Halkın çaresizliklerini,
umutlarını, özlemlerini, dünya görüşünü, bütün
öteki türlerden daha belirgin biçimde dile getiren
efsaneler, Adana halk kültürünü oluşturan önemli
ürünlerdendir. Bu efsaneler anlatıldıkları
müddetçe içlerinde barındırdıkları unsurlarla
kültür varlığımızın koruyucuları olacaklardır.
Adana'da en çok anlatılan efsanelerden örnekler
verelim.
ŞAHMERAN VE LOKMAN HEKİM
EFSANESİ
Vaktiyle, binlerce yılanın
yaşadığı bir mağaraya yanlışlıkla giren bir adam,
yılanlar tarafından padişahları Şahmeran'a
götürülür. Şahmeran adama canını bağışlayacağını
ancak kendisini misafir etmek zorunda olduğunu
söyler. Yerini bilen birini serbest bırakarak
kendi hayatını tehlikeye atmak istememektedir.
Şahmeran ona çok iyi davranır. Adam bir dediği iki
edilmeden bütün ihtiyaçları sağlanarak yaşamakta,
günlerinin büyük bölümünü Şahmeran'la sohbet
ederek geçirmektedir.
Ne kadar rahat da olsa, gerçek
dünyadan uzak bir mağarada süren bu hayattan
sıkılan adam, bir gün yeryüzüne dönmek için
Şahmeran'dan izin ister. Şahmeran adama güveninin
tam olduğunu, yerini kimseye söylemeyeceğine
inandığını belirterek gitmesine izin verir. Ancak
kendisini gördüğü için vücudunun pul pul
olacağını, bu yüzden vücudunu kimseye göstermemesi
gerektiğini de tembih eder.
Yeryüzünde normal hayatına
dönen adam, Şahmeran'ı gördüğünü hiç kimseye
söylemez. Bu arada padişahın kızı hasta olmuş,
tedavisi için bütün ülke seferber edilmiştir.
Kızın iyileşmesini en çok isteyenlerden biri de
vezirdir. Gerçek amacı kızla evlenip oğlu olmayan
padişahın yerine ülke yönetimini ele geçirmek olan
vezir, bütün büyücüleri toplayarak, bu hastalığa
çare bulmalarını ister. Büyücülerden birisi,
Şahmeran'ın bulunup öldürülmesi ve vücudundan
alınacak bazı parçaların kaynatılıp içirilmesi
durumunda kızın iyi olacağını söyler. Şahmeran'ı
bulabilmek için de vücudu pullu kişilerin aranması
gerektiğini ekler. Vezir ülkedeki herkesi zorunlu
olarak hamama götürüp soydurarak, Şahmeran'ı gören
kişiyi bulur. Adam, Şahmeran'ı öldüreceğini vaat
ederek mağaraya gider.
Şahmeran'a bütün gerçekleri
anlattıktan sonra, ne yapması gerektiğini sorar.
Şahmeran: "Ölümümün senin elinden olacağını zaten
biliyordum" diyerek kendisini öldürmesini, ancak
bunun gizli tutulmasını ister. Çünkü öldüğü
duyulursa, dünyadaki bütün yılanlar, insanlardan
öç almaya kalkacaklardır. Daha sonra: "Kuyruğumun
suyunu kaynat ve vezire içir ki kısa zamanda
ölsün. Gövdemin suyunu kaynat ve kıza içir ki
iyileşsin. Kafamın suyunu kaynat ve iç ki Lokman
Hekim olasın" diye ekler. Adam biraz da buruk bir
şekilde bunları dinler. Şahmeran yılanlara, adamın
misafiri olarak gideceğini, çok uzun yıllar
dönmeyeceğini, kendisini merak etmemelerini söyler
ve yeryüzüne çıkarlar. Adam Şahmeran'ın
dediklerini yapar. Vezir ölür. kız iyileşir,
kendisi de Lokman Hekim olur (Ki).
ŞAHMERAN VE BİR İNANIŞIN
EFSANESİ
Çukurova bölgesinde halk
arasında Şahmeran Efsanesine bağlı olarak
söylenen: "Misis yılandan, Ceyhan yelden. Adana
selden gidecek" şeklinde bir söz vardır. Bu sözün
temelinde şu inanış yatmaktadır:
Adana, Seyhan Nehri'nin yanı
başında bir düzlükte kurulmuştur. Eskiden nehir
sık sık taşar, evleri, köyleri yıkar, tarlaları su
altında bırakırmış. Adana'da sık sık sel olduğu
için bir gün şehrin bu yüzden yok olacağına
inanılır. Ceyhan'da ise evler çok eskiden
topraktan ve kamıştan yapılırmış. Her yanı açık
olduğu için, kuvvetli bir rüzgarda birçok ev
yıkılıp gidermiş.
