ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ TÜRKOLOJİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ

Anasayfa | Makale Bilgi Sistemi | Konu Dizini Yazarlar DiziniKaynaklar Dizini | Makale-Yazar Listesi |  Makale Sayısı-Tarih Listesi | Güncel Türkoloji Kaynakçası

MAKALELER

Atatürk Araştırmaları || Çukurova Araştırmaları || Halkbilim || Dilbilim || Halk Edebiyatı || Yeni Türk Dili || Eski Türk Dili
Yeni Türk Edebiyatı || Eski Türk Edebiyatı || Dil Sorunları || Genel || Tiyatro || Çağdaş Türk Lehçeleri

 

KIBRIS YEREL FIKRA TİPİ: KIRK BİR DELİLER 
Prof. Dr. Erman Artun

Kıbrıs halk kültürü mizah yönünden çok zengindir. Mizah Kıbrıs kültür hayatının bir parçası, çok eskilere dayanan bir birikimin sonucudur . Kıbrıs kültürünün tarihsel sürecinde değişim ve gelişimiyle günümüzdeki şeklini almıştır. Mizaha hayatın hemen her ögesi girer, ancak başkalarına aktarıldığında bir forma girer, söz olarak doğan mizah yazıya geçirildiğinde edebi bir kimliğe bürünür (Pala,İ. y.y, s.2-4). Mizah kavramı güldürme amacının yanı sıra dolaysız olarak yergiyi ve öfkeyi de içerir. Mizahın sınırları ironiden sövgüye kadar uzanır. Mizahın geniş bir anlatım ve içerik alanı vardır. Mizah öfkenin, düşmanlığın dışa vurulduğu , toplumsal eleştirinin dile getirildiği önemli bir edebiyat türüdür (Thema Larausse, 1994, s.138-141). 

Mizahta abartma, ironi gibi ince zeka ürünü yöntemlerin yanı sıra aşağılamalar da vardır. Mizah, düşüncelerin nükte , şaka ve takılmalarla süslenip anlatıldığı bir söz veya yazı çeşididir[1] Toplumsal ya da bireysel kusurları, adaletsizlikleri vb. doğrudan veya dolaylı yoldan eleştiren sanat biçimine mizah adı verilir. Mizahta ironi alaya almaktır, küçümseme vardır, zarafetten uzaklaşılabilir. Gülünçleştirme ve ironi bireye ve topluma yöneltilen dolaylı eleştiri biçimidir (Tuğlacı, P., 1972). Anlatı türleri, bir ülkeden bir ülkeye, bir dilden bir dile bir kültürden başka bir kültüre göç edebilir. Yeni yurtlarında , yeni kültür ortamlarına özgü ögelerle bezenip işlenip gelişirler. Her kültürün sözlü kaynakları , bu kaynakları harekete geçiren büyük simge kahramanları olur. Fıkralar ağızdan ağıza dolaşırken çoğalır, değişir, aslından zenginleşerek uzaklaşır. Aslına zenginleşmiş olarak döner, dönüşür. (Apaydın, M., 1993, 1-16). 

Sanat ürünleri toplumun yapısından soyutlanamaz. Bunlar toplumsal ilişkilerden doğan ilişkilerdir. Her toplumun kendine özgü dünyası vardır. Bu dünyanın birikimleri sanat ürünlerinde dile getirilir. Kıbrıs halk mizahı halk fıkralarında zengin bir görünüm sergiler. Kırk Bir Deliler halk fıkraları Kıbrıs halkının sağ duyusu ve iğneleyici özellikleri birleştirilerek ortaya çıkmıştır. Bu fıkralarda Kıbrıs halkının mizaha bakışını , engin hoş görüsünü görürüz. Fıkralar toplum insan ilişkilerini irdeleyen olaylara ayna tutup yansıtan yönleriyle işlevseldir. 

Kıbrıs halk kültürü fıkra sentezinde Anadolu’dan getirilen Türk kültürünün yanı sıra ortak Kıbrıs kültürünün de etkisi vardır. Kültür etkileri fıkralara girerken değişikliğe uğrayarak yerlileşmiş, yeni girdiği kalıpta Kıbrıs kültürünün belirleyici etkisiyle şekillenmiştir. Fıkralar kişilere aitmiş gibi görünse de gerçekte toplumun tümüne mal olmuştur. Fıkralar genellikle tek olay üzerine kurulur. Fıkraların merkezinde insan-insan, insan toplum ilişkisi vardır. Toplum yaşayışının çelişkileri düşünce ve davranış farklarından doğan çatışmalar fıkraların konularını oluşturur. Fıkraların konuları, güldüren, etkileyen nükte motifleri milletin ortak malıdır. Fıkra konusu, daha ziyade fıkra-tipi adını verdiğimiz kahramanlara göre alınmış, bu açıdan tasnif edilmiştir(Sakaoğlu, S., 1984, s.455). Türk halkı sağduyuyla bağdaşmayan işlemlere, tutumlara ve yasalara karşı tepkilerinin sözcülüğünü yarattığı kişilere yüklemiştir.(Boratav, P.,N, 1982, a, s.318-327). Kırk Bir Deliler fıkraları, Kıbrıs’ta ‘’Bir bölge halkıyla ilgili olan fıkralar ‘’grubuna girer. Fıkralar insanların düşünce biçimini yaşayış ve mizaha bakışını yansıttığı için kültür belgeleri olarak kabul edilir.  

