Türk
kültüründe sayılar çok önemli bir yere sahiptir.
Bunların büyük bir bölümü dini inanmalardan
kaynaklanmaktadır.
İnançlar
yaşam biçimimizi doğrudan doğruya etkilemekte, bu
etki, edebiyatımızda, sanatımızda, müziğimizde, halk
oyunlarımızda kendini göstermektedir.
Bazı
sayıların kültürümüzdeki işlevi İslamiyet öncesi
sosyal hayatımıza dayanmakta, kimi sayılar destan ve
masallarımızda önemli ölçüde yer almaktadır.
Edebiyatımızda da dinin etkisi çok fazladır. İslami
inanışlar gerek halk, gerekse divan edebiyatında
önemli ölçüde kendini hissettirmektedir.
İslam
dininde bazı sayılar kutsal bir özellik taşır. Bir,
üç, dört, beş, yedi, dokuz, oniki, kırk vb.
sayıların dini bakımdan çeşitli anlamları
bulunmaktadır. Kutsal özellik taşıyan bu sayıların
anlamları çeşitli yazarlarca nesir biçiminde
işlenirken, âşıklar tarafından da şiirlerde sık sık
dile getirilmiştir.
Geleneksel
kültürümüzde sayılar üzerine kurulan inançların
kaynakları hem İslam dinine hem de Orta-Asya
yaşayışına ve Şamanizme dayanmaktadır.
Destanlarımızda, masallarımızda, hikâyelerimizde,
şiirlerimizde ve günlük yaşayışımızda sık sık
rastladığımız sayıları geleneksel kültürümüzde ve
âşıkların dilinde şu şekilde belirlemek mümkündür.
"Bir" Sayısı
İslam
dininde bir sayısı Allah'ı ifade eder. Allah birdir
ve tektir. Dede Korkud'ta ...... yerde geçen bir
sayısı âşıklarımızın dilinde ve telinde:
Onlar birdir
bir oluptur
Hak içinde
sır oluptur
Tecellide
nur oluptur
Allah bir
Muhammet Ali
(Pir Sultan Abdal)
Şah-ı Merdan
kullarıyız
Biz biriz
birkaç değiliz
Kanaat ile
yürürüz
İllâ tokuz
aç değiliz
(Hatayi)
biçiminde
sıkça dile getirilmiştir.
"Üç" Sayısı
Geleneksel
kültürümüzde ve âşıkların dilinde en çok işlenen
sayılardan biridir. H. Avni Yüksel, Şaman dininin
esaslarına göre âlem üç bölümden meydana gelmiştir,
deyip bunları:
a)
Yeryüzü (orta dünya)
b)
Yer altındaki karanlık dünya (aşağıdaki dünya)
c)
Gökteki nur âlemi (yukarıdaki sema)
biçiminde açıklamaktadır.[1]
Ziya Gökalp
de:
"Şamanizm,
yukarıdaki semayı önce üç kat olarak tasavvur
etmiştir. Oğuzun sağ kolu üç oktan oluştuğu için,
yukarıdaki semanın üç oktan olması tabii olarak
kabul edilmektedir. Yakutlar'daki ateşin üç
çeşitten olmasının sebebi de, kâinatın üç
bölümden meydana gelmesi yüzündendir."
demektedir.[2]
Türk kültür
tarihimizde ve geleneksel kültürümüzde "üç" sayısı
ile ilgili hususlara çok değişik biçimde
rastlanmaktadır. Bunlardan bazılarını şu şekilde
belirlemek mümkündür:
·
Eski Türk
efsanelerinde "üç" sayısına çeşitli motiflerde
rastlanmaktadır. Türkler'e göre insan, evrenin üç
önemli varlığından biri olarak kabul edilir.
·
Türk
mitolojisinde de ilahlar Gök-Tanrı, Yer-Sular ve
Yağız-Yer olmak üzere üçe ayrılır.
