1692-1698 YILLARI ARASINDAKİ DÖNEMDE
ANAVARZA VE ÇEVRESİNİN İSKAN EDİLMESİ
HUSUSUNDA YAPILAN ÇALIŞMALAR

The Functions About the Gradual Settlement in Anavarza and its
Surroundings Between 1692-1698

Özcan TATAR

Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi
Fırat University Journal of Social Science
Cilt: 17, Sayı: 1 Sayfa: 315-327, ELAZIĞ-2007

ÖZET

Osmanlı Devleti’nde, 1691 yılından itibaren uygulanmaya çalışılan iskan çalışmalarında,
Çukurova’da bulunan Anavarza bölgesi ve çevresinin iskanı için yapılan faaliyetler sırasında,
bölgenin iskanında birçok problemle karşılaşılmıştır.

Biz bu çalışmamızda, 1692-1698 yılları arasında Anavarza ve çevresinin iskan edilmesi için
gösterilen çabaları ve bunların ne şekilde sonuçsuz kaldığı hususunda, arşiv belgelerine dayalı
olarak bazı tespitlerde bulunmaya çalıştık.

Anahtar Kelimeler: Iskan, Çukurova, Anavarza, Fellah.

ABSTRACT

In Ottoman State, the process of settling in Anavarza, Çukurova that begins 1691 presents
many problems

At this study, a general view about the full of functions for settling in Anavarz and its
surroundings between 1692-1698 and the unsuccessful results of this settlement policy has been
drawn basicly.

Key Words: Settlement, Çukurova, Anavarza, Fellah.

GİRİŞ

Çukurova bölgesinin kuzey kısmında yer alan Anavarza1; günümüzde Adana ilinin
Kozan ilçesine bağlı, bu ilçenin 32 km güneyinde bulunmaktadır. Müstahkem bir konuma
sahip olan Anavarza isimli kaleden dolayı bu bölge Anavarza bölgesi olarak
adlandırılmaktadır. Tarihin ilk dönemlerinden itibaren, Anavarza Kalesi’nin mevcut
olduğu kaynaklarda belirtilmesine rağmen, bu kalenin M.Ö. IX. yüzyılın ortalarında
Asurlular tarafından kurulduğu hakkında bilgiler de mevcuttur2.

Anavarza’da; 1500 metre uzunluğunda 20 burçlu sur, dört giriş, sütunlu yol,
hamam ve kilise kalıntısı vardır. Sur dışındaki tiyatro ve stadyum, su yolları, kaya
mezarları; kentin batısındaki nekropolleri yararak açılmış olan antik yol; korunmuş
havuzlu mozaikler (M.S. 3. yy.'a ait deniz tanrıçası Thetis mozaiği), Adana bölgesinde
tek örnek olan 3 girişli zafer takı ve ovanın ortasında bir ada gibi yükselen tepe
üzerindeki Ortaçağ kalesi önemli eserlerdir3.

1-1692’den Önceki Dönemde Anavarza ve Çevresinin Durumu

Anavarza Kalesi’ni kuran Asurluların egemenliğinden sonra, bu dönemde kurulan
Kilikya Krallığı’nın hakimiyetine giren Anavarza Kalesi ve çevresi, sırasıyla Pers,
Makedonya, Selavkoslar, Roma ve Bizans hakimiyetinden sonra4, Emeviler zamanında
İslam orduları tarafından fethedilmiştir. İslam hakimiyetine giren bölge, 796 yılında
Abbasi Halifesi Harun Reşid tarafından iyice tahkim ettirilmiştir. Ancak, bu kale ve
çevresi 962 yılında Bizans hakimiyetine geçmiştir5.

Bizanslıların ardından Ermeni Prensliği’nin hakimiyetine giren Anavarza Kalesi ve
çevresi, XIV. yüzyılın sonlarında Ramazanoğulları egemenliğine girmiştir. 1516 yılında
Osmanlı hakimiyetine dahil edilmesine kadar Ramazanoğulları ve Memlukluların
hakimiyeti altında bulunan Anavarza Kalesi ve çevresi, 1516 yılından sonraki dönemde

Sis Sancağı’na bağlı olarak idarî sistem içinde yer almıştır6.

Osmanlı hakimiyetine girdikten sonraki ilk dönemlerde, Anavarza Kalesi’nin
çevresindeki mezralarda Türkmen cemaatleri ziraat yapmasına rağmen, bu kalede sadece
kale eri olarak hizmet veren Ermeniler yaşamaktaydı7.

