ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ-TÜRKOLOJİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ
Anasayfa | Makale Bilgi Sistemi | Konu Dizini Yazarlar DiziniKaynaklar Dizini | Makale-Yazar Listesi |  Makale Sayısı-Tarih Listesi | Güncel Türkoloji Kaynakçası

Atatürk Araştırmaları || Çukurova Araştırmaları || Halkbilim || Dilbilim || Halk Edebiyatı || Yeni Türk Dili || Eski Türk Dili
Yeni Türk Edebiyatı || Eski Türk Edebiyatı || Dil Sorunları || Genel || Tiyatro || Çağdaş Türk Lehçeleri

 

AHMET HAŞİM’İN BİR GÜNÜN SONUNDA ARZU
ŞİİRİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Dr. Mustafa APAYDIN

Türkoloji Dergisi, Ankara Üniversitesi DTCF Yay., C.12, S.1, Ankara 1997

Ahmet Haşim, Tanzimat sonrasında gelişen Türk şiirinin en önemli
şairlerinden biri olduğu halde, alışılagelmiş şiir beğenilerinin dışında bir
şiir estetiği geliştirdiği için, döneminde yeterince iyi anlaşılmamış; hatta
anlamsız şiir yazmakla suçlanmıştır:

Haşim’in şiirinde vardır reng-ü âheng-ü hayâl

Olmayan şey varsa ancak lafz veya mânâsıdır

Şerhederken şair Ahmet Haşim’in bir şiirini

Eyledim gaib tamamen aklı da iz’anı da

Ancak Haşim’in en çok eleştiri konusu olmuş şiiri, herhalde ilk kez
1921 yılında
Dergâh'ta. yayımlanan ünlü “Bir Günün Sonunda Arzu”dur1.
Şiir, özellikle yazıldığı dönemde anlamsız ve kapalı bulunmuştur2.
Haşim, şiirin gördüğü tepki üzerine, şiirde anlam ve açıklık konusunu ele
alan ve daha sonra Piyâle önsözü olarak “Şiir Hakkında Ba’zı Mülahaza¬
lar” adıyla da yayımlanan Şiirde Ma’nâ adlı bir yazı kaleme almak gere¬
ğini duymuştur3. Bu yazıda Haşim, şiir için anlamın ve açıklığın mutlaka
ilk anda gerekli öğeler olmadığını, asıl aranması gereken şeyin müzikali-
te olduğunu vurgulayarak söz konusu şiirini savunmuştur.

Ahmet Haşim’den söz eden kaynaklar, Haşim’in “Bir Günün Sonun¬
da Arzu” adlı şiirini en iyi şiiri olarak değerlendirdiğini yazıyorlar4.
Ancak şiirin o dönemin edebiyat anlayışının kabul etmekte zorlandığı bir
kapalılığa sahip bulunması, sanki hiçbir şey anlatmıybrmuş gibi görün¬
mesi, “Bir Günün Sonunda Arzu”yu neredeyse bir mit haline getirmiş¬
tir.

Şiirsel anlam konusunda Ahmet Haşim’den daha uç noktalara git¬
mekten çekinmeyen Cumhuriyet döneminin önemli şiir hareketlerinden
İkinci Yeni’nin ilkelerinin en sadık uygulayıcılarından olan İlhan Berk,
Adam Sanat’ta çıkan “Poetika” adlı dizi yazısının bir yerinde şiirde anla¬
mın “önemli olmadığına” değinirken sözü Ahmet Haşim’e ve özellikle de
“Bir Günün Sonunda Arzu”ya getirmiş ve bu şiirin hiçbir şey anlatmadı¬
ğını şu sözlerle iddia etmiştir:

..."Bir Günün Sonunda Arzu” gerçekten de bir şey anlatmaz.

Ama gene de her şey anlatılmış gibidir. Şiirin son beyti:

Akşam, yine akşam, yine akşam
Göllerde bu dem bir kamış olsam!

söylenmek isteneni derleyip toparlayıp söylemiştir: Akşamdır
konusu. Anlatılan odur. Ama dolaylı bir biçimde anlatmıştır, öy-
leşine dolaylı bir biçimde anlatılmıştır ki şiirin anlamından, ken-
\ dişinden çok, sesi (ki ses de bir tür anlamdır, bu şiirde de baş
tutar), müziği, temposu, ritmi egemen olmuştur. Derinden deri¬
ne bütün şiir boyunca yürüyen odur. Şiir her haliyle bu sesi, bu
tempoyu vurgular5.    <

Acaba “Bir Günün Sonunda Arzu”, İlhan Berk’in dediği gibi, ger¬
çekten de hiçbir şey anlatmamakta mıdır? Sadece bütün şiir boyunca “yü¬
rüyen” söz konusu şiirin müziği, temposu, ritmi midir? Ya da başka bir
şekilde soralım: Ahmet Haşim’in o çok üzerinde durduğu ahenk veya mü-
zikalite, bu şiirde nasıl uygulamaya konulmuştur? Aynca şiiri güzel kılan
içeriğe ait hiçbir özellik yok mudur? Yukarıdaki soruların cevabı, sanıyo¬
rum “Bir Günün Sonunda Arzu” şiirine yorumlayıcı bir gözle bakarak ve¬
rilebilir. Bu yazıda “Bir Günün Sonunda Arzu’nun “bir defne ormanının
ortasındaki bal kavanozu” bile olsa bir anlama sahip bulunduğu, hiçbir
şey anlatmadığı yargısının yanlış olduğu kanıtlanmaya çalışılacak ve bu
şiirin şiirdeki biçim-öz ilişkisinin iyi bir örneği olduğu ortaya konacak¬
tır.

Önce şiirin metnini görelim:

Bir Günün Sonunda Arzu6    ''

, - ■ »

Yorgun gözümün halkalarında
Güller gibi fecr oldu nümâyan,

Güller gibi... sonsuz iri güller
Güller ki kamıştan daha nâlân,

Gün doğdu yazık arkalarında!

Altın kulelerden yine kuşlar    ,

Tekrarını eder ömrün ilân.

Kuşlar mıdır onlar ki her akşam /

Alemlerimizden sefer eyler?..

Akşam, yine akşam, yine akşam
Bir sırma kemerdir suya baksam
Akşam, yine akşam, yine akşam.

Göllerde bu dem bir kamış olsam!

“Bir Günün Sonunda Arzu”nun ilk kez Dergâh dergisinin ilk sayı¬
sında, 1921 yılında yayımlandığım söylemiştik. Ancak şiirin son şekli bu
ilk basım değildir. Nitekim İnci Enginün İle Zeynep Kerman’ın ortak ça¬
lışmalarında, söz konusu şiirde başlangıçta üç kelimenin değiştirildiği tes-
bit edilmiştir. Üstelik bu değişiklikler,
Dergâh' ın hemen bir sonraki sayı¬
sında yapılmıştır. Düzeltmelerin basım hatasından kaynaklandığı
söylenemez. Bizzat Haşim’in kendi müdahalesi ile şiirde ilk şeklin bozul¬
duğu açıktır.

İlk değişiklik, birinci dizenin ilk kelimesinde yapılmış ve ilk basılış¬
ta "altın" olan ilk kelime, “yorgun”a dönüştürülmüştür. İkinci olarak ilk
bendin son dizesindeki “fakat” kelimesi “yazık”, üçüncü olarak da
ikinci bendin üçüncü dizesindeki “bu” kelimesi “her” şeklinde düzeltil¬
miştir. Bu üç düzeltme de şairin şiirindeki bazı kelimelere müdahale
ettiğini, anlam veya ses bakımından yerini yadırgayan kelimeleri değiş¬
tirmede tereddüt göstermediğini ortaya koyuyor. Nitekim Enginün ve
Kerman'm titiz çalışmalarının ürünü
Ahmet Haşim Bütün Şiirleri adlı
eserde de, Haşim’in bir süreli yayında yayımlanan şiirlerini kitaplarına
alırken zaman zaman kelime değiştirmeleri yaptığı izlenmektedir.
Bu durum, Haşim’in şiirde işçiliğe çok önem verdiğini, anlık ilham¬
lardan yararlanarak şiir yazmadığım, aksine kelimeleri seçişte çok
titiz davranarak şiir metnini mükenlmelleştirmeye çalıştığını göstermekte¬
dir.

