Kıbrıs halk kültürü
mizah yönünden çok zengindir. Mizah Kıbrıs kültür hayatının
bir parçası, çok eskilere dayanan bir birikimin sonucudur .
Kıbrıs kültürünün tarihsel sürecinde değişim ve gelişimiyle
günümüzdeki şeklini almıştır. Mizaha hayatın hemen her ögesi
girer, ancak başkalarına aktarıldığında bir forma girer, söz
olarak doğan mizah yazıya geçirildiğinde edebi bir kimliğe
bürünür (Pala,İ. y.y, s.2-4). Mizah kavramı güldürme amacının
yanı sıra dolaysız olarak yergiyi ve öfkeyi de içerir. Mizahın
sınırları ironiden sövgüye kadar uzanır. Mizahın geniş bir
anlatım ve içerik alanı vardır. Mizah öfkenin, düşmanlığın
dışa vurulduğu , toplumsal eleştirinin dile getirildiği önemli
bir edebiyat türüdür (Thema Larausse, 1994, s.138-141).
Mizahta
abartma, ironi gibi ince zeka ürünü yöntemlerin yanı sıra
aşağılamalar da vardır. Mizah, düşüncelerin nükte , şaka ve
takılmalarla süslenip anlatıldığı bir söz veya yazı çeşididir
Toplumsal ya da bireysel kusurları, adaletsizlikleri vb.
doğrudan veya dolaylı yoldan eleştiren sanat biçimine mizah
adı verilir. Mizahta ironi alaya almaktır, küçümseme vardır,
zarafetten uzaklaşılabilir. Gülünçleştirme ve ironi bireye ve
topluma yöneltilen dolaylı eleştiri biçimidir (Tuğlacı, P.,
1972). Anlatı türleri, bir ülkeden bir ülkeye, bir dilden bir
dile bir kültürden başka bir kültüre göç edebilir. Yeni
yurtlarında , yeni kültür ortamlarına özgü ögelerle bezenip
işlenip gelişirler. Her kültürün sözlü kaynakları , bu
kaynakları harekete geçiren büyük simge kahramanları olur.
Fıkralar ağızdan ağıza dolaşırken çoğalır, değişir, aslından
zenginleşerek uzaklaşır. Aslına zenginleşmiş olarak döner,
dönüşür. (Apaydın, M., 1993, 1-16).
Sanat ürünleri
toplumun yapısından soyutlanamaz. Bunlar toplumsal
ilişkilerden doğan ilişkilerdir. Her toplumun kendine özgü
dünyası vardır. Bu dünyanın birikimleri sanat ürünlerinde dile
getirilir. Kıbrıs halk mizahı halk fıkralarında zengin bir
görünüm sergiler. Kırk Bir Deliler halk fıkraları Kıbrıs
halkının sağ duyusu ve iğneleyici özellikleri birleştirilerek
ortaya çıkmıştır. Bu fıkralarda Kıbrıs halkının mizaha
bakışını , engin hoş görüsünü görürüz. Fıkralar toplum insan
ilişkilerini irdeleyen olaylara ayna tutup yansıtan yönleriyle
işlevseldir.
Kıbrıs halk kültürü
fıkra sentezinde Anadolu’dan getirilen Türk kültürünün yanı
sıra ortak Kıbrıs kültürünün de etkisi vardır. Kültür etkileri
fıkralara girerken değişikliğe uğrayarak yerlileşmiş, yeni
girdiği kalıpta Kıbrıs kültürünün belirleyici etkisiyle
şekillenmiştir. Fıkralar kişilere aitmiş gibi görünse de
gerçekte toplumun tümüne mal olmuştur. Fıkralar genellikle tek
olay üzerine kurulur. Fıkraların merkezinde insan-insan, insan
toplum ilişkisi vardır. Toplum yaşayışının çelişkileri düşünce
ve davranış farklarından doğan çatışmalar fıkraların
konularını oluşturur. Fıkraların konuları, güldüren, etkileyen
nükte motifleri milletin ortak malıdır. Fıkra konusu, daha
ziyade fıkra-tipi adını verdiğimiz kahramanlara göre alınmış,
bu açıdan tasnif edilmiştir(Sakaoğlu, S., 1984, s.455). Türk
halkı sağduyuyla bağdaşmayan işlemlere, tutumlara ve yasalara
karşı tepkilerinin sözcülüğünü yarattığı kişilere
yüklemiştir.(Boratav, P.,N, 1982, a, s.318-327). Kırk Bir
Deliler fıkraları, Kıbrıs’ta ‘’Bir bölge halkıyla ilgili olan
fıkralar ‘’grubuna girer. Fıkralar insanların düşünce biçimini
yaşayış ve mizaha bakışını yansıttığı için kültür belgeleri
olarak kabul edilir.
