Türk kültüründe
rüya motifinin izleri çok eskilere kadar gider. Çeşitli
efsane ve destanlarda rüya motifine sık sık
rastlanmaktadır. İslâm toplumunda da Farabî, İbn-i
Haldun gibi âlimler rüyalar hakkında çeşitli
görüşler ortaya koymuşlardır.
Rüya motifi Türk
halk edebiyatında sıkça karşımıza çıkan bir motiftir.
Genellikle halk hikâyelerinde yer alan bu motif bazı
âşıkların hayat hikâyeleri içinde de görülmektedir.
Bu konuda Doğan
Kaya;
“Âşık
edebiyatındaki rüya motifi kompleks bir yapıya sahiptir.
Şöyle ki, rüyasında bir güzele âşık olmakla beraber,
âşıklığın vecibelerini de yine rüyasında öğrenir.
Böylece sade kişilikten san’atçı kişiliğe geçer. Bu
söylediğimiz bilhassa, rüyasında bade içerek âşıklık
istidadı kazanma hadisesine bağlı olarak gerçekleşir.”[1]
açıklamasını
yapmaktadır.
Âşıklar âşıklığa
başlamayı ya da yetişip usta âşık olmayı geleneksel bir
unsur olarak gördükleri iki önemli yol olan usta yanında
yetişme ya da rüyada bade içerek badeli âşık olmaya
bağlarlar.
Bade
halkbiliminde rakı, şarap gibi alkollü içki anlamına
gelmez. Şerbet, su gibi içilecek bir mai olduğu gibi
elma, nar, ekmek, üzüm gibi herhangi bir yiyecek de
olur. Hatta ele verilen bir saz da bade olmaktadır. Bade
içme görülen rüya sonucu manevi bir değişmeye uğramadır.
Âşık
edebiyatında bade içme, rüya motifi bir gelenek
icabıdır. İnanışa göre âşık olmak için ya usta yanında
yetişmek ya da mutlaka “pîr” elinden bade içmek
gerekir.
Âşık
edebiyatında rüya; kişinin şiir söyleme yeteneği
kazanmasında, dini bilgiler ile ledün ilmini
öğrenmesinde, kişinin , âşıklık özellikleri kazanmasında
önemli etkendir.
Rüya genellikle
çocukluk ve gençlik çağında görülür. Badeli âşıklardan
Ferrahî 12 yaşında, Musa Merdanoğlu 13 yaşında, Hıfzî 18
yaşında, Pervanî 19 yaşında, Müdamî 14 yaşında, Feymanî
23 yaşında rüya görüp bade içmiştir. 40 yaşının üstünde
bade içenlerin sayısı oldukça azdır.
Âşıklar rüya
görmeden önce onları bu olaya hazırlayan bazı nedenler
vardır. Çıraklık, çevre, saz-söz, maneviyat, sıkıntı ve
ani deprasyon gibi nedenlerden sonra rüya görülmekte,
bade içilmektedir. Bade bir pîr, üçler, beşler, yediler,
kırklar ve Hz. Ali, Hacı Bektaş Veli gibi bir din ulusu
tarafından içirilir.
a. Bir pîr
tarafından:
Ercişli Emrah’a bade bir pîr tarafından sunulmuştur.
b. Üçler
tarafından:
Nurani yüzlü üç derviş diye nitelendirilen üçler, Kutup
ve yardımcıları olan sağ ve sol imamının üçüne birden
üçler denildiği gibi, âşık edebiyatında Hızır Nebi,
İlyas Nebi ve Kutup Nebi’dir.[2]
Hızır Nebi:
Âşık karada dara düşünce yardımına gelir, İlyas Nebi:
Âşık denizde dara düşünce yardımına gelir, Kutup
Nebi: Kim olduğu hakkında ayrıntılı bilgi
bulunmamaktadır. Orhan Şaik Gökyay tarafından
tasavvuftaki derecelerin en yükseğine çıkmış olan ve
kendisinde dünyayı idare etme gücünü gören Kutup’un
olabileceğini işaret etmektedir.[3]
Bardızlı Nihanî'ye üçler bade sunmuşlardır.[4]
c. Beşler
tarafından:
Beşler âşık
edebiyatında Ehl-i beyt yani Hz. Muhammed’in aile
efradıdır.
ç. Yediler
tarafından:
Üçler alemine katılan dört erenle birlikte olan yedi
ermiş kişiye yediler denmektedir. Âşık Revaî ve Âşık
Burhanî yediler elinden bade içmiştir.
d. Kırklar
tarafından:
Âşık Kemalî Baba ve Âşık Hüdaverdi’ye bade kırklar
tarafından sunulmuştur.
e. Hz. Ali
gibi din uluları tarafından:
Müdamî’ye badeyi Hz. Ali sunmuştur.
Halk arasında
âşıklar için pek çok menkıbe anlatılır. Âşıkların maddi
ve beşeri aşktan manevi ve ruhani aşk derecesine
yükseldikleri, saz çalıp şiir söylemeyi de ilahi
vasıtalarla, yani bir mürşidin, pîrin yahut Hızır’ın
rüyada ya da harekette tecellisiyle öğrendikleri ileri
sürülür.
1. Rüya
Motifinin Aşamaları
Türk Âşık
Edebiyatı’na has olan kompleks rüya motifinin planını
Umay Günay şu şekilde belirlemektedir:
“I. Hazırlık
Devresi
a.
Çocukluk ve gençlik çağının şartları
b.
Karşılaşılan maddi veya manevi sıkıntı
c.
Bir
sıkıntı veya bir dilekle uykuya dalış. Aday umumiyetle
kutsal sayılan mevkilerde veya ıssız ve uzak, kişinin
korku ve yalnızlık duyduğu bir yerde uyuyakalır.
II. Rüya
a.
Kutsal kişilerle kutsal sayılan bir yerde karşılaşma
b.
Pir
elinden bade içme
c.
Sevgili veya sevgilinin resmi ile karşılaşma
d.
Aday’ın kutsal kişiler tarafından eğitilmesi, bilmesi
gereken bütün bilgileri öğrenmesi
e.