·
Bir Türk efsanesinde terazi burcu, üç ana yıldızla
iki yan yıldızdan oluşmuştur. Üç yıldız göğe kaçan
geyikleri, iki yıldız ise onları kovalayan avcı ile
yayı olmuşlardır. Terazi burcunun üç yıldızı çoğu
Türk efsanelerinde, usta bir avcı tarafından amansız
bir şekilde kovalanan ve canlarını kurtarmak için
kendilerini göğe atan "üç geyik" gibi
tasavvur edilmiştir.[3]
·
Karluk
Türkleri üç aşiretten meydana gelmiştir.
·
Oğuz
menkıbesine göre Oğuz Han üç gün annesinin sütünü
emmemiş, annesi üç gece gördüğü rüya sonucu
rüyasında kendisine söylenilen şekilde hareket
etmiştir.
·
Oğuz'un iki
eşinden üçer tane oğlu olmuştur. İlk eşinden olan
çocukları Gökhan, Dağhan, Denizhan Bozoklar'ı,
ikinci eşinden olan Günhan, Ayhan, Yıldızhan da
Üçoklar'ı oluşturmuştur.
·
Oğuz'un
oğullarından biri bayrağında sembol olarak altın bir
yay üzerine üç gümüş ok kullanmıştır.
·
Göç destanının İran rivayetinde Boğu Han'a Tanrı
tarafından verilmiş üç karga bulunmaktadır. Bu
kargalar memleketin her yerinde olup bitenden hakana
haber getirmişlerdir.[4]
·
Çin
Türklerinde düğün merasimi üç aşamada yapılır. Gelin
kız kocasının evine geldikten sonra üç gün kocası,
kaynanası ve kayın babasıyla karşı karşıya gelmesi
yasaktır.
Manas
destanında da üç sayısının ön planda olduğu görülür.
Manas'ta rastladığımız üç sayısı ile ilgili
unsurlardan bazıları şöyledir.
·
Manas'ın
elde tuttuğu yerlerden birinin adı Üç Koşay'dır.
·
Semetay üç
gece aynı rüyayı görür.
·
Manas üç gün
kimse ile konuşmaz.
·
Kırgızların
ayrılmaz yiğitleri üç tanedir.
·
Manas'ın
önüne üç kız gelip yüzlerini yırtarak ağıt
söylerler.
Dede Korkud
hikâyelerinde de üç sayısının 43 defa yer aldığı
görülmektedir. Bunlardan bazıları şöyledir:
·
Bamsı Beyrek
hikâyesinde Bey yiğit, düşmandan esir bezirgân ve
malları kurtarınca karşılık olarak üç şey beğenir.
·
Dede
Korkut'un yakarışı ile Deli Kaçar'ın eli yukarıda
kalınca, bacısını vermeye razı olur ve üç kere
ağzından ikrar eyler.
·
Çoban, sapan
ile bir yere taş atınca o yerde üç yıl ot bitmez.
·
Dirse Han
Oğlu Boğaç Han hikâyesinde Dirse Han'ın oğlu Boğaç,
üç kabile çocuğu ile aşık oynar, üzerlerine gelen
boğadan üç oğlan kaçar Boğaç kaçmaz.
·
Bayındır Han
Begil'i üç gün av eti ile besler.
"Üç" sayısı
atasözlerimizde ve deyimlerimizde:
·
Er oyunu üçe
kadar
·
Üç nal ile
bir ata kalmak
·
Üçe beşe
bakmamak
·
Üç aşağı beş
yukarı
·
Balık ile
misafir üç gün sonra kokmaya başlar
biçiminde
yer aldığı gibi bilmecelerimizde de:
Üçü üçler
çağıdır
Üçü cennet
bağıdır
Üçü derer
devşirir
Üçü vurur
dağıtır
(Mevsimler)
biçiminde
rastlanmakta olup; masallarda da "üç gün üç gece,
gökten üç elma düştü, padişahın üç oğlu, üç zaman
sonra" gibi söyleyişlerle sık sık karşımıza
çıkmaktadır.