Fıkraların yapılarındaki gülme olayını yaratan ögeler göz önünde tutulunca , halkın yaratma gücünden doğan bu estetik biçimlerde ince bir mizah , keskin bir alay ya da hikmetli bir söz mutlaka olur. Toplum yaşantısının, çelişkilerinin düşünce ve davranış farklılıklarından  doğan çatışmaların kırk bir deliler fıkralarına konu edildiğini görüyoruz. Bu fıkralarda  insanların çeşitli davranışlarındaki aksaklıkları, gariplikleri abartılarak anlatılır. Kırk Bir Deliler fıkra tipinde  çizilen saf fıkra tipinin benzerlerine Türkiye ve dünya fıkralarında da rastlıyoruz.’’ Alman’ların Schildburger’leri ve bizim Karatepelilerimiz gibi Sivrihisarlılar üzerine de onları akıldan,  mantıktan , sağ duyudan yoksun kişiler olarak alaya alan fıkraları bu tip fıkralara örnek olarak gösterebiliriz.’’(Boratav, P.,N., 1996, s.53-55) 

Anadolu halk kültüründe delilik üzerine anlatılan pek çok fıkra bulabiliriz. Bu fıkralar övünme edasıyla anlatılır. İki komşu yerleşme bölgesinden birinin halkı , diğeri için ahmaklıkla ilgili fıkraların tipini değiştirerek anlatır. Bunlar: Karadenizliler, Kandıralılar, Andavallılar, Karatepeliler vb(Sakaoğlu, S., 1984, s.449).Yapılan fıkra tasniflerinde fıkraların değil kahramanlarının tasnifi yapılmıştır(Gözaydın, N.,1977,s.202-207). Kırk Bir Deliler fıkralarının benzerleri Mut ile Silifke arasında Karakaya köyünde  de anlatılmaktadır (Uysal, A.E, 1974,s.177-187).Bu fıkraların bazılarının Kıbrıs’ta Nasrettin Hoca fıkraları olarak anlatıldığını görüyoruz (Gökçeoğlu, M., 1999,s.7-11)  

Kırk Bir Deliler Fıkralar 

Kıbrıs Kırk Bir Deliler halk fıkraları Kıbrıs coğrafyasında oluşan sözlü gelenekte yaşayan halk edebiyatı ürünleridir. Günümüzde Kıbrıs’ta yaygın bir biçimde Kırk Bir Deliler fıkraları anlatılmaktadır. Türkiye’de köylülerin saflığı ve eğitimsizliği üzerine anlatılan halk fıkraları yaygındır. Kırk Bir Deliler fıkraları da bu türdendir. Bu fıkralar Kıbrıs’ta yaşayan insanların saflıklarıyla, gariplikleriyle eğlenmek için anlatılır.  

Kıbrıs sözlü geleneğinde Kırk Bir Deli fıkralarının kırk bir fıkrası olduğu söylenir. Konuyla ilgili bir çalışma yapan Sayın Mustafa Gökçeoğlu ancak fıkraların yarısını derleyebildiğini, bir bölümünün de kaleme  alınamayacak kadar müstehcen olduğunu, bu nedenle kitabına alamadığını söylemiştir. Bu yönüyle de Karatepeli fıkralarıyla benzerlik gösterirler(Gökçeoğlu, M., 1999,s.7-11).

Kıbrıs’ta  anlatılan Kırk Bir Deli fıkraları Türk fıkraları sınıflamasında ‘’yerel fıkra tipi ‘’dir. Bu fıkralarda Kıbrıs halkının kendi kendisini ince, nükteli, mizaha konu etmesini görüyoruz. Kıbrıs Kırk Bir Deliler fıkra tipinde eğlenilen mizaha konu edilen Kıbrıs insanının iğneleyen durumda olduğu sezilir. Kıbrıslıların bu fıkraları severek anlatmaları bunu kanıtlar.  

Kıbrıs Kırk Bir Deliler fıkralarının benzerlerine  Türkiye’nin çeşitli yörelerinde de rastlanır.  Fıkralarda  benimsenmiş ortaklaşa anlatım  kalıpları içinde, kişi ve yer adları , yerine ve çağına göre değiştirilip , Kıbrıs’a özgü renklerle bezenmiştir. Bu fıkralar işlevseldir, toplumda bireylerin özellikleri , alışkanlıkları, yetenekleri farklı farklıdır. Fıkraların bir görevi de toplumun bireyleri arasında ortak paydayı oluşturmaktır. Toplumsal denetimi sağlarlar, toplumsal bozuklukları düzeltme görevini almışlardır, bireyleri kaynaştırıp toplum yapmada önemli rol oynarlar. Bu fıkralarda toplumun duyarlılık ve beğenilerinin ölçütleri ortaya çıkar (Gökçeoğlu, M., 1999,s.7-11)  

Kırk Bir Deliler halk fıkralarının bir bölümünün konuları günlük yaşamdan alınmıştır. Kırk Bir Deliler  üzerine Kıbrıs’ta anlatılan çeşitli fıkralar , Kıbrıs toplumunun ruh ve düşünce durumlarını yansıtmaz. Bunları insanların davranışlarındaki sakatlıkları , aksaklıkları alışılagelmiş ölçülerin dışında büyütücü bir  aynadan yansıtma saymak doğru olur. Hayat ve yaşayış koşulları kişilere dayalı fıkra tiplerinin doğmasına neden olmuştur. Bu tiplerin kişiliğinde bir çok olay ve davranış fıkra özelliği kazanmıştır. Bunlar ortak anlayışın değer ölçüleridir. 

 Kırk Bir Deliler, Kıbrıs şehir ve kasabalarında köylüler üzerine anlatılan fıkra konularının kahramanları olmuşlardır. Bu fıkralar ilk bakışta bir zümre halkının diğer bir zümre halkını küçültmek,  alaya almak için söylediği  fıkralar gibi görünse de aslında çoğu kez bunlar alay  edilen toplumun meydan okumasıdır. Bu tip fıkraların çoğunda alay konusu olduğu sanılan topluluğun alay eden durumda olduğu görülür (Boratav,P,N., 1978, s.91).  

Kırk Bir Deliler fıkralarında , toplum hayatındaki her türlü aksaklığın , çarpıklığın, zıtlıkların bir kesitini görebiliriz. Bu fıkralarda alay edilirken , alaya almanın hicvetmenin en güzel örnekleri sergilenmektedir. Bunlarda mantığı zorlayan saflıklar mizaha konu edilir.   

Kırk Bir Deliler fıkralarının tamamına yakını  alıklığa varan saflığı işleyen fıkralardır. Çizilen fıkra tipi dünyadaki gelişimden habersiz , kolayca kandırılabilen akıl ve mantık yoksuludur. Kıbrıs halk kültüründe aldatılırmış gibi görülen ince ince eğlenen insan tipini bu fıkra tipinde görüyoruz. Bu fıkraların çekirdeğini hayattan alınmış olaylar veya düşünceler oluşturduğu için gerçekçi bir karaktere sahiptir.            

