0. GİRİŞ
Yazılı ve
sözlü anlatımda özel bir yeri ve işlevi olan ünlemler
(ünlem edatları), dilimizdeki kelime türlerinden
biridir. Ünlemlerin anlatımda özel bir yeri vardır, çünkü
duyguları, heyecanları, sevinçleri en yalın ve en keskin bir
biçimde aktarmağa yardımcı olurlar. Özel bir işlevi vardır,
çünkü çoğu zaman birkaç cümle ile anlatılabilecek durumlar bir
ünlem ile dile getirilebilir.
Ünlemlerin
bir başka özelliği dillerin doğuşu ile ilgili teorilere
kaynaklık etmeleridir. Bilindiği gibi bazı bilginler dilin
doğuşunu ünlemlere dayamış, insanların çeşitli olaylar
karşısında ruh ve bedenle ilgili duygularının etkisiyle
çıkardıkları ünlemlerin sonradan kelimelere dönüştüğünü,
çeşitli kavramları karşıladığını ileri sürmüşlerdir.
Dilimizde
özel bir yeri ve işlevi olan, dillerin doğuşuna kaynaklık
ettiği ileri sürülen ünlemler, ne yazık ki dil bilgimizin en
az işlenmiş konularından biridir. Bildiğimiz kadarıyla
ünlemler üzerine monografik bir çalışma yapılmamıştır. Metin
üzerindeki dil bilgisi çalışmalarında ünlemler çoğu zaman
ihmal edilmiş, bazen de birkaç cümle ile geçiştirilmiştir. Dil
bilgisi kitaplarımızda ise, neredeyse en az yer ünlemlere
ayrılmıştır.
Dil bilgisi
kitaplarında ünlemlerin ele alınış ve tasnif şekillerinin
farklılıklar göstermesi, bu alanda çalışan bilim adamlarımızın
konuya yaklaşımlarını da etkilemiştir. Bazı dil bilgisi
kitaplarında ünlemler, edatlar içerisinde yer alan bir kelime
türü olarak değerlendirilmiş; bazı dil bilgisi kitaplarında
ise ünlemler ayrı bir kelime türü olarak ele alınmıştır. Bu
görüşler sorgulanmadan, araştırılmadan, tartışılmadan
günümüze kadar etkilerini sürdürmüşlerdir. Kelimelerin tek
tek ele alınıp türlerinin belirlenmesinde de farklı
yaklaşımlar görülmektedir. Bir kelimenin aynı anlam ve görevde
kullanılmasına rağmen bir dil bilgisi kitabında ünlem olarak,
bir diğerinde zarf olarak, bir başkasında da edat olarak
gösterilmesi bir başka sorundur. Dil bilgisi kitaplarındaki bu
farklılıklar hiç şüphesiz ilköğretim ve lise kitaplarına
yansımış ve böylece sorunun boyutları gelecek kuşaklara da
taşınmıştır.
Bu sebeple,
Türk Gramerinin Sorunları adıyla yapılan tartışmalar
dizisine ünlemlerin de eklenmesi son derece yararlı olmuştur.
Türkiye Türkçesindeki ünlemleri bütün yönleriyle ele alıp,
sorunları ortaya koyarak, tartışmak ve ortak doğrularda
uzlaşmak Türk dilciliği açısından hayırlı olacaktır.
Toplantının
amacına ulaşması, konunun bütün yönleriyle tartışılmasına
bağlıdır. Tartışmayı ünlemlerle ilgili konularda belirli bir
sıraya göre yapmanın yararlı olacağı kanaatindeyiz. Bu sebeple
belirlediğimiz sorunları maddeler halinde sıralayacak; görüş
farklılıklarını, belirleyebildiğimiz eksiklikleri dile
getirmeğe çalışacağız. Ancak, sorunların sadece bizim
belirlediklerimizle sınırlı kalmayacağını da biliyoruz.
Değerli meslektaşlarımızın ünlemlerle ilgili bizim
göremediğimiz sorunları ve eksiklikleri gündeme getirerek
tartışmamıza daha geniş bir bakış açısı kazandırmalarını
bekliyoruz.
Şimdi,
farklı yaklaşımlar ve değerlendirmeler ile eksik kalan
yönlerden kaynaklanan sorunları maddeler halinde ele alarak
incelemeğe çalışalım.
1. TERİM
VE TANIM
Bugün dil
bilgisi kitaplarımızın hemen hemen tamamında ünlem terimi
kullanılmaktadır. Osmanlıcada kullanılan nida terimi bugün
yerini artık ünleme bırakmıştır.
Başvurduğumuz kaynaklarda ünlemin tanımı hemen hemen aynı
ifadeler, hatta aynı kelimeler kullanılarak yapılmıştır.
