“Abdal”
kelimesi Arapça “bedel”, “bedil”
sözlerinin çokluk şeklidir. “Bedel”in anlamı; “bir şeyi
karşılık olarak başka bir şeyin yerine koymak,
değiştirmek”tir. Aslında Arap gramerine göre bu
kelimenin “budala” olması gerekir. Abdal, “abit,
zahit, münzevi” anlamlarına gelir (Köprülü 1989: 367).
Abdal sözü, tasavvufta ise, ulu zatlardan birisinin
ölmesinden sonra, Tanrı tarafından onun yerine geçirilen
bir bölük insana verilen isim anlamında kullanılmıştır (Gölpınarlı
1977: 5). 12. ve 14. yüzyıllarda “derviş”, 15. yüzyılda
ise “divane, meczup” sözleri Abdal kelimesiyle bir
tutulmuştur.
Şair Vahidî, 1522’de tamamladığı
Hace-i Cihan ve Netice-i Can adlı eserinde Rum
abdallarından söz ederken onların özelliklerini şöyle
sıralar:
“... sırtlarında yalnız bir tennure,
adeta çıplak denecek şekilde, daima yalın ayak ve
başları açık gezerlerdi. Bellerine yün örgü bir kuşak,
omuzlarında Ebû Müslim nacağı, ellerinde baba Şüca
çomağı, kuşaklarına asılı –kav, çakmak ve esrar taşımağa
mahsus- iki cür’adan, tahtadan gayet büyük ve saplarına
aşık kemiği asılı bir sarı kaşık ve bir keşkül vardı.
Vücutlarında yanık yerleri, dövme Zülfikar resimleri
veya Ali’nin ismi, bâzûlarında yılan şekilleri
bulunurdu. Ellerinde def, kudüm, boynuz gibi musiki
aletleri bulunurdu ve zikir esnasında yahut yürürken
bunları çalarlardı... Bunlar Adem’in sünnetine uyarak
çıplak gezerler, esrar yerler, sakallarını, saçlarını,
bıyıklarını tıraş ederlerdi. Muharrem’de Kerbelâ
şehitlerinin matemini tutarlar, bıçakla vücutlarına
yaralar açarlar,sonra büyük bir aşure ziyafeti
yaparlardı.”
(Köprülü 1989: 374-375)
Abdallar, nefisleri
köreltmek, kibirden kaçınmak için dilenmeyi kendilerine
caiz görmüşler, gittikleri kaza ve köylerde bellerine
zincirle taktıkları boynuzdan yapılma nefirlerini üfler,
kudümlerine vurarak nefesler söyler, zikir ve sema
ederlerdi.
Abdal sözü, kibirden kaçınıp alçakgönüllü
olmayı gerektirdiğinden ve kendisini abdal olarak görme
düşüncesinden dolayı bazı Alevi-Bektaşi şairleri
tarafından mahlas olarak alınmıştır.
Şiirde mahlas kullanma geleneği Türklerde oldukça köklü
bir gelenektir ve biz bunu 11. yüzyıl Uygur şiirinden
itibaren takip edebilmekteyiz. Bilindiği gibi, şairler
takma ad olarak kullandıkları mahlaslarını, tac
beyiti veya mahlas beyiti dediğimiz son
beyitte veya son dörtlükte söyler. Mahlas, şairin uygun
bizzat kendisi için uygun bulduğu veya bir başkası
tarafından verilen bir kelimedir. Bu konuda geniş bir
araştırmamızı daha önce yayımladığımızdan (Kaya 1994:
83-94) burada ayrıca bu konunun üzerinde durmak
istemiyoruz. Ancak şunu söyleyelim ki, âşıklar mahlas
olarak adlarını, soyadlarını kullanmakla beraber,
kimileri de isimlerinin başına veya sonuna birtakım
sıfatlar almışlardır. Bunlar; biçare, dertli, garip,
sefil şeklinde âşığın kendisini alçak gönüllü
göstermek için seçtiği sözlerdir. Bunun yanında bir
inanca dayalı abdal, derviş, kul, pir nev'inden
sözler isme eklendiği gibi, âşığın özelliğini (genç,
ikiz ) ve mesleğini (müezzin) yansıtan
sözlerden de istifade edildiği olur.
İşte bizim çalışmamıza konu olanlar da “Abdal” sözünü
kendilere mahlas olarak almış şairlerdir.
Tespitlerimize göre edebiyatımızda bugüne kadar 29 şair
“Abdal” kelimesini kendilerine mahlas olarak
almışlardır. Bunların başlıcasını şöyle gösterebiliriz:
1.
Abdal,
2.
Abdal Dede,
3.
Abdal Musa,
4.
Abdaloğlan,
5.
Abdal Pir Sultan,
6.
Arif Abdal,
7.
Cafer Abdal,
8.
Gencî (Genç Abdal),
9.
Güvenç Abdal,
10.
Hüseyin Abdal,
11.
Kalender Abdal,
12.
Kaygusuz Abdal,
13.
Koyun Abdal,
14.
Küçük (Köçek) Abdal,
15.
Meczub Abdal,
16.
Mesrur Abdal,
17.
Meydan Abdal,
18.
Muhyiddin Abdal,
19.
Pinhan Abdal,
20.
Pir Gaib Abdal,
21.
Pir Sultan Abdal,
22.
Sadık Abdal,
23.
Sefil Abdal,
24.
Seher Abdal,
25.
Sersem Abdal,
26.
Teslim Abdal,
27.
Uryan Abdal,
28.
Viranî Abdal,
29.
Yeşil Abdal.
Bunların tek tek tanıtılması
takdir etmek gerekir ki, bu kısa etüdün çok çok üstünde
bir çalışmayla ortaya konulabilir. Kaldı ki, bizim
buradaki amacımız da bunları tek tek tanıtmak değil,
meseleye belli bir boyuttan açıklık getirmektir. Bu da,
Sivas’ta elimizde bulunan cönklerdeki “Abdal“ mahlasını
kullanan şairleri değerlendirmek şeklinde olacaktır.
