ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ-TÜRKOLOJİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ
Anasayfa | Makale Bilgi Sistemi | Konu Dizini Yazarlar DiziniKaynaklar Dizini | Makale-Yazar Listesi |  Makale Sayısı-Tarih Listesi | Güncel Türkoloji Kaynakçası

Atatürk Araştırmaları || Çukurova Araştırmaları || Halkbilim || Dilbilim || Halk Edebiyatı || Yeni Türk Dili || Eski Türk Dili
Yeni Türk Edebiyatı || Eski Türk Edebiyatı || Dil Sorunları || Genel || Tiyatro || Çağdaş Türk Lehçeleri

 

MEHMET AKİF ERSOY’UN ŞİİRLERİNDE HALK DİLİNİN KULLANIMI

Yrd. Doç. Dr. Arif YILMAZ

Gaziantep Üniv. Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü

Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi
Mustafa Kemal University Journal of Social Sciences Institute
Yıl/Year: 2009 ♦ Cilt/Volume: 6 ♦ Sayı/Issue: 11, 189-210

Özet

Halk diline özgü sözcük ve ifade biçimlerinin şiir dili içerisinde yer alması, daha çok halk
şiiri örnekleriyle mümkün olmuştur. Bununla birlikte, halk dili öğelerinin bazı divan şairleri ile
modern şairlerin şiir dili tercihleri arasında görülmesi az rastlanılan bir durum değildir. Halk dili
öğelerini şiir dilinde yer veren yeni Türk edebiyatının önemli simalarından biri de millî şairimiz
Mehmet Akif Ersoy ’dur.

Bu çalışmamızda öncelikle halk dili, konuşma dili, ağız ile argonun kavramsal çerçevesi
çizilmeye çalışırken, söz konusu ögeler ile edebî metin ilişkisi üzerinde de durulmuştur. Halk dili
yapılarının Akif şiirlerindeki kullanımına dair bazı hususiyetleri tespit etmek, yorumlamak
amaçlanmış ve bu yapılar belli bir dikkatle sunulmuştur.

Safahat’ta yer alan şiirlerdeki halk dili kullanımlarının bütününe yakını,
örneklendirmeleriyle birlikte çalışmamızda yer bulabilmiştir. Sonuç olarak görülmüştür ki,
Mehmet Akif Ersoy, duygu ve düşünce dünyasını halka daha kolay açabilmek, halka yaklaşmak,
halkla bütünleşmek, hayalden uzak gerçekçi bir anlatımı yakalamak, bununla da ifadeye
samimiyet kazandırmak gibi gayelerle halk dilini şiirlerinde yoğun bir şekilde kullanmıştır. Hatta
bu gaye için günlük konuşma dilinde sık rastlanılan argo ve küfürlü sözleri kullanmaktan da
çekinmemiştir.

Anahtar sözcükler: Mehmet Akif Ersoy, halk kültürü, halk dili, argo.

THE USING OF PUBLIC SPEECH IN THE POEMS OF MEHMET AKIF ERSOY

Abstract

The use of the words and the expression style specific to public speech has been seen in the
examples of folk poetry. In addition, it is not rare to see that some divan poets and modern poets
preferred the elements of public speech for their poem language. Mehmet Akif Ersoy, our national
poet, was one of the most significant figures in the Turkish literature who gave place to the
elements of public language in his poems.

In the present study, while it was primarily aimed to draw the conceptual framework of
public speech, colloquial language, dialect and slang the relationship between the
abovementioned items and literary text was also emphasized It was aimed to determine and
comment on some of the features of the use of public speech structures in Akif’s poems and these
structures were carefully presented.

Almost all the public speech expressions in the poems in Safahat are included in the present
study together with their examples. Consequently, it was seen that Mehmet Akif Ersoy intensively
used public speech in his poems in order to express his emotional and intellectual world to public
more easily, to get close to public, to become integrated with public, to acquire a realistic style and
therefore to add sincerity to his style. He did not abstain from using even slang and abusive words
which are frequently seen in colloquial language in order to accomplish this aim.

Key Words: Mehmet Akif Ersoy, folk culture, public speech, slang.

GİRİŞ

Bir meslek, dil veya din gibi en az bir faktörü paylaşan, bazı gelenekleri
olan ve “herhangi bir sebebe bağlı olarak oluşan gruba” halk dediğimize
göre (Dundes, 1997: 75), (Dundes, 1998: 143) halk dili de halk dediğimiz
grubun kullandığı, “işlenmiş standart yazı ve konuşma dili arasında sadece
kelime hazinesine bağlı değil gramer, terim, ses düzeni ve form özellikleri
bakımından” farklılıklar, uyumsuzluklar gösteren “dilin yüz yüze iletişim
durumlarında” belirginleşen bir dildir (Çobanoğlu, 2005: 233). “Ses, mana
ve cümle yapısı yönünden işlenmiş yazı diline göre basit, ham bir dil” sayılan
halk dili “ses ve malzemeler” yönüyle daha yerlidir. Bir milletin zengin
kültürünü, inançlarını, kısacası dünya görüşünü de zımni şekilde barındıran
halk dilidir (Ertem, 1981: 55). Bu yönüyle halk dilinin, bir başka ifade ile
konuşma dilinin, ağız özelliklerini ve argoyu da içeren kuşatıcı bir
adlandırma olduğu söylenebilir.

HALK DİLİ

Halk Diline Özgü Sözcük ve Sözcük Grupları

Safahat’ın en belirgin özelliklerinden biri de halk diline özgü
sözcüklerin yoğun bir şekilde kullanıldığı bir şiir kitabı olmasıdır. Akif, bu
tür kullanımlarla ifadeye samimiyet kazandırmayı amaçlamış olabileceği
gibi, realist bir yaklaşımı da ortaya koymaya çalışmış olabilir.