Kıbrıs halkının ortak yaratma gücünden doğan bu fıkralarda ince bir mizah , keskin bir alay veya hikmetli bir söz her fıkrada yer alır. Bu fıkralarda fıkraların hikaye yapısı içindeki iç mekanizması olay, tezat, hükme bağlama ve sonuç öğelerini içerir.  Kıbrıs’ta derlenen,  (F) ile kısalttığımız 14 fıkrayı incelememize aldık. Bu fıkraları üç bölümde inceleyebiliriz:      

A )Kırk Bir Delilerin Saf, Kişilikleriyle İlgili Fıkralar 

1)Kırk Bir Deliler’in kuyuya düşen tavuğun yerinde çocuklarının olabileceğini düşünerek kuyuya beddua etmeleri, kırk yıllık kuyunun kapağının olmadığını o gün farketmeleri (F.2)

2)Kırk Bir Deliler’den birinin alçak olan oda kapısından çıkamayan gelini çıkarmak için , gelinin ayaklarının kesilmesini  , bir diğerinin de evi yakmayı önermesi . ( F.2 )

3)Kırk Bir Deliler’in  yaramaz çocuklarından birinin ceviz almak için testiye soktuğu elini açmayı akıl edemeyip elini testiden çıkaramaması üzerine , çocuğun bileğinin kesilmesinin önerilmesi ( F.3 )

4)Kırk Bir Deliler’in doktorun bir nineye tedavi için güneş görmesi gerektiğini önermesi üzerine güneş girmeyen eve kalburla güneş taşımaları. ( F.4 )

5)Kırk Bir Deliler helva gününde helva pişirip paylaşırlar. Fakat seninki daha büyük diyerek kavgaya başlarlar. Oradan geçen açıkgöz bir  gezginin onların saflığından yararlanarak bütün helvayı yemesi. (F.5 )

6)Ayaklarını suya sokan Kırk Bir Delilerin ayaklarını ayırt edemeyip kavga etmeleri, bir Bektaşi’nin ayaklarına sopa vurarak ayakların sahiplerini bulması. ( F.10 )

7)Kırk Bir Deliler’in aylar sonra Bektaşi’den dayak yediklerini anlamaları üzerine sakallı adam aramaları. ( F.11 )

8)Kırk Bir Deliler’den birinin deliğe giren tavşanı yakalamak üzere başını deliğe sokup çıkaramaması, arkadaşlarının çekerek başını koparmaları ve karısının tanıyamaması.( F.12 )

9)Fırtınanın  Kırk Bir Delilerin kaldığı hanın kapısının fırtınayla kapaması ve onların dışarı çıkmak için kapıyı açmak yerine fırtına beklemeleri. ( F.14 ) 

B) Toplumsal Hayatla İlgili  Kırk Bir Deliler Fıkraları 

1)Kırk Bir Deliler’in kırk yıldır gittikleri değirmene kendilerinden akıllı gördükleri eşeğin rehberliğinde  gitmeleri. ( F.6 )

2)Uzun geçen kıştan sonra yiyeceksiz kalan Kırk Bir Deliler’in buğday istedikleri zengin kişiye hileli,eksik diyerek hayrına verilen buğdayı geri vermeleri ( F. 7 )

3)Kunduracılık ve terzilik öğrenmeye karar veren Kırk Bir Delilerin diktikleri cekete topuk , ayakkabıya cep dikmeleri. ( F.8 )

4)Ava çıkan Kırk Bir Deliler  havuzun suyunda görüntülerini görünce canavar zannedip havuzu taşlamaları. (F.9 ) 

C)    İnançla İlgili Kırk Bir Deliler Fıkraları  

Bu bölümdeki fıkrada Kırk Bir Delilerin saf kişiliği, din ve inançla ilgili konulardaki bilgisizliği anlatılır.  

1) Namaz kılmayı bilmeyen Kırk Bir Deliler’in imama uyup namaz kılmağa çalışmaları ( F13 ) 

Kırk  Bir  Deliler  Fıkralarında  Dil  ve  Anlatım                                                                  

Fıkraların  dili, günlük konuşma dilidir. Anlatımda basit yapılı fiil cümleleri, belirli geçmiş zaman ve geniş zaman kullanılmıştır. Fıkraların özel bir dili vardır. Yer yer kalıp anlatımlara başvurulur. Fıkraların dili anlatıcıya ve anlatılan kitleye göre değişir. Fıkraların anlatımında canlılığı karşılıklı konuşmalar sağlar, anlatımı güçlendirmek için kelime tekrarlarına ve mecazlara başvurulur, edebi sanatlardan yararlanılır. Kahramanlar, kişiler kendi ağız özellikleriyle, durum ve konumlarına göre konuşurlar. Böylece onların ruh durumları ve bulundukları ortam canlandırılır.  Fıkraların bitişlerinde nüktenin bütün gücünü duyurmak için veciz, örtülü anlatım kullanılır. 

Kırk Bir Deliler Fıkralarında Kişiler

Fıkralardaki kişiler hayatta karşılaşılabilecek abartılmış kişilerdir. Fıkraların kişi kadrolarında bir belirginlik yoktur. Ancak fıkralar Kırk Bir Deliler üzerine kurulmuştur. Kırk Bir Deliler fıkralarının merkezinde Kırk Bir Deliler vardır. Sözlü gelenekte anonimleşme süreci sürmektedir. Fıkralarda ikinci derecedeki alt tipler belli belirsizdir, öne çıkarılmaz. Halkın ortak yaratma gücünden doğan tipler , sosyal hayatta toplumun ortak görüş ve düşüncelerini yansıtmakla görevlidirler. Fıkralar toplum hayatını , sosyal sistemi kontrol ederek aksayan ve bozulan yönlerini eleştirerek düzeltici bir görev yaparlar (Yıldırım, D.,1976,s.3). Bu fıkralar konu yönünden köylü hayatıyla ilgilidir.  Toplumda yapılabilecek hatalar , tuhaflıklar, alıklığa varan saflıklar,  şakayla herkesi iğneleyerek , gülerek , güldürerek olaylar Kırk Bir Delilerin başından geçmiş gibi anlatılır. Çizilen Kırk Bir Deliler tipi dünyadaki gelişimden habersiz kolayca kandırılabilen akıl ve mantık yoksuludur. Bu fıkralarda Kıbrıslıların yaşama biçimlerinden izler buluyoruz Kişileri iki bölümde inceleyebiliriz. 

