Bu
çalışmamızda, 16. yüzyıl tekke şâirlerimizden Muhyiddin
Abdal kısaca tanıtılacak, hakkında yapılan çalışmalardan
bahsedildikten sonra "Muhyiddin Abdal'ın Seyrannâmesi"
olarak bilinen manzûme üzerinde durulacak ve metne yer
verilecektir.
1.
Muhyiddin Abdal
Kalenderîlik-Bektaşîlik-Hurûfîlik
kontekstinde yaratılan âşık tarzı şiir geleneğinin
önemli temsilcilerinden olan Muhyiddin Abdal'ın doğum ve
ölüm tarihleri hakkında, elimizde hiçbir bilgi ve belge
bulunmamaktadır. 16. yüzyılda yazılmış bazı mecmualarda
şiirlerine rastlanmaktadır. Pertev Naili Boratav,
Muhyiddin Abdal'ı 16. yüzyılın en önemli iki Bektaşî
şâirinden biri olarak görürken (Boratav 1968: 351), A.
Yaşar Ocak, Muhyiddin Abdal'ın adını da Kalenderî
şâirler arasında zikretmekte, onun 16. yüzyılın
sonlarıyla 17. yüzyılın başlarında yetişmiş Kalenderî
şâirlerin en kuvvetli temsilcisi sayılması gerektiğini
belirtmektedir (Ocak 1992: 226). Ocak, Muhyiddin
Abdal'ın şiirlerinin en ileri derecede Şiî ve Hurûfî
inançları aksettiren birer belge mâhiyetinde olduğunu da
söylemektedir (Ocak 1992: 226). Şükrü Elçin'e göre
şâirimizin ölüm tarihi 1529'dur (Elçin 1988a: 265).
Ancak Elçin'in eserinde, bu bilginin hangi kaynaktan
alındığına dair bir ifade yer almamaktadır.
Şiirlerinde
Hacı Bektaş Velî, Otman Baba, Balım Sultan, Nesimî...vb.
gibi Alevî-Kalenderî-Hurûfî-Bektaşî ulularından
bahsetmektedir. Balım Sultan'dan inâbe almış, Akyazılı
İbrahim Baba'ya intisab etmiştir. Bunun yanında Yûnus
Emre, Hatayî, Kaygusuz Abdal ve Nesimî gibi şâirlerin
etkisinde kalmış olduğu bilinmektedir (Durbilmez 1996:
427-438). Elimizdeki bu bilgilerden hareketle Muhyiddin
Abdal'ın 16. yüzyılda yaşamış olabileceğini kabul
edebiliriz.
Muhyiddin
Abdal'ın doğum yeri ile ilgili elimizde yeterli bilgi ve
belge yoktur. Şâirimizin Aydın'dan Edirne'ye geldiği ve
bugün mezarının bulunduğu ileri sürülen Çöke'ye
yerleştiği ifade edilmektedir. Şiirlerinde geçen yer
adlarından hareketle şâirimizin Aydın'da doğmuş
olabileceğini söyleyebiliriz. Şâirimizin mezarının /
türbesinin bulunduğu yer olan Hacıdanişment köyü
halkının tamamına yakını, kaynak kişilerin ifadelerine
göre, Aydın'dan gelmiştir. Rivâyetlere göre,
Danişmentoğulları'nın bir beyi olan ve buraya Aydın'dan
gelen Muhyiddin Baba'nın Hacı, Sarı, Süleyman adlarını
taşıyan üç oğulu vardır. Muhyiddin Baba, bugün
Muhittin Baba Tepesi olarak bilinen kalede yaşarken
oğulları da Hacı talaşman / Hacıdanişment, Sarı talaşman
/ Sarıdanişment, Süleyman talaşman / Süleymandanişment
adlarını taşıyan birbirine yakın üç ayrı yere
yerleşmişlerdir. Bu üç köyün adının da Muhyiddin
Baba'nın çocuklarının adından geldiği ileri
sürülmektedir.
