SAĞ VE
SOL KAVRAMLARINA İLİŞKİN BİR ARAŞTIRMA DENEMESİ
Yrd.Doç.Dr. Muna
Yüceol ÖZEZEN
Çukurova Üniversitesi Fen- Edebiyat Fakültesi
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü
1. Berke
Vardar, “Sözcükler, kavram alanlarını kaplayan dilsel alanlar
oluşturur; bir dünya görüşünü dile getirirler." demektedir
(1988, 139). Bu dünya görüşü, yüzeysel bir bakışla bir
toplumun kültürü demektir. “Kültürlenme sürecinde, normal bir
gelişim gösteren her birey kendi kültüründeki kavramları
günlük etkileşimi içinde kazanmaktadır.” (Coşkun: 1999, 17).
Ancak bu kavramların yüklendikleri bilgiler, her zaman
bilimsel olmamakta, kimi zaman ve hatta çoğu zaman dinsel
ve/veya mitsel olmaktadır. İşte dinsel ve mitsel bilgilerle
yüklü sağ – sol kavramları da yön anlamı taşımak
bir yana, belirli yaşam biçimleri ve dünya görüşü bildirir.
Pek çok inanç sisteminde belirleyici olan bu iki kavram, bu
yüzden, yalnız anlambilimin değil insanbilimin, toplumbilimin,
halkbilimin, siyasetbilimin ve hatta ekonominin de ilgi
alanlarına girmektedir. Biz bu çalışmayla, bu iki kavrama
anlambilim çerçevesinden bakıyoruz. Ancak her gösterge,
kavramsal değerini toplumsal yaşam biçimlerinden aldığı için,
çalışmamızın insanbilimsel, toplumbilimsel ve halkbilimsel bir
yanı da bulunmaktadır. Ayrıca çalışmamızı, küçük saptamalara
ve kaynaklardaki tanıklara dayanan betimleyici bir araştırma
denemesi olarak sınırladık. Bu sınırlandırmada Lévi-
Strauss’un belirlediği iki ilke etkili oldu: 1- Herhangi bir
insan topluluğunun çevresinin kendine özgü ögeleri ve bu insan
topluluğunun kendi tarihsel özelliğine ve yerleşiminin sayısız
ögesi arasında şu ya da bu ögeye verdiği anlam önceden
kestirilemez. 2- Farklı kültürlerin hayvanları, bitkileri,
göksel cisimleri ya da başka doğal fenomenleri hangi ilkelere
göre seçip anlamlandırdığını ve sınırlı bir ögeler bütününden
nasıl bir sistem oluşturduğunu bize yalnızca gözlem
öğretebilir (1993, 123). Biz insan topluluklarını bir
toplumbilimci gibi gözlemleyebilme şansını elde edemediğimiz
için, göstergelerle ilgili olarak daha çok sözlüksel
verilerden hareket ettik. Bu ise kavramları ve bunların
yüklendikleri anlamları belirlemeye yönelik bir araştırma için
asla yeterli değildir.
Belirttiğimiz gibi çalışmamızda, sağ ve sol
kavramlarının kavram alanlarını araştırırken, sözlüksel
alanlarını da belirlemeye çalıştık. Bunun sonucunda, sağ
kavramı ve buna “komşu kavramlar”la (Vardar: 1988, 139) sol
kavramı ve buna komşu kavramların karşıt anlamlar içerdiğini
saptadık. Bu saptama ise bizi, bu anlamlamaların hangi kaynağa
veya kaynaklara dayandığı, bütün toplumlarda ve kültürlerde
bulunup bulunmadığı ve bu anlamlamalarla ilgili nedensel
açıklamalar yapılıp yapılamayacağı gibi sorunsallara itti.
Çalışmamız bu sorunsallar çerçevesinde gelişmiştir.
2. Lévi- Strauss, toplumsal mantığın özünde “ikicil” bir
mantığın geçerli olduğunu düşünmektedir. Bu varsayıma göre
zihin karşıt terim çiftlerini oluşturur (1993, 184). Sağ
ve sol kavramları arasında da karşıtlık ilişkisi vardır
ve bu iki karşıt kavram da insanlık tarihi boyunca
görülegelinen, doğayı ve evreni ikicil bir yöntemle
açıklamaya ve anlamaya çalışmanın bir sonucudur: yer- gök,
tanrı- insan, cennet- cehennem, iyilik- kötülük, madde- ruh,
gerçek- görünüş gibi. Ancak gerçekte, sağ ve sol
kavramlarının içerdiği anlamlar, özsel bir içeriğe sahip
değildir. Diğer bir deyişle, sağ ve sol, doğal
değil zihinsel bir gerçekliktir ve insanın öznel bakışının
ötesinde, evrenin sağı ve solu yoktur. Bu
yüzden, yönlere değgin bilimsel açılımlar yakalanırken sağ
ve sol kavramları yerine “saat yönünde” veya “saat
yönünün tersinde” benzeri anlatımlar tercih edilir.
2.1 Sağ ve sol sözcüklerinin yüklendikleri bu
karşıt kavramsal değerler, herhangi bir topluma mal edilebilir
mi?
Çeşitli toplumlarda ve doğal olarak çeşitli dillerde sağ
ve sol sözcüklerinin içerdikleri anlamlar
incelendiğinde varılan sonuçlar, bu anlam değerlerinin
herhangi bir topluma mal edilemeyeceğini kanıtlamaktadır.
Sağ ve sol kavramları, yalnız Türklerin veya doğu
toplumlarının değil pek çok toplumun, bu arada -mahkeme
salonlarında sanıkların doğruyu söylemelerini sağlamak
üzere sol ellerinin kutsal kitaba koydurulup sağ
ellerinin havaya kaldırılması biçimindeki yeminde olduğu gibi-
batı toplumlarının inanç sistemlerinin de anahtarı
durumundadır. Ancak bu kavramların, Türk kültürüne batı
toplumlarından girdiği düşüncesinde olanlar da vardır. Cemil
Meriç, bununla ilgili olarak, “Bu Ülke” adlı deneme
kitabında şöyle diyor. “(...) Mukaddeslerin rengine bürünen
bir bukalemun kelime; semâvî kitapların şeytanı. Ve en
tehlikelileri, toprağımızda doğmayanlar. Sol’la sağ
bu karanlık kafilenin öncülerinden ikisi. Sol,
lâtincede meş’um, eski almancada eğri demek... Cehenneme inen
merdiven hep sola bükülür. Sağ kibar ve
imtiyazlı; Rabbin sevgili kulları sağında oturacaklar,
diyor Tevrat.” (1976, 11). “Sol- sağ. Çılgın sevilerin
ve şuursuz kinlerin emzirdiği iki ifrit. Toplum yapımızla
herhangi bir ilgisi olmayan iki yabancı. Hristiyan Avrupa’nın
bu habis kelimelerinden bize ne?” (age., 13). Ancak, bu iki
kavram, az-çok benzer anlamlamalarla yalnız batı toplumlarında
değil doğu toplumlarında da bulunmaktadır. Günlük yaşamda,
bunu doğrulayan çeşitli uygulamaları gözlemlemek veya çeşitli
inanmalarla karşılaşmak olasıdır. Tarık Buğra’nın Küçük Ağa
adlı romanı okunurken şöyle bir cümleyle karşılaşılır örneğin:
“Hangi hesaplar, hangi çıkarlar –örümcekler gibi- ağlarını
örmeye çalışacak, hangi dürüstlükler, hangi iyi niyetler ve
sağ düşünceler bu ağlardan kurtulabilecek, hangileri bu
ağlara takılıp kalacak, can vereceklerdi?” (1997, 409). Alfred
Hitchcock’un “The Man Who Knew Too Much (1934, ikinci çevirim
1955 Tehlikeli Adam / Çok Şey Bilen Adam) (Ana Britannica:
1987, 122) adlı filminde, olayların bir bölümü Fas’ta
geçiyor: Fas’a tatil için gelen iki Amerikalı bir restorana
girerler. Restoranda Fas’a özgü yer sofraları vardır ve iki
Amerikalı yemek sırasında yalnızca sağ ellerini
kullanmaları yönünde uyarılırlar. Amerikalılardan biri “Bu
dini bir zorunluluk mudur?” diye sorar. Ona verilen yanıt,
“Ondan öte toplumsal bir kural.” biçimindedir. Günlük yaşamda
buna benzer sayısız uygulama veya inanma gözlemlenebilir.
Yine, batıl inançları konu alan herhangi bir çalışmada sağ-
sol ayrımına ve bunlara yüklenen anlamlara ilişkin sayısız
önermeyle karşılaşmak olasıdır. İşte bunlardan birkaç örnek:
“Salı günü dışında herhangi bir gün solak birine rastlamak
uğursuzluk getirir. En eski inançlardan bazıları insan eliyle
ilgilidir. Solaklığın kaynağı, solak iskandinav tanrısı Tiw’e
dayanır. İngilizcede Salı anlamına gelen ‘Tuesday’ sözcüğü
‘Tiw’s day’den (Tiw’in günü) kaynaklanmaktadır. Günümüzde bile
dünyamızın belirli yörelerinde, ‘sol’ kötü çağrışımlar
yaratmaktadır. İki bin yıl önce, putperestlik döneminde, sol
yanda uçan kuşların uğursuzluk getirdiğine inanılırdı.”
(Lorie: 1997, 74). “Sabahleyin yataktan kalkmak, geceleyin
uyumak için yatağa girmekten çok daha önemlidir. Sözgelimi,
giyinirken hiçbir giyim eşyanızı yere düşürmemeniz gerekir.
