ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ TÜRKOLOJİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ

Anasayfa | Makale Bilgi Sistemi | Konu Dizini Yazarlar DiziniKaynaklar Dizini | Makale-Yazar Listesi |  Makale Sayısı-Tarih Listesi | Güncel Türkoloji Kaynakçası

MAKALELER

Atatürk Araştırmaları || Çukurova Araştırmaları || Halkbilim || Dilbilim || Halk Edebiyatı || Yeni Türk Dili || Eski Türk Dili
Yeni Türk Edebiyatı || Eski Türk Edebiyatı || Dil Sorunları || Genel || Tiyatro || Çağdaş Türk Lehçeleri

 

ADANA HALK KÜLTÜRÜNDE DEMİRTAŞ DEDE KÜLTÜ VE ETRAFINDA OLUŞAN EFSANELER

Yrd. Doç. Dr. Refiye Şenesen
Çukurova Üniversitesi Fen Edebiyat Fak. TDE Bölümü.

Veliler ve onlara bağlı yatırlar, ziyaretler ile onların isimleri etrafında oluşan kültür değerleri, geleneksel kültür değerlerimiz içinde önemli bir yer tutar. Adana, türbe, yatır ve ziyaret yerleriyle oldukça zengin bir görünüm, arz etmektedir. Ceyhan - Yumurtalık arasında yer alan Demirtaş Köyü'ne adını veren Demirtaş Dede bunlar içerisinde sağlığında ve öldükten sonra gösterdiği kerametleriyle yöre halkı üzerinde önemli bir etki yaratmış, ancak ünü geniş bir alana yayılamamış mahalli bir veli tipidir, Arapça'da yakınlaşmak, dost olmak anlamına gelen vela ya da veliye fiilinden gelen veli(1) yakınlık sahiplik,(2) tasavvuf alanında önemli olan gizli bilgilerle donanmış, zaman ve mekan bağlarının dışında kalan, Tanrı tarafından korunduğuna inanılan kimselere verilen ad,(3-4) Tanrı'yı dost edinen ve onun tarafından dost edinilerek korunan kişi olarak çeşitli kaynaklarda tanımlanmıştır. Buna göre Tanrı, velileri bütün kötülüklerden korumakla kalmaz, bütün dualarını kabul eder, onlara öbür müminlerde bulunmayan olağanüstü güç ve kerametler de bağışlar.(5)

Masallarda karşımıza çıkan adı, yeri, çağı belirsiz sadece cadı, sihirbaz, Arap vb. genel adlarla gösterilen olağanüstü güç sahibi yaratıklardan tamamen ayrılan bu insanlar iki büyük bölümde kümelenirler:

1) Büyük kutsal kitaplarda yaptıkları anlatılan peygamberlerle tabiat dışı olumlu veya olumsuz güçleri belirtilen başkaca kişiler.

2) Yazılı tarih ve menkabe kaynaklarında anılmış olsun olmasın, gerçekte yaşamış olsun olmasın, kendilerine tarihlik bir değer verilen ve ermiş diye tanınan kişiler.

Birinci bölükteki kişilerle ilgili halk inanışlarının pek çoğu büyük kutsal kitaplarla onların; yorumlarından meydana gelmiş enbiya kıssaları, siyerler ve bunların bilgilerini aktaran eski tarih kitaplarından gelmedir.

İkinci bölükteki kişilerin bir çoğu, Eyüp Sultan, Mevlana, Sarı Saltuk, Yunus Emre vb. gerçekten yaşamış kimselerdir. Birçoğu ise Kum Baba, Çıtlık Baba, Çınar Dede vb. gibi ağaç, toprak, bitki, dağ adlarıyla ad-lanmıştır. Bu bölüktekilerin önemli niteliklerinden biri Anadolu toprağında yatmaları, ondan ayrılamaz varlık olmalarıdır.(6) Demirtaş Dede de ikinci bölükte yer verebileceğimiz veli tipleri arasında yer almaktadır.

Adana geleneksel kültür değerleri içinde bir yere sahip olan Demirtaş Dede, Ceyhan - Yumurtalık yolunda Yumurtalık'a 9 km. mesafedeki Demirtaş Köyü'nde yaşamıştır. Bugün yaklaşık olarak 600 hanenin bulunduğu, halkın çiftçilikle geçimini sağladığı ve zengin sayılabilecek bir köy olan Demirtaş Köyü'nün ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte köye öncelikle Romanya'dan gelen göçmenlerin yerleştirildiği 1800'lü yılların ikinci yarısında ise yörüklerin iskan edildiği söylenir.

Halk arasında anlatılan rivayetler ve efasenelerde köye adını veren Demirtaş Dede'nin tarihi kişiliğine ait bilgiler yok denecek kadar azdır. Anlatılanlar da birkaç cümlenin dışına çıkmamaktadır. Köyün iskan tarihi ve Demirtaş Dede'nin _ rivayetlerini anlatan kaynakların yaşlan düşünüldüğünde günümüzden 200 yıl önce yörede yaşadığı sonucu çı-kartılabilir.