Aday’a mahlâs ve dilinin çözülmesi için ruhsat verilmesi
III. Uyanış
Adayların
uykudan uyanmaları da üç ayrı şekilde olabilir:
·
Kahraman kendi
kendine uyanır, ilk fırsatta eline geçen bir saz ile
başından geçenleri anlatır.
·
Kahraman bir
süre (3, 6, 7, 20, 40 gün) baygın kalır ve ağzından
burnundan kanlı köpükler gelir. Ehl-i dil bir kişinin
sazının tellerine dokunmasıyla kendine gelir
·
Kendi
kendine uyanır ama bakışları, hali, tavrı bir acaiptir.
Dünya ile ilgisi kalmamış gibidir.[5]
Umay Günay,
İlhan Başgöz’ün “Türk Halk Hikâyelerinde Rüya Motifi
ve Şamanlığa Giriş”[6]
adlı incelemesinden özetleyerek verdiği yazısında rüya
motifi ile ilgili şu görüşleri aktarmaktadır:
“Örneklerin pek
çoğunda rüya kutsal mevkilerde uyurken görülmektedir.
Mezar ve pınarlar rüyaların en çok görüldüğü müşterek
mevkilerdir.
Rüyada kutsal
bir kişi veya kişiler bazan bir genç kızın elinden
kahramana aşk badesi sunarlar. Hızır İlyas, üçler,
kırklar, üç derviş, bir pîr, sadece bir yaşlı adam veya
yaşlı bir kadın rüyalarda yer alan kutsal kişilerdir.
Kutsal kişilerin
çeşitlilik göstermelerine rağmen rüyadaki rolleri hep
aynıdır.
Kahramana çok
güzel bir kızı tanıttıktan sonra adını ve memleketini
söylerler.
Şiirlerinde
kullanacağı bir mahlâs verirler.
Kahraman kutsal
kişinin elinden badeyi içtikten sonra vücudunu bir ateş
sarar. Düşer bayılır, ağzından kanlı köpük gelir. Bu
halde 3-6 gün kalır.
Herkes
kahramanın deli olduğunu düşünürken yaşlı bir kadın veya
erkek sazın teline dokunur.
Saz
sesiyle kahraman gözlerini açar. Sazı eline alır,
kendine verilen mahlâsla irticalen şiirler söylemeye
başlar. Böylece hem badeli hem de Hak âşığı olurlar.”
[7]
2. Bade Türleri
Badeli âşıklar
daha çok şehir ve cemiyet hayatına uzak kalanlar
arasında görülür. Bunlara göre bade Er dolusu ve
Pîr dolusu olmak üzere iki türlüdür:
a. Er Dolusu
Er dolusu içen
âşıklar kahraman, yiğit ve gözüpek kişi olurlar. Sevdiği
için ölümle göğüs göğüse gelir. Maceraları
kahramanlıklarla doludur. Köroğlu, Dadaloğlu böyle er
dolusu içmiş âşıklardandır.
Köroğlu’nun,
Bingöl rivayetine göre bade içme olayı şöyle anlatılır:
“Sultan Murat
tarafından babasının gözlerine mil çekilmesi üzerine
Köroğlu (asıl adı Ruşen Ali) intikam almak için yurdunu,
evini barkını terk eder. Bingöl civarında bir pınar
başında üç derviş görür. Selam verir. Dervişler onu
davet ederler. Köroğlu da yanlarına oturur. Dervişlerden
birisi diğerine sorar:
-Hangi badeden
sunalım? Diğerleri, Köroğlu’na bakarlar:
-Er dolusu!
Öteki derviş
tası, pınardan doldurarak Köroğlu’na verir, ‘Yaradanın
aşkına iç’ der. İçince:
-Aman, derviş
baba yandım, der. Derviş bir daha doldurur verir.
-Bunu da iç,
pîrler aşkına. Köroğlu ikinci doluyu da içer.
-Aman yandım,
bağrımı ateş kapladı, der. O zaman derviş bir bade daha
sunar.
-Bu da seveceğin
kız aşkına, nasibin üç olsun, der.
Köroğlu
üçüncüyü de içince ateş kesilir. Hemen orada eline
geçirdiği bir odun saz olur. Başlar Köroğlu en usta
âşıklar gibi çalıp söylemeğe.”[8]
Bir şiirinde:
Dadaloğlu’m
der de bulandım bendim
Badeyi içti
de söylüyor kendim
İzin ver
kuluna beyim efendim
Yakın olsun
ıraktaki yolları[9]
diyen Dadaloğlu
da er dolusu içen badeli âşıkların önde gelenlerinden
biridir.
b. Pîr Dolusu
Pir dolusu içen
âşıklarsa cefalar çeker, sevdalara düşer, sevgilisinin
arkasından yanar tutuşur. Bunlar kahraman değildir,
vefakâr ve fedakâr âşıklardır. Ercişli Emrah, Âşık
Kerem, Âşık Sümmanî, Âşık Şenlik bunlardandır.
M. Adil Özder:
"Hak
Âşığı, Tanrı’nın lütfu ile bir dilbere âşık olur.
Rüyasında ya sevgilisi ya da manevi bir âlemde Âşıklar
Meclisi kurmuş ‘pîr’ elinden aşk badesi içer. Bu âşık,
kendiliğinden deyiş yapabilme kudretine erişmiş, bütün
varlığı ile bir sevgiliye bağlanmış. Delişmen bir
insandır. Bu tatlı rüyalı uykudan uyandığında kendinden
geçmiş şaşkına dönmüştür. Bu inanç, sırf halk inancı
değildir. Badeli âşık da bunu böyle bilir, sazıyla,
sözüyle etrafına böyle anlatır.”[10]
demektedir.
Duygusal bir
yapıya sahip olup ruhunda şairlik olan bazı kimseler
bade içmeyi önemli bir ihtiyaç olarak hisseder.