2.
Muhyiddin Abdal Hakkında Yapılan Çalışmalar
Alevîlik-Bektaşîlik konulu hemen hemen bütün kaynaklarda
ve çeşitli antolojilerde şâirimizden bahsedilmekte /
şiirlerinden örnekler verilmektedir. Bununla beraber,
şâirimizi ve şiirlerini konu alan müstakil çalışmaların
birkaç makâleden ibâret olduğunu görüyoruz. Halbuki
şâirimizin Muhyiddin Abdal Dîvânı adını taşıyan
önemli bir eseri vardır. El yazması dîvânının dört
nüshası tarafımızdan tespit edilmiş olup, hazırlamış
olduğumuz "Muhyiddin Abdal Dîvânı, İnceleme-Tenkitli
Metin" adlı doktora tezimizde, tenkitli metin
transkripsiyonlu olarak verilmektedir (Durbilmez 1998).
Tespit ettiğimiz nüshalardan başka, kaynaklarda adı
geçen Sadettin Nüzhet Ergun ve Besim Atalay nüshalarının
da olduğunu bilmekle beraber, bu nüshaların şimdi
kimlerde / nerelerde bulunduğunu, kayıp olup olmadığını
-şimdilik- bilmiyoruz.
Muhyiddin
Abdal ile ilgili olarak ilk çalışma, Sadettin Nüzhet
Ergun tarafından yapılmıştır. Ergun, 1928 yılında
yazdığı "Muhittin Abdal ve Eseri" (Ergun 1928:
36-42) adlı makâlesinde, Muhyiddin Abdal Dîvânı'nın
kendisinde bulununan nüshasındaki ipuçlarından hareketle
şâirimiz hakkında bazı bilgiler vererek şiirlerinden
örnekler sunmuştur. "Bektaşi Şâirleri" (Ergun
1930) ile "Bektaşi Şâirleri ve Nefesleri" (Ergun
1944) adlarını taşıyan kitaplarında da şâirimiz hakkında
bilgiler veren Ergun, kendisinde bulunan ve
"Abdalnâme" adıyla bilinen Muhyiddin Abdal
Dîvânı'nın nüshasını, TDK tarafından yayımlanan sekiz
ciltlik "Tarama Sözlüğü" (1988) için taramış,
devrin dil özelliklerinin yer aldığı tespit edilen
dörtlükleri / beyitleri örnek olarak vermiştir.
Muhyiddin
Abdal hakkında önemli çalışmaları olan ikinci
araştırmacı Vahit Lütfi Salcı'dır. Salcı, şâirimiz ile
ilgili birkaç yazı yazdıktan1 sonra
Edirne'de yayımlanmakta olan Damla dergisinde dokuz sayı
devam eden ve "Edirne Halk Şairleri: Muhiddin Abdal"
(Salcı 1942-1943) adını taşıyan uzun makâlesini yazmış;
şâirimiz ile ilgili önemli bilgiler vererek Muhyiddin
Abdal Dîvânı ' nda yer almayan bazı şiirleri de
yayımlamıştır.
Muhyiddin
Abdal hakkında çalışma yapanlardan biri de Bayram
Durbilmez'dir. Durbilmez "Muhyiddin Abdal'ın Tuyug ve
Mâniler'i" (Durbilmez 1996: 427-438) adlı
makâlesinde şâirimizin hayatı hakkında kısa bilgiler
vererek, Konya'da bulunan "Tuyug ve Mâniler" adlı
on varak tutarındaki yazma eserin tanıtımını yapmış,
burada yer alan 137 mâniyi yayımlamıştır.