Gerçek adı, kaç yıl yaşadığı, kaç yaşında öldüğü, ailesi, eğitimi, varsa bağlı olduğu tarikat hakkında yeterli bir bilgi edinemediğimiz Demirtaş Dede'nin, bir ağanın yanında çobanlık yaptığı ve gerek yaşarken, gerek öldükten sonra birtakım kerametlerde bulunduğu halk tarafından anlatılmaktadır. Gezgin bir derviş olmayan Demirtaş Dede'nin yörede meşhur bir veli olan Cabbar Dede'nin yakın arkadaşı olduğu anlatılır. Rivayete göre şimdi adı hatırlanmayan başka bir veli ile birlikte üç ermiş sık sık bir araya gelerek sohbet ederler. Bugüne kadar bu üç velinin bir arada gösterdikleri kerametlere değin hiçbir anlatıya rastlanılmamıştır (K2).

Ölüm tarihi de kesin olarak bilinmeyen Demirtaş Dede, ağasıyla birlikte köy mezarlığının yanındaki mescide bitişik bir türbede yatmaktadır. Yöre halkı Demirtaş Dede'nin çevredeki bütün evliyalardan daha çok keramet sahibi olduğuna, sağlığmdaki gibi ölümünden sonra da mütevazi olmayı benimsediğinden yeterince tanınmadığına inanır.

Demirtaş Dede'nin Kerametleri:

"Ermiş kimselerin gösterdiklerine inanılan olağanüstü şaşkınlık uyandırıcı durum".(7) "Velilerin gerçekleştirdiğine inanılan olağanüstü olay ve davranış, bunu sağlayan güç".(8) "Allah'ın bir kimseye cömertliğini, lutfunu, himayesini, yardımını göndermesi ".(9) "Erenlerde zuhur eden olağanüstü şeyler, ululuk, büyüklük".(IO) şeklinde çeşitli kaynaklarda tanımlanan keramet, velilerin en dikkat çeken özellikleri olarak belirli bir dönemden sonra kabul edilmeye başlamış ve onların ayrılmaz bir parçası gibi görülmüştür.

Kerametin olağanüstü bir olay olması, ancak gerektiği zaman meydana gelmesi ve velinin velayetini ispatlayıcı mahiyette bulunması gereklidir.(11) Adı etrafında tesbit edebildiğimiz altı efsanede Demirtaş Dede gerek sağlığında, gerekse öldükten sonra gösterdiği kerametleriyle anılmakta, bu efsanelere gün geçtikçe yenileri eklenmektedir. Böylece Demirtaş Dede'nin gerçek hayatı ve tarihi kişiliği unutulmakta, çevresinde menkabe halkalarından oluşan bir kılıf örülmektedir.

Keramet sahibi bir ağanın yanında çobanlık yaptığı bilinen Demirtaş Dede ile ilgili olarak anlatılan ilk efsane şöyledir:

Efendisi Hac'a gidince evin işlerinin bir bölümü kendisine kalan Demirtaş, Ağa'nın hanımına yardım eder. Bir gün sac böreği yapan ve eşini özleyen hanım: "Ağan da sıcak sıcak pek severdi. Şimdi olsaydı ne iyi olurdu." deyince Demirtaş: "Ver götiireyim yenge" der. Demirtaş'm acıktığını, canının sıcak börek istediğini sanan hanım: "Al öyleyse" diyerek eline birkaç börek tutuşturur. Aradan aylar geçip, efendi Hac'dan dönünce karısına ilk sözü: "Eline sağlık hanım. Gönderdiğin sıcak börekler çok makbule geçti" olur. Bu olay üzerine Demirtaş'm keramet gösterme konusunda efendisinden daha ileri düzeyde olduğu anlaşılır.(I2)

Zaman ve mekanı aşmak (tayy-ı zaman, tayy-ı mekan) şeklinde tanımlayabileceğimiz bu olağanüstü motife, bir çok Anadolu efsanesinde rastlayabiliriz. Tunceli'de Munzur Baba, Elazığ'da Hasan Baba, Kayseri'de Hacı

İbrahim Devletli, Sivas'ta Yüğrük Şahin, Antep'te Gafur Baba, Şeyh Bilecan, Memik Dede, Erzurum'da Karacaoğlan, Zamanın Kutbu, Kars'ta Keloğlan, Adıyaman'da Üryan Baba, Bergama'da Lokman Dede, Tokat'ta Halepli bir zengin, Mudurnu'da Fariğ Emine, Yozgat'ta Şehzade Ahmet Efendi, Bursa'da Helvacı Baba, Ağrı'da Şeyh Bekir, Konya'da Yuanis, Uşak'ta gayrimüslim bir hizmetçi, Vilayetname'de Hacı Bektaş(13) için anlatılan bu motifin varyantlarına Çorum'dan Ali Baz/14) Koçarlı'dan Bilal Dede, (15) Konya'dan Süleyman Hacı. (l6) Adana'dan Hasan Dede (17) ve Eğri Ağaç (18) efsanelerinde de rastalayabiliriz.