Değiştirilen ilk kelimeye bakalım: Eğer ilk dizede “Altın gözümün
halkalarında” şekli korunsaydı, anlam bakımından “altın” kelimesinin
sağlayacağı renk çağrışımım hissedecektik. Belki gül’le altın arasındaki
renk ilişkisini de düşünecektik. "Altın göz”ün uykusuzluktan, yorgunluk¬
tan kızarmış göz olduğunu da tahmin edecektik. Fakat “altın” kelimesi,
kavramsal olarak yorgunluk ve uykusuzluk durumlarını karşılayabilmek¬
ten uzaktır. Ayrıca Ahmet Haşim’in renk kullanımındaki sıklıkları araştı¬
ran Dr. Necdet Bingöl’ün verdiği rakamlara göre “altın”, renkler arasında
üçüncü kullanım sıklığına sahiptir; fakat bunlann hiçbirinde “altın”, bir
olumsuzluğu, uykusuzluğu niteleyen bir sıfat olarak kullanılmamıştır.
“Altın göz” imgesi, aynı yazarın tesbitine göre, toplam dört kez kullanıl¬
mıştır:

Şimdi zer gözleriyle tâ öteden

Gam-ı ervâhı vecde da ’vet eder.    (

Biri altın göziyle, gûyâ ki,

Sana ey kalb-i mübhem ü bâkî

"Gel!” diyor.

• • • /

Lâkin sen

■    ç

Dudakların yine pür-hande, gözlerin pür-zer,

Görüldüğü gibi yukarıdaki örneklerin hiçbirinde “altın göz” imgesi,
yorgunluk ya da uykusuzluk çağrıştıracak bir birleşimle değerlendirilme¬
miştir. Ayrıca ikinci bendin ilk dizesindeki “altın kuleler” tamlamasında
"altın" kelimesi, ilk kullanıma göre çok farklı bir anlama gelecek şekilde
değerlendirilmiştir. Öte yandan kavramın iki kez tekrarlanması, şiir mü¬
kemmelliğini zedeleyici, şairin imge dünyasını daraltıcı bir sonuç doğura¬
bilecekti. Bu nedenlerle ilk değişikliğin gerekli olduğu ve şiirde iç ahen¬
gi, anlam bütünlüğünü sağladığı, imgesel çelişkileri ortadan kaldırdığı
ileri sürülebilir.

İkinci değişiklik, “Gün doğdu fakat arkalarında” dizesinde “fakat”ın
yerine "yazık”ın getirilmesiyle oluşturulmuştur. İlk basılıştaki şekilde
dize bir durumu saptıyor. Önceki dizelerde söz konusu edilen güllerin ar¬
kasından güneşin doğduğunu vurguluyor. “Fakat” kelimesi, devam eden
bir durumun değiştiğini gösterme işlevini yerine getiriyor. Ancak dize, ilk
haliyle bu değişikliğe dair, şairin olumlu-olumsuz hiçbir yargısını içermi¬
yor. Oysa “fakat”ın yerine “yazık”ın getirilmesiyle tabiata tepkisiz olan
gözlemci/şair, zamanın tabii akışım yorumlayan, değişikliğe tepki duyan
bir karaktere sahip kılınıyor. Çünkü “yazık” kelimesi, açıkça zaman deği¬
şikliğini olumsuz yönde yorumlayıcı bir yargıya zemin hazırlamıştır. Bu
yüzden ikinci kelime değiştirmenin de şiirde anlam farklılaşmasına yol
açtığı düşünülebilir.

Şiirde yapılan üçüncü kelime değişikliği ise, "Kuşlar mıdır onlar ki
bu akşam" dizesinde “bu” nun “her” ile değiştirilmesinden ibarettir. İşaret
sıfatı olarak "bu” kelimesi, önüne geldiği ismin zaman ve mekân bakı¬
mından sınırlanmasına yol açar. “Bu akşam” denildiğinde, herhangi bir
akşamdan değil, şimdiki zamana ait zaman diliminden söz edilmektedir.
Yani akşam, yaşanılan an’a ait kılınmaktadır. Bu bakımdan şiirdeki anla-

mı düşündüğümüzde, kuşların âlemlerimizden sefer etmesi, şiirin ilk ha¬
liyle, sadece şairin şiirini oluşturduğu zamana ait bir gözlemdir. Oysa
"her" sıfatı, bu sınırlılığı ortadan kaldırmış ve kuşların akşam vakti uçuşu¬
na getirilen orijinal yorum, sürekli tekrarlanan bir eyleme dönüştürülmüş¬
tür. Bu da kuşkusuz-şiiri, anlam bakımından, öncekine göre daha derinli¬
ğe sahip kılmıştır.

Kısaca, "Bir Günün Sonunda Arzu”, şairin bizzat müdahalesi sonun¬
da kelime değişikliklerine başvurulmuş bir şiirdir. Dikkat edilirse bu de¬
ğişikliklerin anlam genişlemesi sağladıkları görülür. Yani, müzikalite ba¬
kımından çok büyük bir farklılaşma ortaya çıkmamış; yapılan
değişiklikler, daha çok anlam farklılaşmasına yol açmıştır. Bu baîumdan
daha şiirin içerik incelemesine girmeden de, Haşim’in şiirdeki anlamı
önemsediğini söyleyebiliriz.

“Bir Günün Sonunda Arzu” şiirinin ilk basılışına yapılan müdahale¬
ler, sadece kelime değişiklikleri olarak gerçekleşmemiş:
Piyale’ nin ilk
baskısında da
Dergâh’taki şekil korunduğu halde, 1928 baskısında şiir¬
den bir dize çıkarılmıştır. Şiirin Dergâh ve 1926 baskılarında son bent
şöyledir:

Akşam, yine akşam, yine akşam,

Bir sırma kemerdir suya baksam

Üstümde semâ kavs-ı mutalsam!

■ Akşam, yine akşam, yine akşam,

Göllerde bu dem bir kamış olsam.'7

Haşim, Piyâle’nin 1928 yılında yapılan ikinci baskısında yukanda
altı çizili yazılan dizeyi şiir metninden çıkarmıştır. Değişiklik, şairin sağ¬
lığında yapıldığı için, şiirin son şeklinin incelemeye esas alınması gerekti¬
ği açıktır. Ancak şiir metnini yayımlayan bazı kaynaklarda, bu sonradan
çıkarılan dizepin korunduğu görülmektedir".

“Bir Günün Sonunda Arzu” metninden Ahmet Haşim’in neden söz
konusu dizeyi çıkardığı ise, cevaplandınlmaisı gereken önemli bir soru¬
dur. Aslına bakılırsa adı geçen dize, şiirin son bendindeki müzikal yoğun¬
luğa son derece uygundur. Dizede tekrarlanan sesler, bendin ses öbekleş-
mesiyle aynıdır. Deruni-ahenk bakımından da “sema” ile “kavs” ve
“mutalsam” kelimeleri, birbiriyle hem anlam hem de ses uyumu içinde¬
dir. Bu bakımdan dizenin şiirdeki müzikaliteyi bozduğunu söylemenin
imkânı yoktur. Bu dizenin atılmasının nedeni, anlamla ilgili olmalıdır.
Ahmet Haşim, “Bir sırma kemerdir suya baksam” dizesinde vurgulanan
anlamın yeterli olduğunu düşünmüş olmalı ki, aşağı yukarı aym anlam
dairesinde düşünülebilecek “Üstümde semâ kavs-ı mutalsam”ı şiirden çı¬
karmıştır.