Arşivimizde bulunan 35
cönkten 19’unda Abdal mahlaslı şairleri tespit ettik. Bu
cönkler; 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 16,
20, 22, 30, 32 numaralı cönklerdir. Bunlardan 30, 32 ve
Zile Cöngü adını verdiğimiz cönklerin dışında kalanlar,
Sivas’ta elde edilmiştir ve büyük çoğu Divriği ağırlıklı
olmak üzere Sivas’ın ilçe ve köylerinde tutulmuş
cönklerdir.
Elimizdeki cönklerde yukarıda sıraladığımız 29 şairden
19’unun şiirleri kayıtlıdır. Bunların içinde ilim
âlemine ilk defa tanıttığımız üç tane de yeni şair
vardır. Bunlar; Abdal Dede, Kalender Abdal
ve Sersem Abdal’dır.
Söz
konusu ettiğimiz 19 şairin şiirlerinin yer aldığı
cönkler ve şiirler şunlardır.
Abdal
: DK cönk 2, 9 (2 şiir)
Abdal Dede
: DK cönk 9 (2 şiir)
Abdal Musa
: DK cönk 30(1 şiir)
Abdal Pir Sultan :
DK cönk 2, 3, 5, 6, 7, 20 (10
şiir)
Cafer Abdal
: DK cönk 3 (1 şiir)
Genç Abdal
: DK cönk 30 (1 şiir)
Hüseyin Abdal :
DK cönk 9 (1 şiir)
Kalender Abdal
: DK cönk 16 (1 şiir)
Kazak Abdal
: DK cönk 30 (1 şiir)
Meczub Abdal
: DK cönk 3 (1 şiir)
Mesrur Abdal
: DK cönk 30 (1 şiir)
Pir Sultan Abdal
: DK cönk 1, 2, 3, 4, 7, 8, 9, 10, 12, 13, 16, 20, 22,
30 (9’u mükerer toplam: 54 şiir)
Sadık Abdal
: DK cönk 4 (1 şiir)
Sefil Abdal
: DK cönk 20 (1 şiir)
Seher Abdal :
(Zile/350-351-352) (1 şiir)
Sersem Abdal
: Zile/79-80, DK cönk 32 (2 şiir)
Teslim Abdal
: DK cönk 2, 3, 6, 7, 9, 10, 11, 12, 20, 32 (5’i
mükerrer toplam 38 şiir)
Viranî Abdal
: DK cönk 1, 2, 4, 7, 10, 12, 13, 20, 22, 32 (14’ü
mükerrer toplam 34 şiir)
Abdal
Hakkında kesin bilgiye sahip değiliz.
Diğer şiirlerinin yer aldığı cönklere bakıldığında 17.
yüzyılda yaşadığı tahmin edilmektedir. Bu yüzyılda
yaşamış olan Sun’î’nin, şairleri konu edindiği
Tekerleme'sinde de Abdal’a yer vermesi, onun daha
sonraki yüzyıllarda yaşamadığını gösterir (Kaya 1990:
45). Kimi araştırmacılar onun Kul Budala ile aynı kişi
olduğu ihtimali üzerinde durmuştur (Özmen III, 1998:
55).
Cönklerimizde iki şiiri bulunmaktadır.
Bunlardan birisi 11 (Cönk no: 9), diğeri de 8 hecelidir
(Cönk no: 2). Dili sade olup şiirleri teknik yönden
başarılıdır.
Yüz süzmeye geldim hâk-i payına
Arzuhalim sana pir
mürvetkânı
Sen tabipsin göstereyim
yarayı
Derdin dermanını ver
mürvetkânı
Eşiğinde karar kıldın
eğlendin
Elestüde bir ikrâra
bağlandın
........................
kul evine yığlandın
Kesbin dil içinde sır
mürvet-kânı
Eşiğinde ednâ geda kullar
var
Sana arz olacak hasbıhâller
var
Açılmış bahçede taze güller
var
Elinen pazarmış şar
mürvet-kânı
Efendim didâra eyledik
niyet
Tâ ezel ezelden kılmıştık
biat
Cemâlini gördüm dostum bu
saat
Yazılır cemâlde nûr
mürvet-kânı
Abdal’ım uzaktan birdir
özümüz
Birlik mekânına var
niyazımız
Kavuştuk bir pire geldi
yazımız
Sensin dil içinde pîr
mürvet-kânı
(9/178)*
***
Hakikât kilidini
Açana gazi dediler
Bu yolda canıyla baştan
Geçene gazi dediler
Mürşid inanmaz yalana
Raz k ile mala kalana
Dost meydanında olana
Koçana gazi dediler
Geç gel rızk ile malından
Nişan göster öz halinden
Aşk kadehin dost elinden
İçene gazi dediler
Al kırmızı eyle donunu
Muhkem sakla hem dinini
İmam yolunda kanını
Saçana gazi dediler
Bir haber diyeyim sana
İşit sözüm inan bana
Abdal eydür dosttan yana
Göçene gazi dediler
(2/69)
Abdal Dede
Hakkında herhangi bir bilgi bulamadığımız
Abdal Dede, acaba Abdal mahlaslı şairle aynı kişi midir,
yoksa farklı bir şair midir, bilemiyoruz. Çünkü daha
önce Abdal Dede mahlaslı bir şaire rastlayamamış olmamız
bizim ihtiyatlı davranmamızı gerektiriyor.
Elimizde 11 heceli (Cönk no:
9) ve 8 heceli (cönk no: 9) iki şiiri olan Abdal
Dede’nin dili oldukça sadedir. Şiirler, teknik yönden de
başarılıdır.
