Türk Halk Kültürünün
Balkanlardaki Rolü
Prof. Dr.
Erman Artun
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi.
Balkanlar
Avrupa’nın güneydoğusunda Yugoslavya, Arnavutluk,
Bulgaristan, Romanya, Yunanistan ve Türkiye’nin bir bölümünü
içine alan bir yarımadadır. Türkler, MS. IV. yüzyılda Batı
Hun Türklerinin yerlerinden kopmaları ve Orta Avrupa
bozkırlarına gelmeleri sonucunda yeni bir yurt kurarlar. Bu
yerleşme aynı zamanda günümüz Avrupa Dünyasının
biçimlenmesine ve bugünkü coğrafi düzene girmesine etki
eder. Hun Türkleri Ural ve Kafkasya Bölgesinde Orta Avrupa,
Adriyatik kıyıları ve Balkanlara uzanan geniş bir alanı
kontrol ederler. Kuzeyden ve güneyden gelen Türkler XIII.
yüzyıl içinde Avrupa’da birleşir ve zamanla
Hristiyan’laşırlar. Türk halk kültürünün bu coğrafyada
etkisi bu yıllara kadar dayanır.
XI. ve
XII. yüzyıllarda Peçenek, Kuman ve Uz Türkleri Balkanlara
gelip yerleşirler. XIII.yüzyılın ortalarında da Moğol
istilasından sonra Sarı Saltuk ile sonradan onun adıyla
anılan Türkmen aşireti Balkanlara geçerek Türk topluluğunu
meydana getirir. Balkanlarda asıl ve kalıcı ilişkiler
Osmanlıların kuruluş yıllarından itibaren Osmanlıların bu
topraklara ayak basmalarıyla başlamıştır. Orhan Gazi’nin
büyük oğlu ve Rumeli Fatihi olarak da anılan Süleyman
Paşa’nın 1354 yılında Çanakkale Boğazı’nı geçerek
Gelibolu’ya adım atmasıyla fetih hareketi başlamıştır.
Türkler
14.yüzyılın ortalarından itibaren Balkanlara damgalarını
vurmuşlardır. Doğal olarak Balkanlardaki yerli
topluluklardan etkilenmişlerdir. Ancak Türklerin yönetici
kesim olarak kendi etkileri daha büyük olmuştur. Fransız
Georges Castellan, 14-18. yüzyıllar arasında Balkan
halklarının dil ve dinlerini değiştirmeden Türk usulü
yaşadıklarını belirtmekle yetinmez, şunları da ekler: O
dönemin seyyahları Balkan kentlerinin hatta Hıristiyan
nüfusun çoğunlukta olduğu yerlerde bile yaşama biçiminin
Türk karakterinde olduğunu belirtir. Buna göre “Selanik,
Belgrat, Sofya’da herkes çarşaf giyiyordu ve pek çok kilise
kadın ve erkekleri ayıran tahta parmaklıklarla bölünmüştü.
19. yüzyıla kadar Belgratlı Sırp kadınlar çarşaf giyiyor
kocaları da sarık sarıp nargile içiyorlardı. 1829’da Vuk
Karaciç de bunları doğrular. Şehirde Sırplar Türk adetlerine
göre yaşıyorlardı.
Bu konuda 1665’te Rycaut’un verdiği örnek çarpıcıdır. Rycaut
“Osmanlılardan önce 1200 yıllık geçmişi olan Sofya kendi
için öylesine her şeyiyle Türk ki içinde Türklerin
kendilerinden daha antik görünen hiçbir şey yok” der.
Makedonya’da ve
Bosna’da Türklerin hayatlarına imrenen Hıristiyan halk
kitleler halinde İslam dinine geçiyordu. Osmanlılar akılcı
iskan politikalarıyla Balkanlarda işgal ettikleri topraklara
konar-göçer Türk oymaklarını getiriyor, şehir ve kasabalara
yerleştiriyorlardı. Ayrıca yeni yurtlarına bağlanmaları ve
hayatlarını sürdürebilmeleri için çiftçi ve zanaatı olan
Türk göçmenlerle toprak veriliyordu.
Balkan yarımadası
Osmanlıların eline geçtikten sonra Balkanlardaki halkların
yaşama biçimleri gelenek görenekleri, kültürleri, Türk
dilinin yaygınlaşması cami, hamam, medrese, tekke, türbe,
çeşme, köprü, kervansaray vd. Osmanlı eserlerinin hızla inşa
edilmesiyle değişime uğramıştır. Türklerle, Türk diliyle,
Türk kültürüyle iç içe yaşayan Balkan halkları Türk
kültüründen etkilenmişlerdir.
19.yüzyılda
Balkanları da etkisi altına alan milliyetçilik ve
batılılaşma akımlarının sonucu Balkanlardaki Türk halk
kültürü etkisi yavaş yavaş azalmağa başladı. Buna karşılık
şehirlerin yapısında etkin olan Türk kültürü 20. yüzyılın
ikinci yarısında da varlığını hissettiriyordu. Balkan Türk
dünyası 20. yüzyılın ilk yarısında siyasi açıdan büyük bir
çözülüşü, dağınıklığı kopukluğu yaşadı. Bu olumsuzluklar
doğal olarak Balkan Türk halk kültürünü de etkiledi.