Görüldüğü gibi “Bir Günün Sonunda Arzu”, son şeklini alıncaya
kadar bazı değişikliklerden geçmiştir. Bu değişikliklerin yukarıda dile ge¬
tirilenlerinin tamamı, bizzat Haşim tarafından gerçekleştirilmiştir. Söz
konusu şiirin şair tarafından ortaya çıkarılan son şeklinin dışında, çeşitli
yayınlarda ufak bazı değişikliklere uğratıldığı da görülmektedir. Bunlar
arasında en dikkat çekici olanı, ilk kez Fecr-i Âtî topluluğu tarafından
kullanılan noktalama işaretlerinden yan yana iki nokta (..) işaretinin üç
noktayla karıştırılmasıdır. 1928 baskısında ve Enginün-Kerman baskısın¬
da,

Güller gibi., sonsuz, iri güller

.    12    13    ••

şeklinde yazılı bulunan dize, Asım Bezirci , Kenan Akyüz , Atilla Ozkı-
rımlı8 tarafından aşağıdaki imlâyla yazılmıştır:

Güler gibi... sonsuz, iri güller

Bu iki nokta, Fecr-i Âtî’ye mensup sanatçılar tarafından çok kullanılan
bir noktalama işaretidir. Daha çok okuma sırasında bir miktar duraklama
yapılacağını göstermektedir, tşlev bakımından üç noktadan farklı yerlerde
kullanılmıştır.

Görüldüğü gibi “Bir Günün Sonunda Arzu”, şiir metni olarak, hem
Haşim hem de şiiri sonradan yayımlayan araştırmacılar tarafından, ilk ba¬
sılışından sonra, önemli ölçüde değişikliğe uğratılmıştır. Yukarıda verilen
“Bir Günün Sonunda Arzu” metni, şiirimizin şair tarafından belirlenen
son şeklidir.

“Bir Günün Sonunda Arzu”, aruzun mef ûlü/mefâ’ıtii/fe’ûlün kalı¬
bıyla kaleme alınmış bir şiirdir. İki kapalı, iki açık hecenin ritmik bir şe¬
kilde birbirini izlediği bu kalıp, şiirde vezne dayalı bir ahenk yaratılmak
istendiği zaman kullanılabilecek kalıplardan biridir. Yine de bu kalıpla
sağlanacak ahengin “mutantan” olmadığı açıktır.

Şiirin bir dizesinde, monotonluğu kırmak amacıyla, şiir cümlesinin
kesildiği, “takti”e uygun olamayan bir duraklama yaratıldığı görülmekte¬
dir.
“Güller gibi., sonsuz iri güller, ” dizesinde veznin yarattığı yeknesak
ahengin engellendiği söylenebilir. Fakat bunun dışında, veznin sağladığı
ahenge müdahale edilmiş sayılamaz.    ,

Şiirde aruz hatası sayılabilecek kullanıma rastlanmıyor. Zihaf bir
tarafâ, şiirde imaleye bile başvurulmamıştır. Yalnız, şiirde yaygın ola¬
rak ulama kullanıldığını görüyoruz. Toplam olarak beş ulamanın bu¬
lunduğu şiirde ilk bentte hiç ulama yoktur. Ulamanın en yoğun olarak
kullanıldığı bent, ikinci benttir. Biri dışındaki ulamaların tamamı bu bent¬
tedir:

Altın kulelerden yine kuşlar;

Tekrârını ömrün eder i’lân

Kuşlar mıdır onlar ki her akşam,    ,

Alemlerimizden sefer eyler

Son ulama ise, son bendin son dizesinde yapılmıştır:

Göllerde bu dem bir kamış olsam

Tamamı üç bentten meydana gelen bu şiirde ortadaki bentte, ilk dize
hariç, toplam dört ulama bulunması, dikkat çekici bir özelliktir. İlk anda
ulamanın anlamı ikinci derecede önemli bir öğe haline getireceği bekle¬
nir. Çünkü üç dize içinde dört kez, okuyuşta kelimelerin asli şekillerini
bozucu bir uygulamaya başvurulmuştur. Ancak Haşim’in şiirinde ulama,
anlam bozucu bir aruz hatası olmaktan çıkarılmış, ahenk sağlayıcı bir iş¬
levle kullanılmıştır. Şiirdeki ulamalara dikkat edilirse biri dışında tama¬
mının “r” sesiyle yapıldığı görülür. Diğeri de sızıcı bir ünsüz olan “ş”dir.
Bir dişeti ünsüzü olan “r” sesi, sesbilim terminolojisine göre “çarpmalı”
ve “ötümlü” ünsüzler grubuna dahildir. Ancak; “r” ünsüzünün kelimenin
sonunda yer alması durumunda “ötümsüz” ve “sızmalı” olduğu ileri sü¬
rülmektedir9. Bu durumda sonu ötümsüz “r” ile biten kelimelerde ulama
yapılarak şiirdeki ahenk bir ölçüde korunmuş, “r” tekrar ötümlüleştiril-
miştir, denilebilir. Özellikle ikinci bendin üçüncü dizesinde bulunan iki
ulamanın sistemli bir şekilde kullanıldığı görülmektedir: “Kuşlar mıdır
onlar ki her akşam,” dizesindeki toplam beş kelimeden üçünün sonu “r”
ile bitmektedir, birinci ve ikinci, dördüncü ve beşinci kelimeler arasında
ulama yapılmıştır. Ortada kalan tek kelime ise “ki” edatıdır. Sonu “r” ile
bitip de ulama yapılmayan tek kelime “onlar” dır. ,

Üç bentte meydana gelen, fakat bentlerdeki dize sayısı birbirini
tutmayan “Bir Günün Sonunda Arzu”nun kafiye örgüsü de düzenli de¬
ğildir. Şair kafiye kullanmakla birlikte, dizelerin sonunu sistemli bir
şekilde aynı seslerle bitirmemiştir. Bununla birlikte şiirde kafiyenin,
özellikle son bentte bir ahenk artırıcı öğe olarak kullanıldığını da belirte¬
lim.

Ahmet Haşim gibi, şiirde anlamdan çok, müzikaliteyi ön plana çıka¬
ran bir sanatçının şiirinde müzikaliteyi sağlayan ses öbekleşmesine dikkat
etmesi çok normaldir. Bu şiirde de Haşim’in müzikaliteyi sağlayıcı bir
takım ses tekrarlarına başvurduğu görülmektedir.

İlk bentte “g” sesi etrafında bir ses öbekleşmesi göze çarpmaktadır.
“Gözümün”, “güller”, “gibi”, “gün” kelimelerinde dikkat edilirse ilk he¬
celerin hemen hemen aynı sesi verdikleri görülmektedir. “Gibi” dışında¬
kilerin ince ve yuvarlak sıradan ünlü aldıkları görülmektedir.

Yine aynı bentte ses öbekleşmesinin dışında, kelime tekrarları da
müzikaliteyi sağlayan bir öğedir. “Güller” kelimesi, bent içinde toplam
dört kez, “gibi” iki kez tekrarlanmıştır. “Güller gibi” kelime grubunun iki
kez tekrar edilmesi, bentte bir ahenk yoğunlaşmasına yol açmıştır.

İkinci bentte ise lar/ler ses öbekleşmesi görülmektedir. “1” sesinin
dışında “r”, “h”, “d” ve “f ’ seslerini de aynı öbekleşme içinde dü¬
şündüğümüzde, ikinci bentte ses tekrarlarının görüntüsü şöyle olmakta¬
dır:

Altın kulelerden yine kuşlar

Tekrarını ömrün eder ilân.

Kuşlar mıdır onlar ki her akşam

Alemlerimizden sefer eyler?