Sağ taraftan kalkmak ise ‘günün selâmeti’ açısından ilk
koşuldur. Solun uğursuz sayıldığını daha önceki bölümlerde
belirtmiştik. Özellikle balıkçılar, sağ sol ayrımına çok
dikkat ederlerdi. On dokuzuncu yüzyıla aklı başında hiçbir
balıkçı, teknesine soldan binmezdi, bunun uğursuzluk
getireceğine inanılırdı. (...)” (age., 122). Görüldüğü gibi
genel olarak toplumlarda sağ-sola yüklenen anlamlar
mitsel ve dinsel kaynaklıdır. Bütün tek tanrılı dinlerin aynı
topraklarda doğup aynı topraklardan yayıldığı düşünülürse,
özellikle bu toplumların dinsel inançlarında ortaya çıkan bu
benzerlikleri de yadırgamamak gerekir.
Yine günümüzle ilgili olarak, kaynağının mitsel ve / veya
dinsel olup olmadığına bakmadan derlediğimiz bazı halk
inanmalarını ve uygulamalarını şöylece örnekleyebiliriz.
Kuşkusuz, kimi genel, kimi ise yerel bir özellik gösteren bu
inanmalar ve uygulamalar, günlük yaşamı düzenlemede önemli
belirleyicidir (Kaynak kişilerle ilgili olarak verilen
bilgilerde, “adı- soyadı, yaşı, doğum yeri, öğrenim durumu,
mesleği, derleme yeri” sırası izlenmiştir):
Un, bulgur çuvallarından sağ elle alınırsa bu
çuvallarda bereket eksilmez (Fatma SÜZER, 50, Osmaniye, lise,
memur, Adana).
Solak çocuklara sağ ellerini kullanmaları
öğretilmelidir. Çünkü sol elle yapılan işler uğursuzluk
getirir. Örneğin sol elle yenilen yemek haram olur
(Perihan ÇIBLAK, 56, Koçarlı / Aydın, ilkokul, ev hanımı, Söke
/ Aydın).
Sağ elinin üzerine yatarsan güzel rüya görürsün (Leyla
SERT, 21, Batman, Adana).
Sağ elin kaşınıyorsa, para gelecek; sol elin
kaşınıyorsa para gidecek demektir ( Fatma EKİNCİ, 21, Ceyhan,
üniversite öğrencisi, Adana ).
Sol elin kaşınıyorsa hakkında dedikodu yapılıyor,
demektir (Fatma EKİNCİ, 21, Ceyhan, üniversite öğrencisi,
Adana).
Sağ omuzda iyi amelleri yazan iyilik melekleri; sol
omuzda kötü amelleri yazan kötülük melekleri bulunur (Azime
Tokmak, 41, ev hanımı, Adana).
İngiltere’de, sağ el kullanılarak, sol omuzun
üzerinden tuz atılırsa, sol omuz üzerinde oturan
şeytanın kör edildiğine inanılır. Böylece sağ omuzda
bulunan meleğin, sürekli olarak orada oturacağı düşünülür
(Gary William PERCİVAL, 29, Dancester / İngiltere, üniversite,
öğretmen, Adana).
Yatarken yatağa sağa dönük olarak uzanılmalıdır, aksi
halde kabus görülebilir (Fatima RAMADAN, 31, Hama / Suriye,
üniversite, ev hanımı, Adana).
Kız istenecek, sınava girilecek, iş aranacak vb bir mekâna
girerken sağ adım kullanılırsa hayırlı sonuçlar alınır
(Zeynep ŞİMŞEK, 48, İmranlı / Sivas, okuma- yazması yok, ev
hanımı, Adana).
Sağ, Allah’ın; sol şeytanın yönüdür (Nadejda Kirli, 25,
Çadır / Moldova, öğretmen, Adana)
Sol tarafa bakılarak konuşulursa yalan söylendiği
anlaşılır (Hüseyin Yağmur, 25, Nevşehir, öğretmen, Adana).
İnsanın başına iyi bir şey geldiği zaman, bu kişi sağ
elini bir başkasının başına koyarsa iyilik ona da bulaşır
(Pervane Gaffarova, 28, Azerbaycan, öğrenci, Adana).
Şu iki
uygulamada ise genel olarak doğu toplumlarına özgü başka bir
toplum bilimsel gerçeklikle (erkek çocuğun kız çocuğa görece
tercihiyle) bağlantı söz konusudur:
Annesi hamile olan ve henüz yön kavramı gelişmemiş
çocuklardan, doğum sırasında veya doğuma yakın bir zamanda tek
ayaklarını kaldırmaları istenir. Çocuk eğer sağ ayağını
kaldırırsa erkek, sol ayağını kaldırırsa kız çocuk
olacağına işarettir (Yeter TORUN, 25, Ceyhan, üniversite,
öğretim elemanı, Adana).
Hamile kalmak isteyen kadınlar kocalarının sağına
yatarlarsa erkek, soluna yatarlarsa kız çocukları
olurmuş (Jülide SAKIZCI, 24, Osmaniye).
Yemek sağ elle yenilmelidir (genel)
Nişanlı çiftler, nişanlılık süresince alyanslarını sağ
yüzük parmağına, düğün sonrasında ise sol yüzük
parmağına takarlar (evlilikle masumiyetin bozulduğu
düşüncesine koşut olarak) (genel).
Tuvalette temizlik sol elle yapılır (genel).
Tuvalete sol ayakla girilir, tuvaletten sağ
ayakla çıkılır (Sevim ÖRTLEK, 21, Kadirli, üniversite
öğrencisi Adana).
İki kişi bir kapıdan geçerken, geçiş önceliği sağdakine
verilir (Türkân TAN, 63, Malatya, okuma- yazması yok, ev
hanımı, Malatya).
Kıyafetler giyilirken ilk önce sağ el koldan geçirilir
(Meltem EŞİT, 21, Mardin, üniversite öğrencisi, Adana).
Eski zamanlarda rahibe okullarında okuyan solak
çocukların sol ellerine vurularak sağ elleriyle
yazmaları istenirdi (Pasquale Steduto, Bari / İtalya. Aktaran
Özlem Çetinkökü, 30, mühendis, Adana).
Gelin, gelin geldiği eve sağ adımıyla girer. Bu arada
eşikteki su dolu bir kabı, sağ eliyle sağ
omuzundan aşırarak gerideki herhangi birine verir (Zeynep
ŞİMŞEK, 48, İmranlı / Sivas, okuma yazması yok, ev hanımı,
Adana).
Değişik kültürlerdeki sağ- sol ayrımını
vermesi bakımından, Anadolu Ajansı’nın 14. 03. 1999
tarihinde geçtiği şu haber de ilgi çekici: “ (...)Tarihe yön
veren bir çok insanın solak olmasına karşın, toplumlar tüm
olumsuzlukları tarih boyunca "sola" bağlayarak, uğursuz
saydılar. (...) Geçmişten bugüne sağ ve sol el kullanımı
kültürden kültüre, geleneklere göre değişim gösteriyor. Her
toplumda sağ elin kullanımı, ahlaki normlara, sosyal kodlara,
büyü törenlerine uyarlanırken, solaklık daima uygunsuz görülüp
tabu sayıldı ve uğursuz olarak kabul edildi. Arnavutluk'ta sol
elin kullanımı cezalandırılırken, Endonezya'da solaklığı
önlemek için çocukların sol kolu bağlanıyordu. Güney Afrika'da
Bantu Kabilesi'nin üyeleri uğursuz olarak gördükleri sol eli
kızgın kuma gömüyordu. Zulu Kabilesi'nde ise çocukların sol
ellerini kullanmaları yasaktı. Arap ülkelerinde ve Hindular
arasında sol el, geleneksel olarak "kirli" saylıyordu. Bu
yüzden, kişisel temizlik için kullanılırken, yemek "temiz"
sayılan sağ elle yeniyordu. Bazı kültürler de hırsızları
cezalandırmak amacıyla "sol" elini kesiyordu. Fas'ta yerli
halka göre, sağ gözün seğirmesi uzaktaki bir aile bireyinin
eve dönüşü ve mutlu haber anlamı taşırken, sol gözün seğirmesi
bir yakının ölümüne işaret ediyor. Yeni Zelanda Maorileri
arasında ise uyurken sağ tarafın ürpermesi uğurlu sayılırken,
sol tarafın ürpermesinin hastalık ve ölümü getireceğine
inanılıyor. Kırsal alanlarda yaşayan Japon kadını için "sol"
elini kullanmaksa boşanma sebebiydi. Benzer biçimde Nijer
Irmağı çevresinde yaşayan çeşitli Afrika kabilelerinin kadın
üyelerinin "sol" elle yemek pişirmeleri yasaktı. Dünyada
kadınlara oranla daha fazla solak erkek olmasına karşın,
toplumlarda kadına verilen önem "sağ" ve "sol" kavramlarına
yansıdı. Birçok kültürde uğursuz kabul edilen "sol", ikinci
sınıf sayılan kadınlarla özdeşleştirildi. Budizm'in
"Ying-Yang" öğretisinde soldaki "ying"; kadını ve zayıf yönü,
cinselliği temsil ederken, sağdaki "yang"; erkeğin ve gücün
sembolü. İngilizce'de "sağ" anlamına gelen "right" sözcüğünün
kökeni, Latince'de doğruluk, düzenli olma, adalet anlamına
gelen "rectus" kelimesine dayanıyor. Türkçe'de de aksiliği
üzerinde olan kişiler için "sol tarafından kalkmış" deyimi
kullanılırken, akla uygun, yerinde karar verme yeteneği
olanlar için "sağduyulu" deniliyor. Ayrıca, Türkiye'de sağ
elle tokalaşma geleneği sürdürülürken, sağ ayakla adım atmanın
uğuruna inanılıyor. (...)”