Bulunduğu ortam
gereği masal, efsane, halk hikâyesi dinleme, âşıkların
sazlı sözlü ortamlarında bulunma gibi nedenlerle
gelenekle iç içe olup menkıbelere ait malzemelerle
gereği gibi dolar, bir yandan anlatılan bade içme
olayları, bir yandan âşıkların ortaya koydukları etkili
söz değerlerinden büyük ölçüde etkilenen kişi bu etki
ile sıkıntılı bir durumda iken bir gün bahçede, su
kenarında ya da mezarlıkta uykuya daldığı zaman Hz. Pîr
rüyasına girer.
Bu konuyu M.
Uraz şöyle anlatmaktadır:
“Pîr
(kudret gülü) dedikleri kolunu uzatır, iki türlü badeden
hangisini verecekse; bir, iki, üç... sıra ile verir. Bu
badelerden birincisi (Kendi bir, adı bin aşkına),
ikincisi (Pîrler aşkına), üçüncüsü de sevdiği kız
aşkınadır. Pîr kolunu kaldırır ve altından bir sevgili
yüzü gösterir. Âşık onun üzerine atılır. (Pîr) kolunu
indirince bir daha görünmez. (Pîr) âşıkı böylece (Çark-ı
çember) inden geçirerek aşk, vefa ve fedakârlık
işlerinde imtihan ettikten sonra kaybolur.”[11]
Gerek âşk
hikâyelerinde gerekse badeli âşıkların âşıklığa başlama
olaylarında sık sık sözü edilen uykuda bade içme, bir
başka deyimle Buta alma, İslâm dinine göre rüyada
da dini ve sosyal bilgiler aldıklarının işareti olarak
görülebilmektedir.
Nitekim
Peygamberlerin dahi rüyalarında telkinle eğitildikleri
inancı yaygındır.
“Miraç
kıssasında Resulullah’a bir burak getirildi. Burak
merkepten büyük, katırdan küçük, adımını gözünün
erişebildiği yerin ilerisine koyan bir binek hayvanıdır.
Yine o gecede Resulullah (s.a.v.) Mescid-i Aksa’ya
girdi. Orada iki rekât namaz kıldı. Sonra Cebrail (a.s.)
ona süt dolu bir kâse getirdi. Resulullah (s.a.v.), süt
dolu kâseyi seçti. Bunun üzerine Cebrail(a.s.) ‘Fıtratı
seçtin’ dedi...”[12]
Bu inanca
paralel olarak bade içme olayına sık sık
rastlanmaktadır. Badeli âşıkların hallerine ilk örnek
olarak Allah katında verilen şerbetin bedende bir
değişiklik, bir canlanış ve kuvvet verdiği bu Miraç
mucizesinden çıkartılabilmektedir.
Çıldırlı Âşık
Şenlik, bade değil, rüyada Peygamberin cemalini
gördükten sonra şiir söylemeye başladığını işaret
etmektedir.
Asıl adı Hasan
olan Âşık Şenlik henüz l4 yaşında iken babasının
tüfeğini alıp ördek avına çıkar. Pusuda av beklerken
uykuya dalar. İkinci gün akşamına kadar burada kalır.
Hasan’ı arayan ev halkı baygın bir halde buldukları
Hasan yaşadığı âlemden uyandığına pişman bir halde
etrafında toplananları süzer. Köy imamı ne olduğunu,
niçin konuşmadığını sorması üzerine o güne kadar
âşıklıkla ilgisi olmayan Hasan:
Rüya-yı
âlemde yattığım yerde
Neçe yüzmin
hayal güşuma geldi
Üğbe üğ
cismime saldı bir ateş
Sevdiğim
salatım düşuma geldi
dörtlüğü ile
başlayan bir şiir okur. İmam okuduğu şiirde tabşırdığı
Şenlik’in kim olduğunu sorunca etrafındakilerin şaşkın
bakışları arasında:
Yığılın
ahbaplar yaren yoldaşlar
Bir sağalmaz
derde düştüm bu gece
Hikmet-i pîr
ile âb-ı zülalden
Kevser
bulağından içtim bu gece
Kudret
mektebinde verdiler dersi
Zahirde göründü
arş ile kürsi
Hıfzımda zapt
oldu Arabî Farsî
Lügat-i imrani
seçtim bu gece
Sefil
Şenlik
Hak’tan buldu kemali
Bu fikirle
vasf-ı halin demeli
Bedirlenmiş
gördüm güzel cemali
Tagayyır hal
olup şaştım bu gece
Hasan bu
rüyalar âleminde, pîr elinden bade içerek hem sevdiği
salatına (ibadetine) olan aşkını, hem de şairlik
kudretini bulduğunu anlatmaktadır. Ayrıca ilahi
kudretten Arapça, Farsça ve İmran (İbrani) dilini
öğrendiğini, Tanrı’nın cemalini gördüğünü haber verir.
Bu günden sonra da Âşık Şenlik adı ile bilinip tanınmaya
başlar.[13]
Rüyalarında Hz.
Muhammed’i görüp âşık olanların sayıları
çoğaltılabilmektedir. Bu konuda Umay Günay iki örnek
göstermektedir. Bu örneklerin birinde:
“Türkmen şairi
Mahdum Kulu, rüyasında Mekke’ye gider, Hz. Muhammed’in
huzuruna çıkar. Peygamber Mahdum Kulu’na dua eder ve
alnının ortasına vurur. Sonuçta Mahdum Kulu bir şair
olur.”
demekte; diğer
örnekte ise:
“Şeyh
Şemseddin Mardinî rüyasında Hz. Muhammed’i görür. Hz.
Muhammed’in Şeyh Bedreddin’e bir parça et sunmasından
sonra mistik uyanış başlar.”[14]
denmektedir.
Bade içme olayı
genellikle erkeği daha çok etkilemektedir. Bade içen
âşığın ağzından köpükler gelir, abuk sabuk şeyler
söyler, sayıklar. Tecrübeli kimseler bu durumun bedeni
bir hastalık değil, ruhi ve aşk hastalığından
olabileceğini işaret ederler. Gence saz çalınarak
uyandırılmaya çalışılır.
