenidir.
Yazar, yazın hayatına mizahî yazılarla başlamış, röportajlar yapmış, yüzlerce hikâye ve fıkraya
imzasını atmıştır. Diğer edebî türlere göre, uzun soluklu sayılabilecek roman macerası Osman
Cemal için 1935 yılında ancak başlar. Yazar, vefatına kadar diğer çalışmalarının yanında beş tane
roman yazmıştır. Özellikle tefrika olarak kalmış romanlarının son dönemde basılması
(Akşamcılar
2003, Kovuk Palas’ın Esrarı 2003, Bekri Mustafa 2007), yazarın roman serüveni üzerinde
araştırmacıları yeniden düşünmeye sevk etmiştir.

3. 1. 1. Çingeneler

Çingeneler, Osman Cemal’in 1935 yılında Haber gazetesinde tefrika edilmeye başlayan en
tanınmış eseridir. Yazar, romanın önsözünde yaşanmış bir olaydan yola çıktığını belirtir ve Ahmet
Haşim’in çingenelerle ilgili tespitini eleştirir. Romanda musıkî meraklısı İrfan adlı gencin çingene
çadırlarının etrafında dolaşırken ninni söyleyen bir kadına âşık olması ve çingenelerin
eğlencelerine kendini kaptırıp acı sonunu hazırlaması anlatılmaktadır. Romanın birinci bölümü
yazarın ağzından kaleme alınmış; bir başka ifadeyle ‘ben anlatıcı’ bakış açısı kullanılmıştır. Diğer
bölümler ise anlatıcının ‘mektep ve gençlik arkadaşım’ diye tanıttığı İrfan’ın anı defteri biçiminde
yazılmıştır.

Osman Cemal, bu romanda Topçular’daki evinin çevresinde oturan harmancı çingenelerle
Sulukule ve Ayvansaray’daki çalgıcı ve oyuncu çingenelerin hayatlarını bütün tafsilatıyla (fal
bakmaları, dilenmeleri, dilleri, kavgaları, düğünleri, evlerdeki ve gezmelerdeki eğlenceleri,
çalgıları, şarkıları vb.) ortaya koyduğu gibi, bu hayatın içine girerek ideali peşinde koştuğunu
(İrfan’ın opera yazma isteği) zanneden bir gencin acıklı hayat hikâyesini de gözler önüne serer.

Roman ilk kez 1939 yılında Etiman Kitabevi11 tarafından basılmıştır. Çingeneler romanı
1942 yılında düzenlenen CHP roman yarışmasında12 dereceye girince 1943 yılında Semih Lütfü

Kitabevi tarafından yeniden yayımlanır. Daha sonra romanın üçüncü baskısını 1970’te Bilgi
Yayınevi yapar. Romanın son basımı da 1997’de Toplumsal Dönüşüm Yayınları tarafından yapılır.

Çingeneler romanı hakkında birçok araştırmacı görüş beyan etmiştir. Sait Faik, 23 Haziran
1939’da Vakit gazetesindeki yazısında
Çingenelerdi bir ‘şaheser’ olarak tanımlar (Abasıyanık
1999:124). Nurullah Ataç ise Sait Faik’in
Çingenelerdi bir şaheser sayışına katılmaz, fakat eserin
birçok yönden farklı olduğunu, beğenilecek tarafları olduğunu vurgular (Taner-Bezirci 1973: 75).
Türk edebiyatı araştırmacıları ve eleştirmenleri genel olarak
Çingeneler romanını, roman tekniği
bakımından zayıf bulsalar da içindeki malzemenin zenginliği ve farklılığı konusunda
hemfikirdirler. Cevdet Kudret,
Çingeneler'i zaman zaman roman bütünlüğünden çıkan bir röportaj
derlemesi olarak görmekte ise de Refik Halit
(Yılda Bir), Salâhattin Enis (Çingeneler) ve
Sabahattin Ali’nin
(Değirmen) küçük hikâyeleri dışında çingeneleri anlatan böyle bir eser
bulunmadığını kaydeder (1967: 232-233). Tahir Alangu da
Çingeneler’in başarısını şöyle anlatır:

Osman Cemal, Topçular’daki evinin çevresinde oturan çingenelerden başlayarak
İstanbul civarındaki göçebe çergelere kadar uzanıyor; dillerine, yaşayışlarına,
törelerine kadar inerek edebiyatımızın bu en dikkate değer eserini hazırlıyor. Batı
anlayışında roman ölçülerine pek uygun olmamakla, anlatışında, bölümler arasındaki
bağlantılarda, kişiler arasındaki ilgilerde, gerçekçi yola uygun sağlam bir yapıya
erişememekle beraber, yine de bu roman içinde anlatılanların doğruluğu ve kişilerinin
canlılıkları yüzünden büyük bir değer taşımaktadır (Alangu 1968: 98-99).

Reşat Feyzi Yüzüncü de Çingeneler romanını örf ve âdet romanı olarak tanımlarken,
didaktik özelliğinin de unutulmaması gerektiğini söyler. Yüzüncü, ayrıca romanın uluslararası
değerde bir sanat ve bilgi eseri olduğunu vurgular (1947: 13-14). Behçet Çelik,
Çingenelerdi
“Osman Cemal Kaygılı’nın bugün pek benzeri ve sürdürücüsü kalmamış olan halk yazarlığı ile
Batılı anlamda roman yazarlığını buluşturduğu bir yapıt” olarak değerlendirir (Çelik 1998: 51).

3. 1. 2. Aygır Fatma

Aygır Fatma, Osman Cemal’in en çok beğenilen ikinci romanıdır. Roman, Son Posta
gazetesinde 28 Mart-30 Mayıs tarihleri arasında tefrika edilmiş, 1938’de Suhulet Kitabevi
tarafından basılmıştır (Ünsal 1954: 32). Semih Lütfü Kitabevi ise 194413 yılında romanı yeniden
yayımlanmıştır. Bu durumda Osman Cemal’in tefrika edilen ilk romanı
Çingeneler, basılan ilk
romanı ise
Aygır Fatma’dır. Kendisi romanı şu düşüncelerle yazmıştır:

Ben o zaman “Aygır Fatma”yı yazarken icabında kadınların ve kızların içinde de
babayiğitler çıkabileceğini, iyilik, insanlık, hak, fazilet uğrunda köşede bucakta ne
yaman kadınlar, kızlar bulunabileceğini göz ve gönül önünde tutarak “Aygır Fatma”
ile bu hususta kendisinden hiç de aşağı kalmayacak olan kızı Zehra’yı romanın en
gerçek kahramanları yapmıştım (Aktaran: Ünsal 1954: 32).