"Üç" sayısı
Alevi toplumu için de çok önemli olup üçler
sözü ile Allah, Hz. Muhammed, Hz. Ali ifade
edilmektedir. Semahlarda da üçler aşkına üç çift
kalkıp samah oynar.
Köroğlu
destanında da önemli bir yeri olan "üç" sayısı için
destanda Köroğlu'nun:
Süremedim
kara günün demini
Giyemedim
güveyilik donunu
Üç gün oldu
kır at yemez yemini
Söylen
Demircioğlu durmasın gelsin
biçiminde
söyleyişi görülmektedir.
Âşıkların
dilinde ise:
İşte bu deme
gelince
Üç kez
doğdum anneden
Nice yavru
uçurdum
Nice
âşiyâneden
(Kaygusuz Abdal)
Kudret
tarafından üç melek geldi
Cebrail
emretti eflâke saldı
Anda coşan
nuru ikiye böldü
Can, hasret
kalemin çalandır Haydar
(Sadık)
"Dört"
Sayısı
"Dört"
sayısı İslam felsefesinde ve halk
inanışlarında bazı temel unsurları nitelendirmek
için kullanılır. Bunlardan bazıları Dört unsur,
Dört tabiat, Dört Kitap, Dört Melek, Dört Mezhep
(Hanefî, Şafiî, Malikî, Hanbelî)'dir.
Bektaşilikte
tasavvuftan gelen Şeriat, Tarikat, Marifet,
Hakikat kavramları "Dört Kapı" ifadesiyle
anlatılır.
Âşıkların
dilinde en çok kullanılan dört kapı kavramı:
Dervişin
dört yanında dört ulu kapı gerek
Nereye bakar
ise gündüz ola gecesi
Bu Şeriat
güç olur Tarikat yokuş olur
Marifet
sarplı durur Hakikattir yücesi
(Yunus
Emre)
Tarikat iman
gerek
Bir tastik
iman gerek
Talip bu
dört kapının
Varından
tamam gerek
(Kul
Himmet)
deyişlerinde
olduğu gibi sık sık dile getirilmiş, kimi zaman da:
Açıldı Hak
kapısı
Sunuldu aşk
dolusu
O dört
kapıdan içre
Girenin
canına hû
(Kemterî)
Yaratmıştır
onsekiz bin alemi
Cebrail
arştan indirdi kelâmı
Dört kapının
yazıldığı kalemi
Diyen bilmez
bilen demez ne seyran
(Derviş
Mehmet)
Dört kitap
dört mezhep adem eşyadır
Ol mahbubun
ismi ruha gıdadır
Söyleyen
söyleten nutk-ı Hudâ'dır
Tûti lisân
eden kendidir kendi
(Seyranî)
Dört Melek
halketti Hallak-ı cihân
Birer hizmet
üzre müekkil her an
Mikâil'e
Bârân Cibril'e Kur'ân
Azrail'e
ervâh İsrafil'e Sûr
(Dertli)
Dinleyip
öğüdün almayan kişi
Dinin
tarikatin bilmeyen kişi
Dört mezhep
nedendir gömeyen kişi
Harap olur
nice kuldur efendim
(Kul
Himmet)
deyişlerinde
belirtildiği gibi dört kapının yanı sıra dört kitap
ve dört mezhebi işaret edilmiştir.
"Beş" Sayısı
İslam
inancında önemli bir yer tutan "beş" sayısı, çoğu
kaynaklarda beş vakit namaz olarak gösterilir. Bunun
dışında elde beş parmak vardır. Hattatlar Allah
yazısını genellikle el şeklinde yazarlar. Ayrıca beş
demekle Ehl-i Beyt kastedilir. Ehl-i Beyt Hz.
Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz.
Hüseyin'dir.