Genel olarak dünya dillerine bu açıdan bakıldığında ne tür
bulgular elde edilir, Türkçede ve diğer bazı dillerde sağ
ve sol kavramlarına yüklenen anlamlar nelerdir? Konuyla
ilgili genel eğilimleri vermek bakımından –eldeki verinin
yeterli olmadığının bilincinde olarak- bazı dillerdeki sağ-
sol göstergelerinden ve bu göstergelerin gösterdiği
anlamlardan örnekler sıralamak istiyoruz:
Türkçede sağ kavramının içerdiği anlamlar, diğer pek
çok dille benzerlik göstermektedir. Bu kavram, diğer pek çok
dilde olduğu gibi görece olumlu anlamlarla yüklüdür. Türçenin
tarihsel ve çağdaş dönemleriyle ilgili tanıklar şöyle
sıralanabilir:
Türkçenin tarihsel dönemleriyle ilgili olarak yapılmış bazı
çalışmalarda: Atebetü’l- Hakayık’ta: Sağ
sözcüğünün taşıdığı anlamlara benzer anlamlarla oŋ
(Arat: 1992, 49) ve saġ (age., 51) ayrıca
“iyileş-“ anlamında oŋal- ve oŋul-
(age., 60); Divanü Lügat-it Türk’te: saγ
“intelligence, cleverness; health, soundness”, saγun
“doctor” (...) (Dankoff: 1985, 182); oŋ “right (hand),
oŋa- “make right” (age., 41); sol
“left (hand) (age., 165); Gerard Clauson’un An Etymological
Dictionary of Pre- Thirteen- Century Turkish adlı çalışmasında
“sağ” anlamında oŋ (1972, 166), sag
(age., 803), “iyileş-, düzelt- vb.” anlamlarda on-
(age, 168), oŋ- (age., 169), *oŋa- /
oŋar- (age., 189), oŋul- /
oŋal- (age., 185); “sol” anlamında sol
(ege., 824) ayrıca “sol elli” anlamındaki
solak sözcüğü için de olası bir *sola-
kökü (age., 826); Yeni Tarama Sözlüğü’nde: sağ
(I) 1. Sağlam, sağlıklı. 2. Temiz, saf, halis. 3. Doğru,
gerçek, sahih. (...), sağ işi sol olmak
İşi tersine dönmek (...), sağ itmek [eylemek]
Sağaltmak, hastayı iyi etmek, sağ olmak
İyileşmek, şifa bulmak (Dilçin: 1983, 176); sol
Aksi, ters, çarpık. (...), sol işi sağ olmak
İşi yoluna girmek, ters işi düzelmek (age., 189- 190);
Türkçenin
çağdaş lehçelerinden biri olan Türkiye Türkçesi üzerine
hazırlanmış en geniş kapsamlı çalışmada sağ sözcüğünün
yön anlamı ve siyasal / ekonomik bir terim olan sağ,
aynı girdi içinde ele alınmış, bu kavramın kazandığı diğer
anlamlar yeni bir girdi içinde değerlendirilmiştir. Ancak
bizce sağ kavramının ikinci girdiyle verilen anlamları
da birinci girdiyle verilen anlamlar dolayısıyla ortaya
çıkmıştır: sağ (I) 1. Vücutta kalbin bulunduğu
tarafın karşısında olan, sol karşıtı (...). 2.
Bu taraftaki yön (...). 3. Ekonomi ve siyasette eskiden yana
olan, gelenekçi (kimse, görüş) (...).sağ
(II) 1. Sağlam, esen. 2. Katkısız. 3. Yaşamakta olan (...).
(...) sağı solu olmamak olumlu mu olumsuz mu
davranacağı bilinmeyen bir kişi olmak. (...). Türkçe
Sözlük’te bu ikinci girdide verilen anlamlara yakın
anlamlı kullanımlar olarak sağalmak, sağaltmak,
sağbeğeni, sağduyu, sağgörü, sağistem,
sağlam, sağlık, sağ ol, sağ para /
çürük para, sağ salim vb (Türkçe Sözlük:
1998, 1882-1886); sol (I) 1. Kalbin
bulunduğu tarafta olan, sağ karşıtı (...). 2. Bu
taraftaki yön (...). 3. Bir parti içerisinde sosyalizme yakın
görüşte olan grup (...) sol tarafından kalkmak
1) aksilik, huysuzluk, terslik edenler için kullanılır, 2)
işleri ters gitmek, iyi gününde olmamak (...) (age., 2004-
2005).
Azericede sol, sağa yüklenen olumlu anlamlar
dolayısıyla olumsuz anlamlar kazanmıştır: Sağ
(1) 1- Canlı, diri, hayatta olan, 2- Sağlam, zedesi,
kırığı olmayan (...), 3- mec. Saf, bütün, temiz; Sağ
(2) 1- Vücutta kalbin bulunduğu tarafın zıt kısmında
bulunan, solun zıt tarafı (...), 2- Siyasi ve sosyal hayatta
muhafazakâr görüş. Sağ el mec. En yakın
kimse, yardımcı, sırdaş, sadık dost, arkadaş. Sağ eli(n)
başıma (başımıza, başınıza, başına) Bir kimseye
nasip olan, kısmet olan, iyi bir şeyi, mutluluğu kendisi ve
başkaları için de arzu etmek anlamında bir ifade. Sağ
közü kimi istemek Çok sevmek, haddinden fazla
sevmek (...) (Altaylı: 1994, 1008); Sol 1-
Vücudun kalbin olduğu tarafı (...), 2- Siyasi olarak
diğerlerine göre daha radikal olan. (...) (age., 1052).
Türkmencede: Sag I sağ, sağlam, iyi II sağ, sağ
taraf. Sagal- iyileşmek, sağalmak,
hastalıktan kurtulmak (Tekin: 1995, 551); Sol
sol, sol taraf (age., 582).
Gagauzcada: saa 1) Sağ, sağlıklı, sağlam. (...).
2) Bütün, zedelenmemiş (...). 3) Hayatta (...). saa
sağ taraf (Gaydarci ve diğerleri: 1991, 204); sol
sol, solak solak, solakçı
sol eliyle çalışan (age., 221).
Özbekçede birbirinden az-çok farklı anlamlarla hem sağ
hem de ong göstergeleri kullanılmaktadır: ong
I 1- gavdaning yurak ornaşgan tamaniga karama karşi tamanga
caylaşgan (“gövdenin kalbin yer aldığı tarafa karşı gelen
tarafı”) (...), 2- siyasiy va ijtimaiy hayatdaki ilgar akimga,
progresga duşman, konservator (“siyasi ve toplumsal yaşamdaki
ilerici akıma, gelişmeye düşman, tutucu”)(...); ong
II amalda, hakikatda sadir boladigan vakea yaki hadisa,
bar narsa, hakikat, real halat (“gerçekte olan vakıa veya
hadise, var olan, gerçek, gerçek hal”) (Mağrufov: 1981, 506);
sağ kasali yok, sihhat, salamatliği yahşi,
sağlam (“hastalığı olmayan, sağlığı yerinde olan, sağlam)
(...) (age., 73). Özbekçede sol kavramını karşılamak
üzere iki gösterge vardır: sol ve çap. Çap,
daha çok “kalbin bulunduğu taraf” ve “insanlarla ilişkisi
iyi olmayan, ters, zıt” anlamlarında kullanılırken (age.,
355), sol, bu anlamlar yanında siyasetteki sağın
karşıt anlamlısı olarak kullanılmaktadır (age., 96).
Kırgızcada: onğ 1. sağ; sağ el; sağ cenah (...)
onğ közü tartat: onun talihi var,
muvaffak oluyor; (...) 2. münasip, uygun, onğ-
muvaffak olmak, muvaffakiyetli olmak, yoluna konulmak,
onğboğon hiçbir işe yaramaz, beceriksiz,
hayırsız adam, (...); onğçul sağcı (sağ
cenah mensubu); (...) onğdo- 1. bir işi sağ
taraftan, sağ elle ve s. yapmak (...); 2. düzeltmek, yoluna
koymak, (...) onğol- düzelmek, yoluna konulmak,
onulmak; oorusunan cakşı onğolup kaldı:
hastalıktan büsbütün iyileşti (...) (Yudahin: 1988, 591- 592),
soo sağ, esen (...); can sooğala-
hayatını kurtarmak, aman istemek (age., 659- 660), sol
(I) 1. sol; sol kol; sol el; 2. sol cenah (...); 3. (...)
kuzey, şimalî (...); 4. yanlış, kötü (...) (age., 658).
Kazakçada: Sav Sağ, sıhhatli, sağlam (Oraltay ve
diğerleri: 1984, 236); On 1. Sağ. 2.
Yanlış değil, doğru, On közi Sağ gözü,
güvendiği kimse (...), On qolı Sağ kolu,
yardımcısı, On men solın ayırdı İyi ve
kötüyü bilen, aklı başında (...) Onaluv
Semirmek, düzelmek, yoluna girmek (...), Ondı
İyi, doğru, hoş (...), Onşıl Sağcı,
doğrudan yana (age., 210-211); Sol (II)
Sol (...), Solagay Solak, sağ eliyle
değil, sol eliyle iş yapan (age., 243).
Teleütçede: oň 1. Şans. 2. Sağ (taraf, yön),
oňdo- (I) Düzeltmek, onarmak, oňdon-
1. İyileşmek. 2. Şişmanlamak, yaramak, oňdu
1. Sağlam. 2. Başarılı, talihli, şanslı, oňoy
Ucuz (Ryumina- Sirkaşeva ve diğeri: 2000, 76), sol
Sol, solım Yabancı, tanımadık (age., 100).
Karaçay- Malkarcada: sav sağ, canlı (...)