Ali gelir diye karşı
giderler
Bindiği Düldül’ün medhin
ederler
Himmet eylen erler uyansın
pirler
Ali’nin Düldül’ün biz de
görelim
Üstüne binince yel gibi
eser
Bir üzengi desem engine
basar
Önüne gelince çok başlar
keser
Ali’nin Düldül’ün biz de
görelim
Ayağına altın nallar
çaktırmış
Üzengisini has gümüşten
döktürmüş
Gözlerine yeşil perde
çektirmiş
Ali’nin Düldül’ün biz de
görelim
Gemini gevherden takmış
başına
Lezzet verir dudağına,
dişine
Bir nûr doğmuş eyerinin
kaşına
Ali’nin Düldül’ün biz de
görelim
Abdal Dede’m eydür dengi
bulunmaz
Her kula görünüp nasip
olunmaz
Altmış yıllık yolu alsa
yorulmaz
Ali’nin Düldül’ün biz de
görelim
(9/143-144)
***
Bugün akşama ceme
Evliyâlar gelir deme
Hızır İllezi görmeye
Sefa geldin Hızır İllez
Kerbelâ’yı yarı geçti
Buğdayını orada saçtı
Ebu Hayyan hazır içti
Sefa geldin Hızır İllez
Kerbelâ’yı geçe geçe
Buğdayını saça saça
Ebu Hayyan içe içe
Sefa geldin Hızır İllez
Hasan Hüseyin’dir pirimiz
Hakk’a teslimdir serimiz
Cennetten isterük yerimiz
Sefa geldin Hızır İllez
Yedi günlük orucu
Tutana yoktur sorgucu
Münkire batam kılıcı
Sefa geldin Hızır İllez
Abdal Dede’me varalım
Ahvâlini soralım
Hızır gelmiş gönderelim
Sefa geldin Hızır İllez
(9/163-164)
Abdal
Musa
Alevi ve
Bektaşilerin saygı duyduğu şahsiyetlerin başında gelir.
Hakkında Âşıkpaşazâde Tarihi'nde, Gelibolulu
Ali’nin Künhü’l-Ahbar'ında, Hoca Sadeddin
Efendi’nin Tacü’t-Tevarih'inde, Evliya Çelebi’nin
Seyahatnâme'sinde bilgiler vardır.
Hakkında
bilinenler vesikalara dayalı bilgiler olmayıp
şiirlerindeki ifadelere ve onun adına olan Velâyetnameye
dayanır. Horasan’dan geldiği, Bursa’nın fethine
katıldığı, Elmalı’da yaşadığı, Hacı Bektaş Veli’den
sonra Hacım Sultan’a bağlandığı, Kaygusuz Abdal’ın piri
olduğu ittifak edilen bilgiler arasındadır. 14. yüzyılda
yaşadığı tahmin edilmektedir. Keramet sahibidir.
Elimizdeki şiiri 5 dörtlük olup arşivimizdeki 30
numaralı cönkte bulunmaktadır. Şiir 11 hecelidir.
Muhammed Ali’nin kıldığı
dava
Yok meydanı değil var
meydanıdır
Muhammed Kırklara niyaz
eyledi
Ar meydanı değil er
meydanıdır
Kırklar özün bir araya
kodular
Erenler ölüyü susuz
yudular
Deveyi gördün mü görmedik
dediler
Sen ört eteğini sır
meydanıdır
Gezdiğin yerlerde ara
bulasın
Sahba olup her dem kevser
dolasın
Hakk’ın her sırrına settar
olasın
Çek çevir kendini kâr
meydanıdır
Ne diyeyim şu insafsız
kalana
Yuf çekerler bu meydanda
yalana
Üç yüz altmış merdiveni
bilene
Kör meydanı değil gör
meydanıdır
Abdal Musa her dem gerçek er
ise
Ali’yi sevenler muhib yar
ise
Hakk’ın didarını görem der
ise
Urganı boynunda dar
meydanıdır
(30/82)
Abdal Pir Sultan
İbrahim Aslanoğlu’nun büyük
bir emek sonrası ortaya koyduğu Pir Sultan Abdallar
adlı eserinde bu isimle tapşırmış altı şaire yer
vermiştir. Bunlar; Pir Sultan, Pir Sultan Abdal
(16.-17. yüzyıl), Pir Sultan’ım Haydar (Merzifon
veya Çorumlu), Pir Sultan Abdal (Halil İbrahim),
Abdal Pir Sultan (19. yüzyıl), Pir Sultan
Abdal (Aruz şairi)’dır.
Arşivimizde Abdal Pir Sultan
mahlaslı 10 şiir bulunmaktadır. Bunlar 11 heceli şiirler
olup 2, 3, 5, 6, 7, 10, 20 numaralı cönklerde
bulunmaktadır. Şiirlerin ayakları, dörtlük sayıları ve
cönk numaralı ile bulundukları sayfalar şunlardır:
Benden sana emanet değme
gönüle (5 dörtlük, 3/42-43)
Geçirdim beyhude devrana
hayıf (5 dörtlük, 20/99-100)
Önünde delili Cebrail
deyi (7 dörtlük, 6/32-33)
Bir hayli vakittir
yastadır gönül (5 dörtlük, 5/ 45-46)
Yanmış yüreğime kar
bulamadım (5 dörtlük, 10/84)
Su içemeyip şehit olan
Hüseyin (7 dörtlük, 7/211-213)
Koynunda ibrişim kılı var
koçun (5 dörtlük, 6/33)
Erenlerin demi nurdan
sayılır (5 dörtlük, 20/200-201)
Alim ne yatarsın bir
günün doğdu (5 dörtlük, 2/26)
Mansur olmayınca dara
varılmaz (5 dörtlük, 6/28-29)
Cafer Abdal
Hayatı hakkında elimizde hemen hemen hiç
bilgi yoktur. İsmail Özmen 18. yüzyılda yaşadığı
ihtimali üzerinde durmuştur (Özmen 1998: 286).
Şiirindeki ifadeye bakılırsa inancında samimi birisi
olduğunu söyleyebiliriz. 3 numaralı cönkte bulduğumuz
şiiri 11 hecelidir. Dili sadedir.
Sırrınla seyr ettim âlem halkını
Zapta kadir değil elde
bulunmaz
Dervişimdir terk eylemez
hûbunu
Dervişlik nişanı dilde
bulunmaz
Benliğin terk etse
kalbini silse
Özünü pâk etse nefsin
öldürse
Eğer tarîkatta dervişim
derse
Nefsine uyanlar yolda
bulunmaz
Nefsine uymamak kişiye
zordur
O rahı tanımak haylice erdir
Er kuşağı kuşanır binde
birdir
Er kuşağı değme belde
bulunmaz
Aşkın gemisi derya-yı
ummanda
Bizim istediğimiz dinde
imanda
Hakk’a yarar amel kulda
bulunmaz
(3/3-4)
Genç Abdal
Edebiyatımızda bu mahlasla
şiir söyleyen iki şair bulunmaktadır. Birisi
Vilayetnâme'de adı geçen ve Hünkâr Hacı Bektaş Veli
Hazretlerinin hizmetinde bulunmuş olan Güvenç Abdal;
diğeri de 19. yüzyılda yaşamış olan şairdir.
