Şaman[1]
Şamanizme
bağlı halklarda ruhlarla insanlar arasında aracı
rolünü oynayan bir tür din adamıdır. Şamanist dünya
görüşüne göre, bütün dünya iyi ve kötü ruhların
etkisi altındadır. Büyük ve özellikle insanlara ve
hayvan sürülerine türlü kötülükler yapmaya hazır
kötü ruhlarla ilişki kurmak kudreti yalnız Şamanda
bulunur. İnsanlar ruhların ne doğada ne huyda
olduklarını ve her şeyden önce onlara hangi yoldan
gideceğini bilemez, onların nelerden
hoşlandıklarını, hangi cins ve çeşit kurbanlardan
memnun kalacaklarını saptayamazlar. Ata ya da akraba
ruhlarından aldığı kuvvet ve ilham ile bütün bunları
ancak Şaman bilir ve böylece bir yandan iyi ruhların
insanlar için yararlı ve hayırlı etkilerini devam
ettirmeye, bir yandan da çeşitli çarelere başvurmak
suretiyle, kötü ruhların zararlı eylemlerini
önlemeye yalnız onun gücü yeter. Şaman bu amaçla
tertip ettiği ayinlerde ruhlar ile ilişkiye geçip
onları hoşnut ve razı ederek istenilen sonucu almaya
çalışır.
Kuzey
Asya halkları arasında “büyücü, sihirbaz” anlamına
gelen Şaman sözünü, hemen-hemen yalnız Mançu-Tunguz
halkları kullanır: Mançuca sama, Tunguzca
Şaman, saman, Avrupa gezginlerinin bunlardan
duyduğu Şaman kelimesi, sonradan Sibirya
sihirbazlarına verilen genel bir ad olarak
uluslararası kitabiyata yerleşmiştir. Bu kelime, ilk
kez 17. yüzyılın sonlarına doğru Rus elçisi olarak
Çin’e giden E. İsbrand ile yol arkadaşı A. Brand’ın
izlenimlerini anlatan seyahatnamede geçer. Bu kitaba
göre, Tunguzlarda Şaman ya da saman
bir tür “rahip” ya da “sihirbaz” demektir. Böylece
Rusya’nın Doğu Sibirya ile doğrudan doğruya ilişkiye
başladığı zamanlardan başlayarak Avrupa’da yazılmış
olan kitaplarda Şaman kelimesi ile aslında
Tunguz sihirbazlarının kastedildiği anlaşılmaktadır.
Şaman
kelimesinin kökenine gelince, bu konuda ortaya
atılan fikirler çeşitlidir. Kimilerine göre
kelimenin aslı Mançuca ya da Moğolca, kimilerine
göre ise, Sanskritçedir. Birinci görüşü
savunanlardan Banzarov[2]’a
göre, Şaman kelimesi Mançuca samandan
gelmektedir. Nitekim bu kelimenin kökünü oluşturan
sam, gerek Mançuca, gerekse Moğolca birkaç
kelimede mevcuttur. Örneğin Mançuca samarambi
“sıçramak, dövünmek” demektir. Moğolca sam-dambi
“oynamak” demektir. Bu görüşe taraftar olduğu
anlaşılan Nioradze[3],
bütün bu kelimelerin, bir coşkunluk durumunu,
hareketli heyecanlı bir durumu belirttikten sonra,
saman ya da samanın “coşmuş, durmadan
oynayan, bir oraya, bir buraya sıçrayan kişi”
anlamına geldiğini öne sürer. F. Schlegel ile K.
Donner ve N. Poppe, Şaman kelimesini “dilenci
rahip, Budist derviş” anlamına gelen, Sanskritçe
sramana ya da çramana, Pali dilinde
samana ile açıklarlar. Kuzey Asya kültür
tarihinde güneyden gelen Budizmin izleri bulunduğunu
öne süren Şirokogorov’da Tunguzlardaki Şamanlığı
Budist etkiye indirgerken, Mironov ile birlikte[4]
Şaman kelimesinin kökenini Sanskritçede
aramıştır. Öte yandan Laufer
[5]
Şaman ya da saman kelimesinin
Budizmden alındığını kabul etmez. Nitekim Ruben[6]
de doğrudan doğruya Hint kaynaklarına dayanarak,
Şamanizmin daha Aryalılardan önce, Orta Asya’dan
gelen kültür dalgaları ile Kuzey Hindistan’a
yayılmış olduğunu belirtmiştir. Nihayet Şamanizm
meselesini açıklamaya çalışan Ohlmarks[7]
saman kelimesinin Sanskritçeden geldiği
hakkında ortaya atılan iddianın artık bir değer
taşımadığına işaret ettikten sonra, Budizmde
Şamanlığa ait unsurların bulunduğunu ve bunların
Güney’den çok, Kuzey’in etkisini gösterdiklerini
söylemiştir.
Şaman
sözü, ayrıca Toharca’da samane ve Çincede de
şa-men şeklinde geçer. Sogdçada şmn
olarak yazılan kelimenin, Şaman sözüne
karşılık olduğu ileri sürülmüş ise de, bunun doğru
olmadığı anlaşılıyor. Zira, Sogdça metinlerdeki
şekline işaret edilen bu kelime, Türkçe Turfan
metinlerinde önceleri şamnu, şumnu diye
okunmuş iken, sonradan şimnu şeklinde
saptanmıştır. Anlamı da, “kötü ruh, şeytan”dır. İran
mitolojisinde Ahrimen’e karşılık geldiği
bilinen bu kelimenin, gerek biçim, gerekse anlam
bakımından Tunguzca Şaman ya da saman
sözü ile hiçbir ilişkisi yoktur. Nihayet bir de
Farsça eski edebiyat dilinde “putperest, put” demek
olan, Firdevsi’nin Şahnama’sında “Budist
rahip” anlamında kullanılan bir şemen ya da
Şaman kelimesi vardır. Dinsel bir terim
olarak Hintçeden Farsçaya, Sogdça yoluyla geçtiği
anlaşılan bu kelimeyle, Kuzey Asya halklarının
sihirbaz rahibini gösteren Şaman arasında bir
ilişki bulmak zordur.
Bütün bu
açıklamalardan anlaşıldığı gibi, Şaman ya da
saman Tunguzca bir kelimedir. Eğer, ileri
sürüldüğü gibi, burada vaktiyle çok daha kuzeye
yayılmış olan Budizmin etkisi söz konusu olsaydı, bu
terimin çok daha geniş bir alana yayılması
gerekirdi. Oysa, Kuzey Asya dillerinde Şaman
için başka başka kelimelerin kullanıldığı görülüyor.
Tunguzların ne Hindistan, ne de Çin ile doğrudan
doğruya bir ilişkisi vardır. Buna göre, Şaman
kelimesinin Çince yoluyla Hintçeden Tunguzcaya
geçmiş olması da olası değildir. Nihayet Németh[8]
Şaman kelimesinin kökenini araştırırken, bunu
çeşitli Türk şivelerinde geçen Kam kelimesi ile
birleştirip Türkçe olarak göstermek istemiş ise de
bu arada Şaman kelimesinin ikinci hecesini
açıklamıştır.
Şamanların eski bir geçmişi olduğundan sözeden
Banzarov[9]’a
göre, Orta Asya halkları arasında onların varlığına
ait ilk doğru bilgi, 6. yüzyıl Çin kaynaklarında
geçer. Pelliot[10]
yine Çince bir metne dayanarak, Mançurya’da Cücen
dilinde “büyücü” anlamına gelen şan-man (=şa-man)
kelimesinin 12. yüzyılda varlığını saptamıştır.
Türk
halkları Şamanlarına genellikle kam (gam, ham)
derler. Radloff[11]’a
göre, başlıca Altay, Teleüt, Lebed, Şor, Şagay,
Koybal, Kaç, Küerik, Soyon, Kumandı ve Uygur
ağızlarında geçer. Moğollar, Buryatlar ve Kalmuklar
erkek Şamanlarına bö, böge Yakutlar oyun, Çuvaşlar
yum, Kırgız-Kazaklar bakşı, baksı ya da bahşı
derler. Yakutlar ile Altaylılar kadın Şaman için
Moğolca udugan (utahan, ubahan, ıduan) deyimini
kullanırlar. Ancak Yakutça’da hamma (kamla),
“kam’lık etmek” anlamındadır.
Kam
genellikle “kahin, büyücü” demektir. Ayrıca “uzman
hekim, bilim adamı, felsefeci” anlamlarına da gelir.