Romanda, bir bayram yerinde birbirlerini tanıyıp seven iki çocuğun yıllar sonra Aygır
Fatma adlı bir kadın etrafında devam eden aşklarının çeşitli engeller yüzünden mutsuzlukla sona
erişi konu edilmiştir. Bu romanda ayrıca “yerli yaşantının renkli ayrıntıları ile halk duygularına
bağlı davranışları” (Alangu 1968: 98) bir çocukluk aşkının gelişiminde izlemek mümkündür. “Bu
roman, bir erkeğin iç dünyasını, aşkını, kadınlardan beklentilerini, farklı kadınlara duyduğu farklı
ilgileri dışlaştırması, bu sırada yaşadığı iç gerilimi, insan (bu romanda erkek) psikolojisini, hiçbir
tahlile girmeden olaylarla anlatabilmiş oluşuyla gerçekten de ilgi çekicidir.” (Çelik 1998: 52)

Romandaki malzemeden hareketle okur, ayrıca dönemin tiyatroları ve turneleri hakkında da görüş
sahibi olabilir.

3. 1. 3. Bekri Mustafa

Bekri Mustafa romanı 1944 yılında Semih Lütfü Kitabevi tarafından basılmadan önce 1941
yılında Son Telgraf gazetesinde tefrika edilmiştir. Roman, IV. Murat zamanında yaşadığı
varsayılan Bekri Mustafa adlı bir kalender meşrep kişinin başından geçen olayların anlatımına
dayanmaktadır. İstanbul’da IV. Murat’ın içki yasağına rağmen içki tüketmeyi sürdüren Mustafa,
aslında hafızdır. Mustafa’nın güzel bir genç kıza aşkından dolayı mesleği olan yorgancılığı bırakıp
kendini içkiye verdiği bilinmektedir. Zekice esprilerin ve dilden dile dolaşan hayat dersi sözlerin
sahibi bu tarihî kişilik, Osman Cemal’in kaleminde yeniden yaratılmıştır.

Bekri Mustafa, “biyografik roman” (Apaydın 2006: 16) kategorisinde değerlendirilebilir.
Romanda olaylar, tarihi kaynaklara dayanılarak değil, Bekri Mustafa fıkralarının ard arda dizilmesi
suretiyle anlatılır.(Alangu 1968: 98) Bu durumda, yazarın romanları arasında en zayıf olanı
Bekri
Mustafa’dır
yorumu yapılabilir. Ancak eser, tuluat atışmaları, yanlış anlamalara dayalı diyaloglar,
söz oyunları, içerdiği mizahî unsurlar açısından dikkate alınması gereken bir eserdir. “Eser, bize
eski İstanbul hayatını, bilhassa sebilcileri, kullukçu denilen zaptiyeleri, külhanbeylerini,
meyhaneleri, batakhaneleri ve oralarda olup bitenleri anlatması bakımından bir değerdir.” (Ünsal
1954: 73) Kitap 2007 yılında Arma Yayınları tarafından
Eski İstanbul Simalarından Bekri Mustafa
adıyla yeniden yayımlanmıştır.

3. 1. 4. Akşamcılar

1937 yılında Son Telgraf gazetesinde tefrika edilen Akşamcılar, Reşat Feyzi Yüzüncü ve
Tahir Alangu’yu referans gösteren kaynakların dışında adına rastlamadığımız bir eserdir. Reşat
Feyzi bu tefrikanın bir hatıra olduğunu söyler14 (Yüzüncü 1947: 6). Eserin anı-roman olduğunu
söyleyenler de vardır (Özkırımlı 1984: 735). Tahir Alangu (1968: 96) ve son dönemde yazarın
hikâyeleri üzerinde çalışan Mustafa Apaydın eseri roman kategorisinde sayar, hatta
Akşamcılar’ın
İstanbul’un içki âlemleri üzerine yazılmış belgesel roman niteliği taşıdığını söyler (2006: 17).
Romanın önsözünde Osman Cemal şöyle der:

Ben Akşamcılar diye tutmuş olduğum koskoca defterimde size yalnız birçok içki
âlemlerinde yakından görmüş olduğum sahneleri, maceraları bütün teferruatıyla
anlatacağım. Artık içkinin iyilik yahut fenalıklarını, fayda yahut zararlarını sizler
benim bu yazılarımın arasından görür, bulur, çıkarır ve ona göre hükümlerinizi
verirsiniz (Kaygılı 2003: 9).

Roman birkaç tefrika boyunca, ben anlatıcının içkiyle tanışması, içki ile geçen bir hayata
dair anılar şeklinde devam eder. Okur, anlatımdan ve önsözdeki açıklamadan bu ben anlatıcının
Osman Cemal olduğunu düşünür. Daha sonra anlatıcı üçüncü şahsa dönüşürken, içki âlemleri
anlatılan kahraman da Turhan olur. Romanın kurgusuyla ilgili olarak Behçet Çelik şunları söyler:

Bugünün kurgu oyunlarını, okuru şaşırtmayı seven yazarların yapıtlarındaki kurguları
andıran bir kurgusu var bu romanın. Kitabın ilk bölümlerinde anlatıcı, kendi hayatında
tanık olduğu akşamcıların bir geçit resmini sunar. Bu arada anlattığı bir hikâyedeki
kadınlardan birisi için, “benim Aygır Fatma romanımdaki meşhur kabadayı Aygır
Fatma’nın küçük çapta bir örneği sayılırdı” der.Bundan sonra roman Turhan’ın
başından geçenlerin anlatılmasıdır. Romanın sonundaysa Turhan’ın tedavi gördüğü
sanatoryumda Akşamcılar adlı bir roman yazmakta olduğunu söyleyen yazar, şu

cümleyle bitirir romanı: “Turhan’ın bu eseri yakında bitse de okusak.” (Çelik 2003:

8).