1516 yılında Osmanlı hakimiyetine giren Anavarza ve çevresi, bu dönemde
cemaatlerin yoğun olarak bulundukları bir bölge özelliği de göstermekteydi. XVI.
yüzyılın sonlarından itibaren Çukurova bölgesinde meydana gelen karışıklıklara paralel
olarak, Anavarza ve çevresinde de karışıklıklar meydana gelmiş ve bunun sonucu olarak,
burada yaşayan halk başka bölgelere gitmek zorunda kalmıştır. Boşalan bu yerler ise,
başta Lek Ekradı ve Hacılu Cemaatleri olmak üzere, konar ve göçer cemaatlerin uğrak
yeri olmuştur. Bu cemaatlerin bir kısmının, Anavarza ve çevresinde yarı yerleşik şekilde
sakin olmasına rağmen, bu yerlerde büyük oranda ziraî üretim yapılamaz duruma
gelmiştir8.

2-1692-1698 Yılları Arasındaki Dönemde Anavarza ve Çevresinin İskanı İçin
Yapılan Çalışmalar

1691 yılından önceki dönemde Anavarza ve çevresinde sakin olan Lek Ekradı ve
Hacılu Cemaatleri’nin meydana getirdikleri eşkıyalık olayları ve itaatsizlikleri sonucunda,
bu cemaatlerin Rakka’ya iskan edilmelerine karar verilmiştir9. Rakka’ya iskan edilmeleri
için verilen kararın ardından, bu cemaatlerin mensuplarının önemli bir kısmı ilk etapta
Rakka’ya götürülmüşlerdir. Bu cemaatlerin mensuplarının Rakka’ya götürülmesi
sonucunda, Anavarza ve çevresi büyük oranda boşalmış olduğundan, bu yerlerde ziraat
yapılamamış ve boş arazi olarak, atıl bir hale gelmiştir.

Verimli topraklara sahip olan Anavarza ve çevresinde ziraat yapılamaması
nedeniyle, bu yerlerin ziraata açılması düşünülmüştür. Tam bu ortamda, eskiden Türkmen
Ağası olup, bu dönemde Cebecibaşı olan ve Adana’da ikamet eden İsmail Ağa10 isimli
kişi, bu yerlerin ziraata açılmak üzere kendisine
çiftlik olarak verilmesini talep etmiştir11.
İsmail Ağa’rnn yaptığı bu talep üzerine; Adana, Sis ve Kars-ı Zülkadiriyye’deki idareciler
tarafından karışılmaması ve yıllık vergilerinin düzenli olarak gerekli yerlere verilmesi
şartıyla, Anavarza ve çevresinde bulunan araziler, 29 Ekim 1692 (18 Safer 1104)
tarihinde bu kişiye
çiftlik olarak verilmiştir12.

Anavarza ve çevresinin Cebecibaşı İsmail Ağa’ya çiftlik olarak verilmesinin
ardından, bu yerler
Havass-ı Hümayun’a ilhak edilip, mukataa haline getirilmiştir13.
Havass-ı Hümayun’a ilhak edilen bu yerlerin, boş olması ve ziraat edecek kimselerin
olmaması üzerine, Adana’da yaşadığı için bölgeyi tanıyan İsmail Ağa devlet idarecilerine
yeni teklifler götürmüştür. Bu kişi ilk olarak; Sis ve Kars-ı Zülkadiriyye Sancakları’nda
yaşayan ve avarız hanesine kayıtlı olmayan bazı cemaatlerin mensupları ile bazı kişilerin
bu yerlere götürülüp iskan edilmesini ve bu kişilerin burada ziraat yapmalarını teklif
etmiştir. İsmail Ağa’rnn yaptığı bu teklife göre; 20 hanelik Dede Basılu, 25 hanelik
Kesiklü, 15 hanelik Menteşe Uşakları, 15 hanelik Ayrımlu, 15 hanelik Sarı Hızırlı, 15
hanelik ‘Avretcilü ve 15 hanelik Tayırlu Cemaatleri ile Halep tarafından gelen ve kaç
hane oldukları belirtilmeyen Kuyumcu Cingan evleri olarak adlandırılan gurubun
mensupları Anavarza ve çevresine iskan edileceklerdi. İsmail Ağa’rnn yaptığı bu te
klif
devlet idarecilerince de uygun görülerek, tayin olunacak mübaşir aracılığıyla adları
belirtilen cemaatlere mensup 135 hane ve Kuyumcu Cingan evleri olarak adlandırılan
gurubun mensuplarının Anavarza’ya iskan edilmelerine karar verilmiştir14.