Ünlemin tanımı konusunda farklı yaklaşımlardan veya farklı
tanımlardan kaynaklanan önemli bir sorun bulunmamakla
birlikte, bu tanımın kapsamına giren kelimelerin
belirlenmesinden kaynaklanan tanımla ilgili bazı sorunlar
dikkati çekmektedir.
Ele
aldığımız çalışmalarda tanımda öne çıkan unsurlar; ünlemlerin
insanların çeşitli duygularını ifade eden seslerden,
seslenmelerden, hitaplardan, taklit (yansıma) seslerden,
cevaplardan (onaylama veya ret), işaret kelimelerinden
oluşudur.
Muharrem
Ergin, bilindiği gibi ünlemleri edat bölümünde ele
alırken ünlem edatları başlığını kullanmış ve ünlem
edatlarını şu şekilde tanımlamıştır:
Bunlar
his ve heyecanları, sevinç, keder, ıztırap, nefret,
hayıflanma, coşkunluk vs. gibi ruh hallerini; tabiat
seslerini, seslenmeleri; tasdik, red, sorma, gösterme gibi
beyan şekillerini ifade eden edatlardır.
Ergin’in bu
genel tanımı içerisine insanların çeşitli duygularını anlatan
kelimeler; tabiat taklidi kelimeler; seslenmeler; cevap, soru
ve gösterme bildiren kelimeler girmektedir. Ergin, bu genel
tanımın içerisinde yer alan türleri ünlemler,
seslenme edatları, sorma edatları, gösterme
edatları ve cevap edatları olmak üzere beş alt
başlıkta incelemiştir. Muharrem Ergin’e göre ünlemler
his ve heyecanları ifade için içten koparak gelen edatlar veya
tabiattaki sesleri taklit eden edatlardır. Hitap edatları,
seslenme edatlarıdır; sorma ifade eden ve soru için kullanılan
edatlar sorma edatlarıdır; birini, bir şeyi göstermek
için kullanılan, işaret sırasında başvurulan edatlar
gösterme edatlarıdır; tasdik veya red ifade edenler ise
cevap edatlarıdır.
Tanımlamalardan sonra Ergin, ünlemler ve seslenme edatlarının
asıl ünlem edatları olduğunu; sorma, gösterme ve cevap
edatlarının ikinci derecede ünlem edatları olduğunu bildirir.
Edatlar
üzerine değerli bir çalışması bulunan Necmettin Hacıeminoğlu
da, ünlemleri edat kapsamına almıştır. Hacıeminoğlu; soru
edatları, çağırma-hitap edatları, cevap edatları,
ünlemler, gösterme edatları bölümlerinde
tanımlar yaparak örnekler verirken bunları Ergin gibi
ünlem edatları başlığı altında toplamamıştır.
Hacıeminoğlu, ünleme edatları terimini sadece ünlemler
için kullanmıştır.
Takdir, temenni, dua, hayret, teessür, pişmanlık ve benzeri
duyguları, heyecanları ifade etmek için kullanılan kelimeleri
ünlem
olarak tanımlayan Hacıeminoğlu, bu tanımın içerisine almadığı
seslenme ve hitapları çağırma-hitap edatları bölümünde
ele alır. Bunlar isimlerden veya unvanlardan önce gelerek
hitap hareketini bilhassa belirtmekten başka hiçbir anlamı
olmayan kelimelerdir.
Jean Deny,
ünlü eseri Türk Dili Grameri'nin kelime (kelâm)
kısımlarının dördüncü ayrımını edatlara ayırarak birinci
bahiste ilgiçleri (edatları), ikinci bahiste
bağlaçları, üçüncü bahiste ise nidaları (ünlemleri)
ele almıştır.
Ahmet
Topaloğlu Dil Bilgisi Terimleri Sözlüğü’nde ünlem
için genellikle tek başına anlamı olmayan, ancak seslenmeleri;
korku, sevinç, şaşkınlık, acıma gibi ruh hallerini; yasaklama,
tasdik, gösterme gibi hususları ifade eden kelime türü.
tanımını kullanır.
Ünlemin
kapsamı içerisine duygu anlatımını; tabiat taklidi kelimeleri;
seslenmeleri; tasdik, red, sorma; gösterme gibi kelimeleri
alan bir başka tanım Tuncer Gülensoy'undur: Bir duyguyu (his,
heyecan, sevinç, keder, ıztırap, nefret, hayıflanma,
coşkunluk, üzüntü), bir düşünceyi anlatan veya bir tabiat
sesini, seslenmeleri; tasdik, red, sorma, gösterme gibi beyan
şekillerini ifade eden edatlardır.