Roman içerdiği malzemeyle de dikkati çeker. Osman Cemal, romanda dönemin tanınmış
akşamcılarını, meyhanelerini, mezelerini, diğer içki ve eğlence mekânlarını anlatırken bu âlemlerde
söylenen şiir ve şarkılardan okuru haberdar eder.
Akşamcılar -Eski bir akşamcının defterinden-
romanı Tahsin Yıldırım’ın yayına hazırlamasıyla 2003 yılında Arma Yayınları tarafından ilk kez
basılmıştır. 2007 yılında aynı yayınevi romanın ikinci baskısını yapmıştır.

3. 1. 5. Kovuk Palas’ın Esrarı

Osman Cemal’in araştırmacılar tarafından ihmal edilen bir diğer eseri de Kovuk Palas’ın
Esraradır.
Çünkü bu roman da 2003 yılında Arma Yayınları15 tarafından kitaplaştırılmadan önce
gazete tefrikası olarak kalmıştır. Son Telgraf gazetesinde, 16 Şubat-30 Mayıs 1942 tarihleri
arasında tefrika edilen roman; içkinin, eroin ve kokain gibi zehirlerin insanı nasıl kendinden
geçirdiğini, süflileştirdiğini ve gençlerin bu yola nasıl ve hangi kanallarla düştüklerini anlatır. Olay
örgüsü, İstanbul’un Sur diplerindeki bir kovukta yaşayan garip bir adamla bir kadının ve onların
misafirlerinin esrar ve içki âlemleri üzerine kurulur. Roman, “edebî niteliklerinden ziyade
İstanbul’un varoşlarında yaşanan hayata ışık tutuşu ve eski içki ve esrar âlemlerine dair ayrıntıların
bulunuşu ile dikkat çeken bir romandır.” (Apaydın 2006: 16)

15 Şubat 1942’de Son Telgraf gazetesi romanın tefrika edileceğini şöyle ilân eder:

Yarın başlayacak olan yılın bu en acaip, en garip, en tuhaf romanı için romanın
muharriri Osman Cemal Kaygılı şöyle diyor:

- İşin daha garibi, daha tuhafı şu ki bu romanı yazan ben olduğum halde bu çeşit ve bu
tipte bir romanı okuyucularımla birlikte ben de ilk defa okuyacağım! (Kaygılı 2003:

Arka kapak).

Yazarın tefrikayı henüz tamamlamadığı, zaman içerisinde tamamlayacağı sonucunu
çıkardığımız bu ilân, yayıncı tarafından reklâm amacıyla da verilmiş olabilir. Gazetelerde tefrika
edilmiş romanlar daha çok para için yazıldıklarından estetik değer ve edebîlik açısından zayıf
görülür. Osman Cemal’in uzun süre tefrika olarak kalmış bu iki romanı
(Akşamcılar, Kovuk
Palas’ın Esrarı)
araştırmacılar tarafından da rağbet görmemiştir. Behçet Çelik, “Bu iki romanı
sadece anlattığı hayatlarla ilgili olarak değerlendirmek haksızlık olacaktır bence. Osman Cemal’in
yazı dilinin ve diyaloglarının hakkını vermemiş oluruz bunu söylersek.” (Çelik 2003: 8) diyerek
romanlara içerdikleri malzeme açısından bakmanın sınırlı bir bakış açısı olduğunu söyler.

Osman Cemal, sözlü kültürün kimi ögelerini yazılı kültüre aktarmak gibi bir görev
üstlenmiştir. Bu ciddi görevi roman sanatının özellikleriyle yoğurarak gerçekleştirmiş nadir
yazarlardandır. Onun romanlarında malzemenin ilginç ve benzersiz olması sosyolojik açıdan
değerlendirilebilir. Ancak bu romanlarda ‘yaşantı ile dil’ çok açık bir şekilde birbirine sarılmış ve
birbirini destekler niteliktedir (Çelik 2003: 8).

3. 2. Hikâyeleri

Osman Cemal’in kendini en iyi ifade ettiği ve gösterdiği tür hikâyedir. Ancak son dönemi
bir kenara bırakırsak yazarın bu yönü araştırmacılar tarafından ihmal edilmiştir.16 Yazarın basılmış
on tane hikâye kitabı17, gazete ve dergi köşelerinde kalmış yüzlerce hikâyesi vardır. Bu on hikâye
kitabında sanıldığı üzere birçok hikâye bir araya getirilmemiştir. Bunların yedi tanesi sadece bir
hikâyeden oluşan kitapçıklardır. Bunların ayrı ayrı basılması ticari kaygıyla açıklanabilir (Apaydın
2006: 20). Yazarın ilk hikâye kitabı
Altın Babası 1923 yılında Cihan Biraderler Matbaası’nda
basılır. Yazarın 1938 yılında basılan son hikâyesi
Sandalım Geliyor VardaVnın dışında diğer
hikâyeler 1923-1925 yılları arasında kitaplaştırılmıştır. Yazarın hikâye kitapları şunlardır:

1.    Çuvalcı Şeyhinin Halefi11, Sabah Matbaası, 1923.

2.    Altın Babası, Cihan Biraderler Matbaası, 1923.

3.    Bir Kış Gecesi, Orhaniye Matbaası, 1923.

4.    Çingene Kavgası, Orhaniye Matbaası, 1925.

5.    Tekin Olmayan Kedi, Orhaniye Matbaası, 1925.

6.    Goncanın İntiharııs, Orhaniye Matbaası, 1925.

7.    Mahkemede Kaynana Gelin Kavgası18, Orhaniye Matbaası, 1925.

8.    Eşkıya Güzeli19, Orhaniye Matbaası, 1925.

9.    Perili Bostan20, Orhaniye Matbaası, 1925.

10.    Sandalım Geliyor Varda21, Çığır Kitabevi, 1938.

Osman Cemal’in gazete ve dergilerde kalmış hikâyelerinden bir kısmını Mustafa Apaydın
yayımlamıştır.22 Yazarın hayatıyla ilgili bilgi verdiğimiz bölümde bu süreli yayınların adları
geçmişti. Tahsin Yıldırım da süreli yayınlardaki hikâyelerin sadece künyelerini vermiştir. Mustafa
Apaydın süreli yayınlardaki yaklaşık seksen hikâyeyi yayımlarken23 (2005), Tahsin Yıldırım ise
yüz yirmi civarında hikâyenin adını verir. (2004: 48-52) Bu çalışma* kapsamında da yazarın
birçok hikâyesi elde edilmiştir. Buradan, geçimini yazmakla sağlayan Osman Cemal’in aynı anda
birçok yayında yazdığı ve bunların hepsinin tespit ve teminin çok güç olduğu sonucuna varılabilir.
Ancak, Mustafa Apaydın ve Tahsin Yıldırım’ın çalışmalarını Türk edebiyatı açısından büyük
kazanç saymak gerekir.