Belirtilen bu cemaatlerin ve Kuyumcu Cingan evleri olarak adlandırılan gurubun
mensuplarının Anavarza ve çevresindeki yerlerin ziraatı için iskan edilmeleri kararının
ardından, bu yerlerin geniş olması ve iskan edilecek kişilerin yeterli olmaması nedeniyle,
İsmail Ağa’rnn da teklifi ile devlet idarecileri yeni bir karar almışlardır. Önceki kararla
aynı tarihlerde alınan bu karara göre; Sayda, Beyrut ve Trablusşam bölgelerini terk
ederek, uzun yıllardan beri Çukurova bölgesine gelip
başıboş olarak bu bölgede
yaşamlarını sürdürdükleri belirtilen ve
Fellâhân (Fellâhîn) Taifesi olarak adlandırılan
gurubun mensupları ile XVII. yüzyılın sonlarında Kıbrıs’ta meydana gelen bazı olaylar
sonucunda Kıbrıs’ı terk edip, yine Çukurova bölgesine gelen ve
Kıbrıs Keferesi olarak
adlandırılan gurubun mensupları Anavarza’ya iskan edileceklerdi15. Alınan bu karar
sonucunda, tayin olunacak mübaşir aracılığıyla, Fellâhîn ve Kıbrıs Keferesi olarak
adlandırılan gurupların mensuplarının Anavarza’ya iskan edilmeleri hususunda
çalışmalara başlanmıştır16.

Anavarza ve çevresindeki yerlerin ziraat edilmesi için gerekli olan halkı bulduğuna
kanaat getiren Cebecibaşı İsmail Ağa, bu hususta yazılan fermanların ardından, Anavarza
ve çevresine mahsus olarak oluşturulan Anavarza Mukataası’nın iltizamını alma yoluna
gitmiştir. Bu amaçla Baş Muhasebe’de yapılan görüşmelerin ardından, İsmail Ağa, 11
Mart 1693 (İbtida-i Mart 1104) tarihinden itibaren zapt eylemek üzere, 60.000 akçe

karşılığında bir yıllığına bu mukataanın iltizamını almıştır17.

Anavarza Mukataası’nın 1693 (1104) yılına ait iltizamını, 60.000 akçe karşılığında
alan İsmail Ağa, bir süre sonra bu mukataanın 1693 (1104) yılından sonraki 3 yıllık
iltizamına da talip olmuştur18. İsmail Ağa’nın yaptığı bu talebinde, 1694 (1105) yılı için
100.000 akçe, 1695 (1106) yılı için 150.000 akçe ve 1696 (1107) yılı için 200.000 akçe
teklif etmesi ve bu teklifin de Osmanlı idarecilerince uygun görülmesi sonucunda,
Anavarza Mukataası bu meblağlar karşılığında, 1694 (1105) yılından itibaren 3 yıllığına,
28 Haziran 1693 (24 Şevval 1104) tarihinde İsmail Ağa’ya iltizama verilmiştir19.

Anavarza ve çevresindeki yerleri kendi üzerine çiftlik olarak kaydettiren, buna
ilave olarak bu yerlerin idarî ve iktisadî olarak tabi oldukları Anavarza Mukataası’nın da
4 yıllık iltizamını üzerine alan İsmail Ağa, bu yerlere yerleştirilecek olan halkın, iskan
ettirilecekleri yerlere gitmek istemeyerek problem çıkarmalarından dolayı olmalı ki, daha
önce yazılan beratı yeniden yazdırmıştır. Yazılan bu son berata; Adana, Tarsus, Sis, Kars¬
ı Zülkadiriyye, Kınık ve Payas’da sakin olan Fellâh ve Kıbrıs Keferesi’nin Anavarza’ya
getirilip yerleştirilmesi şartının da ilave edildiğini görmekteyiz20.

Anavarza Mukataası’nın kendisine verildiğini ve Adana, Tarsus, Sis, Kars-ı
Zülkadiriyye, Kınık ve Payas’ta sakin olan Fellâh ve Kıbrıs Keferesi’nin Anavarza’ya
getirilip yerleştirilmesi hususunu, aldığı bu son beratla bir daha tescil ettiren İsmail Ağa,
Çukurova bölgesine giderek Anavarza ve çevresine yapılacak olan iskana devam etmek
için çalışmalara başlamıştır. Fakat, İsmail Ağa bu çalışmalarında başarısız olmuştur.
Adana ve Tarsus’taki bazı kişiler, yanlarına yerleşmiş olan Fellâh ve Kıbrıs Keferesi
guruplarının, Anavarza ve çevresine götürülüp iskan edilmelerine itiraz etmişlerdir.