1)   Halktan Kişiler:

1)gelin ( F.2 ) , 2) çocuk ( F.1, 3, 6, 14), 3)yabancı ( F.4 ) , 4) kocakarı ( F.4 ),     5) gezgin ( F.5 ), 6) zengin ( F.7 ), 7) hekim ( F.4 ), 8) sakallı adam  (F.11 ), 9) karı   (F.4 ) ,10)  çoban ( F.13 ) 

2)Dinle İlgili Kişiler:

hoca ( F.12 ), 2) Bektaşi (F.12 ), 3) imam (F.11 ),  

Bin Bir Deliler Fıkralarında  Yer ve Zaman 

Kırk Bir Deliler fıkralarında   zaman ve yer belirten fıkralar olduğu gibi zamanın belirsiz olduğu ‘’vaktin birinde, bir zamanlar ‘’diye başlayanlar da vardır.  Fıkralarda belli bir yer adı yoktur. Fıkralarda olayların geçtiği zaman belirsizdir. Fıkralarda yer alan mekanlar gerçek tabiat sahneleri ve yaşanılan yerlerdir.  Mekanlar şunlardır.

1)avlu (F.1 ),  2) gelinin odası ( F. 2 ),  3) kocakarının evi ( F.4), 4) değirmen        ( F.6 ),  5) komşu köy ( F.7 ), 6) cami ( F.13 ), 7) han ( F.14 ) 

Kıbrıs  Kırk  Bir  Deliler  Fıkralarıyla  Adana  Karatepeli  Fıkraları 

Kırk Bir Deliler fıkra tipinin benzeri,  Adana halk kültüründe yaygın bir şekilde anlatılan Karatepeli fıkralarıdır. Karatepeli fıkralarının Kıbrıs’ta da bilindiğini öğreniyoruz. Kaynak kişilere göre Karatepeliler başlangıçta kırk kişilermiş. İlk fıkrada kırk Karatepeli dama çıkınca dam yıkılır, otuz dokuz Karatepeli ölür , geriye tek Karatepeli kalır. Kıbrıs’ta Karatepeli fıkralarının sağ kalan  Karatepeli üzerine kurulduğu anlatılmaktadır.(Gökçeoğlu,M., 1999,s.7-11) 

Benzer Yönleri

Fıkralar genellikle kahramanların saf  kişilikleriyle ilgilidir. Bunların yanı sıra toplumsal hayat ve inançla ilgili fıkralar da vardır. Fıkralarda sade bir dil kullanılmıştır. Olağanüstü  varlıklar yoktur. Kişiler halka ait kişilerdir. Fıkralardaki mekanlar benzerdir (Artun, E, 1995, s.19-55).

 Ayrılan Yönleri

Karatepeli fıkralarındaki devlet adamı ve idareci kişiler diğerinde yoktur. Karatepeli fıkralarındaki dış mekan gerçek olup yörenin yer adlarıdır, diğer fıkralarda belirsizdir. Karatepeli fıkraları bir bölge halkıyla ilgili olarak söylenen fıkra grubuna girer,Kıbrıs Kırk Bir Deliler fıkraları Kıbrıs’ta anlatıldığı için yerel bir bölge halkıyla ilgili fıkra grubuna girer. Ancak Kıbrıs’ta belli bir yörenin adıyla değil  Kırk Bir Deliler adıyla anlatılır(Artun, E, 1995, s.19-55). 

            Sonuç: 

Kıbrıs Kırk Bir Deliler fıkraları Kıbrıs’ta günümüzde sözlü gelenekte yaygın bir biçimde anlatılan ‘’bir bölge halkıyla ilgili olarak söylenen fıkralar ‘’ grubuna girer. Kıbrıs insanı , toplumdaki aksaklıkları , garip tutum ve davranışları , alıklığa varan saflığı , dünya gelişmelerden habersiz olanları , beceriksiz ve güç algılayanları, akıl, mantık ve sağ duyudan yoksun olanları alaya almak için bir Kırk Bir Deliler fıkra tipi çizmiştir. Bu fıkralar Kıbrıs köy ve kasaba halkının çok boyutlu özelliklerini yansıtır. 

Bu fıkralar aynı zamanda Türkiye’de şehirli ve kasabalının köylülerin saflığı ve eğitimsizliğini alaya almak için söyledikleri fıkraların bir çeşididir.  Bu fıkralarda alaya alınıp eğlenilen durumdaki Kıbrıs köylüsünün kendi kendini mizaha konu ederken eğlenmesini görüyoruz. 

Kırk  Bir  Deliler  Fıkraları .(Gökçeoğlu,M., 1999,s.146-155) 

Vaktin birinde, zamanın ikisinde bir memlekette kırk bir deliler yaşardı. Bir gün kırk bir delilerin canı sıkıldı, oyalanacak bir şeyler aradılar, bulamadılar. Tavuk kümesine giderek kümesin kapısını açarak tavukları kovalamağa başladılar. Tavuklar can korkusuyla sağa sola dağıldılar. Bir tavuk kuyuya düştü, bunu gören dediler kuyunun başında toplandılar. Kuyunun içindeki tavuğu görünce hep birlikte göğüslerini döverek ağlamağa başladılar.

- Kuyuya tavuk yerine çocuğumuz düşseydi halimiz ne olurdu , kuyudan kim çıkarırdı,  acısına yüreğimiz nasıl dayanırdı,daha dünyasına doyamadan kara toprak olacaktı ?

Bir yandan da:

- Ah yavrum sen öleceğine ben öleydim demeye başladılar. Çığlıkları yeri göğü inletiyordu. Bu sefer de kuyuya beddua ettiler.