Yaşarken gösterdiği diğer bir keramet de bugün Demirtaş Köyü mezarlığı içinde kalan ulu meşe ağaçlarıyla ilgili olanıdır. Her biri yaklaşık olarak 25-30 metre boyunda olan bu meşelerin gövdelerini kucaklayabilmek için üç kişinin el ele tutuşması gerekir. Akşamlan işten dönen Demirtaş Dede, bir gün koyun güderken kullandığı sopayı yere saplamış, ertesi gün sopanın bir meşe fidanı olarak filizlendiğini görmüş. Daha sonraki günler aynı şeyi yapmaya devam etmiş ve orada 13 tane meşe ağacı filizlenmiş. Halk bugün bile bu ağaçlara saygı gösterip kesmemekte ve kesenin başına bir felaket geleceğine inanmaktadır. (|9) Bir tek dalı bile birkaç ailenin uzun süre yakacak ihtiyacını karşılayabilecek olan ağaçlardan kimse bir çöp bile koparmaz. Vaktiyle ağaçlardan birini kesmeye kalkan birinin kör olduğu anlatılmaktadır.(20) Bundan 6-7 yıl önce ağaçlardan bir tanesi devrilmiştir. Mezarlığın içindeki koruda kalan bu ağaca hiç kimse elini sürmemiştir.

Velilerin sıkça gösterdikleri kerametlerden birisi olan kurumuş ağaç parçasını ulu yeşil ağaç haline getirme motifi birçok Anadolu efsanesinde karşımıza çıkmaktadır. (2i).(22),(23) Kur'an da cansız varlıkları canlandırma seklinde yer alan motife Tevrat'ta da rastlanır. İslamiyet öncesi inanç unsurlarından birisi olan ağaç kültü bütün Türk boylarının destan ve inançlarında büyük izler bırakmıştır. Türkler'in yaşadıkları her alanda paçavralar bağlanmış ağaçlar görmek mümkündür. Şamanizm'in dini ayinlerinde ağaçlar çok önemlidir.

Asya'da önceleri dikkatler tek ağaçlar üzerinde toplanmıştır. Ancak bir ağaç topluluğu, koru ya da orman kısa sürede önemli şekilde kutsal bir karaktere bürünebilir. Sonunda Ötüken ormanında olduğu gibi ağaçların tekil ruhları, ormanın tekil bir ruhu halinde çoğalır. Anadolu'da Tahtacılar çok büyük veya çok yaşlı ağaçları kesmezler. Bu ağaçlardan ünlü olanlar yatır ya da evliya kabul edilir. Kesenlerin başına felaket geleceğine inanılır (24) Kutsal sayılan ağaç topluluklarının kesilmesine ancak fakir birileri ev yapacağı zaman veya ölüm durumunda izin verilir. Yakmak veya kullanmak için eve götürülürse felakete uğranılacağına inanılır (25) Demirtaş Dede Tür-besi'nde de ancak mevlit ve adak yemeklerinde ağaçların kullanılmasına izin verilmektedir.

Demirtaş Dede'nin kerametleri öldükten sonra da devam eder. Yanında çalıştığı ağa ve Demirtaş Dede, ölümlerinden sonra yüksek meşe ağaçları arasında, ibadet ettikleri mescide eklenen bir türbeye gömülürler. Türbede, başında sarıklı bir mezar taşı bulunan mermer mezar ile mescidin dışında, mescit mihrabının tam karşısında bir toprak mezar vardır. Halk genellikle içerideki mermer mezarın Demirtaş Dede'ye ait olduğunu zannetmektedir. Oysa Demirtaş Dede'nin gerçek mezarı kapının dışındaki toprak mezardır. Bunu, Demirtaş Dede köydeki bazı kadınların rüyalarına girerek söylemiştir. Kaynak kişimizin (Ki) babaannesinin rüyasına giren Demirtaş Dede: "Bana diye geliyorsun başkasının mezarında dua ediyorsun. Benim mezarım bu" diyerek dışarıdaki mezarı göstermiş. Bugün bunu bilenler, dışarıda yer alan mezarın başında dua ederler ama Demirtaş Dede'nin Ağa'sı için de bir Fatiha okumayı ihmal etmezler.

