Giriş
Bektaşîlik,
Kalenderî şeyhlerinden Hacı Bektaş Velî'yi kendisine pîr
edinmiş insanların bağlı olduğu, esasları Balım Sultan
tarafından şekillendirilen bir Türk-İslâm tarîkatıdır;
Hacı Bektaş kültünün bir takım sebeplerle hâkimiyet
kazanması sonucu kendine has özellikler kazanarak
Kalenderîliğin içinden doğmuştur. Bektaşîliğin kurucusu
Balım Sultan, gerçek pîri Abdal Musa
olarak kabul edilmektedir. Hacı Bektaş'ın vefatından
sonra Sulucakaraöyük [=Hacıbektaş] zâviyesinde yetişen
Abdal Musa, kendine bağlı Kalenderî dervişleri ile
birlikte, değişik bölgeleri gezerek, Hacı Bektaş'ın
hayatı etrafında teşekkül etmiş menkabelerle oluşan Hacı
Bektaş Velî kültünü geniş bir alana yaymıştır. Bursa,
Bergama, Denizli ve Elmalı'da zâviyeler açan Abdal Musa,
Hacı Bektaş Velî'nin Osmanlı Devleti'ndeki Yeniçeri
Ocağı'nda tanınıp hürmet edilmesinde ve pîr kabul
edilmesinde önemli rol oynamıştır (Ocak 1992: 211).
Kendisini
Mehdî, Mesîh ve Tanrı mazharı / Tanrı zuhûru olarak
tanıyan ve tanıtan Esterâbâdlı Fazlullah'ın
kurduğu Hurûfîlik, çeşitli din ve bâtınî inançların
karışımıyla ortaya çıkan bir inanç sistemidir.
Âzerbaycan'da ortaya çıkmasına rağmen Anadolu'ya
sıçrayan Hurûfîlik öğretileri, Bektaşîliğin içinde kısa
sürede yer bulmuş ve Bektaşîlik ile karışmıştır.
Hurûfîliğin kent Bektaşîliğiyle, özellikle Babagan
koluyla ilişkisi olmuş, Hurûfîlik Bektaşîliğe bu kolla
girmiştir (Bkz. Gölpınarlı 1989: 18; Atalay 1340:
30-53). Giderek özümsenmiş ve Bektaşîliğin içeriğini
oluşturmuştur. Bektaşîlik yoluyla Alevîliği de
etkilemiştir. Hurûfîlikle gelen edebiyatı ayırmanız
durumunda "Bektaşî Edebiyatı" olarak bilinen
"Bektaşîlik Bağlamında (=Konteks) Türk Halk Edebiyatı"
çok önemli bir esasından mahrum kalır. Hurûfîlik
etkileri en çok Rumeli ve Arnavutluk Bektaşîlerinde
görülür. Hurûfîlik, bu bölgelerde Bektaşîlik olarak
bilinir (Atalay 1340: 42).
Fazlullah'ın
idam edilmesinden sonra Timur Devleti'nin takibatına
uğrayan Hurûfîler Anadolu'ya, buradan da 15. yüzyılın
ikinci yarısına doğru Rumeli'ye geçtiler. Fatih Sultan
Mehmed zamanında Osmanlı sarayına bile girmeyi
başarabilen Hurûfîlik, Vezîr-i âzam Mahmud Paşa ve Molla
Fenârî'nin çabalarıyla engellendi. Pek çok Hurûfî,
Osmanlı Devleti'nin takibatı sonucu, Kalenderîler
arasında gizlenmeye başlamıştı (Ocak 1992: 154).
Hurûfîlik, özellikle 16. yüzyılda, Kalenderîlik ile iç
içe olmaya başlamıştır. Esterâbâdlı Fazlullah'ın en
tanınmış ve en ileri gelen halifesi olan Nesîmî, bir ara
Anadolu'ya da gelmiş ve burada Hurûfîlik öğretilerini
yaymaya çalışmıştır. Nesîmî, Kalenderî zümreleri
arasında da saygın bir yere sahip olmuştur.