Eski türkçe metinlerde bazen “putperest rahip”,
bazen “büyücü” anlamında kullanıldığını görüyoruz.
Eberhard[12]’a
göre, eski bir Çin kaynağında, Kırgızlarda Şamana
gan denildiğini görüyoruz ki, bu herhalde kam
olacaktır. Nitekim Radloff[13],
11. yüzyılda Hakas-Kırgızlarda Şamana kam
denildiğini yazar. Harva[14]’ya
göre, 13. yüzyıl Avrupa gezginlerinden V. Rubruk’da
“sihirbaz” anlamında ham (=kam) kelimesini
kaydetmiştir.
Kam
kelimesine, Türkçe Turfan metinlerinden başka,
Kutadgu bilig (462=1069/1070), Divan lugat
al-Turk (470=1077), Codex Cumanicus (m.
1303) ve Abu Hayyan’ın Kitab al-idrak li lisan
al-atrak (712=1313)’i gibi eski Türk dili
andaçlarının bir çoğunda rastlanmaktadır. Kutadgu
bilig’de[15]
birkaç yerde anlatıldığına göre, çeşitli
hastalıkları tedavi etmek için hekimin yanında
kam da yer alır. Hekim (otaçı) hastalığı (ig)
ilaç (ot) ile tedavi eder (ota-); kam ise, hastayı
kendi yöntemine göre, daha çok ruhsal yollardan,
efsun ve sihirle iyileştirmeye (emle-) çalışır.
Divan lugat al-Turk’te[16]
“kahin” anlamına gelen kam’ın başlıca görevi efsun
yapmak (arvış arva)’tır. Aynı kitapta[17]
geçen kam ırkladı örneğine bakılırsa, Şamanın
falcılık yaptığı da söylenebilir.
Şamanlığa
Davet ve Şamanın Eğitim ve Öğretimi
Şamanın
başlıca görevi, ruhlarla ilişki kurmaktır. Bunu da
ancak belirli yetenek ve yatkınlığa sahip kişiler
başarabilir. Bunun için, belli bir eğitim görmekle
herkes Şaman olamaz. Şamanlık doğuştan ve adeta
kaçınılmaz bir kader meselesidir.
Altay
halklarına göre Şamanlık, ailede soydan gelen ve
özellikle çocukluk çağında sara nöbetleriyle gelen
bir hastalık sayılır.[18]
Gerçekten, sayısız örnekler Şamanlık yeteneğinin
hastalıktan kaynaklandığını göstermektedir.
Radloff’a[19]
göre, Şamanlık nöbetleri aniden gelir. Aday önce
kendinde büyük bir yorgunluk hisseder; bedeni
kasılıp titrer ve bu durumu esnemeler takip eder;
göğsü daralır, birtakım acayip sesler çıkararak
ağlar, gözleri döner, sonra birdenbire sıçrayıp
ayağa kalkar, deli gibi dönmeye başlar ve sonunda
ağzından köpükler saçarak yere yıkılır, bedeni
hissizleşir. Bu ıstıraplı durumlar bir süre devam
eder. Sonunda günün birinde aday davulunu alıp
çalmaya başlar ve artık sakinleşip kendine gelir.
Şaman olmaktan kaçınan kimse, sonunda ya delirir ya
da genç yaşta ölür.
Şçukin’e[20]
göre, Yakutlarda Şaman adayına gelen nöbetler daha
şiddetli bir şekilde görünür. Aday, ruhun baskısı
ile ormanlara düşer, kendini ateşe, suya atmak
ister. Bu belirtilerden, o kişinin Şaman olacağı
anlaşılır ve aday Şamanlığa başlayarak bu
hastalıktan kurtulur. Troşçanskiy’e[21]
göre, Yakutlarda Şamanlığa yatkın kişilerde görülen
bu sinirsel hastalığa menerik denir. Şamanlığı
bırakanlarda hastalığın yeniden başladığı birçok
örneklerle saptanmıştır.
Şirokogorov’un[22]
verdiği bilgiye göre, Tunguzlarda da Şamanlığın
sinirsel bir hastalık durumunda ortaya çıktığı
görülmektedir.
Ohlmarks’da[23]
Şamanizmin ruhsal esasını, kutup bölgesindeki doğal
şartların ağırlığından ileri gelen bir tür isteri
ile açıklamak istemiştir. Ama, bütün bunlara karşın
Şamanı yalnızca bir ruh hastası olarak göstermek
asla doğru değildir. Tersine olarak ruhlar
tarafından Şamanlığa çağrıldığına inanılan bu
kişiye, Sibirya halkları arasında korku ile karışık
bir saygı gösterilir. Özel yeteneği sayesinde
doğaüstü güçlerle ilişkide sayıldığı için, ona,
bağlı olduğu boy ya da oymağın koruyucusu gözü ile
bakılır. Nitekim ilk Şamanın ortaya çıkmasına dair
Sibirya’da anlatılan efsanelerde de[24]
ruhlarla ilişkide bulunduğuna inanılan Şamanın,
üstün yetenekleri ile farklı yaratılışa sahip bir
varlık olduğu belirtilir. Kamlar, genellikle zeki,
hayalperest ve şair tabiatlı insanlardır. Ayin
sırasında büyük bir vecd içinde kendinden geçip gök
ve yeraltı dünyalarında gördüğü garip varlıkları,
ilginç olayları ayrıntılarıyla anlatan Şaman,
ayıldıktan sonra hiçbir şey anımsamaz. Tarihi
çağlarda gelecekten haber veren, bir boz atın
sırtında göklere çıkan, hatta sonunda devlet
işlerine bile karışan, güçlü Şamanlardan sözedilir.[25]
Yukarıda
gösterildiği gibi, yalnız eğitim ile herkes Şaman
olamayacağı gibi, sadece doğuştan yetenek ve
yatkınlık da buna yetmez. Şaman adayında yatkınlık
ile birlikte, belirli bir bilgi ve maharet de
aranır. Radloff’a[26]
göre Şaman, mesleğindeki gücü ve bilgiyi atalarından
alır. Onlardaki gücün ortaya çıkmasıyla davulu
yönetmeyi, makamla dualar okuyup ataları, ruhları
çağırmayı ve sonunda onların yardımıyla kendi ruhunu
bedeninden ayırarak aydınlık ya da karanlık dünyaya
göndermeyi öğrenir. Şamanın kuşaktan kuşağa geçen
örf ve âdetleri iyice bilmesi ve özellikle kendi
soyuyla bağlı olduğu boy ya da oymağın ruhlarını
tanıması gerekir. Anohin’in[27]
yazdığına göre, ölmüş Şamanların ruhları, “temiz,
iyi ruh” olarak yeraltı dünyasından ayrılıp bu
dünyada yaşarlar. Bu şekilde hemen hemen her ailenin
zamanında Şamanlık yapmış olup torunlarına yardım
etmek isteyen ataları vardır. Bu akraba ruhları
olmadan Şaman görevini asla yapamaz. Şaman gerek
göğe çıkarken, gerekse yeraltındaki cehennem alemine
inerken karşılaştığı engellerei aşabilmek için bu
ruhları çağırır. Denildiğine göre, onlar da canlı
birer güç olarak ortaya çıkıp Şamana yardım eder ve
onun karşısına dikilen korkunç düşmanlarla
savaşırlar. Çeşitli ayinlere ait bilgileri elde
edebilmek için Şaman adayının, oymağın deneyimli
yaşlıları ile ilişkide olması ve ayrıca güçlü,
bilgili bir Şamandan ders alması gerekir. Aday, bu
kişinin yardımı ile çeşitli ayinlerin nasıl
yapılacağını, okunacak dua ve efsunları öğrenerek,
görünmez güçlerle samimiyet yaratır. Stadling’e[28]
göre, Yakutlarda usta Şaman, adayı bir emeget
“yardımcı ruh” ile donatır. Bir söylentiye göre, bu
ruh Şamanın diğer benliğidir. Aslında adayın kendisi
aşırı derecede hassas ve hayalperest olduğundan,
üstadının sır dolu telkinleriyle, garip şeylerle
uğraşa uğraşa, sonunda günün birinde o da Şaman
olmak kudretini kazanır. Adayın Şaman olarak
yetişmesi, akrabalarının katıldığı bir törenle
kutlanır. Pripuzov’a[29]
göre, Yakutlarda yaşlı Şaman, adayı yüksek bir dağın
başına ya da bozkıra götürerek ona Şaman giysisi
giydirir; eline bir davul ile at kılı sarılı bir
söğüt dalı verir. Adayın sağında 9 erkek, solunda 9
kız çocuk yer alır. Bu arada adayı yetiştiren üstad
da tören giysisini giymiş olarak adayın arkasında
durup birtakım dualar okur. Aday bu yemin duasını
tekrarlayarak yoksullara, düşkünlere yardım
edeceğine, yüksek dağların doruklarında yaşayan
ruhlara saygı gösterip hizmet edeceğine söz verir.