Gözleme, incelemeye önem vermiş olan Akif, (Zülfikar, 1986: 513)
toplumun her kesiminden kişileri, onların günlük konuşma diliyle şiirine
dâhil eder. Halkın anlayabileceği bir dille yazmayı adeta “farz” addeden
(Korkmaz, 1986: 555) Akif’in bu çabasının içerisinde halka ulaşma
istediğinin de bulunduğunu söyleyebiliriz (Kurnaz, 2006: 36).

Akif’in bu yaklaşımını, Pospolev’un şu değerlendirmeleriyle açıklamak
da mümkün görünmektedir. Halkın “edebiyat dili”nin, yerel ağızları da
içeren “millî dil” temeli üzerinde geliştiğini söyleyen Pospelov (Pospelov,
1995: 321) şöyle bir çıkarımda bulunur:

''Yazarın gerçekçiliği ne kadar derinse, onun kişileri de yalnızca eylemek,
düşünmek ve duymakla kalmazlar, ama bir o kadar da toplumsal
karakterlerine uygun konuşurlar ve yazar, kahramanlarının söylemlerinde
onların toplumsal, kültürel, mesleksel ve bu arada da bölgesel lehçelerinin
değişik öğelerini gene bir o kadar öncelikle işleyebilir."
(Pospelov, 1995: 325).

Gerçekçi yazarların, anlatımını eserde yer alan bir kahramanın sözcük
seçimiyle kurgulaması, “o karakterlere yönelik düşünsel-heyecansal
yaklaşımını göz önüne” (Pospelov, 1995: 326) sermeye hizmet ettiği gibi,
eleştirmene de çeşitli ipuçları sunmaktadır.

İlk gençlik yıllarında divan edebiyatı kelime dünyasıyla şiirlerini
teşekkül ettiren Akif, 1898 ve sonrası dönem şiirlerindeki kelime servetini,
“insan mahiyetinin varlığını anlama”, “içinde bulunduğu evrene bir mana
kazandırabilme”, “yaratılıştaki hikmeti kavrama” insanoğlunun
“sorumluluğunun bilincine var”dırma problematiği üzerinde çeşitlendirir ve
geliştirir. 1908 sonrası şiirlerinde ise daha önceki şiirleri arasında önemli bir
dil değişikliği dikkati çeker. Bu da, ikinci meşrutiyetin ilanından sonrasına
rastlayan,
Sıratımüstakim başyazarlığı dönemi şiirlerindeki içten ve tabii
söyleyiştir. Realistlere özgü bir yaklaşım olan, Fazıl Gökçek’in ifadesiyle
“konuşturacağı kişilerle kullandığı dil arasında bir mutabakat”ın olması
prensibi, Akif’in topluma yöneldiği bu dönem şiirleri için de geçerlidir.

“M. Akifin, gençliğinde yazmış olduğu klasik şiir tarzındaki birkaç
manzumesi istisna edilirse, şiirlerinin konularına göre dilinin de değiştiği
görülmekledir. Hatta aynı manzume içerisinde, konuşanın toplumsal ve fikrî
düzeyine uygun olarak dil ve kullanılan kelimeler değişir. Bu, onun gerçekliğe
bağlı kalma endişesi ile ilgilidir. O, sosyal problemleri ele aldığı şiirlerinde, bu
problemlerin objesi olan insanların dertlerini kendi ağızlarından nakletmiştir.
Dolayısıyla bu şiirlerde günlük konuşma diline ait unsurlar ağırlık teşkil eder.
Mahalle kadını, küfeci çocuk, meyhane ve mahalle kahvesinin müdavimi olan
alt kültür tabakasından insanları Akif kendi dilleri ile konuşturur. ” (Gökçek,
1995: 221-224).

Halk Diline Özgü Sözcük ve Sözcük Gruplarının Safahat’ta Kullanımı

Akif’in şiirlerinde görülen dikkat çekici halk diline özgü sözcük ve
sözcük grupları şunlardır.

bıldır: Geçen yıl, bir yıl önce.1

“- Haklısın.- Aykırı gitmekle bu yol hiç çıkmaz.

- Konya 'daydım...- Haberim yok, ne zaman? - Bıldır yaz. ”

“Âsım”, s.438.

cıllık: Talaş.

“Yatsıdan sonra ahâli ''bize va 'zet” dediler;

Çektiler altıma bir cıllığı çıkmış minder. ”

“Âsim”, s.438.

cızıktırıver-: Yazmak, karalamak.

“-Yazındı: "Kendine mahsus ve münhasır bulunan
Adam, cızıktırıver, bakma hüsn-i hatta, filân. ”

“Âsım”, s.418.

çolpa: Beceriksiz, eli işe yakışmayan, acemi.

“Yıkmak insanlara yapmak gibi kıymet mi verir?

Onu en çolpa herifler de, emin ol, becerir”.

“Âsım”, s.443.

ımızgan-: Uyuklamak.

“Yok öyle heybeye dirsek verip ımızganmak:

Yataksa emre müheyyâ içerde... Hem ne yatak!”

“Berlin Hatıraları”, s.365.

kılkuyruk: düzenci, yalancı.

“Bakın ne günlere kaldık: Ya beş, ya altı kopuk,

Yamaklarıyla beraber ki hepsi kılkuyruk. ”

“Fatih Kürsüsünde”, s.311.

kağşa-: Eskimiş, gevşemiş, dağılmaya yüz tutmuş (eşya, yapı).
“Bu, yanmadık yeri kalmışsa, kağşamış yurda
Meğerse Avrupa kundak sokar dururmuş da”

“Berlin Hatıraları”, s.383.