Tahsin
Banguoğlu, başlı başına bir kelime türü olarak aldığı ünlemi,
bir duyuşu, bir dileği canlı bir şekilde ve bazan tek başına
anlatmaya ve bir kimseye seslenmeye yarayan kelimeler olarak
tanımlar.
M.Kaya
Bilgegil, çeşitli duygu ve arzularla zaptolunamayan
heyecanları yüklenen, bazan örneği tabiatta bulunan ve anlatım
kabiliyeti bir cümleninkine denk olabilen insan ses, çığlık ve
sözleri şeklinde tanımlıyor ünlemi.
Gramer
Terimleri Sözlüğü’nde
Zeynep Korkmaz; konuşanın korku, sevinç, acıma, şaşkınlık gibi
her türlü duygu ve heyecanını etkili ve kısa bir biçimde
anlatmaya, seslenmeye, çağırmaya yarayan kelime veya kelimeler
olarak ünlemi tanımlamaktadır.
Kononov ise
ünlemi duyguları anlatmağa yarayan kelimeler şeklinde
tanımlamıştır.
Türkçe
Sözlük’te ünlemin
tanımı, türlü duyguları anlatan veya bir doğa sesini yansıtan
kelime şeklindedir.
Tahir Nejat
Gencan ünlemi, coşkunun söze dönüşmesiyle, yani bir coşkunun
etkisiyle içten kopup gelen; sevinç, korku, üzüntü, acı,
şaşma... duygularını canlı canlı anlatmaya yarayan kelimeler
olarak tanımlamıştır.
Nurettin
Koç, çeşitli duyguları anlatan, çağrı, buyruk yasaklama gibi
özel durumları bildiren veya bir doğa sesini yansıtan
kelimeler olarak ünlemi tanımlıyor.
Burhan
Paçacıoğlu ünlemi; korku, sevinç, üzüntü, hayret, acıma gibi
duyguları ifade eden, seslenişleri karşılayan veya tabiat
taklidi sesleri yansıtmağa yarayan kelimeler olarak tanımlıyor.
Neşe Atabay,
İbrahim Kutluk ve Sevgi Özel'in hazırladıkları Sözcük
Türleri'nde ünlemler kimi zaman sevinme, kızma, korku,
acıma, şaşma gibi ansızın beliren duyguları, kimi zaman da
birtakım doğa seslerini yansıtmaya yarayan sözcükler olarak
tanımlanmaktadır.
Haydar
Ediskun da ünlemleri, bir heyecanın etkisiyle ağzımızdan
çıkarak duygularımızı canlı bir biçimde anlatmaya yarayan
kelimeler olarak tanımlıyor ve ünlemlerin genel olarak,
insanın herhangi beklenmedik bir olay, görülmedik bir yaratık
karşısında konuşamaz duruma geldiği anda ağzından çıkıveren
ses ya da sesler olduğunu belirtiyor.
Türkiye
Türkçesi adlı kitabında Fuat Bozkurt, ünlemleri duyguları ya
da doğa seslerini yansıtmaya yarayan kelimeler olarak
tanımlıyor ve bunların sevinme, kızma, korku, acıma, şaşma ve
benzeri duyguların anlatıma yansıması olduğunu belirtiyor.
Bozkurt, her ne kadar bu tanımın içerisine emir, dilek
bildiren kelimelerin ünlem olabileceğini almamışsa da bu
tanımın yukarısında dilek, emir anlatımlarının da ünlem
olabileceğini yazmaktadır.
Sıraladığımız tanımlar değerlendirildiğinde terim ve tanım ile
ilgili sorunlar kendiliğinden ortaya çıkmaktadır:
Tanımlarda
görüldüğü gibi, ünlem terimi üzerinde birlik bulunmaktadır.
Terim olarak bütün tanımlarda ünlem'in kullanılmasına
rağmen ünlem edatları, ünleme edatları,
seslenme edatları gibi çeşitli terimlerin de kullanıldığı
ve bu terimlerle ünlem'in kast edildiği görülmektedir.
Tanımları
gruplandırdığımızda ünlem tanımı içerisine;
1) Duyguları
ve heyecanları bildiren kelimelerin, seslenmelerin ve
hitapların, yansıma kelimelerin alındığı,
2) Duyguları
ve heyecanları bildiren kelimelerin, seslenmelerin ve
hitapların alındığı,
3) Duyguları
ve heyecanları bildiren kelimelerin ve doğa sesini yansıtan
kelimelerin alındığı,
4) Duyguları
ve heyecanları bildiren kelimelerin alındığı,
5) Ünlem
edatları tanımı içerisinde olmak üzere; duyguları ve
heyecanları bildiren kelimelerin, seslenmelerin ve hitapların,
onaylama, ret, sorma, gösterme gibi açıklama kelimelerinin,
yansıma kelimelerin alındığı,
görülür.