(Tavkul: 2000, 333), sav sağlam, bütün, tam
(...) (age., 334), ong sağ taraf
ong 1) güç, kudret, 2) kabiliyet, yetenek, 3)
fayda, menfaat, çıkar, 4) başarı, 5) şans, talih, 6) imkân
(...) ong- refaha ermek, mutlu olmak, başarı kazanmak,
başarılı olmak (...) ongay- 1)
iyileşmek, daha iyi olmak, 2) şanslı olmak (...) (age., 309);
onovlu sağ duyulu, aklı selim sahibi,
akıllı, düşünceli (age., 310); sol sol
(age., 350).
Türkçenin bazı tarihi dönem metinlerinde ve bazı çağdaş
lehçelerde sol ismi ile ilgisi tartışılabilecek olan
sol- fiili ve bu fiilin çeşitli biçimleri, “solmak,
tazeliğini yitirmek, gevşemek, esnemek vb.” anlamlarda
kullanılmıştır. Bu iki kavram ile paralel olarak
düşünülebilecek oŋ ismi ile oŋ- fiilinin ve bu
fiilin diğer biçimlerinin anlam ilgisi ise ilginçtir: Sözü
edilen bu dönem metinlerinde ve bu lehçelerde, oŋ-
fiili ve bu fiilin değişik biçimleri, oŋ ismi ile anlam
ilgisi oluşturarak “iyileşmek, düzelmek vb.” anlamlarda ve
ayrıca bunun tam karşıtı olarak sol- fiilinin
anlamlarıyla da kullanılmıştır (Ayrıntılı bilgi için,
“Kaynaklar” bölümünde verilen, sözlüklere ve dizinlere bakmak
yeterli olacaktır.).
Türkçe dışındaki diğer bütün dilleri sağ ve sol
göstergeleri açısından inceleme olanağımız olmadı. Ancak
incelediğimiz bazı dillerdeki anlamlandırmalar Türk
dillerindeki anlamlandırmalarla büyük benzerlik
göstermektedir:
Farsçada sağ kavramı için rast, sol
kavramı için çep kullanılmaktadır: “rāst,
Right, true; good, just, sincere, uprigt; straight, even,
level; right (opposed to left); complete; actually, certainly,
surely, truly (...) rāst- būd, (really
existing), God. (...) (Steingass: 1975, 562-563); chap,
The left side; discordant, inharmonious; -chap
uftādan (bastan), To oppose; to use stratagem; -chap
dādan, To sew on a patch; to deceive, betray,
forsake; to drive away, to repel; -chap u rāst
(lit. Left and right), Unsteadiness, carelessness, want of
principle; (...). chapāt, chappāt, A slap
on the face. (...) chapār, Spotted, speckled,
mottled (particularly applied to a green dove and a horse both
spotted black). (...) chapan, chuppān, Tattered
garments. (...)(age., 387-388). Farsça rast ve çep
göstergelerinin, biri olumlu ve diğeri olumsuz anlamlarda
olmak üzere Türkiye Türkçesinde de birçok kullanımı vardır:
“işi rast gitmek”, “rast gele”, “çeper / çepel / çepir: çamur,
pislik, bulaşık, kir (Derleme Sözlüğü: 1968, 1141)”, belki
“çapak” vb.
Rusçada, sağ kavramı ve buna komşu kavramlar
ve için prav ve türevleri kullanılır:
pravda 1. gerçek, hakikat, realite; eto
suşaya pravda bu su katılmamış bir gerçektir;
skazat komu-libo vsyu pravdu birine gerçeği
olduğu gibi söylemek; birinin suçunu yüzüne vurmak (...); 2.
(pravdivost) doğruluk; 3. (pravota)
haklılık (...); 4. (spravedlivost) adalet, hak,
hakkaniyet; (...). pravednik 1. dindar,
mümin; 2. Namuslu adam. pravilo 1. kaide, kural
(...). pravilno 1. doğru (olarak);
isabetle; düzgün şekilde, kusursuz (...). pravota
haklı olma, haklılık; masumluk, suçsuzluk (...).
pravoflangovıy 1. sağ, sağdaki, sağ taraftaki (...).
pravıy I 1. sağ; (...); 2. sağcı (...).
pravıy II 1. haklı; (...) (Mustafayev-
Şçerbinin: 1989, 679-681). levıy 1. sol
(...); 1) sol yan (...); 2) ters; (...); 2. solcu; (...);
vstat s levoy nogi ters (sol) tarafından kalkmak
(age., 364).
İngilizcede: right doğru, düz; doğrulu,
dik; haklı, adil, insaflı; uygun, münasip; doğru, gerçek,
gerçeğe uygun, dürüst; iyi, sağlam; sağ (taraf); doğru,
adaletli olarak, adalete uygun şekilde; dosdoğru, doğruca;
pek, çok; hak, adalete uygunluk; hakikat; doğruluk, dürüstlük;
sağ taraf; yetki; sağ kanat; hakkını yerine getirmek;
doğrultmak; tashih etmek, düzeltmek; doğrulmak. Right!
Haklısınız! Doğrudur! (...). Right on Tam
isabet. Devam et. (...) have a good right
çok hakkı olmak, tamamıyle haklı olmak. On the right
side doğru tarafta, doğru yüzünde. (...) right-
hand sağdaki, sağ tarafa ait, sağa dönen;
güvenilen. right- hand man en çok
güvenilen kimse, sağ kol (özellikle iş sahasında).
rightist sağcı (kimse) (...) rightminded doğru
düşünüşlü, sağduyu sahibi. (...) (Avery ve diğerleri: 1988,
834-835) left sol, solda, sola ait; sol
taraf, sol kanat. be in left field yedeğe
alınmak (...). left-handed solak; sağdan sola;
acemice, acemi; salak; sinsi, entrikacı; ikiyüzlü; asil
olmayan bir kadınla evlenmiş bir prensin evliliğine ait (...).
leftist solcu, sol tarafı destekleyen
kimse. leftover artan yemek, artan artık.
(age., 561- 562).
Ayrıca başka bir kaynakta, İngilizce sağ ve sol
kavramlarıyla ilgili olarak şu sözlüksel bilgiler
verilmiştir: “Sağ ellerini kullanan insanlar genellikle zayıf
olduğunu düşündükleri sol elleriyle iş görmeyi zor bulurlar.
Eski İngilizce’de her ne kadar yetersiz delil olsa da left
kelimesi “zayıf” anlamındadır. Left, Latince’deki “empty or
weak = boş ya da zayıf” anlamına gelen inanis
kelimesinin çevirisi ya da bir yan anlamı olarak ortaya
çıkmıştır ve aynı kelime “felç” anlamına gelen ve İngilizce’ye
“zayıflık hastalığı” olarak çevrilen “lyftadl” ın ilk
şeklidir. Left’in zayıflık ile ilgili yönü, sağ elini kullanan
çoğu insan tarafından daha zayıf olan sol elleriyle
özdeşleşmiş, daha sonra vücutta kalp ile aynı tarafı paylaşan
el’e gönderme yaparak “left” kelimesini “sol” tarafla
özdeşleştirmekle sonuçlanmıştır. 12. yy. itibarıyle Orta
(middle) İngilizce döneminde bize tanıdık gelen birçok “left”
anlamı gelişmiştir. En son gelişmelerden biri Avrupa yürütme
meclislerinde bir gelenek olarak kabul edilen ve yönetimde
olan tarafın liberal üyelerinin başkanın solunda oturmaları ve
böylece left = sol kelimesinin politik yönünü de ima
etmeleridir.” (Kanar: 1998, 51).
Fransızcada: droit 1. Doğru, sağlam, yerinde. 2.
Dik. 3. Sağ. 4. Doğru, doğruca, dosdoğru (...) etre le
bras droit de qn Birinin sağ kolu olmak, en yakın, en
güvenilir adamı olmak. rester dans le
droit chemin Namuslu yaşamak, doğru yoldan hiç
ayrılmamak (...). droit 1. Türe, hukuk.
2. Hak. 3. Vergi, resim. 4. Tüze, adalet (...) droite
1. Sağ yan, sağ yön. 2. (Meclislerde) Sağ kanat, sağ. 3.
sağ el (...) droitement Açık açık; dürüstçe,
namusluca. droiture 1. Doğruluk,
dürüstlük, denserik. 2. Sağduyu (...). (Saraç: 1985, 465,
466); gauche 1. Sol, sol yan. 2. (Siyasal
anlamda) Sol, sol parti (...). gauchement
Beceriksizce, acmice (...). gaucherie 1.
Tutukluk. 2. Beceriksizlik, sakarlık (...). gauchir
1. Çarpılmak, çarpıklaşmak. 2. Sakınmak üzere yana
çekilivermek. 3. Çarpıtmak, çarpıklaştırmak. 4. Bozmak,
değiştirmek, çarpıtmak (...). (age., 654).
Almancada: recht 1- hak, salâhiyet, yetki 2-
hukuk (ilmi) 3- adalet, hakkaniyet, tüze rechte
1- sağ el 2- sağ 3- sağ cenah partileri, muhafazakârlar
(Steuerwald: 1974, 440); link sol linke
1- sol sayfa 2- kumaşın ters yüzü linkisch
1- beceriksiz, hoyrat, köylü (age., 363).
Arapçada sağ anlamındaki yemin (yümn’den)
ile sol anlamındaki yesar (yüsr’den),
diğer dillerdekine benzer anlamlarla kullanılmasının yanısıra
ilginç bir biçimde yakın anlamlarla da kullanılmaktadır.