Eskiden Demirtaş Köyü'nün yeri şimdiki mezarlığın yanındaymış. Köye yakın olduğu için bazı başıboş hayvanlar mezarlığa, hatta bakımsız kalan mescid ve türbeye kadar girmişler. Köyün yaşlı kadınlarından özellikle ibadetlerine düşkün olan üç tanesi bir gece aynı rüyayı görmüşler. Rüyalarında Demirtaş Dede sitem edip hayvanların mezarını çiğnediğinden yakınmış ve köyün uzağa taşınmasını istemiş. Kadınların rüyalarına pek aldırış eden olmamış. Bu rüya birkaç gece daha tekrarlandıktan sonra nedeni bilinmeyen bir yangın köyü bir gece içinde yerle bir etmiş. Ancak bu yangından hiçbir canlı zarar görmemiş. Bundan yaklaşık 50-60 yıl önce meydana gelen bu yangından sonra köy, mezarlığın l km. kadar doğusundaki şimdiki yerine kurulmuştur. Bugün mezarlığın çevresi köylü tarafından "köy yeri" diye tarif edilir. (26)

Anlatılan bir başka rivayet de yine Demirtaş Dede'nin rüyada gö-rünmesiyle ilgilidir. Bundan yaklaşık 30 yıl kadar önce bir yaz günü kaynak şahıs ava çıkmış. Her sabah üveyik vururken o sabah hiçbir şey vu-ramamış. Dolaşırken mezarlığa kadar gelmiş. Bir bıldırcının uçup mescidin duvarına konduğunu görmüş. Türbede avlandığı için korkmakla birlikte nişan alıp ateş' etmiş ama kuş kaçıp kurtulmuş. Kutsal bir yerde avlanmaktan zaten rahatsız olan kaynak kişi kuşu vuramadığına sevinmiş. Gece olduğundan dama yataklarını sermişler. Uykuya daldıktan kısa bir süre sonra rüyasında 2 metre boyunda bir adam görmüş. Gündüz atış yaptığı yerde duran bu adamın yüzünü dallar örttüğü için kim olduğu an-laşılmıyormuş ama elinde tuttuğu sopadan ve yüzünü göstermeyişinden Demirtaş Dede olduğuna inanılan hayalden oldukça korkan kaynak kişi bir daha orada avlanmamış.

Demirtaş Dede'nin köylülerin rüyalarına girmesi, velilerin gösterdikleri kerametler içinde "veliliğini kabul edenleri ikaz edip kötülüğe düşmelerini önlemek için rüyaya girmek" motifiyle açıklanabilir. Demirtaş Dede'nin köyde yangın çıkartması ise Tevrat ve Kuran'da yer alan "hasımlarına felaket musallat etme ve cezalandırılmış işler" motifiyle gösterilebilir.

Demirtaş Dede'nin türbesi bugünkü haliyle yıkık ve harap bir görünüm içindedir. Kaynak kişiler türbenin hep bu şekilde olduğunu söylüyorlar (K3). Rivayete göre geçmiş yıllarda köylüler açık olan türbenin üstünü örtmek için aralarında para toplamışlar. Köyde bazı kadınlar yine aynı gece aynı rüyayı görmüşler. Bu rüyada Demirtaş Dede para toplama işinden hoşnut olmadığını, toplanan paranın içinde haram olduğunu söylemiş ve türbesine dokunulmamasını istemiş. Köylüler bu rüyaları önemsemeyip türbenin üstüae sac ile kapatmışlar. Ertesi sabah yeni yapılan türbe çatısının uçtuğu ve sacların köy sokaklarına dağıldığı görülmüş. Bazı kişiler De-mirtaş Dede'nin uyarısını anlamayıp bunun çok güçlü bir rüzgar sonucu olduğunu, çatının kiremitle kapatılması gerektiğini söyleyerek yeniden para toplamış ve çatıyı kiremitle kapatmışlar. Gece çıkan bir fırtınayla kiremitler de uçunca, o günden sonra kimse türbenin ütüne çatı yapma girişiminde bulunamamış. O gün bu gündür türbenin üzeri açıktır/27)

Diğer Anadolu efsanelerinde de rastladığınız bu motifle,(28) velilerin ait oldukları toplumun sosyal, dini ve ahlaki değerlerinin temsilcisi oldukları gerçeği gözler önüne serilmektedir. Sağlığında olduğu gibi öldükten sonra da haram parayı kabul etmeyen Demirtaş Dede, yaşadığı toplum için sade bir insan değil inandığı değerler bütününün ta kendisidir.