“Ne gebermez, ne kütük bünye ki, hiç kağşamamış!
Bunu rabbim, bana sağlık diye nerden yamamış?
“Âsım”, s.419.

• 2

pampin:2

“Bilir misin onu! Şevket-meâb Efendimiz'in
Birinci bendesidir... -Hay yetişmesin pampin!”
“Istibdad”, s.121.

“Yazma sittin sene, pampin, yap elinden geleni;
Yedi gün sonra duyarsın: Hanım olmuş Eleni!”
“Âsım”, s.414.

“- Karışmasan için olmaz değil mi? Sen de bunak!

- Gelirsem öğretirim şimdi... - Ay şu pampine bak!”
“Mahalle Kahvesi”, s.156.

şallak mallak: Dağınık, kötü giyimli, yakışıksız.
“Karı kıvrak, paşa hazretleri, şallak mallak;

Biri hakkıyla edebsiz, biri şartınca salak;”

“Âsım”, s.413.

zağar: Her halde, evet öyle.

“Balık almış, ne olur? Sonra yedirmiş, ne çıkar?

Sanki hiç beslememiş kendisi vaktiyle zağar. ”

“Âsım”, s.484.

Yukarıdaki beyitlerden de anlaşılacağı üzere, halk dilinin, ağız
özellikleri ve argo içermeyen konuşma dili öğeleri daha çok Safahat’ın
altıncı kitabı olan Âsım’da geçmektedir. Bilindiği gibi, Safahat’ın Âsım
bölümü, Hocazade ve oğlu Emin, Köse İmam ve oğlu Âsım arasında geçen
daha çok diyaloglardan oluşmuş bir bölümdür. Zaten bölüm, “Bu eser, bir
muhâvereden ibârettir” açıklamasıyla okuyucuya sunulmuştur ki, bu
ifadenin okuyucuyu konuşma üslubu içerisinde yer alan günlük dil
kullanımlarını hazırlayıcı bir rol üstlendiğini belirtmemiz gerekir. “Harb-i
Umûmi içinde ve Fatih yangınından evvel, Hocazâde’nin Sarıgüzel’deki
evinde geçer.” açıklamasıyla, manzum hikâyenin belirli bir zaman, mekân
olgusu içerisinde sunulacağının duyurulması, hikâye gerçekliğini
pekiştirmiştir. Bir muhavereden oluşan, belirli bir zaman ve mekân kurgusu
içerisinde sunulmuş manzumede konuşma diline ait birtakım ögelerinin
kullanılmış olması da bu gerçeklik duygusunu oldukça etkilemiştir.

Argo ve Argolu İfadeler

Ferit Devellioğlu Türk Argosu sözlüğünde (Devellioğlu, 1990: 21-22),
“Argo”nun oluşumunu açıklarken değerlendirmesini genel dil ile özel dil
çizgisinde yürütür ve “genel dilin kelimelerine bazı özellikler vermek ve özel
kelimeler katmakla” argonun meydana geldiğini belirtir. Her özel dilin argo
olamayacağını söylerken, bu ayrımı da argonun “seviye bakımından gerek
bilim dilinden, gerek genel dilden aşağı” olma özelliğini vurgulayarak yapar.

Söz konusu bu özel dil de, meslek grupları ile sosyal tabakaya ait diğer
grupların özel dillerine, yani “jargon”larına yaslanır ve oradan besle
nir
(Çobanoğlu, 2005: 232-237).

Yazımızın ana örgesini oluşturmasa da argonun sanatla, özelde ise
edebiyatla ilgisi üzerinde de kısaca durmamız gerekmektedir. Bir çalışmada
ifade edildiği gibi, argo ve argolu ifadelerde şiir diline özgü, uyak gibi sese
dayalı yapıların ön plana çıktığını, yine argoda edebî dilin özelliklerinden
metaforik anlatımın etkin bir şekilde kullanıldığını düşünecek olursak, argo
sözcük ve ifadelerin edebî metindeki konumları ve işlevleri üzerinde daha
sağlıklı bir değerlendirme yapmamız mümkün görünmektedir. Argo’da
sanatlı dil kullanımı “yalnızca sanatlı dil kullanımı anlamına gelmez, halkın
düşünüş, anlamlandırma ve eylem dinamiğini yansıttığı da ileri sürülebilir.”

Bu değerlendirme, argonun hem sanat hem de sosyal işlev boyutuyla şiirde
yer aldığını da ifade eder.

Aynı çalışmadan (Terzioğlu, 2006: 103) hareketle argonun işlevleri şu
şekilde sıralayabiliriz:

1.    Argo, nadiren de olsa sosyal grup içerisinde bilgi alışverişi için
kullanılır.

2.    Grup birliğini sağlar.

3.    Argo sözcüklerin kullanımı grup üyelerinin tanımlanması amacım
taşıyabilir.

4.    Grubun içerisinde ve dışarısında olanları tanımlar.

5.    Argo kullanımı otoriteye karşı çıkma gibi bir anlam da
taşımaktadır.

6.    Argo, konuşmaları resmiyetten uzaklaştırmada bir araçtır.3

Başka bir çalışmada (Çobanoğlu, 2005:236) ise argonun işlevleri şöyle
sıralanır.

1.    Grup kimliği oluşturucu bir etkinliğe sahiptir.

2.    Kişiler arasındaki ilişkilerde “buzları kırıcı”, bir başka ifade ile
samimiyet artırıcı veya yapıcı bir işlevi vardır.

