ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ-TÜRKOLOJİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ
Anasayfa | Makale Bilgi Sistemi | Konu Dizini Yazarlar DiziniKaynaklar Dizini | Makale-Yazar Listesi |  Makale Sayısı-Tarih Listesi | Güncel Türkoloji Kaynakçası

Atatürk Araştırmaları || Çukurova Araştırmaları || Halkbilim || Dilbilim || Halk Edebiyatı || Yeni Türk Dili || Eski Türk Dili
Yeni Türk Edebiyatı || Eski Türk Edebiyatı || Dil Sorunları || Genel || Tiyatro || Çağdaş Türk Lehçeleri

 

SÖZ VARLIĞI İLE İLGİLİ ÇALIŞMALARDA KULLANILACAK ÖLÇÜTLER

Yrd. Doç. Dr. Bayram BAŞ1

TÜBAR-XXIX-/2011-Bahar/

ÖZ: Bu çalışma, söz varlığı araştırmalarında karşılaşılan temel
güçlüklere kısaca değinmek, bunlara çözüm yolları getirmek ve aynı yön¬
de ortak bir yöntem önermek amacıyla hazırlanmıştır. Araştırma, konuş¬
ma dili ve yazılı dil üzerine yapılan söz varlığı araştırmalarında hedef kit¬
lenin ve hedef kaynakların belirlenmesi, kelime kavramının sınırlandırıl¬
ması, diğer söz varlığı unsurlarının belirlenmesi, yaygınlık ve kullanım sı¬
rası kavramlarının işlevleri çerçevesinde yapılandırılmıştır. Her bir bölüm
değerlendirilirken, yapılmış ilgili araştırmalarda bulunan verilerden yarar¬
lanılmış, bunun yanında söz varlığı alanındaki çalışma modelini somutlaş¬
tırmak için örnek uygulamalar da yapılmıştır. Ayrıca, ülkemizde yapılmış
söz varlığı araştırmalarında kullanılan yöntemler de kısaca değerlendiril¬
miş ve çalışma verilerinin karşılaştırılamamasındaki temel sebepler üze¬
rinde de durulmuştur. Çalışma bir bütün hâlinde düşünüldüğünde, söz
varlığı unsurlardan kelime, deyim, atasözü, ikileme, kalıp sözler, kalıp¬
laşmış ifadeler vd. üzerine araştırma yapacak kişilere rehberlik edecek, kı¬
lavuz özelliği de göstermektedir.

Anahtar Kelimeler: Söz varlığı, kelime, yaygınlık, kullanım sıra¬
sı.

The Criteria Used in the Studies on Word Property

ABSTRACT: This study has been aimed to state the primary
difficulties faced in word property researches and look for a solution
suggesting a possible common methodology. The research has been
constructed as stating target group and target resources in the word
property researches on speaking language and written language,
delimitating the concept of word, stating the other elements of word
property, and the functions of the concept of prevalence and usage order.
When each section has been evaluated, it has been utilized from the data
seen in related works, and sample applications have been used in order to
concrete the study model in word property field. Besides the methods
used, first in word property researches in Turkey were evaluated briefly
and the primary reasons of why on the working data could not be
compared has been pointed out. By considering the study as a whole, it
will provide valuable information for the researchers who will study on
the elements of word property like word, idiom, proverb, repetition,
pattern words, inflexible expressions etc.

Key Words: Word property, word, prevalence, usage order.

Giriş

Söz varlığı araştırmaları üzerine herkes tarafından kabul gören or¬
tak bir yöntem, bugüne dek belirlenememiştir. Farklı amaçlarla yapılan
çalışmalar, araştırmacıların birbirlerinden habersiz ve bağımsız hareket
etmesi, yabancı ülkelerdeki çalışmalara olan bağımlılık, ekip çalışmala¬
rındaki sınırlılıklar, disiplinler arası ilişkilendirmedeki eksiklikler, söz
varlığı unsurlarının benimsenmesindeki ölçütler, hedef kitlenin belirlen¬
mesi vb. faktörler bu durumun en önemli etkenleridir.

Söz varlığı çalışmaları temel olarak iki hedefe odaklanır: 1. Ko¬
nuşma dili üzerine araştırmalar. 2. Yazı dili üzerine araştırmalar. Konuş¬
ma dili üzerine malzeme toplama çok güç bir iştir ve ülkemizde bu alana
dair çalışmalar sınırlıdır. Çalışmaların büyük çoğunluğu yazılı dilden te¬
min edilen veriler üzerine yapılmıştır. Ancak bunlar arasında son yıllarda
yapılan birkaçı dışındakiler ortak bir yöntem kullanmamıştır. Söz varlığı
araştırmalarındaki problemlere açıklama getirmek ve orta noktada bir
yöntem belirleyebilmek önem arz etmektedir. Çalışmamızda bu problem¬
lere çözüm önerisi getirmek gayesiyle, iki temel hedef bulu
nmaktadır:

1.    Söz varlığı araştırmalarında dikkat edilecek hususlar ve bunlara
bağlı oluşacak problemlere çözüm önerileri.

2.    Bundan sonra yapılacak söz varlığı araştırmalarında elde edile¬
cek verilerin karşılaştırılıp değerlendirilmesi için ortak bir yöntem öneri¬
si.

Söz varlığı araştırmalarında, söz varlığını meydana getiren kelime,
deyim, atasözü, ikileme, kalıp sözler, kalıplaşmış ifadeler vd. unsurların¬
dan biri ya da birkaçı üzerine yapılacak özel hedefli veya karşılaştırmalı
her çalışmanın ortak bir noktada buluşturulmasının, dil eğitimi sürecinde
oluşturulacak her türlü modele katkı sağlayacağı kanaatindeyiz. Zira çok
zahmetli ve mesai isteyen söz varlığı araştırmalarındaki emeklerin, kendi
sınırlarında kalması ya da bilim dünyasına ulaşamaması, ulaşsa da sonuç¬
larının karşılaştırılabilir olamaması çok önemli bir sorundur.

Çalışmamız, beş başlıktan meydana gelmiştir: 1. Söz varlığının
tespiti için kullanılacak verilerin belirlenmesi. 2. Kelime kavra
mının be¬
nimsenme biçimi. 3. Söz varlığının diğer unsurlar
ının tespiti. 4. Söz var¬
lığı çalışmalarında yaygınlık. 5. Söz varlığı çalışmalarında kullanım sıra¬
sı.

Söz varlığının tespiti için kullanılacak verilerin belirlenmesine dair
bölümde; konuşma dili ve yazılı dildeki söz varlığı unsurları üzerine araş¬
tırmaların yöntemleri kısaca değerlendirilmiş, yapılacak yeni araştırma¬
larda konuşma dilinden ve yazılı dilden malzeme temin edilirken hangi
ölçütlere dikkat edilmesi gerektiği hususunda öneriler yapılmıştır.

Araştırmamamızın en ayrıntılı bölümü, kelime kavramının benim¬
senmesi biçimidir. Bu bölümde, kelimeye şekilsel ve anlamsal bakış tartı¬
şılmış, Türkçenin çekimleme özelliğinin meydana getirebileceği nicel de¬
ğişkenler irdelenmiş ve bu yönde örnek bir uygulama gösterilmiş, derle¬
nen metinlerin ön çalışmada işaretlenme usulüne dair örneklendirici açık¬
lamalar yapılmıştır. Ayrıca, sayısal ifadeler, yabancı kelimeler ve kişisel
imlâ tercihlerinin araştırmalarda ne biçimde kullanılması gerektiği de de¬
ğerlendirilmiştir.

Son iki bölümde de yaygınlık ve kullanım sırası kavramlarının,
karşılaştırmalı söz varlığı araştırmalarında meydana gelebilecek hata pa¬
yını düşürmede üstlendiği roller üzerinde durulmuş ve bu yönde hazır¬
lanmış örnek uygulamalar kısaca değerlendirilmiştir.

maktadır. Doğal olarak bireysel çalışmaların hedef kitleleri de genel kit¬
leyi temsil açısından yetersiz kalabilmektedir. Türkiye genelinde herhan¬
gi bir yaş aralığı ya da öğretim kademesindeki bireylerin söz varlığını
tespite yönelik belirleme, ülkenin tüm sosyo-ekonomik durumunu dikkate
alarak ve farklı kültürel ortamları göz ardı etmeden oluşturulacak bir ör-
neklemle tespit edilebilir. Konuşma dili, farklı ortamlarda farklı cereyan
eder.
Kahvehaneler, eğlence mekânları, aile sohbetleri, çocuk parkları ve oyun
alanları, bilimsel çalışmaların yapıldığı ortamlar, bilimsel tartışmalar, esnaf
sohbetleri, market alışverişi, berber ortamı, toplu ulaşım vasıtalarındaki sohbet¬
ler, hava limanları, terminal, gar ve duraklarda meydana gelen konuşmalar,
okul ortamı, telefon konuşmaları, tartışmalar, kavgalar, spor salonlarındaki ko¬
nuşmalar, dinî sohbetler, köy odası sohbetleri, dedikodu ortamları, mülakatlar,
TV, radyo gibi sanal ortamlardaki konuşma dünyası,
vb. yüzlerce mekân gün¬
lük yaşam alanlarını meydana getirmektedir. Konuşma diline dair belir¬
lemeler yapılacak hedef kitlenin tüm bu alanlardaki yaşam dünyasından
doğal yolla malzeme oluşturulmadığı sürece, konuşma dilinin söz varlığı
unsurlarının reel biçimde temini söz konusu olamayacaktır. Bunun yanın¬
da bu alanlara bireyin ayırdığı zaman dikkate alınarak orantılı ses kayıtla¬
rı alınmalıdır. Aksi takdirde sonuçlar verimli olamayabilir. Köy, bağ,
bahçede yaşamının büyük kısmını süren kitle ile şehirde yoğun bir hayat
temposunda yaşayan bir kitlenin söz dünyaları birbirinden farklıdır.

Yazılı dilin söz varlığı unsurlarını belirlemek, konuşma diline
oranla çok daha kolaydır. Ancak bu sürecin de kendine göre karmaşık
yönleri mevcuttur. Hedef kitleden alınacak örneklemin belirlenmesi açı¬
sından, konuşma diline ait yukarıda sıraladığımız problemler bu alanda
da geçerlidir. Hangi sınıf ya da yaş seviyesinden ne kadar birey seçilecek¬
tir? Sosyo-ekonomik düzeye göre nasıl bir belirleme yapılacaktır? Birey¬
sel çalışmalar bu alanı daraltmaktadır. Yazılı dil üzerine tespitteki asıl
problem malzemenin temin usulüdür. Bireyden yazılı kanalla veri alına¬
cağı için, yazılı anlatım konusu belirleme ya da hazır yazılı malzemeleri
kullanma zorunluluğu vardır. Peki, yazılı anlatım için veriler nasıl belir¬
lenecektir? Bu durum da önemli bir sınırlılık meydana getirmektedir.

Aksoy (1936) yaptığı araştırmada Yakup Kadri’nin Yaban, Reşat
Nuri Güntekin’in
Kızılcık Dalları romanları ile Türk Tarih Kurumunun
tarih kitabını yazılı dile malzeme olacak kaynak olarak kullanmıştır.
Pierce (1961) başkanlığında yapılan çalışmanın birinci basamağını oluş¬
turan yazılı dilin tespiti için yazılı malzeme olarak, kısa hikâyeler, roman¬
lar, gazeteler, askerî sahra talimnameleri, dinî kitaplar, şiirler ve okullarda
okutulan ders kitaplarından metinler derlenmiştir. Harit (1971) ise
Kelime
Hatırlama
Oyununu2 kullanmak suretiyle veri toplamıştır. Çiftçi (1991),
yükseköğrenim öğrencileri ile yaptığı çalışmada, öğrencilere otobiyografi
ve serbest konulu kompozisyon yazdırmıştır. Koçak (1999)’ın da malze¬
me toplama usulü, sağlık meslek lisesi öğrencilerine otobiyografi yazdır¬
mak olmuştur.

Türkiye’de bugüne dek yapılmış en zengin kelime havuzuna sahip
araştırma olan Göz (2003)’ün çalışmasında malzeme; basın, roman, hikâ¬
ye, bilim, popüler bilim, güzel sanatlar, biyografi, hobi, din, okul kitabı
ve muhtelif kategorileri esas alarak oluşturulmuştur. Karadağ (2005) ve
Kurudayıoğlu (2005) ilköğretim seviyesindeki hedef
kitlelerine “1. Gezip
gördüğünüz bir yeri anlatınız. 2. Sevdiğiniz bir arkadaşınızı ya da değer
verdiğiniz bir insanı anlatan bir yazı yazınız. 3. Bir anınızı anlatınız. 4.
‘Herkes kendi geleceğinin mimarıdır. ’ sözünü açıklayınız. 5. Beğendiniz
bir öykü, roman, film veya tiyatroyu anlatan bir yazı yazınız. 6. Yukarıda-
kilerin dışında, istediğiniz herhangi bir konuda, bir yazı yazınız. ”
biçi¬
minde bir anket sunmak suretiyle veri toplamışlardır.

Baş (2006), 100 çocuk romanı, 100 çocuk hikâyesi, 100 çocuk ma¬
salı, 54 çocuk destanı ve 14 çocuk efsane kitabından alınan 200 efsane¬
den 100.000’er kelime alarak 500.000 kelimelik bir tahkiyeli metin havu¬
zu oluşturmuştur. Temur (2006), 4. ve 5. sınıf öğrencilerine sırasıyla Ata¬
türk hakkında bilgilendirici metin, hayvanlar hakkında öyküleyici metin
ve son olarak da öğrencilerin başlarından geçen veya bir şekilde içinde
bulundukları bir anı yazdırmak suretiyle malzeme temin etmiştir.

Pilav (2008), üniversite birinci sınıf öğrencilerine zengin bir konu
seçiminde bulunmuş ve şu anketi uygulamıştır:
1. Değer verdiğiniz bir in¬
sanı ya da sevdiğiniz bir arkadaşınızı anlatan bir yazı yazınız. 2. Sizi derinden
etkileyen bir anınızı anlatınız. 3. Gezip gördüğünüz bir yeri anlatınız. 4. “Dü¬
şünmeden konuşmanın cezası, sonradan düşünmeye mahkûm olmaktır. ” sözünü
açıklayınız. 5. “Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret edemeyen insan yeni okyanus¬
lar keşfedemez. ” sözünü açıklayınız. 6. ‘‘Güvercin kargalarla arkadaşlık yaparsa
tüyleri beyaz kalır, fakat kalbi kararır. ” sözünü açıklayınız. 7. “ Karşılığını ve¬
remeyecek birine bir iyilik yapmadıkça mükemmel bir gün yaşamış sayılmazsın. ”
sözünü açıklayınız. 8. “ Gideceği limanı bilmeyen gemiye hiçbir rüzgârdan fayda
gelmez. ” sözünü açıklayınız. 9. Beğendiğiniz bir hikâye, roman, film ya da tiyat¬
royu anlatan bir yazı yazınız. 10. Türkiye ’nin Avrupa Birliği ’ne üyeliği konusun¬
da düşüncelerinizi yazınız. 11. Bilgisayar, İnternet ve Televizyonun kültürümüz
üzerindeki etkileri konusunu tartışınız. 12. Yukarıda verilen konuların dışında,
istediğiniz herhangi bir konuda, bir yazı yazınız.