Bu ruhların en büyüğü, en güçlüsü sustuganah ulu
Toyun olup bunun erkekli dişili büyük bir aile
halkı, adları, sanları ile çağırılan oğulları,
karısı, kardeşi ve diğer akrabaları vardır. Bunların
bazısı insanlara kötülük eden, çeşitli hastalıklar
doğuran kötü ruhlar olup çoğu dişidir. Her ruha
kurban olarak sunulacak hayvan, rengi ve
sembolleriyle ayırt edilmiştir. Kimine kara aygır ya
da kızılca alaca at, kimine kara inek, kimine de
alnı kara benekli ak inek kurban edilir. Bu arada
Şaman, insanlarda çeşitli akıl hastalıklarına neden
olduğuna inanılan dişi ruh için dokuz kakım, dokuz
sarı sıçan, dokuz kokarca, dokuz güvercin azad
edeceğine söz verir.[30]
Radloff[31]
Şamanlığın kalıtımsal olup, babadan oğula ya da pek
seyrek durumlarda babadan kıza geçtiğini yazar. Bu
konuda daha doğru bilgi verdiği anlaşılan Anohin[32]
Şamanların soykütüklerine dayanarak, bu mesleğin
babadan çocuğa değil, ama akrabadan akrabaya
geçtiğini yazmıştır.
Yine
Anohin’in[33]
saptadığına göre, Şamanlığa davet 6 ile 50 yaş
arasında değişir. Ancak bu arada daha çok 20 yaşında
olanlar çoğunluğu oluşturmakta ve bu şekilde
Şamanlığa davetin, genellikle cinsel olgunlaşma
devresine rastlaması dikkati çekmektedir. Bununla
beraber özel durumlarda ancak 62 yaşında Şaman
olanlara da rastlanır. Bunun tersine daha çocukluk
çağında 4, 6, 9, 12, 15 yaşlarında Şaman olanlar da
vardır. Henüz çocuk yaşında olanlar, çadırda bazan
günde 2 saat kadar kendi kendilerine davul çalıp bir
şeyler mırıldanır ve bu şekilde eğitim yaparak ancak
yıllarca sonra gerçek Şaman olabilirler.
Bir Moğol
boyu olan Buryatlarda Şaman adayı, bağlı olduğu boy
ya da oymağı komşularından birisiyle dolaşıp sadaka
toplar. Sonra oymak halkı bir ormanda toplanır. Bu
arada, tören sırasında davul yerine kullanılmak
üzere, kalın bir kayın ağacının gövdesi oyularak,
bundan iki asa çıkarılır. Bir ağacın yanında bir
kulube kurulup ortasında ateş yakılır. Oymağın yaşlı
kişileri burada yerlerini aldıktan sonra bunlardan
birisi Şaman adayının “ata”sı olur. Bu yaşlı Şamanın
ruhlarıyla adayın ruhlarının aynı sınıftan ve aynı
soydan olmalarına dikkat edilir. Her ikisi ilk ayini
birlikte yapar, duaları bir ağızdan okur ve
hareketlerini birbirlerine uydururlar. Tören dokuz
gün sürer. Bu arada birçok koyun ve tay kesilerek
yenilip içilir. Genç kızlarla delikanlılar dansedip
eğlenirler. Dokuzuncu gün bir keçe üzerine oturtulan
aday, havaya kaldırılarak Şaman ilan edilir.[34]
Ak ve
Kara Şamanlar
Anohin’e
[35]
göre, Altaylılarda Şamanlar Ak Kam ve Kara Kam olmak
üzere ikiye ayrılır. Birinciler yalnız göğe ve başta
aydınlık dünyasının hakimi Ülgen olmak üzere,
oradaki iyi ruhlar Şamanlık ederler. İkinciler ise
yalnız yeraltının korkunç ruhunu temsil eden Erlik
ile ona bağlı ruhlar (kara töz) için tören yaparlar.
Bu iki tür Şaman giysi bakımından da birbirinden
ayırt edilir. Genellikle ayinlerde, mistik bir
karakter taşıyan Kara Şamanların tersine olarak, ak
Şamanların daha gösterişsiz ve sade giyindikleri
göze çarpar. Kadınlar temiz sayılmadıkları için
yalnız kara Şaman olabilir, ama gök ruhları adına
yapılan törenlere katılamazlar. Troşçanskiy’e[36]
göre, Yakutlar Ak Şamana ayı oyuna, Kara Şamana ise
abası oyuna derler. Ancak birincisi aslında Şamanlık
yapmayıp yalnızca kurban keser. Öte yandan Pripuzov[37]
Yakutlarda Şamanlar için böyle bir ayrım
yapıldığından söz etmez. Ona göre, Yakutlarda gerek
yeraltındaki, gerekse yukarı alemdeki ruhları
çağıran Şaman aynı kişidir.
Agapitov-Hangalov[38],
Buryat Şamanlarının, iyi ya da kötü ruhların
hizmetinde bulunmalarına bakarak, ikiye
ayrıldıklarını belirtir. Ak Şaman (sagani bö) iyi
tanrılara tapar, onların aracılığıyla insanlara
iyilik eder. Kara Şaman (karain bö) ise kötü ruhlara
tapar, yalnız onlara kurban keserek insanlara türlü
kötülükler yapmaya çalışır. Onlarda Ak Şamanların
giysileri beyaz, Kara Şamanlarınki ise mavidir. Ak
Şaman ölünce cesedini yakıp küllerini beyaz bir
kumaş torbaya koyarlar. Kara Şamanın cesedinin
küllerini ise kara bir torbaya koymak adettir.[39]
Harva,[40]
Buryatlarda kara Şamanların bu kadar kötü bir
şöhrete sahip oldukları hakkındaki yorumları
abartmalı bulmakta ve haklı olarak onların,
yeraltındaki korkunç güçleri çeşitli araçlarla
yatıştırıp zararsız duruma getirmelerini, insanlar
için hayırlı bir iş olarak değerlendirmektedir. Aynı
yazara göre, tersine olarak, Buryatlarda Şamanizmi
en eski şekli ile temsil edenler, bu kara
Şamanlardır.
Anohin[41]
Altay erkek ve kadın Şamanlarının soykütükleri
üzerinde dururken, ya yalnızca Ak Kamlık ya da
yalnızca Kara Kamlık yapan Şamanların yanında, bir
çok kamların hem gök, hem de yeraltı ruhları için,
her iki Şamanlığı birden yaptıklarını da yazar.
Nitekim Şorlarda yalnız bu tür Şamanların bulunduğu
anlaşılmaktadır. Genellikle Altaylılarda kara
Şamanların sayısı ak Şamanlarınkinden daha azdır.
Şaman
Giysisi
Sibirya’da Şamanlar ayinde özel bir giysi giyerler.
Ama Şamani halkların çoğunda, tam bir takım halinde
Şaman giysisine artık pek rastlanmıyor. Birçok
yerlerde Şaman günlük kıyafeti ile ayin yapar. Ama
denildiğine göre bu, Şamanlığın ilk yılları için söz
konusudur. Altay Türklerinde kam yalnızca bir davul
ile Şamanlık yapar. Radloff’a[42]
göre, Kuzey Altay halklarının bir kısmında
Şamanların özel bir giysisi yoktur. Giydikleri,
hayvan derisinden yapılmış bir göğüslük ile önü açık
bir ceket ve kara tavuk tüyleri takılı kırmızı bir
başlıktan ibarettir. Sözde Hıristiyanlaştırılmış
Kumandılarda göğe kurban töreninde Kam, yalnızca
beyaz bir cübbeyle kayın ağacı kabuğundan yapılmış,
huni biçiminde bir külah giyer. Kuzey Altay’ın bazı
yerlerinde beyaz renkli olan başlığa puhu kuşu
tüyleri takılır. Yine Radloff’a göre, önemli olan
Şamanın davuludur.