Görüldüğü gibi, hemen hemen aynı sesler, bir bent içinde toplam on kez
tekrarlanmıştır. Bu durum da yoğun bir ahenk yaratmaktadır.

Ahenk bakımından en dikkati çeken bent, son benttir. Bent, “akşam”
kelimesinin sürekli tekrarlanması üzerine kurulmuştur. Kelime, toplam
altı kez tekrar edilmiştir. Ayrıca “akşam” kelimesini ses olarak hatırlatan
“baksam”, “kamış” kelimelerinin de bent içinde yer alması, bendi hemen
hemen aynı seslerin tekrarlandığı bir ahenge ulaştırmaktadır.

Görüldüğü gibi, “Bir Günün Sonunda Arzu” şiirinde, veznin ve kafi¬
yenin sağladığı ahenkten çok daha fazlası yapılmış, ses tekrarlan müzika-
lite sağlayıcı öğe olarak kullanılmıştır. Özellikle son bentte sadece ses
tekrarıyla yetinilmeyip yoğun oranda kelime tekrarına başvurulması, bir
ahenk yoğunlaşmasına yol açmıştır. “Akşam” kelimesinin altı kez tekrar¬
lanması, şiirin ses bakımından normalin üstünde bir tınıya sahip olmasını
sağladığı gibi, anlama ait bir vurgulamayı da taşımaktadır. Şiirin adının
“akşam”la ilişkili olması dolayısıyla şair, “akşam” kavramını, hissettir¬
mek için, kelime tekrarına başvurmuştur. Aynı kelimenin sürekli tekrar¬
lanması, akşamın gittikçe yoğunlaşan karanlığına da denk düşmektedir.
Bu bakımdan ses tekrarlarının, bu şiirde, sadece basit bir ahenk öğesi ola¬
rak değerlendirilemeyeceği ileri sürülebilir. Yaratılan ahenk, aynı zaman¬
da şiirsel anlamla yakından ilişkilidir.

“Bir Günün Sonunda Arzu”, Ahmet Haşim’in en çok ele aldığı bir
temi devam ettirmektedir. Şiirde Haşim’in “O Belde” ve “Yollar” gibi şi¬
irlerinde de ele aldığı başka bir âleme göçme özlemi dile getirilmiştir, ilk
bakışta şiirin adı da bu özlemi çağrıştıracak bir anlama sahiptir. “Bir
günün sonu” kelime grubu, anlam olarak “akşam” a denk düşmektedir.
Yani şiirin adından, şiirde akşam vakti gerçekleşmesi istenen bir arzudan
söz edildiği anlamını çıkarmak mümkündür. Nitekim şiirin son bendi de
bu arzuyu dile getirmektedir: “Göllerde bu dem bir kamış olsam!” Bu di¬
zedeki arzunun Haşim’in “O Belde”sindeki ütopik ülkeyle bağlantısının
kurulması ise daha fazla açıklamayı gerektirmektedir.

Şiir, İlhan Berk’in iddia ettiği şekilde, akşamı konu olarak almış
sayılamaz. Şiirin büyük bir kısmı, sabahın oluşu ve sabahla ilgili izle¬
nimler üzerine kurulmuştur. Nitekim ilk bent, “fecrin nümayan olma-
sı”nı ve ardından güneşin doğmasını dile getirmektedir. İkinci bentte
de kuşların ömrün devamını ilân etmesi, zaman olarak sabaha ait bir
anlam taşımaktadır. Çünkü akşamla birlikte yuvalarına çekilen kuşlar,
ancak sabahleyin güneşin doğuşundan sonra ortaya çıkıp sesleriyle, var¬
lıklarıyla hayatın devam ettiğinin tanığı olabilirler. Bendin son iki dizesi
ise, aikşam motifine geçiş yapılmasını sağlayacak bir soruyu içermekte¬
dir:    .

Kuşlar mıdır onlar ki her akşam
. Alemlerimizden sefer eyler?

Burada sabahleyin ömrün tekrarını ilân eden kuşların, akşamları
“âlemlerimizden sefer” eyleyip eylemedikleri sorgulanıyor. Kısacası ikin¬
ci bent de konu olarak akşama ait bir değerlendirmeden söz etmiş sayıla¬
maz. Akşam, ancak son bentte ele alınmıştır.

İlk bentte geceyi uykusuz geçirmiş bir insanın sabahın oluşuna ait
duygulan üzerinde durulmuştur. Haşim’in diğer şiirlerinde de gecenin
önemli bir yeri vardır. Akşam kadar olmasa bile, gecenin, özellikle de
mehtaplı gecenin şaire realiteden uzaklaşma, günün çirkinliklerinden
kaçıp hayallere dalma fırsatı verdiği görülmektedir. “Şi’r-i Kamer”in ba¬
şında yer alan “Kari’e” başlıklı şiirde şair geceye verdiği önemi şöyle dile
getirmiştir:

Muzlim şeceristan arasında

Esrar ile yekpâre münevver

Bir yoldur açılmış sana derdim

Ka 'ri bu kitabın gecesinde

Mehtâbı seninçün yere serdim'6.

Bu ifadeden Haşim’in kendi içdünyasıyla gece arasında bir paralellik kur¬
duğu söylenebilir.

Gece, aynı zamanda hayalde de olsa sevgiliyle birlikte geçirilen bir
zaman dilimi olduğu için Haşim’in şiirlerinde güzel olanın bir ifadesidir.
Göl Saatleri'nde “Birlikte” adlı şiir, geceye sahip çıkışı şöyle dile getir¬
mektedir:

Bütün bizimçündür

Nukûş-ı encüm-i vahdetle işlenen bir tül

Gibi üstünde titreyen bu semâ;

Gecenin dallarında şimdi açan

Bu kamer,

17

Bu altın gül..

Yani gece, Haşim için hayallere dalma fırsatının ortaya çıktığı
zaman dilimidir. Bu bakımdan şiirde geçen yorgun göz imgesi, olumsuz
ve yıpratıcı bir geceye gönderme yapıldığı şeklinde değerlendirilemez.

. Nitekim şair, yine aynı bent içinde güneşin doğmasına tepki duyan
bir insan kimliğiyle karşımıza çıkmıştır. Burada şairin bütün bir gece bo¬
yunca neden uyumadığı, yorgunluğa kendini niçin mahkum ettiği açıklan¬
mamış, kapalı bırakılmıştır. Yalnız yine de bu yorgunluğun mutsuzluktan
ya da olumsuz şartlardan kaynaklanan bir fiziksel durum olduğunu söyle¬
mek zordur.

Burada dikkatimizi çeken bir başka husus da gül kelimesinin orijinal
sayılabilecek bir benzetme ilişkisi içinde kullanılmasıdır. Şiirde fecir,
rengi itibariyle güle benzetilmiştir. Ayrıca fecrin bulutların arkasından
dalga dalga ortaya çıkmasıyla gülün yapraklan arasında da bir benzer¬
lik bulunmaktadır. Gülün kizıl oluşu, Divan edebiyatında bülbül-gül
hikâyesi çerçevesinde değerlendirilen şiirlere konu olmuştur. Mantıksal
bakımdan gül ile fecrin benzerlik ilişkisi içine sokulmasında bir aykınlık
yoktur. Nitekim Divan şiirinde güle ait göndermeler silsilesi içinde gülün
"çâk-ı giriban” olması vardır. Fecir de gecenin karanlığını yırtarak oluştu¬
ğundan gülle fecrin anlam ilişkisi içinde kullanılması, gelenekteki gül
mazmununun dikkate alındığım göstermektedir. Yine bu bentte gülün
klasik çağnşımlan içine yerleştirilebilecek bir başka, anlamı daha göz
önünde bulundurulmuştur. Gül, çabuk solması, bahar, mevsiminde kısa
bir süre açması dolayısıyla, hayatın, mutluluğun, güzel olan şeylerin geçi¬
ci olmasıyla bağlantılı bir benzetme öğesi olarak kullanılır. Gül mevsimi¬
nin kısa sürmesiyle fecir arasında, geçici olmak bakımından, bir ilişki ku¬
rulabilir. Çünkü fecir de çok kısa süren bir tabiat olayıdır. Nitekim,
“Güller ki kamıştan daha nâlân” dizesinde de gülün canlılığım çabuk
kaybeden bir bitki oluşuna yönelik bir anlam vardır. Dizede geçen
“nâlân” kelimesi, gülün tazeliğini kısa sürede yitiren bir bitki oluşuna ait