3.    Argo aynı zamanda sözel bir sanattır. “Günlük konuşmanın akış ve
biçimine göre kolayca şekillenen esnek yapısal özelliklerinden
kaynaklanan nedenlerle bireyin diğer bireylerle olan sosyal
ilişkilerinde yaratıcılığını ortaya koyabileceği ve buna dayalı bir
iletişim gerçekleştirebileceği sözel bir sanat biçimi”dir.

4.    Bu yönüyle ifadeye “renk, abartı, mizah ve ince bir alay çeşnisi”
katmak amacıyla da edebî metin yazarı tarafından kullanılabilir.

Osmanlı Türkçesinde “lisan-ı hezel”, “lisan-ı hezele” gibi deyimlerle
karşılanan argonun yazılı dildeki ilk örneklerini
Divanü Lügat-it-Türk’e
kadar götürebiliriz. Aynı şekilde Türk edebiyatının çeşitli dönemlerinde
birçok şair tarafından argo ve argolu ifadelerin yoğun bir şekilde
kullanıldığını örnekleyebiliriz. 18. yy. önemli şairlerinden Sâbit Aleaddin Ali
(?-1712)’nin
Derename’sinde, Sürûri Seyyid Osman (1752-1814)’ın Hezliyat
(Hezliyat-ı
Havai)’ında, Enderunlu Fazıl (1759-1810)’ın Hubanname’sinde
ve daha birçok divan şairinin şiirlerinde argolu ifadeler kendine yer bulduğu
gibi, modern Türk şirininde de oldukça yoğun bir şekilde kullanılmıştır
(Devellioğlu, 1990: 62-73).4

Akif, “Sözüm odun gibi olsun; hakikat olsun tek” (“Fatih Kürsüsünde”,
s.268.) diyerek şiirlerinde mahalli kişileri bu gerçeklik içerisinde
konuşturmayı çok sever. Argo ve kaba ifadeler günlük hayatta yalnız
başlarına genellikle hoş karşılanmazlarsa da anlamı kuvvetlendirmek,
ifadeye güç ve renk katmak gibi amaçlarla kullanıldığında yadırganmazlar.
Günlük hayatta sık kullandığımız bu tür ifadelerin şiirde kullanımıyla
ifadenin samimiyetini artırdığı ve söyleyişe tabilik kattığı da bilinmektedir.
Akif şiirlerinde “Argonun çağrışım zenginliği(ni) okuyucu ve dinleyicide
yeni imgelerin oluşmasına zemin hazırladığı” da görülmektedir (Elmas,
1997: 250).

Argo ve Argolu İfadelerin Safahat’ta Kullanımı

Şimdi de, argo ve argolu ifadelerin Mehmet Akif şiirlerindeki
kullanımları üzerinde durmak istiyoruz. Mehmet Akif’in şiirleri içerisinde
argonun sık kullanıldığı şiirlerin başında “Meyhane” adlı şiir gelmektedir.
Bu şiirin dikkat çekici iki temel özelliği vardır. Bu özelliklerden birincisi,
şiirin konusudur. Şiir, adından da anlaşılacağı üzere meyhane ve meyhane
insanlarını anlatmaktadır. İkincisi ise konunun işleniş veya sunuluşuna özgü
yapısıdır. 130 dizelik şiirin 94 dizesi diyalog dizesidir. Her iki özelliğin
kesiştiği nokta ise halk kültürüdür. Yani şair, doğrudan halkın küçük bir
bölümünün de olsa günlük yaşantısının bir parçası durumundaki bir konuyu,
yine konuşma diline özgü karşılıklı konuşma üslubuyla işlemeyi tercih
etmiştir. Yoğun tasvir ve tahlillerden kaçınarak, gerçekliği bozmadan
okuyucuya sunma çabasının bir sonucu ortaya çıkan böyle bir sunuluş
yapısında halk dili ögeleri de önem kazanmıştır. Konusu, şahıslar kadrosu,
mekânı ve zamanı ile adeta realist bir hikâyeyi andıran bu anlatıda argo ve
argolu ifadeler Mehmet Akif’in en büyük yardımcısı durumundadır. Bedri
Aydoğan “Meyhane” şiirini yorumlarken
Akif’in meyhane müdavimlerini
şöyle tasvir ettiğini söyler:

“Arada dama oynayanlara da bir göz attıktan sonra medrese ile yeni
okulları karşılaştıran müşterilere kulak verilir. Sosyal ve toplumsal konular
konuşuluyormuş gibi görünse de tüm konuşmaların ortak noktası
seviyesizliktir. Kahveye devam eden insanlar tüm insanî değerleri yitirmiş, ruhen
olduğu kadar maddeten de sefil insanlardır.” (Aydoğan, 1997: 98).

Böyle bir şahıslar kadrosunun günlük konuşma dili özelliklerine dikkat
edilmiş olması, şiirin samimiyetini ve gerçekliğini olumlu etkilediğini
söyleyebileceğimiz gibi, “argoya kaçan kelime ve şekillere, küfürlü ve
beddualı ifadelere de yer vermiş olması, onun dil ve üslûbunu daha da etkili
kılmıştır.” (Korkmaz: 1986: 560).

Safahat’taki diğer kullanımlar ise şunlardır:

imamsuyu: Genel Türkçe Sözlük’te (TDK, 2005) “imam suyu”nun
argoda rakı anlamında kullanıldığı ifade edilmektedir (Ayrıca bk.
Devellioğlu, 1990: 125). Mehmet
Akif “Meyhane” adlı şiirinde meyhaneci
Dimitri ile Ömer, Ahmet ve Hasan arasında geçen bir diyalogda Ahmet,
Ömer’den bir türkü söylemesini ister. Ömer de nezle olduğunu sesinin çok
da iyi çıkmayacağını ifade edince, Ahmet şöyle tavsiyede bulunur:

“- Nevâzil olmuşum Ahmed, bırak, sesim yok hiç...