-Kör olası kuyu , can aldın , kim bilir daha kaç can alacaksın ? demeye başladılar.

Ağlamaları duyup işitenler delilerin yanına gelerek ne olduğunu sordular. Deliler hem ağladılar hem de anlattılar. Bu sırada bir çocuğun ayağı kuyunun kapağına takılınca kuyunun kapağı kapandı. Kırk Bir Deliler kırk yıllık kuyularının kapağı olduğunu o gün fark ettiler.

*   *   *

2) Kırk Bir Delilerden birinin düğünü vardı. Gelinin başını süslediler püslediler, gelinliğini giydirdiler. Sıra gelinin odadan çıkmasına geldi. Odanın kapısı alçaktı. Gelin her dışarı çıkmağa çalıştığında kafasını kapının üstüne çarpıyordu. Gelin bütün uğraşmasına rağmen kapıdan dışarı çıkamadı. Bunun üzerine  çare bulmaları için Kırk Bir Delilerin en akıllılarını çağırdılar. Akıllılar geldiler.

Birisi:

-Bu gelinin dışarı çıkabilmesi için ayaklarını kesmek gerekir.

Öteki Deli:

Hemen yatağına yatırdılar. Dışarda bol güneş vardı. İçlerinden en akıllıları:

-Hanım ninemizin yattığı yerde güneş yok, oysa dışarda bol güneş var. Haydiyin kalburları alalım, arkadaşımızın yattığı yere güneş taşıyalım,dedi.

Hepsi de:

-  Doğru söylersin, hekim de ‘’Güneşten bol bol yararlansın’’ dedi. Haydiyin kalburları alalım, taşımağa başlayalım.

   Kırk  Bir  Deliler  kalburları  alıp  güneşe  koştular.  Kalburları  yere  koyup  biraz bekledikten sonra kalburları aldıkları gibi kocakarının evine koştular. Gün boyu içerisiyle dışarısı arasında mekik dokudular.

O sırada köye gelen bir yabancı boş kalburla koşuşanları görünce merak edip sordu.

-Yaptığınız nedir?

Kırk Bir Deliler hep bir ağızdan :

-Hanım Ninemizin soğuktan ciğerleri hastalandı, onun için odasına güneş taşırız,dediler.

Köydeki yabancı Kırk Bir Delilere bakıp güldü. Sağına soluna bakınarak bir kazma buldu. Kocakarının evinin güney duvarını yıkarak  bir pencere yaptı. Güneşi evin içine taşıdı. Kırk Bir Deliler alaylı gözlerle baktılar,

En akıllıları:

-Duvarı yıkarken onca toz duman çıkardın, oysa biz tertemiz güneş taşıyorduk. Bizleri de işsiz bıraktın, biz şimdi ne yapacağız?-Yok , ayakları kesik gelin olmaz, iyisi mi evi yıkalım.

Tartışma uzayıp gitti. O günlerde köyde bir gezgin vardı, kalabalığı görünce merak edip eve gitti. Tartışmaları dinledikten sonra başını eğerek odaya girdi. Gelinin omzuna kuvvetli bir yumruk vurunca gelinin beli büküldü. Gelin korkuyla kapıdan dışarı savruldu.

 *   *   *

3) Kırk Bir Delilerden birinin çocuğu çok yaramazdı, ele avuca sığmazdı, ne bulursa karıştırırdı. Çocuk yine bir gün sağda solda dolaşırken bir ceviz testisi buldu. Ceviz almak için testinin ağzından elini soktu. Cevizleri avuçladı,elini dışarı çekti,  avucunu açmayı akıl edemediği için elini testiden çıkaramadı. Çocuk elinde asılı testiyle geziyor bir yandan da:

-Elimi testiden kurtarın , diye bağırıp ağlıyordu.

Çocuğun sesini duyup gelen deliler çocuğun çevresinde toplanarak , çocuğun elinin testiden nasıl kurtaracaklarını tartışmaya başladılar. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Sonunda içlerinden biri:

-Bu çocuğun elini kurtarsa kurtarsa en akıllılarımız kurtarır. En akıllılar çocuğun yanına gelsin dedi.

En akıllıları geldi,  içlerinden biri:

-  Bu çocuğun kolunu kurtarmak için elini bileğinden kesmek gereğir, dedi

Bir diğer akıllı :

-Yok öyle şey olmaz, en iyisi testiyi kıralım, çocuğa da zarar vermemiş oluruz, dedi.

Tartışmalar sürüp gitti, ama ne yapacaklarına  bir türlü karar veremediler. O günlerde köye alış veriş için gelen bir yabancı vardı. Kalabalığı görünce topluluğun yanına giderek konuşulanları dinledi. Çocuğun yanına yaklaşarak cebinden bir altın lira çıkardı. Altın lirayı gören çocuk , elindeki cevizleri bırakarak, elini testinin içinden çekti. Çocuk altın liraya uzanınca yabancı altını cebine koyarak kalabalıktan hızla uzaklaştı. 

 *  *   *

4)Kırk Bir Delilerin yaşadıkları yerde kış çok soğuk geçmişti. Her yan dondu, sular buz  kesti. Kırk Bir Delilerden bir  kocakarı vardı. Soğuklara yenik düşerek hastalandı, ciğerleri iflas etti. Kocakarıyı arkadaşları işinin ustası bir hekime götürdüler. Hekim kocakarıyı iğneden ipliğe muayene ederek kocakarının soğuktan titreyen yaşlı bedeninin sıcaklığını ölçtü. Gerekli ilaçları verip ardından da :

-Yemene içmene çok dikkat et, bedeninin sıcaklığı çok düşük. Bulutlu günlerde ocak başında otur, güneşli günlerde de güneşten bol bol yararlan, bilirsin güneş girmeyen eve hekim girer, dedi.

Kırk Bir Deliler kocakarıyı evine götürdüler. Kocakarı ayakta duracak halde değildi.

Köydeki yabancı boynunu büktü, kendi kendine mırıldanarak:

-Ben kendimi aklı kısa sanırdım, meğer neler varmış neler? Şükür halime , diyerek köyden hızla uzaklaşıp yerine yurduna gitti.