Özellikle, Adana şehrinin çevresinde bulunan bahçelerin sahipleri olan mahallî güç
sahipleri, bahçelerinde çalışan bu kişileri korumaları altına almışlardır. İsmail Ağa ve
adamlarının yaptıkları çalışmalar karşısında, “...
bunlar evlâd-ı ‘Arab’dır ve vâfir
zamândan berü bunda sâkindir emlâk-ı ‘alâka sâhibidir
...” şeklinde karşılık veren bu
güç sahipleri, özellikle Fellâhlar’ın gitmesine engel olmuşlardır. Durumun İsmail Ağa
tarafından İstanbul’a bildirilmesi üzerine, Fellâh ve Kıbrıs Keferesi olarak
adlandırılanların Anavarza’ya iskan edilmelerine kimsenin engel olmaması için Adana
Kadısı ve Mütesellimi’ne ferman gönderilmiştir21.

Gönderilen bu ferman ile iskan hususundaki çalışmalarında engel kalmayacağını
düşünen İsmail Ağa; iskan etmek istediği kişilerden, Adana sakini olan Monla
Muhammed, Monla Yusuf, Monla Salih ve Ahmed isimli 4 kişinin İstanbul’a giderek
şikayette bulunmaları üzerine, bu çalışmalarında yine başarısız olmuştur. İstanbul’a giden
bu kişiler,
“...evlâd-ı ‘Arab fukarâsı ...” olarak 50-100 seneden daha fazla bir süreden beri
atalarının Adana şehrinde ve bahçelerinde sakin olduklarını, bu süre içinde mülk ve
emlak sahibi oldukları gibi, her yıl vergilerini buralarda ödediklerini belirtmişlerdir. Bu
hususları belirten bu kişiler, İsmail Ağa’nın almış olduğu beratta ve fermanda belirtildiği
gibi, kendilerinin
başıboş olmadıklarını da belirtip22, İsmail Ağa’nın kendilerini
Anavarza’ya götürüp iskan etmesine engel olunmasını talep etmişlerdir. Bu kişilerin
yaptıkları bu talep üzerine, mal ve mülk sahibi olup, uzun müddet boyunca bulundukları
yerlerde sakin olan bu kişileri İsmail Ağa’nın iskan etmeye kalkışmasına engel olunması
hususunda Adana Kadısı ve Mütesellimi’ne ferman gönderilmiştir23.

Adana şehir merkezinde yaşayan bu 4 kişinin yaptığı şikayetin ardından, bir
şikayette Tarsus’tan gelmiştir. Tarsus’un Kuştimur Nahiyesi’nde Cemaat-i Aydoğanlı ve
bazı köylerin zaimi olan Mustafa’nın, zeameti topraklarında uzun müddetten beri sakin
olan Fellâh ve Kıbrıs Keferesi’nin, Anavarza Mukataası’nın mültezimi İsmail Ağa
tarafından zorla götürülerek Anavarza’ya iskan etmek istediğini söyleyip, bunun
engellemesini talep etmiştir. Yapılan bu talep üzerine, İsmail Ağa’nın bu kişinin zeameti
topraklarında yaşayan kişilere karışmasının engellenmesi hususunda Adana ve Tarsus’un
idarecilerine ferman gönderilmiştir24.

Tarsus’tan yapılan bu şikayetin bir benzerinin, Karaisalu Nahiyesi’ndeki bazı
mezraaları “...
ber-vech-i te'bîd der-‘uhde...” eden dönemin Reisülküttabı Ebubekir
tarafından yapıldığını görmekteyiz. Reisülküttab Ebubekir tarafından yapılan bu şikayet
üzerine, İsmail Ağa’rnn bu mezraalarda yaşayan Fellâh ve Kıbrıs Keferesi’ni iskan
talebiyle rencide etmesinin engellenmesi hususunda Adana Valisi ve Kadısı’na ferman
gönderilmiştir25.

Anavarza ve çevresindeki bölgelerin çiftlik sahibi ve Anavarza Mukataası’mn
mültezimi olan İsmail Ağa, Anavarza ve çevresini tam olarak iskan etmeyi başaramadan,
1694 yılında katl edilmiştir26. İsmail Ağa’rnn katl edilmesinin, ha
kkında, yapılan
şikayetlerden, özellikle de Reisülküttab Ebubekir tarafından yapılan şikayetten dolayı mı,
yoksa başka bir nedenden mi dolayı olduğu hususunda herhangi bir bilgimiz
bulunmamaktadır.