Bunlardan
başka Besim Atalay, Yahya Muhtar Dağlı ve Abdülbaki
Gölpınarlı'nın değişik kitaplarında da şâirimiz ile
ilgili bilgiler verilmiş ve şiirlerinden örnekler
sunulmuştur. Besim Atalay'ın "Bektaşîlik ve
Edebiyatı" (Atalay 1340 / 1924) adlı kitabında
Muhyiddin Abdal'ın 22 nefes ve 5 mânisi yer alırken,
Yahya Muhtar Dağlı'nın "Bektaşî Tomarı ve Nefesleri"
(Dağlı 1935) adlı kitabında şâirimizin hayatı hakkında
bilgiler ve beş şiiri yer almıştır. Abdülbaki
Gölpınarlı'nın "Alevî-Bektaşî Nefesleri"
(Gölpınarlı 1963), ve "Hurûfîlik Metinleri Kataloğu"
adlı kitaplarında da şâirimiz ile ilgili bilgiler yer
almakta; şiirlerinden örnekler verilmektedir2.
3.
Seyrannâme
Muhiyddin
Abdal'ın Seyrannâmesi
adı verilen
manzûme, bir süre sözlü kültür geleneği içinde dilden
dile nakledildikten sonra yazıya geçirilmiştir.
Manzûmenin ne zaman ve kim tarafından yazıya
geçirildiğini bilmiyoruz. Muhyiddin Abdal Dîvânı'nın
elimizde bulunan hiç bir nüshasında bu manzûmeye yer
verilmemiş olması ve bu manzûmenin bir süre sözlü
gelenekte yaşayarak bazı değişikliklere uğradıktan sonra
yazıya geçirilmiş olması, sözü geçen manzûmenin gerçek
şâirinin Muhyiddin Abdal olup olmadığı sorusunu
beraberinde getirmektedir.
Saz ve tekke
şâirleri / şiirleri konusunda araştırma yapanların
sözlü kültür geleneğini de göz önünde bulundurmaları
gerekmektedir. Sözlü kültür geleneği içinde dilden dile
aktarılan şiirlerde bir takım değişiklikler
yapılabilmekte, aynı şiirler değişik şâirlere mal
edilebilmektedir.
·
Yaygın
olan adların mahlâs olarak kullanılması;
·
değişik saz / tekke şâirlerinin ortak mahlâs kullanması;
·
aynı
mahlâsı kullanan birden çok saz / tekke şâirinin bir
kişi sanılması;
·
bir
saz / tekke şâirinin, gezginci olması sebebiyle, değişik
yörelerde bir süre yaşaması sonucu aynı saz / tekke
şâirinin değişik yörelere mal edilmesi ve ayrı ayrı saz
/ tekke şâirleri gibi gösterilmesi / kabul edilmesi;
·
cönkleri, mecmuaları... vd. yazanların veya sözlü kültür
taşıyıcısı olan kaynak kişilerin şiirleri başkalarına
mal etmeleri ... vb.
gibi
problemler, saz/tekke şâirleri/şiirleri ile ilgili
araştırma yapanların karşısına çıkan problemlerden
bazılarıdır3.
Muhyiddin Abdal'ın Seyrannâmesi adı verilen manzûmenin
kime ait olduğu sorusunu cevaplandırırken ve bu
manzûmeyi incelerken de yukarıda bahsedilen hususlar göz
önünde bulundurulmalıdır.
Söz konusu
Seyrannâme'den ilk olarak Vahit Lütfi Salcı
bahsetmiştir. Salcı, Seyrannâme'den bahsederken:
"Son
günlerde o ne millî bir manzûmesi elime geçti. Buna
Alevîler Muhiddin Abdal'ın Seyrannâmesi adını
vermişlerdir. Dikkate şayan bir manzûme. (...) Manzume
elden ele çok gezmiş olduğundan istinsah bozukluğuna
uğramış. Bazı yerlerinde hatalar görülüyor. Aslının öyle
olmadığı muhakkaktır. (...) Çorlu kazasında bunun aslı
olduğunu bana veren arkadaştan işittim. İlk fırsatta
gidip bulmaya çalışacağım."