Aşağıda şiirini kaydettiğimiz Genç Abdal,
işte bu şairdir. Eskişehirli olduğunu, Şeyh Gazi ve
Şücaeddin Veli tekkelerinde sade bir hayat yaşadığını,
H. 1290 (M. 1874)’da öldüğünü bilmekteyiz. Şiirlerinde
Genc Abdal yahut Gencî mahlaslarını
kullanmıştır. Şiirleri, genellikle didaktik tarzdadır.
Arşivimizdeki 30 numaralı
cönkte yer alan şiiri 4 dörtlüktür ve 11 hecelidir.
Sakahüm” sırrını söyleme
sakın
Sakla kulum beni saklayım
seni
Cevher-i zatını keşf etme
sakın
Sakla kulum beni saklayım
seni
Elde ayağında dilde
gözünde
Saklar ahır evvel her bir
sözünde
Canından içeri kendi
özünde
Sakla kulum beni saklayım
seni
Dizilmiş katara gerçekler
pirler
Hakk’ın emri ile Hakk’a
giderler
Hakikat sırrını söyleme
derler
Sakla kulum beni saklayım
seni
Genc Abdal sakla sen seni
sende
Hak seni saklasın can ile
tende
Hak
buyurdu ben sendeyim sen bende
Sakla kulum beni saklayım
seni
(30/87)
Hüseyin Abdal
Edirnelidir. 16. yüzyılda
yaşamış bir Bektaşi şairidir. Geçimini helvacılıktan
sağlamıştır. Divriği’nin Çamşıhı yöresinde yatan Hüseyin
Abdal ile herhangi bir ilgisi yoktur. Bu yüzden
Helvacı Hüseyin olarak tanınmıştır. Bazı şiirlerinde
Hüseynî mahlasını kullanmıştır. Hakkında çeşitli
dedikodular çıkarılmıştır. Aşkî’ye göre şiir söylemede
oldukça usta; Hasan Çelebi’ye göre şiir hırsızıdır.
Şiirlerini hem aruz hem de aruz ölçüsüyle söylemiştir.
Yayımladığımız şiir 9
numaralı cönkte kayıtlıdır. 11 heceli ve 5 dörtlük olan
bu şiirin konusu aşktır.
Ağlama (hey) nazlı dilber
ağlama
Ağlamanın gülmeleri yakındır
Hidâyet olursa Gani
Mevlâ’mdan
Çeşmim yaşı silmeleri
yakındır
Siyah zülfün mâh yüzüne
tel gibi
Acep güler miyim ben de
el gibi
Bir yiğit yâr sevse gonca
gül gibi
Ayrılınca solmaları
yakındır
Hain olur avlanması doğanın
Kalkıp havalanıp göğe ağanın
Göğsü çifte benli dilber
sevenin
Ağlamanın gülmeleri yakındır
Erisin dağların karı
erisin
Sel sel olsun çöl ovayı
bürüsün
Ordu kalksın ağ obalar
yürüsün
Güzel yârın karaları
bağlasın
Hüseyin Abdal’ım gezer
dünyada
Abdalları semâh döner
Konya’da
Ne cefâ verirsen sen bu
dünyada
Felek beni almaları yakındır
(9/209)
Kalender Abdal
Şiirinin yer aldığı
arşivimizdeki 16 numaralı cönkteki şairler göz önünde
tutulduğunda, Kalender Abdal’ın en geç 19. yüzyılda
yaşadığı tahmin edilebilir. Hakkında bu güne kadar hiç
bir kaynakta bilgi yer almamaktadır. Samimi bir Bektaşî
mürididir. 11 heceli ve 4 dörtlük olan şiiri teknik
yönden başarılıdır.
Dün gece seyrimde batın
yüzünde
Allah bir Muhammed Ali’yi
gördüm
Elif tâç başında nikap
yüzünde
Hünkâr Hacı Bektaş Veli’yi
gördüm
İçtim ol doluyu iman
yetirdim
Menzil gösterdiler geçtim
oturdum
Tığ-ı bentle bağlı belimi
gördüm
Mürşit eteğinden tutmuşam
destim
Bilmem sarhoş muyam içmişem
mestim
Bu idi muradım erişti kastım
Erenler vird eden dilimi
gördüm
Kalender Abdal’ım
koymuşam seri
Şükür kurban kestim
gördüm didarı
Erenler serdarı gerçekler
pîri
Sultan Hacı Bektaş
Veli’yi gördüm
(16/27)
Kazak
Abdal
17. yüzyılda yaşadığı söyleniyorsa da
şiirlerindeki konu ve üsluba bakılacak olursa 16.
yüzyılda yaşadığı kuvvetle muhtemeldir. Romanya
Türklerindendir. Söylentiye göre, genç iken Deliorman’da
Demir Baba onu evlat edinmiş, daha sonra Balım Sultan’ın
müridi olmuş ve ondan el almıştır. Asıl adı Ahmet
olmakla beraber, Kazak Abdal adıyla tanınmıştır. Kabri
Denizli’dedir.
Dili sadedir. Daha ziyade hicvi
şiirleriyle tanınmıştır. Yayımladığımız şiir
arşivimizdeki Zile Cöngünde ve 30 numaralı cönklerde
kayıtlıdır. Şiir 8 heceli ve yergi konuludur. Pek çok
kaynakta de geçen bu şiiri, karşılaştırma imkânı sağlama
düşüncesiyle yayımlamakta fayda görüyoruz.