Bu sorunlar
kısmen tasnif ve kapsam bölümünde ele alınacaktır ama, terim
ve tanımı ilgilendirdiği için bazılarını bu bölümde de
tartışmanın yararlı olacağı görüşündeyiz.
Ünlem
başlı başına bir kelime türü olarak mı, yoksa bir edat türü
olarak mı tanımlanmalıdır?
Ünlem
edatları gibi genel
bir terime ve tanıma gerek var mıdır? Böyle bir terim ve
tanım karmaşaya yol açmakta mıdır?
Seslenme
edatları ünlemlerin
tanımı içerisine alınarak, ünlemlere dahil edilebilir mi?
Bu durumda
terim ve tanımla ilgili sorunları birleştirerek şu şekilde
tartışmaya açabiliriz: Ünlem terimi ve tanımı hangi tür
kelimeleri kapsayacak şekilde ve nasıl yapılmalıdır; onaylama,
ret, sorma, gösterme, emir bildiren kelimeler bu kapsama dahil
edilmeli midir ?
2.
ÜNLEMLERİN KELİME TÜRLERİ İÇİNDEKİ TASNİFİ VE KAPSAMI
Dilimizdeki
kelime türlerinde ünlemlerin ya edatlar içerisinde bir kelime
türü ya da başlı başına bağımsız bir kelime türü olarak ele
alındığı bilinmektedir. Terim ve tanım konusunu incelerken bu
konudaki görüşleri yukarıda sıralamıştık. Yeniden aynı
görüşleri bu bölümde sıralamak istemiyor ve yukarıda
belirttiğimiz görüşler doğrultusunda sorunu şu sorularla
ortaya koyuyoruz:
Ünlem
bağımsız bir kelime türü olarak mı ele alınmalıdır, edatlar
içerisinde mi değerlendirilmelidir ?
Bilindiği
gibi edatlar tek başına anlamı bulunmayan, sadece dil bilgisi
açısından görevleri bulunan kelimeler olarak tanımlanmaktadır.
Edatların bir başka özelliği çekime girmemeleridir. Edatlar
kelime yapımına da elverişli değildir; ancak
isimleşenlerinden kelimeler yapılabilir.
Tek başına
anlamı bulunmayan görevli kelimeler olarak tanımlanan edatlar
içerisine ünlemler de katılmalı mıdır ? Ünlemler sadece
görevli kelimeler midir ? Ünlemler anlam bildirmez mi?
Ünlemlerin
çeşitli duygu ve heyecanları anlatma özelliği bulunduğu, hatta
çok kez ünlemlerin anlatım kabiliyetinin bir cümleye denk
olduğu,
göz önüne alınacak olursa ünlemlerin anlamsız ama görevli bir
kelime türü olan edatlarla birlikte değerlendirilmesi doğru
mudur?
Dillerin
doğuşu teorilerine kaynaklık etmesi,
insanlık tarihinin en eski kelimelerinden olmaları, bazen tek
başına cümle değeri taşımaları
sebebiyle ünlemlerin anlamsız ama görevli kelimeler ile
birlikte değerlendirilmesi mümkün müdür?
Ünlem
bağımsız bir kelime türü olarak değerlendirildiğinde de şu
sorunlar karşımıza çıkar: İsim, sıfat, zamir, zarf, fiil gibi
kelimelerin sahip olduğu özelliklere ünlem sahip midir ?
Bağımsız kelimeler çekime giren, yapım eki alabilen
kelimelerdir. Ünlem ise bu özelliklere sahip midir ? Ünlem
olarak kullanılan kelime çekime girememekte, yapım eki
alamamaktadır. Tek başına ve ünlem olarak kullanılışında
ünlemler çekimlenemezler, ancak bir ünlem isim gibi
kullanılabilir ve o zaman yapım eki alıp çekime girebilir. Bu
durumda kelime artık isim haline gelmiştir. Bu özellikleri göz
önüne aldığımızda ünlemleri bağımlı bir kelime
türü olarak değil de bağımsız bir kelime türü olarak ele almak
mümkün müdür ?
3.
ÜNLEMLERİN KENDİ İÇİNDEKİ TASNİFİ
Ünlemlerin
tasnifi konusunda az çok bir ortak yaklaşım söz konusudur. Bu
konudaki temel ayrılık ve sorun, ünlem tasnifinin ünlem
edatları başlığı altında mı yapılacağı veya ünlemi bağımsız
bir kelime türü olarak kabul edip ünlem olan kelime türlerine
göre mi yapılacağıdır.