(Salcı 1942: 6-7)
demektedir.
Salcı, Muhyiddin Abdal'a ait olduğunu ileri sürdüğü
Seyrannâme'yi yayımlarken bu manzûmeyi aldığı kaynak
hakkında bilgi vermemiş, sadece manzûmenin elden ele çok
gezmiş olduğundan dolayı istinsah bozukluğuna uğradığını
belirtmiştir. Salcı bu manzûmenin orjinalinin Çorlu'da
olduğunu söylemekle birlikte, kimde bulunduğunu
belirtmemiştir.
Seyrannâme,
onüç dörtlükten oluşmuş olup, hece ölçüsünün sekizli
kalıbıyla meydana getirilmiştir. Kafiye ve anlatım
bozuklukları görülmektedir. Şiirin genelinde daha çok
rediflerle kafiye yapılmaya çalışılmıştır. Şiirin ilk
dörtlüğünün birinci ve üçüncü mısraları serbest
(kafiyesiz) olup, ikinci ve dördüncü mısraları kendi
arasında kâfiyelidir. İlk dörtlüğü bu şekilde bir kafiye
örgüsüne sahip olan "Seyrannâme"nin diğer
dörtlüklerindeki ilk üç mısraları, ayrı ayrı kendi
aralarında, dördüncü mısralar ise birinci dörtlükteki
ikinci ve dördüncü mısralarla kafiyelidirler. Yani
kafiye örgüsü xaxa, bbba, ccca, ddda, eeea, fffa,
ggga, hhha, ıııa, iiia, jjja, kkka, llla
şeklindedir. Şiirin son iki dörtlüğünde de mahlâs yer
almaktadır. Onikinci dörtlükte "Muhyiddin Abdal" mahlâsı
yer alırken onüçüncü dörtlükte "Muhyiddin" mahlâsı yer
almaktadır. Bu duruma Muhyiddin Abdal'ın pek çok
şiirinde de rastlanmaktadır.
Muhyiddin
Abdal şiirlerinde genellikle Kalenderî-Bektaşî-Hurûfî
inançlarını dile getirmiş bir tekke şâirimizdir. Söz
konusu ettiğimiz şiir bir "seyrannâme" olduğu hâlde
dinî-tasavvufî unsurlar da taşımaktadır. Özellikle
"Hak", "Kudret eli", "Hulkî Hasan [=Hz.Hasan]",
"Muhammed Ali", "Erenler", "Oddan ıssı, kıldan ince
erenler yolu", "Doğru yola varanlar" "Hakikat", "Gerçek
er", "Yârenler", "Mânâ bahri", "kemâl" vb. gibi sözler /
ifadeler dikkatimizi çekmektedir. Burada yer verilen
dinî-tasavvufî ifadelerin benzerlerine Muhyiddin
Abdal'ın başka şiirlerinde çokça rastlamaktayız.
Bahsedilen şiirde yer alan "şar", "esirik", "savurganlı
yel", "şikâr", "baz", "oddan ıssı" vb. gibi kelime /
kelime grupları da Muhyiddin Abdal'ın yaşadığı yüzyıldan
izler taşımaktadırlar.
Seyrannâme'de
Edirne ve ilçesi Uzunköprü ile o devirde
büyük bir yerleşim yeri olan Çöke; Kırkkilise
[=Kırklareli] ve ilçeleri Babaeski, Burgaz
[=Lüleburgaz]; Tekirdağ ve ilçeleri Ereğli
[=Marmara Ereğlisi], Çorlu, Hayrebol
[=Hayrabolu]; İstanbul ve Silivri ilçesi
ile bugün İstanbul'un Çatalca İlçesi'nin Büyükçekmece
bucağına bağlı Güzelce köyü, Çanakkale'nin
Gelibolu ilçesi, günümüzde Bulgaristan sınırları
içinde olup bugün Khaskova adını taşıyan Hasköy
gibi yer adlarına rastlıyoruz. Bu yer adlarından başka
yine Balkanlar ve Trakya bölgesinde bulunan Beypınar,
Balkan, Tanrı dağı, Kabaüyük, gibi yer adlarına da
rastlıyoruz.