İsmail Ağa’nın katl edilmesinin ardından, Anavarza ve çevresinin iskan edilmesi
hususunda yapılan çalışmalara devam edilmiştir. Yapılan bu çalışmalar sırasında, Fellâh
ve Kıbrıs Keferesi dışında, Sis ile Kars-ı Zülkadiriyye Sancakları’nda yaşayan ve avarız
hanesine kayıtlı olmayan cemaatlerden Anavarza ve çevresine iskan edilmesi düşünülen
cemaatlerden, Ayrımlu (Ayrımoğulları) Cemaati’ne mensup olan bazı kişiler iskan edilme
çalışmalarına karşı çıkmışlardır. Bu cemaate mensup olan bazı kişiler, kendilerinin tımar
erbabı olup, Kars-ı Zülkadiriyye’de sakin oldukları halde, Anavarza ve çevresine yapılan
iskan için görevli olan Hızır adlı kişinin27, kendilerini Anavarza’ya iskan etmek istediğini
belirtip, bu kişinin kendilerini iskan hususunda rahatsız etmesine engel olunmasını talep
etmişlerdir. Yapılan bu talep üzerine, Hızır adlı kişinin, bu kişileri Anavarza’ya iskan
etme teşebbüsünün engellenmesi hususunda bölgedeki idarecilere ferman
gönderilmiştir28. Hızır adlı kişinin de yaptığı çalışmalar sonucunda bir kısım halk, bu
bölgeye götürülmesine rağmen, şehir ve kasabalarda yaşayan Fellâh ve Kıbrıs
Keferesi’nin buraya götürülüp iskan edilmesinde başarılı olunamamıştır.

Anavarza ve çevresine yapılması istenen, Fellâh ve Kıbrıs Keferesi’nin iskanları ile
ilgili çalışmaların yapıldığı bu dönemde, bölgede başka bir problemin ortaya çıktığını
görmekteyiz. Ortaya çıkan bu problem, daha önceki dönemde Rakka’ya iskan edilen Lek,
Akbaş ve Hacılar Cemaatleri mensuplarından bir kısmının firar ederek Çukurova
bölgesine gelmesidir. Çukurova bölgesine gelen bu cemaatlerin mensuplarının bir kısmı,
İfraz-ı Zülkadiriyye Cemaatleri’nden Kara Hüseyinlü Ceridi Cemaati’nin içine girip
saklanırken, bir kısmı da Anavarza ve çevresine giderek burada izinsiz olarak yaşamaya
başlamışlardır29.

Bu arada, İsmail Ağa’rnn katl edilmesinin ardından, Anavarza ve çevresindeki
yerlerin tabi olduğu Anavarza Mukataası, 1695 (1106) ve 1696 (1107) yıllarında
kimsenin talip olmaması nedeniyle iltizama verilememiştir. İsmail Ağa’rnn katl
edilmesinden yaklaşık 2,5 yıl sonra, bu mukataaya Şükrü Hüseyin ve Mustafa Ağa isimli
2 kişi30 talip olarak, 1697 (1108) yılı için 60.000 akçe, 1698 (1109) yılı için 100.000 akçe
ve 1699 (1110) yılı için 210.000 akçe te
klif etmişlerdir. Bu kişilerin yaptıkları bu teklifin
devlet idarecilerince de kabul edilmesi üzerine, Anavarza Mukataası bu kişilere 3
yıllığına iltizama verilmiştir31.

Anavarza Mukataası’nın iltizamın alan bu kişiler, İsmail Ağa’nın yaptığı gibi,
Fellâh ve Kıbrıs Keferesi’nin Anavarza ve çevresine götürülüp iskan edilmesi için
çalışmalar yapmaya başlamışlardır. Yapılan bu çalışmalar sonucunda, iskan edilmesi
istenen kişilerin, bir kısmı götürülmesine rağmen, şehir ve kasabalarda yaşayanları,
önceki dönemlerde olduğu gibi Anavarza ve çevresine gitmek istememişlerdir. Bu
kişilerin, Anavarza ve çevresine iskan edilmeleri için gönderilen ferman üzerine, iskana
gitmek istemeyen bu kişiler Adana’da mahkemeye çıkarılmışlardır. Adana’da
mahkemeye çıkarılan bu kişiler; kendilerinin uzun müddetten beri buralarda
yaşadıklarını, mal ve emlak sahibi olduklarını, bu nedenden dolayı da sakin oldukları
yerleri terk etmek istemediklerini belirtmişlerdir. Bu şekilde itirazlarını belirten Fellâh ve
Kıbrıs Keferesi’ne mensup kişiler,
bir yerde 10 seneden fazla yaşayan kişinin
kaldırılmasının kanunlara aykırı olduğunu
da ilave ederek, kendilerinin haklı olduğunu
ispat etmeye çalışmışlardır. Belirttiğimiz itirazları yapan bu kişiler, çok daha önemli bir
hususu ifade etmişlerdir. Bu kişilere göre; kendilerinin iskan edilmesi istenilen
Anavarza
ve çevresinde olan bölge, Ekrâd ve Türkmân eşkıyalarının yatağı haline gelmiş
bulunmaktadır, Bundan dolayı, bu yerlerde kendilerinin can, mal ve ırz güvenliği
olmayacağı için, buralarda ikamet etmeleri söz konusu değildir. Bu kişilerin söyledikleri
sözlerin, Adana’da yaşayan diğer kişilerce de tasdik edilmesi sonucunda32, durum
İstanbul’a bildirilmiştir.