Eşeği saldım çayıra
Otlayıp karnın doyura
Düşü görüp de hayıra
Yoranın da avradını
Köyüne sokma bed-huyu
Yıkar harap eder köyü
Ölüsüne meyyit suyu
Koyanın da avradını
Bir müfsidin bir gammazın
Birisi de var yemezin
Ölüsüne meyyit namazın
Kılanın da avradını
Derince kazın kuyusun
İnil inil inilesin
Kefen diken iğnesin
Verenin de avradını
Dağdan odun getirenin
Mezarına götürenin
Iskatına oturanın
İmamın da avradını
Kazak Abdal ne söyledi
İşitenler hatm eyledi
Diyorlarsa kim söyledi
Soranın da avradını
(Zile/274, 30/91)
Meczub Abdal
16. yüzyılda yaşadığı tahmin edilmekle
beraber hakkında bilinenler çok yetersizdir. Bilinenler,
Otman Baba dergahının postnişini olan Zati Baba’dan el
aldığı, elinde sazı ile Deliorman ve Dobruca civarında
dolaşan gezgin bir derviş olduğundan öteye
gitmemektedir.
Elimizdeki şiiri 11 heceli ve 7 dörtlük
olup teknik yönden başarılıdır. Şiir; “Pîrim Otman Baba
ganidir gani” şeklinde tek ayaklıdır. Şiirde Otman
Baba’nın büyüklüğü, keramet konu edinilmiştir.
Gönül mahzun iken şâdân eyleyin
Pîrim Otman Baba ganidir
gani
Kudret eli ile düşmüşün alan
Pîrim Otman Baba ganidir
gani
Ziyaret edenler olurlar
hacı
Üç yüz altmış altı
halifesi duâcı
Yedi burca teşbih
giymiştir tâcı
Pîrim Otman Baba ganidir
gani
Kerâmetle şu dünyayı taşıran
Yezid kabilesin aklın
şaşıran
Yeşil çimen üstünde kebap
pişiren
Pîrim Otman Baba ganidir
gani
Kutbiyyet burcuna geçip
oturan
Kudret eli ile bulut
getiren
Arkasını kara taşa
geçiren
Pîrim Otman Baba ganidir
gani
Yüz bin kerameti var cümlesi
âyan
Yezid sen bu gerçek veliye
inan
Karataş üstünde hırkasın
yuyan
Pîrim Otman Baba ganidir
gani
Yeşil temrenli oklarını
uçuran
Münkir olanları geri
kaçıran
Yedi yüz abdalı önden
göçüren
Pîrim Otman Baba ganidir
gani
Meczub Abdal eydür ikrarın
tutan
Cümle Rum ilini bekleyip
yatan
Kudret definesi diye suyu
akıtan
Pîrim Otman Baba ganidir
gani
(3 / 54-55)
Mesrur Abdal
Hayatı
ve kişiliğiyle ilgili olarak hemen hiçbir kaynakta bilgi
yoktur. Şiirlerinden anladığımız ifadeye ve dile bakacak
olursak 19. yüzyılda yaşadığı tahmininde bulunabiliriz.
Elimizde bir şiiri bulunmaktadır. Şiir 4 dörtlük, 11
heceli ve sosyal tenkit konuludur.
Bir
acep haline erdik dünyanın
Görüp birbirimiz seçemez
olduk
Zevali yakındır bilem
cihanın
Her dem ağlamaktan gülemez
olduk
Makadri bilinmez oldu
irfanın
Budur nişanesi ahır
zamanın
Evvel sürdüğümüz dem ü
devranın
Şimdi zerresini göremez
olduk
Hiç kemal-i ehle kalmadı
rağbet
Nadâna her yerde ederler
izzet
Kıyametten olmak gerek
alâmet
Bir hakikat ehli bulamaz
olduk
Nasihati budur Mesrur
Abdal’ın
Tükenmez payesi kıyl ile
kâlin
Kimseye “şu” diye ağlama
halin
Kendi halimize gülemez
olduk
(30/182)
Pir
Sultan Abdal
Alevi Bektaşi edebiyatında adından en
fazla söz ettiren şairler arasındadır. Nitekim
elimizdeki cönklerde de en fazla Pir Sultan Abdal’ın
şiirleri kayıtlıdır. Hakkında kitap ve makale bazında
pek çok araştırma yapıldığından biz burada ayrıca
üzerinde durmak istemiyoruz. Bu bakımdan sadece tespit
ettiğimiz şiirlerin ayaklarını vermekle yetiniyoruz
Şiirler 1, 2, 3, 4, 7, 8, 9, 10, 12, 13,
16, 20, 22, 30. cönklerdedır. Sayısı, 54’tür. Bunların
9’u mükerrer olup farklı şiir sayısı toplam 54’tür.