İpek Eğilmez (2010) ise üst, orta ve alt sosyo-ekonomik düzeye
sahip 4. sınıf öğrencilerine aşağıdaki konuların tamamıyla ilgili kompo¬
zisyon yazdırarak metin havuzu oluşturmuştur:

1. En yakın arkadaşınızın dersleriyle ilgili bir sorunu var ve siz ona yar¬
dımcı olmak istiyorsunuz. Bu arkadaşınızın sorununu ve ona nasıl yardım edebi¬
leceğinizi anlatan bir öykü yazınız. 2. Zor bir işi tek başına yapmak ile arkadaş¬
larınızla birlikte yapmak arasındaki farkı anlatan bir yazı yazınız. Yazınızda bu¬
nu bir örnekle açıklayınız. 3. Mert, hem arkadaşları hem de öğretmenleri tara¬
fından çok sevilen, çalışkan bir çocuktu. En büyük zevkleri arasında şiir okumak
vardı. Öğretmeni, okulların açılısını kutlamak amacıyla okulda yapılacak olan
etkinlikte sınıflarından bir öğrencinin şiir okuyacağını söyledi. Bunu duyar duy¬
maz Mert ’in birden gözleri parladı. Fakat şiiri kimin okuyacağı tabiî ki seçimle
belli olacaktı. Ama olsun en azından Mert ’in de herkes kadar şiir okuma şansı
vardı. Etkinlikte şiir okumak isteyen öğrenciler bir bir tahtaya çıktılar. Yapılan
değerlendirme sonucunda Mert birinci seçildi ve ertesi gün bütün okulun önünde
şiir okuma görevi ona verildi. Mert ’in içi içine sığmıyordu. Bütün akşam şiirine
çalıştı, rüyasında bile şiir okuyordu. Ertesi gün büyük bir heyecanla okula gitti¬
ğinde gördüklerine inanamadı.

..........Sizce hikâyenin devamında neler olmuştur? 4. Atatürk’ün kısaca hayatını

ve yaptığı önemli değişiklikleri anlatınız. 5. Sizin de Belgin gibi kokusundan ra¬
hatsız olduğunuz bir arkadaşınız olsa ona nasıl yaklaşacağınızı, onu kırmadan
bu sorununu çözmede ona nasıl yardımcı olacağınızı anlatan bir hikâye yazınız.

6. Ben bir mikrop olsaydım ........................................................................

(Nasıl ortamlarda yaşayacağınızı, nelerden zevk alacağınızı anlatan bir yazı ya¬
zınız.) 7. Hangi zekâ türüne sahip olduğunuzu ve en çok neleri yapmaktan hoş¬
landığınızı anlatan bir yazı yazınız. 8. Alışveriş yaparken nelere dikkat etmeli¬
yiz? 9. İletişim araçları hayatımızda olmasa neler olurdu? 10. Hayalinizdeki ro¬
botu anlatan bir yazı yazınız. 11. Bir sanat dalıyla ilgilenmek isteseniz, hangisini
seçerdiniz? Neden? 12. Bayramlarda neler yaptığınızı anlatan bir yazı yazınız.
13. “Mektup Örneği” metnindeki kahramanlardan birine mektup yazınız. 14. Ül¬
kemizin korunması gereken değerleri nelerdir? 15. Yurt dışında yaşayan ve Tür¬
kiye ’yi hiç görmemiş olan mektup arkadaşınıza ülkemizin güzelliklerini anlatan
bir mektup yazınız.

Görüldüğü üzere araştırmacılar amaçları doğrultusunda yazılı mal¬
zeme seçmişler ya da hedef kitlelerine konu teklifinde bulunmuşlardır.
Ancak, veri toplama usulü ortak olmadığı için, çalışmaların sonucunda
ortaya çıkan kelime listelerinin karşılaştırılması da güçleşmektedir.

Yazılı dil üzerine oluşturulacak havuz, basılı materyallerden alına¬
caksa, bunların okuyucu kitlesinin de belirlenmesi gerekir. Bu doğrultu¬
da, gelişen teknoloji ile bağlantılı olarak yazılı medya yanında, sanal ba¬
sından da faydalanmak, verilerin tutarlı olmasında destek sağlayacaktır.

Kelime havuzu bireylere kompozisyon yazdırmak suretiyle oluşturulacak
ise yazdırılacak konu seçimine de çok dikkat edilmelidir. Sonuçta seçilen
konu yazılı anlatımdaki söz varlığı çeşitliliğine sınır getirecektir. Serbest
kompozisyon çalışmaları bu yönde her ne kadar esneklik oluştursa da tek
çözüm yolu olarak düşünülmemelidir. Bireyin yazmak istediği konu, zih¬
nindeki bir problem ya da başka bir şey olabileceği gibi anlık psikolojisi
ile de ilgilidir. Kişinin yaşadığı yörede ya da bulunduğu coğrafyada mey¬
dana gelen sosyal, kültürel, siyasî vb. bir gelişme günün konusunu etkile¬
yeceği için, bağımsız seçim tercihi de etkilenebilir. Evinden mutlu ya da
mutsuz çıkan birinin, okula gelirken kötü ya da iyi bir tecrübe yaşayan bir
çocuğun, bulunduğu çevreyi benimseyen ya da benimsemeyen bir şahsın
tüm edinimleri, genel olduğu kadar özel olarak da kalemine yansıyabilir.
Bu noktada, yazılı anlatımların zamanları ve aralıklarla tekrarlanmaları da
önem arz edebilir. Yazılı malzeme temini için seçilen hedef kitlenin farklı
ortamlardan seçilmesi, oluşabilecek hata paylarının oranını düşürecektir.

Hedef kitlenin belirlenmesinde bireylerin yaşadığı bölgenin sosyo¬
ekonomik düzeyi de çok önemlidir. Örnek verecek olursak, Karadağ
(2005) ve Kurudayıoğlu (2005) araştırmalarında
köy ve kent şeklinde iki
düzey grup belirlemişlerdir. İpek Eğilmez (2010), Bursa ilinde üst, orta
ve alt seviyedeki üç okuldan malzeme toplamıştır. Büyükkantarcıoğlu
(1992: 232), ayrı
sosyal katmanlardan gelen 3 ve 5. sınıf öğrencilerinde
kel
ime hazinesi açısından farklılıklar tespit etmiştir. Sosyo-ekonomik dü¬
zeyin belirlenmesinde de ortak kıstasların kullanılmasının önemli oldu¬
ğunu da hatırlatmak gerekir. Bu yöndeki ölçütlerin belirlenmesinde, Dev¬
let İstatistik Enstitüsü’nün verileri kullanılabileceği gibi yerel yönetim
organlarının tespitlerinden ve okul başarı durumlarından, ailelerin eğitim
seviyeleri ve ekonomik gelirlerinin düzeylerine dair bulgulardan da yarar¬
lanılabilir.

2. Kelime Kavramının Benimsenme Biçimi

Kelimenin benimsenme biçimi söz varlığı araştırmalarındaki veri
tutarsızlığının en önemli sebebidir diyebiliriz. Kelimenin kabul edilme
biçimi, söz varlığı araştırmalarının nicelliğinde de önemli değişiklikler
meydana getirir. Önce ke
lime kavramına değinelim. Kelimenin tanım¬
lanmasında temel olarak iki bakış açısı vardır: Şekil açısından ve anlam
açısından kelimeye yaklaşma. Şekil ve anla
bir arada değerlendiren
yaklaşımlar da mevcuttur. Otografik ya da imlâ bakış açısı olarak da ad¬
landırılan şekil bağlamında
kelime iki boşluk arasındaki bir dizidir. Uzun
(2004: 47), “
Sözcük, iki ucuna birer boşluk verilerek yazılan dil birimi¬
dir
.” biçiminde bir tanımlama yapar. Kelime kavramına anlam açısından
bakıldığında, “Dildeki bağımsız ve anla
mlı her birim kelimedir.” tanımı¬
na varılabilir (Kurudayıoğlu-Karadağ 2005).

Şekilsel bakış açısı ile eş sesli olan tüm kelimeler birbirine karışır.
Bu şartlarda
yüz (çehre) ve yüz (sayı) farklı kelimeler olamaz. Bu örnek¬
leri çoğaltabiliriz. Alay (küçümseme)/alay (topluluk), altıncı (sayı)
/altıncı (sarraf), arı (böcek) /arı (saf), bit- (ekin) /bit- (tükenmek), çakmak
(ateş) /çakmak (çivi), elli (eli+olan) /elli (sayı), koca (büyük) /koca (eş),
yenik (aşınmış) /yenik (mağlup) vb.

Sondan eklemeli bir dil olan Türkçe açısından, çekim ekleri ile de¬
ğişebilen her yapı, şekilsel açıdan ayrı bir kelime olarak kabul edilmek
durumunda kalır. Türkçedeki herhangi bir kelime, çekim eklerini aldığın¬
da biçimsel olarak birbirinden farklıdır ancak ayrı bir anlama sahip değil¬
dir.
Ev, evi (belirtme hâli), eve, evde, evden, evin, evler, evce, evle, evim, evin,
(onun) evi, evimiz, eviniz, evleri, evimde, evinde, evimizde, evinizde, evlerinde,
evimden, evinden, evimizden, evinizden, evlerinden, evlerim, evlerin, evleri, evle¬
rimiz, evleriniz, evleri, evimle, evinle, eviyle, evimizle, evinizle, evleriyle
vb.

Türkçede haber kipleri olarak da adlandırılan on yedisi fiille, üçü
ek fiille yapılan toplam yirmi çeşit zaman çekimi mevcuttur.
Duyulan
geçmiş zaman, duyulan geçmiş zamanın hikâyesi, duyulan geçmiş zamanın riva¬
yeti, görülen geçmiş zaman, görülen geçmiş zamanın hikâyesi, yor ile yapılan
şimdiki zaman, -makta ve -mada ile yapılan şimdiki zaman, -yor ile yapılan şim¬
diki zamanın hikâyesi, -yor ile yapılan şimdiki zamanın rivayeti, -makta ve -
mada ile yapılan şimdiki zamanın hikâyesi, -makta ve -mada ile yapılan şimdiki
zamanın rivayeti, gelecek zaman, gelecek zamanın hikâyesi, gelecek zamanın ri¬
vayeti, geniş zaman, geniş zamanın hikâyesi, geniş zamanın rivayeti, ek fiilin ge-
niş(şimdiki) zamanı, ek fiilin bilinen geçmiş zamanı, ek fiilin duyulan geçmiş za¬
manı.
Herhangi bir fiil tüm bu zaman eklerinden ilk on yedisi ile çekimle-
nebilir. Bu fiilin zaman ekleri (haber kipleri) ile çekimlenmesi yanında
uygun olan dilek kipleri ve ayrıca altı şahıs ekinden birini de aldığını var¬
saydığımızda, bir fiil ile
iki yüz dört çekimli fiil elde edebiliriz. Mesela,
gel- fiilini tüm haber kipleri ve dilek kipleri ile tüm şahıs eklerini de ek¬
leyerek çekimleyelim:

“gelmişim, gelmişsin, gelmiş, gelmişiz, gelmişsiniz, gelmişler; gelmiştim,
gelmiştin, gelmişti, gelmiştik, gelmiştiniz, gelmiştiler; gelmişmişim, gelmişmişsin,
gelmişmiş, gelmişmişiz, gelmişmişsiniz, gelmişmişler; geldim, geldin, geldi, gel¬
dik, geldiniz, geldiler; geldiydim, geldiydin, geldiydi, geldiydik, geldiydiniz, gel-
diydiler; geliyorum, geliyorsun, geliyor, geliyoruz, geliyorsunuz, geliyorlar;
gelmekteyim, gelmektesin, gelmekte, gelmekteyiz, gelmektesiniz, gelmekteler;
gelmedeyim, gelmedesin, gelmede, gelmedeyiz, gelmedesiniz, gelmedeler; geli¬
yordum, geliyordun, geliyordu, geliyorduk, geliyordunuz, geliyordular; geliyor-
muşum, geliyormuşsun, geliyormuş, geliyormuşuz, geliyormuşsunuz, geliyormuş-
lar; gelmekteydim, gelmekteydin, gelmekteydi, gelmekteydik, gelmekteydiniz,
gelmekteydiler; gelmedeydim, gelmedeydin, gelmedeydi, gelmedeydik, gelme¬
deydiniz, gelmedeydiler; gelmekteymişim, gelmekteymişsin, gelmekteymiş, gel¬
mekteymişiz, gelmekteymişsiniz, gelmekteymişler; gelmedeymişim, gelmedeymiş¬
sin, gelmedeymiş, gelmedeymişiz, gelmedeymişsiniz, gelmedeymişler; geleceğim,
geleceksin, gelecek, geleceğiz, geleceksiniz, gelecekler; gelecektim, gelecektin,
gelecekti, gelecektik, gelecektiniz, gelecektiler; gelecekmişim, gelecekmişsin, ge¬
lecekmiş, gelecekmişiz, gelecekmişsiniz, gelecekmişler; gelirim, gelirsin, gelir,
geliriz, gelirsiniz, gelirler; gelirdim, gelirdin, gelirdi, gelirdik, gelirdiniz, gelirdi¬
ler; gelirmişim, gelirmişsin, gelirmiş, gelirmişiz, gelirmişsiniz, gelirmişler; gel¬
sem, gelsen, gelse, gelsek, gelseniz, gelseler; gelmişsem, gelmişsen, gelmişse,
gelmişsek, gelmişseniz, gelmişseler; gelseydim, gelseydin, gelseydi, gelseydik,
gelseydiniz, gelseydiler; geliyorsam, geliyorsan, geliyorsa, geliyorsak, geliyor¬
sanız, geliyorsalar; gelmekteysem, gelmekteysen, gelmekteyse, gelmekteysek,
gelmekteyseniz, gelmekteyseler; gelmedeysem, gelmedeysen, gelmedeyse, gelme¬
deysek, gelmedeyseniz, gelmedeyseler; geleceksem, geleceksen, gelecekse, gele¬
ceksek, gelecekseniz, gelecekseler; gelirsem, gelirsen, gelirse, gelirsek, gelirse¬
niz, gelirseler; geleyim, gelesin, gele, gelelim, gelesiniz, geleler; geleymişim, ge¬
leymişsin, geleymiş, geleymişiz, geleymişsiniz, geleymişler; geleydim, geleydin,
geleydi, geleydik, geleydiniz, geleydiler; gelmeliyim, gelmelisin, gelmeli, gelme¬
liyiz, gelmelisiniz, gelmeliler; gelmeliymişim, gelmeliymişsin, gelmeliymiş, gel¬
meliymişiz, gelmeliymişsiniz, gelmeliymişler; gelmeliydim, gelmeliydin, gelme¬
liydi, gelmeliydik, gelmeliydiniz, gelmeliydiler; gel, gelsin, gelin, gelsinler”

Yukarıdaki iki yüz dört fiil olumsuzluk eki ile çekimlendiğinde sa¬
yı dört yüz sekize çıkar.
Gel- fiilini bunların da dışında kalıcı isim oluş¬
turmayan sıfat fiil ve zarf fiillerle çekimlediğimiz ve ilgi ekleri, şahıs ek¬
leri vb. ile çoğalttığımız takdirde sayı beş yüzü geçecektir.
Gelen, gelesi,
gelmez, geldik, gelecek, gelmiş, gelince, geldikçe, geldiğinden, gelirken,
gelir, gelmez, geleli, gelerek, gelmeden, gelmeksizin, gele, gelip
vb. Türk-
çede yer alan herhangi bir fiil, şekil açısından değerlendirildiğinde
beş
yüz farklı kelimeye
dönmektedir. Oysa bu kelimelerin tama bir kökten
türemiştir ve anlam açısından yeni bir şey ifade etmemektedirler.