Fıkraların
yapılarındaki gülme olayını yaratan ögeler göz önünde
tutulunca , halkın yaratma gücünden doğan bu estetik
biçimlerde ince bir mizah , keskin bir alay ya da hikmetli bir
söz mutlaka olur. Toplum yaşantısının, çelişkilerinin düşünce
ve davranış farklılıklarından doğan çatışmaların kırk bir
deliler fıkralarına konu edildiğini görüyoruz. Bu fıkralarda
insanların çeşitli davranışlarındaki aksaklıkları,
gariplikleri abartılarak anlatılır. Kırk Bir Deliler fıkra
tipinde çizilen saf fıkra tipinin benzerlerine Türkiye ve
dünya fıkralarında da rastlıyoruz.’’ Alman’ların
Schildburger’leri ve bizim Karatepelilerimiz gibi
Sivrihisarlılar üzerine de onları akıldan, mantıktan , sağ
duyudan yoksun kişiler olarak alaya alan fıkraları bu tip
fıkralara örnek olarak gösterebiliriz.’’(Boratav, P.,N., 1996,
s.53-55)
Anadolu halk
kültüründe delilik üzerine anlatılan pek çok fıkra
bulabiliriz. Bu fıkralar övünme edasıyla anlatılır. İki komşu
yerleşme bölgesinden birinin halkı , diğeri için ahmaklıkla
ilgili fıkraların tipini değiştirerek anlatır. Bunlar:
Karadenizliler, Kandıralılar, Andavallılar, Karatepeliler
vb(Sakaoğlu, S., 1984, s.449).Yapılan fıkra tasniflerinde
fıkraların değil kahramanlarının tasnifi yapılmıştır(Gözaydın,
N.,1977,s.202-207). Kırk Bir Deliler fıkralarının benzerleri
Mut ile Silifke arasında Karakaya köyünde de anlatılmaktadır
(Uysal, A.E, 1974,s.177-187).Bu fıkraların bazılarının
Kıbrıs’ta Nasrettin Hoca fıkraları olarak anlatıldığını
görüyoruz (Gökçeoğlu, M., 1999,s.7-11)
Kırk Bir Deliler Fıkralar
Kıbrıs Kırk Bir
Deliler halk fıkraları Kıbrıs coğrafyasında oluşan sözlü
gelenekte yaşayan halk edebiyatı ürünleridir. Günümüzde
Kıbrıs’ta yaygın bir biçimde Kırk Bir Deliler fıkraları
anlatılmaktadır. Türkiye’de köylülerin saflığı ve
eğitimsizliği üzerine anlatılan halk fıkraları yaygındır. Kırk
Bir Deliler fıkraları da bu türdendir. Bu fıkralar Kıbrıs’ta
yaşayan insanların saflıklarıyla, gariplikleriyle eğlenmek
için anlatılır.
Kıbrıs sözlü
geleneğinde Kırk Bir Deli fıkralarının kırk bir fıkrası olduğu
söylenir. Konuyla ilgili bir çalışma yapan Sayın Mustafa
Gökçeoğlu ancak fıkraların yarısını derleyebildiğini, bir
bölümünün de kaleme alınamayacak kadar müstehcen olduğunu, bu
nedenle kitabına alamadığını söylemiştir. Bu yönüyle de
Karatepeli fıkralarıyla benzerlik gösterirler(Gökçeoğlu, M.,
1999,s.7-11).
Kıbrıs’ta
anlatılan Kırk Bir Deli fıkraları Türk fıkraları
sınıflamasında ‘’yerel fıkra tipi ‘’dir. Bu fıkralarda Kıbrıs
halkının kendi kendisini ince, nükteli, mizaha konu etmesini
görüyoruz. Kıbrıs Kırk Bir Deliler fıkra tipinde eğlenilen
mizaha konu edilen Kıbrıs insanının iğneleyen durumda olduğu
sezilir. Kıbrıslıların bu fıkraları severek anlatmaları bunu
kanıtlar.
Kıbrıs Kırk Bir
Deliler fıkralarının benzerlerine Türkiye’nin çeşitli
yörelerinde de rastlanır. Fıkralarda benimsenmiş ortaklaşa
anlatım kalıpları içinde, kişi ve yer adları , yerine ve
çağına göre değiştirilip , Kıbrıs’a özgü renklerle
bezenmiştir. Bu fıkralar işlevseldir, toplumda bireylerin
özellikleri , alışkanlıkları, yetenekleri farklı farklıdır.
Fıkraların bir görevi de toplumun bireyleri arasında ortak
paydayı oluşturmaktır. Toplumsal denetimi sağlarlar, toplumsal
bozuklukları düzeltme görevini almışlardır, bireyleri
kaynaştırıp toplum yapmada önemli rol oynarlar. Bu fıkralarda
toplumun duyarlılık ve beğenilerinin ölçütleri ortaya çıkar
(Gökçeoğlu, M., 1999,s.7-11)
Kırk Bir Deliler
halk fıkralarının bir bölümünün konuları günlük yaşamdan
alınmıştır. Kırk Bir Deliler üzerine Kıbrıs’ta anlatılan
çeşitli fıkralar , Kıbrıs toplumunun ruh ve düşünce
durumlarını yansıtmaz. Bunları insanların davranışlarındaki
sakatlıkları , aksaklıkları alışılagelmiş ölçülerin dışında
büyütücü bir aynadan yansıtma saymak doğru olur. Hayat ve
yaşayış koşulları kişilere dayalı fıkra tiplerinin doğmasına
neden olmuştur. Bu tiplerin kişiliğinde bir çok olay ve
davranış fıkra özelliği kazanmıştır. Bunlar ortak anlayışın
değer ölçüleridir.
Kırk Bir Deliler,
Kıbrıs şehir ve kasabalarında köylüler üzerine anlatılan fıkra
konularının kahramanları olmuşlardır. Bu fıkralar ilk bakışta
bir zümre halkının diğer bir zümre halkını küçültmek, alaya
almak için söylediği fıkralar gibi görünse de aslında çoğu
kez bunlar alay edilen toplumun meydan okumasıdır. Bu tip
fıkraların çoğunda alay konusu olduğu sanılan topluluğun alay
eden durumda olduğu görülür (Boratav,P,N., 1978, s.91).
Kırk Bir Deliler
fıkralarında , toplum hayatındaki her türlü aksaklığın ,
çarpıklığın, zıtlıkların bir kesitini görebiliriz. Bu
fıkralarda alay edilirken , alaya almanın hicvetmenin en güzel
örnekleri sergilenmektedir. Bunlarda mantığı zorlayan
saflıklar mizaha konu edilir.