Ünlem
edatları başlığı altında bu kelime türünü ele alan
araştırmacıların ünlemler, seslenme edatları,
sorma edatları, gösterme edatları, cevap
edatları şeklinde bir tasnif yaptıklarına değinmiştik. Bu
tasnifte ünlemler ile seslenme edatlarının asıl ünlem edatları
olduğu belirtilirken sorma, gösterme ve cevap edatlarının
ikinci dereceden ünlem edatları olduğu anlatılmaktadır. İkinci
derecedeki ünlem edatlarının da ünlem karakteri taşıdığı
özellikle belirtilmektedir.
Ünlemi
bağımsız bir kelime türü olarak ele alan araştırmacılar ise
ünlemleri yapıları bakımından ele alarak asıl ünlemler, ünlem
olabilen kelimeler ve yansımalar şeklinde üç grupta
incelemişlerdir.
Banguoğlu,
asıl ünlemleri duyuş ünlemleri ve soruşturma ünlemleri olarak
iki grupta toplamıştır. Duyuş ünlemleri, doğrudan doğruya
konuşanın duyuşlarını ve kendisine ait dileklerini açıklamaya
yarayan ünlemler olarak tanımlayan Banguoğlu, soruşturma
ünlemlerini ise eydilenin ilgisini çekmeye, onu çağırmaya,
eğilimini, düşüncesini anlamaya, onu teşvik etmeye,
doğrulamaya veya reddetmeye yarayan kelimeler olarak
belirlemektedir.
Benzer bir tasnifi Deny, Gencan, Atabay ve diğerleri, Koç
yapmıştır.
Deny, çağrılı nidalar ve dokunaklı nidalar
başlıklarıyla ele aldığı ünlemleri kendi içinde de
gruplandırmıştır. Çağrılı nidalar grubunun alt başlıkları asıl
çağrılı nida, pekiştirimli edat, zarflık edat, bağlaçlık edat
şeklindedir. Buna karşılık diğer dil bilgisi kitaplarında bu
şekilde bir tasnif yapılmamıştır.
Ünlemin
kendi içindeki tasnifinde ortaya çıkan sorunları şu sorularla
tartışmak istiyoruz:
Ünlem
edatları olarak genel grupta ele alınan türleri, ünlemin kendi
içerisinde bir tasnifi olarak kabul edebilir miyiz? Sorma,
gösterme, cevap edatlarını ünlem olabilen kelime türleri;
ünlemlerle seslenme edatlarını asıl ünlemler olarak tasnif
edebilir miyiz? Bu tasnif, terimde bir karmaşaya yol açar mı?
Ünlem
bağımsız bir kelime türü olarak ele alındığında yapılan
tasnifte asıl ünlemler, ünlem olabilen diğer kelimeler ve
yansımalar şeklindeki gruplandırma yeterli midir? Asıl
ünlemlerin tasnifi konusunda bir birlik varken, ünlem olabilen
kelimeler başlığı altındaki tasnifin sınırlarının iyi
çizilemediği görülmektedir. Ünlem olabilen kelimelerin
tasnifi neye göre ve hangi sınırlar içerisinde yapılmalıdır?
Özel adların, zamirlerin, zarfların, sıfatların, emirlerin,
ikilemelerin, deyimlerin ünlem olabilme şartları var mıdır ?
Bunların ünlem olması; konuşmada vurgu, tonlama, uzun ünlülü
olarak söyleme gibi ses bilgisi özellikleri; yazıda ise ünlem
işareti, uzun ünlü karşılığında birkaç harf kullanmak veya
uzunluk işaretiyle yazmak gibi yazı özellikleri ile
sağlanabilir mi ? Özellikle yazılı anlatımda, bunun yazarın
tercihine bırakılmış bir durum olduğu belirtilmeli midir?
Yazıdaki ünlem işareti, ünlem olabilen kelimeleri belirleyici
bir özellik ise, ünlem işaretinin konulmadığı cümlelerde ünlem
kullanılıp kullanılmadığı neye göre belirlenecektir?
İçinde
herhangi bir ünlem bulunmamasına rağmen kalıplaşmış
anlatımların, soru cümlelerinin, eksiltili cümlelerin ünlem
cümlesi olarak kullanılması durumunda bu cümlede ünlem
olabilen kelime aranacak mıdır ? Yoksa cümlenin tümü mü ünlem
kabul edilecektir ? Bu durumda ünlem olabilen kelimelerden
ayrı olarak ünlem olabilen cümleler başlığı altında cümleleri
sınıflandırmak mümkün müdür ?
Ünlemler
duygu, heyecan, üzüntü, korku bildiren kısacası anlam bildiren
kelimeler ise; bu anlamlara göre bir sınıflama yapmak gerekli
midir ? Üzüntü bildiren ünlemler ayrı, sevinç bildiren
ünlemler ayrı, heyecan bildiren ünlemler ayrı, korku bildiren
ünlemler ayrı, sıkıntı bildiren ünlemler ayrı olarak tasnif
edilmeli midir? Yoksa içten gelen duyguları anlatan ünlemleri
bir grupta, dışa dönük ünlemleri bir grupta tasnif etmek
yeterli midir ?