Türkler İslâm
dairesine girdikten sonra, dinî-tasavvufî akımların
etkisiyle çeşitli zümre edebiyatları oluşmaya başladı (Bkz.
Gölpınarlı 1968; Levend 1968.). Hemen her tarîkat
kendine mahsus bir edebiyat vücuda getirdi. Çeşitli
inançların birleşimiyle şekillenen ve zengin bir sözlü
kültür birikimine sahip olan
Alevî-Kalenderî-Bektaşî-Hurûfî zümreler de kendilerine
has bir edebiyat meydana getirdiler. "Alevî-Bektaşî
Edebiyatı" veya "Bâtınî Zümreler Edebiyatı" (Ergun1944:
7) adları verilen bu edebiyat şubesi, "münferit ve
muayyen bir zümre"nin değil, "Babaî", "Ahî", "Hurûfî",
"Kalenderî", "Haydarî", "Bektaşî", "Alevî" gibi adlar
taşıyan ve aralarında az-çok inanç farklılıkları bulunan
zümrelerin ortaklaşa oluşturdukları inanç sistemiyle
şekillenen zengin bir edebiyattır. Bu zümrelerin
çoğunluğunun "Şamanizm" adı verilen "Gök Tanrı
İnancı"ndan büyük ölçüde izler taşıdıkları bilinmektedir
(Eröz 1992). 16. yüzyıldan sonra Anadolu-Osmanlı
sahasında "Batınî" karakter taşıyan bütün bu zümreler
yakınlaşarak "Bektaşîlik-Alevîlik adı altında ikili veya
ikiz (Tevem) bir zümre"ye dönüşmüştür. Günümüzde ise
"Alevîlik" ile "Bektaşîlik" eş anlamlı iki kelime
durumuna gelmiştir (Ülkütaşır 1974: 189).
Alevî-Kalenderî-Bektaşî-Hurûfî şâirlerin yazdıkları /
söyledikleri şiirler, Alevîlik-Kalenderîlik-Bektaşîlik-Hurûfîlik
kontekstinde şekillenen menkabeler / velâyetnâmeler,
fıkralar, hikâyeler gibi unsurlarla birleşerek bir bütün
hâlinde "Alevîlik-Bektaşîlik Bağlamında (=Kontekst) Türk
Halk Edebiyatı" adını verdiğimiz edebiyat kolunu
oluşturur (Bkz. Ocak 1983; Ocak 1984; Yıldırım 1976.;
Çetin 1997 vs.). Alevîlik-Kalenderîlik-Bektaşîlik-Hurûfîlik
kontekstinde oluşan halk şiiri, söyleyicileri belli olsa
bile sözlü kültür geleneği içinde şekillenmiş bir
edebiyat şubesidir. Bu sebeple, bu kontekstte oluşan bir
şiir incelenirken sözlü kültür geleneği göz önünde
bulundurulmak zorundadır.
1.
Muhyiddin Abdal
Kalenderîlik-Bektaşîlik-Hurûfîlik
kontekstinde şiirler söylemiş / yazmış şâirlerimizden
biri olan Muhyiddin Abdal, 16. yüzyılda yaşamıştır.
Aydınlıdır. Rumeli'ye giderek bugün Bulgaristan ve
Romanya sınırları içinde olan pek çok yeri gezip görmüş,
mensup olduğu dinî-tasavvufî zümreye âit inançları
yaymaya çalışmıştır. Mezarı Edirne'nin Lalapaşa
ilçesinde, Bulgaristan sınırı yakınlarındaki "Muhittin
Baba Tepesi"ndedir.
Muhyiddin
Abdal Dîvânı'nın altı nüshası tespit edilmiş ve bu
konuda tarafımızdan doktora tezi hazırlanmıştır
(Durbilmez 1998).