Kırk Bir Deliler
fıkralarının tamamına yakını alıklığa varan saflığı işleyen
fıkralardır. Çizilen fıkra tipi dünyadaki gelişimden habersiz
, kolayca kandırılabilen akıl ve mantık yoksuludur. Kıbrıs
halk kültüründe aldatılırmış gibi görülen ince ince eğlenen
insan tipini bu fıkra tipinde görüyoruz. Bu fıkraların
çekirdeğini hayattan alınmış olaylar veya düşünceler
oluşturduğu için gerçekçi bir karaktere sahiptir.
Kıbrıs halkının
ortak yaratma gücünden doğan bu fıkralarda ince bir mizah ,
keskin bir alay veya hikmetli bir söz her fıkrada yer alır. Bu
fıkralarda fıkraların hikaye yapısı içindeki iç mekanizması
olay, tezat, hükme bağlama ve sonuç öğelerini içerir.
Kıbrıs’ta derlenen, (F) ile kısalttığımız 14 fıkrayı
incelememize aldık. Bu fıkraları üç bölümde
inceleyebiliriz:
A )Kırk Bir
Delilerin Saf, Kişilikleriyle İlgili Fıkralar
1)Kırk Bir
Deliler’in kuyuya düşen tavuğun yerinde çocuklarının
olabileceğini düşünerek kuyuya beddua etmeleri, kırk yıllık
kuyunun kapağının olmadığını o gün farketmeleri (F.2)
2)Kırk Bir
Deliler’den birinin alçak olan oda kapısından çıkamayan gelini
çıkarmak için , gelinin ayaklarının kesilmesini , bir
diğerinin de evi yakmayı önermesi . ( F.2 )
3)Kırk Bir
Deliler’in yaramaz çocuklarından birinin ceviz almak için
testiye soktuğu elini açmayı akıl edemeyip elini testiden
çıkaramaması üzerine , çocuğun bileğinin kesilmesinin
önerilmesi ( F.3 )
4)Kırk Bir
Deliler’in doktorun bir nineye tedavi için güneş görmesi
gerektiğini önermesi üzerine güneş girmeyen eve kalburla güneş
taşımaları. ( F.4 )
5)Kırk Bir Deliler
helva gününde helva pişirip paylaşırlar. Fakat seninki daha
büyük diyerek kavgaya başlarlar. Oradan geçen açıkgöz bir
gezginin onların saflığından yararlanarak bütün helvayı
yemesi. (F.5 )
6)Ayaklarını suya
sokan Kırk Bir Delilerin ayaklarını ayırt edemeyip kavga
etmeleri, bir Bektaşi’nin ayaklarına sopa vurarak ayakların
sahiplerini bulması. ( F.10 )
7)Kırk Bir
Deliler’in aylar sonra Bektaşi’den dayak yediklerini
anlamaları üzerine sakallı adam aramaları. ( F.11 )
8)Kırk Bir
Deliler’den birinin deliğe giren tavşanı yakalamak üzere
başını deliğe sokup çıkaramaması, arkadaşlarının çekerek
başını koparmaları ve karısının tanıyamaması.( F.12 )
9)Fırtınanın Kırk
Bir Delilerin kaldığı hanın kapısının fırtınayla kapaması ve
onların dışarı çıkmak için kapıyı açmak yerine fırtına
beklemeleri. ( F.14 )
B) Toplumsal
Hayatla İlgili Kırk Bir Deliler Fıkraları
1)Kırk Bir
Deliler’in kırk yıldır gittikleri değirmene kendilerinden
akıllı gördükleri eşeğin rehberliğinde gitmeleri. ( F.6 )
2)Uzun geçen kıştan
sonra yiyeceksiz kalan Kırk Bir Deliler’in buğday istedikleri
zengin kişiye hileli,eksik diyerek hayrına verilen buğdayı
geri vermeleri ( F. 7 )
3)Kunduracılık ve
terzilik öğrenmeye karar veren Kırk Bir Delilerin diktikleri
cekete topuk , ayakkabıya cep dikmeleri. ( F.8 )
4)Ava çıkan Kırk
Bir Deliler havuzun suyunda görüntülerini görünce canavar
zannedip havuzu taşlamaları. (F.9 )
C)
İnançla İlgili
Kırk Bir Deliler Fıkraları
Bu bölümdeki
fıkrada Kırk Bir Delilerin saf kişiliği, din ve inançla ilgili
konulardaki bilgisizliği anlatılır.
1) Namaz kılmayı
bilmeyen Kırk Bir Deliler’in imama uyup namaz kılmağa
çalışmaları ( F13 )
Kırk Bir Deliler
Fıkralarında Dil ve Anlatım
Fıkraların dili,
günlük konuşma dilidir. Anlatımda basit yapılı fiil cümleleri,
belirli geçmiş zaman ve geniş zaman kullanılmıştır. Fıkraların
özel bir dili vardır. Yer yer kalıp anlatımlara başvurulur.
Fıkraların dili anlatıcıya ve anlatılan kitleye göre değişir.
Fıkraların anlatımında canlılığı karşılıklı konuşmalar sağlar,
anlatımı güçlendirmek için kelime tekrarlarına ve mecazlara
başvurulur, edebi sanatlardan yararlanılır. Kahramanlar,
kişiler kendi ağız özellikleriyle, durum ve konumlarına göre
konuşurlar. Böylece onların ruh durumları ve bulundukları
ortam canlandırılır. Fıkraların bitişlerinde nüktenin bütün
gücünü duyurmak için veciz, örtülü anlatım kullanılır.
Kırk Bir Deliler
Fıkralarında Kişiler
Fıkralardaki
kişiler hayatta karşılaşılabilecek abartılmış kişilerdir.
Fıkraların kişi kadrolarında bir belirginlik yoktur. Ancak
fıkralar Kırk Bir Deliler üzerine kurulmuştur. Kırk Bir
Deliler fıkralarının merkezinde Kırk Bir Deliler vardır. Sözlü
gelenekte anonimleşme süreci sürmektedir. Fıkralarda ikinci
derecedeki alt tipler belli belirsizdir, öne çıkarılmaz.