3. 3. Oyunları

Osman Cemal Kaygılı’nın emekli olduktan sonra yaptığı işlerden biri de tiyatroculuktur.
Yazarın, ortaoyununda kavuklu, pişekar ve zenne rollerinde bulunduğu, karagöz oynattığı, çok
sayıda taklit yapabildiği bilinmektedir. Yazarın bu kabiliyeti kalemine de yansımış, bazı oyunlar ve
revüler yazmıştır. Yazarın basılmış tiyatro eseri üç perdelik bir komedi olan
Üfürükçü'24dür.
(Kaygısız: 1935) Yazar, piyesin başında üfürük ve üfürükçülük hakkında bilgi verir. “Bunu
seyrederken hem hiddetten, nefretten tüyleriniz diken diken olacak; hem de gülmekten
katılacaksınız.” (Kaygısız 1935: 5) der. Bu oyun, halkevi sahnelerinde defalarca oynanmıştır. Bazı
temsillerinde Osman Cemal de önemli rollerden birini bizzat oynamıştır (Yüzüncü 1947: 7). Reşat
Feyzi, yazarın bir de
Bana Benziyor mu? adlı oyunundan bahseder ve bu oyunda da bizzat görev
aldığını söyler (1947: 7).

Osman Cemal, revü türünde de eser vermiştir. Bunlardan biri İstanbul adını taşır. Reşat
Feyzi bunu da söz konusu eder ve eserin Muhsin Ertuğrul tarafından sahneye konulduğu bilgisini
verir25 (1947: 7). Yazarın diğer revüsü Papağan dergisinde yayımlanan
Ramazan Revüsü26 dür.

3. 4. Sözlüğü

Osman Cemal Kaygılı’nın 1932 yılında Haber gazetesinde tefrika edilen Argo Lügati
Türkçenin ilk argo sözlükleri arasında yer alır. Yazarın “kendinden sonra sözlük yapacaklar için
küçük bir hat çizdiğini” (Kaygılı 2003: 39) söylemesi mütevâzı bir tutumdur. Buna karşılık Ferit
Devellioğlu (1980), kısmen bu sözlükten yararlanmışsa da Hulki Aktunç (1990), Ali Püsküllüoğlu
(1996), Filiz Bingölçe (2001) sözlüğe kaynakçalarında yer vermemişlerdir. Bu sözlükler e oranla
küçük hacimli olan
Argo Lügatinde farklı anlamlar verilmiş birçok madde başı bulunmaktadır.
2002 yılında çıkan
Türk Kültüründe Argo adındaki inceleme kitabında Gülden Sağol, A. Fikri’nin
Lugat-ı Garibesinden sonra Argo Lügatini Türkçenin ikinci argo sözlüğü sayar (Sağol 2002: 75).

Tahsin Yıldırım, 2003 yılında sözlüğün basılmasını sağlayarak çok önemli bir çalışmaya
imza atar. Selis Kitaplar’dan
Argo Lugatı adıyla çıkan çalışmanın başında Tahsin Yıldırım, argoyu
tanımlamış ve argoyla ilgili geniş bir kaynakça vermiştir. Sözlükte, Haber’deki
Argo Lügati
tefrikasından sonra Resimli Şark’ta (1933) çıkan Bizde Argo27 başlığı altındaki argo sözcükler de
yer almaktadır. Ayrıca sözlükte,
Halk Tabirleri ve Tekerlemeleri başlığında Mehmet Halil
Bayrı’nın
İstanbul Argosu ve Halk Tabirleri (1934) kitabında yer almayan tabir ve tekerlemelere de
yer verilmiştir. 2004 yılında Mehmet Arslan’ın Kitabevi tarafından yayımlanan
Argo Kitabı ’nda da
Argo Lugatı’ndan bahsedilmiş, Haber’deki tefrika aynen verilmiştir.

3. 5. Folklorik Araştırma- İnceleme Kitabı

3. 5. 1. İstanbul’da Semai Kahveleri ve Meydan Şairleri

Osman Cemal’in kurmaca eserlerinin dışında kaleme aldığı bir diğer çalışma da özellikle
halkbilim alanına katkı sağlayan
İstanbul’da Semai Kahveleri ve Meydan Şairleri adlı eserdir ve
Burhaneddin Basımevi tarafından 1937 yılında yayımlanmıştır.

Çalışma, kitap haline getirilmeden önce 1935 yılında Haber gazetesinde Tulunbacı
Edebiyatı
başlığıyla tefrika edilir. Tefrikanın başında çalgılı kahveler hakkında bilgi ile türlere
(mani, semai, koşma, destan, kalenderi, divan, yıldız..) ait örnekler bulunur. Ayrıca bazı argo
tabirlere de yer verilen tefrika, basılan kitaba oranla daha tafsilâtlıdır. Osman Cemal’in bu tefrikaya
Tulunbacı Edebiyatı adını vermesinin nedeni, çalgılı kahvelerin birer tulumbacı koğuşu olması, saz
şairlerinin Tanzimattan sonraki haleflerinin bu koğuşlarda el üstünde tutulması ve semai, mani vb.
türlerin buralarda çalınıp söylenmesidir (Ünsal 1954: 155). Yazar kitabın başında şu bilgiyi verir:

Tanzimatla beraber Divan Edebiyatı nasıl hararetini kaybetmiş ve daha sonra nasıl
durmuşsa, âşık tarzı denilen saz şiiri de yine Tanzimatla birlikte hayli gevşemiş ve
biraz daha zaman geçince Tavukpazarındaki âşık kahvelerinden İstanbul’un çalgılı
kahve denilen yerlerine sığınarak oralarda aslını muhafaza etmekle beraber şeklini az
çok değiştirmek suretile 1919-1920 yıllarına kadar devam edebilmek imkânlarını
bulmuştur (Kaygılı 1937: 5).