Muhyiddin
Abdal, yaşadığı dönemin en önemli iki Kalenderî-Bektaşî
şâirinden biri olarak kabul edilmektedir (Boratav 1968:
351). Muhyiddin Abdal'dan başka, Pir Sultan Abdal,
Virânî, Kalender Abdal gibi temsilciler de 16. yüzyılda
yaşamıştır. Sürûrî, Yemînî, Hayderî, Kanberî, Kelâmî,
Fâzılî, Fazlî, Seher Abdal, Hayretî, Yetim Ali Çelebi,
Hüseynî, Yetimî, Askerî, Husrev, Nemayî, Koyun Abdal,
Misalî, Arşî, Feyzî Hasan Baba, Kul Himmet, Kul Âdil,
Kul Bayramlı, Seyyid Ali Sultan (Kızıl Deli Baba), Sâdık
Abdal, Sersem Ali Baba, Bosnalı Vahdetî gibi
temsilcilerin de 16. yüzyılda yaşadığı kabul
edilmektedir. Bu şâirlerden Sürûrî, Yemînî, Kelâmî,
Fâzılî, Fazlî, Nebatî, Husrev, Nemayî, Misalî,
Arşî,Vîrânî ve Bosnalı Vahdetî gibi şâirler, Muhyiddin
Abdal gibi, aynı zamanda Hurûfî inancının da
temsilcileridir. Bu durum, Hurûfîlik inancının 16.
yüzyılda Alevîlik, Kalenderîlik ve Bektaşîlik ile
bütünleşmeye başladığının göstergesidir (Ocak 1992:157).
2.
Muhyiddin Abdal'a Göre Hacı Bektaş ve Otman Baba
Muhyiddin
Abdal, şiirlerinde, Hallâc-ı Mansûr, Seyyid Nesimî,
Fazlullah, Hacı Bektaş Velî, Otman Baba, Şahkulu, Kumral
Baba, Akyazılı gibi Kalenderîlerin ve Bektaşîlerin ulu
saydıkları kimselerden bahsetmektedir. Muhyiddin
Abdal'ın pîri olduğu kabul edilen Otman Baba ile o
dönemdeki Bektaşîlerin araları iyi olmadığı hâlde, Hacı
Bektaş Velî ve Otman Baba'nın ikisinin birden adlarının
"Muhyiddin Abdal Dîvânı"nda yer alması dikkat çekicidir.
Bu sebeple çalışmamızın başlığını "Muhyiddin Abdal'a
Göre Hacı Bektaş ve Otman Baba" olarak belirledik.
a. Hacı
Bektaş Velî
Muhyiddin
Abdal 16. yüzyılda yaşamıştır. Şâirin şiirleri arasında
Hacı Bektaş Velî'nin adı geçmesine rağmen "Bektaşî"
terimi yer almamaktadır. Ocak, Bektaşî teriminin,
müstakil bir zümrenin adı sıfatıyla, ilk defa 16.
yüzyılda kullanılmış olabileceğini, bazı ip uçlarından
hareketle söylemektedir (Ocak 1992: 213). Bilindiği
gibi, 16. yüzyılın başında Hacı Bektaş Zâviyesi'nin
başına getirilen Balım Sultan, Bektaşîliği resmen
düzenleyen kişidir. Dimetoka'da bulunan Seyyid Ali
Sultan Zâviyesi [=Kızıl Deli Zâviyesi]'nden Hacı Bektaş
Zâviyesi'nin başına getirilen Balım Sultan'ın
"Bektaşîlik" adıyla resmen kurduğu bu tarîkat, 16.
yüzyıldan itibaren Kalenderîlikten ayrılarak Hacı Bektaş
kültü etrafında gelişmiş, diğer Kalenderî zâviyelerini
de etkileyerek, içinden doğmuş olduğu Kalenderîliği
Bektaşîliğin bünyesinde eritmeye başlamıştır.