Halkın ortak yaratma gücünden doğan tipler , sosyal hayatta
toplumun ortak görüş ve düşüncelerini yansıtmakla
görevlidirler. Fıkralar toplum hayatını , sosyal sistemi
kontrol ederek aksayan ve bozulan yönlerini eleştirerek
düzeltici bir görev yaparlar (Yıldırım, D.,1976,s.3). Bu
fıkralar konu yönünden köylü hayatıyla ilgilidir. Toplumda
yapılabilecek hatalar , tuhaflıklar, alıklığa varan
saflıklar, şakayla herkesi iğneleyerek , gülerek , güldürerek
olaylar Kırk Bir Delilerin başından geçmiş gibi anlatılır.
Çizilen Kırk Bir Deliler tipi dünyadaki gelişimden habersiz
kolayca kandırılabilen akıl ve mantık yoksuludur. Bu
fıkralarda Kıbrıslıların yaşama biçimlerinden izler buluyoruz
Kişileri iki bölümde inceleyebiliriz.
1) Halktan
Kişiler:
1)gelin ( F.2 ) ,
2) çocuk ( F.1, 3, 6, 14), 3)yabancı ( F.4 ) , 4) kocakarı (
F.4 ), 5) gezgin ( F.5 ), 6) zengin ( F.7 ), 7) hekim (
F.4 ), 8) sakallı adam (F.11 ), 9) karı (F.4 ) ,10) çoban
( F.13 )
2)Dinle İlgili
Kişiler:
hoca ( F.12 ), 2)
Bektaşi (F.12 ), 3) imam (F.11 ),
Bin Bir Deliler
Fıkralarında Yer ve Zaman
Kırk Bir Deliler
fıkralarında zaman ve yer belirten fıkralar olduğu gibi
zamanın belirsiz olduğu ‘’vaktin birinde, bir zamanlar ‘’diye
başlayanlar da vardır. Fıkralarda belli bir yer adı yoktur.
Fıkralarda olayların geçtiği zaman belirsizdir. Fıkralarda yer
alan mekanlar gerçek tabiat sahneleri ve yaşanılan yerlerdir.
Mekanlar şunlardır.
1)avlu (F.1 ), 2)
gelinin odası ( F. 2 ), 3) kocakarının evi ( F.4), 4)
değirmen ( F.6 ), 5) komşu köy ( F.7 ), 6) cami ( F.13
), 7) han ( F.14 )
Kıbrıs Kırk Bir
Deliler Fıkralarıyla Adana Karatepeli Fıkraları
Kırk Bir Deliler
fıkra tipinin benzeri, Adana halk kültüründe yaygın bir
şekilde anlatılan Karatepeli fıkralarıdır. Karatepeli
fıkralarının Kıbrıs’ta da bilindiğini öğreniyoruz. Kaynak
kişilere göre Karatepeliler başlangıçta kırk kişilermiş. İlk
fıkrada kırk Karatepeli dama çıkınca dam yıkılır, otuz dokuz
Karatepeli ölür , geriye tek Karatepeli kalır. Kıbrıs’ta
Karatepeli fıkralarının sağ kalan Karatepeli üzerine
kurulduğu anlatılmaktadır.(Gökçeoğlu,M., 1999,s.7-11)
Benzer Yönleri
Fıkralar genellikle
kahramanların saf kişilikleriyle ilgilidir. Bunların yanı
sıra toplumsal hayat ve inançla ilgili fıkralar da vardır.
Fıkralarda sade bir dil kullanılmıştır. Olağanüstü varlıklar
yoktur. Kişiler halka ait kişilerdir. Fıkralardaki mekanlar
benzerdir (Artun, E, 1995, s.19-55).
Ayrılan Yönleri
Karatepeli
fıkralarındaki devlet adamı ve idareci kişiler diğerinde
yoktur. Karatepeli fıkralarındaki dış mekan gerçek olup
yörenin yer adlarıdır, diğer fıkralarda belirsizdir.
Karatepeli fıkraları bir bölge halkıyla ilgili olarak söylenen
fıkra grubuna girer,Kıbrıs Kırk Bir Deliler fıkraları
Kıbrıs’ta anlatıldığı için yerel bir bölge halkıyla ilgili
fıkra grubuna girer. Ancak Kıbrıs’ta belli bir yörenin adıyla
değil Kırk Bir Deliler adıyla anlatılır(Artun, E, 1995,
s.19-55).
Sonuç:
Kıbrıs Kırk Bir
Deliler fıkraları Kıbrıs’ta günümüzde sözlü gelenekte yaygın
bir biçimde anlatılan ‘’bir bölge halkıyla ilgili olarak
söylenen fıkralar ‘’ grubuna girer. Kıbrıs insanı , toplumdaki
aksaklıkları , garip tutum ve davranışları , alıklığa varan
saflığı , dünya gelişmelerden habersiz olanları , beceriksiz
ve güç algılayanları, akıl, mantık ve sağ duyudan yoksun
olanları alaya almak için bir Kırk Bir Deliler fıkra tipi
çizmiştir. Bu fıkralar Kıbrıs köy ve kasaba halkının çok
boyutlu özelliklerini yansıtır.
Bu fıkralar aynı
zamanda Türkiye’de şehirli ve kasabalının köylülerin saflığı
ve eğitimsizliğini alaya almak için söyledikleri fıkraların
bir çeşididir. Bu fıkralarda alaya alınıp eğlenilen durumdaki
Kıbrıs köylüsünün kendi kendini mizaha konu ederken
eğlenmesini görüyoruz.