Osman Cemal, kitabında önce âşık tarzından meydan şairlerine ya da âşık kahvelerinden
semai kahvelerine geçiş süreci hakkında bilgi vermiştir. Yazar, bu kahvelere devam edenlerin
çoğunun tulumbacı olduğunu söyler. Daha sonra semai kahvelerinin semaici ve manicilerini,
tulumbacı olup olmadıklarına göre sıralar. Kitap, bize bu kahvelerde yapılan fasılların sırası,
fasıllarda okunan şiirlerin özellikleri, birçok manici ve destan şairi ile ilgili önemli bilgiler sunar.

İstanbul’da Semai Kahveleri ve Meydan Şairleri, Mustafa Apaydın’ın sunumuyla 2007
yılında Merkez Kitaplar tarafından yeniden basılmıştır. Kitabın başında, halk kültürü, semai
kahveleri ve meydan şairleri üzerine yapılan çalışmalar ve Osman Cemal Kaygılı ile ilgili geniş
bilgi ve değerlendirmeye yer verilmiştir. Mustafa Apaydın bu kitapla ilgili şu sonuca varır:

Osman Cemal Kaygılı’nın kitabı, akademik derleme metotlarını kullanmamakla
birlikte, eski İstanbul şehir kültürünün çok önemli bir geleneğini başarıyla kayda
geçirmiştir. Bu küçük kitap, âşık tarzının İstanbul’da Tanzimat’tan 1920’li yıllara
gelinceye kadar ne gibi bir dönüşüm geçirdiğini; bunun bir devam mı yoksa yozlaşma
mı olduğunu araştıranlara bugün de kaynaklık edebilecek niteliklere sahiptir (Kaygılı
2007: 31).

3. 5. 2. Köşe Bucak İstanbul

Osman Cemal’in uzun yıllar gazete sayfalarında kalmış önemli bir çalışması da İstanbul’un
en kuytu köşelerine ışık tutan yazı dizisidir. 1931 yılında Yeni Gün gazetesinde
İstanbul’un Köşe
Bucağı
başlığıyla yayımlanan bu gezi yazıları 2003 yılında Tahsin Yıldırım tarafından
kitaplaştırılarak edebiyat dünyasına kazandırılmıştır. Yeni Gün gazetesinde Osman Cemal’in bu
yazı dizisine başlayacağının ilânı şöyle verilir:

İstanbul’da henüz nasıl bir yer olduğunu, orada nasıl bir hayat geçirildiğini
bilmediğimiz öyle semtler var ki, pek çoklarımız buraların ismini bir defa bir ilan
dolayısıyla ancak gazete sütunlarında görürüz. Meselâ Beyoğlu’nu hemen herkes bilir.

Fakat bu herkesin acaba yüzde kaçı Kalyoncu’daki bir akşam manzarasını,
Dolapderesi’ndeki bir gece âlemini görmüş, seyretmiş, oradaki maruf İstanbul’un
birçok semtlerine, oralardaki gece ve gündüz hayatına, buraların çarşı ve pazarına,
buralarda yaşayan kimselere, buraların maruf tiplerine dair gayet canlı gayet renkli ve
resimli yazılar neşredecek; bu suretle İstanbul’da henüz birbirini tanımayan muhtelif
semtler ile bu semtlerde oturanları çok yakından birbirlerine tanıştıracaktır.

Bu yazıları İstanbul’u karış karış ve çok iyi bilen, sonra yalnız İstanbul’u değil,
memleketin bütün şive ve lehçelerini çok iyi tanıyan Osman Cemal bey arkadaşımız
yazacak ve kendine fotoğraf muhabirimiz refakat edecektir (Yeni Gün Gazetesi, 26
Kanunisani 1931).

Bu yazı dizisiyle yazar, “İstanbul’u mahalleleri, mesireleri, suları, surları, bağları,
bahçeleri, sahilleri, dereleriyle gayet iyi tanımış ve yazılarıyla tanıtmıştır.” (Yüzüncü 1947: 9)
Osman Cemal okuru ayrıca, henüz betonlaşma ve çarpık kentleşmenin başlamadığı yıllardaki
bambaşka bir İstanbul’a götürür (Yıldırım 2003: Arka Kapak). Bu yazılar Köşe Bucak İstanbul
adıyla Selis Kitaplar tarafından ilk kez basılmıştır.

4. Sonuç

Yetiştiği ve yaşadığı çevreyi okura hissettirmesi bakımından Ahmet Mithat, Ahmet Rasim
ve Hüseyin Rahmi çizgisinde değerlendirilen Osman Cemal, mizahî yönünü de özellikle roman ve
hikâyelerinde öne çıkarmıştır. Kurguladığı diyaloglarda çeşitli söz oyunları, atışmalar, secili
söyleyişler dikkati çeker. Kişileri konuşturmadaki başarısı, onu Türk roman ve hikâyeciliğinde çok
önemli bir yere koyar. Yazarı farklı kılan unsurlarından biri de kaleme aldığı kişilerin, ilk defa
onun eserleriyle edebiyatımıza giriyor olmasıdır. Yazar, folklorik unsurları, İstanbul’un özellikle
kenar mahallelerini ve insanlarını, gözlemci gerçekçi bir yaklaşımla ortaya koymuştur.

Döneminde hak ettiği yerde bulunmayan Osman Cemal Kaygılı, birçok edebî türde ürün
veren, eserleri içerdiği malzeme, dil ve anlatım bakımından çok zengin ve çağdaşlarından farklı
olan bir yazardır. Onun bu farklılığı sözvarlığından da kaynaklanmaktadır. Genel sözvarlığı ögeleri
olan atasözleri, deyimler, terimler, kalıp sözler, ikilemeler yazarın sıkça kullandığı unsurlardır.
Ancak bunların dışında lakaplar, argo sözler, doldurma sözler, türkü, şarkı ve ninniler, İstanbul
semt adları, farklı topluluklara ait şahıs adları ve söyleyişler, orta oyunu, tuluat atışmaları yazarın
eserlerinde öne çıkan diğer ögelerdir.

Son dönemde yazar hakkında ve eserleriyle ilgili yapılan çalışmalar, onu “yarı
meçhul”lükten kurtaracak ve Türk edebiyatında hak ettiği yere koyacaktır. Yazarın el değmemiş
birçok fıkra, manzume ve şiiri de titiz araştırmacılar tarafından gün ışığına çıkarılmayı
beklemektedir.