Bektaşîliğin Kalenderîlikten tam anlamıyla ayrılarak
bağımsız bir tarîkat olması 16. yüzyılın sonlarına doğru
gerçekleşmeye başlamış, 17. yüzyıldan itibaren gelişen
Bektaşîlik karşısında, Kalenderîlik giderek zayıflamış
ve erimiştir. 18. yüzyılda bütün Kalenderî zümreleri
Bektaşîlik çatısı altına girmiştir (Bkz. Ocak 1981:
297-308).
Hacı Bektaş
Velî, Muhyiddin Abdal'a âit bir şiirde, Hz. Ali'ye
benzetilmektedir. "Ali misillü er" olarak
adlandırılan Hacı Bektaş'ın, cansız duvarı yürüttüğü,
fakat münkirlerin kör oldukları için bu durumu
görmedikleri ifâde edilmektedir:
Bir Hâcı
Bektaş var idi
'Ali misillü
er idi
Münkirler
görmez kör idi
Yürütdi
cânsız dîvârı
(Durbilmez 1998: 380)
Bilindiği
gibi, Hacı Bektaş'a âit menkabede, Hz. Ali'nin Hacı
Bektaş olarak yeniden dünyaya geldiği belirtilmektedir.
Tenâsüh inancını kabullenen bazı Bektaşîler Hz. Ali'nin
rûhunun Hacı Bektaş'ta zuhur ettiğine inanmaktadırlar.
Muhyiddin Abdal, Hacı Bektaş'tan "Ali misillü er idi"
şeklinde bahsederken, Hacı Bektaş'ı Hz. Ali'ye
benzetmesi yanında, tenâsüh inancı sonucu Hz. Ali'nin
rûhunun Hacı Bektaş'ta zuhur ettiği yolundaki inanışı da
dile getirmiş olmalıdır. Bazı Bektaşîler, Hz. Ali'nin
rûhunun Hacı Bektaş'tan sonra da sırasıyla bütün büyük
velîlerin bedenlerinde zuhur ettiği görüşündedirler.
Vilâyetnâme-i Otman Baba'da geçen bir menkabeye göre
de Hz. Ali, Otman Baba'nın vücudunda yaşamıştır. Aşağıda
geniş olarak bahsedeceğimiz gibi, Muhyiddin Abdal'ın
"Ala gözlü Sultan Baba" mısrâıyla başlayan şiirinde
de bu inanış yansıtılmaktadır (Ocak 1983: 136-140).
b.Otman
Baba
Otman Baba
hakkındaki bilgileri "Vilâyetnâme-i Otman Baba"dan
öğreniyoruz. "Vilâyetnâme-i Şâhî" adıyla da
bilinen "Vilâyetnâme-i Otman Baba", 1483 yılında,
Otman Baba'nın halîfelerinden Küçük Abdal
tarafından kaleme alınmıştır (Bkz. Hasan Fehmi 1927)[1].
"Vilâyetnâme-i Otman Baba"ya göre, Otman Baba 780
(=1378-9)'de doğmuş, 883 (=1478)'de ölmüştür. Otman
Baba'nın asıl adının Hüsam Şah olduğu
belirtilmektedir. Timur zamanında (=1402) Anadolu'ya
geldiği, Germiyan ve Saruhan bölgelerinde uzun müddet
dolaştıktan sonra Fâtih'in şehzâdeliği sırasında
Manisa'da bulunduğu ve daha sonra Rumeli'ye geçtiği
rivâyet edilmektedir (Ocak 1992: 55-56). Otman Baba,
Rumeli'de muhtelif fetih hareketlerine de katılmış bir
Kalenderî şeyhidir (Ocak 1992: 21). Otman Baba tekkesi
Bulgaristan'dadır. Muhyiddin Abdal'ın tekkesi de
Bulgaristan sınırına yakın bir yerde bulunan "Muhittin
Baba Tepesi"ndedir. Otman Baba, Bektaşîlere iyi gözle
bakmamasına rağmen, Bektaşîler tarafından büyük bir velî
olarak kabul edilmiş ve tekkesi en önemli Bektaşî
tekkelerinden biri hâline gelmiştir. Muhyiddin Abdal da
Bulgaristan başta olmak üzere Balkan ülkelerini gezmiş,
oralarda inançlarını yaymaya çalışmıştır; Bugün bile
Rumeli'nin büyük bölümünde ulu bir eren olarak kabul
edilmektedir (Durbilmez 1998-2).