Demirtaş Dede'nin türbesinin bulunduğu mezarlığın zemini, sık ağaçların dökülen yapraklarıyla kaplı olduğu için toprağı görmek mümkün değildir. Bu ıssız yerde halk bir karayılanın yaşadığına inanmaktadır. Bundan üç dört yıl önce kaynak kişi (Ki) ailesiyle mezarlığı ziyarete giderken 19-20 yaşlarında bir köylü gencin koşarak mezardan çıktığını ve "Kaçın!" diye bağırdığını duymuş. Nedenini sorduklarında kara yılanı gördüğünü, boyunun en az beş metre, kalınlığının da bacağı kadar olduğunu söylemiş. Yılanın sesi mezarlıktan geliyormuş. Halk, bugüne kadar kimseye zarar vermemiş olan yılanın türbenin bekçisi olduğuna inanır. Mezarlığın çevresi ise köylü tarafından çitlerle çevrilmiştir/29)

Karayılan, Çukurova'da çok bulunan bir yılan çeşididir. Efsanede yılana gelenekte olduğu gibi bekçilik görevinin verildiğini görüyoruz. Ejderha (yılan) korkunç yönlerinin yanı sıra, mabet ve gizli hazineleri, Çin'de incinin bekçiliğini üstlenir, hikmet ve kehanet sembolü olur.(30) Orta Osya inanışlarına göre hayat ağacının atında bekçi olarak bir yılan bulunur. Yılan ve ejderhalar az çok her yerde o yerin hakimlerine, yerlilerine benzetilir. Yeni gelen kişiler, oranın yerlisiyle mücedele etmek zorundadır/3') Demirtaş Dede'nin türbesini bekleyen yılan da bir anlamda o civarın yerlisidir ve yabancılara karşı türbeyi korur. Halk korkuyla karışık bir saygıyla yılandan bahsetmekte ve gerçekten var olduğuna inanmaktadır.

Demirtaş Dede'nin İsmi Etrafında Oluşan Geleneksel Kültür Değerleri:

Olağanüstü kuvvet ve kudretlerle donatılmış olup Tanrı'ya yakın kabul edilen bir şahsiyetin herhangi bir konuda sağ veya ölü iken yardımının dokunacağına inanılması ve bunu temin için belirli yollara başvurulması şeklinde tanımlayabileceğimiz veli kültü, bugün Anadolu da dahil olmak üzere İslam aleminin hemen her tarafında Budizm ve Hıristiyanlık gibi büyük dinlerin hakim olduğu sahalarda yaşamaktadır/32)

Türkler'in bulundukları yerler de dahil, İslam dünyasında çeşitli yer ve zamanlarda yaşamış velilerin hepsi kült konusu olmamıştır. Kült konusu velilerin, ait olduğu toplumun sosyal, dini ve ahlaki değerlerinin tamamının yahut bir kısmının temsilcisi olduğu en azından buna inanıldığı görülür. O toplum, söz konusu.değer ile takdis ettiği veliyi özdeşleştirmiştir. İşte ancak bu özdeşleştirmeye yarayacak vasıfları taşıyan yahut bu vasıfların kendisinde olduğu kabul edilen veli, kült konusu yapılmaktadır. İşte bu safhadan sonra keramet unsuru ortaya çıkar. Daha yaşamakta iken o veli bu dünyadakinden bambaşka, olağanüstü olaylarla süslü bir dünya ile kuşatılır. Veli öldükten sonra da kendisi hayattayken sahip olduğuna inanılan insanüstü hüviyetinin, güç ve kudretinin devam ettiğine inanılır. Hatta bu güç ve kudret bir gizliliğe bürünerek daha da artar (33) Demirtaş Dede daha sağlığından iken çalışkanlığı, dürüstlüğü ile halkın ve ağasının gözünde yükselmiş, sadık - hizmetkar tipinin en iyi örneklerinden birisidir. Ermişlikte keramet sahibi ağasından daha ileri düzeyde olduğu yaşarken anlaşılmış ve kendisine saygı duyulmuştur. Ardından kerametlerini göstermeye başlamış, öldükten sonra da bu kerametleri devam edince ünü günümüze kadar ulaşmış ve etrafında bir kült oluşmuştur.

Günümüze kadar Anadolu'da mevcut olan veli kültleri incelendiğinde bu kültlerin kahramanları olan velilerin farklı nitelikler gösterdikleri dikkat çeker. Kültlerinin içeriğine göre incelendiğinde velilerin bazılarının, özellikle yazılı kaynaklara yansımamış olanların, gerek hayatta gerekse öldükten sonra bulundukları bölgenin sınırlarını aşacak kadar şöhret sahibi olmadıkları görülür. Çoğu defa mezar ya da türbeleri de bu dar çevre tarafından ziyaret edilir. Dolayısıyla kültleri de mahalli olur. Bazı veliler ise Mevlana, Hacı Bektaş, Yunus Emre, Ahi Evran, Hacı Bayram gibi bütün ülke çapında şöhret bulmuş kişilerdir. Bunların önemli bir kısmının ya bizzat tarikat kurucusu oldukları veya bir tarikat içinde önemli yer işgal ettikleri görülür. Hemen hepsinin bizzat kendi kalemlerinden çıkmış veya kendilerine izafa edilen eserleri vardır. Onların böyle genel bir mahiyet kazanmalarında kendi tasavvuf sistemlerinin olduğu gibi yazdıkları eserlerin de rolü büyüktür.(34)