Sazın sesine
uyanan genç o güne kadar saz çalmasını bilmemesine
rağmen eline verilen sazı çalar. Bunun ilginç örneği
Narmanlı Âşık Sümmanî’nin bade içme ve âşıklığa başlama
olayı şöyle anlatılır:
“Küçük
Hüseyin bir gün yine Aylak Taşı denen yerde danaları
otlatırken uyuyakalmış ve güya rüyasında gösterdikleri
Bedehşan Emiri’nin kızı Gülperi’ye âşık olmuş,
uyandıktan sonra da kendi kendine koşmalar düzmeye
başlamıştır.”[15]
Bir başka
kaynakta da Sümmanî’nin bade içme olayı şöyle
belirtilmektedir:
“Girdiği komadan
ikinci gün uyandırılan Sümmanî’nin ağzından köpükler
gelmekte, sayıklamaktadır. Kendisine derdinin ne olduğu
sorulur. Sümmanî, saz ister ve gece dolaştırıldığı
hayali alemi sazı ile:
Uyandım uykudan
oldum perişan
Bir nur doğdu,
oldu âlem ürüşan
Geldi selam
verdi, üç tek dervişan
Lisanları
bir hoş, sedası tek tek”
[16]
biçiminde dile
getirir.
Âşık Mâhir’in
bade içtikten sonra Âşık Muhibbî tarafından deyişlerle
gafletten uyandırma olayı da şu şekildedir: Yusufeli’nin
İnanlı köyünde henüz 16 yaşındaki Osman evinde
uyuyakalır. O gece rüyasında pîr badesi içer ve
sabahleyin uyanamaz. Osman ölmüş derler. Bir kişiyi
kefen alması için komşu köy olan Âşık Muhibbî’nin köyü
Erkines’e gönderirler.
Adam kefeni
getirirken yolda Âşık Muhibbî’ye rastlar. Olanları
Muhibbî’ye anlatır. Muhibbî, o çocuk ölmemiş olabilir.
Kefeni aldığın yere bırak, sazımı bizim evden al getir
der. Adam şaşkınlıkla geri döner, kefeni bırakıp sazı
alıp gelir. Muhibbî, sazla gelince köylüler bu acılı
günde niye sazla geldi diye söylenmeye başlarlar.
Muhibbî, baygın halde yatan Osman’ın baş ucuna oturur.
Sazı ile söylemeye başlar ve:
Ne düşmüşsün
çocuk hab-ı gaflete
Uyan yavru
uyan göreyim n’olmuş
Uğradın mı
erenlerin şehrine
Aç gözün
gafletten sorayım n’olmuş
Pîrler neşe
olmuş şirin sesinden
Bir bade içtin
mi kırklar tasından
Sen de giyindin
mi aşk libasından
Uyan yavru uyan
göreyim n’olmuş
Âşıklar aşk
ile odlara yana
Hasreti kâr
ede o şirin cana
Baksana
Muhibbî çağırır sana
Uyan da kalk
yavru sorayım n’olmuş”[17]
Muhibbî’nin sazı
ve sözü ile Osman uyanır. Rüyasında başından geçenleri
Muhibbî’ye beş dörtlüklü bir şiir olarak söyler. Bu
şiirde:
Uyurken
yanıma geldi erenler
Düşersin
azizim nâra dediler
Aşk elinden
hemen kaçınır olma
Açarsın
sinende yara dediler
ve
Gideceğim ben
bu aşk’ı tarıkta
Âşıkım da
ârifim de fârıkta
Bin iki yüz
seksen iki tarihte
Mahir
ismim âşıkâre dediler[18]
diyerek hem
badeli bir âşık olduğunu, hem de mahlâsının rüyasında
pîrler tarafından Mahir olarak verildiğini işaret eder.
Âşıklar kimi şiirlerinde bade içtiklerini dile
getirmektedirler. Bunlardan Şenlik:
Rüya-yı
âlemde yattığım yerde
Neçe yüzmin
hayal gûşuma geldi
Üçbe üç
cismine saldı bir ateş
Sevdiğim
salatın düşuma geldi[19]
biçiminde
belirtirken; l9. yüzyılın değerli âşıklarından olup
Kayseri’nin Molu köyünde dünyaya gelen Revaî bade
içişini:
Muhabbetle
dolanırdın başımda
Haram
kaynatmadım tatlı aşımda
Aşkın
deryasına daldım düşümde
Dizlerinde
yatıp uyurken anam[20]
biçiminde işaret
etmektedir.
Posoflu Zülalî
de badeli âşıklardan olup bade içme olayı şöyle
anlatılmaktadır:
“Yusuf l2
yaşlarında Suskap’taki evlerinin önünde oynarken, yerde
bir elma bulur. Elmayı eline alır ve ısırır; bakar ki,
elma donmuş. Eve gelir ve elmayı bir köşeye koyar; amacı
elmanın çözülmesidir.
Tekrar sokağa
çıkıp oyuna dalan Yusuf, eve döndüğünde elmayı koyduğu
yerde bulamaz. Hane halkından birisinin yediğini
zannederek üzüntüye kapılır. Üzüntü giderek bütün
benliğini sarar ve hastalanıp yatağa düşer. Bir süre
sonra iyileşip ayağa kalkmıştır ama adeta Mecnun
gibidir; kimi zaman dalgın, kimi zaman gamlı, kederli ve
anlayamadığı duygular içinde...
Bir gün
amcalarıyla birlikte at arabasıyla tarlaya gitmek üzere
evden ayrılır; araba köyün kenarındaki mezarlığa gelince
Yusuf fenalaşır; arabadan düşer, yuvarlana yuvarlana bir
mezar taşının yanına varır.
Arabanın önünde
oturan amcaları Yusuf’un düştüğünü fark etmezler ve
yollarına devam ederler. Tarlaya geldikleri zaman
Yusuf’un arabada olmadığını anlayınca telaşlanıp aramaya
çıkarlarsa da bulamazlar.
Yusuf, mezar
taşının yanında kendine gelip de gözlerini açtığında ak
saçlı, saçları sakalları bir birine karışmış üç adamı
baş ucunda görür.
Bunlar Yusuf’a
sorarlar:
-Oğlum, sen
hasta mısın, nedir bu halin?