 *   *   *

5)Cuma günleri Kırk Bir Delilerin helva günüydü. Tencereler ateşin üstüne kondu, yağlar, şekerler, unlar çıkarıldı. Topak topak un helvaları yapılarak her bir deliye birer topak verilerek dağıtıldı. İçlerinden iki akıllıcası helva topaklarını ellerinde evirdiler, çevirdiler. Biri:Seninki daha büyük onu isterim , dedi.

Öteki:Yok, seninki daha büyük , dedi.

Tartışma büyüdükçe büyüdü, sonunda tartmağa karar verdiler. Bir terazi bularak yol ortasında tartmağa karar verdiler. Terazinin bir gözü ağır gelince ağır taraftan bir parça kopararak öteki tarafa koydular. Bu sefer de öteki taraf hafif geldi. Saatlerce uğraşmalarına rağmen bir türlü kefeleri denk getiremediler. Köye uzun yoldan bir gezgin geldi, karnı da zil gibi açtı. Bunları gördü:

-Tartmanıza yardım edeyim, dedi. Deliler de:

-Yardım et , dediler.

Gezgin helvaları terazinin kefelerine koyarak kolu çekti. Bir kefedeki helva ağır gelince helvayı ısırdı. Ağır  gelen taraftan tekrar ısırdı. Maksadı helvaları eşitlemek değil yemekti. Her tartışta bir lokma ısırdı. Tarta tarta kefelerden birinde helva bitti, diğer kefede çok küçük bir parça helva topağı kaldı. Gezgin ağızlarının suyu akarak bakan delilere;

- Helvalarınızı tartacağım diye kan ter içinde kaldım, yoruldum. Bu topak da emeğime tutar diyerek son kalan helva parçasını ağzına attı. Delilerin şaşkın bakışları arasında çekip gitti. Deliler de ağızları açık arkasından bakakaldı.

 *   *   *

6)Kırk Bir Deliler kırk yıldır değirmene giderlerdi  ama değirmenin yolunu bir türlü öğrenemediler. Eşeklerine buğdaylarını yükleyip, hangi yoldan gideceğini düşünmeğe başladılar. İçlerinden en akıllılarından biri :

-Haydi diyelim ki siz delisiniz, ben de deliyim, eşekleriniz de delimidir? Düşelim eşeklerimizin peşine, onlar bizi değirmene götürür,  dedi.    

Öyle de yaptılar, eşekler önde Kırk Bir Deliler arkada değirmenin yolunu tuttular. Yarı yola geldiklerinde delilerden biri öne atılarak yol kenarındaki arı kovanına elindeki çirpiyi soktu. Bütün arılar dışarı püskürerek insanları hayvanları sokmağa başladı. Canları yanan eşekler var güçleriyle koşmağa başladılar. Eşeklerin sırtlarındaki buğday denkleri dökülüp saçıldı,deliler hayvanları güçlükle toparlayabildiler. Değirmene boş çuvallarla geldiler. Olanları uzaktan gören değirmencinin küçük oğlu delilere:

 -Bu delicesine koşma da niye, diyelim ki eşekleriniz delidir, siz de mi delisiniz ?

 *    *    *

7)Kırk Bir Delilerin yaşadığı yerde koskoca kış boyu yağmur tıp bile demedi . Yiyecek ne unları ne de bulgurları kaldı. Komşu köyde çok varlıklı bir adam vardı, ambarları arpa ve buğdayla doluydu. Kırk Bir Delilerin durumunu görünce acıdı, yüreği dayanamadı. Hepsini köylerine çağırarak hepsine birer kile buğday verdi . Deliler para vermek isteyince almadı :

-Güle güle yiyin , ölmüşlerime dua edin bu bana yeter, dedi.

Kırk Bir Deliler çuvalları omuzlarına vurdular, köylerinin yolunu tuttular, epeyce yürüdükten sonra yorulup bir ağacın gölgesine oturdular. Konuşmaya başladılar, en akıllılarından biri:

-Bu adam bize birer kile buğday verdi, ama hiç düşündünüz mü ? Kilesi eksik mi, tamam mı, hileli mi , hilesiz mi ? Ben böyle hileli ölçülmüş buğday istemem. Ya siz....?

 Öteki deliler de :

-Doğru söylersin, geri dönelim buğdayları verelim , dediler.

Hep birlikte geri dönerek kendi çuvallarıyla buğdayları zengin adamın kapısına bırakıp köylerine geri döndüler.

 *   *   *

8)Kırk Bir deliler boş oturmaktan sıkılıp meslek öğrenmeğe karar verdiler. Kendilerine en uygun meslek olarak terzilik ve kunduracılığı seçtiler. Oturup bir ayakkabıyla bir ceket yaptılar. Terziler birbirine sordular:

-Ceketin cebinin ağzı aşağıya doğru mu yoksa yukarı doğru mu olacak?

Tartıştılar,  konuştular, ama bir türlü karara varamadılar. Aldılar ceketi en akıllılarına götürdüler. Kunduracılık yapanlar da topuğun nereye konulacağını bilemediler. Onlar da ayakkabıyla topuğu alıp en akıllılarına gittiler, dertlerini anlattılar. En akıllıları ceket cebiyle topuğu alıp elinde evirdi çevirdi:

-Öne de koysanız olur , arkaya da, siz en iyisi topuğu cekete koyun, cebi de ayakkabıya dikin , dedi.

 *   *   *

9) Kırk Bir Deliler sıcak bir günde ava çıktılar. Ovada ağızlarından soluyarak yürümeğe başladılar. Gide gide yollarının üzerinde içinde ağzı açık bir kafa bulunan havuz gördüler. Sudaki akislerini tanıyamadılar,korktular. Delilerden biri bağırdı:

-Suyun içinde ağzı açık kırk bir tane kurukafa var, bizi yiyecekler, dedi.

Bir diğeri:

-Haydiyin birer taş alalım, havuzdakileri öldürelim, dedi.

Hepsi birer taş alarak var güçleriyle havuzdaki suya attılar. Su dalgalanınca görüntüler kayboldu. Suya baktıklarında yüzlerini göremediler,sevinerek hep bir ağızdan:

-Bize kırk bir kere maşallah, kırk bir canavara kırk bir taş attık, hiç biri boşa gitmedi, dediler.