Ayin
sırasında Şamanın mutlaka ayrı bir giysi giymesi
şart olan halklarda da bu bakımdan, yine bir
soysuzlaşma gözlemlenmiştir. Ama bu arada cübbe ile
başlık uzun zaman korunmuş görünüyor. Bununla
birlikte kimi yerlerde Şaman giysisinden arta kalan
ya yalnızca cübbe ya da başlıktır. Kesin olan birşey
varsa, o da eskiden Şaman giysisine büyük bir önem
verilmiş olduğudur.
Anohin[43]
Altaylılarda cübbenin sonradan başka halklardan
alındığı düşüncesindedir. Ona göre de, Ülgen ile dağ
ve yer ruhlarının da dahil bulunduğu iyi ruhlara
ayin yapanlar, Şaman cübbesini (manyak) giymezler.
Oysa yeraltı dünyasının hakimi Erlik ile ona bağlı
kötü ruhlar (kara töz) için yapılan törenlerde cübbe
giymek gereklidir. Şaman bu cübbeyi kendi isteğine
göre değil, ruhların esin verdiği biçimde yaptırmak
zorundadır.
Şaman
giysisinin, aslından uzaklaşma ve önemini kaybetme
bakımından gösterdiği yozlaşma, giysiye takılan
parçalar için de sözkonusudur. Gerçekten, türlü
amaçlar ile çeşitli varlıkları simgelemek üzere,
giysiye takılı parçaların da zamanla yerlerini
değitirdikleri görülüyor.
Her ne
kadar bugün tam bir Şaman giysisiyle donanmış
Kamlara pek seyrek rastlanırsa da, daha çok Rusya ve
kimi Avrupa müzelerinde bulunan kolleksiyonlara
bakarak Şaman giysisinin kökeni ve niteliği hakkında
bir fikir edinmek olasıdır. Ayrıca gezginlerin
çeşitli zamanlarda, çeşitli bölgelerdeki Şamanlara
dair verdikleri bilgiler de bu alandaki bilgileri
tamamlamaya yaramaktadır. İşte bütün bunlara
dayanarak çeşitli kültür dairelerine mensup giysi
türlerini saptamak olası görünmektedir. Bu arada
Şaman giysilerinin, yalnızca kişisel ve rastlantısal
bir buluş olmayıp, aynı zamanda dar ya da geniş bir
bölgenin ortak düşünce ve tasarımlarının ürünü
olduğu gözden kaçmamaktadır.
Takım
halinde Şaman elbisesinde şu parçalar vardır:
1.
cübbe ve
hırkaya benzeyen bir üstlük,
2.
başlık,
3.
Kuzeyde
oturan halklarda göğüslük,
4.
eldiven,
5.
yüksek
konçlu ayakkabı.
Anohin[44]
Altaylılarda, Potanin[45]
Moğollarda Şaman cübbesini ayrıntılarıyla anlatmış
ve açıklamışlardır.
Bazı
Altay halklarında Şaman giysisinin tümüyle bir kuş
ya da hayvanı simgelediği göze çarpar. Örneğin
Teleütlerde Şaman cübbesi (manyak) geyik ya da koyun
derisinden yapılmış olup, büyük bir kuşu andırır.
Nitekim halk da giysinin kol altındaki dikiş boyunca
sarkan püsküllerin, kuş kanadını simgelediğini
söyler. Omuzdan sarkan ve puhu kuşu tüyleri takılı
olan deri ya da kumaştan püsküller de kanada benzer.
Cübbenin bel hizasından başlayarak arka tarfta bütün
alt kısmı oluşturan ip ya da püsküller, kuşun
kuyruğudur. Ayrıca, bazan cübbenin omuz başına da
puhu kuşu tüyleri dikildiği olur. Cübbede anlatılmak
istenen kuş tasarımı, kuş pörük denilen başlıkta da
kendini gösterir. Altay yöresinde seyrek olarak
rastlanan bu başlık, kırmızı bezden yapılmış olup
madeni düğme, katır boncuğu ve dizi dizi başka
boncuklarla süslüdür. Ayrıca üzerinde kuş şekilleri
de vardır. Nihayet başlığın ucunda da yine puhu kuşu
tüyleri bulunur.
Buna
göre, Altay Kamının, bugün ancak cübbesi ile başlığı
korunabilmiş olan Şaman giysisini giyince, bir puhu
kuşu şekline girmiş olduğu anlaşılıyor.
Altaylılarda Kam bundan başka, ruhları kovmak için,
giysisine bir takım şeyler de takar. Bunların
arasında kollara, sırta takılan küçük zil ve
çıngıraklar vardır. Bu arada, cübbenin kollarının
alt kısmına, 4’ü sağda, 5’i solda olmak üzere,
bakırdan yapılmış küçük çıngıraklar asılıdır.
Cübbenin arka tarafında yatay olarak 2 ya da 3 dizi
halinde sıralanmış 20 ya da 70 çıngırak daha
görülür. Türlü sesler çıkararak ruhları ürküten
madeni eşya, Şamanın zırhı sayılır. Çıngırakların
üst sırasında ise 9 küçük yay vardır. Bunlar da yüne
zırhın bir parçası olarak kötü ruhlara karşı silah
görevi görürler. Sırt kısmına, gelişi güzel
serpiştirilmiş olup yıldızları simgeleyen madeni
parçacıklar da tutturulmuştur. Bu kısımda sıra sıra
dizili katır boncukları, kötü ruhları uzaklaştırmaya
yarar. Nihayet cübbenin omuz kısımlarında güneşle
ayı simgeleyen iki büyük madeni levha göze çarpar.
Ayrıca cübbenin omuz başı ile dirsek ve bilek
hizasına gelen yerlerine, parça halinde vaşak kürkü
dikilidir.
Cübbede
efsanevi bir takım şekiller de bulunur. Bu arada
sırt kısmında, yakanın hemen altına rastlayan yerden
dokuz bebek sarkar. Bunlar Ülgen’in kızlarını
simgelerler. Ayrıca cübbenin bir yanından yutpa adlı
yeraltı canavarını simgeleyen, siyah ya da
kahverengi kumaştan yapılmış bir şerit sarkar. Şekil
olarak çatal kuyruklu, dört ayaklı, ağzı açık bir
yılana benzer. Şamanı kötü ruha karşı korur.
Cübbenin diğer yanında ise arba denilen ve Erlik’in
ülkesindeki denizde yaşadığına inanılan bir canavar
şekli vardır. Bu da yeşil kumaştan yapılmış bir
şeritten ibaret olup, dört ayağı ile ağzı kırmızı
renktedir. Başında baykuş tüyü, göz yerinde ise,
küçük birer bakır pul vardır. Bazı Şamanlariçin arba
koruyucu bir ruh (töz)’dur. Cübbede ayrıca çeşitli
ruhları simgeleyen sincap, ağaçkakan derisi ile kara
bezden yapılmış bir kurbağa, ağaçkakan ve kartal
tüyleri, kartal pençeleri, ayı ayakları vb. vardır.
Omuzlarda demet halinde bulunan tüyler, ayin
sırasında Şaman ile kurbanlık hayvanı yukarı aleme
taşıyan iki kartal ya da şahini simgeler. Bütün
takımı ile tam bir cübbe (kültük manyak) 60 ana
parçadan oluşmuştur. Bütün parçaları ise, 600’ü
bulur.
Cübbeyi
Şamanın ailesinden kadınlar diker. Cübbenin
hazırlanması sırasında kadınların çok temiz ve
namuslu bir yaşam sürmeye özen göstermeleri gerekir.
Cübbe hazırlanınca büyük bir halk kalabalığı
karşısında yapılan bir ayin ile, her olasılığa
karşı, kirden, lekeden temizlenir (manyak arula-).
Şaman bu törende cübbeyi ruhların onayına sunar.
Bunlar, bazan cübbede şu ya da bu değişikliği
isteyebilirler. Bu durumda onların isteklerini
yerine getirmek şarttır.
Şamanın
belinde bir de kırmızı renkli bir kuşak (kurdak)
bulunur. Buna güneşle ayı simgeleyen iki büyük
madeni levha ile yıldızları simgeleyen bir sıra
katır tırnağı takılıdır. Cübbe oldukça pahalıdır.
Zengin Şamanlar cübbelerini birkaç ay içinde
yaptırabildikleri halde, fakirlerin bir cübbeye
sahip olmaları birkaç yıla bağlıdır.