Muhyiddin
Abdal Seyrannâme'ye:
Çöke'den
temâşâ ettim
Beypınar'ın
gölün gördüm
Balkan'ın
Tanrı dağının
Boz bulanık
selin gördüm
dörtlüğüyle
başlamakta ve şiiri şu dörtlükle sona erdirmektedir:
Muhyiddin'im
yârenlerin
Doğru yola
varanların
Çökedeki
erenlerin
Hoş sâhip
kemâlin gördüm
Görüldüğü
gibi, şâirimiz temâşâya Çöke'den başlamakta ve pek çok
yeri gezdikten sonra tekrar Çöke'ye dönmektedir.
Hacıdanişment köyünün eski adı Çöke'dir. Bu şiir
gerçekten Muhyiddin Abdal'a ait ise, şâirimizin Edirne
ile Kırklareli arasında bulunan Çöke'de yaşamış olduğu
(Salcı 1942-1943) doğrultusunda ileri sürülen görüşü
destekler mâhiyettedir. "Muhyiddin Baba Türbesi /
Mezarı" olduğu söylenen yer Edirne'nin Lalapaşa ilçesine
bağlı Hacıdanişment ile Vaysal köyleri arasında bulunan
"Muhittin Baba Tepesi"ndedir.
Sonuç
Elimizde
müellif hattı yazma nüshalar bulunmadığı sürece sözlü
gelenekte yaşayarak bazı değişikliklere uğramış şiirler
ve şâirleri hakkında değerlendirmeler yaparken ihtiyatlı
olmalıyız. Muhyiddin Abdal adına kayıtılı "seyrannâme"de
görülen kafiye ve yer yer anlatım bozuklukları, durak
uyumsuzlukları vd. hususlardan hareketle bu şiirin bir
süre sözlü gelenekte yaşayarak bazı değişikliklere
uğrayıp, çok sonraları yazıya geçirilmiş olabileceğini
söyleyebiliriz. Elimizde dört nüshası bulunan
Muhyiddin Abdal Dîvânı da kanaatimize göre, şâirin
kendisi tarafından tertip edilmemiştir. Ahmed Yesevî'nin
hikmetlerinin kendisinden asırlarca sonra Yesevî
dervişleri tarafından bir araya getirilerek Dîvân-ı
Hikmet adlı bir eserde toplanmasına benzer bir
şekilde Muhyiddin Abdal'ın şiirleri de Bektaşî
dervişleri tarafından sözlü kaynaklardan toplanarak
biraraya getirilmiş ve Muhyiddin Abdal Dîvânı
oluşturulmuştur. Muhyiddin Abdal'ın şiirlerini derleyen
/ toplayan dervîşler muhtemelen şâirimizin bütün
şiirlerini derleyememişlerdir. Şiirde geçen yer
adlarından ve kısmen söyleyiş özelliklerinden hareketle
-kesin olmamakla birlikte- "Seyrannâme" şiirini
Muhyiddin Abdal'ın şiiri sayabiliriz. Bu şiir gerçekten
Muhyiddin Abdal'ın olmasa bile, şâirimizin, şöhretini
son yüzyıllarda bile devam ettirdiğini / bilindiğini
göstermesi bakımından oldukça önemli bir belge
niteliğindedir.
Sözlerime son
verirken, saz ve tekke şâirleri / şiirleri konusunda
araştırma yapanların sözlü kültür geleneğinin saz ve
tekke şâirleri / şiirleri üzerindeki etkilerini göz ardı
etmemeleri, kaynak şahısların verdikleri bilgilerde
yanılgılar / yanlışlıklar olabileceğinin unutmamaları,
cönk, mecmua vb. gibi yazılı kaynaklarda yer alan
bilgilerin doğru olup olmadığını başka kaynaklarla,
diğer ipuçları ile karşılaştırmaları gerektiğini
hatırlatmak istiyorum.
