ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ-TÜRKOLOJİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ
Anasayfa | Makale Bilgi Sistemi | Konu Dizini Yazarlar DiziniKaynaklar Dizini | Makale-Yazar Listesi |  Makale Sayısı-Tarih Listesi | Güncel Türkoloji Kaynakçası

Atatürk Araştırmaları || Çukurova Araştırmaları || Halkbilim || Dilbilim || Halk Edebiyatı || Yeni Türk Dili || Eski Türk Dili
Yeni Türk Edebiyatı || Eski Türk Edebiyatı || Dil Sorunları || Genel || Tiyatro || Çağdaş Türk Lehçeleri

 

Mİsketle KÜltÜrÜ SÖylemek: Cİlle

“Cordoba Animasyon Ekibi ile Söyleşi”

Betül Havva YILMAZ*

Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi/Journal of Turkish World Studies, XI/1 (Yaz 2011), s.121-126.

Söylemek... Birine, birilerine belki de hayatın ta kendisine bir sözü bir şekilde
söyleyebilmek. Söylenmek isteneni usulca fısıldamak, ya da cesurca haykırmak.
Belki zamanın rüzgârına teslim edip unutulmasına engel olamamak, belki de tarihin
sayfalarına kazıyarak kuşaktan kuşağa nesiller boyu yaşamasını sağlamak.

Söylemek çeşitlidir. Bir söz bin şekilde, bin şekille söylenir. Medeniyetin baş¬
langıcından beri söylenecek sözler türlü şekillerde ifade edilmiştir, edilmektedir.
Söz, kâh kulaktan kulağa yayılan efsanelerin diliyle, kâh bir varmış bir yokmuş diye
başlayan münezzeh bir zaman ve zeminde yaşanan olaylar silsilesiyle, kâh sazın sesi
eşliğinde öğrenilerek zihinlere işleyen hikâyelerle ya da aynı telden çıkan ezgilerle;
kâh kilimdeki bir motifle, yazmadaki bir oya ya da kumaştaki bir işlemeyle, belki bir
kıyafet veya takıyla belki de perdenin arkasında ele alınan Karagöz-Hacivat tasvirle¬
riyle dile getirilmiştir. Beyitle, bentle, dörtlükle, hikâye ya da romanla söylenmiş,
söylenmektedir. Günümüzde sözün en çok kişiye en çok şekilde söylenebildiği dil,
kuşkusuz televizyonun-internetin dilidir. Bu dili kullanarak dünün, bugünün, ge¬
leceğin; doğunun, batının ve her ikisinin söylenmiş söylenecek en güzel sözlerini en
güzel şekilde söyleyen yapımlardan biri TRT Çocuk ekranlarında yayınlanan
Cille’dir.

Cille’nin senaristi Arif SAĞLAM, kendi söz söyleme şekillerini şu şekilde ifade
ediyor:

11 İnsan sevdiği, inandığı şeyleri paylaşmak ister. Biz de Cille projesi kapsamında
içinde bulunduğumuz coğrafyanın kültürünü, mimarisini, giyim kuşamını, insanını,
yani “biz”i anlatan, bizim yaşantımıza, anılarımıza bir parça temas eden bir eser
koymaya çalıştık.

İnsanın zihnindeki imajlar üzerinden düşündüğünü göz önünde bulundurarak,
anlatmak istediklerimizi çizgi film üzerinden vermeye çalıştık. Zira çocukların he-

' Ege Üniversitesi, Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü, Türk Halk Bilimi Anabilim Dalı Yük¬
sek Lisans Öğrencisi, betulhavva@hotmail.com

nüz “eşya ” ile ilgili fikirleri netleşmediği için hedef kitle olarak onları, yani gelecek¬
teki bizleri seçtik.”

Söz söylemek söyleyecek sözü olanın marifetidir elbet. Cille de söyleyecek sözü
olan genç bir ekibin, Türk mitolojisinin sesiyle hayat verdiği bir çizgi film. Peki, ne¬
rede gizlidir bu çizgi filmi, Cille’yi, örneklerinden farklı kılan keramet?