Burada sol kavramı da sağ kavramı gibi
olumlu anlamlar kazanmış, “kolaylık, zenginlik, bolluk”
anlamlarında kullanılmıştır. Bunun kaynağında, solun
yani yesarın, sağa yani
yemine göre “daha değersiz, daha önemsiz, dolayısıyla
daha kolay elde edilebilir” sayılması biçiminde
özetlenebilecek dünya görüşü yatıyor olmalıdır: yamana,
yamina, yamuna, yumn to be lucky,
fortunate (...), good luck, good fortune, prosperity, success.
yaman, yamna right side or hand
(...), yamin, aiman right side;
right hand (...), yamīnī of or
pertaining to the right side, right- hand, right. (...)
tayammun auspiciousness, good augury, good omen
(...), muyamman lucky, auspicious (Wehr:
1980, 1109); yasira (yasar) to be
or become easy; yasura (yusr) to
be small, little, insignificant (...), yusr
ease, easiness, facility, easy, pleasent circumstances;
prosperity, affluence, wealth, abundance, luxury (...),
yasra left side (...), yasārī
leftist, left- wing (...) (...) (age., 1107).
Bütün bu veriler, bu anlamlamaların tek tanrılı dinlerin
hepsinde yer alan ortak bir kültür ögesi yani dinler ötesi
olarak alınmasının olanaklı olduğunu göstermektedir. Kitab-ı
Mukaddes’teki ve Kur’an-ı Kerim’deki şu tanıklar da savımızı
doğrulamaktadır:
“İnsanoğlu kendi görkemi içinde tüm melekleriyle birlikte
gelecek ve görkemli tahtına oturacak. Ulusların hepsi O’nun
önünde toplanacak. O da koyunları ve keçileri ayıran bir çoban
gibi, onları birbirinden ayıracak. Koyunları sağına,
keçileri soluna alacak. O zaman Kral, sağındaki
kişilere ‘Sizler Babamın kutsadıkları, gelin!’ diyecek, ‘Dünya
kurulduğundan beri sizin için hazırlanmış olan egemenliği
miras alın. (...)’. (...) Sonra solundakilere şöyle
diyecek: ‘Ey lânetliler, çekilin önümden! İblis ile onun
melekleri için hazırlanmış sönmez ateşe yollanın (...)’ “
(İncil-i Matta, bab 25, ayet 31-43).
“ (...) sizin çarmıha gererek öldürdüğünüz İsa’yı diriltti,
günahlarınınzdan tövbe etme ve bağışlanma fırsatını vermek
için Allah O’nu önder ve kurtarıcı olarak kendi sağına
yükseltti.” (İncil / Resullerin İşleri, bab 5, ayet 30).
“İsa Mesih’in dirilişi sayesinde şimdi sizi de kurtarıyor.
Göğe çıkmış olan Mesih, Allah’ın sağındadır. Melekler,
yetkiler ve güçler O’na bağlı kılınmıştır.” (İncil / 1.
Petrus, bab 4, ayet 22).
“Ne var ki havariler, O’nun İsa olduğunu anlamadılar. İsa,
‘Çocuklar, balığınız yok mu?’ diye sordu. ‘Yok.’ cevabını
verdiler. İsa, ‘Ağı kayığın sağ yanına atın,
tutarsınız.’ dedi. Bunun üzerine ağı attılar. O kadar çok
balık tuttular ki artık ağı çekemez olmuşlardı. (...)”
(İncil-i Yuhanna, bab 21, ayet 5).
“Hikmetli adamın yüreği sağındadır; fakat akılsızın
yüreği solundadır.” (Tevrat/ Vaiz, bab 10, ayet 2).
“(...) Ve sol yanına yat ve İsrail evinin fesadını onun
üzerine koy; onun üzerine yatacağın günlerin sayısına göre
fesadını taşıyacaksın.” (Tevrat / Hezekiel, bab 4, ayet 4).
“Senin sağ elin, ya Rab, kudrette celildir,
Senin sağ elin, ya Rab düşmanı ezer.
Harikalar yapan senin gibi kim vardır?
Sağ elini uzattın, yer onları yuttu.”
(Tevrat / Çıkış, bab 15, ayet 6-12), (Bu ilâhi
İsrailoğulları’nın Kızıldeniz’den geçerken söyledikleri
ilâhidir.).
“Senin koruyucun Rab’dir.
O sağ yanında sana gölgedir. (...)” (Zebur, 121.
mezmur, ayet 5-7).
“Yeni bir ezgi söyleyin Rabb’e,
Çünkü harikalar yaptı,
Zaferler kazandı, sağ eli ve kutsal koluyla.” (Zebur,
98. mezmur, ayet 1).
“Sevinç ve zafer çığlıkları,
Çınlıyor doğruların çadırlarında:
Rabb’in sağ eli güçlü işler yapar!
Rabb’in sağ eli üstündür,
Rabb’in sağ eli güçlü işler yapar!” (Zebur / 118.
mezmur, ayet 6)
“Ashab-ı yemin ise nedir ashab-ı yemin? Dikensiz kiraz
ağaçları altındadırlar. Ve meyveleri kat kat olmuş muz
ağaçları altındadırlar. Ve yayılmış gölgededirler. Ve çağlayıp
akar bir su başındadırlar. Ve pekçok meyveli bir yerdedirler.
(...) Ve yükseltilmiş yataklardırlar.” (Vakıa suresi, ayet
27-34); “Ashab-ı şimal ise nedir ashab-ı şimal? Mesamata kadar
nüfuz eden bir sıcaklık ve son derece hararetli bir su
içindedirler. Ve pek siyah bir dumandan bir gölge
içindedirler. O gölge ne soğuktur ne de faydalıdır. Çünkü
şüphe yok, onlar bundan evvel nimetlere- zevklerine-
düşkündüler. Ve büyük günah üzerine ısrar eder olmuşlardı.”
(Vakıa suresi, ayet 41-46) (Burada geçen “ashab-ı yemin “sağdakiler”;
ashab-ı şimal ise “kuzeydekiler”, burada “soldakiler”
anlamındadır.).
“Artık kitabı sağ tarafından verilmiş olan der ki
‘Alınız kitabımı okuyunuz.’ (...) Şimdi o, hoşnut olduğu bir
yaşayıştır. Yüksek bir cennet içindedir.” (Hakka suresi, ayet
19-22); “Fakat kitabı sol tarafından verilmiş olan der
ki ‘Keşke kitabım bana verilmemiş olsa idi. Hesabımın da ne
olduğunu bilmese idim. (...)’ Taraf-ı ilahiden de denilecektir
ki ‘Onu tutun da ellerini boynuna bağlayın. Sonra cehenneme
kavuşturun.’“ (Hakka suresi, ayet 25- 31).
Ayrıca bu sanıyı, toplumbilimdeki dinsel düşünce
biçimleri de doğrulamaktadır Bu düşünce biçimine göre, tek
tanrılı dinlerin aşkın bir birliği söz konusudur.
Dinler, dairesel bir hareketlilikle birbirlerinden
doğar ve yine bu yüzden birbirlerini etkilerler. O halde, Eski
Ahit’le Yeni Ahit’te (Kitab-ı Mukaddes’te) ve Kuran-ı
Kerim’de de ortak birtakım düşünce biçimleriyle karşılaşmak
şaşırtıcı olmamalıdır. Bu bağlamda, sağ ve sol
kavramlarının, içerdiği anlamlar bakımından, bütün tek tanrılı
dinlerde benzerlik göstermesi de şaşırtıcı değildir.
2.2 Eğer sağ ve sol, tek tanrılı dinlerin ve bu
dinlerin yayıldığı çağdaş toplumların ortak düşünce biçimiyse,
bunu ilkel toplulukların düşünce biçimleriyle ilişkilendirmek
olanağı var mıdır? Dilden, göstergelerin gösterdikleri /
yüklendikleri anlamlardan yola çıkarak bunu bilebilir miyiz?
Toplumbilimdeki bir başka genel ilkeye göre, olgular ve
kültür değerleri, bir dönemden başka bir döneme aktarılarak
devinirler. Bu durum en ilkel dönemlerden çağdaş dönemlere
böyledir. Humboldt da bu konuyu dille bağdaştırarak ve benzer
bir yaklaşımla şöyle diyor: “İnsan, dilde, içinde yaşadığı
zamanın duygusuna daha bağlı olduğu halde uzak geçmişi de açık
ve canlı olarak duyar ve sezer. Dil bu iki duyguyu birleştiren
bir şeydir. Çünkü dil, daha önceki kuşakların duygularından
geçmiştir ve onların solukları dilde gizlidir.” (Akarsu: 1998,
21). Lévi- Strauss ise konuyu insanbilimsel açıdan ele alıyor:
“Her ideolojinin ardında daha önceki ideolojilerin birikimi
yatar ve zaman içinde hepsi birbirinde yankılanır; kuşkusuz
sonsuza dek değil ama en azından yüzbinlerce yıl önce ya da
daha eskiden, henüz ilk adımlarını atan insanlığın ilk
mitlerini düşünüp dile getirdiği o ulaşılması olanaksız ana
dek uzanır bu yankılanma.” (1993, 126). Şu durumda ilkel veya
çok tanrılı dediğimiz dönem değerlerinin tek tanrılı dönemlere
oradan da günümüze yani pozitivist döneme aktarılması
olanaklıdır. Ancak şu farkla ki her dönem, önceki dönemlerden
devraldığı değerleri değiştirerek (bir durumda öz anlam az ya
da çok korunur) geleceğe taşır. Dilin doğasında da anlamsal
boyutta böyle bir yayılım söz konusudur.