Osmanlının Balkanlardan çekilmesi üzerine Türkler başka
sistemler, başka bayraklar altında yaşamak gerçeğiyle baş
başa kaldılar. Bu sancılı dönemde Türkiye Türkleriyle Balkan
Türk dünyası arasında doğal ve temel bağ olan Türkçe ve Türk
halk kültürü de büyük baskılarla karşı karşıya kaldı. Türk
kimliğinin reddi, ardından Türk dili ve Türk halk kültürünün
de reddedilmesi gündeme getirildi. Bilinçli ve sistemli
olarak tatbik edilen uygulamalara rağmen günümüzde Türk
dili, Türk halk kültürü yaşamaktadır. Milli kimlik, milli
kültür ve ana dil arasındaki güçlü bağın bilincinde olan
Balkan Türkleri değerlerine sahip çıkarak çözülmediler.
1990 yılı sonrası
dünyanın siyasi haritası hızla değişip yeniden yapılanmağa
başladı. Osmanlının Balkanlardan çekilmesi sonucu, Balkan
coğrafyasına hakim olan devletlerin hangi yönetim biçimine
sahip olurlarsa olsunlar Türklere, Türk kültürüne sistemli
karşı politikalarda birleşmeleri dikkat çekicidir.
Yunanistan demokratik sistemde yer almasına rağmen Türk
kültürüne karşı izlediği karşı politikayla totaliter rejim
politikalarını aratmamıştır. Bulgaristan’da Todor Jivkov
döneminde Türkler bir tür dil, kültür ve kimlik soykırımıyla
karşı karşıya kalmışlardır. Fakat bu baskı geri tepmiştir.
Romen tarihçisi
Beldiceanu günümüzde hala Türk kültürü damgasının yaşadığını
şöyle anlatmıştır.
“.......Gelenekler ve Osmanlı söz hazinesi halklarının
dillerinde yaşamağa devam ediyor. Arnavutlar, Bulgarlar,
Yunanlılar, Makedonyalılar, Boşnaklar, Sırplar ve Romenlerin
miras aldıkları bu hazineye bir göz atılırsa Osmanlı
uygarlığının ne derece kendini kabul ettirmeyi becerdiği ve
Balkanlardaki yaşamın bazı yönlerini şekillendirdiği fark
edilir. Bir evin mobilyası, oda eşyası, giyim, yiyecek ve
kent çevresine ait en az iki yüz kelimenin Türkçe olması
anlamlıdır.” Yazarın bu değerlendirmeyi izleyen yargısı ise
daha da önemlidir. Yazar, “Doğu Avrupa halkları üzerine
vurulan bu damga, Balkanlarda yeni bir kent uygarlığının ilk
temellerini Türklerin attığını ve bu roldeki önemlerini iyi
yansıtmaktadır.
Sırp araştırmacı Milan Vasic de işin Hıristiyan çocuklara
Türk ismi vermeğe kadar vardığını, iki kültürün birbirini
etkilemesi sonucu tam bir ahengin yaratıldığını belirtiyor.
Türk halk kültürü
çok zengin bir yapıya sahiptir. Bu zenginlik köklerini
tarihin derinliğinden almaktadır. Türkler, Sibirya’dan,
Balkanlar’a, Yemen’den Hindistan’a, Çin’e kadar çok geniş
coğrafyaya yayılmış, bu coğrafyalarda devletler kurmuş, bir
çok uygarlığa etki etmiş çeşitli uygarlıklardan aldığı
kültür ögelerini de Türk kültürüyle yoğurmuştur. Bu
hareketlilik Türk kültürünü sürekli ve dinamik kılmıştır.
İki binli yıllara girmeye az bir zaman kala bu dinamikler
dünyada hareketlenmiş, çınar ağacı hem köklerinden hem
dallarından filizler vermeğe başlamıştır.
Türk halk kültürü
yüzyıllar boyunca Balkan kültürünü besleyen en önemli
kaynaktır. Türk halk kültürü Balkanlarda Türk kimliğinin
oluşmasını sağlayan en önemli alt yapı kurumu olmuştur.
Türklerden atasözlerine mani dörtlüklerinden tekerlemelere
kadar Türk dünyasıyla benzerlik gösteren bu kültür
hazineleri daha uzun yıllar Balkan Türklerinin kimliklerinin
belirlenmesinde büyük rol oynamaya devam edecektir.
Töreler,
tarihsel, sosyal, kültürel nedenlerle ve göçlerle
değişikliğe uğrayarak çıkış zamanlarındaki asıllarından
uzaklaşabilirler. Tarih boyunca Balkanlar coğrafyası Türk
dünyasında önemli bir yer olmuştur. Balkan halk kültürünün
coğrafi konumu ve tarihsel bağlarıyla kendine özgü bir
durumu vardır. Tarih boyunca göçlerin çeşitli kültür ve
birikimlerin Balkan halk kültürünü oluşturan ana etmendir.