Tanıdık Şekilde, Aşina Sözlerle Söylemek:

Adını misket oyununa Bursa yöresinde verilen isimden alan Cille, ilk bakışta
daha önce yayınlanmış pek çok çizgi filme benzetilecek kadar alıştığımız bir yapıda
aslında. İçinden farklı güçleri olan çeşitli hayvanların çıktığı toplara sahip olmak
üzere yollara düşen birkaç çocuğun maceralarını anlatıyor gibi yalnızca. Bu yönüyle
benzer bir hikâyeyi anlatan ve çocukları fazlasıyla etkileyen bir Japon çizgi filmini
getiriyor akıllara.
Cille, bazı kimseler tarafından bu sebepten sert eleştirilere maruz
kalıyor; Japon özentisi olmakla suçlanıyor hatta. Tutumun tasvip edilemez halini
şimdilik bir tarafa bırakarak sormak gerek: söylenenlerde doğruluk payı var mıdır
acaba?

Bildiklerimizden sıyrılıp yeni sorular sorarak ulaşabiliriz bu sorunun cevabına.
Söz konusu farklı güçleri olan çeşitli hayvanlar neden topta taşınıyor mesela? Amaç
hayvanların güçlerini yarıştırıp onları çarpıştırmaksa hayvanlar silindirde, küpte, bir
çantada ya da herhangi başka bir şeyde de taşınabilirdi pekâlâ. Hayvanların toptan
çıkıyor olmaları başka bir şeye mi dalalettir yoksa? Sorunun cevabı hemen her top¬
lumun en eski bilgisiyle ilişkili aslında. Dönmek.

İnsanoğlu, tarihin en eski çağlarında, dünyanın düz olduğunun sandığı zaman¬
larda gerçek bir bilgiye sahipti. Her şey dönmekteydi. Gün geceyi, mevsim mevsimi,
bir yıl bir diğerini takip etmekteydi. Ve bu böylece sürüp gitmekteydi. Zaman, düz
giden bir çizgide değil başladığı yere dönen dairevi bir yolda seyretmekteydi. Bunu
keşfeden insan bütün evreni bu döngüyle ilişkilendirmişti. Kendi dilimizden örnek
verecek olursak evren sözü evirmek, çevirmek sözleriyle doğrudan ilişkiliydi ve
dünyanın simgesi kabul edilen büyük yılan yani ejder kelime olarak evrenle yani
evrilmekle aynı köktendi. Ne tesadüftür ki kuyruğunu yutarak bir daire oluşturmuş
ejderha pek çok kültürde sonsuzluk işaretiydi. Felek dahi dönmekteydi ve bütün
şikâyet onun bu engellenemeyen hareketi üzerineydi. Velhasıl-ı kelam insanoğlu
neredeyse ezelden beridir ki evreni, zamanı hep daire, küre, belki de top şeklinde
tahayyül etmişti. Kim bilir belki de yüzlerce asırdır kitleleri topla oynanan oyunlara
müptela eden, o oyunlarda kendini gösteren bastırılamayan topa hâkim olabilme
isteği aslında zamana, evrene hükmedebilme niyetiydi.

Zaman, evren yani top üzerinde tam bir hâkimiyet hiçbir zaman mümkün ol¬
mamıştır ne yazık ki o hep bildiğini okumuştur, hep sahip olunamayan olmuştur.

Belki de ona hâkimiyetin ancak ve ancak Alaaddin’in sihirli lambasının içinden çı¬
kan cin misali içinden çıkacak bir şey vasıtasıyla mümkün olabileceği fikri bu sebep¬
ten peyda olmuştur. Peki, topun içinden çıkacak o “şey”in hayvan olarak tasavvur
edilmesiyle vakt-i zamanında yılların, ayların hayvanlarla ilişkilendirilip hayvan
figürleriyle temsil edilmiş olmasının bir ilişkisi var mıdır yoksa sadece tesadüf deyip
geçilmeli midir? Peki, bu fikri, toptan çıkan hayvanların mücadelesi fikrini, ilk kul¬
lananlar oldukları için yalnızca Japonlara mal etmek yerinde midir? Pek çok kültür¬
de küçük yuvarlak cisimlerle oynanan oyunlardan biri olan misket oyununun ki çiz¬
gi filmin adı da bu oyundan gelmiştir, bu çizgi filme ilham olabileceği göz ardı mı
edilmelidir? Takdir sizlerindir.