bir gönderme içeriyor. Sadece bir dizedeki anlamı dikkate alırsak gülün
inleyişini gül imgesine yeni bir katkı olarak düşünebiliriz. Ancak bentte
gülün fecre ait bir benzetme öğesi olduğu unutulmamalıdır. Burada fec¬
rin geçici bir tabiat olayı oluşuna karşı duyulan tepki, inleyen gül imgesi¬
nin yardımıyla dikkatlere sunulmuştur. Ayrıca güllerin kamıştan daha
nâlân olması, “kamış” kelimesi etrafında oluşan telmih öğelerini de dü¬
şündürüyor. Dini-tasavvufı edebiyatın “kamış”a ve ondan yapılan “ney”e
yaratılışa ait sırları bilme özelliği vermesi ve neyden çıkan sesleri
Tanrı’dan uzak oluşa yorması, kamışların “nâlân” olmalarını açıklamak¬
tadır. Yani “kamış”ın “nâlân” oluşu, klasik edebiyatta özel bir çağrışım
alanı yaratmıştır. Güllerin kamıştan daha nâlân olması ise, Ahmet
Haşim’in yarattığı bir imgedir. Fakat yukarıda da görüldüğü gibi, güle,
“kamış”a dair, Divan edebiyatının yarattığı çağrışımlar sistemi, imge
yaratılırken göz . önünde bulundurulmuştur. Şair, fecir zamanının kısalı¬
ğını ve buna duyduğu tepkiyi inleyen gül imgesiyle dikkatlere sunmuş¬
tur.

Gül imgesinin fecirle benzerlik ilişkisi içinde kullanılışı, ilk bendin
son dizesini de anlaşılır kılmaktadır. Kamıştan daha “nâlân" olan güllerin
arkasından güneşin doğması, bir hayıflanma ifadesiyle anlatılmıştır. Bu
da yorgun gözlerin sahibinin, yani şairin çok kısa süren fecir kızıllığının
güzelliğinin güneşin doğuşuyla birlikte kaybolmasına karşı duyduğu
üzüntüyü göstermektedir.

İkinci bendin ilk iki dizesinde, güneşin doğuşundan sonra tabiattaki
canlanma dile getirilmiştir:

Altın kulelerden yine kuşlar

Tekrârım ömrün eder ilân.

Kuşların sabahleyin yuvalarından çıkıp sesleriyle; varlıklarını duyurması,
kuşlara ömrün tekrarını ilan görevinin verilmesine yol açmıştır. Ömrün
tekrarını ilan eden kuşlar imgesinde, imgeye uygun bir fon yaratıldığı
dikkati çekmektedir. Kuşlar, sanki bir kalede kalk borusu çalan muhafız¬
lara benzetilmişlerdir. “Altın kuleler” imgesi, ilk bakışta kale kavramını
akla getiriyor. Aynı zamanda “altın” kelimesinin, Divan edebiyatında ka¬
zandığı anlamlar açısından da, “kuleler” sözüne uygun olduğu görülüyor.
“Altın”, Divan edebiyatında değerli bir maden olmasının, az bulunurluğu¬
nun yarattığı anlam alanı dışında, parlaklığı ve rengi dolayısıyla, güneşin
mazmunu olarak kullanılmıştır (zer-i hurşîd). Şiirimizdeki “altın” sözü¬
nün de güneşin doğuşunu çağrıştığı söylenebilir. “Altın”, “güneş”in maz¬
munu olunca güneşe ait çağrışımların da tesbit edilmesi lazımdır. Güneş,
\ j g

eski inanışta bütün gök cisimlerinin sultanıdır . Sultanlık ise mekan
çağrışımları olarak saray, kale, kule gibi kavranılan düşündürmektedir.

Bu bakımdan “altın kuleler” imgesini, eski edebiyatımızdaki güneş-
padişah mazmununu dikkate almış bir şairin yaratması olarak değerlen¬
dirmek mümkündür. Kuşlar da saray dekorunu tamamlayıcı bir öğe
olarak kullanılmıştır. Kuşlar, güneşin hüküm sürdüğü zaman diliminin
başladığını bildirmekle görevlendirilmişler gibi bir anlama ulaşılmakta¬
dır.

Aslında kuşlar, sabahın olduğunu insanlara sesleriyle ilk duyuran
varlıklardandır. Bu bakımdan şairin sabahın oluşuna ait dikkatleri, bir re¬
aliteye dayanmaktadır. Ancak, Haşim, bu realiteyi estetize edilmiş bir gö¬
rüntü haline koymayı başarmıştır.

Kuşların ömrün tekrarını her sabah yeniden ilan etmesi, sesle olur.
Bu da Haşim’in hayal dünyasından uzaklaşması anlamına gelmektedir.
Bu yüzden güneşin doğuşunun ardından hayatın devam ettiğini kanıtla¬
yan seslerin duyulmasını, rahatsız edici bir durum olarak değerlendirmeli¬
yiz.    -

İkinci bendin son iki dizesinde ise şair, akşam imgesi çerçevesinde
ele alınabilecek önemli bir soru soruyor:

Kuşlar mıdır onlar ki her akşam,

Alemlerimizden sefer eyler?

Burada her akşam tekrarlanan bir eylem, çok farklı bir anlam çerçevesin¬
de dikkatlere sunulmuştur. Kuşların, diğer canlılarla birlikte, akşamlan
yuvalanna çekildikleri, bilinen bir gerçektir. Fakat Haşim, bu eyleme
âlemlerden sefer eylemek görevini yüklemek istemiştir. Kuşlann her
akşam tekrarladıklan yuvaya dönme ve ortalıktan çekilme eyleminin
başka bir âleme sefer eylemek olup olmadığını soran şair, aslında kuşlar
aracılığıyla kendi yaşanılan hayattan uzaklaşma arzusunu dile getirmiştir.
Böylece akşamla birlikte başka bir âleme göçme fikri, ilk kez ikinci ben¬
din son iki dizesinde dile getirilmiştir.

Burada akşam kavramının nasıl olup da başka bir âleme göç etme
düşüncesini verdiği üzerinde durulmalıdır. Haşim, bilindiği gibi, gündüzü
eşyanın çikinliklerini gösterdiği için sevmez, akşamı ve geceyi, özellikle
de mehtaplı geceyi ise, çirkinlikleri gizlediği ve hayale dalma fırsatım
verdiği için severdi10. Akşam ay m zamanda yarattığı renk zenginliğiyle
de Haşim’i reel dünyadan uzaklaştıran bir atmosfere sahiptir. Bu bakım¬
dan sanatçının kuşlann her akşam içgüdüsel olarak yaptıkları! harekete
dünyadan sefer eylemek özelliği katması, her şeyden önce akşamın renk
ve görüntü itibariyle bu düşünceye uygun bir ortam yaratmasından dola¬
yıdır.