Yusuf bir
hastalığı olmadığını, içinde bir sıkıntının bulunduğunu,
başının dönüp arabadan düştüğünü söyler.
İhtiyarlar
ceplerinden kırmızı, yeşil ve beyaz renkli birer kâğıt
çıkartıp Yusuf’a uzatırlar ve okumasını isterler.
Ayrılırken de Yusuf’a:
-Oğlum bundan
sonra senin adın Zülalî olsun ve Allah şifalar versin,
deyip, ortadan kaybolurlar.
Üç pir-i
fani’nin ayrılmalarından sonra Yusuf’un karşısına nur
topu gibi bir kız dikilir. Kız cebinden bir taş çıkarıp
Yusuf’a uzatır ve der ki:
-Bir sorunla
karşılaşırsan bu taşı gözünün önüne getir, ben o anda
orada olurum. Yusuf şaşkına döner, ne yapacağını, ne
edeceğini bilemez ve orada Yusuf’la kız arasında
karşılıklı bir deyişme vuku bulur.
Yusuf, sokakta
oynarken bulup ısırdığı, ama dişleyemediği sonra da eve
getirip bıraktığı, fakat kaybolduğunu görüp üzüldüğü, o
elma olayından sonra, meğer her gün düşünde bu kızı
görüyor ve kızın hayali onu deli ediyormuş.
Aralarında geçen
deyişmeden sonra kız yine kaybolup gitmiş. Yusuf kızı ve
taşı göremeyince üzüntüden yine kendini kaybetmiş. O
baygınlık sırasında, rüyasında bir pîr görmüş. Zülalî
elindeki sopayı saz çalar gibi tutup, pîr’e seslenmiş.
Pir Zülalî’nin elindeki sopayı da sazı da eleştirir ve
saz çalmanın günah olduğunu söyler; sonra bir ayak da
kendisi açar. Deyişme bitince pîr Zülalî’ye on yıl
süreyle saz çalmayı yasaklıyorum, der ve kaybolur.
Bu
olaylar cereyan ederken Zülalî’nin amcaları tarladaki
işlerini bitirip köye dönerler; bakarlar ki Yusuf evde
de yoktur. Ev halkı hep birlikte aramaya çıkarlar.
Bakarlar ki Yusuf mezarlıkta bir mezar taşının dibinde
baygın halde yatmaktadır. Eve getirirler ise de Yusuf
kendinde değildir. Kimi cin çarpmış der, kimi başka
teşhis koyar. Oysa Yusuf bade içmiş ve badeli bir âşık
olmuştur.”[21]
Şeyma Güngör'ün
anlattığına göre
"Sabire Güler'e
bir gece rüyasında postacı bir mektup getirir, içinde şu
mısralar yazılıdır:
Yavrum mektup
yazmış ne hoş kelamı
Kelamlar içinde
vardır selamı
Yavrum
selamların başım üstüne
Yavrum mektup
yazmış elinde kalem
Yavrum
hasretliktir bağrımı delen
Sabire Güler
heyecanla uyandığında rüyasındaki deyişi hatırladığını
fark ederek onu kâğıda geçirir ve söylediklerinin
manzume olduğunu görür.
Gök gürledi
şimşek çaktı
Yağmur yağdı
başıma
Kurumuş bir
ağaçtım
Yeşerdim kırk
yaşımda
Attım derdi
tasayı
Yeşillere
boyandım
Ben bir ezan
sesiyle
Rüya imiş
uyandım
Geldi bana bir
sevda
Ey kulum etme
tasa
Başında cennet
tacı
Eline verdim asa
Böylece
kırk yaşında 'rüyadan sonra' içinden gelen ilhamla
irticalen şiir söylemeye başlar"[22]
3. İçilen
Badeler
Aşk badesi her
zaman bir çeşit mai (içecek) olmayıp çeşitli yiyecekler,
yutulan bir şey, eline verilecek bir saz, okutulan bir
âyet vb. de olabilmektedir.
Âşık Efkarî:
Bilmez idim
uyumuşum
Kasımoğlu
pınarında
Bir dolu
verdiler içtim
Kasımoğlu
pınarında
Bir pîrin öptüm
elini
Gösterdi aşkın
yolunu
Oldum hem aşkın
bülbülü
Kasımoğlu
pınarında
Zannettim
doğdu ay durdu
Bana bir narı
saydırdı
Üç tanesini
yedirdi
Kasımoğlu
pınarında[23]
deyişinde
belirttiği gibi hem bade içmiş, hem de bade olarak nar
yemiştir. Âşık Pervanî’nin de bade olarak pîr elinden üç
üzüm tanesi yediği anlatılmaktadır.[24]
Âşık Veysel
Deniz Şahbazoğlu ise rüyasında incir yedikten sonra âşık
olur. Er Mustafa’nın bade içme olayı için:
“Kendisine Hızır tarafından bir elma verildi. Yarısını
kendisi, yarısını karısı yedikleri taktirde iyi bir âşık
olacakları söylendi. Kadından âşık mı olur, diye
karısına hiç bir şey vermeyip hepsini kendisi yedi.
Neler olduysa işte bundan sonra oldu, ölünceye kadar
kaynayıp coştu.”[25]
denmektedir.
Bayburtlu
Celâlî’nin bade olayında koluna bilezik takıldığı
anlatılır.
Şavşatlı Âşık
Kara’nın ise rüyasında Pîr tarafından kendisine verilen
elma çekirdeğini yiyerek âşık olduğu anlatılmakta ve:
Bana ne
olduysa Mevlâmdan oldu
Bir dane
çiğitle gönlümüz doldu
Yetişti
imdada bir baba geldi
Âşık Kara
ile yarıştı bugün[26]
dizelerinde
belirtilmektedir.