Şiirlerin ayakları, dörtlük sayıları ve cönk numaralı
ile bulundukları sayfalar şunlardır:
Şu âlemde her şey var olmayınca (5
dörtlük, 12/48-49)
Dünya sana bana kalmaz ne
fayda (5 dörtlük, 7/173-174)
Acep şu dağları aşam mı
ola (5 dörtlük, 9/97-98)
Dost senin aşkınla dost
yana yana (5 dörtlük, Zile/314)
Ârif isen bu mânâna fark
eyle (5 dörtlük, 10/59-60)
Bir dem sureti kadim kal
etti böyle (5 dörtlük, 9/47-49)
Kamu dertlilere derman
olan şah (30/133)
İndim ziyaret ettim Balım
Sultan’ı (5 dörtlük, 9/177)
Pirim var neylerim dünya
malını (5 dörtlük, 3/3)
Yine tazelendi yürek
yarası (5 dörtlük, Zile/259)
Ali'm ne yatarsın
günlerin geldi (5 dörtlük, 7/236-237)
Kalma günahlara medet
mürvet Yâ Ali (7 dörtlük, Zile/33-34)
Şu mülkün sahibi Ali
değil mi (5 dörtlük, 9/35-36)
Yazar da sorayım Şâhıma
bari (5 dörtlük, 9/208)
Uyabilirsen gel beri (5
dörtlük, Zile/273)
Ayrılmam katardan ben
şimden geri (5 dörtlük20/167-168)
Soyuyorlar Şah-ı merdan
Ali’yi (5 dörtlük, 4/34-35)
Diriye saydılar bizi (5
dörtlük, 30/81)
Ananın belinden indirdin
felek (7 dörtlük, 9/142-143)
Her zaman el sözüne
uymalı değil (5 dörtlük, 9/81-82)
Durulur gâm yeme divane
gönül (5 dörtlük, 12/23-24)
Durulur gam yeme divâne
gönül (5 dörtlük, (20/160-161)
Dalgalandı taştı gönül (5
dörtlük, 32/11)
Hey erenler ben bir kumaş
dokuram (5 dörtlük, 9/68-69)
Var seni Ali’nin yoluna
saldım (7 dörtlük, 7/69-70)
Yürü var Ali’nin yoluna
saldım (5 dörtlük, 9/49-50)
Var seni Ali’nin yoluna
saldım (7 dörtlük, 12/47-48)
Var seni Ali’nin yoluna
saldım (6 dörtlük, 13/68-69)
Öğünden gülmedim ana
ağlarım (5 dörtlük, 9/93-94)
İcâzet isterik sizden
canlarım (4 dörtlük, 9/200)
Ali'nin Düldül'ün biz de
görelim (4 dörtlük, Zile/1)
Ak üstünde karayı
seçebilirsen (5 dörtlük, 32/8-9)
Sensiz bir içim su
içmezem dersin (5 dörtlük, 22/63-64)
Elin günahını sen mi
görürsün (5 dörtlük, 22/58)
Danışıp yolları aşar mı
aşar (5 dörtlük, 10/50-51)
Her kim hakkımızda bühtan
demişler (4+2 mısralı 5 bent, 1/21-23)
Dağlar Ya Muhammed Ali
çağırır (5 dörtlük, 16/9)
Dağlar Yâ Muhammed Ali
çağırtır (5 dörtlük, 12/55-56)
Ayrılık derdinin dermânı
nedir (6 dörtlük, Zile/313)
İnsan olan gelir nura
çevrilir (4 dörtlük, 30/61)
Musahipsiz kişinin hali
nic’olur (5 dörtlük, 2/74-75)
Sahipsiz kişinin hâli
nice olur (5 dörtlük, 10/8)
Karşımda üç yıldız
süzülüp durur (5 dörtlük, Zile/264-265)
Karşumda üç yıldız
görünüp durur (5 dörtlük,12/44-45)
Dost bende yaralar türlü
türlüdür (4 dörtlük, 9/79-80)
Bendeki yaralar türlü
türlüdür (5 dörtlük, Zile/436)
İmam Hüseyn’in kanı nice
oldu (6 dörtlük, 9/69-71)
Değdi şu sineme ne dağlar
oldu (5 dörtlük, 8/30-31)
Hışm ile yıldırım şeytana
düştü (5 dörtlük, 3/9-10)
Mihman canlar yüzüm basa
geldiniz (5 dörtlük, 7/99)
Koyduğu yollara gitmiyor
talip (5 dörtlük, 9/100)
Pınarı başından
bağlasanız (6 dörtlük, Zile/9-10)
Hani bizim dehmenimiz
ilimiz (5 dörtlük, 9/92-93)
Biz Muhammed Ali
diyenlerdeniz (6 dörtlük, 12/97-98)
Sadık Abdal
15.
yüzyılda yaşadığı tahmin edilmektedir. Dimetoka’da
yaşadığı Seyyid Ali Sultan (Kızıl Deli)’nın
müritlerinden olduğu rivayet edilir. Aruzla şiirler
yazdığı ve bunda da başarı sağladığı göz önünde
tutulursa, Arapça ve Farsçaya vakıf olduğu ve tahsil
gördüğü anlaşılır.
Yayımladığımız şiiri Fâ i
lâ tün / Fâ i lâ tün / Fâ i lâ tün / Fâ i lün
kalıbıyla ve gazel kafiye düzeninde 10 beyittir.
Boş değildir şu âlemde her
biri bir kâra mest
İns ü cinni yok ademde
kalmamış envâre mest
Şeytanı boşda komuşdır
Hak Habib-i Zülcelâl
Nemrudı yarattı ana
harici fi’n-nara mest
Hak kelâmın bile bile ketm
idilse bir kişi
Evliyâlar kabul etmez
billahi ol nûra mest
Ayat-i âdem safidir
hulkımız Hazret-i Şit
Egnine bir hülle giyen
Haydar-ı Kerrar’a mest
Ârif isen ey birader ilmini
mürşidden al
Mürşid-i kâmil olanın arzusu
dîdara mest
Evliyâlar enbiyâlar
ceddim İbrahim Halil
Tâcı nâme bahş olunca
mail oldu nura mest
Hak Habib’ine mi’racda
namazu bahş eyledi
Kuduretden tevhid indi
tevhid-i kerrara mest
Doksan bin kelam danışdı
Hak Habib ü’l-mürselin
Şu’lesi kırk pâre oldu
cümlesi Zinnur’a mest
Hüsn-i canı birdir amma
hulku huyu bir değil
Kimisi Ali’yi sever kimisi
katara mest
Evliyâlar enbiyâlar
serefrazı Şahımız
Bu Sadık Abdal bîçâre
Hazret-i Hünkâr’a mest
(4 / 45-46)
Sefil Abdal
19.
yüzyılda yaşadığı tahmin ediliyor. Şiirlerindeki
ifadelerden samimi bir Bektaşi olduğu anlaşılıyor.
Bektaşi kültürüne vakıf birisidir. Şiirleri teknik
yönden iyi olan Sefil Abdal’ın, terimler bir kenarda
tutulursa dilinin sade olduğunu söyleyebiliriz.
Elimizdeki şiir, 5 dörtlüktür ve 11 hecelidir.
Vücudum şehrini seyran eyledim
Girdim ol şehire şahlar şahı
var
Üç yüz altmış altı sokak
yokladım
(Gördüm) dört yüz kırk dört
min dergahı var
Ol şarın (içinde)
yaptığım yapı
Hem Şah-ı Merdan’dır
taptığım tapı
Arşullah’a çıkar ol yedi
kapı
Ol yedi kapının yetmiş
harfi var
Ol şarın içinde men yari
gördüm
Gaziler dilinde Ümran’ı
gördüm
Her ne yana baksam meyhane
gördüm
Meyhane kündünün Beytullah’ı
var
Ol şarın içinde çoktur
oyaktır
Bir köyü var yetmiş iki
boyaktır
Şeriat tarikat ma’rifet
haktır
Gördüm hakikatin doğru
rahı var
Bir camisi vardır bin bir
direkli
Birgün o da mü’minlere
gerekli
Sefil Abdal binmiş altı
buraklı
Kazası mümkündür eyvallahım
var
(20/192-193)
Seher Abdal
Şiir tekniği oldukça iyidir. Gerek aruz
gerekse hecede ve ele aldığı konuyu yansıtmada başarılı
bir şairdir. 16. veya 17. yüzyılda yaşadığı tahmin
ediliyor.