Âşıkların
dilinde:
Vaiz olsan
camilerde şakısan
Beş vaktini
kılmayana kakısan
Dört kitabı
ders eylese okusan
Ali
evliyadır bilmeyince fayda yok
(Sefil
Ahmet)
deyişinde
olduğu gibi kimi zaman beş vakit namaz olarak
belirtilirken, kimi zaman da:
Üçler beşler
o kapıyı açtılar
Muhabbete
misk ü amber saçtılar
Haklıyı
haksızı orda seçtiler
Suçlu
olanlara yer bulunur mu
(Sakine
Bacı)
Üçler dü
âlemde birliğe yettin
Beşler de
onların dâmenin tuttu
Birlik
lokmasını yediler yuttu
Dâmeni pâk
olan pirler de billah
(İlhamî)
deyişlerinde
olduğu gibi Ehl-i Beyt kastedilmektedir.
"Yedi"
Sayısı
"Yedi"
sayısı, Orta-Asya'daki Türk boylarından günümüze
kadar Türk halk inançları ile günlük yaşamlarında en
çok sözü edilen sayılardandır.
"Yedi"
sayısı, Anadolu'da ve bütün Türk boylarında kutsal
sayılmaktadır.
Bunlardan
bazılarını şu şekilde belirlemek mümkündür.
·
Altay
Türklerine göre ayın tutulması "yedi başlı dev"
yüzündendir.
·
Kırgız
Türkleri'nde Kutup Yıldızı'nda bulunan "Büyük
Ayı"ya, "Yedi Bekçi" denir.
·
Orta Asya ve
Anadolu Türklerine göre yer yedi kattır.
·
Kur'an-ı
Kerim yedi harf üzerine inmiştir.
·
Mekke ile
Medine arasında yedi kale vardır.
·
Kur'an-ı
Kerim'de Yusuf Peygamber kıssasındaki rüyaya göre
yedi besili ineği, yedi zayıf inek yer yorumunda
yedi yıl kıtlık olur.
·
Hac'da Kâbe
yedi kere tavaf edilir.
·
Kur'an-ı
Kerim'de geçen Eshab-ı Kehf olayı, Yedi Uyurlar
olarak bilinir.
·
Hz. Ebubekir
Mushaf'ı yedi suret yazdırmıştır.
·
Cuma
namazının yedi farzı vardır.
·
Süleymaniye
camii yedi senede yapılmıştır.
·
Çile yedi
yıl doldurulur. Yunus Peygamber Diyarbakır kalesinde
yedi yıl oturmuş, Eyüp Peygamber, Harran'da bir
mağarada yedi yıl çile doldurmuştur.
·
İstanbul
yedi tepe üzerine kurulmuştur.
·
Bursa'da
yedi Osmanlı türbesi vardır.
·
Osmanlı
Devleti kurulduktan sonra yedinci asırda
yıkılmıştır.
·
Dünyanın
yedi harikası vardır.
·
Gökkuşağı
yedi renklidir.
·
Başta yedi
delik vardır.
·
Dilimizde
sözcük türleri yedi tanedir.
·
Gökteki
takım yıldızlarının en ünlüsü Ülker Yıldızı'na "Yedi
kandilli Süreyya" denir.
·
Müzik notası
yedi tanedir.
·
Ailede soy
yedi göbeğe kadar çıkarılır.
·
Kefene yedi
arşın bez de denir.
·
Mevlâna'nın
mesnevisi yedi cilttir.
·
Anadolu'da
düğünün en namlısı yedi gece, yedi gündüz olanıdır.
·
Çocuk yedi
yaşında okula gönderilir.
·
Hafta yedi
gündür.
·
Tehlikeli ve
sağa sola zorla baskı yapanlara "yedi bela" denir.