Misis'in yılandan gitmesine
gelince, bu da yine yörede çok bilinen Şahmeran
efsanesi ile birlikte anlatılır. Efsaneye göre
Misis yakınında küçük bir dağın tepesine kurulmuş,
Yılankale denilen bir kale vardır. Bu kalede sütle
beslenen birçok yılan varmış. Bu yılanlar, bir gün
sütsüz kalıp kaleden çıkacaklar ve Misis'e inerek
orada yaşayanları sokacaklarmış (K2).
GÜLEK BOĞAZI'NDAKİ EJDERHA İLE
KRAL KIZININ EFSANESİ
Toros Dağları'nda bulunan Gülek
Geçidi'nde, bir kızla ejderhaya benzetilen
şekillerle ilgili olarak şu efsane anlatılır:
Çok eski çağlarda Toros
Dağları'nın tepesinde bir kral kızı yaşarmış.
Dağların çevresi çok sık bir ormanla çevrili
olduğu için buralarda dolaşmak tehlikeliymiş.
Çünkü ormanda büyük bir ejderhanın yaşadığı
söylenirmiş. Kral da kızına sık sık çevreyi tek
başına dolaşmamasını söyletmiş.
Günlerden bir gün, kızın canı
çok sıkılmış ve ormanda dolaşmaya karar vermiş.
Bir süre gezdikten sonra dik ve sarp bir kayalığın
üzerine oturarak Gülek Boğazı'nı seyretmeye
başlamış. Birden büyük bir gürültü duymuş. Aşağı
baktığında kayalıklardan ejderhanın geldiğini
görmüş. Ne yapacağını şaşırmış. Kurtulamayacağını
anlayınca: "Allah'ım, beni ejderhaya yem
yapacağına burada taş yap daha iyi." diyerek
Tanrıya dua etmiş. Kızın duasını kabul eden Tanrı
hem kızı hem ejderhayı orada taşa çevirmiş (K3).
ANAVARZA TAŞININ EFSANESİ
Bundan çok eski yıllarda Kozan
ve Anavarza civarında uzun ömürlü insanlar
yaşarlarmış. İnanışa göre bu insanlar o kadar uzun
ömürlülermiş ki, ölüm nedir bilmezlermiş.
Tarihi Anavarza Kalesi
yapılırken, kalenin temel taşlarını, çevre halkı
Kozan Kalesi'nden sırtında geti-rirmiş. Naş adlı
kişi, Kozan'dan yüklediği taşı Anavarza'ya
götürmek için yola koyulmuş. Kayhanburnu Köyü'nü
biraz geçtikten sonra, karşısına bir kalabalık
çıkmış. İçlerinden tanıdık birine, ellerinin
üstünde götürdükleri şeyin ne olduğunu sormuş.
Adam oğlunun öldüğünü söyleyince, Naş sırtındaki
taşı yere bırakarak şu tekerlemeyi söylemiş:
Adım Naş
Yaşadım bin beş yüz yaş
Oğlum beş yüz yaş
Yüzü ham traş
Bilseydim dünyada ölüm var
Koymazdım taş üstünde tas (K4).
TAŞKÖPRÜ'NÜN KURULUŞ EFSANESİ
Adana'da, Seyhan Nehri üzerinde
bulunan tarihi Taşköprü'nün kurulması ile ilgili
olarak birçok söylenti vardır. Bunlardan bir
tanesi de şöyledir:
Adana'da bir padişah yaşarmış.
Padişahın kızı bir yılanın ölümüne sebep olmuş. Bu
yılanın eşi, kızı öldürmek için peşine düşmüş.
Padişah bunun farkına varmış. Kızını tanıdığı
birisinin evine saklamış. Evden çıkması yasak olan
kız, bir gün dayanamayarak bahçeye çıkmış ve elma
toplamaya başlamış. Bunu gören yılan, kızı sokarak
öldürmüş. Padişah da kızının anısına Taşköprü'yü
yaptırmış. Halk bugün bile padişahın, yıkıldığında
yeniden yaptırılabilsin diye köprünün altına para
ve altın koyduğuna inanır (K5).