Adana şehir merkezi ile çevredeki kasabalarda yaşayan Fellâh ve Kıbrıs
Keferesi’ne mensup kişilerin yaptıkları bu itirazların İstanbul’a gönderilmesinin ardından,
durum İstanbul’daki idarecilerce değerlendirilmiş ve bu kişilerin Anavarza’ya iskan
edilmeleri ile ilgili olarak rahatsız edilmemeleri hususunda Adana Kadısı’na ferman
gönderilmiştir33.

Adana ve çevresindeki Fellâh ve Kıbrıs Keferesi’ne mensup kişilerin yaptıkları
itirazların benzerinin, Tarsus’tan da İstanbul’a gönderildiğini görmekteyiz. Tarsus’tan
yapılan bu itirazlar üzerine, Adana’dakilerde olduğu gibi, bu kişilerin Anvarza’ya iskan
edilmeleri ile ilgili olarak rahatsız edilmemeleri hususunda Tarsus Sancakbeyi ve
Kadısı’na ferman gönderilmiştir34.

Anavarza ve çevresine yapılması istenen iskan ile ilgili olarak ortaya çıkan bu
itirazların sonucunda, bölgeye yapılması düşünülen iskan başarısız olmuş gibi
görünmektedir. Daha önceden bu bölgeye götürülen bazı kişilerin ise, Lekvanik Ekradı
Cemaatleri başta olmak üzere, Rakka iskan firarilerinin gelip, bu yerlere yerleşmeye
başlamaları üzerine bu bölgeyi terk ettiklerini görmekteyiz.

Anavarza ve çevresine iskan edilmelerinde başarılı olunamayan Fellâhân
Taifesi’
ne mensup olan kişilerin, daha sonraki yıllarda oluşturulan Fellâhân Taifesi

Mukataası dahilinde idare edilmeye başladığını görmekteyiz35. Keza; Kıbrıs Keferesi
olarak adlandırılan gurubun önemli bir kısmının, daha sonraki yıllarda Kıbrıs’a geri
dönmeleri için gönderilen fermanlar ve yapılan çalışmalar sonucunda Kıbrıs’a geri
döndüklerini görmekteyiz36.

SONUÇ

1691 yılından sonraki dönemde, gerek ekonomik, gerekse siyasi sebepler
dolayısıyla gerçekleştirilmek istenen iskan faaliyetlerinden birisi olan Anavarza
bölgesinin iskanı için ilk etapta büyük bir gayret gösterilmiştir.

İskan için yapılan bu gayretler sırasında Eski Cebecibaşı olan İsmail Ağa, bu
bölgeyi kendisine çiftlik yapmak üzere merkezi idareden izin aldıktan sonra, boş olan bu
arazinin iskan ettirilmesi için bu bölgede bulunan Fellah ve Kıbrıs Keferesi gruplarını
iskan ettirmek için bir çok teşebbüste bulunmuştur. Ancak bu teşebbüsler sırasında, bu
grupların daha önceki dönemde yerleştikleri bölgelerdeki güç sahipleri olan kişiler,
bunların işgüçlerinin kendileri için önem arz etmesinden dolayı, bu gruplara mensup
kişilerin Anavarza’ya götürülüp iskan edilmelerine karşı çıkmışlardır. Aynı şekilde, iskan
edilmek istenen kişiler de bu bölgeye gitmek hususunda büyük oranda çekince
göstermişlerdir. Bunun sonucunda olarak, 1692 yılından itibaren gerçekleştirilmek
istenen Anavarza’nın iskanı ilk dönemde başarılı olamamıştır.

KANAKLAR
I-ARŞİV KAYNAKLARI

1-Adana    Şer‘iyye Sicilleri
Sıra No Defter No

1- 20

2-    41

3-    103

4-    126

5-    128

2-Mühimme    Defterleri Tasnifi
Sıra No Defter No

1- 105

3-Atik    Şikayet Defterleri Tasnifi
Sıra No Defter No

1- 58

4-Maliyeden    Müdevver Defterleri Tasnifi (MAD)

Sıra No Defter No

1-    3473

2-    9873

3-    9876

4-    9879

5-    17904

5-Bâb-ı Defterî Baş Muhasebe Defterleri Tasnifi (D.BŞM.d.)