Muhyiddîn
Abdal'ın, Otman Baba'ya mensup bir derviş olduğu
konusunda araştırıcılar genellikle görüş
birliğindedirler. Muhyiddin Abdal Dîvânı'nda yer alan
bazı şiirler de bu görüşü desteklemektedir. Bir şiirinde
Otman Baba'nın adını zikrederek "Gani Otman pîrüm
oldı / Anuñ etegin tutdım ben" diyen Muhyiddin
Abdal, aynı şiirin başka bir dörtlüğünün son iki
mısraında da "Severim Sultan Baba'yı / Cân ile göñül
katdum ben" demektedir:
Erenlerin
eşigüne
Yaslanuban
yatdum ben
Erenlere belî
didüm
Sıdk ile
ikrâr itdüm ben
Şahum da rehberüm oldı
Hemân Kıblem nûrum oldı
Gani
Otman pîrüm oldı
Anuñ
etegin tutdım ben
Egnime giydüm
'abâyı
Terk itdüm
kamu kabâyı
Severim
Sultan Babayı
Cân ile göñül
katdum ben...
(Durbilmez 1998: 404-405)
Sadettin
Nüzhet Ergun, Muhyiddin Abdal'ın Otman Baba'ya mensup
bir derviş olduğunu belirtmekle birlikte,
"Şu kadar
var ki Muhyiddin Abdal onun dervişi midir, yoksa Otman
Baba tekkesinde 'Baba' olan birine mi mensuptur? Bunu
kat'î sûrette tayin etmek kâbil değildir. Çünkü tarîkat
mensupları ekseriya 'Baba'lar yerine 'Pîr'lere
mensubiyetle iftihar ederler. Muhyiddin Abdal'ın 'Otman
Baba pîrim oldu' demekten maksadı, ihtimal 'Otman Baba'
tarîkatına mensup bir 'Baba'ya intisâb ettiğini
söylemekten ibârettir. Filhakîka, Muhyiddin Abdal'ın
daha muahhar bir zamanda yaşadığı ihtimâlini verdiren
bazı kayıtlar mevcuttur"
(Ergun 1928:
38)
demektedir.
Ergun, Hacı Bektaş Velî'nin adı geçen şiiri bu
düşüncelerine delîl olarak göstermektedir. Ergun,
yukarıda bahsettiğimiz şiirden hareketle,
"...Otman
Baba mensupları ile Hacı Bektaş mensupları arasında ilk
zamanlarda bazı ihtilaflar olduğu 'Otman Baba
Vilâyetnâmesi'nde mezkurdur. Buna binaen, Muhyiddin
Abdal'ın bizzat Otman Baba'ya mensup olsaydı Hacı Bektaş
Velî'den ve Balum Sultan'dan bahsetmemesi lâzım
gelecekti. Hususiyle 'Kalenderîlik', 'Hurûfîlik' ve
'Bektaşîlik'in tedahülü de muahhardır. Halbuki Muhyiddin
Abdal'ın 'Dîvân'ı kendisinin müfrit bir Hurûfî olduğunu
göstermektedir. İşte bu delîller Muhyiddin Abdal'ın bir
Kalenderî babası olan Otman Baba'nın zamanını idrak
edemediğini göstermektedir. Mamafih bu hususta kat'î bir
hükmümüz olmadığını ve yeni bir takım vesâik zuhur
edinceye kadar bu zâtın yaşadığı devri tayin
edemeyeceğimizi de ilâveten söyleyelim. Bu gün muhakkak
olan bir şey varsa o da Muhyiddin Abdal'ın Otman Baba
tarîkatına mensup olması ve Hurûfîliği tamamı ile
benimsemiş bulunmasıdır"
(Ergun 1928:
38-39)
demektedir.