Şekilsel bakış açısının meydana getirdiği bir diğer problem birleşik
kelimelerle ilgilidir. Birleşik kelimeler iki grupta toplanır: Bitişik yazılan
ve ayrı yazılan birleşik kelimeler. Bitişik yazılanların arasında boşluk ol¬
madığı için şekilsel açıdan kelime olarak kabul edilebilirler. Ancak ayrı
yazılan birleşik kelimeler arasında boşluk bulunduğu için problem mey¬
dana gelecektir. Türkçe sözlükte
on binden fazla ayrı yazılan birleşik ke¬
lime bulunmaktadır ve bunlar iki ya da daha fazla kelimeden meydana
gelmektedirler.
Aile ocağı, bakış açısı, cam suyu, çene yarışı, demir yolu, eli sı¬
kı, fırın kebabı, gelecek zaman kipi, hesap cüzdanı, ızgara köfte, iki başlı, jet mo¬
toru, kaldırım taşı, limon tozu, mahalli idare, nüfus cüzdanı, odun kömürü, öğle
yemeği, parke taşı, rahat etmek, sindirim sistemi, şehir merkezi, taş kömürü, uy¬
ku ilacı, üstün zekâ, vesikalık fotoğraf, yangın hortumu, zaptiye memuru
vb. bin¬
lerce örnek birden fazla kelimeden meydana gelseler de aslında bir keli¬
medirler. Şekilsel kelime anlayışına göre “aile ocağı” diye bir kelime ye¬
rine “aile” ve “ocağı” şeklinde iki ayrı kelime söz konusudur.

Çekimlenmiş kelimelerin ses benzerliğinden dolayı yaratacağı ka¬
rışıklık, ayrı anlama sahip kelimelerin tek bir kelime olarak kabulüne de
yol açabilir. Mesela,
düşünür (âlim), düşünür (düşün- fiilinin geniş za¬
mandaki çekimi),
düşe (düş- fiilinin -A zarf fiil eki ile çekimlenmiş hâli),
düşe (düş (rüya) kelimesinin yönelme hâli almış biçimi), düşmüş (düş-),
düşmüş (düş/rüya), gözle (göz kelimesinin vasıta hâli almış biçimi), gözle
(gözle- fiilinin ikinci tekil şahıs e
mir kipi) vb.

Kelimeye sadece anlam açısından bakıldığında da eş anlamlı olup
farklı seslerle yazılan kelimeler de aynı şeymiş gibi bir algılamaya sebep
olabilir.
Al(renk)-kırmızı, armağan-hediye, kelime-sözcük, imtihan-sınav,
fakir-yoksul, ulus-millet, yaşam-hayat, devamlı-sürekli, ad-isim, anı-
hatıra, besin-gıda, dize-mısra, ender-nadir
vb. Ayrıca anlam temelli ke¬
lime kabulü, çok anla
mlılık kavramının sınırlarını da zorlar. Örnek vere¬
cek olursak,
gitmek fiilinin, (1) bir yere doğru yönelmek (Ankara’dan
Konya’ya
gitmek.); (2) yakışmak, yaraşmak (Bu renk ona gitmedi.) bir¬
çok anla
mından sadece ikisidir. Kelimeyi sadece anlam penceresinden
değerlendiğimizde, örnekteki
çok anlamlılık durumu, eş seslilik olarak da
değerlendirilebilir. Çok anlamlılıkta her ne kadar kelimenin temel anlamı
ile bağlantısını koparmadan yeni bir anlama ulaşmak esas alınsa da, sade¬
ce anlam penceresinden kelimeye yaklaşıldığında içinden çıkılamayacak
karmaşalar meydana gelebilecektir.

Anlam temelli kelime anlayışında bağdaştırıcı özelliği olan söz
varlığı unsurları sorun oluşturmaktadır. Bunların başını da deyimler çe¬
ker. Bilindiği üzere deyimler iki ya da daha fazla kelimeden meydana ge¬
lirler ve oluştuğu kelimelerden en az bir tanesinin gerçek anlamından
uzaklaşması gerekir. “turşu gibi olmak” deyimiyle kastedilen manaya,
turşu, gibi, olmak kelimelerinin anlamlarını birleştirerek ulaşamayız. Bu
deyimin anlamı çok yorgun düşmektir. Oysa
turşu kelimesi “tuzlu suda
ya da sirkede bırakılarak özel bir kıvama getirilmiş sebze veya meyve”
anla
mını karşılamaktadır. “gibi” edattır ve ... -e benzer anlamındadır.
“olmak” kelimesinin temel anlamı “varlık kazanmak, meydana gelmek,
vuku bulmak” biçiminde gösterilse de sözlükte yirmi sekiz ayrı kullanım
örneği de mevcuttur. Peki, bu üç farklı kelimeyi ayrı ayrı anla
mları çer¬
çevesinden değerlendirerek “turşu gibi olmak” deyimi ile aktarılan anla¬
ma nasıl ulaşabiliriz? Bunu yapabilmenin tek yolu, bu deyimi meydana
getiren üç kelimeyi bir yapı içinde tek parça olarak değerlendirmektir.
“turşu gibi olmak” sözü üç ayrı kelime değildir, bir tane deyimdir.

Anlam esas alınarak kelime sınırlarının belirlenmesinde karşılaşı¬
lan bir başka güçlük de edatlar ve bağlaçların nasıl değerlendirileceği ile
ilgilidir. Edatlar ve bağlaçlar anlamsız fakat dil yapısı içinde görevli ke¬
limeler olarak kabul edilmektedir. Ancak dilde anlamsız bir birimin ol¬
ması düşünülemez. Şekilce kelime olarak değerlendirilen ancak anlam
bakımından gramer görevli olarak nitelendirilen bu kelimeler, dilde en
çok başvurulan dil birimleridir.
İle, kadar, gibi, ama, fakat vb. kelimele¬
rin somut bir varlığı ya da soyut bir kavramı karşılamadığı açıktır. Bu ke¬
limelerin anlamsız ama gramer görevli kelimeler olarak nitelendirilmesi¬
nin sebebi de budur. Ancak, “gibi” kelimesini duyduğumuzda bu kelime¬
nin, kelimeler arasında ilgi kurduğu bilgisi, “kadar” kelimesini duyduğu¬
muzda miktarla ilgili kıyaslama yaptığı bilgisi ya da “ile” kelimesini
duyduğumuzda kelimeler arasında vasıta ilgisi kurduğu bilgisi zihnimizde
canlandığına göre, bu kelimelere genelleyici bir mantıkla anlamsız deme¬
nin yanlış olacağı ortaya çıkmaktadır (Kurudayıoğlu-Karadağ 2005).

Yurt dışında ve ülkemizdeki araştırmalarda, söz varlığının nicel
sonuçları üzerine çıkan uyumsuzlukların temel sebebi bu noktalarda yat¬
maktadır. Kelime hazinesi araştırmalarında, kelimeye sadece
şekil temelli
bakılınca farklı ke
lime sayısı doğal olarak büyür. Çünkü bu bakış açısına
göre farklı kelime iki boşluk arasında yer alan her şeydir. Bu problemi
önce kelimeye şekil açısından bakış doğrultusunda, aşağıdaki metin üze¬
rinde yapacağımız değerlendirmelerle örneklendirelim.

Sürekli “Arzularım arzularının arzuladığı arzuları arzulamayı arzular. ”
derdi babam. Yüzüne bir şey çakmak istercesine sert, dokunaklı, içli ve bitmek
bilmeyen o alaylı sözleri hâlâ hatırımda tek tek. Aile ocağımızı şen tutacak alaylı
bir damat istemesinin altındaki alayı da pek geç fark etti idik. Bitmez tükenmez
bir sancıyla ayrıldı aramızdan. Kimin derdi kimi gerdi şu dünyada? Ah babam,
aklına eserdi bazen. Koca dünyanın derdiyle kendini oyalamayı göze alırdın. So-
luya soluya çarpardın koca kapıyı. Olmaz, olamaz, olmayacak da sözlerinin yan¬
kısı hâlâ avluda geziniyor. Ama sen yenilmedin, yendin. Çünkü yenilenler sadece
yenilenemeyenlerdir.

Şekilsel bakış açısı ile doksan iki toplam kelimeden oluşmuş bu pa¬
ragraftaki farklı kelimeleri çıkarmak istediğimizde sonuç şöyle olur:

Kelimeler

Sıklık

geç

1

serdi

1

geziniyor

1

eöze

1

hatırımda

1

hâlâ

içli

1

idik

1

istemesinin

1

istercesine

1

kapıyı

1

kendini

1

kimi

1

kimin

1

koca

o

1

ocağımızı

1

olamaz

1


Kelimeler

Sıklık

bazen

1

bilmeyen

1

bir

bitmek

1

bitmez

1

çakmak

1

çarpardın

1

çünkü

1

da

damat

1

derdi

derdiyle

1

dokunaklı

1

dünyada

1

dünyanın

1

eserdi

1

etti

1

fark

1


Kelimeler

Sıklık

Ah

1

Aile

1

Aklına

1

Alayı

1

Alaylı

Alırdın

1

Altındaki

1

Ama

1

Aramızdan

1

Arzuladığı

1

Arzulamayı

1

Arzular

1

Arzuları

1

Arzularım

1

Arzularının

1

Avluda

1

Ayrıldı

1

babam

2


Yukarıdaki listede 79 farklı kelime mevcuttur. Bu kelimelerden ita¬
lik olarak gösterilenler doğrudan doğruya problem meydana getirmekte¬
dir.
“alayı[alay] (küçümseme/topluluk), alaylı fküçümseyici/suhay). bitmek (tü¬
kenmek/yetişmek),
hitmez[hit-] (tükenmek/yetişmek), çakmak (çak- fiilinin isim fi¬
il hâli/deri hastalığı/kıvılcım çıkaran çelik parçası),
koca(eş/büyük), oyalama¬
yı [oyalama] (meşgul etmek/süslemek), yendin [yen-] (aş/galip), yenilenler [ye-
nil-](aş/mağlup), yenilmeden [yenil-] (aş/mağlup), yüzüne [yüz] (çehre/sayı) ”
kelimelerinin köşeli parantez içine alınan kökleri eş seslidir ve kelimenin
hangi anla
karşıladığı belirsizdir.

Kelimeler

Sıklık

ve

1

yankısı

1

yendin

1

yenilene-

meyenlerdir

1

yenilenler

1

yenilmedin

1

yüzüne

1


Kelimeler

Sıklık

sözleri

1

sözlerinin

1

sürekli

1

şen

1

şey

1

Şu

1

Tek

2

Tutacak

1

tükenmez

1


Kelimeler

Sıklık

olmayacak

1

olmaz

1

oyalamayı

1

pek

1

sadece

1

sancıyla

1

sen

1

sert

1

soluya

2


Listede koyu olarak gösterilen “arzular, arzularım, derdi, eserdi,
etti, göze, tutacak ”
kelimeleri de çekim ekleri silinmemiş hâlde karışıklık
meydana getirmektedir. “arzular, arzularım” kelimeleri,
arzula- fiilinin
çekimlenmiş hâli midir,
arzu kelimesinin çoğul eki ve şahıs eki ile çekim¬
lenmiş hâli midir? Metne bakıldığında
arzular kelimesinin arzula- fiilini,
arzularım kelimesinin arzu ismini gösterdiği anlaşılacaktır.

“derdi” kelimesi de- fiilinin bilinen geçmiş zamanla çekimlenmiş
biçimi midir,
dert kelimesinin ismin belirtme hâli ile çekimlenmiş hâli
midir? “eserdi” dediğimiz de,
es- fiilini geniş zamanın hikâyesi ile mi çe¬
kimliyoruz yoksa
eser kelimesini ek fiilin bilinen geçmiş zamanı ile mi
çekimliyoruz? “etti” kelimesi,
et- fiilinin bilinen geçmiş zamanla çekim¬
lenmiş hâli midir,
et kelimesinin ek fiilin bilinen geçmiş zamanla çekim¬
lenmiş biçimi midir? “göze” derken
göz kelimesine ismin yönelme hâli
ile eklenmiş biçimi mi kastediliyor yoksa bu kel
ime hücre, su kaynağı an¬
lamında mı kullanılıyor? “tutacak” kel
imesi tut- filinin gelecek zamanla
çekimlenmiş biçimi midir, sıcak mutfak eşyalarını tutmak için kullandı¬
ğımız bez midir?

Kelimelerin çekim eklerinin silinmemesi aynı kökten türeyen ve
başka bir anlam kazanmayan birçok kelimenin ayrı bir kelime gibi kabul
edilmesine de sebep o
lmaktadır. “[dünya] dünyada, dünyanın; [kim] kimi,
kimin; [ol-] olamaz, olmayacak, olmaz; [söz] sözleri, sözlerinin; [yenil-]
yenilenler, yenilmedin” örneklerinde aslında farklı kelime sayısı beş ta¬
neyken, listede on bir farklı ke
lime gösterilmiştir. Açıklamalardan da an¬
laşılacağı üzere, kelimeleri şekilsel bakış açısı ile ayırt etmeye çalışmak
ve çekim ekleriyle birlikte farklı bir kel
ime olarak düşünmek büyük bir
karmaşa oluşturmaktadır.

Metinde yer alan aile ocağı ve fark et- sözleri ayrı yazılan birleşik
kelime iken, listede “aile, ocağı, fark, etti” şeklinde dört ayrı kelime ola¬
rak gösterilmişlerdir. “aklına eserdi” ve “göze alırdın” deyim, “tek tek”
ise ikileme örneğiyken, “aklına, eserdi, göze, alırdın, tek” biçiminde ayrı
kelimeler olarak değerlendirilmişlerdir. Kelimeye şekilsel yöndeki bakış
açısı, birden fazla kelimeden meydana gelen diğer söz varlığı unsurlarının
da göz ardı edilmesine sebep o
lmaktadır.

Şekilsel bakış açısının yukarıda açıkladığımız sınırlılıklarını gide¬
rerek aynı paragrafın söz varlığı unsurlarını aşağıdaki listede tekrar de¬
ğerlendirelim.

Kelimeler

S

oyalama( meş gul)

1

Pek

1

Sadece

1

Sancı

1

Sen

1

Sert

1

solu-

Söz

sürekli

1

şen

1

şey

1

şu

1

tut-

1

tükenmez

1

ve

1

yankı

1

yen-(galip)

1

yenilen-

1

yenil-(mağlup)

2

yüz(çehre)

1


Kelimeler

S

da(bağlaç)

2

damat

1

de-

1

dert

dokunaklı

1

dünya

fark+et-

1

geç

1

ger-

1

gezin-

1

hatır

1

hâlâ

içli

1

i-

1

isteme

1

iste-

1

kapı

1

Kendi

1

Kim

2

koca(büyük)

2

O

1

ol-

3


Kelimeler

S

ah

1

aile+ocağı

1

alay(küçümseme)

1

alaylı(küçümseyici)

1

alaylı(subay)

1

Alt

1

Ama

1

Ara

1

arzula-

arzulama

1

arzu

Avlu

1

ayrıl-

1

baba

bazen

1

bil-

1

bir

bitmek( tükenmek)

1

bit-(tükenmek)

1

çak-

1

çarp-

1

çünkü

1


Bu listede 64 farklı kelime bulunmaktadır. Yukarıdaki liste ile kar¬
şılaştırdığımızda farklı ke
lime sayısında on beş adetlik bir düşüş görüle¬
cektir. Eş seslilik durumu meydana getiren kelimeler, parantez içindeki
açıklamalarla birbirinden ayrılmıştır. Yukarıdaki listede çekim ekleriyle
gösterilmiş
arzular, arzularım, derdi, eserdi, etti, göze, tutacak kelimeleri
karışıklık oluşturmayacak şekilde kök ya da gövde biçimleri ile dizilmiş¬
tir. Aynı kökten türeyen ve yeni anlam kazanmayan kelimelerin çekim
ekleri silinmiş ve kök ya da gözde biçimleri yazılmışlardır. Bunun yanın¬
da “aklına es- ve göze al-” deyimleri ile “tek tek” ikilemesi de listeye
alınmamıştır. Çünkü bunlar kel
ime değil deyim ve ikilemedirler ve ayrı
listelerde değerlendirilmek durumundadırlar.