-    Sesin mi yok? Açılır şimdi: Bir imam suyu iç!”

“Meyhane”, s.67.

moruk: Ermenice kökenli bu sözcük “ihtiyar, yaşlı adam” anlamlarında
kullanılır (Devellioğlu, 1990: 150). Akif “Meyhane” adlı şiirinde
Meyhanecileri kendi jargonlarıyla konuştururken şunları söyler:

“- Moruk, kaçıncı kadeh? Şimdicek sızarsın ha!

-    Sızarsa mis gibi yer, yatmamış adam değil a:”

“Meyhane”, s.67.

orospu: Yine aynı şiirde karısını döven, evinin rızkını temin etme
noktasında hiçbir gayret göstermeyen meyhane müdavi Hasan’ın karısı ile
diyalogunu şair aktarırken zaten sarhoş olarak kendinden geçmiş adamın
hezeyanlarını bütün çıplaklığı ile anlatır ve bunu

“- Cehennem ol seni hınzır orospu, git: Boşsun!” (“Meyhane”, s.70.)
ifadesiyle yapar.

“Mahalle Kahvesi” adlı şiirinde kahvehanede dama oynayanların
konuşmasını aktarırken birbirlerine “Hay köp oğlu köpek!” “ulan” “uzun
kulaklı eşek” gibi argo cümleleriyle seslenmeleri aynen aktarır. Aynı şiirde
geçen “zamane piçleri”, “kaltaban”, “bakın it oğluna” “zübbe” ifadelerini
de ekleyebiliriz.
(“Mahalle Kahvesi”, s.155.)

Bunun dışında yine aynı günlük konuşma dilinde sıklıkla kullanılan
argo/argolu ifadeleri şöyle sıralayabiliriz.

besmelesiz: Çocuklar için “piç” anlamında kullanılan bir sövgü sözü.

“- Zemânepiçleri! Gördün ya, hepsi besmelesiz...

Ne saygı var, ne hayâ var. Eğer bizim işimiz,

Bu kaltabanlara kalmışsa vay benim başıma!”

“Mahalle Kahvesi”, s.156.

deyyus:

“Ali bir inkılap olsun! diyen me’yus olur;

Başka hiçbir şey kazanmaz, sâde bir deyyus olur. ”

“Hakkın Sesleri”, s.258.
gebermek:5

“Bu mübtezel yaşayıştan gebermen elbet iyi.

Gebermedik tarafın kalmamış ya pek, zaten... ”

“Zorun: Gebermemek ancak ‘ölümlü dünya’da”

“Fatih Kürsüsünde”, s.296.

“Geber ki sen: Baba yurdun, harim-i namusun
Gebermek istemiyorsun değil mi. Bak ne olur”

“Berlin Hatıraları”, s.373.

“Semerci ustageberseydi... Değmeyin keyfe!

Evet, gebermelidir inkisâr edin herife. ”

“Asım ”, s.448.

hayvan:

“Köylü câhilse de hayvan mı demektir? Ne demek!
Kim teper ni 'meti? insan meğer olsun eşşek. ”
“Âsım”, s.440.

“Herifin sofrada şampanyası hâlâ: Ayran,

Bâri yirminci asırdan sıkıl artık hayvan!”

“Âsım”, s.471.

hödük: Korkak, ürkek.

“Ötüyor her taşın üstünde birer dilli düdük.
Dinliyor kaplamış etrafını yüzlerce hödük!”
“Süleymaniye Kürsüsünde”, s.218.

“Bu dördü olmadan olmaz: Vazife, çünkü, büyük;
Atıp da yazmayı bez bağlamakla dünkü hödük;”
“Fatih Kürsüsünde”, s.317.

it:

“İt yetiştirmek için toprağı gayet münbit
Bularak, fuhş ekiyor salma gezen bir sürü it”
“Süleymaniye Kürsüsünde”, s.219.

“Ezince bir korku peyda olurdu çokça iti...
Bilirsiniz a canım. Neydi? Neydi? Tahtabiti!”
“Berlin Hatıraları”, s.364.

“Galibâ pek canı yokmuş ki yuvarlandı leşi...

Asıl itler gerideymiş, koşarak dördü, beşi”

“Asım”, s.478.

kahbe:

“Bir kırıtsın, iki dil döksün o fettan kahbe!

Çare yok, salyası sarkıp diyecek: Verdim be!”
"Asım”, s.415.

kahbe dölü:

“Tatlı yüz, bal gibi söz... Başka ne ister köylü?
Adam aldatmayı a 'lâ biliyor kahbe dölü!”

“Asım”, s.441.

kaltaban: 1. Namussuz. 2. Şarlatan, yalancı, hileci.
“Baba! En sevgili annen, o senin öz vatanın
Olacak mıydı feda hısına üç kaltabanın?”

“Hakkın Sesleri”, s.244.

“En büyük düşmanıdır ruh-i Nebi tefrikanın
Adı batsın onu İslam’a sokan kaltabanın”

“Hakkın Sesleri”, s.244.

“Dalaşırsan bu heriflerle üzersin babanı
İçlerinden biri, hem şüphesiz, en kaltabanı”,

“Asım”, s.478.

maskara ol-: Gülünç bir duruma düşmek.
“Hulasa bukalemun fıtratinde züppelerin
Elinde maskara olduk... Deyin de hükmü verin!”
“Fatih Kürsüsünde”, s.313.

piç:

“Karı iş görmiyecek; varsa piçin bakmıyacak;
Çamaşır, tahta, yemeknerde?Ateşyakmıyacak.”
“Köse imam ”, s. 163.

salak:

“Kan kıvrak paşa hazretleri, şallak mallak;

Biri hakkıyle edepsiz, biri şartınca salak;”

“Âsım”, s.413.

tasmasız: köpek manasında.