Sıra No Defter No

I-    695/A

II-TETKİK    ESERLER

ALTAY, M.Hâdi, Adım-Adım Çukurova, Adana, 1965.

CANARD, M., “Cilicia” Maddesi, The Encyclopadia of Islam (New Edition-Leiden),
Volume:II,,
s.34-39.

ÇELİKDEMİR, Murat, Osmanlı Döneminde Aşiretlerin Rakka’ya İskanı (1690-1840), Fırat
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Doktora Tezi, Elazığ, 2001.

ERDEM, Sargon,. “Adana” Maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C.:I,

İstanbul, 1988, s.348-349;

HALAÇOĞLU, Yusuf, XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun İskân Siyaseti ve
Aşiretlerin Yerleştirilmesi,
Ankara, 1991.

---------------; “Tapu Tahrir Defterlerine Göre XVI. Yüzyılın İlk Yarısında Sis Sancağı”,

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, Sayı:32, Ord.Prof.Dr. İ. Hakkı Uzunçarşılı
Hâtıra Sayısı,
İstanbul, 1979, s.819-892.

KILIÇ, Mustafa, “İslam Tarihi Kaynaklarında İslam Fetihlerinin Başlangıcından
Emevilerin Sonuna Kadar Olan Dönemde Çukurova”,
I. Uluslararası Karacaoğlan ve Çukurova
Halk Kültürü Sempozyumu 21-23 Kasım 1990,
Adana, 1991, s.313-333.

Mehmet Süreyya, Sicil-i Osmanî, C.:3, İstanbul, 1996.

ORHONLU, Cengiz, Osmanlı İmparatorluğu’nda Aşiretlerin İskanı, İstanbul, 1987.
ÖZVAR, Erol,
Osmanlı Maliyesinde Malikâne Uygulaması, İstanbul, 2003.

STRECK; ; “Aynzarba” Maddesi, İslam Ansiklopedisi, (Milli Eğitim Yayını), Eskişehir,
1997, s.74.

TATAR, Özcan, XVIII. Yüzyılın İlk Yarısında Çukurova'da Aşiretlerin Eşkıyalık Olayları
ve Aşiret İskanı (1691-1750),
Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Doktora
Tezi, Elazığ, 2005.

ULUĞ, Bekir, Tarih Boyunca Çukurova, Mersin, 1948.
http://www.kadirli.bel.tr/ tarihiyerler/anavarza1.htm.
http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Anavarza

328

1

   Bugün halk dilinde Anavarza diye bilinen bu çok önemli şehir ve kale, tarihî kayıtlarda Anazarba,
Aynızarba, Anazarbos veya Anazarbus gibi çeşitli adlarla anılmaktadır.
http://www.kadirli.bel.tr/
tarihiyerler/anavarza1. htm.

2

   M.Hâdi Altay; Adım-Adım Çukurova, Adana, 1965, s.61.

3

   http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Anavarza.

4

   Sargon Erdem; “Adana” Maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C.:I, İstanbul, 1988, s.349;
Bekir Uluğ;
Tarih Boyunca Çukurova, Mersin, 1948, s.69-100.

5

   Mustafa Kılıç; “İslam Tarihi Kaynaklarında İslam Fetihlerinin Başlangıcından Emevilerin Sonuna Kadar
Olan Dönemde Çukurova”,
I. Uluslararası Karacaoğlan ve Çukurova Halk Kültürü Sempozyumu 21-23
Kasım 1990,
Adana, 1991, s.314-328; M.Canard; “Cilicia” Maddesi, The Encyclopadia of Islam (New
Edition-Leiden), Volume:II,
s.35-36; Streck; ; “Aynzarba” Maddesi, İslam Ansiklopedisi (Milli Eğitim
Yayını), C.:II,
Eskişehir, 1997, s.74.

6

   Yusuf Halaçoğlu; “Tapu Tahrir Defterlerine Göre XVI. Yüzyılın Ilk Yarısında Sis Sancağı”, İstanbul
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, Sayı.:32, Ord.Prof.Dr. İ. Hakkı Uzunçarşılı Hâtıra Sayısı,
İstanbul, 1979, s.819-821.

7

   1519 yılında yapılan tahrire göre; Anavarza Kalesi içinde 36 hane ve 8 mücerred Ermeni nüfus kale eri

olarak bulunurken, bu sayı daha sonraki dönemlerde gittikçe azalmıştır. Y. Halaçoğlu; a.g.m., s.831. XVI.
yüzyılın ilk yarısında Anavarza Kalesi’nde kale eri olarak hizmet veren bu Ermenilerin, buranın eski önemi
kaybetmesi sonucunda, bu bölgeyi terk ederek başka bölgelere gittiğini düşünmekteyiz.