Kelimeye sadece anlam temelli yaklaşmak da sonuçları etkileyebi¬
lir. Bu bakış açısına göre, bir metinde yer alan tüm edatlar ve bağlaçlar
kelime olarak kabul edilemez. Ancak Türkçede edat ve bağlaçlar ekler
gibi görevli kelimelerdir ve dilin olmazsa olmazlarıdır. Mevcut araştırma¬
ların listeleri incelendiğinde birçok edat ve bağlacın en sık kullanılan ke¬
limeler arasında olduğu görülecektir. Edatları ve bağlaçları ke
lime sayı¬
mında devre dışı bırakmak, toplam kelime/farklı kel
ime oranlamasındaki
bazı istatistik tespitleri de farklılaştırabilir. Çünkü bir dilde en çok kulla¬
nılan kelimeler iletişim gerçekleşmesi için herkesçe kullanılmak duru¬
munda olan temel sözlerdir. Hangi konuda konuşulur ya da yazılırsa ya¬
zılsın, “bir, ol-, bu, de-, o, gel-, ben (zamir), ne, git-, çok, sonra, var, ver-
al-, gör-, et-, bak-” kelimelerini nasıl ki kullanmak zorundayız, “da/de,
ve, mı/mi/mu/mü, gibi, için, ki, kadar, ama, fakat, eğer vb.” edat ve bağ¬
laçları da aynı şekilde kullanmak durumundayız.

Kelimeye sadece anlam temelli bakma deyimler, atasözleri, kalıp
sözler (günaydın, afiyet olsun vb.), kalıplaşmış ifadeler, terimler gibi di¬
ğer söz varlığı unsurlar
ının sınırlarını da güç duruma sokmaktadır. Bu un¬
surları meydana getiren söz öbeklerini tek bir bütün gibi düşünme yerine,
parçalara ayırmak ve bu bağlamda anlam vermek hem nitel hem de nicel
açıdan büyük sapmalara sebep olacaktır.

Kelime kavra üzerine tartışmalarda anlam ve şekil açısını bir ya
da ayrı tutarak bir yön tayin etmenin zorlukları, doğal olarak söz varlığı
çalışmalarında da farklı tutumlara yol açmıştır. Özön (1954: 5-7)’ün ça¬
lışmasında yer alan “kürek çekmek, ebe olmak, denize girmek, denize
düşmek, ev yapmak, ev yaptırmak” gibi örnekler bugünkü imlâda ayrı
yazılan birleşik kel
ime olarak kabul edilmemektedir. Ülkemizde yazım
şekilleri sık aralıklarla değiştiği için yapılan araştırmalarda yer alan bazı
söz varlığı unsurları geçerliliğini doğal olarak yitirmektedirler. Bu durum,
söz varlığı araştırmalarının belirli aralıklarla tekrarlanması gereksinimini
ortaya koymaktadır.

Pierce’nin (1960: 5-9) başkanlığında yapılan araştırmadaki kelime
sayımları morfem sayımına dayanmaktadır. Çalışmada kök, gövde ve ek¬
ler sayılmış, kelime listeleri kök ve gövdelerden meydana getirilmiştir.
Aksoy (1936: 10-11) çalışmasında “vasıl olmak” ve “müdafaa etmek” gi¬
bi ayrı yazılan birleşik kelimeleri “vasıl, olmak, müdafaa, etmek” biçi¬
minde ayrı ayrı dizmiştir. Harıt’ın (1971) araştırmasında ayrı yazılan bir¬
leşik kelimeler gösterilmemiştir. Çiftçi (1991) çalışmasında rakam ve ra¬
kam adlarını, özel isimleri, gün ve ay adlar
ını listesine eklememiştir. De¬
yimleri tek bir kelime olarak kabul etmiş, i- fiilini çekim eki olarak kabul
etmiştir. Koçak (1999) araştırmasında Çiftçi’nin (1991) yöntemini esas
almıştır. Kırca Zengin (1992: 106-107) araştırmasında eşitlik hâli eki (-
ca/-ce), vasıta hali eki (-la/-le) ile birlikte cümle içinde zarf görevi üstle¬
nen kelimeleri ekleriyle beraber kelime olarak kabul etmiştir. Deyimleri
bütün olarak ve onları oluşturan kelimeler olarak iki hâlde de değerlen¬
dirmiştir. Zarf fiil, sıfat fiil ve isim fiiller kelime listelerinde gösterilmiş¬
tir. Olumsuzluk ekinin
(-ma, -me, -mı, -mi, -mu, -mü) yer aldığı fiiller ayrı
bir kelime olarak değerlendirilmiştir.

Tosunoğlu (1998) çalışmasında zarf-fiil, sıfat-fiil ve fiillerin olum¬
suzluk eki almış şekillerini ayrı kelime olarak kabul etmiş ve aynı keli¬
menin farklı yazımları ayrı kelime olarak gösterilmiştir.

Türkiye’de kelime hazinesi üzerine yapılmış bugüne dek en geniş
çalışmanın sahibi olan Göz (2003), özel isimleri ve sayıları kelime liste¬
sine almamış, kelimelerin isim fiil
(olmak) ve fiil (ol-) biçimlerini isim fi¬
il olarak kabul etmiş, bazı kelimeleri çok anlamlılığı dikkate alarak ayır¬
mış ve kelimelerin çekim eklerini silerek kök ya da gövde biçimlerini
göstermiştir. Araştırmacı, çok anlamlılığı dikkate alarak ayırdığı kelime¬
lerin çekim ekli hâllerini ayrı bir liste olarak göstermiştir.

Karadağ (2005), Kurudayıoğlu (2005), Baş (2006), Pilav (2008) ve
İpek Eğilmez (2010)’in doktora çalışmalarında kelime kavra
mının kabulü
ortaktır. Araştırmacılar, ayrı yazılan birleşik kelimeleri, özel isimleri, sa¬
yıları, tarihleri kelime kabul etmişler; çekim eklerini kelimelerden kal¬
dırmışlar, geçici isim yapan sıfat fiil ve zarf fiil eklerini silip, kalıcı isim
yapanlarını muhafaza etmişlerdir. Eş sesli kelimeleri ayırt etmek için,
yüz-(suda), yüz-(deri) gibi açıklayıcı ifadeler kullanmışlardır. Araştırma¬
cılar ayrıca, tüm fiillere istisnasız gelebildiği için olumsuz ekini
(-ma, -
me, -mı, -mi, -mu, -mü)
de bulunduğu kelimeden silmişler3 ve sonuçta
tüm kelimeleri kök ya da gövde biçimleri ile yani
tahan olarak sıralamış¬
lardır. Baş (2006), Pilav (2008) ve İpek Eğilmez (2010)’in çalışmalarında
kelimeler dışında ikilemeler, deyimler ve atasözleri de değerlendirilmiş¬
tir. Ortak yöntemle yapılan bu çalışmalar dışındaki diğer araştırmaların
verilerini karşılaştırmak maalesef imkânsızdır.

Sonuçta, bütün diller için ortak bir kelime tanımı olamaz ve bu ge¬
rekli değildir de. Bütün diller için kelime kavramının kesin olarak tanım¬
lanması Martinet’e (1985: 98) göre de boşunadır. Kelime tanımlamayı,
belli bir dilin çerçevesi içinde yapmak daha sağlıklıdır ki bu durumda bile
tanımlamaya uygun düşmeyen örneklerle karşılaşılabilir. Kelime sınırları
dilden dile farklılık göstermektedir. Bu anlamda yabancı diller için yapı¬
lan kelime tanımları Türkçe kelimelere uygun olmayabilir. Yani başka bir
dil için dikilmiş elbise Türkçeye dar ya da geniş gelebilir. Bundan dolayı
elbisenin Türkçe için dikilmesi gerekmektedir (Kurudayıoğlu-Karadağ
2005). Kurudayıoğlu ve Karadağ tarafından söz varlığı araştırmalarında
ortak bir yöntem oluşması için kel
ime kavramına dair yapılan sınırlama
çözümleyici niteliktedir (Kurudayıoğlu-Karadağ 2005):

Kelime hazinesi araştırmalarında kelime sınırı şu şekilde olabilir: Çekim
unsurları çıkarıldığında, anlam ile hiçimin kesiştiği ilk nokta. Kesişme hazen ke¬
lime kökünde, hazen kelime gövdesinde hazen de hirleşik kelime tahanında ger-
çekleşehilmektedir. Bu açıdan kelime, anlamı veya görevi hulunan, çekim ekleri
ile işlenmeye hazır tahandır. Tahan, kök ya da gövde olahileceği gihi hirleşik
yapılar şeklinde de karşımıza çıkahilir. Tahan kavramı kelimenin hiçim ve anlam
yapısını da hirlikte ortaya koymaktadır.

Kelimenin taban biçimiyle kabulü çok önemli problemlerin ortadan
kalkmasına vesile olacaktır. Ancak bunun yanında kelime çevresinde de¬
ğerlendirilmesi gereken başka sorunlar da vardır. Bunlar başta sayılar ve
tarihler olmak üzere, matematiksel ifadeler, özel isimler, yabancı kelime¬
ler, kısaltmalar, imlâdaki bireysel tercihler, çok anlamlılık, Türkçe sözlük
ve yazım kılavuzundaki bazı eksiklerdir.

Sayıların bir sonu yoktur. İlköğretim çağındaki bir çocuk adı mev¬
cut en büyük sayıya kadar sayabilir. Böyle bir sınırlanma problemi olsa

Türkçede her fiil -ma, -me, olumsuzluk eklerinin biri ile olumsuz anlam ka¬
zanır ve doğal olarak olumsuzluk eki alan her fiil, şekilsel yönden yeni bir
kelime olabilir. Ancak Türkçeyi bilen her birey, her fiili olumsuz yönde çe¬
kimleyebilir. Bu yöndeki her fiil için ayrı bir öğrenme süreci de şart olma¬
maktadır. Olumsuzluk eklerini yapım eki ya da çekim eki dairesinde kabule
dair tartışmanın uzağında, söz varlığı edinimine katkıları açısından değerlen¬
dirmek daha isabetli olacaktır. Türkçenin eklemeli yapısının kelime edini¬
mindeki etkisi için bk. Bilginer Onan, “Eklemeli Dil Yapısının Türkçe Öğre¬
timinde Oluşturduğu Bilişsel (Kognitif) Zeminler”,
Mustafa Kemal Üniversi¬
tesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,
C. 6, S.11, 2005.

da her sayı bir diğerinden farklıdır. “0, 1, 2,.. ..10.000.000, 10.000.001...”
Göz (2003) sıfır, bir, iki, üç vd. raka
mları ve on, yüz, bin vb. basamak sa¬
yılarını listelerine eklemiş ancak diğer sayıları kabul etmemiştir. Basa¬
mak sayıları elbette kalıplaşmış özellik gösterir. Kimse “Sana bin yedi
yüz yirmi beş kere söyledim.” biçiminde bir cümleyi kolay kolay kurmaz.
Tercihler daha ziyade basamak sayılarını kullanmaya yöneliktir.
On kere
okumak, yüz kere tekrar etmek, bin kere söylemek
vb. Ancak tüm bu açık¬
lamalar sayıları birbirinden ayırmaya yetmez. Bir metinde sayıların son¬
suza kadar peş peşe sıralanması da söz konusu olamayacağına göre her
sayının ayrı bir kelime kabul edilmesi mantık açısından hatalı olmayacak¬
tır.

Tarihlerin yazımı ve değerlendirilmesi de farklı bakış açılarına yol
açmıştır. Yukarıda belirttiğimiz üzere bazı araştırmacılar metinlerdeki ta¬
rih ifadelerini kelime olarak kabul etmeyip değerlendirme dışı tutmuşlar¬
dır. Göz (2003)’ün araştırmasında sayı tarihin sayı özellikleri çıkarılmış
sadece ay ve gün adları tutulmuştur. Çiftçi (1991), sayıları sildiği gibi gün
ve ay adlarını da listelerine dâhil etmemiştir. Karadağ (2005),
Kurudayıoğlu (2005), Baş (2006), Pilav (2008) ve İpek Eğilmez (2010)
metinlerde yer alan tüm tarih ifadelerini kelime olarak kabul etmişlerdir.

Metinlerdeki tarih ifadelerini tamamen ortadan kaldırmak, sadece
“23 Nisan 1920, 29 Ekim 1923, 19 Mayıs 1919, 10 Kasım 1938 vb.” özel
bir günü gösteren tarihleri elde tutmak ya da tarihleri gün, ay, yıl şeklinde
üç ayrı parça olarak değerlendirmek suretiyle kelime sınırlandırması
yapmak da pek doğru gözükmemektedir. Şöyle ki birisi için sıradan olan
bir tarih başka birisi için çok önemli olabilir. Tarihleri parçalamak da sa¬
kıncalıdır. Mesela
18 Kasım 2010 tarihini, “on sekiz, kasım, iki bin on”
biçiminde üç kelimeye bölmek bir çözüm olamayacağı gibi tarihin işaret
ettiği noktayı da göz ardı edebilir. Bu üç kelimenin açıklaması ya da an¬
la
18 Kasım 2010 tarihinin belirttiği yönü göstermez. Aynı durum saat¬
ler içinde için de geçerlidir. “12.05, 23.34 vb.” saat ifade eden yapıları da
ayrı kelimeler olarak değerlendirmek sıkıntı meydana getirebilir. Bu yön¬
de farklı eleştiriler gelebilir. “on iki sıfır beş, yirmi üç otuz dört” biçimin¬
deki kelimelerin, söz varlığı açısından ne kıymeti olabilir ya da bunlar
hangi dayanakla kelime olarak kabulü söz konusudur? Sonuçta bir ko¬
nuşmada ya da metinde “seher vakti, sabahleyin, öğleüzeri, akşam, gece¬
leyin vb.” kelimelerle bir zaman dilimi gösteriliyor ve bu sözler de keli¬
me olarak kabul ediliyorsa, tarihler ve saatler de zaman dilimlerini göste¬
rir ve aynı yolla kelime olarak kabul edilmelerinde bir sakınca olmaz.

Matematiksel bazı ifadeler terimdir ve aslında söz varlığının keli¬
meler dışında bir unsuru olan terimler başlığı altında değerlendirilmelidir¬
ler. Matematiksel ifadelerden temel özellik taşıyanlar kendi bütünlükleri
içinde kelime olarak değerlendirilebilirler. 3/5 (üç bölü beş), 2, 1/2 (iki
kulla
nılan diğer semboller için de aynı güçlük geçerlidir. “!",#()*+& vb.”
İnternet adreslerinin de kelime dışında değerlendirilmesi daha uygundur.
Elde tutulacaksa da tek bir parça olarak kabul edilmesi anlamlı gözük¬
mektedir (http: //www.google.com.tr/, http: //www.tdk.gov.tr).