Kırk Bir
Deliler Fıkraları .(Gökçeoğlu,M., 1999,s.146-155)
Vaktin birinde,
zamanın ikisinde bir memlekette kırk bir deliler yaşardı. Bir
gün kırk bir delilerin canı sıkıldı, oyalanacak bir şeyler
aradılar, bulamadılar. Tavuk kümesine giderek kümesin kapısını
açarak tavukları kovalamağa başladılar. Tavuklar can
korkusuyla sağa sola dağıldılar. Bir tavuk kuyuya düştü, bunu
gören dediler kuyunun başında toplandılar. Kuyunun içindeki
tavuğu görünce hep birlikte göğüslerini döverek ağlamağa
başladılar.
- Kuyuya tavuk
yerine çocuğumuz düşseydi halimiz ne olurdu , kuyudan kim
çıkarırdı, acısına yüreğimiz nasıl dayanırdı,daha dünyasına
doyamadan kara toprak olacaktı ?
Bir yandan da:
- Ah yavrum sen
öleceğine ben öleydim demeye başladılar. Çığlıkları yeri göğü
inletiyordu. Bu sefer de kuyuya beddua ettiler.
-Kör olası kuyu ,
can aldın , kim bilir daha kaç can alacaksın ? demeye
başladılar.
Ağlamaları duyup
işitenler delilerin yanına gelerek ne olduğunu sordular.
Deliler hem ağladılar hem de anlattılar. Bu sırada bir çocuğun
ayağı kuyunun kapağına takılınca kuyunun kapağı kapandı. Kırk
Bir Deliler kırk yıllık kuyularının kapağı olduğunu o gün fark
ettiler.
* * *
2) Kırk Bir
Delilerden birinin düğünü vardı. Gelinin başını süslediler
püslediler, gelinliğini giydirdiler. Sıra gelinin odadan
çıkmasına geldi. Odanın kapısı alçaktı. Gelin her dışarı
çıkmağa çalıştığında kafasını kapının üstüne çarpıyordu. Gelin
bütün uğraşmasına rağmen kapıdan dışarı çıkamadı. Bunun
üzerine çare bulmaları için Kırk Bir Delilerin en
akıllılarını çağırdılar. Akıllılar geldiler.
Birisi:
-Bu gelinin dışarı
çıkabilmesi için ayaklarını kesmek gerekir.
Öteki Deli:
Hemen yatağına
yatırdılar. Dışarda bol güneş vardı. İçlerinden en akıllıları:
-Hanım ninemizin
yattığı yerde güneş yok, oysa dışarda bol güneş var. Haydiyin
kalburları alalım, arkadaşımızın yattığı yere güneş
taşıyalım,dedi.
Hepsi de:
-
Doğru söylersin, hekim de ‘’Güneşten
bol bol yararlansın’’ dedi. Haydiyin kalburları alalım,
taşımağa başlayalım.
Kırk Bir
Deliler kalburları alıp güneşe koştular. Kalburları
yere koyup biraz bekledikten sonra kalburları aldıkları gibi
kocakarının evine koştular. Gün boyu içerisiyle dışarısı
arasında mekik dokudular.
O sırada köye gelen
bir yabancı boş kalburla koşuşanları görünce merak edip sordu.
-Yaptığınız nedir?
Kırk Bir Deliler
hep bir ağızdan :
-Hanım Ninemizin
soğuktan ciğerleri hastalandı, onun için odasına güneş
taşırız,dediler.
Köydeki yabancı
Kırk Bir Delilere bakıp güldü. Sağına soluna bakınarak bir
kazma buldu. Kocakarının evinin güney duvarını yıkarak bir
pencere yaptı. Güneşi evin içine taşıdı. Kırk Bir Deliler
alaylı gözlerle baktılar,
En akıllıları:
-Duvarı yıkarken
onca toz duman çıkardın, oysa biz tertemiz güneş taşıyorduk.
Bizleri de işsiz bıraktın, biz şimdi ne yapacağız?-Yok ,
ayakları kesik gelin olmaz, iyisi mi evi yıkalım.
Tartışma uzayıp
gitti. O günlerde köyde bir gezgin vardı, kalabalığı görünce
merak edip eve gitti. Tartışmaları dinledikten sonra başını
eğerek odaya girdi. Gelinin omzuna kuvvetli bir yumruk vurunca
gelinin beli büküldü. Gelin korkuyla kapıdan dışarı savruldu.
* * *
3) Kırk Bir
Delilerden birinin çocuğu çok yaramazdı, ele avuca sığmazdı,
ne bulursa karıştırırdı. Çocuk yine bir gün sağda solda
dolaşırken bir ceviz testisi buldu. Ceviz almak için testinin
ağzından elini soktu. Cevizleri avuçladı,elini dışarı çekti,
avucunu açmayı akıl edemediği için elini testiden çıkaramadı.
Çocuk elinde asılı testiyle geziyor bir yandan da:
-Elimi testiden
kurtarın , diye bağırıp ağlıyordu.
Çocuğun sesini
duyup gelen deliler çocuğun çevresinde toplanarak , çocuğun
elinin testiden nasıl kurtaracaklarını tartışmaya başladılar.
Her kafadan bir ses çıkıyordu. Sonunda içlerinden biri:
-Bu çocuğun elini
kurtarsa kurtarsa en akıllılarımız kurtarır. En akıllılar
çocuğun yanına gelsin dedi.
En akıllıları
geldi, içlerinden biri:
- Bu çocuğun
kolunu kurtarmak için elini bileğinden kesmek gereğir, dedi
Bir diğer akıllı :
-Yok öyle şey
olmaz, en iyisi testiyi kıralım, çocuğa da zarar vermemiş
oluruz, dedi.
Tartışmalar sürüp
gitti, ama ne yapacaklarına bir türlü karar veremediler. O
günlerde köye alış veriş için gelen bir yabancı vardı.
Kalabalığı görünce topluluğun yanına giderek konuşulanları
dinledi. Çocuğun yanına yaklaşarak cebinden bir altın lira
çıkardı. Altın lirayı gören çocuk , elindeki cevizleri
bırakarak, elini testinin içinden çekti. Çocuk altın liraya
uzanınca yabancı altını cebine koyarak kalabalıktan hızla
uzaklaştı.