Erkek
Şamanların cübbesi ile kadınlarınki arasında büyük
bir fark yoktur. Genellikle kadınların cübbesi daha
süslüdür. Erkek ve kadın Şamanlar, karşılıklı olarak
birbirlerinin cübbelerini giymeye izinli
değildirler. Bu arada kadının temiz sayılmayan bir
varlık olduğu daima göz önünde tutulur.
Anohin[46]
ile Potanin’e[47]
göre, Şamanın başlığı iki türlüdür: biri cübbe ile,
biri de cübbesiz, normal giysiyle giyilir. Cübbe ile
giyilen başlığa, üzerindeki bazı simgesel süslerle
kuş pörük denir. Kırmızı kumaştan yapılan, içi
astarlı bu başlık, arkaya doğru sarkan bir külah
biçimindedir. Başlığa yer yer tilki postu,
boncuklar, ipler, puhu kuşu tüyleri dikilmiştir.
Bazı Şaman başlıklarında ise, başı ile birlikte puhu
kuşu kanadı bulunur. Cübbesiz olarak normal elbise
ile giyilen başlık, kuzu postundan yapılmış olup
bazı yerlerinde demet halinde ağaçkakan tüyleri,
arka kısmında ise üç beyaz şerit görülür. Bu külah,
aru töz olarak nitelendirilen Ülgen ile oğulları,
dağ ruhları ve Yer-su gibi iyi ruhlar için yapılan
törenlerde giyilir. Beyaz renk iyi ruhların hoşuna
gittiği için genellikle beyaz kuzu postundan
yapılır. Sıradan Şamanların külahları ise, kara kuzu
postundandır.
Lankenau’ın[48]
anlattığı eski bir Şaman giysisinde, cübbenin arka
kısmında koltuk altına yakın yerlere puhu kuşu
kanatları da bağlanmıştır. Başlığa da boz bir puhu
kuşunun kanadı ve kuyruğu takılıdır. Geyik
derisinden yapılmış olan cübbe, kuş şekline uygun
olarak, deriden bağlarla donanmıştır. Sırt kısmında
12 parça kakım kürkü ve uzun bir şeritin ucunda puhu
kuşu pençesi bulunmaktadır. Ayrıca koltuk altına
takılı iki büyük çıngırak da göze çarpar. Cübbe ve
başlıktaki bütün bu parçalar kötü ruhları kovmaya
yarar.
Harva’ya[49]
göre, Soyot ve Karagaslarda da Şaman giysisi, yine
kuşu andıran bir biçimdedir. Bu bakımdan aynı kültür
çemberine bağlı olan bu halklarda Şamanın bir kuş
şekline girdiği ve bu kuşun da puhu olduğu kesindir.
Ayrıca Yakut ve Tunguzlarda da Şaman giysisinin,
bazı değişikliklerle birlikte, bir kuşa benzediği
görülüyor.
Bu Şaman
giysisinden başka, bir de hayvanı andıran bir Şaman
giyimine rastlanmaktadır. Bunun başlıca belirtisi,
Şamanın başlığına takılan boynuzdur. Ayrıca Şamanın
arkasına da boynuz takılıdır. Gmelin[50]
daha 18. yüzyılda bir Tunguz Şamanının her iki
omuzunda demirden yapılmış birer boynuz bulunduğunu
yazar. Rusya müzelerinde bulunan bu tür giysiler,
Tunguzlardan Yenisey halkları ile Samoyedlere
geçmiştir. Şirokogorov[51]
da Tunguzlarda gerçek geyik boynuzu takılı bir Şaman
başlığı gördüğünden sözeder. Aynı yazara göre,
eskiden Şaman giysisi de geyik derisinden
yapılmıştır. Pallas[52]
18. yüzyılda bir Buryat Şamanının, demir boynuz
takılı bir başlık taşıdığını yazar. Ayrıca Buryat
Şamanına ait bir mezarda da bu biçimde bir başlık
bulunmuştur.
Çeşitli
Şaman giysilerini inceleyerek bunları
değerlendirmeye çalışan Harva’ya[53]
göre, Şamanın giydiği giysi, kötü ruhlara karşı onu
bir maske gibi korur. Nitekim Altay ve Sayan dağları
havalisinde Şamanın puhu kuşu kılığına girmesi, bu
kuşun ruhları ürküttüğüne inanıldığındandır. Bundan
dolayı bazı yerlerde, hastalanan çocuğu iyileştirmek
için, bir puhu kuşu beslenir ve bunun, hastalığı
doğuran kötü ruhları kovacağına inanılır. Sibirya’da
Şamanın boynuz takması da, yine kötü ruhları
ürkütmek içindir.
Aynı
yazara göre, Şaman giysisi aslında yüze ya da başa
geçirilen bir maskeden ibaret olup zamanla bugünkü
biçimini almıştır. Nitekim bazı halklarda Şaman,
ayin sırasında yalnızca yüzüne, kayın ağacı
kabuğundan yapılmış bir maske takmakla yetinir.
Ayrıca Buryat Şamanlarının da yüzlerine deri, tahta
ya da madeni maske taktıklarına bakılarak giyside
başlığın daha öncel olduğu söylenebilir. Diğer
taraftan Ohlmarks’a[54]
göre kuş biçimindeki giysi Şaman için sıradan
giysiden daha önemli olup onun, ruhu ile bir kuş
gibi göğe uçtuğu tarzındaki tasarımdan doğmuştur.
Şaman, yeni bir bedene girer gibi, giydiği bu giysi
sayesinde, yardımcı ruhlarla birlikte kolayca
uçabilir.
Altay
Türklerinde Kam giysisi, deriden bir çanta içinde,
çadırın gerisinde bir yerde saklanır. Giysi
eskiyince ormanda bir ağaca asılır. Şaman öldüğü
zaman, elbisesi de mezarının başına konulur. Her
yeni Şaman için yeni bir ayin elbisesi yaptırmak
şarttır.
Şaman
Davulu
Sibirya
Şamanları ayin sırasında bir de davul kullanırlar.
Şaman giysisinden daha eski olduğu anlaşılan bu
alet, Şaman giysisinin bugün artık ortadan kalkmış
olduğu yerlerde bile kendini korumuştur. Türk-Moğol
halklarında Şaman davulları, genel çizgileri ile
aynı biçimdedir.
Güney ve
Kuzey Altay halklarında davulun parçaları,
hazırlanması, yapısı ve deriye çizilen şekillere
dair Radloff[55],
Anohin[56],
Potanin[57],
Potapov-Menges’de[58]
geniş bilgiler vardır. Şaman davulunun adı
Radloff’da tünür, tüñür ya da tür’dür. Potanin’de
tüñir, Anohin’de ise, tünür ya da çalu olarak geçer.
Şorlarda bu davula tür denir. Radloff kendi
saptadığı her üç şeklin Moğolcadan geldiğini yazar.
Anohin’de geçen çalu ise, Türkçe olup çal-
yükleminden yapılmış bir addır. Oysa bu yazara göre
çalu, davulun içinde bulunan ve Şamanı simgeleyen
tahta sapın adıdır. Cübbe gibi davul da Şamanın
mesleğe çağrılmasından hemen sonra, ata ruhlarının
verdiği esin üzerine yapılır. Erkek Şamanların
davulu ile kadınlarınki arasında bir fark yoktur.
Ancak çocuk Şamanların davulu daha küçüktür.
Radloff’a
göre, davulun şekli az çok ovaldir. Anohin bunun
yanında ayrıca yuvarlak davullardan da sözeder.
Nitekim Şorlarda davulun her iki şekline rastlanır.
Bunlarda tasvir edilen davulun çapı 76
santimetredir. Potanin ise, yalnız yuvarlak davullar
gördüğünü yazmıştır. Davulun kasnağı tercihen kayın
ya da sedir ağacından yapılır. Bu ağacın temiz,
zedelenmemiş ve oturulan yerlerden uzakta olması
gerekir. Ayrıca ona insan eli değmemiş ve herhangi
bir hayvanın yaklaşmamış olmasına da özen
gösterilir. Davulun derisi geyik ya da dağ keçisi
derisinden yapılır. Bunu eski bir avcı kültürünün
belirtisi olarak kabul edenler vardır. Derinin
seyrek olarak tay derisinden yapıldığını göz önünde
tutanlar ise bunu, at besleyenlere has bir kültürün
kalıntısı olarak açıklamışlardır.[59]
Davulu
ustaları yapar. Şaman yeni davulu kutsamak için,
dualar okuyarak ardıç tütsüsüne tutar, üstüne kımız
serper. Davul yalnız dinsel törenlerde kullanılır.