Demirtaş Dede bu veliler içerisinde gerek bir yazılı eserinin olmayışı gerekse tespit edebildiğimiz herhangi bir tarikata bağlı olmayışı nedeniyle mahalli bir veli tipi olarak kalmış ancak yöre insanı tarafından ziyaret edilmiştir. Konya, Kayseri, Tokat, Amasya ve Sivas gibi geçmiş dönemlerin büyük ve önemli kültür ve tasavvuf merkezlerinde, yüksek seviyede bir tasavvuf ortamında yaşamış ve daha çok aydın zümrelere, aristokrat' çevrelere hitap etmiş velilerin(35) ünlerinin ve dolayısıyla adları etrafında oluşan kültlerinin daha kalıcı olması ve geniş çevrelerce bilinmesi son derece doğaldır. Demirtaş Dede'nin ait olduğu sosyal çevreyi bu açıdan göz önüne alacak olursak köy ve aşiret velileri arasında değerlendirebiliriz. Bu durum da yine ününün geniş çevrelere yayılmasını engelleyen faktörlerden birisidir.

Kültün oluşabilmesi için çoğunlukla velinin ölümü gerekmektedir. Çünkü halkın hayal gücünün harekete geçebilmesi için velinin maddi varlımın bir engel oluşturmaması gerekir. Bir velinin kült konusu olup olmadığını anlamak için üç unsurun varlığı gereklidir: 1) Veli adına yapılmış bir mezar veya türbenin ya da kendisinden kalan, kaldığına inanılan bir kısım eşyaların bulunması, 2) Söz konusu mezar ve türbe ya da eşyanın, bazı dileklerin gerçekleşmesi, hastalıkların tedavisi gibi herhangi bir maksatla ziyaretlere ve bunlar esnasında adak ve kurbanlara sahne olması, 3) Dua mahiyetinde olarak veliyle ilgili ve onun adı geçen birtakım sözlerin mevcudiyeti. Bu sayılan üç unsurun aynı zamanda ve bir arada bulunması şart değildir. Bazen bunlardan biri bile tek başına yeterli olabilir.(36)

Demirtaş Dede bu üç özelliğe de sahip bir veli olarak adı etrafında bir kült oluşturmuş veliler arasında yer almaktadır. Demirtaş Köyü mezarlığının yanında bulunan türbesinin ne zaman inşa edildiği bilinmemektedir. Genel olarak adak adama, sevap kazanma, hayırlı bir işe girişme vb. nedenlerle belli zamanlarda, özellikle cuma, kandil ya da bayram günleri yapılan türbe ziyaretleri, Demirtaş Dede türbesinde her gün yapılabilmekte ancak özellikle perşembe günleri tercih edilmektedir. Topluca yapılan ziyaretlere pek rastlanmaz. Ancak arife günleri mezarı ziyarete gelenler mutlaka türbede de bir fatiha okur, şeker, lokum, para dağıtırlar. Türbeye gelinirken kapalı giyinmeye, abdestsiz ve örtüsüz türbeye girmemeye dikkat edilir. Bunun dışında kadın ve erkek kıyafetlerinde tercih edilen bir biçim ve renk yoktur.

Demirtaş Dede'nin türbesine evlenmek, çocuk sahibi olmak, ev sahibi olmak, hastalıktan kurtulmak, münasip bir eş, kısmet bulmak, iş sahibi, para sahibi olmak gibi nedenlerden ötürü gidilir. Ziyarete her yaş grubundan her cinsten insan gider. Özellikle belli bir mezhebe ve etnik gruba dahil kimselere değil her kesime açık bir türbedir. Demirtaş Dede türbesinin de türbelerin toplumdaki birleştirici yönlerini göstermek açısından bir rol üstlendiğini söyleyebiliriz.

Türbe hem dini - büyüsel özelliklere sahip hem de halk hekimliği alanına giren (sağaltıcı) bir türbedir. Bundan 15-20 yıl önce çocuklar, hastalar getirilip türbede uyutulurlarmış, özellikle de felçli hastalar gelirmiş. Bugün türbenin bu yönü unutulmuştur. Dini - büyüsel özelliğe sahip bir türbe olarak ise hâlâ ziyaret edilmektedir.