Anadolu’ya gelen İslamiyet’le Anadolu’da yeniden şekillenen
ve oradan Avrupa ortalarına giden Türk kültürü, Balkanlarda
yerli halkın kültürlerini etkilemiş, onlardan da
etkilenmiştir. Kültür, doğası gereği değişkendir. Gelenek
zaman boyutunda başka bir geleneğe dönüşür. Türkler kadar
geniş bir halk kültürü coğrafyasına sahip millet azdır.
Türk halk
kültürü, yüzyılların deneyimlerinden süzülerek biçimlenmiş
kuşaktan kuşağa aktarılan bir değerler bütünüdür. Halk
kültürü ürünleriyle yaşadıkları yöre arasında bir bağ
vardır. Bu ürünlerin şekillenmesinde tarihi ve kültürel
mirasın önemli bir rolü vardır. Gelenekler, içinde
bulundukları çevrenin sosyo-ekonomik durumuna göre davranış
kalıpları geliştirirler. Kendine özgü bir halk kültürü olan
Balkanlar, Türklerin gelip yerleşmesiyle bir kültürleşme
sürecine girmiştir. Bu etkileşim günümüzde de sürmektedir.
Halk kültürü
ürünleri bir milletin meydana getirdiği kültürel değerlerin
bütünüdür. Her toplumun kendine özgü kalıplaşmış değerleri
vardır.
Halk kültürü ürünleri halkın kültür yapısını belirleyen
yaşadığı toplumun dokusu, milletin söz sanatlarındaki
semboldür. Balkanlardaki Türk halk kültürü ürünlerinin
Türklerin ortak duygu ve düşüncelerini dile getirmesi
bakımından ve kültürün korunmasında, yaşatılmasında önemli
işlevi vardır. Bu halk kültürü ürünlerinden Balkanlarda
yaşayan Türk halkının estetik modelini, beğenisini, sosyal
tarihini, toplumun ahlâk anlayışını ve örnek değerlerini
öğrenebiliriz.
Bugün Balkanlarda
tekerlemeler, masallar, halk hikayeleri, bilmeceler, atasözü
ve deyimler türküler, maniler (martifal) ninniler, ağıtlar
vb. yaşamaktadır. Bir çok Türk atasözü Balkan dillerine
çevrilmiş ve kullanılmaktadır. Bir çok Türk türkü ezgisini
Balkan şarkılarında görüyoruz. Balkanlarda Türk kültürünün
yöre halkına ne denli etki ettiğinin en açık göstergesi ise
onların dillerine girmiş Türkçe kelimelerdir.
Sırpça-Hırvatça’ya yedi bin, Makedonca’ya yedi sekiz bin,
Bulgarca’ya beş bin, Rumca’ya üç bin, Arnavutça’ya sekiz
bin, Macarca ve Romence’ye de çok sayıda Türkçe kelime
girmiştir.
Balkanlarda halk
kültürü ürünleri, kültürünün yayılmasında önemli rol
oynamıştır. Aşıklar köklü bir Balkan âşıklık geleneği
oluşturmuşlardır. Eski Yugoslavya’da Priştine, Prizen,
Üsküp’te güçlü bir âşıklık geleneği vardı. Aşık
kahvehanelerinde âşık fasılları yapılıyordu. Anadolu’dan
gelen âşıklar âşıklık geleneğini Balkanlara taşımışlardı.
Balkanlı âşıklar da İstanbul’a gelerek âşık kahvehanelerinde
Balkan aşıklık geleneğinin örneklerini sunmuşlardır.
Balkan âşıkları gezginci âşıklık geleneği gereği bütün
Balkanları gezerek âşık tarzı şiirler söyleyerek, halk
hikayeleri anlatarak, muammalar çözerek düğün ve çeşitli
törenlere katılarak Türk halk kültürünü yaymışlardır. Diğer
koldan dervişler Balkanları gezerek tekke ve zaviyeler
açarak dini-tasavvufi şiirler söyleyerek Türk kültürünün
Balkanlarda kök salmasında etkin rol oynamışlardır.
Aşıkların “dörtlük örme” adını verdikleri atışma
örneklerinin pek azı günümüze gelmiştir. Bazı cönk ve
mecmualardan tespit edilen şiirlerin büyük bir bölümü
anonimleşmiş şiirlerdir. Balkanlı divân şairleri hakkında
bilgimiz bulunmasına rağmen
âşıklık geleneği ve aşıklar hakkında fazla bilgimiz yoktur.
Balkanlarda
âşıkların destanları toplumun değer verdiği kişi ve olayları
anlatan, halkın duygu, istek ve umutlarını sergileyen hayati
yapıya sahiptir. Balkanlardaki âşıkların tarihsel ve
toplumsal olaylara bağlı şiirlerinde Balkanlardaki Türk
insanının acılarını, sevinçlerini umutlarını, özlemlerini
buluruz. Toplumu çok yakından ilgilendiren olayları
destanlaştıran âşıkların destanlarında toplumun sosyal
yapısını, psikolojisini bulabiliriz. Bu yönleriyle söz
konusu destanlar sosyal tarihe kaynaklık ederler.