Âşıkların
dilinde ve telinde de yedi sayısı:
Seyrangâhı
imiş arşın yücesi
Düldül imiş
Kanberi'nin hocası
Server
Muhammed'in Mi'rac gecesi
Yedinci
felekte arslan olan şah
(Pir
Sultan Abdal)
Münkirin
gıdası Hak'tan kesildi
Nesimî
yüzüldü Mansur asıldı
Dünya yedi
kere doldu ıssıldı
Dolduran
Muhammet eken Ali'dir
(Pir
Sultan Abdal)
Musahipsiz
yedi adım varılmaz
İrfan
olmayınca ağu yudulmaz
Yularsız
deve katara gelmez
Hakk'ın bir
ikrarın kime verdin sen
(Teslim
Abdal)
Toprak yurt
bulmaya güvercin uçtu
Yedi yıl
deryada hem kanat açtı
Bir yeşil
kubbeye kondu konuştu
Bir avuç
tûranın saçanıyız biz
(Hüzeyin
Fevzî)
biçiminde
dile getirilmiştir.
"Dokuz"
Sayısı
Türklerde
kutsal sayılan sayılardan biri de "dokuz" sayısıdır.
Bu sayıya geleneksel kültürümüzün her aşamasında
rastlamak mümkündür.
Altay
Yaratılış Destanı'na göre Tanrı yerden "dokuz dallı"
bir ağaç bitirerek her dalın altında bir insan
yaratmıştır. Bunlar dokuz insan cinsinin ataları
olmuştur. Bu dokuz insana "Dokuz Dedeler"
denmektedir. Bu durum destanda:
Tanrı yine
buyurdu: -Bitsin, dokuz dalı da!
Dallar çıktı
hemence, dokuzlu budağı da.
Kimse bilmez
Tanrı'nın düşüncesi ne idi
Soylar
türesin diye şöylece emir verdi.
Dokuz kişi
kılınsın, dokuz dalın kökünden
Dokuz
oymak türesin, dokuz kişi özünden![5]
biçiminde
görülmektedir.
Âşıklarımızın dilinde:
Sekizimiz
odun çeker
Dokuzumuz
ateş yakar
Kaz
kaldırmış başın bakar
Kırk gün
oldu kaynatırım kaynamaz
biçiminde
örneklerine az da olsa rastlanan dokuz sayısı kültür
tarihimizde oldukça önemli yer tutmaktadır.
·
Türk
hakanlarının hakimiyet alameti davul ve tuğlar dokuz
tanedir.
·
Altay
Türkleri'nde Şamanların omuzlarında dokuz ok
ve yay sembolü bulunmaktadır.
·
Ergenekon
Destanı'nda da dokuz sayısı "Dokuz Oğuz" adı
ile bir isim olarak yer almaktadır
·
Manas
Destanı'nda sık sık rastladığımız dokuz sayısı Dede
Korkud'ta da "Doğduğunda dokuz erkek deve
kestiğim oğul" , "dokuz bazlam ile bir külah
yoğurt" "Dokuz çoban" gibi ifadelerle
görülmektedir.
Halk
takviminde "Mart dokuzu" deyimi olarak
görülen dokuz sayısı atasözleri ve deyimlerimizde de
sıkça kullanılmıştır. Bunlardan bazıları:
·
Dokuz at bir
kazığa bağlanmaz.
·
Dokuz ölç
bir biç.
·
Donsuzun
gönlünden dokuz top bez geçer.
·
Güzellik
ondur, dokuzu dondur.
·
Doğru
söyleyeni dokuz köyden doğarlar.
·
Boğaz dokuz
boğumdur.
·
Dokuz ay
karnında taşımak.
·
Bir kaşık
ile dokuz abdal geçinir.
·
Aca dokuz
yorgan örtmüşler yine uyuyamamış.
·
Dokuz
doğurmak.
"Oniki"
Sayısı
"Oniki"
sayısı halkımızca kutsal sayılan sayılar
arasındadır. Bu sayı özellikle Alevi ve Bektaşiler
tarafından kutsal bir sayı olarak bilinmektedir.
Oniki sayısı oniki din büyüğünün adı için Oniki İmam
deyimi olarak kullanılmaktadır. Birincisi Hz. Ali
olan Oniki imamlar sıra ile şunlardır. l. Hz.