Özel isimler de kelime listelerinin oluşturulmasında değişiklik gös¬
teren önemli unsurlardandır. Çiftçi (1991) özel isimleri listesine dâhil et¬
memiştir. Göz (2003) özel isimlerin birçoğunu silmiş ancak kalanlarını da
oluşturduğu sözlüğe almamıştır. Karadağ (2005), Kurudayıoğlu (2005),
Baş (2006), Pilav (2008) ve İpek Eğilmez (2010) tüm özel isimleri listele¬
rinde göstermiştir. Söz varlığı araştırmalarının amaçlarına göre özel isim¬
leri kabul etmek ya da etmemek söz konusu olabilir. Belirli noktalardan
yazılı anlatım yaptırılarak alınmış metinlerde yöresel özel isimler çok sık
tekrar edilebilir. Trabzon’da oturan bir çocuk, bu şehrin ismini çok fazla
kullanacağı gibi, bu yöredeki bazı yerlerin isimlerini ya da en sevdiği ar¬
kadaşlarının isimlerini de çok sık yineleyebilir. Bunun göstergesi olacak
özel isimler araştırmacılar tarafından belirtilmek koşuluyla açıklanabilir.
Araştırmada söz varlığına dair oluşturulacak listelerde özel amaçla başka
hususlar aranıyor ve özel isimler bu çalışmada rol oynamıyorsa, yöntemi¬
nin geliştirilebileceğini özel isimler çıkarılabilir. Ancak özel isimler liste¬
lerde bulundurulacaksa, bunun istisnasız yapılması gerekir. Göz (2003)
çalışmasının ilk basamağında cins isimlerle eş seslilik teşkil edebilecek
özel isimleri silmiştir. Mesela,
Çetin Altan’ı Altan; Ziraat Bankası’nı
bankası, Milliyet Gazetesi'ni gazetesi şekli ile sınırlandırmıştır. Çetin Al¬
tan bir kişinin adı ve soyadıdır. “çetin” kelimesi aynı zamanda cins isim¬
dir diye atıldı mı, geriye kalan
Altan kelimesi artık Çetin Altan değildir.
Göz (2003), ilk büyük çalışma olması sebebi ile tercihlerinin tartışabile¬
ceğini, söylemiş ve aynı çalışmanın belirli aralıklarla yenilenmesi gerek¬
tiğini de önermiştir. Özel isimler listelerde yer alacaksa, insan ya da hay¬
van adı, yer adı, kurum-kuruluş adı her ne olursa olsun sınırlanmadan
özel isim olarak listelere aktarılmalıdır. TDK’nın yazım kılavuzunda özel
isimlere dair belirlenmiş açıklamaları dikkate almak, araştırmacılara ko¬
laylık sağlayabilir. Bu yönde, hâlihazırda yazılmış ya da özel olarak yaz¬
dırılmış metinlerde, yazarların kendi imlâlarına da dikkat edilmelidir.
Mesela “Ali Amca, Ayşe Teyze, Ayşe Halam, Ahmet Dedem vb.” biçim¬
lerle metinlerde büyük harflerin kullanılması, bunların özel isim olarak
kabul edilmesi anlamına gelmemelidir. Yazım kılavuzundaki açıklamalar
bu karışıklıklara dair çözümlemeler getirmiştir.

tam bir bölü iki), *J (kök yedi) vb. Ancak belirli problemleri gösteren
ifadeler ya da sembol ve simgeleri kel
ime olarak kabul etmek güçlükler



Yabancı kelimeler, söz varlığının ayrı bir unsurudur. Ancak, bir
şekilde Türkçeleşmiş ve Türkçe sözlüğe girmiş yabancı kökenli kelimele¬
ri, özel amaçlı bir çalışma yapılmıyorsa, ayrı bir liste hâlinde değerlen¬
dirmek de sakıncalıdır. www.tdk.gov.tr adresinde belirlenmiş yabancı
kökenli kelimelere bakıldığı zaman, Almancadan Yunancaya kadar on
binin üzerinde örnekle karşılaşılacaktır. Almanca (99 tane), Arapça (6507
tane), Farsça (1373 tane), Fransızca (5358 tane) vb. Yabancı kel
ime ile
kastedilen, Türkçe sözlükte yer almayan kelimelerdir. Yazarlar, bireysel
tutumla cümlelerinde yabancı kelimeler kullanabilirler. Bu durumdaki ke¬
limeleri silmek yerine parantez içlerinde Türkçelerini belirterek kullan¬
mak daha makul olacaktır.
“good (İngilizce+iyi), nivesta (Rusça+gelin)
vb.” Ancak yabancı kelimelerin Türkçe karşılığı yazar tarafından göste¬
rilmişse, yabancı biçimleri yerine Türkçelerini tercih etmek daha doğru¬
dur.

Yabancı kelimeler üzerine asıl problemler, eski tarihli metinler
üzerindeki çalışmalarda ortaya çıkmaktadır. Arapça ve Farsça terkipler,
geçmişte kullanılmakla beraber bugün kullanılmayan yabancı kelimeler
bunlara örnektir. Nazım ya da nesirlerde rastlanan birçok kelime ve terkip
içinden çıkılması zor durumlar meydana getirebilir. Bu durumlar daha
çok Arapça ve Farsça kökenli kelimelerde ortaya çıkar. Kelime terkip
(tamlama) biçiminde ise bu hâli ile muhafaza edilip parantez içinde Türk-
çesi verilebilir:
Lisân-ı hal (hal dili). Tamlamalar bazen belirli bir kavra¬
mı karşılayabilir de:
mısrâ-i berceste (en güzel mısra). Tamlama biçimin¬
de değil ise ayrı ayrı değerlendirilebilir,
“kihan ü mihan (küçükler ve bü¬
yükler)” sözü;
kihan (küçükler), ü (ve), mihan (büyükler) biçiminde gös¬
terilebilir. Bu şekildeki bazı nazım ya da nesir parçaları hem orijinal dili
hem de bugünkü Türkçesi ile verilmiş olabilir. Bu durumda bugünkü
Türkçesini kabul etmek daha doğrudur.

Kısaltmalar listelerde üç biçimde gösterilebilir: Orijinal hâlleri ile
parantez içinde açıklamalarıyla ya da açılmış biçimde. TC, TC (Türkiye
Cumhuriyeti), Türkiye Cumhuriyeti vb. Herkesçe bilinen kısaltmalar ori¬
jinal şekilleri ile gösterilebilir. TBMM, TC, M.Ö., M.S. vb. Yazarlar ya¬
zım kılavuzunda yer almayan ancak kendilerince oluşturulmuş ya da uy¬
durulmuş kısaltmalar da kullanabilirler. Bu durumda kısaltma ile birlikte
açıklama da belirtilmelidir. ÇK (Çocuk kulübü), AAD (Altın arama der¬
neği) vb. Kısaltmanın açılmış hâli listede yer alıyorsa, kısaltılmış biçimler
de oraya eklenmelidir. Listede
kilogram şeklinde bir kelime varsa, kg bi¬
çimi
kilogram biçiminin sıklığına dâhil edilmelidir.

Yazarların bireysel imlâ tercihleri söz varlığı araştırmacılarını bü¬
yük zorluklarla karşılaştırmaktadır. Konuşma dili üzerine yapılan söz var¬
lığı araştırmalarında, deşifre işlemi esnasında anlamlandırılamayan sözler
konuşma açısından ne ise bireysel imlâ tercihleri de yazı açısından odur.

Ağız özellikleri taşıyan ifadeler, yöresel ifadeler, okuyucu için hiçbir an¬
lamı olmayan yazarlarca uydurulmuş kelimeler, yazarın imlâsı üzerinde
oynadığı kelimeler bu yöndeki başlıca örneklerdir.

Özellikle tahkiyeli eserlerde kimi yazarlarca yöresel ağız özellikle¬
ri kullanılmaktadır. Bu durum yazılı anlatım yapan bir çocuğun yöresel
konuşma dilini olduğu gibi yazıya aktarması ile de gerçekleşebilir. Me¬
tinde, “yapcem, ketur, gaç, püskürüt vb.” biçimde ağız özelliği ile taşıyan
kelimeler varsa, bunlar imlâmızdaki orijinal hâlleri ile değerlendirmeye
alınmalıdır:
yapacağım, getir, kaç, bisküvi gibi. Bugün halk ağzında hâlen
konuşulmakla birlikte yazı dilinde bulunmayan binlerce söz mevcuttur.
Metinde yöresel olarak kullanılan bir söz yer alıyorsa, araştırmacı bu sö¬
zün anlamını tespit edip açıklaması ile birlikte sunmalıdır. “yundur-(yıka-
), boldurgan (yorulmuş), yiber- (gönder-) vb.” Bu yönde derleme sözlük¬
lerinden de istifade edilebilir.

Metinde söyleyen ya da yazan tarafından kafadan uydurulmuş ke¬
lime ya da sözler de yer alabilir. Bu örnekler bağlam içinde bir yere sa¬
hipse mutlaka belirtilmelidir. Bu duruma daha çok masal metinlerinde ya
da bu türe benzer tahkiyelerde rastlanır. Mesela kahramanlar anlamlarını
kendi aralarında belirledikleri bazı şifreler oluşturmuş olabilirler: “rım
(evet), tım (hayır) vb.” Bu kelimeler listelere eklenmelidir. Hiçbir anlamı
olmayan gelişigüzel yazılmış sözler silinebilir. “apa kunta muya sunto”,
“napila napila babuhana vb.” Ünlem özelliği taşıyan ancak Türkçe söz¬
lükte bulunmayan, örnekler muhafaza edilmelidir. Zuhaaa (ünlem), ahyak
(ünlem), boo (ünlem) vb. Bu tür ünlemler aynı ünlü çok defa tekrarlamak
suretiyle oluşturulmuş ve kelimedeki ses sayısını hayli artırıcı biçimde ise
araştırmacı tarafından kısaltılabilir. “Eeeeeeeeeeeeeeeeeeeee” biçimi “Ee
(ünlem)” şeklinde gösterilebilir. Aynı durum Türkçe sözlükte bulunan
ancak farklı yazılmış ünlem ya da benzeri kelime gruplarında da geçerli-
dir. Bu şekildeki örnekler orijinal imlâları ile gösterilmelidir.
AAAhhhhh
yerine “ah”, yaaaaaaaaa yerine “ya (ünlem)”, şeeeyyy yerine “şey” gibi.

Kimi yazarlar ortak imlâsı olan bazı sözleri kendilerine göre değiş¬
tirebilirler. Bu durum istem dışı ya da kasıtlı olabileceği gibi özellikle ya¬
zılı metinlerin yazıldığı zamandaki imlâ kabulünden de kaynaklanabilir.
Mesela Attila İlhan, şiirlerinde özel ya da cins isim ayırmaksızın, kasıtlı
olarak tüm kelimeleri küçük harfle yazar. Bu durumda eş seslilik göstere¬
bilecek örnekler ayrılmalıdır. “cennet (mekân), Cennet (özel isim); rüya
(düş), Rüya (özel isim) vb.” Yanlış yazım da olabilir.
“avrat yerine arvat,
bağdaş
yerine bağdaç, kasımpatı yerine kasım patı, bir şey (ayrı yazılan
birleşik kelime değildir)
yerine birşey, vb.” Metnin yazıldığı dönemdeki
imlâ bugünle farklı olabilir. TDK’nın 1996 yılında hazırladığı imlâ kıla¬
vuzunda ayrı yazılan birleşik kelime olarak gösterilmiş
her nasılsa, her
nedense, her ne ise, her ne kadar, her neyse
kelimeleri bugünkü imlâda
ayrı yazılan birleşik kel
ime değildir. 1996 yılı imlâ kılavuzunda
lâboratuvar, ambülâns, manevî biçiminde gösterilen kelimeler, bugün
laboratuvar, ambulans, manevi şeklinde yazılmaktadırlar. Metindeki imlâ
ne şekilde olursa olsun, çalışmanın yapıldığı zamandaki imlâ kuralları
dikkate alınmalı, araştırmacılar metinlerde farklı imlâ ile gösterilen keli¬
meleri o anda geçerli olan imlâ kurallarına göre düzeltmelidirler.

Kelimelerin liste hâline dönüştürülmesinde ölçüt alınmakta en çok
zorluk meydana getirecek unsur çok anlamlılıktır. Korkmaz (1992: 38)
çok anlamlılık kavramını,
“Bir kelimede temel anlamla bağlantılı birden
çok anlamın bulunması; bir kelimenin anlam gelişmesi yoluyla, asıl an¬
lamı ile olan ilişkisini kaybetmeden yeni anlamlar kazanması ”
şeklinde
tanımlar. Sözlükte her madde başının altında temel anlamdan kopmadan
meydana gelen diğer anlamlar sıralanır. Bazı kelimeler tek bir anlama sa¬
hipken, bazılarının onlarca anlamı olabilir. Göz (2003) araştırmasında,
sonraki araştırmalara örnek teşkil etmesi için, bazı kelimeleri çok anlam¬
lılığa göre ayırmıştır. Hafif (ağır değil), hafif (etkisi az), hafif (hoppa); se¬
fer (kez, defa), sefer (savaşta), sefer (yolculuk); yıldız (derece), yıldız
(star, ünlü), yıldız (şekil), yıldız (talih), yıldız (uzayda) vb. Kelime listele¬
ri oluştururken bir kelimenin sahip olduğu tüm anlamları ayrı ayrı değer¬
lendirme araştırmacılara büyük zorluklar yaratmakla kalmaz bazı karma¬
şalara da sebep olur. Genel Türkçe sözlükte 65.000’in üzerinde madde
başı vardır. Birçok kelimenin onlarca yan anlamı mevcuttur. Metinde yer
alan her kelimeyi bu yan anlamlara göre tespit etmek oldukça güçtür.
Kaldı ki yan anlamlar birbiriyle girişik durumda da olabilmekte hatta
farklı sözlük çalışmalarında değişiklik de gösterebilmektedirler. Sözlükle¬
rin yeni baskılarında da değişiklikler meydana gelmektedir.

Mesela, döküntü kelimesini inceleyelim (www.tdk.gov.tr 2010):
baskıda anlam genişletilmiştir. “döküntü” kelimesinin sadece dokuz an¬
lamla sınırlandırılması zamanla başka anlamlar kazanamayacağı şeklinde
de değerlendirilemez. İki, üç, altı ve yedi numaralı anlamlar birbirine çok
yakındır. Altı ile yedi numarayı ayıran husus birinin isim birinin sıfat gö¬
revinde kullanılmasıdır. Ancak iki ve üç numaradakiler de isim görevinde
kullanılabilirler. Bir sınıfın döküntüleri derken bir topluluktan geri kalmış
kimseler kastedildiği düşünülebilir. Peki bu durum topluluktan geri kalan¬
ların değersiz ve bayağı olmadığı anlamına mı gelir? Bu topluluğun geri
kalan üyelerini değersiz ve bayağı olmaktan kurtaran şey belli değildir.
Üç numaralı anlamda
döküntü kelimesinin karşılığı bozuntu olarak veril¬
miştir.
Bozuntu, bozulmuş bir şeyin kalan bölümleri anlamıyla döküntü
kelimesi ile eşleştirilmiştir. İki numaralı anlamdan, bir topluluktan geri
kalanların bozulmayan bir şeyin artıkları olduğu anlamını çıkarmak ne
kadar doğru olabilir? Görüldüğü üzere, kelime listelerinde çok anlamlılı¬
ğın sınırları her zaman ayırt edilecek durumda olamaz.

Çok anlamlılığa göre kelimeleri sıralarken parantez içinde onları
birbirinden ayırt eden anahtar kelimeler de kullanılmak durumundadır.
Numara sırasına göre her anlama anahtar kelime uyduralım. 1. döküntü
(saçılmış) 2. döküntü (geri kalan) 3. döküntü (bozuntu) 4. döküntü (kaya
kümesi) 5. döküntü (kâğıt veya karton artığı) 8. döküntü (kızarıklık) 9.
döküntü (coğrafi terim). Altı ve yedi numaradaki açıklamaları ayırt ede¬
cek anahtar kelimeler uzun uzadıya yazılmadıkça birbirinden ayırt edile¬
mez. Listelerin oluşumundaki biçimsel özellikleri dikkate aldığımızda
anahtar kelimeyi anahtar cümle olarak yazamayacağımıza göre bir sonuç
elde edemeyiz. Kaldı ki sözlükte bulunan on binlerce kelimeye bu işlemi
uygulayabilmek neredeyse imkânsızdır.