Genel olarak uzak doğu felsefelerinde ve eski Türklerde sağ
ululanır. Reşit Rahmeti Arat, eski Türk şiirinden aldığı bir
parçayı şöyle çevirmiştir: “ong tegzinçlig ... tigme ... nom
tilgenin ... öze ... ongaru evirür (sağ dönüşlü ... denilen
... töre çarkını ... ile ... sağ tarafa [iyilik için]
çevirir)” (Arat: 1991, 351). Çinlilerde ise “İÖ son
yüzyıllardan itibaren yönlere değin tüm kavramlar, Yin,
Yang ve Beş Unsur kuramlarının ışığında
oluşmuştur. Gölge, rutubet ve soğuk gibi dişil ilkeleri olan
Yin’in batı ve kuzey yönlerini (...), ışık, sıcak ve
kuraklığın eril ilkesi olan Yang, doğu ile güneyi
temsil eder.“ (Bonnefoy: 2000, 353). Uzak doğu felsefesindeki
Yin- Yang sembolünde Yang sağda, Yin
ise solda yer almaktadır.
Günümüzde bazı gelişmemiş toplumlardaki, diğer bir deyişle,
ilki ve ilkeli yaşayan topluluklarda, sağın ve solun
kavramsal değerlerinin ne(ler) olduğunu tam olarak bilmiyoruz.
Ancak Claude Lévi- Strauss’un verdiği şu bilgiler, bazı
gelişmemiş topluluklarda sağ ve sola yaklaşımlar
konusunda, sözcüksel değil fakat kavramsal anlamda bizi
aydınlatmakta ve sanımızı güçlendirmektedir: “Nijerya’nın
Sahel bölgesinde yaşayan göçebe Peul’ler olan Afrika
Bororo’ları da, Kaguru’lar gibi, sağ yanı erkeğe ve
–zaman düzleminde- önceye, sol yanı kadına ve sonraya
bağlar görünürler; buna koşut olarak, erkek ‘hiyerarşi’si
güneyden kuzeye, kadın ‘hiyerarşi’siyse kuzeyden güneye doğru
gider.” (1996, 180). Ayrıca Osagelarda da “Doğan güneşe bakan
insan (aynı zamanda da doğuya kadar ve böylece gerçekten)
güneyi sağına, kuzeyi soluna alır.” (age.,
180). Yine Lévi-Strauss’un bildirdiğine göre aynı Osageların
söylence geleneklerinde şu söylence vardır: “ (...) atalar
toprağın derinliklerinden çıktıkları zaman, iki öbeğe
ayrılmışlardı, biri barışçıldı, bitkilerle beslenirdi ve
sol yanla özdeşleşmişti, öbürü savaşçı ve etoburdu, sağ
yanla özdeşleşmişti. (...)” (age., 93). Ancak burada ilkel
insanın “savaşçılık” ve “barışçılık” kavramlarına yükledikleri
anlamsal içeriklerin çağdaş insanla aynı olup olmadığını
araştırmak gerekir. Mitoloji Sözlüğü’nde Eskimoların
(İnuitlerin) mitsel kültürlerini ortaya çıkarmak adına yapılan
üç boyutlu simge denemesinde sağ erkeğin ve spermin;
sol ise kadın ve kanın simgeleri durumundadır (Bonnefoy:
2000, 241).
İlkel topluluklarla gelişmiş toplumların bakış açılarındaki bu
benzerliklerin nedenini düşündüğümüzde, “(...) ne denli
uzaklara, ne denli eskilere gidersek gidelim, insan
düşüncesinin nesneleri hep kesinlikle karşıtlaştırıp
birleştirdiği, hep aynı tutarlılıkla ayırıp sınıflandırdığı”
(Lévi- Strauss: 1996, 15) bilgisiyle karşılaşıyoruz. İnsanlar
ve doğadaki canlılar için güneşin yaşam kaynağı olduğu,
dolayısıyla güneşin bulunduğu yönlerin, doğunun, güneyin ve
böylelikle sağ’ın bakış açıları için odak noktası
oluşturduğu da bir başka gerçekliktir. Burada güneş ışığına
olan gereksinim, bu gereksinimin karşılandığı sırada ortaya
çıkan sağlık, sonra aydınlık ve buna bağlı olarak istenen
başka durumlar, örneğin mutluluk bağıntılarının hepsi güneş
ve sağ kol aracılığıyla algılanabilir bir anlatıma
kavuşuyor. Almanya’da gelişen ve “Doğa- Mitoloji” denilen
okul da “ilkel insanın doğa olaylarına çok güçlü bir ilgi
gösterdiğini ve bu ilginin başlıca kuramsal, derin düşünceye
dalma ve şiirsel düzeyde olduğunu” ileri sürmektedir. “İlkel
insan ayın evrelerini ya da gökte güneşin düzenli ama değişen
hareketini yorumlamak ve dile getirmek isterken yapıcı
rapsodiler tasarlıyor.” (Malinowski: 1998, 98). Sağ- sol
ayrımındaki “yabanıl / yaban düşünce”nin ana etkenin güneş ve
hareketleri olduğu kabul edildikten sonra bu yaklaşım şöyle
geliştirilebilir: Bilimsel bilgiden yoksun ilk(el) insan
toplulukları için güneş çevresel etkenlerle ulaşılamayacak bir
nesne (obje)dir. Bu yüzden düşselliğe açık, gerçekle imgelem
arasında gidip gelen ve gözlenen özelliklerinin çarpıtılmaya
yatkın bir yönü vardır.
2.3 Gerek (belki) ilkel topluluklarda gerekse gelişmiş
toplumlarda
sağ ve sola benzer kavramsal anlamlar
yükleniyor. Şu durumda bunun nedeni nedir? “Değişik kültür
coğrafyalarında neredeyse şimdilerdeki gibi eşzamanlı ve
benzer bakma biçimlerine rastlanması sadece ilginç bir
rastlantı olabilir mi?” (Karadeniz: 2002, 12). Bunun, çevresel
nedenlerin ötesinde, evrensel- ussal nedenleri olabilir mi?
Yoksa Lévi- Strauss’un dediği gibi (1993, 125) ussal yasalarla
çevresel etkiler arasında bir etkileşim mi vardır? Yani
“anlamlı bütün” böyle mi ortaya çıkar? Lévi- Strauss böylece
iki tür gerekircilikten (determinizm) söz ediyor ve ona göre
bunlar “birbirlerini koşullandırmaksızın birlikte
bulunabilirler.” (age., 125).
Sağ- sol
karşıtlığının neden kaynaklandığı, niçin biri görece olumlu
anlamlar yüklenirken diğeri görece olumsuz anlamları
karşıladığı sorusuna, tek tanrılı dinlerde dinsel ve çokçası
efsanevî yanıtlar veriliyor. Gerçekte bunun nedenini basit bir
anatomik bilgide mi aramak gerekir? İnsan vücudu, beynin
yapısı gibi. Sağ ve solun insanın anatomik
yapısıyla ilgisi gerçekte bizim ilgi alanımızın dışında
kalmaktadır. Ancak örneğin beynin yapısıyla ilgili olarak
yapılan şu açıklama ilginçtir: “Bir Fransız doktor olan Paul
Broca, 1865 yılında konuşma ve dil merkezlerinin beynin sol
yarımküresinde bulunduğunu belirledi. O zamandan bu yana
araştırmacılar, hasara uğramış beyinler üzerindeki
çalışmalarla duyusal ve zihinsel fonksiyonları yöneten beyin
bölgelerinin haritasını çıkarmaya çalışıyorlar. Bu çalışmalar
sonucu beynin sol yanının, dil öğrenme ve
kullanımıyla, sağ yarımküreninse, sezi, soyutlama gibi
konuşma dışı yeteneklerle ilgili olduğu yaygın kabul görmüşe
benziyor.” (Bilim ve Teknik: 2000). Gerçekten de doğada ve
doğanın bir parçası olarak insan vücudunda her zaman bir
simetriden (bakışım) söz edilebilir mi? Parçacıklar fiziğine
göre, bir cismin simetrik olduğu söyleniyorsa, o cisme
uygulanan dönüştürme işleminin, cisim üzerinde bir değişiklik
yaratmaması gerekir (Thėma Larousse: 1993-1994, 290).Sosyal
bilimler alanında sağ ve soldan birinin diğerine
dönüştürülmesi, bu olgular bütününde büyük bir kaosa neden
olmaktan öte sonuçlar vermez. Bu da gösteriyor ki doğada her
zaman simetri yoktur ve sağ- sol ayrımını bu asimetrik
ilişkilerle bağdaştırmak gerekir. Müge İplikçi’nin
bildirdiğine göre Ballard, Yakın Geleceğin Mitosları
adlı çalışmasında (J. G. Ballard, Yakın Geleceğin
Mitosları, Çeviren: Ümit Altuğ, Ayrıntı Yayınları,
İstanbul 1993), “teorik fizik, bize tüm maddelerin doğasında,
DNA sarmalının sağa dönüklüğünden elektronların
döngülerine kadar uzayıp giden içkin bir sağa yatkınlık
olduğunu” söylemektedir. Ona göre, aksi yöne doğru yapılacak
her türlü devinim kara deliklerin oluşmasına yol açacak dev
ters enerjileri açığa çıkarabilir (İplikçi: 2000, 12). Burada
sözü edilen sağa yatkınlık, sağdan sola
doğru dönüşü bildirir. Neden her ne olursa olsun, yeryüzünde
yaşayan insanların büyük bölümünün vücutlarının sağ
tarafını örneğin sağ ellerini daha çok kullandıkları,
bir gerçektir. Bu yüzden sağ, sola göre daha
esas, daha genel, daha sıradan ve giderek toplumsal bir norm
olmakta, sol ise daha az bulunan ve norm dışı konuma
gelmektedir. Bu, doğu toplumlarında az sayıda görüldüğü için
sarı saç ve mavi gözün uğursuz sayılmasına veya batı
toplumlarında “cadı” tiplemesinin genelde kara kaşlı, kara
gözlü ve esmer olmasına benzemektedir. Yani sol sağa
kıyasla vardır, aslolan sağdır ve sola verilen
değer sağa göre belirlenir. Ayrıca örneğin Türkçede
sağ kavramının sol’a göre daha çok komşu kavrama
sahip bulunuşu ve “sağ elini kullanan” anlamında özel
bir gösterge yokken, “sol elini kullanan” anlamında “solak”
göstergesinin varlığı da bununla ilgili olmalıdır.