Ali, 2. Hz. Hasan, 3. Hz. Hüseyin,
4. Muhammed Bâkır, 5. Zeynel Abidin,
6. Câfer-i Sadık, 7. Musa-i Kâzım, 8.
Ali Rızâ, 9. Muhammed Takî, l0. Ali
Nakî, ll. Hasan Askerî, l2. Mehdî
.
Edebiyatımızda Oniki imamın adının geçtiği şiirlere
"Düvazdeh imam" ya da "Düvaz"
denilmektedir.
"Oniki"
sayısı âşıkların dilinde ve telinde en çok dile
getirilen sayıdır. Bunlardan bazıları:
Oniki İmam'a
niyaz eylerim
Hasan
Askerî'ye hâlim söylerim
Muhammed
Mehdî'ye tamam eylerim
Cümle
günahıma imamlar medet
(Derviş
Mehmet)
Oniki
İmam'ın demin görmüşüz
Safine-i
Nuh'a biz de binmişiz
Muhammed
Ali'ye ikrar vermişiz
Güruh-i
Nâcîyiz dönmeyiz geri
(Hayriye)
Gelin vaz
geçelim biz bu gümandan
Sakın
çıkarmasın dinden imandan
Şefaat
umarız Oniki İmam'dan
Onların
atası Ali değil mi
(Kul
Himmet)
Böyle bulmuş
tadın her helvacılar
Oniki
İmam'dan okur nâciler
Felekler
semanın döner bacılar
Nefsin
başını biç üryan ol da gel
(Seyranî)
Kul Veli'yim
Hakk'a niyaz ederim
Hakk'ın
buyurduğu yola giderim
Dinim
Hak'tır Hak kelâmı söylerim
Oniki
İmamlara ereyim deyu
(Veli)
Dedemoğlu
görmüş idi düşünü
Eğildi
secdeye koydu başını
Ali'ye pay
çıkardılar döşünü
Oniki
İmamların kurbanıyım ben
(Dedemoğlu)
Pir Sultan
Abdal coşkuna
Gel otur
gönül köşküne
Oniki İmam
aşkına
Ben bu seri
vere geldim
(Pir
Sultan Abdal)
Hû diyelim
gerçeklerin demine
Gerçeklerin
demi nurdan sayılır
Oniki İmam
katarına uyanlar
Muhammet
Ali'ye yardan sayılır
(Hatayi)
biçimindeki
söyleyişlerdir.
"Kırk"
Sayısı
Türkler
tarafından, ilk çağlardan bu yana
"kırk" sayısının kutsallığına inanılmaktadır.
İslamiyette de Kur'an'dan bu yana önemli bir yer
tuttuğu görülmektedir. Örneğin, Kırk erbain
Kur'an'da 48 kez geçmektedir.
Alevi ve
Bektaşilerde Hz. Ali'nin başkanlık ettiği kırk
kişinin meclisine "Kırklar Meclisi"
denmektedir.
Bu sayı
geleneksel kültürümüzde de değişik biçimlerde
görülmektedir. Bunların bazılarını şu şekilde
belirlemek mümkündür:
·
Doğumdan
sonra kırk gün içinde bulunan anne ve bebeğe "kırk"
denir. Kırk çıkması, anne ve bebek için
önemli bir olay olarak kabul edilir.
·
İnanışa
göre, çocuk ayaklarını basmazsa ve gelişmezse buna "kırk
bastı" denir.
·
Kırklı
çocuğun elbise ve bezlerinin suyunun dışarı
atılmayacağına inanılır.
Oğuz Kağan
ve Satuk Buğra Han Destanlarında, kırk sayısına
sıkça rastlanır.
·
Oğuz, kırk
günde yürür.
·
Manas
Destanı'nda kırk sayısı 127 yerde kırk yiğit,
kırk savaşçı, kırklar, kırk cura, kırk gelin, kırk
alp, kırk güzel, kırk kulaç vb. biçimlerde
görülmektedir.