Âşık Dede
Kasım Pîr elinden “lavaş” (Bir çeşit pide)
yiyerek âşık olmuştur.[27]
Asıl adı Ali
olan Âşık Kul Sabri tanımadığı bir kızın verdiği elmayı
yiyerek âşık olur.[28]
Âşık Derdiçok’un ise Ashab-ı Kefh’i ziyaretleri
sırasında yedilerden Yemliha ya da üç pir-i faninin
ağzına mısır akıtmasından sonra dilinin çözülüp âşık
olduğu anlatılır.[29]
Bayburtlu
Celâlî’nin bade olayında koluna bilezik takıldığı
söylenir:
“Rivayete göre,
Celâli çobanlık yaparken bir gün dağda uyur ve koluna
erenler tarafından bilezik takılır; uyandığında
kendinden geçmiş bir halde divânelik alametleri
göstererek güttüğü danaları güpegündüz köye getirir.
Celâlî’nin bu halini görenler hemen köyün hocasını
çağırarak derdine çare aramaya koyulurlar. Hocayı
başucunda gören Celâlî badesini:
Pîr destinden
nûş eyledim bu âbı
Anda açılmıştı
aşkın kitabı
Yegân yegân sor
ki verem cevabı
Bu gün gam
kervanım kalkıyor hocam
biçiminde
dile getirir".[30]
Kaygusuz
Abdal’ın bade olayı ise rüyada olmayıp gerçekte
vukubulan bir olaya bağlanmaktadır.
Kaygusuz Abdal
mürşidi Abdal Musa’ya kırk yıl hizmet eder. Bir gün
şeyhine :
Hal diliyle
icâzet ister Kaygusuz Abdal
Şahım ihsan
kıl kuşum uçdı giderem ben
dizeleri ile
biten şiirini okuyup icazet ister. Bunun üzerine Abdal
Musa:
“Bana divit ve
kalemi getirin, diye emretti. Dervişler istenilenleri
getirip hazır eylediler. Sultan kalemi kâğıdı alıp
Kaygusuz’a bir icâzetnâme yazdı.
Kaygusuz Abdal
icâzetnâmeyi aldı, şeref-i dest buûs kıldı. Tazarru ve
niyaz edip meskenet gösterdi. Makamına geldi, karar
eyledi. Şevk ve muhabbetinden ona bir susuzluk ârız
oldu. Bir keşkül içine bir parça yoğurt koyduktan sonra
üzerine su katarak ayran yapar ve erenlerin yazıp
verdiği icâzetnâmeyi ufak parçalar halinde ekmek lokması
gibi ayranın içine doğrayarak içer. Zira bu icâzetnâmeyi
en iyi bir şekilde yemek suretiyle kalbinde
saklayabileceğini gönlünden geçirmiştir. Bu hali gören
dervişler taaccüp edip, durumu hemen Abdal Mûsâ Sultan’a
haber verdiler. ‘Sultanım, bir divaneye bunca zahmet
çeküb mübarek elinizle icâzetnâme yazıp verdiniz. o
bunun kadr ü kıymetini bilmeyüb yoğurt içine doğrayıb
yedi.” diye şikâyette bulunurlar. Abdal Mûsâ Sultan bu
haberi işitince sadece tebessüm eder ve ‘Bana kaygusuz’u
çağırun, haber sorayum niçün böyle eylemiş?’ der. Abdal
Mûsâ Kaygusuz Abdal’a sorar:
‘- Niçün böyle
eyledün?’
Kaygusuz özrü
niyaz eyleyerek şöyle cevap verir:
‘-Sultanum,
sizin yadigârunuzu saklamağa hiç bundan daha ma’kûl bir
yir bulamadım. Kendü kalbümde saklayım’. Bu cevap
Sultan’ın hoşuna gitti ve şöyle dedi:
‘-Başka
kimseler dışarudan söyler, sen içünden söyleyesün’. O
saat Kaygusuz’un gözü gönlü açıldı ve söylemeğe
başladı”.[31]
ifadesinde
belirtildiği gibi şeyhinin verdiği icazetnamenin
yutulmasıyla gerçekleşmiştir.
Âşık Nevruz
Bacı ise:
Ben de hayran
oldum senin halına
Rüyamda bir
saz verdiler elime
Saz ile
oturdum tren yoluna
Tren durur
aşkın treni durmaz[32]
deyişinde
badesinin eline verilen bir saz olduğunu işaret eder.
Günümüzde ünü
oldukça yaygın olan ve âşıklık geleneklerini ustaca
sürdüren âşıkların önde gelenlerinden Murat
Çobanoğlu’nun bade içme olayını ise Umay Günay, âşığa,
mühürlü bir ferman ve Kur’an’dan ayet okutulduğunu
işaret edip rüya olayını şu şekilde tahlil etmektedir:
“I. Hazırlık
safhası
a. Murad
Çobanoğlu l940 yılında Kars’da doğmuştur. Âşık Şenlik’in
yetiştirdiği usta bir âşık olan olan Gülüstan
Çobanoğlu’nun oğludur. Kendini bildiği çağdan itibaren
saz ve söz meclislerinde büyümüştür. İlkokul beşinci
sınıftan ayrılmıştır.
b. Yaylaya
göçlerini taşıdıkları sıcak bir günde çok susar.
c. Bir kayanın
dibinde su içmek için eğildiğinde uyuyakalır.
II. Rüya
a. Bir sedirde
oturan üç derviş görür.
b. Dervişlerden
biri Çobanoğlu’na su verir, Çobanoğlu verilen suyu içer,
içi büsbütün yanmağa başlayınca bunun bade olduğu aklına
gelir.
c. Önde duran
derviş, mühürlü bir ferman okutur. Çobanoğlu’nu da
aralarına alarak Kur’an’dan âyetler okuturlar.
III. Uyanış
Pınarın yanında
kendi kendine uyanır.