* * *
4)Kırk Bir
Delilerin yaşadıkları yerde kış çok soğuk geçmişti. Her yan
dondu, sular buz kesti. Kırk Bir Delilerden bir kocakarı
vardı. Soğuklara yenik düşerek hastalandı, ciğerleri iflas
etti. Kocakarıyı arkadaşları işinin ustası bir hekime
götürdüler. Hekim kocakarıyı iğneden ipliğe muayene ederek
kocakarının soğuktan titreyen yaşlı bedeninin sıcaklığını
ölçtü. Gerekli ilaçları verip ardından da :
-Yemene içmene çok
dikkat et, bedeninin sıcaklığı çok düşük. Bulutlu günlerde
ocak başında otur, güneşli günlerde de güneşten bol bol
yararlan, bilirsin güneş girmeyen eve hekim girer, dedi.
Kırk Bir Deliler
kocakarıyı evine götürdüler. Kocakarı ayakta duracak halde
değildi.
Köydeki yabancı
boynunu büktü, kendi kendine mırıldanarak:
-Ben kendimi aklı
kısa sanırdım, meğer neler varmış neler? Şükür halime ,
diyerek köyden hızla uzaklaşıp yerine yurduna gitti.
* * *
5)Cuma günleri Kırk
Bir Delilerin helva günüydü. Tencereler ateşin üstüne kondu,
yağlar, şekerler, unlar çıkarıldı. Topak topak un helvaları
yapılarak her bir deliye birer topak verilerek dağıtıldı.
İçlerinden iki akıllıcası helva topaklarını ellerinde
evirdiler, çevirdiler. Biri:Seninki daha büyük onu isterim ,
dedi.
Öteki:Yok, seninki
daha büyük , dedi.
Tartışma büyüdükçe
büyüdü, sonunda tartmağa karar verdiler. Bir terazi bularak
yol ortasında tartmağa karar verdiler. Terazinin bir gözü ağır
gelince ağır taraftan bir parça kopararak öteki tarafa
koydular. Bu sefer de öteki taraf hafif geldi. Saatlerce
uğraşmalarına rağmen bir türlü kefeleri denk getiremediler.
Köye uzun yoldan bir gezgin geldi, karnı da zil gibi açtı.
Bunları gördü:
-Tartmanıza yardım
edeyim, dedi. Deliler de:
-Yardım et ,
dediler.
Gezgin helvaları
terazinin kefelerine koyarak kolu çekti. Bir kefedeki helva
ağır gelince helvayı ısırdı. Ağır gelen taraftan tekrar
ısırdı. Maksadı helvaları eşitlemek değil yemekti. Her
tartışta bir lokma ısırdı. Tarta tarta kefelerden birinde
helva bitti, diğer kefede çok küçük bir parça helva topağı
kaldı. Gezgin ağızlarının suyu akarak bakan delilere;
- Helvalarınızı
tartacağım diye kan ter içinde kaldım, yoruldum. Bu topak da
emeğime tutar diyerek son kalan helva parçasını ağzına attı.
Delilerin şaşkın bakışları arasında çekip gitti. Deliler de
ağızları açık arkasından bakakaldı.
* * *
6)Kırk Bir Deliler
kırk yıldır değirmene giderlerdi ama değirmenin yolunu bir
türlü öğrenemediler. Eşeklerine buğdaylarını yükleyip, hangi
yoldan gideceğini düşünmeğe başladılar. İçlerinden en
akıllılarından biri :
-Haydi diyelim ki
siz delisiniz, ben de deliyim, eşekleriniz de delimidir?
Düşelim eşeklerimizin peşine, onlar bizi değirmene götürür,
dedi.
Öyle de yaptılar,
eşekler önde Kırk Bir Deliler arkada değirmenin yolunu
tuttular. Yarı yola geldiklerinde delilerden biri öne atılarak
yol kenarındaki arı kovanına elindeki çirpiyi soktu. Bütün
arılar dışarı püskürerek insanları hayvanları sokmağa başladı.
Canları yanan eşekler var güçleriyle koşmağa başladılar.
Eşeklerin sırtlarındaki buğday denkleri dökülüp
saçıldı,deliler hayvanları güçlükle toparlayabildiler.
Değirmene boş çuvallarla geldiler. Olanları uzaktan gören
değirmencinin küçük oğlu delilere:
-Bu delicesine
koşma da niye, diyelim ki eşekleriniz delidir, siz de mi
delisiniz ?
* * *
7)Kırk Bir
Delilerin yaşadığı yerde koskoca kış boyu yağmur tıp bile
demedi . Yiyecek ne unları ne de bulgurları kaldı. Komşu köyde
çok varlıklı bir adam vardı, ambarları arpa ve buğdayla
doluydu. Kırk Bir Delilerin durumunu görünce acıdı, yüreği
dayanamadı. Hepsini köylerine çağırarak hepsine birer kile
buğday verdi . Deliler para vermek isteyince almadı :
-Güle güle yiyin ,
ölmüşlerime dua edin bu bana yeter, dedi.
Kırk Bir Deliler
çuvalları omuzlarına vurdular, köylerinin yolunu tuttular,
epeyce yürüdükten sonra yorulup bir ağacın gölgesine
oturdular. Konuşmaya başladılar, en akıllılarından biri:
-Bu adam bize birer
kile buğday verdi, ama hiç düşündünüz mü ? Kilesi eksik mi,
tamam mı, hileli mi , hilesiz mi ? Ben böyle hileli ölçülmüş
buğday istemem. Ya siz....?
Öteki deliler de :
-Doğru söylersin,
geri dönelim buğdayları verelim , dediler.