Öte taraftan kuşlara sefer görevinin verilmesi, kuşlann uçma yetene¬
ğine sahip bulunmalanndandır. Toprağa bağlı yaşamak zorunda bulunan
insan için kuşlann bu yeteneği, her zaman imkânsıza karşı duyulan öz¬
lemle birlikte anılmış, eski edebiyatta olağanüstü kuşlar hakkındaki tel¬
mih öğeleri sıkça kullanılmıştır (kaknus, anka). Haşim ise kuşlann uçma
özelliklerini başka bir âleme sefer eylemek şeklinde yorumlamıştır. Elbet¬
te ki kuşlann büyük bir kısmının göçücü olmasının da sefer eylemekle
ilişkisi bulunmaktadır. Ancak Haşim, kuşlan sadece basit bir imge olarak
kullanmış sayılamaz. Kuşlara hayal dünyasında çok önemli bir rol ver¬
miştir. Bir başka şiirinde güneşin batışına bulduğu güzel neden, kuşlar¬
dır:

Gurûb u hân ile perverde ruh olan kuşlar
Kızıl kamışlara, yâkût âba konmuşlar;

Ufukta bir ser-i maktû ’u andıran güneşi
Sükût u gamla yemişler ve şimdi doymuşlar °.

Yukandaki şiirde de görüldüğü gibi Haşim, kuşlann “güneşi yiyerek” ak¬
şamın gelişini sağladıklannı söylüyor. Bu durumda kuşlar, akşamın geli¬
şinde birinci derecede rol sahibi yapılmıştır. Kuşlann kızıl kamışlara ve
yakut âba konmalan da akşam dekorunda kuşlann ne derece önenüi oldu¬
ğunu gösteriyor. Onun “Göl Saatleri” adlı kitabının bir bölümünün “Göl
Kuşları”na aynlması, kuş imgesinin kendisi için önemli olduğunu gösteri¬
yor. Çünkü kuşlarda insanlarda olmayan önemli bir özellik vardır:
Uçmak. Yani Haşim, kuşlan her akşam âlemlerimizden sefer ettirirken,
atmosferi oluşturan zaman diliminin kendi içdünyasındaki çağnşımlanm
ve bunlann kuşlarla, göç düşüncesiyle bağlan tısım çok başanlı bir şekilde
kurmuştur.

İkinci bendin son iki dizesinde ortaya çıkan başka bir dünyaya
göçme düşüncesi, büyük bir özlem olarak son bentte tekrar ele alınmıştır.
Gerçi kuşlann âlemlerimizden sefer eylemesinde de, bu yeteneğe sahip
olamayan insanın ruh hali görülüyordu; ancak son bent, özlemi şiirin
adına uygun bir arzuya dönüştürmüştür.

Akşamın yoğunluğu ve insanda çok çeşitli duygular uyandırdığı vur¬
gulanmak istenirmiş gibi, “akşam” kelimesi son bentte iki dize içinde top¬
lam altı kez tekrarlanmıştır:

Akşam, yine akşam, yine akşam    '

Bir sırma kemerdir suya baksam
Akşam, yine akşam, yine akşam
Göllerde bu dem bir kamış olsam!

Akşamın Ahmet Haşini için özel bir anlamı vardır. O, akşamın ve
yan karanlık zamanların şairi olarak bilinir. Nitekim yakın arkadaşı Ab¬
dullah Şinasi Hisar, Haşim’in dünyasını şöyle tasvir etmektedir:

Ahmet Haşim’in şiirinde kendine mahsus bir âlemi ve hususî bir
saati vardır. Hakikati vazıh gösteren, hayale müsait olmayan güne¬
şin» ufka veda ederek çekildiği ve kızıllığının aksiyle bütün tabiatin,
suların, ağaçların ve kuşların tutuşmuş gibi göründükleri ve kanıyor
hissini verdikleri bir zaman yok mudur? İşte Ahmet Haşim’in sevdi¬
ği saat bu zamandır. O şiirlerinde hep bu gurubun döktüğü kanlan,
suların alevini, dalların ve ağaçların yanan hallerini ve kuşlann alev¬
den halkolunmuş gibi görünmelerini tasvir etmiş, hep “bir günün so-
nunda”ki akşamın kanayarak geceye döküldüğü zamanlann şairi ol-
muştur11.    .

Kendisi de “Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar” adlı ünlü yazısında şiirde
anlam ve açıklık konusunu ele alırken şiirle akşam arasındaki ilişki konu¬
sunda şu dikkate değer düşünceleri ileri sürmüştür:

... Şiirler var ki sular gibi akşamla renklenir ve ağaçlar gibi meh-
tabla gölgelenir., güneşin ziyasında ise bu aynı şiirler, teneffüs edil¬
mez bir buhar olur. Uzaktan gelen bir çoban kavalını veya bir bahçı¬
van şarkısını dinleyerek ağlamak istediğimiz yaz gecelerindeki
ruhumuz, öğlelerin hararetinde taşıdığımız o ağır ve baygın ruhun eşi
midir?12

Görüldüğü gibi Haşim, güneşin tabiatı çirkinleştirdiğini ileri sürüyor. Ak¬
şamı ise tam tersine renkli ve ruh okşayıcı bir zaman dilimi olarak değer¬
lendiriyor.

Bu bakış açısının “Bir Günün Sonunda Arzu” şiirinde de egemen ol¬
duğu söylenebilir. Bu şiirde de güneşin doğuşuna hayıflanan, geceden ge¬
tirdiği ve fecrin kızıllığıyla renklenen hayallerinin sona erdiğine üzülen
bir şairi hissetmemek mümkün değildir.

Akşam, güneşin batışından sonra eşyanın büründüğü kızıl renk,
Haşim’in en çok tercih ettiği renklerden biridir. Etrafın yan karanlık ol¬
duğu, eşyanın kendi gerçek rengini yitirip kızıl ve laciverd renge bürün¬
düğü akşam saatleri, Haşim’e hayallere dalma, yaşanılan dünyanın çirkin¬
liklerinden uzaklaşma imkânı vermiştir. Esasen kırmızı da, renk olarak
tarihte her zaman olumlu çağnşımlar için kullanılmıştır. Divan şiirinde de
şarabın rengi, gül, sevgilinin yanağı, dudağı, âşığın ahi, gözyaşı dolayı¬
sıyla kırmızı renge başvurulmuştur. Yani kırmızı renge eğilim, sadece
Ahmet Haşim’e özgü bir durum değildir. Ancak Haşim, kırmızının deği¬
şik tonlama kullanmasının yanında, bu rengi genellikle akşama ait göz-

lemlerini dile getirirken tercih etmiştir. Akşamın rengi, Haşim’e hemen
daima güzellikleri, realiteden kaçışı çağnştırmıştır. “Akşam”, Siyah Kuş¬
lar”, “Merdiven”, “Havuz”, “Ölmek”, “Zulmet”, “O Belde”, “Yollar”,
“Geldin” gibi şiirlerinde de akşam motifini kullanan Haşim, akşamda rea¬
liteden kaçış için gerekli ortamı bulmuştur. “Bir Günün Sonunda
Arzu”daki kuşlann başka âlemlere sefer eylemesi imgesinin bir benzeri
“Yollar”da bulunmaktadır:

Yollar

Ki gider kimsesiz, tehî, ebedî, ,

Yollar hep birer hatt-ı pür-sükût oldu

Akşamın sîne-i gubârında.

Onlar

Hangi bir belde-i hayâle gider,

Böyle sessiz ve kimsesiz şimdi f3 -

Yani Haşim, akşamı bir başka âlemi arayışın, realiteden kaçışın zamanı
olarak değerlendirmiştir.

“Bir Günün Sonunda Arzu”nun son bendi, ilk anda ne anlattığı ko¬
layca söylenemeyecek bir özelliğe sahiptir. Bunda kuşkusuz, ikinci dize¬
nin ve özellikle de “Göllerde bu dem bir kamış olsam” dizesinin payı bü¬
yüktür. Haşim’i tezyif etmeyi amaçlayan yazılann büyük kısmının söz
konusu dizeden hareket ettiği söylenebilir.