Davulun derisi hasar görürse, yenilenir; eski deri
ormanda bir ağaca asılır. Şaman ölünce davulu
parçalanıp mezarının yanında bulunan bir ağaca
asılır. Her Şamanın, biri yedek olmak üzere, iki
davulu vardır. Şorlarda Şamanların bütün meslek
yaşamları boyunca kullandıkları davul sayısı 3-9
arasında değişir. Potapov-Menges[60]
Şorlarda davulun yapılmasına dair geniş bilgi
vermiştir. Onlara göre, Şaman adayının mesleğe
çağrılması üzerine, bağşı olduğu oymağın halkı
ormana gider. Burada Şaman, dualar ederek büyük bir
dinsel ayin yaparken, davulun bütün parçaları üç gün
içinde hazırlanıp bir araya getirilir, sonra üzerine
resimler çizilir. Aynı yazarlara göre[61]
Şaman adayı bu şekilde hazırlanan davulu önce
koruyucu ruhu olan Muz-tag “Buz dağ”’a sunar. O da
bunu, adları ile çağırılan oğullarına gösterir.
Bunların tümü, Muz-tag’ın çevresinde bulunan yüksek
birer dağdır. Sonra Muz-tag kendisi davulu gözden
geçirerek bununla ne kadar tören yapılacağını
saptar. Aday bundan sonra davulu, bir söylentiye
göre, Ülgen’in annesi, başka bir söylentiye göre
ise, karısı olan Tazı Kan “Dazlak Han”’a sunar. Üç
gün sonra da büyük bir törenle bu davul Erlik’e
gösterilir. Kurban olarak ona içki sunulur. Yeraltı
dünyasının bu büyük ruhu da davulu inceleyip adayın
bununla kaç yıl Şamanlık yapacağını ve bu arada kaç
kurban sunacağını bildirir. Bu şekilde saptanan süre
dolunca, çok kez Şaman gerçekten ölür ya da
dağlarda, bozkırda kaybolup gider.
Davulun
iç kısmı, kayın ağacından yapılmış bir sapla iki
eşit kısıma ayrılmıştır. Güney Altaylılar ile
Karaorman halklarında bu sap, insan şeklinde
yapılmış olup eski, ölmüş bir Şamanı simgeler. Bu
tür êsi “davul sahibi”’dir. Bunun göğüs hizasından
çaprazlama geçirilmiş olan bir demir çubuk (kiriş),
kolları oluşturur. Yukarıda sözü geçen sap, bu
çubuğun alt kısmında genişleyerek kalçaları ve biraz
aşağıda da bacakları meydana getirir. Bu kısımlar
bazı davullarda yoktur; sapın üstünde bazen Şamanın
kendisini simgeleyen bir insan resmi bulunur. Şorlar
ile Kumandılarda davulun içinden geçen uzunlamasına
sapın üstüne çeşitli süsler oyulmuştur. Şaman bu
saptan altı köslü ala mars “altı gözlü ala kaplan”
diye sözeder. Güney Altaylılarda kirişin iki yanına
madeni parçalar asılıdır. Bunlar Şamanı kötü
ruhlardan koruyan silahları simgeler. Bazı
halklarda, Şamanın emrinde bulunan ruhların sayısı
kadar çıngırak takıldığı da görülür.
Güney
Altaylılarda davulun derisindeki resimler kırmızı ya
da beyaz taş boya ile çizilir. Bunu çizenlere yürüçi
denir. Resimler davulun hem dış, hem de iç yüzünde
bulunur. Bunlar Şamanist dünya görüşü ile kurban
törenlerini yansıtan şekillerdir. Davulun derisinin
üstündeki resimler, yerdeki bazı varlıklar ile
gökteki efsanevi varlıklara aittir. Yukarıya doğru
sağda ay, solda güneş resmi vardır. İkisinin yanında
görülen iki küçük daire, güneşin doğuşunu ve
batışını simgeler. Bunların arasındaki noktalar
yıldızları gösterir. Ayrıca Ülgen’in kızlarını
gösteren resimler ile kuş, geyik, ağaç vb. şekiller
de vardır. Davulun derisinin içindeki resimler
“davulun sahibi” ile kirişi anlatır. Biraz altta
davulun kasnağının yapıldığı, tanrısal kökenli kayın
ağacı ile davulun derisinin yapıldığı geyik ve
nihayet yeraltı denizinde yaşayan bir yılan; kirişin
üst tarafında ise güneş, ay ve yıldızların resimleri
göze çarpar.
Ayinin
başında Şaman, yardımcı ruhları davulun iç kısmında
toplar. Şorlar ile Kumandılarda da davulun üstüne
çizilen şekiller, Güney Altaylılarınkinden farklı
olup daha çok Abakan Türklerinden sayılan Sagay,
Beltir ve Kaçlarınkine benzer. Bunlarda davulun yüzü
ikiye ayrılarak üst kısma göğe ait, alt kısma ise
yeraltına ait varlıkların resimleri çizilmiştir.
Şorların Şaman davulunda az çok bir evren görüşü
ifade edilmeye çalışılmıştır. Burada yere ait
herhangi bir şeye rastlanmaz. Gök ise, yeraltı
dünyasına karşı hakim bir durumda görülür. Öte
yandan Güney Altaylılarda yeraltı dünyası hiç
yansıtılmaz. Burada göze çarpan, daha çok yeryüzü
sakinleri ile kurban törenlerine ait sahnelerdir.
Davulun tokmağı.
Radloff[62],
Anohin,[63]
Potanin[64]
ve Potapov-Menges’e[65]
göre, Güney Altaylılarda tokmak (orbu) genç bir
kayın ağacından yapılır. Davula vurulan kısım, sesin
boğuk çıkmasını sağlamak için, kakım, samur ya da
tavşan ayağı derisi ile kaplanır. Kuzey Altaylıların
Kuznetsk çevresindeki bazı halklarında tokmak
yerine, doğrudan doğruya bir tavşan ayağı
kullanılır. Tokmağın diğer yüzüne süs olarak 3 ya da
9 halka takılıdır. Şaman, davulu tokmakla
“kamçıladığı” için ona “kamçı” denir. Yine Kuzey
Altaylılardan sayılan Şorlarda tokmak (orbog) uzun
saplı bir kaşığa benzer. Buna beyaz renkli, erkek
bir tavşanın derisi geçirilir. Bunlarda tokmak,
davuldan bir yıl önce hazırlanır ve Ülgen için
yapılan törenler hariç olmak üzere, diğer ayinlerde
davulun yerine kullanılır.
Şamanlıkta davulun ne amaçla kullanıldığına dair bir
takım fikirler öne sürülmüştür. Priklonskiy’e[66]
göre, Yakutlarda davul, ruhlar dünyasına giden
Şamana eşlik ettiği söylenilen hayvanı simgeler.
Nitekim Yakut efsanelerinde o “Şamanın atı” diye
geçer. Buryatlarda da davul, Şamanın ayin sırasında
yaptığı gezilerde bindiği “at”tır. Bu da olasılıkla
bu yörede davulun at derisinden yapılmış olmasından
ileri gelmektedir. Nitekim bunun yerine maral ya da
geyik derisi kullanılan yerlerde, davulun adı
“maral” ya da “geyik” olarak geçer. Yakut
efsanelerinde Şamanın, davulu üzerinde yedi kat
gökte uçtuğundan sözedilir. Altay Türklerinde
davulun tokmağına “kamçı” denilmesi de bundandır.
Ancak Şaman ayinlerinde davulun eskiden de
kullanılıp kullanılmadığı belli değildir. Harva’ya[67]
göre, davulun ne amaçla yapıldığını anlamak için şu
özelliklere dikkat etmek gerekir: denildiğine
bakılırsa, Altaylılarla Yakutlarda Şaman, ruhları
davulun içinde toplar. Radloff’a[68]
göre, kam ruhları davul ile tokmapın arasına
sıkıştırarak uzaklaştırır. Nihayet, Şaman giysisinin
kötü ruhları ürkütmek için kullanılması gibi,
davulun da sesi ile onları korkutmaya yaradığına
hükmedilebilir.