IV. İlk deyiş
Uyanır uyanmaz
ilk deyişini söylemeye başlar:
Leylayı kadir
cuma gününde
Derin bir uykuda
divan gördüm
Üç derviş oturur
sagi önde
Sima bedir nuru
nişanı gördüm
Üçü kadem bastı
geldi yanıma
Sandım ki ateş
düştü canıma
Göz çevirdim
baktım her bir yanıma
Yazılmış mühürlü
fermanı gördüm
Fermanı alınca
öndeki derviş
Okudu harfleri
ser oldu beyhuş
Duman aldı gözüm
olmadı görüş
Kesildi ışıklar
zındanı gördüm
Murat Çobanoğlu
sır oldu beyan
Üç beş ayetinden
okuttu Kur’an
Aşk badesini
verdi bilmedim o an
Uyanır
uyanmaz cihanı gördüm”[33]
Âşıkların
bazıları birkaç defa rüya görüp, birden fazla bade
içmişlerdir. Bunlardan Âşık Kemâlî, altı ay her gece
rüyasında sağ tarafına döndüğü zaman sarı bir kâğıt
üzerine yazılmış yazılar görür. Bir gece rüyasında
yazıları sesli okurken annesi uyandırır. Bir daha rüya
görmez fakat kendi kendine koşmalar söylemeye başlar.[34]Âşık
Sümmanî, Hızır’ı üç defa rüyasında gördüğünü
anlatmaktadır.[35]
Âşık Reyhanî ve Âşık Zülalî iki defa rüya görürler,[36]
Âşık Hicranî de iki defa rüya gördüğünü anlatan
âşıklardandır.[37]
4. Karşılıklı
Bade İçme
Bade içme olayı
kimi zaman karşılıklı olmakta, hem âşığa hem de seveceği
kıza bade içirilip karşılıklı âşık edilmektedir. Pek çok
örneği olan bu durumun ilginç örneklerinden birisi
Asuman ile Zeycan hikâyesinin kahramanları arasında
geçenidir. Hikâyede bu kısım şöyle anlatılır:
“Asuman abdest
alıp iki rekat namaz kıldı ve Cenab-ı Hakdan hacet
dileyip yattı. Bir de rüyasında ihtiyar ve ak sakallı
bir derviş, kucağında Zeycan Hanım olduğu halde geldi.ve
Asuman’a: ‘Oğlum, bu kızın elinden aşkın dolusunu iç!’
dedi. Asuman dahi, Zeycan’ın elinden bade-i aşkı alarak
içti ve o dakikadan itibaren Zeycan’ın aşkı ile yanıb
tutuşmağa başladı. Zeycan’a dahi, aynı hal vaki olmuş ve
Asuman’ın elinden bade-i aşkı içmişti.
Sabah oldukda
Asuman’ın ağzı köpük içinde kalmış olduğu halde validesi
tarafından uyandırılarak: ‘Haydi oğlum, geç kaldın,
üstadına git!’ dedi. Asuman çarşıya geldiği zaman vakit
epey geçmişti. Üstadları biraz darıldıktan sonra sazı
Asuman’ın eline vererek talim ettirmek istediler. Asuman
ise üstadının çaldığını beğenmeyerek: ‘Şöyle yapın!’
diyerek bir taksim yaptı. Üstadları şaşırıp: ‘Asuman,
sen bunun türküsünü dahi biliyor musun?’ dediler.
Asuman: ‘Evet, biliyorum.’ diyerek eline sazı alıb şöyle
beyitleri söyledi.
Aldı Asuman:
İstemem tabibi
Lokman’ı buldum
Gizli yâreleri
deşdim ne dersin
Hakkın
hikmetiyle ummana daldım
Bahar seli gibi
coştum ne dersin
Selâm verdim
selâmımı aldılar
Gönlümdeki
muradımı bildiler
Bir kadeh âb-ı
hayattan verdiler
Aşkın dolusunu
içtim ne dersin
Bir kadeh
içmişim âb-ı hayattan
Âşıklar bir
birini bulur gâibden
Pirim bana dedi:
‘Oku âyetten’
Aşkın kitabını
açtım ne dersin
Asuman’a erdi
pirin amanı
Yanar yüreceğim
çıkmaz dumanı
Hesap ettim
yerin göğün katını
Hakkın hikmetine
şaştım ne dersin
deyip kesti.
Üstadları
beğenerek hayrette kaldılar. Asuman oradan kalkıb doğru
eve geldi.
Diğer taraftan
Zeycan dahi sabahleyin ağzı köpük içinde kaldığı halde
uykudan uyanıb gelen cariyeler hayrette kaldılar ve
‘küçük hanım, size ne oldu?’ dediler.
Konağın içindeki
gürültüden Zeycanın validesi dahi hayrete düşerek
esbabını anlamak için Zeycanın yanına geldi.
Gördü ki kızda
başka haller var. O da sabr edemeyerek: ‘Kızım, bu halin
nedir?’ dedi. Zeycan, validesinin bu sualine: ‘Bu gece
aşkın dolusunu içtim. Eğer arzu ederseniz size birkaç
beyit söyleyeyim, bana bir saz getireyim!’ dedi. Hemen
bir saz getirib Zeycanın eline verdiler.
Zeycan, sazı
eline alıb bakalım ne dedi:
Aldı Zeycan:
Dün gece rüyamda
oldum divane
Vardığım
kırkların yoludur yolu
El bağlayıb
durdum anda divana
Sundular bir
kadeh doludur dolu
İçmişim doluyu
sarhoşum daim
Gizli sırlarımı
kime diyeyim
Çıkarıb beyazı
kara giyeyim
Ko bana desinler
delidir deli
Âşıklar dersini
okuyub yazar
Pirim bana bugün
eyledi nazar
Yetmiş iki
millet Hak deyib gezer
Cümlesi Mevlânın
kuludur kulu
Benden selâm
edin nazlı yârime
Canlar dayanır
mı ah ü zârime
Genç yaşımda
hizmet ettim pirime
Zeycan
âşıkların gülüdür gülü
deyip
kesti”.[38]
Posoflu Âşık
Ummanî ve sevgilisi Melahat da karşılıklı bade
içenlerdendir. Ummanî bir kış günü köyüne dönerken bir
tipiye tutulur. Bir taşın dibine çöker, soğuktan
bayılır, kendinden geçer ve rüyalara dalar. Artık sıcak
ve dayalı döşeli bir odanın içindedir.