5. KAYNAKÇA

A. Birincil Kaynaklar

Osman Cemal Kaygılı’nın Romanları:

Çingeneler. 1939. Etiman Kitabevi. İstanbul.

Çingeneler. 1972. Bilgi Yayınevi. İstanbul.

Aygır Fatma.1944. Semih Lütfü Kitabevi. İstanbul.

Aygır Fatma.1997. İnkılâp Litabevi. İstanbul.

Bekri Mustafa. 1941. Son Telgraf Gazetesi’nde tefrika.

Bekri Mustafa. 1944. Semih Lütfü Kitabevi. İstanbul.

Akşamcılar. 1937. Son Telgraf Gazetesi’nde tefrika.

Akşamcılar. 2003. Arma Yayınları. İstanbul.

KovukPalas’ın Esrarı. 1942. Son Telgraf Gazetesi’nde tefrika.

Kovuk Palas’ın Esrarı. 2003. Arma Yayınları. İstanbul.

Hikâye Kitapları:

Çuvalcı Şeyhinin Halefi. 1923.Sabah Matbaası.

Altın Babası. 1923.Cihan Biraderler Matbaası.

Bir Kış Gecesi. 1923.Orhaniye Matbaası.

Çingene Kavgası. 1925. Orhaniye Matbaası.

Tekin Olmayan Kedi. 1925. Orhaniye Matbaası.

Goncanın İntiharı. 1925. Orhaniye Matbaası.

Mahkemede Kaynana Gelin Kavgası. 1925. Orhaniye Matbaası.

Eşkıya Güzeli. 1925. Orhaniye Matbaası.

Perili Bostan. 1925. Orhaniye Matbaası.

Sandalım Geliyor Varda. 1938. Çığır Kitabevi.

Piyesi:

Üfürükçü. 1935. İstanbul Devlet Basımevi. İstanbul. (Kaygısız soyadı ile.)

Sözlüğü:

Argo Lugatı. 1932. Haber Gazetesi’nde tefrika.

Argo Lugatı. 2003. Selis Kitaplar. Haz. Tahsin Yıldırım. İstanbul.

Folklorik Araştırma ve İncelemeleri:

İstanbul’da Semai Kahveleri ve Meydan Şairleri. 1937. Burhaneddin Basımevi. İstanbul.

İstanbul ’da Semai Kahveleri ve Meydan Şairleri. 2007. Merkez Kitaplar. Haz. Mustafa Apaydın.
İstanbul ’un Köşe Bucağı. 1931. Yeni Gün gazetesinde tefrika.

Köşe Bucak İstanbul. 2003. Selis Kitaplar. Haz. Tahsin Yıldırım. İstanbul.

B. İkincil Kaynaklar

ABASIYANIK, Sait Faik. 1999. Bütün Eserleri. Balıkçının Ölümü, Yaşasın Edebiyat 9. İstanbul:
Bilgi Yayınevi.

AKGÜN, Adnan. 1996. “Edebiyatçılarımızın Resmi Hâl Tercümeleri”. İlmî Araştırmalar 2.
İstanbul: İlim Yayma Cemiyeti..

AKTUNÇ, Hulki. 2002. Büyük Argo Sözlüğü. İstanbul: YKY.

ALANGU, Tahir. 1968. Cumhuriyetten Sonra Hikâye ve Roman Antolojisi 1919-1930. C. 1.
İstanbul: İstanbul Matbaası.

APAYDIN, Mustafa. 2003. Osman Cemal Kaygılı’nın Hikayeciliği Üzerinde Bir İnceleme. Adana:
Baki Kitabevi.

APAYDIN, Mustafa. 2005. Osman Cemal Kaygılı’nın Hikâyeleri. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi
Yayınevi.

APAYDIN, Mustafa. 2006. Osman Cemal Kaygılı’nın Hikâyeciliği. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi
Yayınevi.

OKAY, Orhan. 1990. “Osman Cemal Kaygılı” Büyük Türk Klâsikleri c.XII. İstanbul: Ötüken Yay.
s. 281-283.

ÇELİK, Behçet. 1991. “Osman Cemal Kaygılı Sözlü Kültürden Yazılı Kültüre”. Yazılı Günler.
Aylık Edebiyat Dergisi. S.3. s.3-4.

ÇELİK, Behçet. 1998. “Osman Cemal Kaygılı Destursuz Abdest Bozan Yazar”. Virgül Aylık
Kitap ve Eleştiri Dergisi. Sayı:6.

ÇELİK, Behçet. 2003. “Osman Cemal Kaygılı’nın Romanlarında Yaşantı ve Dil”. Virgül. Aylık
Kitap ve Eleştiri Dergisi. Sayı:62.

GÖÇGÜN, Önder. 1993. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Romanları ve Romanlarında Şahıslar
Kadrosu.
Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.

KUDRET, Cevdet. 1967. Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman II Meşrutiyetten Cumhuriyete
(1910-1923).
İstanbul: Varlık Yay.

KURDAKUL, Şükran. 1992. Çağdaş Türk Edebiyatı II, Meşrutiyet Dönemi / 2. Kitap. İstanbul:
Bilgi Yayınları.

KUTLU, Mustafa. 1982. Kaygılı, Osman Cemal. Türk Dili Ve Edebiyatı Ansiklopedisi. C. 5.
İstanbul: Dergâh Yayınları.

LEKESİZ, Ömer. 1997. Yeni Türk Edebiyatında Öykü 1. İstanbul: Kaknüs Sanat-Edebiyat.

NESİN, Aziz. 1973. Cumhuriyet Döneminde Türk Mizahı “Düzyazı”. İstanbul: Akbaba Yay.

OZANSOY, Halit Fahri. 1970. Edebiyatçılar Çevremde, Ankara: Sümerbank Kültür Yay.

ÖZKIRIMLI, Atilla. 1984. “Kaygılı, Osman Cemal”. Türk Edebiyatı Ansiklopedisi. İstanbul: Cem
Yayınları.

SAĞOL, Gülden. 2002. “Argo Sözlükleri” Türk Kültüründe Argo. Hollanda: Türkistan ve
Azerbaycan Araştırma Merkezi Yayını. (SOTA). s. 73.