“Hesaba katmayı hiçbir zaman düşünmüyorum:

O tasmasızlara insan demekte mazurum”

“Fatih Kürsüsünde”, s.318.

yaltak: Dalkavuk.

“En samimi kimseler beyninde en ciddi açık;
Enseden arslan kesilmek, cebheden yaltak kedi... ”
“Meâl-i Celili”, s.351.

yardakçı: Kötü işlerde birine yardım eden kimse.
“Neden beş altı vatansız beş altı kundakçı,

Yığın yığın buluyor arkasında yardakçı ?”

“Fatih Kürsüsünde”, s.322.

“İyi gün dostu herifler, o ne yardakçı gürûh,

O ne müstekreh adamlar!Hani bakmak mekruh”

“Asım”, s.407.
yokla-: Cinsel taciz.

“Paşa azmış! - Acaba üstüme gül koklar mı?

Onu bilmem, gülü koklar mı kocan, yoklar mı”

“Asım ”, s.411.

zıpçıktı: 1. Türedi. 2. Çağrılı olmadığı yere gelen. 3. Zıpır, sivri akıllı.
“Kolay değil bu da, lâkin, büyük vukûf ister;

Düşünce yoksulu, zıpçıktı müctehidler eğer,

“Asım ”, s.445.

zıpır:

“- Ne demek? - Çıkmıyorum, sanki, berâber dışarı.

Bu, zıpır; âlemin evlâdını dersen, haşarı;”

“Asım”, s.477

“Etse zâten ne çıkar? Hak zıpırındır; yalınız;

Dövülen mahkemelerden kovulur, çünkü cılız!”

“Süleymaniye Kürsüsünde”, s.217.

zırzop: Görgüsüz, kaba davranışlı.

“Diyorsanız: ‘Yine, hâlâ bu, olmasın mektûb!

Ne zırzop isteyin artık, ne büsbütün meczub!”

“Fatih Kürsüsünde”, s.317.

zibidi: Parasız, işsiz, başıboş, kötü giyimli.

“Yarım pabuçla gezen, donsuz üç buçuk zibidi”

Bir Arnavudluğu isyâna kaldırır mı idi?

“Fatih Kürsüsünde”, s.316.

zübbe: Giyinişte, söz söyleyişte, dilde, düşünüşte toplumun gülünç ve
aykırı saydığı yapmacıklıklara ve aşırılıklara kaçan.6

“Diyen çıkarsa ‘mürevvihlik etmedim!’ derdi.

Şu zübbeler de, bugün aynı ruhu gösterdi. ”

“Fatih Kürsüsünde”, s.326.

“- Başladın şimdi de tahkire... Kızılmaz mı Hoca?

Zübbelikyok? - O ne?Ben zübbe miyim? - Oldukça. ”

“- Sen de pir ol. - Ama kızdım. - Ne tuhaf şeysin be:

Bir sözümden kızıyorsun. - Kime derler zübbe?”

“Âsım”, s.405.

Argo’nun sık geçtiği şiirlere şöyle bir baktığımızda, yine tahkiye ve
muhavere üslubunun hepsinin buluşma noktası olduğu görülecektir. Ayrıca,
“Meyhane”, “Mahalle Kahvesi” gibi şiirlerde doğrudan halkla iç içe
mekânların ve bu mekân müdavimlerinin konu edildiği, konuşturulduğu
düşünülecek olursa, argonun bu tür şiirlerde artış göstermesi daha iyi
açıklanabilir. Güreşi anlatan şiirlerinde (Âsım, 421-422.) doğrudan güreşle
ilgili sözcükleri tercih eden şair, yine mevzusuna göre bir sözcük seçimi
yaparak bu eğilimini devam ettirmiştir.

Ağız Özellikleri

Akif’in, özellikle manzum hikâyelerinde, halktan insanları kendi
dilleriyle konuşturmayı amaçladığını görüyoruz. Bu tür sözcüklerin de
azımsanmayacak ölçüde olması, Akif’in bu tür kullanımları özellikle tercih
ettiğinin bir işareti olarak kabul etmeliyiz. Zaten
Akif gibi, şiirde sözcük
istifini mükemmel uygulayan bir şair için başka bir tercihin de söz konusu
olmadığını söyleyebiliriz.

O bu yönüyle, “İstanbul ağzının zenginliklerini kullanarak dildeki
gelişmenin bir başka yönden destekçisi” olmuştur. Eski Anadolu
Türkçesinde "mükâfat" anlamında sıkça geçen
ögdül veya öndül kelimesini
“Çekilir, derken
ödüller. Sekiz on seçme davar” (Asım, s.386) dizesinde
İstanbul ağzında geçen şekliyle
ödül olarak kullanan Mehmet Akif’tir
(Zülfikar, 1986: 513).

Ağız Özelliklerinin Safahat’ta Kullanımı

peş: beş.

“Geçenki peş para borcumla on beş etmedi mi”

-    Silik bu yirmilik almam... - Uzatma gör işimi!

“Hasır”, s. 59.

“- Efendi amca, sakız ver... Biraz da balmumu kes.

-    Kızım, parayla olur ha! Peşinci bak herkes”

“Hasır”, s. 59.

bi: bir.

“Bi yirmilik paket amma sabahki tozdu bütün... ”

-    Ayol, hep içtiğimiz toz... Bozuldu eski tütün!

“Hasır”, s. 59.

“Aman bizim Baba Arif susuz musuz içiyor!

-    Onun bi dalgası olmak gerek: Tünel geçiyor. ”

“Meyhane”, s.67.