Davul
yerine bazen yay da kullanılır. Radloff[69],
Lebed ırmağı çevresinde bir kamın yay ile Şamanlık
yaptığına tanık olmuştur. Anohin[70]
de Altay bölgesinde erkek ve kadın Şamanların küçük
bir yay (yölgö) ile Şamanlık yaptıklarını yazar.
Radloff’a[71]
göre, Kırgız Şamanları davul yerine kobus çalarlar.
Ayrıca onların dört köşe bir tahta parçası ile zil
ve çıngıraklar takılı bir de asası vardır. Baksı bir
süre çalıp söyledikten sonra coşar ve asasını
sallayarak oynamaya başlar. İki baksı bir arada
Şamanlık yaptığı zaman, biri çalar, öteki asası ile
oynar. Priklonskiy’in[72]
yazdığına göre, davulu bulunmayan Yakut Şamanı da
ayin sırasında asa kullanır.
Şamanın
Yardımcı Ruhları
Şamanist
dünya görüşünün en önemli unsurlarından birini,
ayinin başlangıcında Şamanın kendi yardımcı
ruhlarını çağırması oluşturur. Gerçek Şamanizmin
hüküm sürdüğü yerlerde en önemli rolü oynayan bu
yardımcı ruhlardır. Denildiğine göre, en güçlü
Şaman, en güçlü yardımcı ruha sahip olabilendir.
Ohlmarks’a[73]
göre, yardımcı ruh ayin sırasında Şamanın içine
girerek onun benliğine sahip olup kişiliğini
değiştirir. Başka bir deyimle Şaman yardımcı ruha
dönüşmüş olarak kişiliği de o ruhun içinde görünmeye
başlar. Nitekim kimi Şamanların kurt, boğa, ayı ya
da karabatak şekline girerek ruhsal geziler
yapmaları, bu fikri pekiştirmektedir. Aynı yazara
göre, kimilerinin sandığı gibi, Şamanın yalnızca
kendi gücüne güvenerek böyle bir geziye çıkması
olanaksızdır. Yaratılış ve bilgiden başlayarak
yetersiz olan Şamanın bu güç işi başarabilmesi,
ancak yardımcı ruhlar korumasında olasıdır. Bunlar
ya ayı, kurt, sığır, geyik, tavşan gibi hayvan
türünden ya da kaz, karga, kartal, baykuş gibi kuş
türündendirler. Ayrıca ölülerin, ataların ve son
olarak ocak, orman, Yer-su ruhları vardır. Anohin’e[74]
göre, Altaylılarda ölmüş kamların ruhları başta
olmak üzere, ölü ruhlarından ibaret olan tözler
(yardımcı ya da koruyucu ruhlar) çoğalınca, boy ya
da oymağın büyük atasının ruhu bunların başına
geçer. Ruhlar Şamana yol gösterir, güç verirler. Kuş
şeklinde tasarlanan yardımcı ruhlar, göklere çıkan
Şamana yoldaş olurlar. Yeraltındaki kötü ruhlara
giden Şamanın rehberi bir karabataktır. Büyük
kamların 10, küçük kamların ise 1 ya da 2 yardımcı
ruhu bulunur. Güçlü bir kam başkasına ait olan ruhu
ele geçirebilir. Yakutlarda yardımcı ruhların
başında iye kıl “ana hayvan” gelir. Ölen bir Şamana
ait olduğu söylenen bu ruhun diğer bir adı da
emegettir. Denildiğine göre, iye kıl ya da emeget
Şamanın ruhunun eşi ya da onun hayvanda bedenleşen
canıdır. Şaman ayin sırasında iye kılın yardımı ile
görür ve işitir. Şaman ile iye kılın yaşamı
birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. İye kıl ölürse,
Şamanın da yaşamı sona erer. Teleütlerde Şamanın
özel ruhuna tın bura denir.
Genellikle törenin başında önce küçük, çevik ama o
kadar güçlü olmayan ruhlar çağırılır. Yakut Şamanı
önce kuş ruhlarını çağırır. Bunlar Şamanın ağzından
çeşitli sesler çıkararak geldiklerini haber
verirler. Törenin ikinci bölümünde daha yüksek ve
güçlü olan ruhlar ve en sonra Şamanın “diğer ben”i
olarak gösterilen emeget gelir. Ayin ancak bütün bu
yardımcı ruhlar toplandıktan sonra başlayabilir.
Yardımcı
ruhların görevleri, ayinin türüne göre değişir.
Sıradan bir ayinde ruhlar, ancak herhangi bir konuda
Şamanı aydınlatmak ya da gelecekten haber vermek
üzere gelirler. Bu sırada ruh ile Şaman arasında
heyecanlı bir sohbet başlar. Bu arada ruh, ya
doğrudan doğruya Şamanın ağzından ya da onun
sırlarını bilen yardımcı bir kişi aracılığıyla
konuşur. Bazen Şamanın karnından konuşarak ruhun
sesini canlandırdığı da olur. Ruhlar bazen de
sessizce gelip Şamana yalnız esin verirler.
Genellikle Altaylılar, yardımcı ruhların Şamanın
içine girmeyip ona dışarıdan yardım ettiklerine
inanırlar.
Şirokogorov’a[75]
göre, Tunguzlarda Şaman, içine giren ruha göre, yeni
yetenekler ve nitelikler de kazanır. Örneğin çevik
bir ruh, yaşlı bir Şamanı bir genç gibi hareketli
yapar. Şamanın içine giren ruh, ateşten etkilenmeyen
türden ise, Şaman da kor haline gelmiş kömürün
üstünde rahatça yürür, kızgın demirleri tutar, yanan
bir mumu ağzına sokar. Acı duymayan bir başka ruh
koruyuculuğunda Şaman, kendine hiç bir zarar
vermeden, keskin bir bıçağı bedeninin herhangi bir
yerine saplayabilir. Şamanlar bu bakımdan Rifai
dervişlerine ya da Hint fakirlerine benzerler. Bu
arada göz-bağıcılığı ile halkı kandırmaya çalışan
kimi düzenbazlara da rastlanır. Ama gerçek Şamanlar
böyle şeyler yapmaktan çekinmektedirler. Bazı
Şamanist halklara göre, hastalık doğuran ruhu kovmak
için Şaman yine yardımcı ruhtan yararlanır. Bu
takdirde yardımcı ruhun, hastalık ruhu ile savaştığı
söylenir.
Şamanın
Görevleri
Genellikle söylendiğine göre, Şaman kehanette
bulunmak, büyü ve efsun yapmak, kurban kesmek gibi
çeşitli işler yapar. Ama bu arada Şaman kelimesinin,
çok kez yanlış olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Çünkü yukarıda sıralanan işleri Şaman olmayan
kişiler de yapabilir.
Gerçek
Şamana, ancak ruhlarla ilişkiye geçmek suretiyle
çözümlenebilecek zor sorunlarda başvurulur. Burada,
ya Şamanın ruhu cezbe ile bedeninden ayrılarak başka
dünyaya gider, ya da ruhlar Şamanın içine girerek
ona esin verir ve bu durumda cezbe halindeki Şamanın
ağzından konuşurlar. Radloff’a[76]
göre, kamın doğum, evlenme ve defin törenlerinde
hiçbir görevi yoktur. Yeter ki bu sırada zor doğum
vb. gibi beklenmedik bir durum olmasın. Ayrıca
kısırlığı gidermek için de Şamana başvurulduğu olur.
Sibirya
halkları Şamanı şu işler için çağırırlar:
1.
Bir yıl
kadar evde dolaştığına inanılan ölü ruhunu öteki
dünyaya göndermek için;
2.
herhangi
bir nedenden yersiz yurtsuz kalan ruhu, tahtadan
yapılmış bir heykele yerleştirmek için;
3.
avda
şanssızlığı gidermek için;
4.
ağır
hastalıkları iyileştirmek için.
Avda
şansın iyi gitmesi için Şaman yardımcı ruhları
aracılığıyla, av hayvanlarının “gölge”lerini önceden
yakalar, bu şekilde avcının hayvanları yakalaması ya
da öldürmesi kolaylaşır. Bunun için yapılan törende
Şamanın bir avcı gibi hareket ettiği söylenir.