Yazılı ve
sözlü anlatımda kullanılış şekline göre hemen hemen bütün
kelimeler ünlem işlevinde kullanılabileceğine göre, ünlem
olabilen kelimeleri ünlem başlığı altında ele almak yerine,
bunun sadece bir anlatım özelliği
olarak görülmesi mümkün müdür ? Asıl ünlemler dışında ünlem
olabilen kelimeler şeklinde bir tasnife ihtiyaç var mıdır ?
Çekimli
fiillerin ünlem alarak kullanılışında ortaya çıkan anlatım
şekli, dil bilgisi kitaplarının pek azında ünlem bölümünde ele
alınmıştır. Özellikle ikinci kişi şart çekiminde kişi ekinden
sonra gelen ünlemin ses uyumlarına da uyarak kelimeye
ekleşmesiyle ortaya çıkan teşvik edici, evetleyici, aşırı
istek bildiren bir emir anlatımı ünlemin tasnifinde yer almalı
mıdır ?
4. ÜNLEM
OLAN KELİMELER
Terim ve
tasnif ile ilgili sorunlarda kısmen değindiğimiz ünlem olan
kelimeler konusunu bu bölümde ayrı olarak ele almak ve
kelimeler üzerinde ayrı ayrı durmak istiyoruz.
Asıl
ünlemler başlığı altında ele alınan ah!, ay!, be!, ha!,
hey!, hop!, oh!, oo!, uf! vb. kelimelerin ünlem oluşu
konusunda tam bir ittifak bulunmaktadır. Bu nedenle söz
konusu kelimeler üzerinde pek fazla durmak istemiyoruz. Ancak,
bu ünlemlerin anlamlarının kullanılış yerine göre ayrı ayrı
belirlenmesinin yararlı olacağı görüşündeyiz. Genellikle asıl
ünlemler için bir anlam verilmiştir. Söz gelimi, aman
kelimesi dil bilgisi kitaplarında daha çok yardım istendiğinde
kullanılan bir ünlem olarak belirtilmiştir. Oysa aman
ünleminin Türkçe Sözlük'te
yedi farklı kullanılışı belirlenmiştir.
"Aman Allahım!" cümlesinde yardım isteme, "Aman,
bir daha yapmam!" cümlesinde bağışlanma, "Aman, ona
söylemeyin!" cümlesinde rica, "Aman, bu lâflardan
bıktık !" cümlesinde usanç ve öfke, "Aman, çocuğa iyi
bakın!" cümlesinde dikkat uyandırma, "Aman, ne güzel
şey!" cümlesinde çok beğenme, "Aman efendim bana öyle
şeyler söyledi ki donakaldım" cümlesinde şaşma
bildirmektedir. Elbette bu anlamların ortaya çıkmasında
cümledeki diğer kelimelerin anlamlarının da yeri vardır, ancak
ünlemin anlamını sadece bir kelimeyle sınırlamanın doğru
olmadığı düşüncesindeyiz.
Ünlem olan
kelimeler konusunda farklı yaklaşımlar ve değerlendirmeler
olduğu görülmektedir. Önceki bölümlerde ele aldığımız dil
bilgisi kitaplarımızın bir bölümünde ünlem edatları başlığı
altında ele alınan kelime türlerinden ünlemler ile seslenme
edatlarını asıl ünlem edatları olarak tanımlarken sorma,
gösterme ve cevap edatlarını ikinci dereceden ünlem edatı
sayılmıştır. Ancak, diğer araştırmacılara ve kaynaklara göre
bu kelimeler ünlem bölümünde ele alınmamaktadır. Bir başka
kelime türü iken ünlem olabilecek kelimeler başlığı altında
incelenen bu kelimeler ünlem edatları başlığı altında yer
almalı mıdır ? Örnek kelimelerden yola çıkarak sorunu ortaya
koymağa çalışalım:
Hani,
acep kelimeleri Türkçe Sözlük'te
ve dil bilgisi kitaplarımızın bir bölümünde
zarf olarak belirtilmiştir. Bazı dil bilgisi kitaplarında
ise bunlar ünlem edatları başlığı altında sorma edatları
olarak adlandırılmıştır. Bu kelimeler, doğrudan ünlem edatı
olarak mı adlandırılmalıdır, yoksa bunların da niçin
kelimesi gibi aslında zarf olduğu, yerine göre cümlede ünlem
olarak kullanılabileceği mi belirtilmelidir ?