şimdicek: şimdi (TDK, 2009a).

“- Moruk, kaçıncı kadeh? Şimdicek sızarsın ha!

-    Sızarsa mis gibi yer, yatmamış adam değil a”

“Meyhane”, s.67.

Aşağıdaki dizelerdeki ifadenin kısalığı şairin vezin kaygısının bir
göstergesi olsa da aynı zamanda bir ağız özelliğini de yansıtma isteğinin
işaretidir:

ağ: ağa.

“Avutmanın yolu yok; komşusunun Hüseyn Ağ’yı:

Alıp dolaşmadayım yatsı vakti dünyayı. ”

“Meyhane”, s.69.

amıca: amca.

“Öteden Kürd atılır: - Doğru mu dersin be hoca?

- Ne demek doğru mu dersin? Gidi câhil amıca!”

“Âsım”, s.454.
iyden iyi: iyiden iyi.

“ilişti. Sonra biraz yaklaşınca, iyden iyi
Tezahür eyledi: Baktım, çocuk “Tebâreke’yi”

“Mezarlık”, s.75.

kağat: kağıt.

“- Hokka ister mi? - Divit var ya. - Peki, işte kâğat
Evvelâ ortaya bir ‘Hû’ mu atarlar? Hadi at, ”

“Âsım”, s.416.

Kağtane: Kağıthane.

“- Pupa yelken açılın şayed oturmazsa gemi!

Bu tenezzüh, cici bey, doğruca Kağtâne’ye mi”

“Âsım”, s.416.

köpoğlu: köpek oğlu (Eyupoğlu, 1991: 435).

“- Bırak, köpoğlu kadın amma çalçeneymiş ha!”

-    Benimki çok daha fazlaydı. - Etme! - Elbet ya”

“Meyhane”, s.70.

“Ulan! Kapakta imiş dağlı... Hay köpoğlu köpek!

-    Köpoğlu kendine benzer, uzun kulaklı eşek!”

“Mahalle Kahvesi”, s.155.

“Çok köpoğluymuş - Evet, pek de utanmaz şeydi...

-    Parsa çok muydu? - Bırak toplasın, oğlum, değdi...

“Asım”, s.453.

kulağma: kulağıma
zati: zaten (TDK, 2009a).

Akif Türkçe sözcüğü aruza uydurma kaygısı ile “ı” seslisini düşürerek
bir hece sözcüğü kısaltsa da burada asıl onun vurgulamak istediği sözcüğün
halk söyleyişidir. Şair aynı dizede “zaten sözcüğü yerine halk söyleyişindeki
“zati” biçimini tercih etmesi bu kanıyı destekler niteliktedir.

Meyhane de karısıyla tartışan Hasan şöyle haykırır:

“Onun için boşadım. Sen işitmedin mi Halim?

-    Kadın lakırdısı girmez kulağma zâti benim”

“Meyhane”, s.70.

Aynı şiirde aynı amaçlarla Akif başka bir sözcüğü kullanır:

“- Cehennem ol seni hınzır orospu, git: Boşsun!

- Ben anladım işi: Sen komşu, iyce sarhoşsun!”

“Meyhane”, s.70

nemiz: neyimiz.

“O iman hüsn-i hulkun en büyük hamisi olmuşken

Nemiz vardır fezâilden, nemiz eksik rezâilden?”

“Meal-i Celili”, s.353.

Yerel konuşmaların en belirgin özelliklerinden biri ses düşmeleridir.
Günlük konuşma dili içerisinde bazı sesler kullanılmaz, âdeta yutulur. Şiirde
bu, başlıca iki niyetle yapılır. Birincisi sözcüğü vezne uydurmak, diğeri de,
daha önce ifade edildiği gibi, renkli, ahenkli ve daha realist bir üslup
oluşturmaktır. Şiir dilinde sapmalar grubunda değerlendirdiğimiz bu tür
uygulamalara modern şiirde de rastlanılmaktadır.

SONUÇ

Bu çalışmamızla ortaya çıkan sonuçları şu şekilde sıralayabiliriz:

1.    Halk şiiri, divan şiiri ve modern şiirde şiir dili oluşturmada
azımsanmayacak ölçüde yararlanılan halk dili, Mehmet
Akif Ersoy’un
şiirinde de önemli bir işleve sahiptir.

2.    Edebî dilin, yerel ağızları da içeren millî dil temeli üzerinde
geliştiğinin farkında olan Akif, halk dilinin, ağız özellikleri ve argo gibi
yansımalarını, hemen her çeşidiyle birlikte şiirlerinde yer vermiştir.

3.    Bu yansımaların, Safahat’ta yer alan manzum hikâyeler başta olmak
üzere, karşılıklı konuşmaları içeren şiirlerde yoğunluk kazandığı
görülmüştür.

4.    Gözlem ve incelemeye önem vererek gerçekliği mümkün olduğunca
yakalamak, Akif’in başlıca tahkiye prensipleri arasında yer aldığından, onun
manzum hikâyeleri toplumsal, kültürel ve mesleksel gerçekliğe yaslanır.

5.    Söz konusu yaklaşım, gerçeklik zemini üzerine inşa edilen
şiirlerinden olan manzum hikâyelerindeki kahramanların diline de
yansımıştır. Şair, diyaloglarla geliştirdiği manzum hikâyelerinde,
kahramanları, ait oldukları toplumsal yapının dil özellikleriyle konuşturur.

6.    Konulara göre dilini de değiştiren Akif’in böylelikle şiirine şu
nitelikleri kazandırdığı söylenebilir:

•    Öncelikle, realist bir tutum şiirdeki mevzunun ve düşüncenin
inandırıcılığını artırıcı bir etki yapar.