İnsanın kutsal olan ile temas ettiği alana bir bağışta bulunması demek olan kurban, tarih boyunca izlerine rastlanmış ve varlığına tanık olunmuş en önemli ayinlerden birisidir (37) Yatıra adak adamak ise ona bir dileğin gerçekleşmesi için başvurmaktır. Adayan kişi bu eylemiyle, yatırın kendisiyle Tanrı arasında bir çeşit aracılık yapacağına inanmıştır. Dileği gerçekleşince adağını, yatıra aracılığa karşı verdiği sözü yerine getirir.(38) Demirtaş Dede türbesinde adak adandığını ve kurban sunulduğunu biliyoruz. Dileğin kabul edilmesi halinde adanan kurban genel olarak kanlı kurbandır ve türbede kesilerek eti çevreye dağıtılır. Türbede mevlit de okutulur. Mevlitler genelde yemekli olur. Mezarın dışında kazanlar kurulur ve yemekler pişirilerek dağıtılır. Mezarın içindeki kutsal sayılan meşe ağaçlarının dallan bu mevlit ve adak yemeklerindeki ateşi yakmak için kullanılabilir. Mevlitlerde ayrıca lokum da dağıtılabilir.

İnsan ile Tanrı arasındaki bir başka iletişim şekli olan dua, diğer tüm dini ayinler arasında, dua eden kişi ile Tanrı arasında üçüncü kişilere kapalı gizli bir iletişim kanalı olması açısından en yaygın olanıdır.(39) Demirtaş

Dede türbesi de dua mahiyetinde olarak veli ile ilgili bir takım sözler söylenmektedir. Eskiden daha ayrıntılı olarak söylenen bu sözlerden günümüze pek bir şey kalmamıştır. Kaynaklara göre eskiden anneler, büyükanneler çocukları, torunları, yeni yürümeye, konuşmaya başladığı zaman, çocuğun daha sağlıklı olması, erken ve kolay yürümesi için türbeye giderler, türbe etrafında dönerek "Demirtaş Dede, çocuğumuza ayak ver, akıl ver, sağlık ver" derlermiş. Çocuklar büyüdüklerinde de üç yaşlarından itibaren onları türbeye yollar dua ettirirlermiş.

Demirtaş Dede'nin bağış istemediğine dair yaygın bir- inanış olduğu için günümüzde pek çok türbenin yapılan bağışlarla ayakta durmasına kar^ şılık Demirtaş Dede türbesine bağış yapılmaz. Demirtaş Dede'nin bağış istemediğine dair yaygın bir inanış vardır. Kuraklık dönemlerinde kuraklığı gidermek için doğaüstü güçlere doğrudan ya da doğaüstü güçlere yakın olduğu tasarımlanan güçler aracılığıyla dolaylı bir biçimde ilişki kurma ve onlardan yağmur yağdırmaları isteğine yönelik olarak uyglanan dinsel, bü-yüsel ritüellerin bir türü olan yağmur yağdırma duası,(40) bugün Anadolu'nun bazı bölgelerinde hâlâ uygulanmaktadır. Çukurova'da da devam eden uygulamalar gereği yağmur duasının mutlaka bir yatırın yanında yapılması gereklidir. Kaynak kişiler (K4), (K5) eskiden Demirtaş Dede türbesinin etrafında yağmur duasının yapıldığını ancak yapay sulama olanaklarının artmasıyla kuraklık sorununun nispeten çözüldüğünü ve bu ritüelin de işlevini eskisi gibi sürdürmediğini söylüyorlar.

Sonuç

Bugün Demirtaş Dede türbesi eskiye oranla çok fazla ziyaret edilmemektedir. Halk, bayram arifelerinde bir de köye yabancı bir misafir geldiğinde türbeyi ziyaret etmektedir. Ancak türbe üzerine anlatılan efsaneler halk arasında en canlı şekliyle yaşamakta her geçen gün bir yenisi bu halkaya eklenmektedir. Türbe etrafında oluşan geleneksel kültür değerleri de bir çok açıdan korunarak yaşatılmaktadır. İnanç ve geleneklerimizin altında sınamalarla oluşan bir hikmet ve gerçek yatmaktadır. İnsanları insan, ulusları ulus yapan değerlerin bir bölümü de manevi varlıklardır. Bu varlıklar yüzyıllardır toplumlara zor anlarında güç katmışlar bundan sonra da katmaya devam edeceklerdir. Adana veli kültüründe önemli bir yeri olan mahalli veli tipi Demirtaş Dede'den yola çıkarak yaptığımız çalışmanın Adana velileri ve onların isimleri etrafından oluşan kültür değerlerinin araştırılıp incelenmesine katkıda bulunmasını diliyoruz.