 *   *   *

10)Çok sıcak bir yaz günüydü , hava sanki alev esiyordu. Deliler ne yapacaklarını bilemediler, dam altına girmeye de akıl erdiremediler. Güneş altında adam akıllı terlemişlerdi. Serinlemek umuduyla dağ taş dolaşmaya başladılar. Geze dolaşa yolları bir havuzun yanına çıktı. Havuz başında toplandılar. İçlerinden birinin eli suya değdi, arkadaşlarına:

-Sıcaktan kurtulduk , su çok serin, gelin ayaklarımızı suya sokarak serinleyelim, dedi.

Kırk Bir Deliler havuz başına dizilerek ayaklarını suya soktular. Ayaklarını sallayarak suyla oynamaya başladılar. Su dalgalandıkça ayaklarının görüntüleri birbirine karıştı, kimse ayaklarının görüntüsünü diğerlerinden  ayıramadı.

İçlerinden biri:

-Bu ayak benimdir, bu ayak senindir , dedi.

Öteki: Yok, şu ayak benim , şu ayak senin, dedi.

Beriki:

-İkiniz de yanlışsınız, gösterdiğiniz ayaklar  benimdir.

Deliler ayak kavgasına başladı, o sırada havuzun yanından bir Bektaşi geçiyordu. Tartışmayı duyarak yanlarına gitti . Ne yaptıklarını sordu, cevabı duyunca yandaki ağaçlığa giderek sağlam bir ılgın çilpisi kesip havuz yanına geldi. Sırayla delilerin ayaklarına vurmaya başladı. Her vurduğunda delilerden biri:

-Ay ayağım,  dedi, ayağını sudan çekti. Bektaşi de o zaman:

-Hah, sudan çektiğin ayak senin ayağındır, dedi.

Bektaşi böyle böyle bütün delileri sıra dayağından geçirdi. Ayağını sudan çıkaran deli evine doğruldu. Bektaşi de yoluna devam etti.

 *   *   *

11)Aradan aylar geçtikten sonra Kırk Bir Delilerin akıllarına Bektaşi’den yedikleri dayak  geldi. Hepsi birden yollara düşerek Bektaşi’yi aramaya başladılar, geze dolaşa yolda bir sakallı adam görüp Bektaşi sanarak peşine takıldılar. Sakallı adam koştu deliler koştular. Sonunda sakallı adamın gücü kuvveti kesildi, peşinden koşanların da akıllı adamlar olmadığını anladı. Yolunun üstünde gördüğü kamışı alarak yerdeki öküz tersine batırarak kamışı bayrak gibi dikip , var gücüyle oradan uzaklaşmağa çalıştı. Deliler kamışın üzerindeki öküz tersine baktılar.

Biri:

-Öküz bu kamışın üstüne nasıl çıktı? Dedi.

Öteki kamışın yaprağını göstererek:

-Buraya bastı çıktı, dedi.

Bir diğeri:

-Yok, oradan değil buradan çıktı, dedi.

Onlar tartışırlarken sakallı adam da sıvışıp kaçtı.

*   *   *

12)Kırk Bir Deliler bir gün ovada gezinirken önlerinden bir tavşan geçti. İçlerinden biri:

- Haydiyin koşalım , bu tavşanı tutalım , dedi.

Delilerin hepsi tavşanın arkasına düştüler, artlı önlü koştular. Tavşan korktu, bir delik bularak içine girdi. Deliler deliğin ağzında toplandılar. İçlerinden biri sordu:

-Tavşan deliğe girdi,  nasıl tutacağız?

En akıllıları da:

-Birimiz deliğe girip tavşanın ayaklarını tutacak, biz de deliğe girenin ayaklarını çekeceğiz.

Delilerden biri başını deliğe zar zor soktu. Arkadaşları da ayaklarını tuttular, var güçleriyle çektiler. Deliğe giren delinin başı iki taş arasına sıkıştı. Deliler, arkadaşlarının ayaklarını çeke çeke kafasını kopardılar.

Delilerden biri:

-Be arkadaşlar bunun kafası yok.

Bir başkası:

-Bakın kanlara bunun kafası içeride kaldı, tavşanı yer.

Aralarında tartışma çıktı, kafasız deliyi evirdiler çevirdiler.

En akıllıları:

-Bu deliğe girmeden önce kafası var mıydı, yok muydu?

Deliler hep birlikte:

-Gidelim , karısına soralım.

Deliler kafası kopuk deliyi yüklenerek evine götürdüler,karısına sordular:

-Bunun kafası var mıydı,yok muydu?

Karısı da:

-Vallahi bilmem , sabah tarhana çorbasını içerken sakalı cong cong ederdi. Ama kafası var mıydı, yok muydu bilemem.

 *   *   *

13)Deliler Bektaşi’den yedikleri dayağı bir türlü unutamadılar. Sakallı adamı aramaya gittiler. Yolda önlerine bir hoca çıktı, çobanla konuşuyordu. Hoca sordu:

-Niçin camiye gelmiyorsun?

Çoban :

-Abdest almayı,  namaz kılmayı bilmem.

Hoca:

-Ben sana tarif ederim, karşıda gölek var git , suya batıp çık.

Deliler de çobanın peşine düştüler, göleğe gittiler, hep birlikte yıkandılar.Giyinip hocanın yanına geldiler.

Hoca:

-Haydiyin camiye.

Hoca önde, Kırk Bir Deliler ve çoban arkada camiye girdiler.

Hoca: Şöyle sıra sıra dizilin.

Hoca Kırk Bir Deliyi ve çobanı safta dizdi. Ardından da:

-Benim her söylediğimi siz de söyleyecek, yaptığımı yapacaksınız.

Deliler ve çoban hep bir ağızdan:

-Peki hoca Efendi.