Sibirya’da daha çok hastalık olduğu zaman Şamana
başvurulur. Anohin’in[77]
yazdığına göre, Altay yöresinde kamların
iyileştirdiği başlıca hastalıklar sıtma, çiçek,
frengi ve bir takım ruhsal hastalıklardır. Burada
Şaman, hastalığı hangi kötü ruhun (körmöz)
doğurduğunu saptayıp, onun nasıl yatıştırılacağını
ve kovulacağını öğrenir. Altay Türklerine göre
hastalık, bedenden ayrılan ruhu, kötü bir körmözün
kapmasından olur. Bunun için kamın görevi, bu ruhu
bulup sahibine geri getirmektir. Hastalık, ayrıca
bir ya da birkaç kötü ruhun hastanın bedenine
girmesi ile de olabilir. Şaman ayin sırasında büyük
bir güç harcayarak bunları hastadan uzaklaştırmaya
çalışır. Bu sırada düşüp bayıldığı da olur.
Vitaşevskiy[78]
ve Seroşevskiy’in[79]
Yakutlar ile kuzeyde yaşayan Dolganlarda bu amaçla
yapılan tören hakkında verdikleri geniş bilgilere
göre, bu dikkate değer ayinin dört aşamalı olduğu
anlaşılmaktadır:
1.
Ruhların
çağrılması;
2.
yardımcı
ruhların gelip hastalık yaratan ruhu uzaklaştırmak
için gök ruhlarına nasıl kurban sunulacağını
bildirmeleri;
3.
hastanın
ruhunun Şamana ya da bir hayvana aktarılmasından
sonra, kurbanlık hayvanın kesilmesi;
4.
ruhun
Şaman tarafından göğe götürülmesi.
Ohlmarks’a[80]
göre, Şaman hastalığın nedenini anlamak ve kurbanı
adamak üzere daha önce ruhen göğe çıkar. Bu ayin de
dört kısma ayrılır:
1.
Şaman
önce yardımcı ruhlarını simgeleyen belirli kuşları,
sonra ataların ruhlarını ve sonunda kendi benliğinin
eşi olan emegeti çağırır;
2.
ruhlar
geldikten sonra Şaman emegetin korumasına sığınır;
3.
Şaman
emeget ve başka yardımcı ruhların eşliğinde gök
yolculuğuna çıkar;
4.
Şaman zor
ve yorucu bir yolculuk sonunda, gökte ruhların
kaldığı kata ulaşarak kurbanı adar.
Bu ayin
sırasında, hastayı iyileştirmek için, Şamanın neden
göğe çıktığı iyice aydınlanmamış görünüyor.
Verbitskiy’e[81]
bakılırsa Şaman, hastanın ruhunu (kut) aramak için
göğe çıkar. Ama bu açıklama biçiminin doyurucu
olduğu söylenemez. Eğer hastalığın nedeni kötü ruh
bir ise, onu gökte aramamak gerekir. Çünkü
Şamanistlerin inanışına göre, gökte hiçbir kötü ruh
barınamaz. Orası yalnız iyi ruhların yeridir. Bu
arada Şamanın, hasta için gökten yeni bir ruh
getirdiğine dair herhangi bir iz de yoktur.
Vasilyev’in[82],
anlaşılan halkın açıklamalarına dayanarak verdiği
bilgilere bakılırsa, Şaman hastanın hırpalanmış ve
yorgun düşmüş ruhunu temizlemek ve dinlendirmek
amacıyla göğe götürür.
Altay
Türklerinde Kam, yalnızca göğün en büyük ruhu olan
Ülgen’e kurban sunmak için göğe çıkar. Bu gezi 3 gün
sürer. Radloff’a[83]
göre, Kamın gök yolculuğu için gereken hazırlıklara
akşam saatlerinde başlanır. Tören yeri, ıssız bir
ormanda kurulan bir çadırdan ibarettir. Kam önce
sürüden kurbanlık bir at seçer. Hayvanı kesmeden
önce, göğün dokuzuncu katına şıkarak kurbanı,
gökteki en büyük ruhun (Ülgen) onayına sunar. Kurban
beğenilirse, hemen o akşam kesilir; ertesi gün ayine
devam edilir. Kam bu kez yardımcı ruhları çağırarak
davulun içine topladıktan sonra, göğe gezmeye çıkar.
Bu yolculuk sırasında tanık olduğu bir takım garip
olayları, çadırda bulunanlara anlatır. Göğün
dokuzuncu katına ulaşınca, kurbanın ruhunu Ülgen’e
sunar. Bu sunuş töreninin sonunda Şamanın büyük bir
cezbeye tutularak yere yıkıldığı görülür. Üçüncü gün
yine akşam yapılan şenlikte içki içilip eğlenilir ve
bu arada ruhlara saçı saçılır.
Altaylılara göre, kötü ruhlar yakaladıkları ruhu
yeraltına götürdükleri için, kam ayin sırasında
buraya inmek zorunda kalır. Bu yolculuk sırasında
birçok zorluk çektikten sonra, sonunda Erlik’in
huzuruna çıkmayı başarır. Kamın onunla görüşmesi,
ayinin en heyecanlı bölümünü oluşturur. Bu sırada
Kam büyük bir cezbe içinde kendini kaybeder. Ama
yeryüzüne dönerken hastanın ruhunu beraberinde
getirmeyi başarır. Ayinin sonunda Şaman, ağır ağır
gözlerini açıp orada bulunanları selamlar.
Seyirciler de bu arada korkulu bir rüyadan
uyanıyorlarmış gibi kendilerine gelip rahat bir
nefes alırlar.
Şamanlar
genellikle yoksul kimselerdir. Yaptıkları ağır işe
göre, kazançları alçakgönüllücedir. Aslında Şamanın
amacı zengin olmak değildir. O, ta Şamanizmin ortaya
çıkışından beri toplum yaşamında düzenleyici bir rol
oynamış, bağlı olduğu oymağın hayrına çalışmayı ve
herşeyden önce en sıkıntılı günlerinde halkın
yardımına koşup onu manen desteklemeyi kendine
başlıca görev edinmiştir. Verbitskiy[84]
Altay Türkleri arasında tamamıyla ya da kısmen
Şamanlığa yakın işler yapan kişilerden de sözeder:
şiddetli sinir nöbetleri geçirerek gelecekten haber
veren rınçiler, gaipten haber veren telgoçiler,
belirli hayvanların kürek kemiği üzerine ateş
koyarak, meydana gelen değişikliklere göre
yorumlarda bulunan yarınçiler, dar ve rüzgarlı
boğazlarda bulunan yada taşı ile havayı değiştiren,
yağmur ve rüzgar yaratan yadaçiler gibi.
[1]
Sadettin Buluç, İslam Ansiklopedisi,
Cilt: 11, s. 310-335 ve ayrıca bkz. Alıntı 1
(1997): 13-43.
[5]
s. 105 vdd.; TP, s. 237
[6]
Budhistlik,
s. 97 vd.
[11]
Versucht eines Wörterbuches der
Türk-Dialecte,
Petersburg, 1889, II, 476 vd.).
[13]
Aus Sibirien
I, 139.
[14]
Die religiösen Vortstellungen,
s. 449.
[15]
Çev. R.R.Arat, Ankara, 1959, II, 87, beyit
1065; 151, 2002; 281, 3873; 378, 5244.
[16]
Çev. B. Atalay, Ankara, 1941, III, 157.
[19]
Ayn. kitap,
II, 16 vd.
[23]
ayn. esr.,
s. 5 vdd.
[24]
Agapitov-Hangalov, s. 41 vd.; Nioradze, s. 2
vd.; Buluç, Şamanizm I, I, 43 vdd.,
Şamanizmin menşei, s. 77; Harva,
ayn. esr., 465 vd.
[25]
İnan, Şamanizm, s. 87 vdd.
[30]
İnan, ayn.esr., s. 76 vdd.
[32]
ayn. esr.,
s. 29 vd.
[34]
İnan, ayn. esr., s. 78 vd.
[35]
ayn. esr.,
s. 33 vdd.
[40]
ayn. esr.,
s. 484 vd.
[41]
ayn. esr.,
s. 108-148
[42]
ayn. esr.,
II, s. 17
[47]
ayn. esr.,
IV, 52 vd.
[49]
ayn. esr.,
s. 507 vd.
[51]
Opıt.,
s. 33 ve
Versuch, s. 67 vdd.
[52]
III, 182; krş. Potanin, IV, 54.
[54]
ayn. esr.,
s. 211 vd.
[55]
ayn. esr.,
II, s. 18
[59]
Bk. Schmidt, IX, 258.
[62]
ayn. esr.,
II, s. 19
[66]
Tri, Jst,
1891, s. 53