Hep birlikte geri
dönerek kendi çuvallarıyla buğdayları zengin adamın kapısına
bırakıp köylerine geri döndüler.
* * *
8)Kırk Bir deliler
boş oturmaktan sıkılıp meslek öğrenmeğe karar verdiler.
Kendilerine en uygun meslek olarak terzilik ve kunduracılığı
seçtiler. Oturup bir ayakkabıyla bir ceket yaptılar. Terziler
birbirine sordular:
-Ceketin cebinin
ağzı aşağıya doğru mu yoksa yukarı doğru mu olacak?
Tartıştılar,
konuştular, ama bir türlü karara varamadılar. Aldılar ceketi
en akıllılarına götürdüler. Kunduracılık yapanlar da topuğun
nereye konulacağını bilemediler. Onlar da ayakkabıyla topuğu
alıp en akıllılarına gittiler, dertlerini anlattılar. En
akıllıları ceket cebiyle topuğu alıp elinde evirdi çevirdi:
-Öne de koysanız
olur , arkaya da, siz en iyisi topuğu cekete koyun, cebi de
ayakkabıya dikin , dedi.
* * *
9) Kırk Bir Deliler
sıcak bir günde ava çıktılar. Ovada ağızlarından soluyarak
yürümeğe başladılar. Gide gide yollarının üzerinde içinde ağzı
açık bir kafa bulunan havuz gördüler. Sudaki akislerini
tanıyamadılar,korktular. Delilerden biri bağırdı:
-Suyun içinde ağzı
açık kırk bir tane kurukafa var, bizi yiyecekler, dedi.
Bir diğeri:
-Haydiyin birer taş
alalım, havuzdakileri öldürelim, dedi.
Hepsi birer taş
alarak var güçleriyle havuzdaki suya attılar. Su dalgalanınca
görüntüler kayboldu. Suya baktıklarında yüzlerini
göremediler,sevinerek hep bir ağızdan:
-Bize kırk bir kere
maşallah, kırk bir canavara kırk bir taş attık, hiç biri boşa
gitmedi, dediler.
* * *
10)Çok sıcak bir
yaz günüydü , hava sanki alev esiyordu. Deliler ne
yapacaklarını bilemediler, dam altına girmeye de akıl
erdiremediler. Güneş altında adam akıllı terlemişlerdi.
Serinlemek umuduyla dağ taş dolaşmaya başladılar. Geze dolaşa
yolları bir havuzun yanına çıktı. Havuz başında toplandılar.
İçlerinden birinin eli suya değdi, arkadaşlarına:
-Sıcaktan kurtulduk
, su çok serin, gelin ayaklarımızı suya sokarak serinleyelim,
dedi.
Kırk Bir Deliler
havuz başına dizilerek ayaklarını suya soktular. Ayaklarını
sallayarak suyla oynamaya başladılar. Su dalgalandıkça
ayaklarının görüntüleri birbirine karıştı, kimse ayaklarının
görüntüsünü diğerlerinden ayıramadı.
İçlerinden biri:
-Bu ayak benimdir,
bu ayak senindir , dedi.
Öteki: Yok, şu ayak
benim , şu ayak senin, dedi.
Beriki:
-İkiniz de
yanlışsınız, gösterdiğiniz ayaklar benimdir.
Deliler ayak
kavgasına başladı, o sırada havuzun yanından bir Bektaşi
geçiyordu. Tartışmayı duyarak yanlarına gitti . Ne
yaptıklarını sordu, cevabı duyunca yandaki ağaçlığa giderek
sağlam bir ılgın çilpisi kesip havuz yanına geldi. Sırayla
delilerin ayaklarına vurmaya başladı. Her vurduğunda
delilerden biri:
-Ay ayağım, dedi,
ayağını sudan çekti. Bektaşi de o zaman:
-Hah, sudan
çektiğin ayak senin ayağındır, dedi.
Bektaşi böyle böyle
bütün delileri sıra dayağından geçirdi. Ayağını sudan çıkaran
deli evine doğruldu. Bektaşi de yoluna devam etti.
* * *
11)Aradan aylar
geçtikten sonra Kırk Bir Delilerin akıllarına Bektaşi’den
yedikleri dayak geldi. Hepsi birden yollara düşerek
Bektaşi’yi aramaya başladılar, geze dolaşa yolda bir sakallı
adam görüp Bektaşi sanarak peşine takıldılar. Sakallı adam
koştu deliler koştular. Sonunda sakallı adamın gücü kuvveti
kesildi, peşinden koşanların da akıllı adamlar olmadığını
anladı. Yolunun üstünde gördüğü kamışı alarak yerdeki öküz
tersine batırarak kamışı bayrak gibi dikip , var gücüyle
oradan uzaklaşmağa çalıştı. Deliler kamışın üzerindeki öküz
tersine baktılar.
Biri:
-Öküz bu kamışın
üstüne nasıl çıktı? Dedi.
Öteki kamışın
yaprağını göstererek:
-Buraya bastı
çıktı, dedi.
Bir diğeri:
-Yok, oradan değil
buradan çıktı, dedi.
Onlar
tartışırlarken sakallı adam da sıvışıp kaçtı.
* * *
12)Kırk Bir Deliler
bir gün ovada gezinirken önlerinden bir tavşan geçti.
İçlerinden biri:
- Haydiyin koşalım
, bu tavşanı tutalım , dedi.
Delilerin hepsi
tavşanın arkasına düştüler, artlı önlü koştular. Tavşan
korktu, bir delik bularak içine girdi. Deliler deliğin ağzında
toplandılar. İçlerinden biri sordu:
-Tavşan deliğe
girdi, nasıl tutacağız?
En akıllıları da:
-Birimiz deliğe
girip tavşanın ayaklarını tutacak, biz de deliğe girenin
ayaklarını çekeceğiz.