Hoca başa geçti, çoban ve deliler hocanın ardında saf tuttu. Hep birlikte namaz kılmaya başladılar. Çobanın kavuğunun püskülü vardı, eğilip doğruldukça kavuğun püskülü hocanın değmemesi gereken yerine değdi. Bir iki derken hoca utancından eğilip büzüldü, bir adım öne gitti, çoban da bir adım öne çıktı. Namaz devam etti fakat sonunda çobanın kavuğunun azizliğine dayanamadı. Hoca namazı yarım bırakarak çobanın ensesine bir tokat indirdi. Çoban da tokadı yer yemez en yakınındakine bir tokat vurdu. Deliler de sırayla birbirini tokatlamaya başladılar. Hoca içerideki kıyameti görünce camiden dışarı atıldı. Kırk Bir Deliler de hep birlikte dışarıya çıktılar. Hoca sinirinden tir tir titriyordu.

-Ben ne yaparsam onu yapacaksınız demedim mi ?

Bu söz üzerine Kırk Bir Deliler sırayla hocanın ensesine birer tokat attılar. Hoca can havliyle var gücüyle bağırdı:

-Namaz bitti, tokat bitti.

Delilerin en akıllısı:

-Şimdi ne yapacağız.

İçlerinden biri:

-Sakallıyı bulmaya gidelim .

Bu söz üzerine Kırk Bir Deliler yeniden yola koyuldu.

 *   *   *

14)Kırk Bir Deliler köylerindeki imamla tartışıp kavga ettiler. İmamın canı çok sıkıldı:

-Ben bu insanlara imamlık etmem.

Hoca öfkeyle köyü terketti ancak dalgınlıkla caminin anahtarını da birlikte götürdü. Köy imamsız kalınca delilerin en akıllısı :

-İmam Efendi kaçtıysa kaçtı, ne yapalım. Onun yerine ben imamlık yaparım, yeter ki caminin kilidini açabilelim.

Kırk Bir Deliler de :

-Doğrudur , okuduğu ne ki ! İki elham bir kuluvallahi. İmam efendiden senin fazlan var, eksiğin yok.

En akıllıları da :

-Öyleyse handa toplanalım, kilidi nasıl açacağımızı tartışalım.

Deliler hanın büyük odasında toplandılar, tartışmaya başladılar. Bu sırada büyük bir fırtına koptu, hanın kapısı kapandı. Deliler içeride kaldılar, odadan dışarıya nasıl çıkacaklarını tartışmaya başladılar. Kimsenin aklına kapının mandalını kaldırmak gelmedi. Her kafadan bir ses çıkıyordu. En akıllıları:

-Kapıyı fırtına kapattı, bekleyelim adamsa adamlığını yapacak, kapattığı gibi açacak.

Aradan saatler geçti , fırtına çıkmadı, acıktılar, susadılar,sonunda tavanı delip çıkmaya karar verdiler. Birbirlerinin omuzlarına bastılar, düşe kalka odanın kiremitlerini kaldırdılar. Birbirlerini dama çekmeye başladılar. Onlar dama çıka dursunlar , delileri karıları merak edip çocuklarını aramaya gönderdiler. Çocuklardan biri de hana gitti. Büyük odanın mandalını açıp kapıyı açtı,  birbirlerinin enselerine binmiş insanları görünce korkup kaçtı. Kapı açıldı rüzgar içeri girdi. Kapının açıldığını gören Kırk Bir Deliler  birbirlerinin omuzlarından patır patır atlayıp kapıdan çıktılar. İçlerinden en akıllısı:

-         Deli fırtına , ne işin vardı da bizi bu kadar beklettin ?

 Kaynaklar

Adalı, K. (1996), “Nasrettin Hoca ve Kıbrıs”, Nasrettin Hoca’nın Dünyası, Ankara,   s. 141-148

Apaydın, M., (1993), Türk Hiciv Edebiyatında Ziya Paşa, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Adana, Basılmamış Doktora Tezi, s.1-16

Artun, E. (1995) “Yaşayan Adana Karatepeli Fıkraları”, İpek Yolu Uluslar arası Halk Edebiyatı Sempozyumu Bildirileri,Ankara, s.19-55

Boratav, P.(1982), “Halk Dilinde Hiciv ve Mizah”,Folklor ve Edebiyat2,İstanbul, s.292-295

 Boratav, P.N(1982), “Bektaşi ve Bektaşi Fıkraları Üzerine”, Folklor ve Edebiyat 2 İstanbul,   s.318-327

 Boratav, P.N(1982), “Nasrettin Hoca ve Memleketi Sivrihisar Üzerine”, Folklor ve Edebiyat 2, İstanbul,  s.305-399

Boratav, P.N(1996), Nasrettin Hoca Çeşitlenmelerinde Türlü Etkenler Üzerine”, Nasrettin Hoca, Ankara, s.53-55

 Boratav, P.(1982), “100 Soruda Türk Halk Edebiyatı”, 3. Baskı, Gerçek Yayınları , İstanbul, 1978, s.91

Gökçeoğlu, M.(1999), Kıbrıs Türk Halkbilimi, Toplu Hikayeler ve Tekerlemeler,Hikayelerimiz, Tekerlemelerimiz, Lefkoşa, s. 7-11

 Gözaydın, N. (1977), “Türk Fıkralarının Tasnifi Üzerine Bazı Düşünceler ve Bir Tasnif Denemesi”, Uluslararası  Yunus Emre, Nasrettin Hoca , Karamanoğlu  Mehmet  Bey ve Türk Dili Semineri Bildirileri,  Konya, s.202-207.

Pala, İ. (Yıl Yok), Güldeste, Akçağ Yayınları, Ankara, s.2-4

Sakaoğlu, S. (1984), “Fıkra Tiplerinin Değişmesi”, Folklor ve Etnografya Araştırmaları, Ankara, s.445

Thema Larausse, 1994, c.6,   İstanbul, s.138-141.

Tuğlacı, P. (1972), Okyanus Ansiklopedik Sözlük, c.5, Pars Yayınları, İstanbul,

Uysal, A. E. (1974), “Behlül  Dana Fıkralarının Türk Halk Edebiyatında Yeri”,Türk Folklorunu Araştırma Yıllığı, s. 177-187

Yıldırım, D. (1976), Türk Edebiyatında Bektaşi Tipine Bağlı Fıkralar, Ankara, s.3