Çok anlamlılık kelimelerin listelendikten sonraki aşamasında önem
arz etmektedir. Yapılacak araştırmaların amacı doğrultusunda tespitler
yapıldıktan sonra, hedef kitlenin eğitim öğretim ortamlarında tespit edilen
bu kelimeler kullanılırken çok anlamlılık özellikleri dikkate alınabilir.
Döküntü kelimesini öğrenecek bir kişi ya da bunu öğretecek bir öğret¬
men, çok anlamlılığı esas alarak hazırlanmış eğitim ortamları ile karşı
karşıya geldiğinde bu soruna bir çözüm bulabilir. Çok anlamlılığa dayalı
kelime listeleri ancak özel amaçlar çerçevesinde ve küçük gruplardan ya
da az sayıda metinden elde edilecek malzeme üzerinden değerlendirilme¬
ye tâbi tutulabilir. Kelime listelerini belirlerken dikkat edilecek husus ön¬
celikli olarak çok anla
mlılık değil eş sesliliktir. Söz varlığı araştırmaları¬
nın birinci aşaması
terkip ya da tahlil değil tespittir. Bu tespitin sonrasın¬
da her türlü birleştirme (terkip) ve değerlendirme (tahlil) çalışması geniş
şekilde yapılabilir.

Söz varlığı unsurlarının sınırlandırılmasındaki önemli zorluklardan
biri de sözlük ve yazım kılavuzundaki yetersizliklerdir. Bu noktadaki en
büyük problem ayrı yazılan birleşik kelimelerle ilgilidir. “çarşı ekmeği,
çavdar ekmeği, dürüm ekmeği, ev ekmeği, glüten ekmeği, halk ekmeği,
köy ekmeği, mısır ekmeği, tahinli ekmek, tandır ekmeği, tava ekmeği,
tost ekmeği, yufka ekmeği” sözlük ve yazım kılavuzunda yer alırken
“odun ekmeği, taş fırın ekmeği, kepekli ekmek” yer a
lmamaktadır. “bira
bardağı, çay bardağı, likör bardağı, limonata bardağı, rakı bardağı, su
bardağı, şampanya bardağı, şarap bardağı, viski bardağı” sözlük ve yazım
kılavuzunda madde başı iken “cin bardağı, şampanya bardağı, kahve bar¬
dağı” şeklinde kelimelere rastlanmamaktadır. “çay”ın hem bardağı hem
de fincanı vardır da “kahve”nin neden yoktur? “Adana kebabı, bostan ke¬
babı, buğu kebabı, cağ kebabı, döner kebap, fırın kebabı, kâğıt kebabı,
kuyu kebabı, Manisa kebabı, Oltu kebabı, orman kebabı, patlıcan kebabı,
talaş kebabı, tandır kebabı, testi kebabı, Tokat kebabı, Urfa kebabı, yo¬
ğurtlu kebap, yufka kebabı” kebaptır da, “Sivas kebabı, İskender kebabı”
kebap değil midir? Araştırmacılar sadece TDK’nin yazım kılavuzundaki
ayrı yazılan birleşik kelimeleri ölçüt olarak alırsalar, Sivas kebabı, İsken¬
der kebabı gibi örnekleri ayrı kabul etmek durumunda kalacaklar ve as¬
lında hata yapacaklardır.

Bir yiyecek türü olan köfte ile ilgili yazım kılavuzunda “Bitlis köf¬
tesi, bulgurlu köfte, çiğ köfte, dalyan köftesi, Harput köftesi, Hasanpaşa
köftesi, ızgara köfte, içli köfte, İnegöl köftesi, İzmir köftesi, kuru köfte,
mercimek köftesi, patates köftesi, tavuk köftesi, terbiyeli köfte” şeklinde
on beş örnek gösterilmiştir. Peki, metinlerde
Akçaabat köftesi, Sivas köf¬
tesi, İznik köftesi, köy köftesi, Sultanahmet köftesi, şiş köftesi
vb. kelime¬
lerle karşılaşıldığında ne yapılmalıdır? Bu saydıklarımız da diğerleri gibi
tanınan bilinen ve somut olarak ayrı olan yiyeceklerdir.

Söz konusu durum sadece yiyecek adlarında geçerli değildir. “em¬
niyet düğmesi ve emniyet kemeri” birleşik kelimedir,
emniyet anahtarı
değildir. “kalp acısı, kalp ağrısı, kalp yarası” birleşik kelimedir, kalp gözü
değildir. “kapalı yüzme havuzu” birleşik kelimedir, kapalı spor salonu
değildir. Sonuç olarak, yazım kılavuzunda bulunmasa bile birden fazla
kelimeden meydana gelen bazı örnekler, özel olarak bir durum, nesne,
varlık ya da şeyin karşılığı ise ayrı yazılan birleşik kelime olarak değer¬
lendirilmelidir.

Kelime kavramı üzerine yukarıdan beri sıraladığımız ayrıntılı açık¬
lamalarda belirtilen ortaklık teşkil etmeyen tutumlar, araştırmaların yö¬
nünü değiştirmekte ve doğal olarak nicel sonuçları da etkilemektedirler.
Bu yöndeki açıklamalarımız, söz varlığı araştırmalarında ortak bir yön¬
tem belirlenmesi için öneri niteliğinde değerlendirilmelidir. Farklı kişiler¬
ce yapılacak çalışmaların sonuçlarını karşılaştırabilmek için ortak bir
yöntem şarttır. Böyle bir ortak yöntem Türkçe adına yapılacak söz varlığı
araştırmalarında gerçek bir sonucu da ortaya koyacaktır. Aksi takdirde,
yukarıdaki saydığımız birçok değişken mesela isimleri ve fiilleri çekim
ekli hâlleri ile ayrı bir kelime olarak kabul etmek, ayrı yazılan birleşik ke¬
limeleri tek bir kelime değil ayrı kelimeler kabul etmek nicel açıdan bü¬
yük değişkenler oluşturacak ve aldatıcı sonuçlar oluşacaktır. Yukarıda
açıkladığımız gibi, bir fiille beş yüz ayrı çekim yapabilmek mümkündür.
Bu kadar fazla çekimin bir metinde bulunması elbette imkân dâhilinde
değildir. Ancak çok sayıda metinden alınan örnekler bir araya geldiğinde
aynı fiilin yüzlerce farklı biçimini ayrı bir kelime olarak kabul etmek,
farklı kelime sayısının çok fazla gözükmesine sebep olacaktır. Böyle bir
sayı da gerçek değil aldatıcıdır. Başka bir dilde farklı kelime sayısının
Türkçeye oranla yüksek çıkmasının önemli bir nedeni, Türkçenin yeter¬
sizliğine değil öncelikle kelime kavramının benimsenme biçimine bağ¬
lanmalıdır. Ne yazık ki birçok araştırmacı bu durumu, ülkemiz ve Türk-
çemiz adına bir
eksiklik olarak görmekte ve değerlendirmelerini bu yönde
yapmaktadır.

Metinlerin farklı kelime açısından uğradıkları değişimi bir örnekle
somutlaştıralım. Baş (2006)’ın yaptığı araştırmada, roman, hikâye, masal,
destan efsane türünün her birinden yüzer bin kelime seçilerek 500.000
toplam kelimelik bir havuz oluşturulmuştur. Aşamalar şu şekildedir:

Toplam kelime sayısı

500.000

İki boşluk arasında yer alan ve şekilsel bakış açısıyla farklı kelime
sayısı

70.017

Tüm işlemler yapıldıktan sonra ortaya çıkan farklı kelime sayısı

17.990

Yukarıda görüldüğü gibi ayrı yazılan birleşik kelimeler işaretlen¬
memiş, özel isim, sayılar, deyim, atasözü, ikileme vb. diğer unsurlar be¬
lirlenmemiş ve özellikle de
çekim ekleri silinmemiş hâlde 70.017 olan
farklı kel
ime sayısı, tüm bu işlemler yapıldıktan sonra 17.990’a düşmüş¬
tür.
işte araştırmaların sadece nicel sonuçları dikkate alınarak yapılan
yanlış yorumların yattığı temel problem bu noktadadır.
Aynı havuz için
yetmiş bin farklı kelimeden meydana geliyor dediğimiz zaman Türkçe
zengin olacak, on sekiz bin farklı kelimeden meydana geliyor dediğimiz
zaman
fakir olacak gibi bir yoruma ulaşmak abesle iştigalden başka bir
şey değildir. İki rakam arasındaki fark neredeyse dört kattır. Söz varlığı
araştırmalarında başka ülkelerde yapılmış araştırmaların içeriği ve yön¬
temi yerine sadece sayılarını dikkate alarak değerlendirme yapmanın yan¬
lışlığı ortadadır.

Kelime temelli olarak ayrıntılı değerlendirmeler yaptığımız ve çö¬
züm önerileri sunduğumuz bu bölüm, söz varlığı üzerine çalışmak isteyen
araştırmacılara
karışık ve zor gelebilir. Konuşma ya da yazı dilinden edi¬
nilen ve bilgisayar ortamına metin olarak aktarılan her malzeme, çok has¬
sas bir şekilde incelenmeli ve tashih edilmelidir. Özel isimler, ayrı yazı¬
lan birleşik kelimeler ve birden fazla kelimeden meydana gelen diğer söz
varlığı unsurları ilk başta işaretlenmelidir. Kelime sayımı yapan farklı
bilgisayar programları mevcuttur. Hangisi kullanılırsa kullanılsın, bilgi¬
sayar kelimeyi iki boşluk arasındaki bir dizi olarak tanıyacaktır. Bu se¬
beple birden fazla kelimeden meydana gelen kelimeler, ilk aşamada bilgi¬
sayarın tek kelime olarak algılayabileceği biçime getirilerek işaretlenme¬
lidir. Özel isimler, aynı seslere sahip cins isimlerle eş seslilik oluşturma¬
sın diye başlarına “*” işareti kelimelerin arasına da “+” işareti konulabi¬
lir. *Türkiye+büyük+millet+meclisi, *Yahya+kemal+Beyatlı,
*Süphan+dağı, *Atatürk+ilköğretim+okulu, *Bir+ kadın+düşmanı,
*Ankara, mercimek+çorbası, uygulamalı+dil+bilimi, tek+tek, göz-
den+düş-, su+uyur+düşman+uyumaz, toplumsal+bütünleşme,
bin+dokuz+yüz+kırk+beş, yirmi+üç+tam+binde+iki vb. Metinlerdeki söz
varlığı unsurlarının ayrıntılı bir şekilde oluşturulması, araştırmacının işini
kolaylaştıracaktır.

Çalışmanın amacına bağlı olarak, daha sonra liste üzerinde ayıkla¬
ma
işlemleri de yapılabilir. Özel isimler ve sayılar ya da istenen unsurlar
çıkarılabilir. Sadece fiil biçiminde olan unsurlar tek bir liste yapılabilir.
Edat ve bağlaçlar ayrı olarak listelenebilir. Yine çalışmanın amacına bağlı
olarak metindeki her unsur kel
ime gruplarına göre de tasnif edilebilir.
Ancak bu da karışık ve güç bir işlemdir. Araştırmacının amacı metindeki
isim tamlaması, sıfat tamlaması, sıfat-fiil grubu, isim-fiil grubu, zarf-fiil
grubu, tekrar grubu, edat grubu, bağlama grubu ve birleşik fiil gruplarını
belirlemekse işaretlemelerini bu yönde yapar ve listeler bu doğrultuda
oluşur. Ancak söz varlığı temelli bir kelime listesinde yer alan bir keli¬
menin metinde hangi görevlerde kullanıldığının bir önemi yoktur. Bu
başka bir çalışma konusudur. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Söz varlı¬
ğı unsurları ilk aşamada ne derece dikkatli ayrılırsa, son aşamadaki
ayık¬
lama
işlemi de o derece kolaylaşır.

3. Söz Varlığının Diğer Unsurlarının Tespiti

Söz varlığı araştırmalarında en büyük payda kelimeye aittir. Çünkü
yapılan çalışmalardan birkaçı dışındakiler Türkçenin kelime hazinesi üze¬
rine yapılmıştır. Kelimeler söz varlığının en önemli unsurudur ve diğer
söz varlığı unsurları da sonuçta kelimeler vasıtasıyla meydana gelmekte¬
dir. Ancak
kelime kavramıyla deyim, atasözü, ikileme, kalıp sözler (ilişki
sözleri), kalıplaşmış ifadeler, yabancı sözcükler ve terimleri birebir karşı¬
lamak hem zor hem de yersiz bir tutumdur. Konuşma ya da yazı dilinde,
farklı amaçlarla, bu diğer söz varlığı unsurları da kullanılır.

Deyim, atasözü ve ikilemeler daha ziyade bağdaştırıcı unsurlardır
ve konuşma ve yazıda etkili bir söz ortamı oluştururlar.
Sizden iyi olma¬
sın; su verenlerin çok olsun; sözüm meclisten dışarı; analı babalı büyü¬
sün; Allah versin, Allah kabul etsin, günaydın, afiyet olsun
vb. sözlerden
oluşan kalıp sözler (ilişki sözleri) deyimlere benzerler. Hatta bazı araş¬
tırmalarda bu tür sözler deyim olarak kabul edilebilir. Kalıplaşmış ifade¬
ler ise ünlü kişilerin belirli durumlarda söyledikleri bazıları tüm dünyaca
duyulmuş sözlerdir: J. Caesar’ın “Sen de mi Brutus?”, Sinoplu Dioge-
nes’in “Gölge etme başka ihsan istemem (istemez)” gibi. Kalıplaşmış
sözleri özdeyişler olarak da kabul edebiliriz. Yabancı sözcükler bir dile
yerleşmemiş olan örneklerdir. Korkmaz (2003: 180), yabancı kelimeleri
doğu ve batı kaynaklı olmak üzere iki grupta değerlendirir. Aksan
(2004)’ın yabancı kelimelerin birinci grubunda gösterdiği
yerleşmiş ya¬
bancı sözcükler
i, Korkmaz alıntı kelimeler olarak ayrı bir başlıkta değer¬
lendirir ve onları da doğu kaynaklı, batı kaynaklı olmak üzere iki başlıkta
inlemeye alır. Terimler ise her dilde fizik, matematik, felsefe, sosyoloji
vb. disiplinler, sahne sanatları, mimarî ve bunun yanında zanaatların ken¬
di içlerinde oluşturduğu ve kendi sahalarının özelliklerini taşıyan söz un¬
surlarıdır.

Söz varlığı araştırmalarında terimler özel amaçlar doğrultusunda
belirlenebilir. Sözlü ya da yazılı dilde terimlere ne oranda başvurulduğu¬
nu göstermek isteyen bir araştırmacı
terimler başlığını özel olarak değer¬
lendirmeye alır. Çünkü bir kelimenin ne zaman
terim olacağı kesin sınır¬
larla belirlenemez. “Üslûba dikkat etmek gerekir.” gibi bir cümlede
üslûp
sözünün terim amaçlı kullanıldığı yorumuna gidilemez. Ancak üslûp ede¬
biyat bilimi içinde bir terimdir. Yabancı sözcüklere dair üst bölümde
açıklamalarda bulunmuştuk. Kalıp sözler, özdeyişlerdir ve belirli insanla¬
ra aittirler. Bunlara dair tespitler de özel amaçlı olarak yapılabilir.

Terimler, yabancı sözcükler ve kalıp sözler her söz varlığı araştır¬
masında belirlenmek durumunda değildir. Söylediğimiz gibi çalışmanın
amaçları doğrultusunda değerlendirilmeye alınabilirler. Bunlar olmadan
bir metin var olamaz. Kalıplaşmış ifadeler değerlendirilmeye alınabilir de
alınmayabilir de. Bu söz unsurlarının deyimlere benzemesi ve üzerinde
hâlen ortak bir kararın olmaması sebebiyle değerlendirme zorunluluğun¬
dan bahsedemeyiz. Mesela,
günaydın kalıplaşmış bir ifadedir ve bir ün¬
lemdir.
Merhaba hem isim hem ünlemdir. Selamünaleyküm, aleykümse¬
lam
da ünlemdir. Güle güle zarftır ama ikilemedir. Gülleri yarılmak de¬
yimdir.
Gülü seven dikenine katlanır ise atasözüdür. Ancak bu örneklerin
tamamı
kalıplaşmıştır. Kalıplaşmış ifadeler başlığı, deyim, atasözü ve iki¬
lemelerle karışacak özellikler gösterdiği için, söz varlığı tespitlerinde özel
amaçlar doğrultusunda değerlendirilmeye alınması daha doğru olacaktır.
Kelimeler, deyimler, atasözleri ve ikilemeler ise söz varlığı araştırmala¬
rında değerlendirilmeye alınmak durumundadır. Çünkü bunlar konuşma
ya da yazının temel unsurlarıdır. Tüm bu açıklamalardan hareketle söz
varlığı üzerine yapılacak araştırmaları şu şekilde tasnif edebiliriz:

1.    Genel amaçla yapılan söz varlığı araştırmaları: Bu çalışmalarda,
konuşma ya da yazıdan elde edilen metinlerdeki
kelimeler, deyimler, ata¬
sözleri
ve ikilemeler tespit edilir.