Dörtlüğe egemen olan akşam imgesinin Haşim’deki genel anlamın¬
dan hareket ederek, bu şiirde de akşamın şaire başka bir dünyaya geçebil¬
me ortamı yarattığını iddia edebiliriz. Bu iddiayı desteklemek amacıyla
Haşim’in kullandığı bazı kelimelerin poetik çağnşımlanndan da yararlan¬
mak mümkündür. Bütün çağnşımlar, bizi âlemlerimizden sefer eylemek
arzüsuna götürecektir.

Son bendin ikinci dizesi, akşamın şairde bıraktığı izlenim üzerine
kurulmuştur:

Bir sırma kemerdir suya baksam

Burada akşam, suyun üzerindeki görüntü ve renklerle dikkatlere sunul¬
muştur. Suya yansıyan görüntüler bir sırma kemere benzetilmiştir.

Ahmet Haşim’in şiirlerinde su ile ilgili göndermeler, Şi’r-i
Kamer’deki Dicle’yi fon olarak kullanan şiirler hariç, çoğunlukla durgun
suya yöneliktir. O, daha çok gölleri veya havuzu tercih etmiştir. Göl Saat-
leri’nin ünlü Mukaddime’sinde “eşkâl-i hayat”, hayal havuzundan seyre¬
diliyordu. Yani Haşim, suyun eşyanın görüntülerini yansıtabilme özelliği-

ni dikkate almıştır. Suyun hayatın şekillerini yansıtabilmesi için, mutlaka
durgun ve hareketsiz olması lazımdır. Öte taraftan suda yansıyan görüntü
gerçeğin kendisi değildir. Görüntüler suyun yüzünde tersyüz durumdadır.
Ayrıca suyun durgunluğu aynada olduğu gibi, katılaşmış bir durgunluk da
değildir. Ne kadar hareketsiz olursa olsun suyun yüzeyi ayna kadar net
görüntüler vermez. Bu durum da, Ahmet Haşim’in yaratmak istediği şiir
dünyasına uygun düşmektedir. Onun yarattığı dünyadaki görüntüler, ger¬
çekten de sanki bir durgun suya yansıyan şekiller gibi, tersyüz edilmiştir
ve netlikten uzaktır.

Akşamın ortaya çıkardığı renk ve görüntü zenginliği içinde Haşim’in
suyun yüzünde gördüğü “bir sırma kemer”dir. Haşim, aslında “sırma" ke¬
limesini bu şiir dışında hemen hiç kullanmamıştır. Akşamın kızıllığını
altın rengi ile ele aldığı şiirlerin çokluğuna karşılık, burada sırma gibi,
haddeden geçirilmiş gümüş veya altın yaldızlı tel anlamında kullanılan
bir kelimenin tercih edilmesi dikkat çekiyor. Her şeyden önce, sırma bir
hat boyunca uzayıp giden altın renkli bir çizgiyi akla getiriyor. Ancak şi¬
irde “sırma” “kemer”in sıfatı olarak kullanılmıştır. Yani şair, akşam suya
baktığında, altın yaldızlı bir sırma kemere benzeyen bir görüntü algıla¬
mıştır denebilir. Suya yansıyan “sırma kemer” ise, bir gölün kıyısında bu¬
lunan dağların ya da ağaçların suda bıraktıkları akis olarak yorumlanabi¬
lir. Bu da Haşim’in şiirde bir resim duygusu uyandırmak istediğini
düşündürüyor. Tabii “sırma kemer” tamlamasının görüntüyü çağrıştır¬
maktan başka bir anlamının bulunduğu da düşünülebilir. Kemer kelimesi,
yay (kavs, keman) kavramı içinde düşünülecek bir anlama sahiptir. Nite¬
kim Osmanlıcada “mukavves” kelimesi “kemerli anlamında kullanılmış¬
tır. Kemer’in taşıdığı bu anlamı düşündüğümüzde, “sırma kemer”in.geril¬
miş yayı hatırlatacak şekilde ele alındığım söyleyebiliriz. Nitekim şiirin
ilk yayımlanışında bulunan; fakat sonradan Haşim tarafından çıkarılan
“Üstümde semâ kavs-i mutalsam” dizesinde de “kavs-i mutalsam” tamla¬
ması, yay kavramını bir kez daha vurgulamaktadır. Suya yansıyan “sırma
kemer”, suyun görüntüyü ters olarak yansıtması dolayısıyla, yayın gerili
kirişinin ifadesi şeklinde değerlendirilebilir. Yayın ikinci parçası ise, kıyı¬
dan yükselmekte olan dağlar veya bir kavis oluşturan ağaçlardır. Yay ve
kamış kavramları da başka bir dünyaya geçme düşüncesini destekleyen
bir anlam alanına sahiptir.

• •' ■

Kısaca Haşim, güneş battıktan sonra suya yansıyan kızıllığı bir
sırma kemere benzetmekle, gerilmiş bir yay düşüncesine de gönderme
yapmış ve böylece yayın oku havaya fırlatma özelliğinden yararlanarak
başka bir âleme geçme arzusuna uygun bir anlam genişliği sağlamıştır,
denebilir.

“Bir Günün Sonunda Arzu”nun açıkça bir arzu bildiren tek cümlesi
son dizede yer almaktadır:

Göllerde bu dem bir kamış olsam!

Şairin “dem”den kastettiği ilk olarak akşam vaktidir. Aynı zamanda
“deıtTin Arapçada kan anlamına gelmesi, Haşim’in kelimeyi sadece vakit
değil, akşamın rengini çağrıştırması dolayısıyla tercih ettiğini düşündürü¬
yor. Şair, akşamın yarattığı atmosfer içinde tıpkı kuşlann yaptığı gibi,
âlemlerimizden sefer eylemek, suyun üstünde gördüğü ve “sırma kemer”
olarak nitelendirdiği yansımanın çağnştırdıklanndan yola çıkarak göller¬
de bir “kamış” olmak istemektedir. Kuşlann uçma yeteneğine sahip bu-
lunmalannm verdiği kıskançlıkla şair, “kamış”ta kendini bu dünyanın
gerçeklerinden uzaklaştıracak, deyim yerindeyse gökyüzüne çıkaracak bir
sembol özelliği bulmuştur.

Kamış, burada rastgele seçilmiş bir kelime değildir. îlk olarak
Haşim’in bu kelimenin
Divan edebiyatında kullanılan anlamlannı dikkate
aldığı söylenebilir. Aynca “kamış”, Ahmet Haşim’in bu şiirinde yeni bir
anlam daha kazanmıştır.

Divan edebiyatının mazmunlar dünyası içinde “kamış”, tasavvufî
edebiyattan alınmış ve hemen daima “ney” ile birlikte kullanılmış bir ke¬
limedir.
Mesnevi'n'ın başlangıcındaki ilk on sekiz beytin “ney”e aynlma-
sı, tasavvuf edebiyatında “ney”e ve “kamış”a ve ne kadar önem verildiği¬
ni göstermektedir:

Dinle bu ney nasıl şikâyet ediyor; aynlıklan nasıl anlatıyor.

Diyor ki: Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryadımla erkek de
ağlayıp inlemiştir, kadın da.

Aynlıktan şahrem-şahrem olmuş bir gönül isterim ki iştiyak derdini
anlatayım ona.