İşte
kelimesi de Türkçe Sözlük'te ve dil bilgisi
kitaplarımızın büyük bir bölümünde zarf türünden bir kelime
olarak belirtilmiştir. Bu kelime de ünlem edatları
bölümündeki gösterme edatları başlığı altında mı
gösterilmelidir, cümledeki kullanışa göre ünlem olabilecek
kelimeler bölümünde mi ele alınmalıdır ? Bu kelime Türkçe
Sözlük'te zarf olarak gösterilirken halk ağzında aynı
anlam ve işlevde kullanılan na, nah gibi kelimeler de
doğrudan ünlem olarak adlandırılmıştır.
Na, bir tane daha ! örneğinin verildiği bu maddede
kelime tamamen işte anlamında kullanılmıştır.
Evet,
hayır, yok, peki, hayhay
gibi kelimelerin bazı dil bilgisi kitaplarımızda
ünlem edatları başlığı altındaki cevap edatları bölümünde
toplanırken Türkçe Sözlük'te ve diğer dil bilgisi
çalışmalarında
zarf olarak adlandırılmıştır. Bu kelimeler zarf olarak
adlandırılıp ünlem olabilen kelimeler bölümünde mi
değerlendirilmelidir yoksa doğrudan doğruya ünlem edatları
bölümündeki cevap edatları başlığında mı ele alınmalıdır ?
Halk ağzında evet anlamında kullanılan he bazı
kitaplarda
ünlem olarak alınırken Türkçe Sözlük'te bu kelimenin
zarf olduğu belirtilmiştir. Benzer durum hayır
karşılığındaki cık'ta görülmektedir. Konuşma dilinde ve
halk ağzında sıkça kullanılan bu kelime ünlem midir, zarf
mıdır ?
Banguoğlu'nun
ünlemleşen fiiller
başlığı altında ele aldığı e !, a! ünlemlerinin (vocatifin)
şart ekinin 2. kişilerinde kullanılan şekilleri dil bilgisi
kitaplarımızın büyük bir bölümünde yer almamaktadır. Bu
kullanıştaki e !, a ! ünlemleri asıl ünlemler midir,
yoksa ünlem olabilen şekiller midir ? Bunlar birer ünlemse,
ünlem işareti kullanmak gerekli midir ? Şart 2. kişi
çekimindeki bir kelimeye eklendiğinde fiili
ünlemleştiriyorsa, bu kelime türüne ne ad verilmelidir ? Bu
çekim şekli dil bilgisi kitaplarımızda fazla ele alınmamıştır.
Bu şekil, dil bilgisi kitaplarımızın hangi bölümünde veya
bölümlerinde işlenmelidir ?
Deminden
beri söylesene.
Baksanıza
müsyü memur, bundan sonra yine vapur vardır ?
Baksan a
şuna. Münasebetsiz...
Hemen her
kelimenin ünlem olarak kullanılabildiği yaptığımız küçük bir
tarama çalışmasıyla ortaya çıkmıştır. Meselâ: bilet !,
sakallı !, dürüm dürüm !, valide !, itiyorlar !,
vb... Konuşma dilinde diğer kelimelerden farklı tonda ve
vurguda söylenen, farklı ünlü uzunlukları, ünsüz ikizleşmeleri
ve durguları ortaya çıkan bu kelimeler değişik anlatımlar da
bildirebilmektedir. Söz gelimi vay ! ünlemi, derin
üzüntü, sevinç, tehdit, okşama bildirebilmektedir.
Söyleyiş özelliklerinden hangi kelimenin ünlem olarak
kullanıldığını ve ünlem olan kelimelerin de hangi anlam da
kullanıldığı kolaylıkla belirlenebilir. Ancak aynı kolaylık
yazıda yoktur. Asıl ünlemlerin hangi anlamlarda kullanıldığı
sözün gelişinden anlaşılır.
Ünlem
olabilen diğer kelimelerde ise bu durum tamamen yazarın
tercihine kalmıştır. Bazen yazarlar, içerisinde ünlem bulunan
cümlelere de ünlem işareti koymamaktadır. Yazar herhangi bir
kelimenin ünlem olarak kullanıldığını belirtmek isterse, ünlem
işaretini koymaktadır. Noktalama işaretlerinin kullanılmadığı
dönemlere ait tarihî metinlerin yayımlarında da tercih,
tamamen metni hazırlayan kişiye ait olmaktadır.
Bu noktada
şu soruları da sormak istiyoruz: Ünlem olabilen kelimeler için
bir sınır çizmek mümkün müdür ? Böyle bir sınır çizmeye gerek
var mıdır ?