Cille çizgi filminin yapıldığı Cordoba Animasyon’da çizgi film yapımcılarından
biri olan Muhammet Musab GÜNDÜZ Pokemon’a benzetilme konusunda şunları
söylüyor:

11 Pokemon’a benzetiliyor olmakla ilgili herhangi bir rahatsızlığımız yok. Çünkü
yuvarlak bir cisim içinden çıkmış olan yaratık fikri aslında bir tarz, bir ekol. Sinema¬
da aksiyon nasıl bir tarzsa; aksiyon içinde polisiye film nasıl bir tarzsa bu da onun
gibi aslında. Polisiye film en nihayetinde aksiyonla aynı noktalarda ilerler ama ken¬
dine has değişik noktaları vardır. Bizim çizgi filmimizde de öyle bir yöntem kulla¬
nıldı.

Bir ekol içinde farklı bir şey yapmaya çalıştık. Örneğin Cille ’deki yaratıkları¬
mız Pokemon ’dan farklı olarak toplara hapsediliyorlar bunun da önemli bir sebebi
var. İşte böylesi bazı ayrı özelliklerimiz var. Avatar’dan da etkilendiğimiz söylenebi¬
lir ama Avatar’daki dört elementi biz mesnevinin dört elementi gibi algıladık. Söy¬
lemek istediğim benzetilmek bir sıkıntı değil çünkü biz esasında söylemek istediği¬
miz her şeyi kendi üslubumuzla söyledik.”

Sözü Simgelerle Dillendirmek:

Cille’de söz, alıştığımız bir şekilde söylenmekteyse de ekranda daha evvel gö¬
rülmeyen lakin ardında derin anlamlar bekleyen şekillerin varlığı fark edildikçe,
belli oluyor
Cille’deki sözün esas mahiyeti de...

Maceraya esas şeklini veren, yolculuğun sebebi olan kadim sır, rastlantı mıdır,
bir ağaç tarafından açıklanır. Bu ağaç kökü yeraltını, gövdesi orta dünyayı, dalları
yukarı dünyayı temsil eden ve her üç dünyayı birleştiren Dünya Ağacı’nı hatırlatır.
Evreni simgeleyen daire şeklindeki şaman davulunu da tam ortadan bölen bu ağaç
geçmiş-şimdi-gelecek ya da ecdat-şimdiki nesil-gelecek nesil anlamlarını taşır. Zaten
kadim sır tam da bu üç zamanın, üç kuşağın hikâyesini fısıldamaktadır.

Hikâyenin geçmişi, ecdat zamanında insanlar ve Ezakiler arasında demirciler
vadisinde yaşanan savaş; hikâyenin şimdisi, kısa bir barış döneminin ardından yeni¬
den başlayan huzursuzluğu yok etmek için Kadu’ya verilen sır ve Cillelerin yapılma¬
sı; hikâyenin geleceği ise sırrın bozulmaması için yola çıkan Müdrik, Kayra, Talu ve
Solin’in maceralarıdır. Bütün bunlar aslında bildiğimiz çok eski bir efsaneyi anım¬
satır. Tıpkı bildiğimiz o efsanedeki gibi bir setin iki tarafı ayırması, Ezakilerin efsa¬
nede adı geçen ırkla benzerlik taşıması, olayın demirciler vadisinde yaşanması sadece
bir tesadüfün eseri midir yoksa sözün simgelerle dillendirilmesi midir? Çizgi filmde
Selçuklulara ait motiflerden müteşekkil evlerin içi-dışı, kahramanların üstü-başı da
sözün dile geldiği diğer simgelerdir.