2.    Özel amaçla yapılan söz varlığı araştırmaları: Bu çalışmalarda
söz varlığı unsurlarından hedeflenenleri üzerine tespit ve değerlendirme¬
ler yapılır: Terimler, kalıp sözler, kalıplaşmış ifadeler ve yabancı sözcük¬
ler üzerine değerlendirmeler vb.

3.    Diğer söz varlığı araştırmaları: Bu çalışmalarla, bir metinde yer
alan unsurlar amaçlar doğrultusunda incelenir: Kelime gruplarını tespit
etme, yapım ve çekim eklerini belirleme, zaman ifadelerini çıkarma ve
zaman kulla
nım sıklığını belirleme vb.

Şimdi genel amaçlı söz varlığı unsurlarından deyim, atasözü ve iki¬
lemelerden kaynaklanan problemleri değerlendirelim. Bu yöndeki en bü¬
yük problem
kelime hazinesi kavramı ile söz varlığı kavramının karıştı¬
rılmasından kaynaklanmaktadır. Kelime hazinesi, bir metinde yer alan
kelimeleri temsil eder. Söz varlığı ise kelime hazinesi kapsar ve bunun
yanında diğer söz varlığı unsurlarına dair hazineyi de içerir. Araştırmacı¬
lar kelime hazinesi araştırması yaparken, metinlerde yer alan deyim, ata¬
sözü ve ikilemeleri parçalayıp kelime biçimleri ile değerlendirmeye al¬
maktadırlar. Şüphesiz bu da bir tercih türüdür. Deyimler, atasözleri ve
ikilemeler de sonuçta kelimelerden meydana gelmiştir. Ancak,
baş göz
olmak
deyiminin, “baş, göz, ol-” kelimelerinin bireysel anlamları ile ala¬
kası yoktur. Çünkü bu deyim evlenmek anlamında kullanılır. Aynı şekil¬
de, “Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer.” atasözünün anlamı bir
olaydan gerekli dersi alıp, sonrasında uyanık davranmaktır ve “süt, ağız,
yan-, yoğurt, üfle-, yer” kelimelerini teker teker açıkladığımızda bu an¬
lamla bağlantı kurulamaz. İkilemeler deyim ve atasözleri derecesinde
bağdaştırıcı niteliğe sahip değildir ama yine de kalıptırlar ve söze etki
katmak için kullanılırlar.
Dere tepe, ikilemesi inişli çıkışlı anlamındadır.
Listelerde dere ve tepe biçiminde ayrı ayrı gösterilmesi, metin içindeki
anlamını karşılayamaz.

İkilemeler kimi araştırmacılar tarafından deyim olarak kabul edilir.
Aksoy (1984: 413), ikilemelerden meydana gelen deyimler kavramını
kullanır. Türkçe sözlükte, Türkçede bulunan tüm ikilemeler yer alma¬
maktadır. Kaldı ki şu ayırımı yapmak da elzemdir. Tekrar gruplarının
hepsi ikileme olamaz. Bu grupların içinden kalıplaşmış olanları ikileme¬
dir. Bu yönde ikilemeleri tespit ederken bazı sınırlamalar yapmak gerekir.
Bu sınırlama Türkçe sözlüğü esas alarak yapılırsa bazı problemler çıkabi¬
lir. Yukarıdaki bölümde Türkçe sözlükteki bazı sıkıntılardan bahsetmiş¬
tik. Bunlardan biri de ikilemelerle ilgilidir. Mesela,
koca koca Türkçe
sözlükte bulunan bir ikilemedir. Örnek:
Çevresinde, birinin üstüne yığıl¬
mış gibi duran
koca koca dağlar sıralanıyordu. Çok çok, iri iri ikilemele¬
ri de sözlükte vardır ama büyük büyük yoktur.
Araba araba ikilemesi de
vardır ama
kamyon kamyon yoktur. Bu ikilemelerin bazıları sıfat (koca
koca, iri iri) bazıları da zarf (araba araba, çok çok) görevindedir. İkileme¬
leri tespit ederken Türkçe sözlükten değil bu unsurları doğrudan içeren
ikileme sözlüklerinden faydalanmak daha doğru olacaktır.

Zarf fiil eki olan -A ile oluşturulan tekrar gruplarından kalıplaşan¬
ları dışındakiler ikileme olarak kabul edilmemelidir. Çünkü Türkçedeki
her fiil -A ekini alıp tekrar grubu oluşturabilir. Ala ala, vere vere, tuta tu¬
ta, kopara kopara, sata sata, silke silke, koşa koşa vb. Bu tür örnekleri ke¬
lime olarak değerlendirip fiil kökleri ile listelemek gerekir. Al-, ver-, tut-,
kopar-, sat-, silk-, koş- vb. Yukarıda gösterdiğimiz ve diğer söz varlığı
araştırmalarına dahil olan bir çalışma içinde, zarf fiil ekleri ile kurulan
tekrar grupları özel olarak değerlendirilebilir.

“m” ünsüzü ile yapılan ikilemeler sözlükte bulunmaz. Çünkü “m”
ünsüzünün dışında her harfle başlayan kelime ikileme yapılabilir.
Ateş
mateş, balık malık, cam mam
vb. Bu tür sözleri ikileme olarak kabul et¬
mek ve listelere dâhil etmek gerekir. Çünkü ikilemeyi oluşturan birinci
unsur anlamlı ikinci unsur anlamsızdır. Mesela, silgi milgi ikilemesinde,
silgiyi ayrı bir kelime kabul edersek, milgiyi de kabul etmeliyiz. Peki,
milgi ne anlama gelmektedir? Anlamsızdır. Bu sebeple bu tür örnekleri
birlikte alınıp ikileme olarak değerlendirilmelidir.

Deyimler başlı başına bir çalışma konusudur. Çalışmamızın amacı
neyin deyim olduğunu neyin olmadığını göstermek değildir. Bu sebeple
deyimlerle ilgili tartışmalara girmeyeceğiz. Söz varlığı üzerine çalışan ki¬
şilerin deyimleri belirlerken belirli ölçütleri gözetmeleri önemlidir. Mese¬
la, TDK’nin İnternet sitesinde bulunan atasözleri ve deyimler sözlüğü öl¬
çüt olarak alınabilir. Başka sözlüklerde deyim kabul edilmezken bu sitede
deyim kabul edilen örnekler olabilir. Araştırmacı neyi ölçüt aldı ise ona
göre hareket edebilir ya da kendi tasarrufunda esnek kabullerde de bulu¬
nabilir. Tüm bu açıklamalar atasözleri için de geçerlidir.

Türkçe sözlükte bulunan kelimeler açıklanırken mecazi anlamları
da verilmektedir. Mesela,
ateş kelimesinin sözlükte dokuz anlamı vardır
ve altı, yedi, sekiz ve dokuzuncu anlamları mecazidir (www.tdk.gov.tr).
Öfke, hırs, hınç, coşkunluk, tehlike, felaket, büyük üzüntü acı vb. kelime¬
ler
ateş sözünü bağdaştırıcı bir unsurla kullandığımız zaman geçerli ola¬
bilir. Bu da kelimenin bir deyim ya da atasözü içinde kullanılma durumu¬
na yönlendirmeyle geçekleşebilir. Ancak kelime listelerinde
ateş tek ba¬
şına bulunduğu için hangi mecazi anlamı karşıladığı bilinemez. Elbette ki
bu edinim eğitim ortamında sağlanabilir. Sonuçta kelimelerin mecazi an¬
lamları okullarda öğretilmektedir. Ancak tüm bu açıklamalar deyimleri
kelimeleştirme için meşrulaştırma olamaz. Çünkü Türkçe sözlükte bulu¬
nan bütün kelimelerin mecazi anlamları yoktur. Mesela,
süt kelimesi söz¬
lükte beyaz sıvı, öz su, erkek balığın tohumu olarak açıklanmaktadır. Süt,
argoda benzin ve mazot anlamında da kullanılabilir.
Süt dökmüş kediye
dönmek, sütten ağzı yanmak, sütten çıkmış ak kaşık gibi olmak, ağzı süt
kokmak, anasından emdiği süt burnundan gelmek, emdiği sütü burnundan
getirmek
vb. deyimlerde; inek gibi süt vermeyen öküz gibi kutan sürer,
kuşa süt nasip olsa anasından olurdu, sütsüz koyun meleyen olur, sütten
ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer
vb atasözlerinde anlatılanları süt keli¬
mesinin anlamları ile açıklayamayız.

Bu açıklamalardan deyimleri, atasözlerini ve ikilemeleri kelime
olarak kabul edip listeleyen araştırmacıların verilerinin yanlış olduğu an¬
lamı çıkarılmamalıdır. Ancak nicel değişiklikler de göz ardı edilemez.
Mesela al- fiili dört yüzden fazla deyim ya da atasözünde bulunmaktadır.
Bu fiili bu unsurlardan çıkarıp kelimeye eklemek, kelime listelerindeki
sıklığı değiştirir ve bu durum da kel
ime kullanım sırasını farklılaştırır. Bu
durumda, deyim, atasözü ve ikilemeyi dikkate alarak yapılan araştırma¬
larla, dikkate alınmadan yapılanların verileri karşılaştırılırken, yorumların
nesnelliği de bozulabilir.

4. Söz Varlığı Çalışmalarında Yaygınlık

Y aygınlık, birden fazla noktada yapılan, karşılaştırmalı söz varlığı
araştırmalarında kullanılabilecek ve geçerliliği olabilecek bir kavramdır.
Bir söz varlığı unsurunun kaç farklı noktada kullanıldığını gösterir ve söz
varlığı açısından önemi kayda değerdir. Zira yaygınlık, bireysel kelime
kullanımlarının, kelime öğretiminde oluşturabileceği yanlış değerlendir¬
me sürecinin önüne geçebilecek niteliktedir. Sadece bir kişi tarafından bir
kelimenin bin kere kullanılması mı, yoksa yüz kişinin bir kelimeyi birer
defa kullanması mı daha yeğdir? Bir kelimenin bir noktada yüksek sıklık¬
ta kullanılması çok şey ifade etmez, önemli olan bir kelimenin farklı in¬
sanlarca müşterek kulla
nılmasıdır. Bu müşterek kullanıma dâhil kişi sayı¬
sı arttıkça, kelimenin yaygınlığı yani yaygın olarak kullanması da arta¬
caktır.

Yaygınlığın dikkate alınmasıyla belirli bölgelerdeki bireysel tercih¬
lerin nicel anlamda göstereceği ve gerçeği yansıtmayan büyük sıklık de¬
ğerleri, farklı noktalarda düşük ancak ortak katılımlarla önemli oranda
giderilebilir. Mesela, Karadeniz bölgesinden elde edilen kelime listelerin¬
de çok üst kullanıma sahip bulunan
çay, fındık gibi iki kelime Ege bölgesi
insanı için aynı öneme sahip olmayabilir.

Edebî türler ya da yayın organları üzerinde yapılan araştırmalarda,
örnek alınan türün özellikleri bazı söz varlığı unsurlarına daha fazla yer
vermektedir. Her edebî türün kendine özgü kelime dünyası vardır. Masal,
efsane ya da destanda çok büyük sıklığa sahip bir kelime, roman ya da
hikâyede olmayabilir. Keza, roman ve hikâyede bulunan bir kel
ime de
destan, masal ya da efsanede bulunmayabilir. Gazeteler üzerinde yapılan
incelemelerde, ekonomi, spor vb. konulara ilişkin birçok kelimeye yüksek
sıklıkta rastlanabilir. Ancak ekonomi terimlerine diğer edebî türlerde rast¬
lama imkânı sınırlıdır.

Özel isimler de belirli gruplarda önceliğe sahip olabilir. Bir ya da
birden fazla yazara ait tahkiyeli bir eser üzerinde yapılan araştırmada,
eserin kahramanlarının adları ya da eserde bulunan diğer özel isimler çok
sık kullanılan kelimeler olabilir. Keloğlan, Devoğlu vb isimlere, roman¬
da; Hatice, Arzu, Ali vb. isimlere masalda; TBMM, Millî Eğitim Bakan¬
lığı vb. isimlere de destan ya da efsanede rastlanma olasılığı neredeyse
yoktur.

Öğrenciler üzerinde yazılı anlatımdan hareketle yapılan araştırma¬
larda da aynı sorunla karşılaşılır. Yöresel farklı
lıklardan dolayı, kişi yaşa¬
dığı yerin adını, arkadaşını, anne ya da babasını veya kendine yakın gör¬
düğü başka şeylerin adlar
ını çok sık tekrar edebilir. Örnek: “Ankara’yı
çok severim.
Ankara çok güzeldir. Ankara'da hep gezerim. Ankara'ya
gittik. Ankara’da sinemalar var. Ali ile oynadık. Ali geldi. Ali gitti. Ali
hasta oldu. Ali’yi çok seviyorum. Ali’nin kardeşi var. vb.”

İşte karşılaştırmalı çalışmalarda belirli grubun özellikleri dolayısıy¬
la yüksek sıklıkla kullanılan ve söz varlığının öğretimi sürecinde yanıltıcı
olan bu tür bireysel kullanımların önüne geçebilmek ve bu yöndeki hata
payını asgarî noktaya düşürebilmek için yaygınlık kavramını dikkate al¬
mak gerekir. Yapılacak listeleme çalışmalarında, karşılaştırılarak verile¬
cek gruplar öncelikli olarak genel kullanım sıklığına göre değil yaygınlı¬
ğa göre dizilmelidir. Yaygınlık kavramını somutlaştırmak için, İpek
Eğilmez (2010)’in 3. sınıf seviyesinde ve üst-orta-alt sosyo-ekonomik
düzeyde öğrenciler üzerinde yaptığı söz varlığı araştırmasından örnek ve¬
relim:

Sıra

KELİMELER

Toplam

Sıklık

Yaygınlık

3. SINIF ÖĞRENCİLERİ

Üst

dü-

zeyd

e

sık¬

lık

Orta

düzeyde

sıklık

Alt

düzeyde

sıklık

1.

ve

2205

3

829

631

745

2.

yetenekli

3

3

1

1

1

3.

tarih

27

2

17

10

-

4.

kutlama

3

2

2

-

1

5.

inkılâp

21

1

21

-

-

6.

üzül-

35

1

-

-

35

Yukarıdaki tabloda toplam sıklık, kelimelerin üst düzeydeki toplam
kullanımını;
yaygınlık kelimelerin kaç farklı düzeyde kullandığını gös¬
termektedir. Toplam sıklık dikkate alınsaydı, sıklığı 35 olan
“üzül-” ke¬
limesi üstten ikinci sırada yer alırdı. Ancak bu kelime sadece alt düzey¬
deki öğrenciler tarafından kullanılmıştır bu sebeple en son sırada yer ala¬
caktır. Yaygınlık açısından bakıldığında listede ikinci sırada bulunan ve
toplam 3 sıklığa sahip olan
“yetenekli ” kelimesi, listenin ikinci sırasında
yer almaktadır. Çünkü
“yetenekli ” kelimesi üç düzeydeki okulda da ter¬
cih edilmiştir. Yaygınlık müşterek kullanımı göstermesi bakımından de¬
ğerlendirmelerde önemli yorumlar verebilecek bir kavramdır. Araştırma¬
cılar amaçları doğrultusunda, yaygınlığı düşük, sıklığı yüksek; yaygınlığı
yüksek, sıklığı düşük söz varlığı unsurları üzerine farklı çıkarımlarda bu¬
lunabilirler. Mesela, yukarıdaki listede
“üzül-” kelimesinin sadece alt
sosyo-ekonomik düzeydeki sınıflarda ve yüksek sıklıkla çıkmasının se¬
bepleri, araştırmacı tarafından ayrıca değerlendirilebilir.