Muhyiddin Abdal'ın yaşadığı yüzyıl, Bektaşîliğin
Kalenderîlikten henüz tam olarak ayrılmadığı ve
Hurûfîliğin de bunlar üzerinde etkili olmaya başladığı
bir yüzyıldır[2].
Dolayısıyla, Muhyiddin Abdal'ı hem Hurûfî, hem Kalenderî
hem de Bektaşî bir şair saymak gerekmektedir. Bu
durumda, Muhyiddin Abdal'ın hem Hacı Bektaş Velî'den hem
de Otman Baba'dan bahsetmesi tabiîdir. Bu arada
belirtelim ki, Balım Sultan ve Akyazılı'nın adlarının
geçtiği şiir bizde bulunan hiç bir nüshada yer
almamıştır. Bu konularda fikir yürütülürken, Muhyiddîn
Abdal'a âit şiirlerin bir süre sözlü kültür geleneği
içinde dilden dile aktarıldıktan sonra bazı Kalenderî /
Bektaşî / Hurûfî dervişleri tarafından bir araya
getirilerek Muhyiddîn Abdal Dîvânı'nın oluşturulduğu
hususu göz önünde bulundurulmalıdır.
Muhyiddin
Abdal, "Ala gözlü Sultan Baba" mısraıyla başlayan
şiirinde tamamiyle Otman Baba'dan söz etmektedir.
Ala gözlü
Sultan Baba
Ululardan
ulusın sen
Yedi iklim
dört köşeye
'Arşa kürse
tolusın sen
Yüzin gören yohsul bay olur
Kâfirler îmâna gelür
Seni
sevmeyen ne olur
Şâh-ı kerem 'Alisin sen
Şâhısın biz
eksüklü kuluñ
İçenler
ayılmaz toluñ
İnceden
incedür yoluñ
Tamâm gerçek
velîsin sen
Toğrı sözin yol kılıcı
Çaldığın iki bölüci
Düşmüşler elin alıcı
Hakkuñ kudret elisin sen
Dehânından
kevser akar
Nazaruñ Hakk
yola bakar
Kokudan cümle
'âlem kokar
Muhammedüñ
gülisin sen
Parlayup âteşüñ yanar
Cümle 'âlem şu'lene çoñar
Susayanlar senden kanar
Âb-u
hayât gölisin sen
Muhyiddîn
Abdâl neylersün
Dipsiz
deñizler boylarsun
Ne bilürsin
ne söylersün
'Aklın mı var
delisin sen
Muhyiddîn toldır pâyânuñ
Hergiz olmasun ziyânuñ
Evliyânuñ enbiyânuñ
Bir
kemterce kulısın sen[3]
Yukarıda
verdiğimiz şiirin ikinci dörtlüğünde geçen "Şâh-ı
kerem 'Alisin sen" mısrâında da -Hacı Bektaş
Velî'den bahseden şiirinde olduğu gibi- tenâsüh inancı
mevcuttur. Daha önce de bahsettiğimiz gibi,
Vilâyetnâme-i Otman Baba'da geçen bir menkabeye göre,
Hz. Ali, Otman Baba'nın vücudunda yaşamıştır. "Ala
gözlü Sultan Baba" mısrâıyla başlayan dörtlükte
gizli bir hulûl inancı da mevcuttur. Muhyiddin Abdal bu
dörtlükte:
Ala gözlü
Sultan Baba
Ululardan
ulusın sen
Yedi iklim
dört köşeye
'Arşa kürse
tolusın sen
demektedir.