Ek:
Muhyiddin Abdal'ın Seyrannâmesi
1.
Çöke'den temâşâ ettim
Beypınar'ın gölün gördüm
Balkan'ın Tanrı dağının
Boz
bulanık selin gördüm
2.
Nesin öveyim şarının
Misli cennettir yerinin
Tekirdağ'ın, Ereğli'nin
Gâyet hızlı yelin gördüm
3.
Bir söz diyeyim inanın
Şeklini pîrlere tanın
Şehr-i âzâm Edirne'nin
Mis
kokulu gülün gördüm
4.
Erenler Hulkî Hasan'ın
Mânâ
bahrine düşenin
Hasköy'le Kırkkilise'nin
Muhabbetli dilin gördüm
5.
Hayranım dağlı dilinin
Rengi hiç solmaz gülünün
Uzunköprü Hayrebol'un
Esirik bülbülün gördüm
6.
Andan aşağı yalının
Mihri Muhamme Ali'nin
Güzelce, Gelibolu'nun
Boyu
selvi dalın gördüm
7.
Şerhin ideyim bu hâli
Sözümün nicesin bilin
Silivriyle İstanbul'un
Gâyet asîl ilin gördüm
8.
Hakikat gerçek er isen
Hüneri türlüdür bunun
Kabaüyük'le Çorlu'nun
Savurganlı yelin gördüm
9.
Nihâyeti olmaz sözün
Şikârı turnadır bazın
Babaeski'yle Burgaz'ın
Hak
kudretten elin gördüm
10.
Eyyâmı seher yâdının
Yemi
şekerdir tûtînin
Mâhiyânın her seyrinin
Rûşenâ cemâlin gördüm
11. İki
cihan hep doğrunun
Yeri
mi olur eğrinin
Cân
kuşu gönül murgunun
Zehi
perr ü bâlin gördüm
12.
Muhyiddin Abdâl'ım nice
Cihâna gelmiştir ance
Oddan ıssı, kıldan ince
Erenlerin yolun gördüm
13.
Muhyiddin'im yârenlerin
Doğru yola varanların
Çökedeki erenlerin
Hoş
sâhip kemâlin gördüm4
Notlar
1. Salcı 1934: 22-24; Salcı
1935: 169-172; Salcı 1940: 161-167.
2. Muhyiddin Abdal'dan
bahseden veya şiirlerine yer veren yayınlar yukarıda
saydıklarımızdan ibaret değildir. Meselâ: Özmen
1995:105-128 ve 632-634; Ütük 1984: 133-136...vd.
3. Bu konuda bilgi için
bakılabilecek kaynaklardan bazıları şunlardır: Sakaoğlu
1985: 44-59; Elçin 1988b: 13-30; Dizdaroğlu 1979: 4-8;
Koz 1987: 169-179; Yardımcı 1987: 264-272; Başgöz 1992;
Durbilmez 1995: 196-204.
4. 2c: Salcı'da "Ereğli'yle
Tekirdağın"; 7a: Salcı'da "Şerhin diyeyim bu hâlin";
10c: Salcı'da "Mahiyanın her seyrânın", l0d: Salcı'da
"ruşina..."; 13c: Salcı'da "Çöke'nin erenlerinin"
Kaynaklar
Atalay, Besim (1340 /1924):
Bektaşilik ve Edebiyatı. İstanbul.
Başgöz, İlhan (1992):
Karac'oğlan. Yeni Bilgilerle Üçüncü Baskı, İstanbul.
Boratav, Pertev Naili
(1968): "Halk Şiiri" Türk Dili / Türk Halk Edebiyatı
Özel Sayısı, nr. 207, Ankara.