·
Dede
Korkud'ta da kırk yiğit, kırk namert, kırk er,
kırk otağ, kırk gün kırk gece gibi ifadelerle
yüz yerde karşımıza çıkmaktadır.
Kırk yiğit
motifinde olduğu gibi, kırk kız motifi de
bütün Türk destan ve masallarında çok geçer. Bey ve
beyin oğlunun kırk yiğidi bulunduğu gibi hanımların
da kırk kızı bulunur.
Anadolu'da
yer isimlerinde de Kırkağaç, Kırklareli,
Kırkpınar, Kırktepe, Kırkkuyu, Kırkkavak gibi
rastlanmaktadır.
Âşıklarımızın dilinde ve telinde ise "kırk" sayısı:
Kırklar
arzeyledi Elmalı şehri
Boğazhisarında ol böldü nehri
Bol yerde
küffara eyledi kahrı
Ol dem kılıç
aldı pîrim eline
(Geda
Muslu)
Sersem Ali
vardı pîre dayandı
Çırağımız
kırk budaktan uyandı
Mürşid olan
her bir renge boyandı
Hünkâr Hacı
Bektaş pirim hû deyu
(Sersem
Ali)
Payım gelir
erenlerin payından
Muhammet
neslinden Ali soyundan
Kırkların
ezdiği engür suyundan
Bir sen iç
sevdiğim bir de bana ver
(Kul
Hüseyin)
Pîr
Sultan'ım eydür dünya fanidir
Kırkların
sohbeti aşk mekânıdır
Kusura
kalmayan kerem kânıdır
Gönülde
karası olan gelmesin
(Pir
Sultan Abdal)
Kırklar
meydanına vardım
Gel beri ey
can dediler
İzzet ile
selam verdim
Gel işte
meydan dediler
(Hatayi)
Üçler
yediler sâkî görürsün
Kırklardan
bâdeyi bâkî görürsün
Vücudun
şehrinde Hakk'ı görürsün
Seyranî bu
şehre seyran ol da gel
(Seyranî)
biçiminde
ifadelerle dile gelmektedir.
Bunların
dışında halkımız tarafından kutsallığına inanılan
sayılar da bulunmaktadır.
İnsan
vücudunda 366 kemik bulunduğundan 366 sayısı kutsal
sayılar arasında gösterilmektedir.
Yetmiş iki
milleti işaret ettiği için 72, Ondört mâsum-ı pâk
için l4 sayısı, Allah'ın adlarını ve doksan dokuz
Nebî'yi işaret ettiği için 99 sayısı da kutsal
sayılar arasında gösterilmektedir.
Kaynakça
Sadettin Nüzhet Ergun:
Bektaşi Şairleri. İstanbul l930.
Afet İnan: "Türk Destan
ve Masallarında Kırklar Motifi" Türk Dili Şubat
l958.
H. Avni Yüksel: "Türk
Folklorunda Sayılar" Erciyes 3: 29-31.
Orhan Acıpayamlı:
Türkiye'de Doğumla İlgili Âdet ve İnanmaların
Etnolojik Etüdü. Erzurum l961.
Bahattin Ögel: Türk
Mitolojisi. Ankara.
Turgut Koca: Bektaşi
Nefesleri ve Şairleri. İstanbul l990
Halit Özdemir: Ardanuç
ve Çevresinde Kırk Basması ve Kırkla İlgili
İnanışlar, Türk Folkloru (l975) 72.
Ziya Gökalp: Türk
Töresi. İstanbul l963.
[1]
H. Avni Yüksel: "Türk Folklorunda Sayılar"
Milli Folklor l981.
[2]
Ziya Gökalp: Türk Töresi. İstanbul l963:
l07.
[4]
Nihat Sami Banarlı: Resimli Türk Edebiyatı
Tarihi, C.2: 29.
[5]
Bahattin Ögel, Türk Mitolojisi. Ankara, s.
453.