Aşağıya kaydettiğimiz şiir 7 dörtlük olup
8+7=15 heceli bir divani şiirdir. Şiirde Seher Abdal,
samimi bir Bektaşi olarak karşımıza çakar.
Pîş(i)vâ olup âlemde yol tarîk ta'lim
eden
Miskiniyim ol sultanın kulu derviş den
bana
Erenler er derdi ana verip ikrârın bilene
Kadîm et dest-i damanın eli derviş den
bana
Sığınırım Sübhan'ınıma suçuma kalmaz deyi
Nutk-ı Gani sırr-ı Settar yüzüme gelmez
deyi
İşbu demde ağlamayan o demde gülmez deyi
Nâ-şâd akar dü-çeşmimden seli derviş den
bana
Nice canlar dü âlemde ber-murad almış
durur
Veçhini bildirmiş ana kendini bilmiş
durur
Sen Hakk'ı hazır görmezsen Hak seni hazır
görür
Evsiz sanman bu dükkanı dolu derviş den
bana
Bir yare ki azgın ola melhem koya teniye
Yareyi bilmeyen tabip zor eder ki emleye
Ahmak oldur dü-cihanda beş gün için gam
yiye
Dilemem dünya devleti malı derviş den
bana
Tabip eydür bir kuluna kendi vere yarayı
Sen yarayı aziz tut ki bir gün bulur
çareyi
Bu felek gafil göçürür çok uzatma arayı
Günbegün pîre yakın et yolu derviş den
bana
Ben garibim şehr içinde yalvarıp ilâhıma
Kullukta isyanım çoktur kalmaya günahıma
Bir amelim yaramazsa erenler dergahına
Giyinmem hırkayı tacı şalı derviş diyen
bana
Seher Abdal seher ile Hakk'a secde
kıldığım
Uzak değil "ayn-el-yakin" Hak özümde
bulduğum
Acep dostlar bildi m’ola ki melâmet
olduğum
Neynerim ar-ı namus arı derviş diyen bana
(Zile/350-351-352)
Sersem Abdal
Hakkında kaynaklarda bilgi bulamadık.
Elimizdeki iki şiiri iki ayrı cönkte (Zile Cöngü, ve 32
numaralı cönk) kayıtlıdır. Şiirlerindeki üsluba bakacak
olursak 19. yüzyılda yaşadığını söyleyebiliriz.
Kullandığı kelimeler ve şiir şeklinden tahsil görmüş
biri olduğu anlaşılmaktadır.
İlk şiir, 3+4 mısralı bentlerden oluşmuş
4 bentlik bir şiirdir. 14 heceli olmakla beraber, hüznün
verdiği duygu yoğunluğundan dolayı, zaman zaman
mısralarda ölçü sağlamlığı yitirilmiştir. İkinci şiir
ise 5 dörtlük ve 11 heceli bir şiirdir.
Bu gamlı gönlümü ahu giryan eyledi
Ehl-i beyt-i hanedana bunlar neler eyledi
Şah-ı merdan Ali'ye bunlar garaz eyledi
İbn-i Mülcem Zülcevşem Mervan'ı bileydi
Adi soran lanetidür lanetidür laneti
Her kim Yezid'e sıdkınan lanet ederse
İnsin Hakk'ın yüz bin rahmeti
Bu gamlı gönlümü ahu giryân eyledi
Ehl-i beyt-i hanedana bunlar neler eyledi
(Kerbelâ çölünde) Yigirmi dört bacıyı
bunlar üryan eyledi
İbn-i Mülcem Zülcevşen Mervan'ı bileydi
Adi soran lanetidür lanetidür laneti
Her kim Yezid'e sıdkınan lanet ederse
İnsin Hakk'ın yüz bin rahmeti
Bu gamlı gönlümü ahu giryân eyledi
Ehl-i beyt-i hanedana bunlar neler eyledi
(Kufe şehrinde) Eba müslüm çocukları
bunlar pâre (pâre) eyledi
İbn-i Mülcem Zülcevşem Mervan'ı bileydi
Adi soran lanetidür lanetidür laneti
Her kim Yezid'e sıdkınan lanet ederse
İnsin Hakk'ın yüz bin rahmeti
Sersem Abdal Yezid'e be-gayet lanet
be–gayet
Ta ezelden onlar etti Ali evlada hıyanet
Çoluğuna çocuğuna lanet bin lanet
İbn-i Mülcem Zülcevşem Mervan'ı bileydi
Adi soran lanetidür lanetidür laneti
Her kim Yezid'e sıdkınan lanet ederse
İnsin Hakk'ın yüz bin rahmeti
Zile/79-80
***
Tevellâyı İmamlardan
getirdim
Tavafın kabuldür abdal
dediler
Kırklar ile bir meydanda
oturdum
Tavafın kabuldür abdal
dediler
Hızır elim aldı arşa
götürdü
Bir saatte Kerbelâ’ya
yetirdi
Öldüm de melekler şerbet
getirdi
Dediler dediler sersem
dediler
Miraç geceleri erkân kuruldu
Gökteki melekler hep yere
indi
Şükrolsun dilekler hep kabul
oldu
Tavafın kabuldür abdal
dediler
Ali’m Düldül’üne binmiş
sâr vurur
On sekiz bin âlem mevcut
görünür
Alîm Allah şah’ım tacın
bürünür
Tavafın kabuldür abdal
dediler
Sersem Abdal der ki bu yolun
sırdır
Ali’m serdir Muhammed ......
nurdur
Aşk ile muhabbat sıdk ile
yardır
Dediler dediler sersem
dediler
(32/53)
Teslim
Abdal
Pir
Sultan Abdal kadar olmasa da Alevi-Bektaşilerce tutulmuş
hemen her cönkte Teslim Abdal’ın şiirlerine yer verilir.