ULUCAMİ EFSANESİ
Adana'nın tarihi camilerinden
Ulucami, Ramazanoğulları tarafından
yaptırılmıştır. Caminin yapımı ile ilgili olarak
şöyle bir efsane anlatılır:
Ramazanoğlu'na bir gece
düşünde, cami yaptırmasını söylerler. O da bu
günkü Ulucami'yi yaptırmaya karar verir. Caminin
temeli atılır. Bir gece yine düş görür.
Kendisinden çocuğunun kanını caminin temeline
akıtması istenir. Ramazanoğlu'nun bir tek erkek
çocuğu vardır ama, "Allah bir tane daha verir."
Diyerek O'nu kurban etmeye karar verir. Temeli
atan ustalara: "Çocuğumun kanını temele akıtın ama
ben görmeyeyim. Kanlı gömleğini getirin yeter"
der. Ustalar "Bey'in bir tane çocuğu var o da
kesilmez" diyerek, yoldan geçen garip, bir çocuğu
keserler. Kanlı gömleğini Bey'e götürürler.
Aradan zaman geçer. Bey,
çocuğunun ölmediğini anlar. Temel atan ustaları
çağırır ve hangi çocuğun kanını akıttıklarını
sorar. Oradan geçen garip bir çocuğun kesildiğini
öğrenince ustalara kızar.
"Vay Adana'm, gariplerin şehri
olacak" der.
Cami, yapılıp bitirilir ve
ibadete açılır. Adana da gerçekten gariplerin
şehri olur. İnsanların her yerden akın akın
Adana'ya göç etmeleri bu efsaneye bağlanır (K6).
LOKMAN HEKİM EFSANESİ
Adana ve çevresinde
yüzyıllardır yaygın olarak Lokman Hekim efsaneleri
anlatılmaktadır. Bunlardan bir tanesi şöyledir:
Lokman Hekim, inanışa göre
bütün hekimlerin piri, üstadıdır. Her çiçeğin, her
otun özelliklerini tanıyan Lokman, ilaç yapar,
derilere deva bulunmuş. Bütün dünyayı dolaşmış.
Çukurova'ya gelince ovanın bereket ve güzelliğine
hayran olarak Misis'e yerleşmiş. Çevredeki bütün
hastaları iyileştirmiş. Anık hastalığın ne
olduğunu unutan Çukurovalılar, ölümsüz hayatın
peşine düşmüşler. Kendileri için ölümsüzlük
ilacını yapmasını istemişler.
Lokman Hekim Çukurova'yı adım
adım dolaşmış, bütün bitkileri incelemiş. Bir gece
dolaşmaktan yorgun düşmüş ve ulu bir çınarın
altında uyuyakalmış. Bir ara bir ses duymuş:
"Ey Lokman, anık araman bitsin,
ben ölümsüz hayatın devasıyım. Bundan böyle
insanlara ve hayvanlara ölüm yok".
Lokman Hekim, sesin geldiği
bitkiye doğru yürüyüp koparmış. Bu arada Tanrı
Cebrail'e: "Yetiş Cebrail, Lokman ölümsüzlüğe çare
bulursa bu insanların hali ne olur?" demiş.
Bunun üzerine Cebrail, pir-i
fani kılığında Misis Havraniye tarafına bir
gelmiş. Misis Köprüsü'nün üstünde Lokman Hekimle
karşılaşmış. Cebrail: "Selamü-naleyküm" dedikten
sonra. Lokman'ın elindeki kitaba bakmak istemiş.
Kitabı alıp coşkuyla akan Ceyhan Nehri'ne atmış.
Kitabın ardından Lokman da suya atlamış ama
bulamamış. Yaz gelip sular çekilince, ırmak
boyunda aramaya devam etmiş. Sonunda kitabın
sadece bir yaprağını, arpa tarlasında bulmuş.
Bugünkü tıp biliminin, o günkü yapraktan
geliştiğine inanılır. Yörede hâlâ, efsanenin
izlerine rastlanılmaktadır. Kitabın bulunduğu arpa
tarlasının toprağı kutsal sayılır. Çocukların
karınları ağrıdığında bu toprağı ısıtıp beze
sararak çocuğun karnına koyarlar (K7, K8, K9,
K10).