•    - Halk dili kullanımlarını olduğu gibi vermek, içten bir söyleyişin
sonucudur ki böyle bir samimi söyleyiş okuyucuyu olumlu yönde
etkiler.

•    - Argoların önemli bir bölümü, aynı zamanda metaforik bir sanatlı
anlatım özelliklerini de içinde barındırır. Bu “sözel sanat biçimi”
“renk, abartı, mizah ve ince bir alay çeşnisi” katar ki, bu özellik
Mehmet Akif’in üslubunda açık bir şekilde görülmektedir.

KAYNAKÇA

Aydoğan, B. (1997). “Mehmet Akif Ersoy'un Meyhane ve Mahalle
Kahvesi Şiirleri Üzerine Bir Değerlendirme”.
Çukurova Üniversitesi
Türkoloji Araştırmaları Dergisi,
85-106.

Çobanoğlu, Ö. (2005). “Sanatsal Bir Dışavurum Formu Olarak Argo
Kavra
mının Halkbilimsel Çözümlemesi.” Bal-Tam (Balkan Türkoloji
Araştırmaları Merkezi) Türklük Bilgisi 3 (Prizren).
232-237.

Devellioğlu, F. (1990). Türk Argosu. (7. Baskı). Ankara: Aydın Kitabevi
Yayınları.

Devellioğlu, F. (1993). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. (11.
Baskı). Ankara: Ak Kitabevi Yayınları.

Dictionnaire Le Nouveau Petit Robert (1994). Paris.

Dundes, A. (1997). “Folklor Nedir?” Milli Folklor, 36, 74-76.

Dundes, A.(1998). “Halk Kimdir?” Milli Folklor, 37, 139- 153.

Elmas, N. (1997). Mehmet Akif Ersoy, Sanatı ve Sanat Anlayışı-Üslubu.
Yayımlanmamış Doktora Tezi, Samsun: Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü.

Ertem, R. (1981). Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi 4. İstanbul:
Dergah Yayınları.

Ersoy, M.A. (1999). Safahat. Ankara: Eğitim ve Kültür Daire
Başkanlığı Yayınları.

Ersoy, M.A. (2000). Safahat (Tıpkı Basım-1928-), İstanbul: Çağrı
Yayınları.

Eyuboğlu, İ.Z. (1991). Türk Dilinin    Etimoloji Sözlüğü. (2. Baskı),
İstanbul: Sosyal Yayınlar.

Gökçek, F. (1995). Mehmet Akif Ersoy’un Şiiri Üzerinde Bir inceleme.
Yayımlanmamış Doktora Tezi İzmir: Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü

Korkmaz, Z. (1986). “Mehmet Akif’te Dil ve Üslup Özellikleri”. Türk
Dili
, 420, 554-564.

Kurnaz, C. (2006). “Halkın Çağdaş Şairi”. Bilim ve Aklın Aydınlığında
Eğitim,
73, 34-44.

Paşa, A.V. (2000). Lehçe-i Osmani. Ankara: Türk Dil Kurumu.

Pospelov, G.N. (1995). Edebiyat Bilimi. İstanbul: Evrensel Kültür
Kitaplığı.

Sami, Ş. (1987). Kamûs-i Türki (2. Baskı). İstanbul: Çağrı Yayınları.

(TLFi) Le Trésor de la Langue Française Informatisé,
http://atilf.atilf.fr/dendien/scripts/tlfiv4/showps.exe?p=combi.htm;iava=no;
(Erişim Tarihi: 1.8.2009)

Terzioğlu, Ö. (2006). “Anonim Bir Halk Edebiyatı Ürünü Olarak
Argo”.
Milli Folklor, 71, 102-104.

Türk Dil Kurumu (2005). Türkçe Sözlük, (10. Baskı). Ankara: Türk Dil
Kurumu.

Türk Dil Kurumu (2009a). Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü,
http://www.tdk.gov.tr (Erişim Tarihi: 1.8.2009).

Türk Dil Kurumu (2009b). Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü.
http://www.tdk.gov.tr (Erişim Tarihi: 1.8.2009).

Zülfikar, H. (1986). “Mehmet Akif Ersoy’un Şiir Dili Üzerine”. Türk
Dili,
420, 512-520.

210

1

Anlamlandırma ve açıklamalar için bk.: Türk Dil Kurumu, [TDK], 2005.
http://www.tdk.gov.tr. TDK: 2009a.

2

Bedri Aydoğan’ın (1997: 85-106) “hitap sözcüğü” olarak değerlendirdiği
“pampin”, aşağıdaki sözlüklerde bulunamamıştır.

-    Türk Dil Kurumu, [TDK], 2005.

-    Türk Dil Kurumu, [TDK], 2009a.

-    Türk Dil Kurumu, [TDK], 2009b.

-    Devellioğlu, 1993.

-    Ş. Sami, 1987.

-    A.V.Paşa, 2000.

-    Dictionnaire Le Nouveau Petit Robert, 1994.

-    (TLFi) Le Trésor de la Langue Française Informatisé.

3

Argonun edebî dil içerisindeki değeri konusunda ayrıntılı bilgi, kaynakçada ifade
edilen çalışmalarda verilmiştir.

4

Devellioğlu, eserin bu bölümünde, edebî eserlerdeki argonun kullanımı konusunda
oldukça çarpıcı ve zengin örneklendirmelerde bulunmaktadır.

5

Safahat’ta çok sık kullanılan “geber-“ sözcüğü toplam 18 yerde geçmektedir.

6

Safahat’ta çok sık kullanılan argo sözcüklerden olan “zübbe“ sözcüğü toplam 11
yerde geçmektedir.