Senaryo ekibin araştırma sorumlusu Ercan KAYA da gördüklerimizin doğrulu¬
ğunu sözleriyle destekliyor:

“Araştırmalarımızı Türk-Orta Doğu medeniyetleri üzerinden yaptık. Çizgi
filmde kullanılan mekânlar ve ev tasarımları Anadolu Selçuklu mimarisinden izler
taşımaktadır. Kıyafetler üzerindeki motifler ve kıyafet tasarımları Türk-İslam kültü¬
ründen esinlenerek tasarlanmıştır. ”

Cille nin yapımcısı Hasan AŞIK, çizgi filmde Selçuklu Motiflerinin kullanılma¬
sıyla ilgili şunları söylüyor:

“Bize ait değerlerden Osmanlı, Selçuklu ondan öncesi hemen tartışılıyor. Biz
Selçukluyu seçmeyi uygun gördük. Selçuklu mimarisini ve motiflerini almayı uygun
gördük. Çünkü hemen hemen Arapların da, İranlıların da, Osmanlıların da üzerine
oturmuş olduğu temel bizim incelediğimiz kadarıyla Selçuklulardır. Onun üzerine
bir şeyler geliştirebiliri dedik. Mimariyi oradan almaya çalıştık. Kümbetleri alalım
üst üste oturtalım dedik. Aslında Cille köyündeki evlerin hepsini ayırdığınızda bir
kervansaray çıkıyor ortaya.

Cille çizgi filminin fanı olan on çocuk ‘bu evler nerden?’geldi diyerek Selçuk¬
luları araştırmaya başladıklarında üç kadim medeniyetin bir araya gelerek nasıl bü¬
yük bir imparatorluğu kurabildiklerini görecekler. Bu bile bizim için yeterli. ”

Sözü İsimlere İşlemek:

“İsimler büyülüdür, yalnızca büyülü mü aynı zamanda büyücüdür de..demiş
yazar. Hakikaten öyle olmalı zira varlığa ait ne varsa bir parçası da isimde var. Parça
bütünün bilgisine sahiptir ya sözün ilk söyleyicisi de isimdir aslında. İsmin büyüsü
ve büyücülüğü sayesinde isim sahibinin kadehinden içilir bir yudum da olsa. Yalnız
ve ancak o kişi ismiyle müsemmaysa.
Cille kahramanları da müsemmadırlar ki
isimlerinden bir fikir ediniyoruz haklarında: Müdrik, Solin, Talu ve Kayra.

Müdrik, isminin kökündeki “derk etmek’, yani “anlamak’ eyleminin hakkını
veren; hayatı, sırrı idrak etmiş bir kişidir. Kahramanların bilgesidir. Solin, isminde
gizli olan
“ilginç ve bu ilginç olanı “aramak’ manalarını da beraberinde taşır. Bu
manalar aslında onun mayasındadır. O, kahramanların araştırmacısı ve kâşifidir.

Talu isminin “deniz, büyük nehir anlamını dış görünüşüyle ele vermektedir. Lakin
sadece deniz kadar büyük olan cüssesi değil aslında yüreğidir. O, kahramanların has¬
sasiyetidir. Kayra sözü
“ihsan anlamındadır, şahsı da gerçek manada bir ihsandır.
Yolun sonunda yolculuğun onun yüzü suyu hürmetine yapıldığı anlaşılacaktır. Kay¬
ra; yolun başı, sonu, kendisidir.

Bunlar ve bunlara ekleyebileceğimiz daha pek çok örnekle görüyoruz ki Cille
ekibi, sözünü büyülü ve büyücü olan isimlere de işlemiş, isimlerle de söylemiş. Ercan
KAYA’nın belirttiği gibi
“Cille’de kullanılan bütün isimler eski Türkçe ve Osmanlı-
ca’dan
seçilmiş. “Bunlar için sözlükler taranmış ve ortaya çıkan kelime havuzundan
seçilen isimler
kullanılmış.

Sessizce Söylemek, Sözü Gizlemek:

Aslında söz, söylenenden fazlasıdır; sözün aslı söylenmemiş olandır.

Bin şekilde, bin şekille söylenen sözün bin birinci söylenme şekli gizli oluşu,
belki de yokluğudur.
Cille de söylenenlerin ardında söylenmemiş, gizli sözler de
mevcuttur.

Cille iıin sırrındaki dört elementten yapılmış on iki cillenin peşinden yollara
düşen dört kahraman, Simurg misali dört elementin kendisidir. Müdrik topraktır.
Toprağın ağırlığına, sabrına sahiptir. Gerçekçidir, kararlıdır, güçlü iradelidir. Solin
ateştir. Ateşin canlılığına, tutkusuna sahiptir. Yeni fikir ve kavramlarla ilgilenir, hem
yaratıcı hem ilham vericidir. Talu sudur. Suyun derinliğine, sakinliğine sahiptir.
Duyguları engin, sezgileri kuvvetlidir. Kayra ise havadır. Havanın bağımsızlığına,
sonsuzluğuna hâkimdir. Akıllıdır, meraklıdır, hızlıdır.