Aslından uzak kalan kişi, gene buluşma zamanım arar13. '

Mesnevî’yi şerh edenler, ney mazmununu “insan-ı kâmil” olarak açık¬
lamışlardır. O, birlik kamışlığından geçmiş, gerçek varlıkta var olmuş¬
tur. Ondan çıkan her ses Tann ihtiyannı bildirir. Fakat görünüşte sıfat¬
larla, fiillerle kayıtlıdır. Bu bakımdan dünyadaki cezasının bitip İlâhî

25 *

varlıkta bir olmayı özler . İnlemesi ve “Vücud-ı Mutlak”tan ayn ol¬
masından dolayıdır. Neyden çıkan sesler de Allah adım tekrarlamakta¬
dır:    ,

Sanmanuz siz beni kim gû gû direm

Belki yâ hû dimezem "hû hû” direm14

Ney’in yapıldığı kamışın ortaya çıkışıyla ilgili olarak, tasavvuf ede¬
biyatında bir hikâye anlatılmaktadır. Buna göre Hz. Muhammed, Hz.
Ali’ye İlâhî sıra açmış ve kimseye söylememesini tenbih etmiş. Hz. Ali,
bu sim taşıyamamış ve kör bir kuyuya söylemiş:

Varuban çâha ‘Alî bir “hû" didi
Özge sırlardan ne ol ne bu didi

Cuşiş u şûriş idüp çâhun suyı
Cünbîşe girdi ‘Alî kimi kuyı
Bitdi bir ney anda ol “hû ”dan
Olup ol çâhun suyı ol demde kan
Pes budur ney didiigi “hû hû
” müdâm
Dimedügi hîç gû gû iy hümârri1

Bir gün adamın biri (ya da bir çoban) bu kamışı kesmiş ve üstüne delikler
açarak neyi üflemeye başlamış.

Ahmet Haşim'in, göllerde akşamın kızıllığı içinde bir kamış olmak
isterken, ortak İslâm kültürünün kamışa ve neye ait çağrışımlar dünyasını
dikkate almış olduğunu düşünmek hiç de yanlış değildir. Ahmet Haşim
de, kamış olmayı isterken eski edebiyattaki ney mazmununa yakın bir an¬
lamı kastediyor. Ney, “Mutlak Varlık”tan kopanldığı için inliyordu. İlahi
sim söylüyordu. Haşim’de tasavvufî endişenin bulunduğunu söylemek
güçtür; ancak o da tıpkı ney ya da “hû” sırrına ermiş kamış gibi kendini
bu dünyaya ait hissetmemiştir. Şiirlerinde sürekli mevcut olup olmadığı
bilinmeyen "O Belde”yi aramıştır.    -

“Bir Günün Sonunda Arzu”da kamışın, yukarıda açıklanan ve ortak
.İslam kültürünün oluşturduğu çağrışımları ile birlikte, bu çağrışımları
daha da zenginleştirdiğini düşündüğüm bir başka anlamı daha söz konusu
edilebilir. Yukarıda "sırma kemer” imgesinden söz edilirken, bunun göl
kıyısından akşam güneş battıktan sonra suya yansıyan görüntü oluşunun
dışında gerili bir yaya benzetilebileceği üzerinde de durulmuştu. Şiirlerin¬
de izlenimlerle yapılmış resim özelliğini her zaman gördüğümüz Ahmet
Haşim, “Göllerde bu dem bir kamış olsam” derken, bence kamışın görün¬
tü olarak değerinden de yararlanmıştır. Ortak İslâm kültüründe kamış, ses
olarak İlâhî sim açıklıyordu; Haşim’de ise kamış görüntüsünün gerili bir
yayın ortasında yükselen ve insana bu dünyadan atılma düşüncesini veren
bir oku çağrıştırdığını da düşünebiliriz. Şiirin sonradan çıkarılan “Üstüm¬
de semâ kavs-ı mutalsam” dizesi ve “Bir sırma kemerdir suya baksam”
dizesinin ima ettiği gerili yay görüntüsünü tamamlayacak olan yaya takılı
bir oktur. Suyun üstünde gökyüzüne doğru dik olarak ulayan kamışlar
ise, bu ok imgesini vurgulayabilme özelliğine sahiptir.

Kısacası bir günün sonunda kamış olma arzusu, kamış kelimesinin
yarattığı çağrışımlar ile, başka bir âleme göç teminin vurgulanmasının bir
ifadesi şeklinde değerlendirilebilir. Hâşim, ilk olarak kamışı eski kültürü¬
müzde mazmunlaşan anlamıyla, kelimenin etrafında oluşan telmih öğele¬
riyle birlikte düşünmüş olmalıdır. Çünkü tasavvuf anlayışında da kamış,
İlâhî surlara sahip bir bitki olarak değerlendirilmiş ve ondan yapılan ney,
Mutlak Varlık’tan ayrı oluşunun yarattığı özlemi terennüm eden bir çalgı
sayılmıştır. Haşim, kamış olmayı isterken, kuşkusuz, bu dünyanın
Tanrı’da bir olmaya engel olduğunu düşünen tasavvuf ehliyle aynı anlayı¬
şa sahip değildir. Fakat tasavvuf anlayışının kamışa yüklediği "Mutlak
Varlık”a özlem düşüncesini Haşim, yaşanılan dünyadan hoşnutsuzluk ve
başka bir âleme özlem düşüncesine yakın bulmuş olmalıdır. Ayrıca ka¬
mışta kendini bu dünyanın çirkinliklerinden uzaklaştıracak, "O Belde”ye
fırlatacak bir araç olma özelliği bulduğu da düşünülebilir. Şiirin son ben¬
dinde yaratılan tabloya bakıldığında, akşamın kızıllığında ğölün üzerine
yansıyan görüntülerin gerili bir yaya ve gölün üstünde gökyüzüne doğru
uzanan kamışların da oka benzetildiği söylenebilir.

Sonuç olarak "Bir Günün Sonunda Arzu”, hiçbir şey anlatmayan bir
şiir değildir. Haşim, bu şiirinde de en çok ele aldığı bir temi, başka ve ha¬
yalde yaşatılan bir âleme gitme arzusunu, kendisine o dünyaya geçme or¬
tamı yarattığına inandığı zaman ve mekan öğelerini de dikkate alarak,
“kamış" sembolü aracılığıyla dile getirmiştir. Şiir, Haşim’e özel şiir dili¬
nin yarattığı imgelerin zenginliği ve çok boyutluluğuyla, okuyucunun es¬
tetik yaşantı beldentilerine fazlasıyla cevap vermektedir.    1

1

   Ahmet Haşim, “Bir Günün Sonunda Arzu”, Dergâh, 15 Nisan 1337, C.I, S.l, s.7

2

   Abdülhak Şinasi Hisar, Age., s.62 vd

3

   Dergâh, 5 Ağustos 1337, C.I, S.8, s.l 13-114

4

   Abdülhak Şinasi Hisar, Age, s. 150-151

5

   İlhan Berk, “Poetika II Anlamdan Yola Çıkılmaz”, Adam Sanat, Ekim 1993, S.95,

s.22

6

   Ahmet Haşini, Bütün Şiirleri (Hazırlayanlar: İnci Enginün-Zeynep Kerman), Dergâh
Yayınlan, İstanbul 1987, s.92 (Bu yazıda Ahmet Haşim’in şiirlerinden yapılan bütiin
alıntılar bu kitaptan alınmıştır)

7

   Ahmet Haşim, Age., s. 92

8

   Atillâ Ozkınmlı, Ahrriet Haşim, Toker Yayınlan, İstanbul 1975, s. 124

9

Ömer Demircan, Türkiye Türkçesinin Ses Düzeni Türkiye Türkçesinde Sesler, TDK
Yayınlan, Ankara 1979, s.75

10

Bu konuda Haşim’in “Ay” adlı yazısı dikkat çekicidir. (Ahmet Haşim, Bize Göre,
2. Baskı, Semih Lütfi Kitapevi, İstanbul 1960, s. 30-31)

11

   Abdülhak Şinasi Hisar, Age., s. 179

12

   Ahmet Haşim, Age., s.75-76

13

   Abdülbaki Gölpınarlı, Mesnevi Tercemesi ve Şerhi, C.I-II, 2. Baskı, İnkılap ve
Aka Y ayınlan, İstanbul 1981, s. 14

14

   Dede Ömer Rûşenî, Neynâme, Hazırlayan: Yrd. Doç. Dr. Mustafa Uzun,
Doçentlik Çalışması, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fak. Bilgi İşlem Merkezi, İstanbul
1990, s. 9