Burada, Ocak'ın da belirttiği gibi, Tanrı'nın Hz.
Ali'nin zuhur ettiği her kalıpta bulunduğu inancı telkin
edilmektedir[4].
Muhyiddin
Abdal, Otman Baba'yı , "ululardan ulu", "yedi iklim dört
köşeye, 'arşa kürse tolu", "Şâh-ı kerem 'Ali", "gerçek
velî", "Hakkın kudret eli", "Muhammedin gülü" ve "Âb-u
hayât göli" olarak tasavvur etmektedir. Şiirde, Otman
Baba'nın ala gözlü olduğu, yüzünü gören yoksulun
zenginleştiği, kâfirlerin imana geldikleri, dolusundan
içenlerin ayılmadığı, dudağından kevser aktığı,
susayanların kandığı, düşmüşlerin elinden tutan vs. bir
ulu kimse olduğu ifâde edilmektedir.
Sonuç
Bektaşîlik,
Hacı Bektaş kültünün bir takım sebeplerle hâkimiyet
kazanması sonucu kendine has özellikler kazanarak
Kalenderîliğin içinden doğmuştur. Muhyiddin Abdal, 16.
yüzyılda yaşamış Kalenderî-Bektaşî-Hurûfî kontekstinde
şiirler söylemiş / yazmış şâirlerimizdendir. Şâirin
yaşadığı dönem, Kalenderîlikden Bektaşîliğe geçişin tam
netleşmediği ve Hurûfîliğin de Kalenderî-Bektaşî
zümreler içinde etkili olmaya başladığı bir geçiş
dönemidir. Muhyiddîn Abdal, hem Hacı Bektaş Velî'den,
hem Otman Baba'dan, hem de Fazlullah'dan bahsetmektedir.
Şâirin şiirleri arasında Hacı Bektaş Velî'nin adı
geçmesine rağmen "Bektaşî" terimi yer almamaktadır.
Muhyiddîn Abdal, hem Hacı Bektaş Velî'yi, hem Otman
Baba'yı övmekte ve çeşitli tasavvurlara konu etmektedir.
Hayattayken Bektaşîler ile arası bozuk olan Otman
Baba'ya bağlı Muhyiddin Abdal'ın bu şiirlerini, 16.
yüzyılda Otman Baba'ya bağlı dervişlerin de Hacı
Bektaş'a sevgi beslediklerini göstermesi bakımından
önemli görüyoruz.
Kaynaklar
M.Sunullah Arısoy: Türk
Halk Şairleri Antolojisi. Ankara 1985.
Besim Atalay: Bektaşîlik
ve Edebiyatı. İstanbul 1340.
Pertev Naili Boratav: "Halk
Şiiri" Türk Dili /Türk Halk Edebiyatı Özel Sayısı,
nr. 207, Ankara, (Aralık 1968).
Reha Çamuroğlu: Sabah
Rüzgarı (Enel-Hak Demişti Nesimi). İstanbul 1992
İsmet Çetin: Türk
Edebiyatında Hz. Ali Cenknâmeleri. Ankara 1997.
Yahya Muhtar Dağlı:
Bektaşi Tomarı ve Nefesleri. İstanbul 1935.
Bayram Durbilmez:
Muhyiddin Abdal Dîvânı (İnceleme, Tenkitli
Metin). (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Elâzığ 1998.
Bayram Durbilmez: "Muhyiddin
Abdal'ın Hayatı Etrafında Oluşan Menkabeler", I.
Uluslararası Türk Dünyası Eren ve Evliyaları Kongresi,
(Ankara, 13-16 Ağustos 1998).
Şükrü Elçin: Halk Şiiri
Antolojisi. Ankara1988.