5. Söz Varlığı Çalışmalarında Kullanım Sırası

Söz varlığı araştırmalarında oluşturulacak listelerin önem sırasına
göre dizilmesinde yaygınlık kavramı tek başına yeterli olmayabilir. Bu
doğrultuda önemli bir diğer kavram da kullanım sırasıdır.
Kullanım sırası
bir söz varlığı unsurunun, bulunduğu gruptaki sıradır. Karşılaştırmalı ça¬
lışmalarda, bir söz varlığı unsurunun her bir noktadaki toplam sıklığına
ve kendi grubundaki sıklığına göre iki biçimi mevcuttur. Kullanım sırası,
yaygınlık esaslı dizimlerde ikinci ayırıcı unsur özelliği taşır. Mesela, bir
kelime, çalışma yapılan tüm gruplarda kullanılabilir. Doğal olarak üst bir
yaygınlığa sahip olur. Ancak yatay eksende değerlendirildiği zaman, bu
kelimenin hangi grup açısından daha fazla önem arz ettiğini
kullanım sı¬
rası
gösterir. Baş (2006)’ın araştırmasındaki bazı verilerden hareketle ör¬
nek bir tablo oluşturalım:

Genel

Sıra

Kelimeler

Top.

Sıklık

Y

Roman

Hikâye

Masal

Destan

Efsane

sıklık

k.s.

Sıklık

k.s.

Sıklık

k.s.

Sıklık

k.s.

sıklık

k.s.

12

Kız

2828

5

217

64

137

112

956

7

435

25

1083

7

93

Padişah

760

5

1

7485

20

791

631

13

19

825

89

188

94

Yiğit

758

5

1

8383

16

951

50

329

565

13

126

123

268

Göl

286

5

8

1647

21

743

74

227

33

486

150

101

660

Duvsu

102

5

33

476

26

598

10

1289

21

746

12

1136

1126

Okuma

52

5

20

751

13

1085

5

2176

9

1606

5

2284

Tabloda verilen altı örnek kelimenin yaygınlığı 5’tir. Yani tüm ke¬
limeler bütün türlerde kullanılmıştır. Ancak her bir kelimenin karşılaştır¬
malı listedeki genel sırası ile özelde kendi grubundaki sırası farklıdır. Ör¬
nek olarak tabloda vurgulamış kelimelere dikkat edelim. Genel sıralama¬
da 12. sırada bulunan
kız kelimesi, romanda 64., hikâyede 112. sırada

k.s.: kullanım sırası

kullanılmıştır. Ancak bu kelime masal ve efsane metinlerinde 7. sırada
çok üst bir yer edinmiştir. Genel listenin 112. sırasında bulunan
okuma
kelimesi, roman türünün 751. sözcüğüyken, masal ve efsane türlerinde
çok altlarda yer almıştır.

Görüldüğü üzere, yaygınlığa göre yapılan bir dizimde de bazı çıka¬
rımlar eksik kalabilmektedir. Sonuçta sadece yaygınlığı esas alıp,
kulla¬
nım sırasını
göz ardı etmek bazı değerlendirmelerin eksik kalmasına se¬
bep olacaktır. Listelerdeki söz varlığı unsurlarının özel amaçlar doğrultu¬
sunda değerlendirilmesi, karşılaştırılması ve çıkarımlar sağlanarak yo¬
rumlara gidilebilmesinde, kullanım sırası önemli bir katkı sağlayacaktır.
Kullanım sırası, gruplarda özel olarak kullanılan söz varlığını unsurları¬
nın aldatıcı yüksek sıklıklarının değerlendirilmesinde ve teyit etmesinde
de faydalıdır. Mesela, yukarıdaki listede yer alan
kız kelimesinin efsane¬
deki sıklığı 1083, masaldaki sıklığı 956’dır. Bu sıklıklar kelimenin genel
liste sıralamasında üst basamaklara çıkmasında etkili olmuştur ve
kız söz¬
cüğü masal ve efsane türlerinin özelliklerine hitap eden bir örnektir. Kul¬
lanım sırası olan 7 rakamı, münferit kullanımı teyit etmektedir.

Okuma kitapları dışındaki örnek araştırmalarda da kullanım sırası¬
nın geçerliliği vardır. Aynı ya da farklı sınıf seviyelerinde yapılan bir ça¬
lışmada, mesela herhangi bir ke
lime tüm düzeylerde kullanılmış olsun.
Bu kelimenin hangi sınıflarda öncelikli olduğunu belirlemek, kelimenin
sadece kendi listesindeki sıklığını dikkate alarak olamaz. Dizgideki bir
kelimenin sıklığı farklı gruplarda yakınlık gösterebilir. Bu yakınlık keli¬
menin listedeki önemini göstermek için kâfi değildir. Önemli olan o ke¬
limenin kendi grubunda hangi sırada kullanıldığıdır. Sonuçta, kullanım
sırasının iki önemli fonksiyonu vardır:

1.    Söz varlığı unsurunun genel listedeki sıralamasını ve özel liste¬
deki sıralamasını göstermesi.

2.    Karşılaştırmalı çalışmalarda, bireysel farklar sebebi ile yükselen
sıklık sayısının yorumlamasında nicel bir teyit göstergesi olması.

Sonuç

Söz varlığı araştırması konuşma diline yönelik yapılacak ise mal¬
zeme, hedef kitlenin yaşam dünyasındaki farklı konuşma ortamlarından
edinilmelidir. Yazılı dil üzerine tespit yapılırken, bireyden yazılı kanalla
veri alınacaksa, belirlenecek yazılı anlatım konularının hedef kitlenin
özelliklerine göre ve araştırmanın amacına yönelik seçilmesi gerekir. Ha¬
zır yazılı malzemeler kullanılacaksa, hangi alanlardan ne kadar veri seçi¬
leceğine ve araştırmanın hedeflerini kapsayacak örneklerin teminine dik¬
kat edilmelidir.

Söz varlığını en önemli unsuru olan kelime kavramının benimsen¬
me biçimi
taban olmalıdır. Çalışmamızın içeriğinde de ayrıntılı olarak
açıkladığımız üzere, Türkçede bir
fiil çekim ekleriyle beş yüz farklı şekil¬
de yazılabilir. Yapılacak araştırma Türkçedeki çekim eklerinin işlevi üze¬
rine değil ise kelimeleri kök ya da gövde olabilecek biçimleri ile taban
hâlinde bırakmak gerekir. Sayılar ve tarihler de kelime olarak kabul edil¬
melidir. Özel isimler ilk aşamada başlarına uygun bir sembol konularak
işaretlenmelidir.

Yabancı kökenli ancak Türkçe sözlükte bulunan kelimeler bu hâl¬
leri ile tutulmalı, ancak Türkçeye girmemiş olan kelimelerin ait oldukları
dil ve Türkçe karşılıkları parantez içinde belirtilmelidir. Kısaltmalar, açı¬
lımı ya da orijinal biçimleri ile gösterilebilir.

Terimler, çalışmanın bu yönde özel bir amacı olmadığı müddetçe,
kelime listelerinde yer almalıdır. Kalıp sözler ve kalıplaşmış ifadeler
araştırmanın amacı doğrultusunda ayrı bir listede olabilir, ait olduğu söz
varlığı unsurunun bulunduğu diziye de eklenebilir.

Deyim, atasözü ve ikilemeler mutlaka ayrı bir başlıkta değerlendi¬
rilmelidir. İkilemelerin ve deyimlerin tespitinde ilgili sözlüklerden biri
dikkate alınabilir. İkileme ile tekrar grupları karıştırılmamalıdır. “m” ün¬
süzü ile oluşturulan tüm örnekler ikileme kabul edilmeli, diğer unsurlar
temel alınacak ikileme sözlüğüne bakılarak muhafaza edilmelidir.

Söz varlığı unsurlarının listelenmesinde çok anlamlılığın esas
alınması imkân dâhilinde değildir. Ancak özel amaçlı araştırmalarda çok
anlamlılığa dair değerlendirmeler yapılabilir. Temel bir çalışmada esas
alınacak ana husus
eş sesliliktir.

Söz varlığına dair çalışma birden fazla noktayı içeriyor ve karşılaş¬
tırma gerektiriyor ise yaygınlık ve kullanım sırası mutlaka belirtilmelidir.
Listelerin oluşturulmasında, sırasıyla yaygınlık, genel sıklık ve unsurun
alfabetik sırası dikkate alınarak dizim yapılmalıdır.

KAYNAKÇA

AKSAN, Doğan (2004), Türkçenin Sözvarlığı, Engin Yayınevi, Ankara.

AKSOY, Ömer Asım (1936), Bir Dili Öğrenmek İçin En Lüzumlu Kelimeler ve

Bu Kelimelerin Belirtme Usulü, Gaziantep Halkevi Dil, Edebiyat, Tarih

Şubesi Yayınları, Gaziantep.

AKSOY, Ömer Asım (1984), Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü-2, TDK Yayınları,

Ankara.

AŞIK, Ufuk (2007), Yabancılar İçin Temel Türkçe Söz Varlığının Oluşturulması,

(Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Yayımlanmamış

Yüksek Lisans Tezi), İzmir.

BAŞ, Bayram (2006), 1985-2005 Yılları Arasında Çocuk Edebiyatı Sahasında
Yazılmış Tahkiyeli Metinlerin Söz Varlığı Üzerine Bir Araştırma,
(Gazi
Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Yayımlanmamış Doktora Tezi),
Ankara.

BÜYÜKKANTARCIOĞLU, Nalân (1992), “İstanbul’daki Üç İlkokulda Farklı
Sosyal Katmanlardan Gelen Üçüncü ve Beşinci Sınıf Öğrencilerinde Öl-
çüt-Dil Sözcük Dağarcığı Farklılıkları”,
Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi,
(8) 3, s. 227-237.

ÇİFTÇİ, Musa (1991), Bir Grup Yükseköğrenim Öğrencisi Üzerinde Kelime Ser¬
veti Araştırması,
(Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlan¬
mamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara.

GÖZ, İlyas (2003), Yazılı Türkçenin Kelime Sıklığı Sözlüğü, TDK Yayınları,
Ankara.

HARIT, Ömer (1971), Kelime Hazinesi Araştırması, MEB Planlama Araştırma
ve Koordinasyon Dairesi, Yayın 103, Araştırma Bölümü, Ankara.

İPEK EĞİLMEZ, Nigâr (2010), İlköğretim Türkçe Ders Kitaplarındaki Söz Var¬
lığının İlköğretim Dördüncü Sınıf Öğrencilerinin Yazılı Anlatımlarına Ak¬
tarımı,
(Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış
Doktora Tezi), Bursa.

KARADAĞ, Özay (2005), İlköğretim I. Kademe Öğrencilerinin Kelime Hazinesi
Üzerine Bir Araştırma
, (Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Ya¬
yımlanmamış Doktora Tezi), Ankara.

KIRCA ZENGİN, Nesrin (1992), İlkokulun Dört ve Beşinci Sınıflarında Türkçe
Eğitimi ve Öğretimi Üzerine Araştırmalar-I Türkçe Ders Kitapları
, (Gazi
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Yüksek Lisans
Tezi), Ankara.

KOÇAK, Hikmet (1999), Sağlık Meslek Lisesi Öğrencilerinin Kelime Hazinesi
İle İlgili Bir Araştırma
, (Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Ya¬
yımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara.

KORKMAZ, Zeynep (1992), Gramer Terimleri Sözlüğü, TDK Yayınları, Anka¬
ra.

KORKMAZ, Zeynep (2003), Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi), TDK
Yayınları, Ankara.

KURUDAYIOĞLU, Mehmet- KARADAĞ, Özay (2005), “Kelime Hazinesi Ça¬
lışmaları Açısından Kelime Kavramı Üzerine Bir Değerlendirme”,
Gazi
Eğitim Fakültesi Dergisi
, (25) 2, s. 293-307.

KURUDAYIOĞLU, Mehmet (2005), İlköğretim II. Kademe Öğrencilerinin Ke¬
lime Hazinesi Üzerine Bir Araştırma
, (Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri
Enstitüsü Yayımlanmamış Doktora Tezi), Ankara.

MARTİNET, Andre (1985), İşlevsel Genel Dilbilim, Birey ve Toplum Yayınları,
Ankara.

ONAN, Bilginer (2005), “Eklemeli Dil Yapısının Türkçe Öğretiminde Oluşturduğu Biliş¬
sel (Kognitif) Zeminler”,
Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Der¬
gisi,
(6) 11, s. 237-264.

ÖZÖN, Mustafa Nihat (1954), “Kelime Hazinesi”, İlköğretim. XIX, (370) 5-7.

PIERCE, Joe E. (1960). Türkçe Kelime Sayımı (A Frequency Count of Turkish
Words),
MEB Yayım Müdürlüğü Basılı Eğitim Malzemeleri Hazırlama
Merkezi, Ankara.

PİLAV, Salim (2008), Üniversite Birinci Sınıf Öğrencilerinin Söz Varlığı Üzeri¬
ne Bir Araştırma,
(Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Yayım¬
lanmamış Doktora Tezi), Ankara.

TEMUR, Turan (2006), İlköğretim 4. ve 5. Sınıf Öğrencilerinin Yazı Dilindeki
Kelime Hazinelerinin Bazı Değişkenler Açısından İncelenmesi,
(Gazi
Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Yayımlanmamış Doktora Tezi),
Ankara:

TOSUNOĞLU, Mesiha (1998), İlköğretim Okuluna Başlayan Öğrencilerin
Okuma Yazmayı Öğrenmeden Önceki Kelime Serveti Üzerine Bir Araş¬
tırma,
(Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Dok¬
tora Tezi), Ankara.

TOSUNOĞLU, Mesiha (1999), “Kelime Servetinin Eğitim Öğretimdeki Yeri ve
Önemi”
Millî Eğitim Dergisi, Ankara, (144).

Türk Dil Kurumu (1988), Türkçe Sözlük, TDK Yayınları, Ankara.

UZUN, Nadir Engin (2004), Dilbilgisinin Temel Kavramları, Türk Dilleri Araş¬
tırmaları Dizisi, İstanbul.

www.tdk.gov.tr

1

Cumhuriyet Üni. Eğitim Fak. İlköğretim Böl. bayrambas@gmail.com

2

Kelime Hatırlama Oyunu şöyledir:
‘A’ Harfi ile başlayan kelimeleri yaz.

Ali, anne, Atatürk, Ayşe,..........gibi.

‘B’ Harfi ile başlayan kelimeleri yaz.
Baba, bana, balık, başlık,.........gibi.

‘Z’ Harfi ile başlayan kelimeleri yaz.

Zeki, Ziya, zaman, zengin,.........gibi. (Harıt 1971: 8).

3

Türkçenin ana dil edinimi sürecinden geçen her çocuk, bu dilin türetme özel¬
liklerine sahiptir. Türetme özelliğinin ana işlevini oluşturan yapım ekleri, gö¬
receli nedensizlik (yarı nedenlilik) doğrultusunda yeni bir kelime olarak orta¬
ya çıkarken, bu durum çocuğun kelime hazinesinin alıcı ya da üretici yönde
gelişmesinde her zaman artı bir durum olarak kabul edilmeyebilir. Mesela,