2.4 Bütün dillerde, sağ ve sol kavramları temel
anlamlarını yön adı olmakla kazanırlar. Bu kavramlar,
özellikle de sağ, bu yan anlamlarını nasıl kazanmıştır?
Kavramı kavram yapan ayırt edici özellikleridir ve yalnızca bu
ayırt edici özellikleri söz konusu olduğunda kavram düz
anlamıyla kullanılmış demektir. Sağ ve sol
kavramlarının ayırt edici tek özellikleri, dolayısıyla düz
anlamları ve ilk anlamları, birbirine karşıt yön adları
olmalarıdır. Ancak kavramlar, öznel bir yaklaşımla, temel
ayırt edici özellikleri ile çağrışımsal bağlarından
soyutlanarak da kullanılabilirler. Bu durumda da kavramlar yan
anlamlar kazanmış olur. Yan anlam, “düz anlamın ötesindeki
duygusal, yorumlayıcı, değerlendirici niteliklerdir.”
(Akerson: 1997, 73). Sağ ve sol kavramları ve
bunlardan özellikle sağ kavramı da yan anlamlarını bu
duygusal ve yorumbilgisel anlamlandırmalarla kazanmıştır.
Doğan Aksan da benzer bir açıklamayla, kavramların, yan
anlamlarını “somuta yeni soyut anlamlar eklenmesi” (1999, 60)
sonucu kazandığını söylemektedir. Bu eklenmeler için, diğer
bir deyişle iki kavramı yaklaştırmak için aktarmalardan
yararlanılır. Aksan’ın bu aktarmaların başında saydığı deyim
aktarmaları (insandan doğaya, doğadan insana ve doğadaki
nesneler arasında aktarma), kimi kez diller arasında ilginç
koşutluklar, yakınlıklar yaratır (age., 62-66). Sağ ve
sol kavramlarındaki anlamsal değerler de, ilginç bir biçimde
diller arasında benzerlik gösterir. Bu durum, kavram
oluşturmanın, toplumların yaşam biçimleri ve edindikleri dünya
görüşleriyle ilişkili olmasından ve bu yaşam biçimleri ve
dünya görüşlerinin, tarihsel süreç içerisinde birçok toplumda
benzerlik göstermesinden kaynaklanmış olmalıdır. Dillerdeki
benzer kavramlar incelendiğinde, düşünmenin ve anlam vermenin
evrensel boyutları ortaya çıkacak, “evrensel anlam bilim”
yolunda önemli adımlar atılmış olacaktır.
2.5 Peki siyasal ve ekonomik alanlarda kullanılan sağ /
sağcı ve sol / solcu terimlerinin,
yukarıda sözü edilen kavramlarla bir ilgisi var mıdır? Yoksa
bu göstergeler, başka kaynaklardan beslenen, başka esinlerle
doğan yeni ve başka kavramsal gelişimlerle, yeni ve başka
anlamları mı göstermeye başlamıştır? Başka bir anlatımla
siyaset ve ekonomi tarihi açısından vazgeçilmez olan sağ
/ sağcı ve sol / solcu kavramları,
siyaset ve ekonomi tarihinde metaforik (eğreti) anlamlarla mı
kullanılmaktadır yoksa bu kullanımlar başka bir tarihsel
gerçekliğe mi dayanmaktadır? Norberto Bobbio, sağ ve
sol arasındaki ayrımın Fransız İhtilâlinden başlayarak,
yaklaşık iki yüzyıl boyunca siyaset dünyasını iki karşıt gruba
ayırdığını söylemektedir (1999, 48). Siyasal ve ekonomik
alanda kullanılan sağ ve sol kavramlarının
kaynağı ile ilgili olarak genel kanı budur. Fransız İhtilâli
sırasında sağ-sol ayrımına kaynak olan olay Meydan
Larousse’ta şu biçimde açıklanmıştır: “Sağ kelimesinin
siyaset dilinde kullanılması, dolaylı olarak Fransız milli
meclisinin 11 Eylül 1789 günkü oturumunda başladı. Çünkü,
taraflar arasındaki anlaşmazlıklar, oturdukları yerler
dolayısıyle ilk olarak Kurucu meclisin bu toplantısında
kendini gösterdi. Bu oturumda, hükümdarlık yönetimi
taraftarları salonun başkana göre sağda olan yanında
yer almışlardı. Bir süre, salonun içindeki yerlerin adı olarak
kaldıktan sonra, ‘sağ yan’ ve ‘sol yan’
terimleri, kısa zamanda siyasi görüş farklarını belirtmek
amacıyle kullanılmağa başlandı. (...) Bu tarihten itibaren,
sağ-sol çatışması bütün Fransız siyasi tarihine hakim
oldu.” (Meydan Larousse: 1990, 827). Fransa’da başlayan bu
çatışma daha sonra bütün dünyaya yayılmıştır. Ancak yine
Bobbio’nun da belirttiği gibi “(...) sağ ve sol
yalnızca ideolojileri göstermezler. Bunları ideolojik
düşüncenin ifadesine indirgemek basitleştirmek anlamına
gelir.” (age., 49). Sağ ve sol, insanbilimsel,
biyolojik ve dinsel alanlardaki sağ ve sol
kavramlarıyla güçlü çağrışımsal bağını her zaman korumuştur.
Şu farkla ki “(...) güçlü terimin ‘sağ’ olduğu
biyolojik, dini ve etik dilin aksine politik dilde güçlü olan
şartlara ve zamana göre değişmektedir.” (age., 59).
3. Sonuç: Bu iki kavram hakkındaki saptamalarımız şöyle
sıralanabilir: Sağ ve sol kavramlarının
kavramsal alanlarını tam olarak ortaya koyabilmek için
mitolojiden astrofiziğe ve kozmolojiye kadar birçok bilim
dalından yararlanmak gerekmektedir. En ilkelden en gelişmişine
kadar birçok toplumda, önemli bir kültürel ayrımın öğeleri
durumunda olan sağ ve sol kavramları, bu
işlevleri dolayısıyla birçok dil için “önemli” ve
“belirleyici” kavram durumundadır. Mitsel ve / veya dinsel
bilgilerle yüklü olan sağ ve sol kavramları arasında
bir karşıtlık ilişkisi vardır ve bu iki kavram, insanbilim,
din, halkbilim, siyaset ve ekonomi alanlarında ve bu arada
biyolojik alanlarda yapılan açıklamalar için de birer
anahtardır. Birer anahtar, birer ölçüt olmaları, onları birer
“değer” olarak almamızı da gerekli kılar. Bu değerler
(“hayırlanabilme” ya da “yanlışlanabilme” olasılığını da göz
önünde bulundurarak), oldukça öznel bir yaklaşımla, siyaset ve
ekonomi dışındaki alanlar için “sağ”ın “iyi; “sol”un
bazan doğrudan, bazan dolaylı olarak “kötü” olduğu üzerine
temellenir. Nesnel bir yaklaşımda ise bu kavramların bütün
sözlüksel anlamları anlamsızlaşır, kavramların içi boşalır.
Çünkü, bu kavramlara bu anlamsal değerleri veren insandır,
insanın bakış açılarıdır. Evrenin uzak bir köşesinden, neyin
sağda veya solda olduğunu saptamak olanaksız
olduğu gibi, neyin “iyi” veya “kötü” olduğunu belirlemek de
güçleşir. Bu yargı en fazla olarak siyasal ve ekonomik
alanlardaki ayrımda doğrulanabilir. Çünkü bu alanlarda neyin
“iyi” olduğu zamana ve koşullara göre değişir. Bu iki kavram
içinde asıl olan sağdır. Başka bir anlatımla sağ
“iyi”yi simgelediği için sol “kötü”yü simgeler.
Kültürel anlamda solun niçin “kötü”yü simgelediğinin
yanıtı budur. Ancak sağın niçin “iyi”yi simgelediğine,
akılcı ve bilimsel bir yanıt bulmak şu aşamada olanaksız ve bu
yüzden de bu kavramın bu değeri simgelemesi rastlantısal
görünüyor. Bu nedensel açıklanamazlık, belki de
Wittgenstein’in dediği gibi (Soykan: 1995, 19), dünyaya, dünya
dışından tanrısal bir bakışla bakamayışımızdan, zihnimizin
sorguladığımız kavramlara yapışık olmasından
kaynaklanmaktadır.
KAYNAKLAR
AKARSU, Bedia
(1998), Wilhelm von Humboldt’ta Dil- Kültür bağlantısı,İstanbul:
3. Baskı İnkılâp Kitabevi.
AKERSON,
Fatma Erkman (1997), Anlam Çeviri Karşılaştırma,
İstanbul: 2. Baskı ABC Kitabevi.
AKSAN, Doğan
(1999), Anlambilim (Anlambilim Konuları ve Türkçenin
Anlambilimi), Ankara: Engin Yayınevi.
ALTAYLI,
Seyfettin (1994), Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü I- II,
İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları: 2618, Bilim ve
Kültür Eserleri Dizisi: 690, Sözlük Dizisi: 1.
Anadolu
Ajansı’nın 14.03.1999 tarihli haberi.