Teslim Abdal, 17. yüzyılda yaşamıştır. Asıl adı Mehmet
olup 4. Murad’ın Bağdat seferine katıldığı söylenir.
Yeniçeri ocağında Halife Babası mertebesine
yükselmiştir. Alevi-Bektaşi şairleri içinde mümtaz bir
yere sahiptir. Hakkında pek çok çalışma yapıldığından
biz burada sadece arşivimizdeki cönklerde kayıtlı
şiirlerden söz edeceğiz.
Aşağıda
ayaklarını, dörtlük sayılarını ve cönk numaraları ile
bulundukları sayfalarını kaydettiğimiz şiirler 2, 3, 6,
7, 9, 10, 11, 12, 20, 32 numaralı cönklerde
bulunmaktadır. Şiirlerin sayısı toplam 38’dir. Ancak
bunların 5’i mükerrerdir.
Bu
nefisler güri değil dünyada (7 dörtlük, 10/101-102
Küfür m’ola iman m’ola (7
dörtlük, 2/19-20)
Küfür m’ola iman m’ola (6
dörtlük, 7/24-25)
Küfür m’ola iman m’ola (7
dörtlük, 11/7-8)
Uğrumuz açık ola bu demde
(4 dörtlük, /214-215)
Erin ere yolu düş gelir
böyle (5 dörtlük, 6/19)
Düşünüp de hayrın şerrin
bilsene (5 dörtlük, 11/3-4)
Üç yüz altmış dal üstüne
(7 dörtlük, 2/70-71)
Ne yaman ucuzluk var bu
gelişte (11 dörtlük, 7/176-178
Ben de şunda bulamadım
meşayıh (5 dörtlük, 7/78-79)
İçmesinler tütün gibi
murdarı (5 dörtlük, 7/112-113)
Ali evlâda iman eyle gör
fakî (5 dörtlük, 12/34-35
Kulak verip dinlemeli (5
dörtlük, Zile/270-271)
On iki İmam Ali Ali (9
dörtlük, 7/149-151)
Kılavuzu neylemeli (5
dörtlük, 9/119)
İki gözün var görsün ite
dökme yemeğini (5 beyit, 11/4-5)
Girledi girledi gitti (5
dörtlük, 7/227-228)
Eğer bülbül isen
gonca güle bak (5 dörtlük, 9/155)
Küşâde sarhoş oldu da
kaldı taş ayık (5 dörtlük, 7/78-79)
Dillere düşüp de yalan
biz olduk (7 dörtlük, 7/80-81)
Dahî onlardan gayrı kimim
var benim (7 dörtlük, 12/22-23)
Gün zevale indi sarardım
soldum (5 dörtlük, 6/23-26)
Can cana inanmaynan (5
dörtlük, 6/18)
Salavat vermeyinen (5
dörtlük, 2/18)
Selâvatı virmeynen (5
dörtlük, 11/2-3)
Zerafet söyleyip gülmeden
sakın (5 dörtlük, 7/172-173)
Boşa bizi söyletirler (5
dörtlük, 11/5-6)
Dış, yüzden esen yel bana
neyler (5 dörtlük, 10/105)
İbtida insandan rehber
isterler (7 dörtlük, 3/46)
İbtida insandan rehber
isterler (7 dörtlük, 32/7-8)
Sevdiği yer olmayınca,
sanki oda dağlanır (5 beyit, 11/9-10)
On beşinde kâmile erişen
ay değil midir (5 dörtlük, 6/5)
Dinle sana derim o nasıl
erdir (6 dörtlük, 6/4)
Evliyâya övkünüyor (12
dörtlük, 10/99-101)
Bizi burda bilir yoktur
(5 dörtlük, 2/17)
Bizi burda bilir yoktur
(5 dörtlük, 11/1-2)
Hikmetine şükr ederim Ya
İlahî çok şükür (9 dörtlük, 20/96-99)
Lâ’net taşıdır, lâ’net
oku (5 dörtlük, 10/77-78)
Viranî
Abdal
Viranî Abdal, yedi büyük
Alevi-Bektaşi şairi (Nesimî, Fuzulî, Hataî, Pir
Sultan, Kul Himmet, Yeminî, Viranî)nden
birisi olan Viranî’den başkası değildir. Çünkü cönklerde
şiirlerin başında Viranî Abdal denildikten sonra
Nutku Viranî ibaresi konulmaktadır. Sözgelişi; 26
no’lu cöngün 11 sayfasında böyle bir ibare vardır.
Viranî az da olsa bazı şiirlerinde Viranî Abdal
Mahlasını kullanmıştır. 16. yüzyılda yaşayan ve Balım
Sultan’a bağlı olan Viranî, şiirlerinde Hurufî inancının
tezahürü olarak pek çok ibareye yer vermiştir.
1, 2, 4,
7, 10, 12, 13, 20, 22 ve 32 numaralı cönklerde
Viranî’nin 34 şiiri kayıtlıdır. Ancak bunlardan 20
farklı şiirdir. Yani 14 şiir mükerrerdir.Şiirlerin
ayakları, dörtlük sayıları ve cönk numaralı ile
bulundukları sayfalar şunlardır:
Aldığı hem sattığı dükkânına (5 beyit, 12/70-71)
Aldığı hem sattığı
dükkânına (5 beyit, 20/148)
Yazılmış sadr Bismillaha
cemalin Vedduhasına (3+2’lik 5 bent, 20/26-28)
Gider küfrü deli bul
Nuh-u necatı (5 beyit, 20/142-143)
Gider küfrü deli bul
Nuh-u necatı (5 beyit, 12/66-67)
Fenâdan maksut uş bulmak
bekâyı (5 beyit, 12/63-64)
Fenadan maksud uş bulmak
bekâyı (4 beyit, 20/141-142)
Sinesinde eğlenir gönlüm,
sayesi sevda gibi (5 beyit, 1/63-65)
Saklarım aşkın gönülde
genc-i pinhanım gibi (5 beyit, 1/63)