TANER, Refika- BEZİRCİ, Asım. 1973. Seçme Romanlar, (Yazarları, Özetleri, Eleştiriler,
Kaynaklar).
İstanbul: Hür Yayınevi.

Tanzimattan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi. 2003. “Kaygılı, Osman Cemal”. İstanbul: YKY.
s.586-587.

ÜNSAL, Refika. 1954. Osman Cemal Kaygılı Hayatı ve Eserleri. İstanbul Ünv. Edebiyatı
Fakültesi Türkoloji Bölümü. Dan. Mehmet Kaplan. Yayımlanmamış Bitirme Tezi.

YÜZÜNCÜ, Reşat Feyzi. 1947. Osman Cemal Kaygılı Hayatı-Şahsiyeti-Eserleri. İstanbul: Çığır
Kitapevi.

Turkish Studies

International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic

Volume 6/4 Fall 2011

1

Dr., Ondokuz Mayıs Ü. Türk Dili Okutmanı. El-mek: medihamangir@hotmail.com

2

   Osman Cemal’le ilgili ilk biyografik çalışma Reşat Feyzi Yüzüncü’ye (1947) aittir. R. F., Osman Cemal’in
doğum tarihi olarak 22 Eylül 1306’yı verir ki bu tarih rumî takvime göredir. Yazar hakkında yazılan birçok biyografide
doğum tarihi 22 Eylül 1890 olarak gösterilmektedir. Yıl milâdi takvime göre, gün ve ay da rumî takvime göre verilmiştir.
(Alangu 1968: 93), (Okay 1982: 281), (Nesin 1973: 251), (Lekesiz 1997: 307). Adnan Akgün (1996)
‘Edebiyatçılarımızın Resmî Hâl tercümeleri’ adlı çalışmasında Başbakanlık Arşivi’ne dayanarak bu konuya açıklık
getirmiştir. O.Cemal’in doğum tarihi kayıtlara 4 Ekim 1890 olarak geçmiştir. M. Apaydın (2006) da çalışmasında bu
tarihi gösterir. (M.Apaydın, dipnot ve kaynakçada Adnan Akgün’ün soyadını Aygün olarak vermiştir.)

3

   Adnan Akgün, adı geçen çalışmasında “Osman Cemal Efendi. İnekçilikle temin-i maîşet eden Mustafa Ağa’nın
oğludur.” (1996: 245) sicil kaydını verir.

4

   R. F.Yüzüncü, O. Cemal’in annesinin adını Gülfet olarak vermiştir. Apaydın (2006) bunu basım hatası olar ak
düşünmekte, adın diğer araştırmacıların kaydettiği gibi Gülfem olduğunu ifade etmektedir. Oysaki 1954 yılında Refika
Ünsal tarafından hazırlanan ‘Osman Cemal Kaygılı Hayatı ve Eserleri’ adlı yayımlanmamış lisans tezinde O. Cemal’in
annesinin adı ‘Ülfet’ olarak geçmektedir. M. Apaydın bu tezden bahsetmez. Osman Cemal’in yakın arkadaşı Refi Cevat
ve ikinci eşi Sabiha hanımla görüşen R. Ünsal’ın bu görüşüne katılıyoruz. R. F. Yüzüncü’de geçen ‘Gülfet’ hatalıdır.
Ancak, doğru şekli birçok araştırmacının verdiği ‘Gülfem’ değil ‘Ülfet’tir.

5

   Bir paşanın konağında kalfalık yapan Osman Cemal’in annesinin asıl adı Aşnidil’dir. Evlendikten sonra Ülfet
adını alır. (Ünsal 1954: 1)

6

   R. F.Yüzüncü O. Cemal’in babasını küçük yaşta kaybettiğini söylese de R. Ünsal 16 Kanunisani 1336 tarihli
Şebab dergisinde “Şebab’ın Kara Haberleri” başlığı altında “Mizahnüvistimiz Osman Cemal Beyin pederleri Tarikat -ı
Aliye-i Sadiye mensubiinden Mustafa Dede seksen beş yaşında olduğu halde vefat etmiştir.” (Ünsal 1954: 17) ilânını
sunar. Bu durumda babası öldüğünde O. Cemal 30 yaşındadır. R.Ünsal sürgünden İstanbul’a dönen O. Cemal’in hemen
askere çağrıldığını, henüz İstanbul ve ana-baba hasretini gideremeyen O. Cemal’i bu durumun deliye çevirdiğini söyler
(1954: 12). Ayrıca O.Cemal, Haber Gazetesindeki bir yazısında “Bende yaş yirmi, yirmi bir...Kalemde dört sarı lira
aylığım var.. .Ana, baba, kardeş benden bir şey beklemezler” der. Buradan da bu yaşlarında henüz anne ve babasının sağ
olduğu çıkarılabilir.

7

   Behçet Çelik, yazarın Soyadı Kanunu çıkınca ‘Kaygısız’ soyadını aldığını, ancak bir süre sonra kendisinin
‘kaygılı’ birisi olduğunu fark edince soyadını ‘Kaygılı’ olarak değiştirdiğini söyler. (1998: 50) Ancak birçok araştırmacı
R.F.Yüzüncü’nün verdiği bilgiyi kullanır.

8

   Sabriye Hanım kocasının ölümünden sonra onun saygısına hürmeten yanan evin yerine iki odalı küçük bir
mesken inşa ettirmiş ve burada yaşamıştır (Ünsal 1954: 22).

9

   “Rüştiye’yi Türkçeden tam numara alarak bitirdikten sonra .....”, “Riyaziye ve fen derslerinden zayıf olan

Osman.....kitabet ve Türkçede çok kuvvetliydi.” (Ünsal 1954: 4) Bu veriler O. Cemal’in kalemenin kaynağını gösterir.

10

’ Yazarın ‘Kanber’, ‘Cımbız’, ‘O.C.Kaygısız’ ve ‘O.C.’ müstear adlarını kullandığını da bilinmektedir.

11

   T. Alangu Etiman olarak verir (1968: 95). Osman Cemal’in eserleri üzerinde çalışan M. Apaydın (2006) ve T.
Yıldırım (2004) ise İnkılap Kitabevi olarak vermişlerdir. Oysaki bizim temin ettiğimiz 1939 yılında basılan romanın
yayınevi Etiman’dır.