ARAT, Reşit
Rahmeti (1986), Eski Türk Şiiri, Ankara: 2. Baskı Türk
Dil Kurumu Yayınları, VII. Dizi S. 45
---------------------------- (Hazırlayan) (1992), Edip
Ahmed B. Yükneki Atebetü’l- Hakayık, Ankara: 2. Baskı,
Türk Dil Kurumu Yayınları S. 32.
Ana
Britannica Genel Kültür Ansiklopedisi
(1987), “Alfred Hitchcock” maddesi, İstanbul: Ana
Yayıncılık ve Encyclopaedia Britannica, Inc. Yayınları, s.
122.
AVERY,
Robert- Serap BEZMEZ- Anna G. EDMONDS- Mehlika YAYLALI (1988),
İngilizce- Türkçe Redhouse Sözlüğü, İstanbul: 14. Baskı
Redhouse Yayınevi.
BEZEN, Çetin
(Çeviren) (1996), “Evrende sağ- sol simetrisi var mıydı? Sağ
eli aramak”, Bilim ve Teknik S. 338, Ankara: TÜBİTAK
Yayınları, ss. 30-31.
Bilim
veTeknik (2000), İnsan
Beyni- İnsan Belleği Posteri: Ankara: S. 389, TÜBİTAK
Yayınları.
BİLMEN, Ömer
Nasuhi (?), Kuranı Kerim’in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri
1-8, İstanbul: Bilmen Basım ve Yayınevi.
BOBBİO,
Norberto (1999), Bir Politik Ayrımın Anlamı: Sağ ve Sol
(Çeviren: Zühal Yılmaz), Ankara: Dost Yayınevi.
BONNEFEY,
Yves (2000), Antik Dünya ve Geleneksel Toplumlarda Dinler
ve Mitolojiler Sözlüğü I- II, (Türkçe Baskıyı Yayına
Hazırlayan: Levent Yılmaz), Ankara: Dost Kitabevi Yayınları.
BUĞRA, Tarık
(1997), Küçük Ağa, İstanbul: 16. Baskı Ötüken Neşriyat
Bütün Eserleri 9.
CLAUSON, Sir
Gerard (1972), An Etymological Dictionary of Pre- Thirteen-
Century Turkish, Oxford: At Theclarendon Press.
COŞKUN,
Mahinur Karataş (1999), Ögeleri Belirleme Kuramına Dayalı
Kavram Öğretiminin Akademik Başarı ve Kalıcılığa Etkisi
(Basılmamış Doktora Tezi), Çukurova Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü, Adana.
DANKOFF,
Robert- James KELLY (Hazırlayan) (1985), Mahmud el-Kaşgari
Türk Şiveleri Lügati (Divanü Lugat-it Türk) III. Kısım,
(Yayınlayanlar: Şinasi Tekin- Gönül Alpay Tekin), Harvard :
Doğu Dlleri ve Edebiyatlarının Kaynakları : 7.
Derleme
Sözlüğü III (1968),
Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları –S. 211/ 3.
DİLÇİN, Cem
(Düzenleyen) (1983), Yeni Tarama Sözlüğü, Ankara: Türk
Dil Kurumu Yayınları: 503.
DOĞAN, İsmail
(2000), Sosyoloji: Kavramlar ve Sorunlar, İstanbul: 3.
Baskı Sistem Yayıncılık: 056, İnceleme- Araştırma Dizisi.
GAYDARCİ, G.
A.- E. K. KOLTSA- L. A. POKROVSKAYA- B. P. TUKAN
(1991), Gagauz Türkçesinin Sözlüğü,,
(Çevirenler:, Abdülmecit DOĞRU, İsmail KAYNAK) Ankara: Kültür
Bakanlığı Yayınları: 1294 Türk Dünyası Edebiyatı Dizisi: 16.
İncil
(Müjde) (1995),
İstanbul: Yeni Yaşam Yayınları.
İPLİKÇİ, Müge
(2000), “Klima”, Varlık, S. 1114, İstanbul, ss. 11-12.
KAÇALİN,
Mustafa S. (1998), “Tevrat, Zebur ve İncil’de bilgelikler”,
İlmî Araştırmalar, S. 6, İstanbul: İlim Yayma Cemiyeti
Yayınları, ss. 147- 169.
KANAR, M.
Numan- Mustafa BAHAR (1998), Revealing Advanced Grammar,
İzmir (İstanbul ?): Güvender Yayınları.
KARADENİZ,
Abdurrahim (2002), “Bakış açısı”, Hece S. 64, Ankara,
ss. 12-13.
Kitabı
Mukaddes (1997),
İstanbul: Kitabı Mukaddes Şirketi.
KEAT, Russel-
Jhon URRY (1994), Bilim Olarak Sosyal Teori (Çeviren:
Nilgün Çelebi), Ankara: İmge Kitabevi Yayınları: 82.
LEVI-
STRAUSS, Claude (1993), Din ve Büyü, (Çeviren ve
Derleyen: Ahmet Güngören), İstanbul: Gözden Geçirilmiş 2.
Baskı Yol Yayınları.
--------------------------------- (1996), Yaban Düşünce,
(Çeviren: Tahsin Yücel), İstanbul: 2. Baskı Yapı Kredi
Yayınları, Cogito-25.
LORIE, Peter
(1997), Batıl İnançlar, Miiliyet Kitapları, AD
Yayıncılık A. Ş..
MAĞRUFOV, Z.
M. (1981), Özbek Tilining İzahli Lügati I-II, Moskva:
Moskva Rus Tili Naşriyati.
MALİNOVSKİ,
Bronislaw (1998), İlkel Toplum, (Çeviren: Hüseyin
Portakal) Ankara: Öteki Yayınevi.
MERİÇ, Cemil
(1976), “Sağ ile sol”, Bu Ülke, İstanbul: İlâvelerle 3.
Baskı Ötüken Yayınevi Yayın No: 68, ss. 11-13.
Meydan
Larousse Büyük Lûgat ve Ansiklopedi
(1990), “Sağ” maddesi, 10. cilt,
İstanbul: Meydan Yayınevi, ss. 827- 828.
Muhammed Fuad
Abdülbaki (miladi 1988- hicri 1408), El- Mucemü’l-
Müfehres Li Elfazi Kurani’l- Kerim, Kahire: 2. baskı.
MUSTAFAYEV,
E. M. E. – V. G. ŞÇERBİNİN (1989), Rusça- Türkçe Sözlük,
İstanbul: Sosyal Yayınlar, Sovetskaya Entsiklopediya Yayınevi
Moskova 1972’den tıpkıbasım.
ORALTAY,
Hasan- Nuri YÜCE- Saadet PINAR (Çevirenler) (1984), Kazak
Türkçesi Sözlüğü, İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları
Vakfı Yayınları: 8.
RYUMİNA-
SIRKAŞEVA, L. T.- N. A. KUÇİGAŞEVA (2000), Teleüt
Ağzı Sözlüğü, (Çevirenler: Şükrü Halûk AKALIN, Caştegin
TURGUNBAYEV), Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları: 741.
SARAÇ, Tahsin
(1985), Büyük Fransızca- Türkçe Sözlük (Grand Dictionnaire
Françis- Turc), İstanbul: Adam Yayınları.
SARAN, Nephan
( ? ), Antropoloji,İstanbul: İnkılâp Kitabevi.
SOYKAN, Ömer
Naci (1995), Felsefe ve Dil: Wittgenstein Üstüne Bir
Araştırma, İstanbul: Kabalcı Yayınevi: 147, Felsefe
Dizisi:10.
STEINGASS, F.
(1975), A Comprehensive Persian- English Dictionary,
Beyrut: Librairie Du Liban, ss. 562-563.
STEUERWALD,
Karl (1972), Türkisch- Deutsches Wörterbuch, Wiesbaden.
--------------------------- (1974), Deutsch- Türkisches
Wörterbuch, Wiesbaden.
TEKİN, Talat-
Mehmet ÖLMEZ- Emine CEYLAN- Zuhal ÖLMEZ- Süer EKER
(Hazırlayanlar) (1995), Türkmence- Türkçe Sözlük,
Ankara: Simurg Yayınları, Türk Dilleri Araştırmaları Dizisi:
18.
Thėma
Larousse Tematik Ansiklopedi
(1993- 1994), cilt 3, “Evren ve dünya” ss. 26-147; “Dönme
hereketleri” ss. 266-267; “Simetri” ss. 290- 291.
TAVKUL, Ufuk
(2000), Karaçay- Malkar Türkçesi Sözlüğü, Ankara: Türk
Dil Kurumu Yayınları: 770.
Türkçe
Sözlük 1-2 (1998),
Ankara: 9. Baskı, Türk Dil Kurumu Yayınları: 549, Sözlük Bilim
ve Uygulama Kolu Yayınları Türkçe Sözlükler Dizisi: 1.
VARDAR, Berke
(1988), Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlüğü,
İstanbul: ABC Kitabevi.
WEHR, Hans
(1980), A Dictionary of Modern Written Arabic (Arabic-
English), (Düzenleyen: J. Milton COWAN) Beyrut: 5. Baskı,
Lübnan Kütüphanesi Yayınları, Dilbilim Dizisi 1.
YILMAZ,
Mehmet (1992), Edebiyatımızda İslamî Sözler (Ansiklopedik
Sözlük), İstanbul: Enderun Kitabevi.
YUDAHIN, K.
K. (1988), Kırgız Sözlüğü I- II, (Çeviren: Abdullah
TAYMAS) Ankara: 2. Baskı, Türk Dil Kurumu Yayınları: 121.
Zebur
(Mezmurlar) (1996),
İstanbul: Kitabı Mukaddes Şirketi.