Odadaki
dervişlerle iki rekât namaz kılar. Dervişler ona okunmuş
bir şerbet içirirler. Sevgilisi Melahat Hanım’ı
gösterirler. Soyup dörde böldükleri elmanın bir
parçasını Melahat Hanım’a verdiklerini söyleyip üç
parçasını Ummanî’ye yedirirler. Bu elma her ikisinin de
kalbini aşk ve ilhamla doldurur.[39]
5.Bazı Âşıkların
Bade İçişlerini İfade Ediş Biçimleri
Badeli âşık
olduklarını şiirlerinde ifade eden âşıkların bazıları
badeli oluşlarını şöyle işaret etmişlerdir:
Âşık Garip:
İçmişem bir
bade düşmüşüm derde
Canım kurban
olsun merd oğlu merde
Sorar ki bana
vatanın nerde
Ağlarım
sızlarım hiç kimsem yoktur[40]
Ruhsatî:
Ben değilim
Hak söyletir dilimi
Bade içtim
kimse bilmez halimi
Şu yalan
dünyadan çektim elimi
Meftunî nihan
var sen ne olacaksın[41]
Bayburtlu
Celalî:
Pîr elinden
nûş eyledim bu âbı
Anda
açılmıştı aşkın kitası
Erenler
şahından bir nâme oldum
Dilim ezber
etmiş okuyor hocam[42]
Pir Sultan
Abdal:
Pîr elinden
dolu içtim
Doğdum
elinize düştüm
Ak cenneti
gördüm geçtim
Hünkâr Hacı
Bektaş Veli[43]
Tutaklı Divanî:
Tarih bin
dokuz yüz otuz üçünde
Bir Kadir
gecesi şerbetlenmişim
Alem-i manâda
rüya içinde
Ben bir
bitmez dertle firkatlenmişim[44]
Darendeli Fethi
Baba:
Ağlatmak
isterse Mevlâ bir kulu
Pîrler ona
verir manada nolu
Kırklar
meclisine uğrarsa yolu
Ona verin
içsin bir bade derler[45]
Halk inanışına
göre Hızır “Nebi”, sofi inanışına göre ise “Veli”dir.
Tasavvuf ve tarikat inanışlarına göre her devrin bir
hızırı vardır. Sünni âşıklarda doluyu içirici ve imdada
yetişici olan:
Yatar iken
üstümüze geldi erenler
Yatan ne
yatarsın uyan dediler
Elinde badesi
karşımda Hızır
Al bu
badeleri iç kan dediler”
(Kurbânî)
deyişinde olduğu
gibi Hızır’ın yerine; Alevi ve Bektaşî âşıklarında yine
Hızır ve Pîr olmakla beraber bazan da:
Ali’m bana
neler etti
Aldı elim
dara çekti
Üstüme
yürüyüş etti
Elindeki
dolu ile[46]
(Hatayî)
örneğindeki gibi
Hz. Ali almaktadır.
Halk inanışına
ve badeli âşıkların şiirlerinde işaret ettiğine göre
bade Hızır Nebi’nin yerine üç pîrin bir arada
sundukları;
Mist ü amber
gibi geldi reyhası
Beyaz yeşil
taşlı boydan libası
Sundular üçü
de üç dolu tası
Hak-i pâyine
yüz sürenlerdeniz[47]
(Nihanî)
deyişinde
belirtildiği gibi anlaşılmaktadır.
Badeyi âşığa
bazan da pîr ve mürşitlerin aracılığı ile:
Rûzide
dalmışım gaflet şehrine
Pîrler gelip
öğüdümüz al dedi
Ellerinde
dolu kadeh badeler
Esma Han
Aşkına bade al dedi
Esmahan getirdi
badeyi verdi
Pîrler dua kıldı
bana el verdi
Dediler çekersin
bir zaman derdi
Üç yıl
bey gün vadesi var bil dedi[48]
(Muhibbî)
örneğinde olduğu
gibi seveceği güzel sunmaktadır.
6. Badeli
Âşıkların İçtikleri Badeye Göre Sınıflandırılması
A. Bir Sıvı
İçerek Badeli Âşık Olanlar
l. Su içenler
a. Köroğlu
(16. Yüzyıl)[49]
b. Âşık
Hüdaverdi (19. Yüzyıl)[50]
c. Revaî
(19. Yüzyıl)[51]
ç. Âşık
Duran Şıhlıoğlu (20. Yüzyıl)[52]
d. Âşık
Emsalî (20. Yüzyıl)[53]
e. Âşık
Feymanî(20. Yüzyıl)[54]
f. Âşık
İhsan Kemalî (20. Yüzyıl)[55]
g. Âşık Kara
Mehmet (20. Yüzyıl)[56]
ğ. Âşık
Kemalî (20. Yüzyıl)[57]
h. Murat
Çobanoğlu (20. Yüzyıl)[58]
ı. Şeref
Taşlıova (20. Yüzyıl)[59]
i. Kul Gazi
(20. Yüzyıl)[60]
2.
Şarap İçenler
a. Âşık
İsmail (19. Yüzyıl)[61]
b. Âşık
Dertli Polat (20. Yüzyıl)[62]
c. Âşık
Meyyitî (20. Yüzyıl)[63]
3.
Şerbet İçenler
a. Âşık
Derdimend (20.Yüzyıl)[64]
b. Âşık
Dindarî (20.Yüzyıl)[65]
c. Âşık
Efkârî (20. Yüzyıl)[66]
ç. Âşık
Fakir Kul (20. Yüzyıl)[67]
d. Âşık
Feryadî (20. Yüzyıl)[68]
e. Âşık
Kaynarî (20. Yüzyıl)[69]
f. Âşık
Müdamî (20. Yüzyıl)[70]
g.
Şarkışlalı Âşık Talibî (20. Yüzyıl)[71]
ğ. Âşık
Yanık Umman (20. Yüzyıl)[72]
h.
Merdanoğlu (20. Yüzyıl)[73]
B. Bir Şey
Yiyerek Badeli Âşık Olanlar
1.
Elma yiyenler
a. Âşık Er
Mustafa (19. Yüzyıl)[74]
b. Âşık Kul
Sabri (19. Yüzyıl)[75]
c. Âşık
Ummanî (20. Yüzyıl)[76]
ç. Âşık Kara
(20.Yüzyıl)(elma çekirdeği)[77]
d. Zileli
Âşık Aydın Ali (20. Yüzyıl)