Delilerden biri
başını deliğe zar zor soktu. Arkadaşları da ayaklarını
tuttular, var güçleriyle çektiler. Deliğe giren delinin başı
iki taş arasına sıkıştı. Deliler, arkadaşlarının ayaklarını
çeke çeke kafasını kopardılar.
Delilerden biri:
-Be arkadaşlar
bunun kafası yok.
Bir başkası:
-Bakın kanlara
bunun kafası içeride kaldı, tavşanı yer.
Aralarında tartışma
çıktı, kafasız deliyi evirdiler çevirdiler.
En akıllıları:
-Bu deliğe girmeden
önce kafası var mıydı, yok muydu?
Deliler hep
birlikte:
-Gidelim , karısına
soralım.
Deliler kafası
kopuk deliyi yüklenerek evine götürdüler,karısına sordular:
-Bunun kafası var
mıydı,yok muydu?
Karısı da:
-Vallahi bilmem ,
sabah tarhana çorbasını içerken sakalı cong cong ederdi. Ama
kafası var mıydı, yok muydu bilemem.
* * *
13)Deliler
Bektaşi’den yedikleri dayağı bir türlü unutamadılar. Sakallı
adamı aramaya gittiler. Yolda önlerine bir hoca çıktı, çobanla
konuşuyordu. Hoca sordu:
-Niçin camiye
gelmiyorsun?
Çoban :
-Abdest almayı,
namaz kılmayı bilmem.
Hoca:
-Ben sana tarif
ederim, karşıda gölek var git , suya batıp çık.
Deliler de çobanın
peşine düştüler, göleğe gittiler, hep birlikte
yıkandılar.Giyinip hocanın yanına geldiler.
Hoca:
-Haydiyin camiye.
Hoca önde, Kırk Bir
Deliler ve çoban arkada camiye girdiler.
Hoca: Şöyle sıra
sıra dizilin.
Hoca Kırk Bir
Deliyi ve çobanı safta dizdi. Ardından da:
-Benim her
söylediğimi siz de söyleyecek, yaptığımı yapacaksınız.
Deliler ve çoban
hep bir ağızdan:
-Peki hoca Efendi.
Hoca başa geçti,
çoban ve deliler hocanın ardında saf tuttu. Hep birlikte namaz
kılmaya başladılar. Çobanın kavuğunun püskülü vardı, eğilip
doğruldukça kavuğun püskülü hocanın değmemesi gereken yerine
değdi. Bir iki derken hoca utancından eğilip büzüldü, bir adım
öne gitti, çoban da bir adım öne çıktı. Namaz devam etti fakat
sonunda çobanın kavuğunun azizliğine dayanamadı. Hoca namazı
yarım bırakarak çobanın ensesine bir tokat indirdi. Çoban da
tokadı yer yemez en yakınındakine bir tokat vurdu. Deliler de
sırayla birbirini tokatlamaya başladılar. Hoca içerideki
kıyameti görünce camiden dışarı atıldı. Kırk Bir Deliler de
hep birlikte dışarıya çıktılar. Hoca sinirinden tir tir
titriyordu.
-Ben ne yaparsam
onu yapacaksınız demedim mi ?
Bu söz üzerine Kırk
Bir Deliler sırayla hocanın ensesine birer tokat attılar. Hoca
can havliyle var gücüyle bağırdı:
-Namaz bitti, tokat
bitti.
Delilerin en
akıllısı:
-Şimdi ne
yapacağız.
İçlerinden biri:
-Sakallıyı bulmaya
gidelim .
Bu söz üzerine Kırk
Bir Deliler yeniden yola koyuldu.
* * *
14)Kırk Bir Deliler
köylerindeki imamla tartışıp kavga ettiler. İmamın canı çok
sıkıldı:
-Ben bu insanlara
imamlık etmem.
Hoca öfkeyle köyü
terketti ancak dalgınlıkla caminin anahtarını da birlikte
götürdü. Köy imamsız kalınca delilerin en akıllısı :
-İmam Efendi
kaçtıysa kaçtı, ne yapalım. Onun yerine ben imamlık yaparım,
yeter ki caminin kilidini açabilelim.
Kırk Bir Deliler de
:
-Doğrudur , okuduğu
ne ki ! İki elham bir kuluvallahi. İmam efendiden senin fazlan
var, eksiğin yok.
En akıllıları da :
-Öyleyse handa
toplanalım, kilidi nasıl açacağımızı tartışalım.
Deliler hanın büyük
odasında toplandılar, tartışmaya başladılar. Bu sırada büyük
bir fırtına koptu, hanın kapısı kapandı. Deliler içeride
kaldılar, odadan dışarıya nasıl çıkacaklarını tartışmaya
başladılar. Kimsenin aklına kapının mandalını kaldırmak
gelmedi. Her kafadan bir ses çıkıyordu. En akıllıları:
-Kapıyı fırtına
kapattı, bekleyelim adamsa adamlığını yapacak, kapattığı gibi
açacak.
Aradan saatler
geçti , fırtına çıkmadı, acıktılar, susadılar,sonunda tavanı
delip çıkmaya karar verdiler. Birbirlerinin omuzlarına
bastılar, düşe kalka odanın kiremitlerini kaldırdılar.
Birbirlerini dama çekmeye başladılar. Onlar dama çıka
dursunlar , delileri karıları merak edip çocuklarını aramaya
gönderdiler. Çocuklardan biri de hana gitti. Büyük odanın
mandalını açıp kapıyı açtı, birbirlerinin enselerine binmiş
insanları görünce korkup kaçtı. Kapı açıldı rüzgar içeri
girdi. Kapının açıldığını gören Kırk Bir Deliler
birbirlerinin omuzlarından patır patır atlayıp kapıdan
çıktılar. İçlerinden en akıllısı:
-
Deli fırtına , ne işin vardı da bizi
bu kadar beklettin ?
Kaynaklar