5. SÖZ
DİZİMİ İLE İLGİLİ SORUNLAR
Bilindiği
gibi, bir ünlem (veya ünlem edatı) ve bir isim unsuru ile
kurulan kelime grubu ünlem grubu (öbeği) olarak
adlandırılmaktadır.
Ünlem (ünlem edatı) başta, isim unsuru sonda olmakta ve her
iki unsur da eksiz olarak birleşmekte; ünlem (ünlem edatı) tek
kelime halinde isim unsuru ise bir isim veya isim yerine geçen
bir kelime grubu halinde bulunabilmektedir.
Ey Türk gençliği !, A beyim !, Be birader !, Hey Allahın
kulu ! vb... Ünlem grubu kuruluşunda esas ünlemlerin görev
aldığı bilinmektedir. Cümlede ünlem grubu cümle dışı unsur
olarak adlandırılmaktadır.
Ünlem
grubundan daha büyük kelime birlikleri, daha doğrusu bir ünlem
cümlesi var mıdır ? Kalıplaşmış kullanışlar, ünlem anlatımı
veren cümleler için bir terime ihtiyaç var mıdır ?
Bazı dil
bilgisi kitaplarında soru cümlesi gibi ünlem cümlesi de
bir cümle türü olarak yer almakta, içinde ünlem veya ünlem
değeri bulunan söz dizileri ünlem cümlesi olarak
adlandırılmaktadır.
Ancak, bu cümle türü daha çok yapı ile ilgili sınıflama
içerisinde değil, anlam ile ilgili sınıflamalar içerisinde yer
almaktadır. Bu konunun belki de cümle bilgisi ile ilgili
olarak yapılacak bir tartışmada ele alınması doğru olur, ama
konumuzu ilgilendirdiği için tartışmamızda ünlem cümlesi ile
ilgili düşüncelerin dile getirilmesinin yararlı olacağı
düşüncesindeyiz. Böylece ünlemlerle ilgili hiçbir konu
boşlukta kalmayacaktır.
Şu cümleleri
ünlem cümlesi olarak kabul etmek mümkün müdür ?
Allah
ikbalini artırsın ! Kal iki gözüm ! Lâzım olursa gece de kal
!
Size altı
ay mühlet ! Beyinizle istediğiniz gibi eğleniniz ! İsterseniz
sokağımdan bile geçmeyiniz !
Allah
aşkına sus !
-Sıkışmadan kendimi bir atayım !
-Oo !...
Bizden önce davranmışlar !...
-Anlaşıldı !
-Herifteki enseye bak ! Dürüm dürüm !...
-Baksan a
şuna..
Ünlem
cümlesinin varlığı kabul edildiğinde ve cümle bilgisinde bir
ünlem cümlesi türü yer aldığında bu cümlenin unsurları nasıl
belirlenmelidir ? Ünlem veya ünlem grubunun tamamı cümle dışı
unsur olduğunda, ünlem cümlesinin tamamı da cümle dışı unsur
mu olacaktır, yoksa herhangi bir cümle gibi unsurlarına
ayrılacak mıdır ? Bir soru cümlesinde ünlem veya ünlem grubu
bulunduğunda bu cümle nasıl adlandırılacaktır ?
Kalıplaşmış
anlatımlardan veya deyimlerden oluşan ünlem grupları veya
ünlem cümleleri unsurlarına nasıl ayrılmalıdır ?
Galiba
şeytan tüyü var herifte, Allah belâsını versin !
Sizin
tuzunuz kuru !
Soru cümlesi
iken ünlem anlatımında kullanılan ve soru işareti yerine ünlem
işareti taşıyan cümleler soru cümlesi mi, yoksa ünlem cümlesi
mi kabul edilecektir ? Bu cümlelerin unsurlarına ayrılması
nasıl olacaktır ?
«İster
misin biz halef selef el ele vererek bir ağızdan “Ey
gaziler...” şarkısını çağıra çağıra memleketten çıkalım !»
diyordu.
Sende hiç
akıl yok mu ! Sen aptal mısın !
İçerisinde
ünlem türünden bir kelime veya kelime grubu olmasına rağmen
yazarın ünlem işaretini kullanmaması durumunda bu cümle ünlem
cümlesi kabul edilecek midir ?
Vah,
vah.... Sizi yine rahatsız ettik.
Bana ayrılan
süre içerisinde ünlemle ilgili olarak belirleyebildiğim
sorunlar bunlardır. Yönlendirmede bulunmamak için sorunları
sadece sorularla ortaya koymağa, farklı görüşleri aktarmağa
çalıştım. Kendi görüşlerimi ise, sorunların tartışılması
sırasında dile getirmeğe çalışacağım.
Prof.Dr.Doğan Aksan, Her Yönüyle Dil 1, Türk Dil
Kurumu Yayını, Ankara, 1987, ss.96-97