Dağlı, Yahya Muhtar (1935):
Bektaşi Tomarı ve Nefesleri. İstanbul.
Dizdaroğlu, Hikmet (1979):
"Everekli Seyranî'ye Mal Edilen Bir Destan Üzerine"
Türk Folkloru, nr. 2, Ankara.
Durbilmez, Bayram (1995):
"Sorgunlu Halk Şâiri Sıtkı Baba" Tuncer Gülensoy
Armağanı. (Haz. Ahmet Buran), Kayseri.
Durbilmez, Bayram (1996):
"Muhyiddin Abdal'ın Tuyug ve Mânileri" Erciyes
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, nr.
7, Kayseri.
Durbilmez, Bayram (1998):
Muhyiddin Abdal Divânı, İnceleme- Tenkitli Metin.
Basılmamış Doktora Tezi, Elâzığ.
[Ergun], Sadettin Nüzhet
(1928): "Muhittin Abdal ve Eseri" Halkbilgisi
Mecmuası, İstanbul.
Ergun, Sadettin Nüzhet
(1930): Bektaşi Şairleri. İstanbul.
Ergun, Sadettin Nüzhet
(1944): Bektaşi Şâirleri ve Nefesleri. İstanbul.
Elçin, Şükrü (1988a):
Halk Şiiri Antolojisi. Ankara.
Elçin, Şükrü (1988b): "Halk
Edebiyatımızda Kaynaklar Meselesi ve XVI'ncı Asır Ozanı
Karacaoğlan" Halk Edebiyatı Araştırmaları, c.1.
Ankara.
Gölpınarlı, Abdülbaki
(1963): Alevî-Bektaşî Nefesleri. İstanbul.
Gölpınarlı, Abdülbaki
(1973): Hurûfilik Metinleri Kataloğu. Ankara.
Koz, M. Sabri (1987): "Âşık
Edebiyatımızda Ortak Mahlaslar Sorunu" I.
Uluslararası Türk Halk Edebiyatı Semineri (7-9 Mayıs
1983), Eskişehir.
Ocak, Ahmet Yaşar (1992):
Osmanlı İmparatorluğunda Marjinal Sûfîlik: Kalenderîler
(XIV-XVII. Yüzyıllar). Ankara.
Özmen, İsmail (1995):
Alevi Bektaşi Şairleri Antolojisi, c.2. İstanbul.
Sakaoğlu, Saim (1985): "Âşık
Edebiyatında Mısra Değişiklikleri ve Seyranî'nin
Şiirlerinden Örnekler" Türk Dili , nr.397,
Ankara.
Salcı,Vahit Lütfi (1934):
"Halk Saz Şâirleri Hayat ve Eserleri" 6 Ok,
yıl:1, nr.20, (30 Eylül), İstanbul?.
Salcı,Vahit Lütfi (1935): "Muhyiddîn
Abdâl'ın Basılmamış Bir Kaç Nefesi" Halk Bilgisi
Haberleri, yıl:4, nr.44, İstanbul.
Salcı,Vahit Lütfi (1940):
"Kızılbaş Şâirleri II" Halk Bilgisi Haberleri,
yıl:9, nr.103, (Mayıs1940), İstanbul.
Salcı, Vahit Lütfi
(1942-1943): "Edirne Halk Şairleri:Muhiddin Abdal",
Damla, c.1, nr.2-10, Edirne.
Tarama Sözlüğü, (1988). 2.
Baskı, Ankara.
Ütük, Etem (1984): "Vahit
Lütfi Salcı ve 'Trakya Şairleri'" Halk Kültürü-
1984/1, İstanbul.
Yardımcı, Mehmet (1987):
"Halk Şiirinde Şairlere Mal Edilişlerin ve Tapşırma
Benzerlikilerinin Yarattığı Karışıklıklarla Cönklerden
Kaynaklanan Yanılgılar" İnönü Üniv. Sos. Bil. Enst.
Dergisi, nr.1, Malatya.