12

   Araştırmacıların birçoğu Çingeneler romanının 1939 CHP roman yarışmasında derece aldığını söylese de
roman Halide Edip’in
Sinekli Bakkal romanının birinci seçildiği 1942 yılında yapılan yarışmada dereceye girmiştir. R. F.
Yüzüncü yılı vermez ancak Halide Edip’in birinci olduğu yarışmada derece aldığını söyler. (1947: 13) Osman Cemal
Kaygılı ve hikâyeciliği üzerine yapılan en son çalışmada da (Apaydın 2006: 14) hatalı olarak 1939 yılı geçmektedir.

Zaten eser 1939 yılında ilk kez basılmış, çok rağbet görmemiş, ancak 1942 yılında aldığı ödülden sonra 1943’t e yeniden
basılmıştır.

13

Aslında roman kapağında basım yılı yazmaz. 1944 yılını kütüphane kayıtlarına dayanarak söyleyebiliyoruz.
Birçok kaynakta romanın ilk baskısı olarak 1944 yılı geçer.

14

R. F. Yüzüncü bu çalışmanın Açıksöz gazetesinde tefrika edildiğini söyler. (1947: 6) Onu referans gösteren
Alangu da aynı yanlış bilgiyi verir (1968: 96).

15

   Romanın ikinci baskısı aynı yayınevi tarafından 2007 yılında yapılmıştır.

16

   O. Cemal hakkında ilk çalışmayı hazırlayan R. F. Yüzüncü yazarın, yayımlanan ilk hikâyesi Çuvalcı Şeyhinin
Halefi’den başka hikâyesini anmaz. R. Ünsal da yazarın hikâyelerinin kitap hâlinde basılmadığını söyler. O.Cemal’in
Sandalım Geliyor Varda! adlı uzun hikâyesini romanları içinde sayar. (1954: 25, 85) T. Alangu (1968: 95) ve C. Kudret
(1967: 227) sadece
Eşkıya Güzeli ve Sandalım Geliyor Varda! hikâyelerini verirler. Bunları kaynak alan araştırmacılar da
bu iki hikâyeyi gösterir. Ö. Lekesiz (1997: 307) ve M. Kutlu (1982: 233) da yedi hikâyenin adını verirler. Yazarın
hikâyeciliği üzerine yapılan en kapsamlı çalışma M. Apaydın’ın çalışmasıdır.(2003)
Osman Cemal Kaygılı’nın
Hikâyeciliği
adını taşıyan bu çalışma Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi tarafından 2006’da yeniden basılmıştır. M.
Apaydın, yazarın basılmış dokuz hikâye kitabı ile süreli yayınlarda kalmış birçok hikâyesini de bir kitapta toplamıştır.
(2005) T. Yıldırım, 2004 yılında yazarın
Sandalım Geliyor Varda! hikâyesinin adıyla on altı hikâyesini derler. Bu
derlemenin giriş kısmında da yazarın hayatı ve hikâyeciliği üzerine değerlendirmeler yapar.

17

   M. Apaydın, yazarın basılmış dokuz hikâye kitabı olduğunu söyler (2006: 20), T.Yıldırım ise Apaydın’ın
tespitinin dışında
Mahkemede Kaynana Gelin Kavgası (1925) hikâyesini de gösterir (2004: 47).

18

   M. Apaydın bu hikâye kitabından söz etmez. T. Yıldırım yazarın hikâye kitapları arasında sayar ve hikâyeyi
kitabında yayımlar (2004: 217).

19

   Bu kitapta da yedi hikâye vardır (Apaydın 2006: 23).

20

   Bu kitapta altı kısa hikâye yer alır.

21

   Bu kitapta iki uzun hikâye vardır. Bunlardan biri 1925 yılında basılan Tekin Olmayan Kedi’dir. Hikâye Lâtin
harfleriyle yeniden basılmıştır.

22

   M. Apaydın süreli yayınlardaki hikâyelerinin hepsini derlediği iddiasında değildir. (Yaptığımız telefon
görüşmesinden) Nitekim, araştırmalarımız sırasında O. Cemal’in 1934 yılında ‘Hikâyeci’ müstearıyla Karagöz’de; 1935,
1938 ve 1939 yıllarında Kurun ve Vakit gazetelerinde hikâyeleri tespit edilmiştir. M. Apaydın bun lardan bahsetmez.
Ayrıca Güleryüz dergisinde de Apaydın’ın tespit ettiklerinin dışında hikâyelere rastlanmıştır.

23

   M. Apaydın, çalışmasının bibliyografya kısmında yazarın süreli yayınlardaki hikâyelerini yıllarına göre tasnif
etmiş, süreli yayınlardaki hikâyemsi metinleri ile diğer yazılarını da ayrı başlıklar altında vermiştir (2006: 359-366).

* Osman Cemal Kaygılı’nın Eserlerindeki Sözvarlığı, OMÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı
ABD, Danışman: Prof. Dr. Mustafa Özbalcı, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Samsun 2009.

24

   Yazarın ‘Kaygısız’ soyadıyla yayımlanan tek eseridir. O. Cemal’in gazete ve dergilerde de bu soyadını
kullandığı tespit edilmiştir. (Kurun: 28 Mart, 11 Mayıs, 6 Haziran 1935, 28 Mart 1938) Yazar, Kaygılı ve Kaygısız
soyadını birlikte kullanır. Yazara nüfus müdürlüğünce ‘Kaygılı’ soyadı verilmiştir, ancak kanaatimizce o, ara sıra da olsa
‘Kaygısız’ olmayı tercih ettiğinden bu soyadını da kullanmıştır.

25

   Bu revüyle ilgili bilgi için Osman Cemal’in Son Telgraftaki “Revü Modası, Eskiden Oynayan Bazı Revüler”
yazısına bakılabilir (15 İkinciteşrin 1942).

26

   Osman Cemal, Ramazan Revüsü, Papağan, 21, 24, 31 Mart, 7 Nisan 1926, S.111, 112, 114, 116. (M.Apaydın
dördüncü perdenin yer aldığı 116. sayıyı gözden kaçırmıştır.)

27

   Kaygılı, Osman Cemal, Bizde Argo, Resimli Şark, S.33, Eylül 1933.