LOKMAN HEKİM EFSANESİ II
Lokman Hekimle ilgili olarak
anlatılan efsanelerden bir tanesi de şöyledir:
Lokman Hekim doktor ve
eczacıymış. Dükkânında her türlü hastalığın devası
olan ilaçlar varmış. Hastalar içeri girdiklerinde,
hastalıklarına iyi gelecek olan ilaç şişesi
sallanırmış. Bir gün içeri birisi girmiş. Ancak
hiçbir şişe sallanmamış. Lokman Hekim bunun
üzerine:
"Senin hastalığının çaresi yok,
öleceksin" demiş.
Adam ölümden kurtuluşun
olmadığını öğrenince çok üzülmüş. Her şeyini
satmış. Yanına bir at tüfek ve av köpeği alarak
dağlara çıkmış. Vurduğu hayvanları yiyip,
yörüklerden yoğurt, süt alarak yaşıyormuş. Bu
arada hastalığı da iyice artmış.
Bir ağacın altına gelmiş. Atını
bağlayıp köskelmiş. O sırada bir yürük kadını, bir
tas sütü saylığa koymuş. Yılanların sütü
sevdikleri bilinir. Tasa yaklaşan bir yılan sütü
içmiş, sonra da zehrini süte kusmuş. Tas yemyeşil
olmuş.
Ağrıları iyice anan adam:
"Gidip şu zehri içeyim de ölüp
kurtulayım" diyerek zehirli sütü içmiş. Bir süre
sonra ishal olmuş ve kusmaya başlamış. Ancak
oldukça hafiflediğini hissediyormuş. Ölmek için
içtiği zehirden sonra daha iyi olduğunu görmüş.
Gün geçtikçe iyileşmiş ve hastalığı tamamen
geçmiş. Lokman Hekim'e gidip: "Sen bana öleceğimi
söylemiştin. Ama ölmedim" demiş.
Bunun üzerine Lokman: "Ben sana
ala ineğin sütünü nereden bulayım, sütü yılana
içirip, nasıl tasa kusturayım. Hastalığının çaresi
vardı ama bu ilacı temin etmek zor olduğu için
öyle dedim" diye cevap vermiş.
O gün bu gündür tas ve yılanın
eczacılık ve tıp biliminin simgesi olması, halk
tarafından Lokman Hekim'e dayandırılır.
Kelimeler
Köskel-: Dizinin üstünde yatmak
Saylık: Kaya
Sözlü Kaynaklar
K1: Akif Türkseven. öğretmen.
45. yüksekokul. 22.12.!993. Adana
K2: Naci Kara, öğretmen. 50. yüksekokul. 5.1.1994.
Adana
K3: Pelin Pekergin. ev hanımı. 46. ortaokul.
20.10.1993.Adana
K4: Yusuf Kılınç. bankacı, 47. lise. 27.12.1993.
Kozan-Adana
K5: Nihal Kaya. öğretmen, 35. yüksekokul.
14.10.1993. Adana
K6: Eyüp Ilgın, değirmenci. 42, ortaokul.
14.10.1993. Adana
K7: Mehmet Topaktaş. öğretim üyesi, 43.
üniversite, 20.12.1993, Adana
K8: Ergün Değirmencioğlu. pazarlamacı, 28, lise.
14.10.1993, Adana
K9: Hakkı Yılmaz, makine bakımcısı, 40, lise,
13.10.1993. Adana
K10: Ali Güler, çalışmıyor, 64. öğrenimi yok,
10.11.1993. Adana
K11: Kudret Eker, işçi, 40, ilkokul, 14.10.1993.
Adana
NOTLAR
1 Sedat Veyis Örnek. 700
Soruda ilkellerde Din, Büyü. Sanal. Efsane.
Gerçek Yayınevi, istanbul, 1988, s. 190.
2 Örnek, a.g.e.. s. 210
3 Pertev Naili Boratav. 700
Soruda Türk Halk Edebiyatı, Gerçek Yayınevi,
istanbul. 1988, s. 99.
4 Saim Sakaoğlu,
Anadolu-Türk Efsanelerinde Taş Kesilme Motifi ve
Bu Efsanelerin Tıp Katalogu. KBMlFAD Yayınlan.
Ankara. 1980. s. 10-11.
5 Kefiye Okuşluk, Adana
Efsaneleri Araştırması, Derleme/inceleme,
Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı, Adana,
1994, 240 sayfa (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi).
6 Okuşluk. a.g.e., s.
24-25.
7 Meydan Larousse,
"Lokman Hekim Maddesi", C. 8, Meydan Yayınevi,
istanbul. 1972, s. 41.