 

1  Ahmet Subhi FURAT, islam Ans. "Veli Macl.", C. 13, M.E.B. Bas., İstanbul 1986, s. 287.

2  Ferit DEVELLİOĞLU, Osmanhca-Türkçe Ans. Lügat, Aydın Kitabevi. Ankara 1988, s. 1377.

3  Meydan LAROUSSE, "Veli Mad.", C. 12, Meydan Yay. İstanbul 1973, s. 559.

4  Ana BRİTÂNNİCA, "Evliya Mad.", C. 8, Ana Yay., İstanbul 1988, s. 389.

5  Ana BRİTÂNNİCA, A.g.m., s. 389.

6 F. Naili BORATAV, 100 Soruda Türk Folkloru, Gerçek Yay., İstanbul 1973. s. 50. 362

7 Türkçe Sözlük. C. 2, T.D.K. Yay., Ankara, 1988, s. 839.

8 Ana BRİTANNİCA, "Keramet Mad.", C. 13..., s. 202.

9 D. B. MACDONALD, İslam Ans. "Keramet Mad.", C. 6..., s. 577.

10 Abdülbaki GÖLPINARLI, 100 Soruda Tasavvuf, Gerçek Yay., İstanbul 1969, s. 115.

11 A. Yaşar OCAK, Türk Halk İnançlarında ve Edebiyatında Evliya Menkabeleri, KB MİFAD Yay., Ankara, 1983, s. 27.

12 Refıye OKUŞLUK, Adana Efsaneleri Araştırması (Derleme-İnceleme), Çukurova Univ. Sosyal Bil. Enst. Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, Adana 1994 (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), s. 141.

13 Tııııcer GULENSOY, Tunceli Efsanelerinin Tip-Molif Yapısı ve Munzur Efsanesinin Anadolu Varyantları. 4. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Bildirileri. 2. Cilt Halk Edebiyatı. KB HAGEM Yay., Ankara 1992, s. 103-104.

14 Efsanelerimiz., İnönü Üniversitesi Efsane Derleme Yarışması (Yayıma Hazırlayanlar: Prof. Dr. Cahil KAVCAR, Üğr. Gör. Mehmet YARDIMCI), "Ali Baz", Malatya 1990. s. 47.

15 A.g.e., "Bilal Dede", s. 32.

16 A.g.e., "Süleyman Hacı", s. 252.

17 OKUŞLUK, "Adana Efsaneleri..., s. 139.

18 OKUŞLUK, s. 140.

19 OKUŞLUK.S. 131.

20 OKUŞLUK.s. 144.

21 Bilge SEYİDOGLU, Erzurum Efsaneleri, Erzurum'da Belli Yerlere Bağlı Olarak Derlenmiş Efsaneler Üzerine Bir İnceleme, "Ellez Dede", Ankara 1985, s. 505.

22 Musa SEYİRCİ, Afyonkarahisar Yöresi Tekke ve Yatırları, Türk Folkloru, Yıl 6, Sayı 77, Haziran 1985, s. 17.

23 Saim SAKAOĞLU, 101 Anadolu Efsanesi, "38-Ardıçlık Mevkii" K.B Yay., Ankara 1989, s. 43.

24 Burhan OĞUZ, Türkiye Halkının Kültür Kökenleri 2, Doğu-Batı Yay., İstanbul 1980, s. 604-605.

25 İrfan BÜRİAN, Erzurum ve Çevresi Örf ve Adetleri 2, Folklora Doğru, Yıl 2, Sayı 13, Şubat 1971, s. 22.

26 OKUŞLUK, "Adana Efsaneleri ..., s. 143.

27 OKUŞLUK, s. 143-144.

28 SEYİDOĞLU, Erzurum Efsaneleri .... "Ellez Dede" s. 505. SEYİDOĞLU, Abdurrahınan Gazi 2" s. 41.

SEYiRCi, Aryonkarahisar..., s. 17.

29 OKUŞLUK, Adana Efsaneleri ..., s. 144.

30 OĞUZ, Türkiye Halkının ..., s. 511.

31 OĞUZ, s. 506.

32 OCAK, Türk Halk İnançlarında .... s. 4.

33 OCAK, s, 5.

34 OCAK, s. 14.

35 OCAK, s. 14.

36 OCAK, s. 6.

37 Thema LAROUSSE l, "Ayinler Mad.", Milliyet Yay., İstanbul 1994, s. 474.

38 BORATAV, 100 Soruda Türk ..., s. 51-52.

39 Thema LAROUSSE l, "Ayinler Mad.", s. 474.

40 Gürbüz ERGİNER, Kurban, Kurbanın Kökenleri ve Anadolu'da Kanlı Kurban Ritüelleri, Yapı Kredi Yay., istanbul 1997, s. 211.

Kaynak Kişiler:

K1- Ahmet YILMAZ, Emekli Öğretmen, 47, Adana.
K2- Durdu Mehmet TAŞER, Çiftçi, 53, Demirtaş Köyü / Yumurtalık - Adana.
K3- Mehmet Ali BURHAN, Çiftçi, 60, Demirtaş Köyü / Yumurtalık - Adana.
K4- Ömer ERDOĞDU, Çiftçi, 42, Demirtaş Köyü / Yumurtalık - Adana.
K5- Nurettin ERYİĞlT, Çiftçi, 45, Demirtaş Köyü / Yumurtalık - Adana.