Amma ve de lakin dört elementin ta kendisi olan bu dört kişi devrin tamam¬
lanması için azdır. Dört maddi düzenin sayısıdır oysa daireyi kapatacak, döngüyü
tamamlayacak manevi güçlere de ihtiyaç vardır. Dönmeyi söyledik. Daireden, top¬
tan bahsettik. Zaman dedik, evren dedik. Ve felek dedik. Döngüyü tamamla¬
mak ancak yaratılışın sayısına ulaşmakla mümkün olabilecektir. Yaratılışın sayısı
feleğin katlarına denktir, yedidir. Cille de zaten dördün değil yedinin hikâyesidir.

Bugüne dek söylenmiş pek çok sözün aksine Cillenin sözü “öteki” dememek¬
tedir. Esasında her şey aksiyle var olabilir. Bütünlük ancak zıtların birbirini tamam¬
lamasıyla oluşabilir. Belki de bu sebepten Cille yalnızca Kayra, Solin, Talu ve Müd-
rik’i değil Rehzen, Ahendil ve Gabi’yi de söylemiştir. Karşı karşıya duran, taban ta¬
bana zıt olduğu sanılan bu kahramanlar aslında birbirlerinin yarım kalmış yanları
gibidir. Onların değil karşı karşıya durmaları yan yana olmaları bile döngünün ta¬
mamlanması için yetmemektedir. Onlar iç içe girmeli, zıtlıklar karşılıklı eksiklikleri
gidermeli ve yaratılış nihayete ermelidir. Belki yine bu sebepten
Cillenin haritası
“Kayra-Solin-Talu-Müdrik-Rehzen-Ahendil-Gabi” düzleminde Müdrik’i yani topra¬
ğı tam da ortaya alacak biçimde her iki tarafın da birbirini tamamlaması şeklindedir.

Cille tam da yedi sayısı gibi dört elementi kuşatan ve duyusal güçlere karşılık
gelen maddi dörtlemeyle birlikte yaratıcı ilkelerin üçlüğünü de içeren yaratılışın
tamamını, dairenin tamamlanan devrini söylemiştir

Devrin Tamam Olması, Misketle Kültürü Söylemek: Cille

Söylemek, çeşitli şekillerde söylemek, söyleyecek söz sahibi olabilmek.

Yalnızca gemilerini yakanların değil, söyleyecek sözü de olanların bir araya
geldiği ismiyle müsemma Cordoba Animasyon’un belki de en güzel sözü
Cille...
Cille nin
sanat artisti Hakan KOCAELİ sözü şöyle bağlıyor:

“Türk tarihindeki, mimarisindeki ve mitolojisindeki öğeleri, çocukluğumuzda
oynadığımız misket (cille) oyununa, fantastik bir bakış açısıyla yedirerek, dinamik,
hareketli, bize ait, yani Türk malı bir macera çizgi dizisi yaratmaktı niyetimiz”
ve
ekliyor:

“Son zamanlarda iyice unutulmaya yüz tutmuş görkemli tarihimizden, motifle¬
rimizden, inanılmaz zengin mitolojimizden beslenen, günümüzü yakalayan çizgiler¬
de filmler üretmeliyiz. Öküz başlı balığı, Enkidu'yu, yaratıcı, farklı, yeni, garip bir
biçimde tekrar tekrar çizmeliyiz, yaratmalıyız. Çocuklara unutulmuş olanı tekrar
sevdirmeliyiz. Bu konuda dünyada oldukça geride kaldık. Ama adım atmadan da bir
yere gidemeyiz değil mi ?”

Bizimki de onların attığı adım misali. Söylenesi sözümüzü kendi söyleme şek¬
limizle söyleyebilmeye gayret ettik. Dönüşümüzü gerçekleştirip başladığımız yere
geldik sürç-ü lisan ettikse affola.