Sadettin Nüzhet [Ergun]:
"Muhittin Abdal ve Eseri" Halkbilgisi Mecmuası,
İstanbul, 1928.
Sadeddin Nüzhet Ergun:
Bektaşi Şaiirleri ve Nefesleri. İstanbul 1944.
Mehmet Eröz: Eski Türk
Dini (Gök Tanrı İnancı) ve Alevîlik Bektaşîlik.
İstanbul 1992.
İsmet Zeki Eyuboğlu:
Alevi-Bektaşi Edebiyatı. İstanbul1991.
Abdulbâki Gölpınarlı: "Halk
Edebiyatımızda Zümre Edebiyatları" Türk Dili/ Türk
Halk Edebiyatı Özel Sayısı, c.19, nr.207, (Aralık
1968).
Abdülbaki Gölpınarlı:
Hurûfîlik Metinleri Kataloğu. (2. Baskı), Ankara
1989.
Abdülbâki Gölpınarlı:
Alevî Bektâşî Nefesleri. (2.Baskı), İstanbul 1992.
Hasan Fehmi, "Otman Baba
Vilâyetnâmesi" Türk Yurdu, c.5, (1927).
Turgut Koca: Bektaşi
Nefesleri ve Şairleri (13.Yüzyıldan 20.Yüzyıla Kadar).
İstanbul 1990.
Agâh Sırrı Levend: "Halk ve
Tasavvufî Halk Edebiyatı" Türk Dili/ Türk Halk
Edebiyatı Özel Sayısı, c.19, nr.207, (Aralık 1968).
Ahmet Yaşar Ocak:
"Kalenderîler ve Bektaşîlik" Doğumunun 100. yılında
Atatürk'e Armağan, İÜ. Edebiyat Fak. İstanbul 1981.
Ahmet Yaşar Ocak: Bektaşî
Menâkıbnâmelerinde İslâm Öncesi İnanç Motifleri.
İstanbul 1983.
Ahmet Yaşar Ocak: Türk
Halk İnançlarında ve Edebiyatında Evliyâ Menkabeleri.
Ankara 1984. [Gözden Geçirilmiş 2. Baskısı: Kültür
Tarihi Kaynağı Olarak Menâkıbnâmeler (Metodolojik Bir
Yaklaşım). Ankara 1992.].
Ahmet Yaşar Ocak: Osmanlı
İmparatorluğunda Marjinal Sûfîlik: Kalenderîler (XIV-XVII.Yüzyıllar).
Ankara 1992.
İsmail Özmen: Alevi
Bektaşi Şairleri Antolojisi, c.5. İstanbul 1995.
M. Şakir Ülkütaşır: "Bektaşî
Edebiyatının Niteliği ve Nazım Türleri" Türk Folkloru
Araştırmaları Yıllığı Belleten. Ankara 1974.
Ali Yıldırım:
Başlangıcından Günümüze Alevî Bektaşî Deyişleri.
(2.Baskı), Ankara 1997.
Dursun Yıldırım: Bektaşî
Tipine Bağlı Fıkralar. Ankara 1976.
[1]
"Vilâyetnâme-i Otman Baba"nın mikrofilmden tâb
edilmiş bir nüshası özel kütüphânemizde
mevcuttur.
[2]
Ocak, 16. yüzyılda Hurufiliğin Kalenderilik'le
iç içe olduğunu ve Bektaşîlik'le Kalenderîliğin
henüz birbirinden tam ayrılmadığını yazmaktadır:
Ahmet Yaşar Ocak: Osmanlı İmparatorluğunda
Marjinal Sûfîlik: Kalenderîler (XIV-XVII.
Yüzyıllar). 1992: 154 ve s. 227.
[3]
Durbilmez, a.g.e., s.
407-408.
[4]
Ahmet Yaşar Ocak: Bektaşî Menâkıbnâmelerinde
İslâm Öncesi İnanç Motifleri. İstanbul 1983:
140.