8

   “... Anavarza nâm harâbede yüz seneden mütecâviz ‘aşâyir-i Türkmân ve Ekrâd Cemâ‘atleri sâkin ve
mütemekkin olub mezkûrların istilâsından zirâ‘at ve hirâseti mümkün olmadığından harâbe kalub ...”
Maliyeden Müdevver Defterleri Tasnifi (MAD). No: 9876, Sayfa No:36, Belge No:2. 29 Ekim 1692 (18
Safer 1104). Bundan sonraki dipnotlarda Sayfa No S. şeklinde, Belge No ise B. şeklinde kısaltılmıştır

9

   Anadolu’da bulunan bir çok konar göçer cemaatin başta Rakka olmak üzere, belirlenen bazı bölgelere iskanı

hususunda 1691 yılında başlatılan ve daha sonra devam ettirilen iskan faaliyetleri için şu çalışmalara
bakılabilir; Cengiz Orhonlu;
Osmanlı İmparatorluğu’nda Aşiretlerin İskanı, İstanbul, 1987; Yusuf
Halaçoğlu;
XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun İskân Siyaseti ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi,
Ankara, 1991; Murat Çelikdemir; Osmanlı Döneminde Aşiretlerin Rakka’ya İskanı (1690-1840), Fırat
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Doktora Tezi, Elazığ-2001; Özcan Tatar;
XVIII.
Yüzyılın İlk Yarısında Çukurova'da Aşiretlerin Eşkıyalık Olayları ve Aşiret İskanı (1691-1750),
Fırat
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Doktora Tezi, Elazığ-2005.

10

   Burada adı geçen İsmail Ağa; Türkmen Ağalığı görevinde bulunmuş, bu görevinden azledildikten sonra ise

1103’te (1691/92) Cebecibaşı olup 1105’te (1693/94) katl olunmuştur. Mehmed Süreyya; Sicil-i Osmanî,
C.:3,
İstanbul, 1996, s.811.

11

   “... bu kûllarına zirâ‘at ve hirâseti içün çiftlik idüb ma‘mûr ve abâdân itmek üzere ...” MAD. No: 9876,
S:.36, B.:2

12

   MAD. No: 9876, S:.36, B.:2. İsmail Ağa’nın oğlu olup, yine Adana sakini olan İbrahim adlı kişi, bu tarihten
daha önce, 3 Mart 1692 (14 C.ahir 1103) tarihinde
İfraz-ı Zülkadiriyye Mukataası'nın 3 yıllık iltizamını
almıştır.
MAD. No: 9873, S.:235, B.:1. Ancak bir süre sonra, İfraz-ı Zülkadiriyye Mukataası’nın mültezimi
İbrahim’in babası olan Cebecibaşı İsmail Ağa tarafından daha yüksek teklif yapılması üzerine, İfraz-ı
Zülkadiriyye Mukataası 3 yıllığına Cebecibaşı İsmail Ağa’ya verilmiştir.
MAD. No: 9876, S.:178-179,

B.:3.    11 Şubat 1693 (5 C.ahir 1104). Keza; Cebecibaşı İsmail Ağa bu dönemde, Anavarza dışında kalan
bazı yerleri de
çiftlik yapmak amacıyla kendi üzerine berat ettirmiştir. Adana Sancağı dahilinde Yüreğir
Nahiyesi’ndeki bulunan bu yerler, Karabük, Beyaz, Saclı Yaynas, Kara Göçerli ve Tulukara mezraalarıdır.
“... çiftlik ve ma‘mûr ve abâdân idüb ...”
MAD. No: 9876, S.:48, B.:3. 7 Kasım 1692 (27 Safer 1104); “...
zabt ve tasarruf ve çiftlik ihdâs idüb zirâ‘at ve hirâset ve ma‘mûr eylemek üzere ...”
MAD. No: 9876,
S.:378, B.:1. 21 Mayıs 1693 (15 Şaban 1104). Cebecibaşı olduğu dönemde bu yerleri çiftlik yapmak üzere,
kendi üzerine berat ettiren İsmail Ağa, Cebecibaşılık görevinden ayrıldıktan (azledildikten) sonra,
Enhar-ı
Kars-ı Zülkadiriyye ve Sis Sipâhi-zâde Mukataası'nın
iltizamı almıştır. MAD. No: 9876, S.:477, B.:2. 28
Haziran 1693 (24 Şevval 1104).

13

   Anavarza ve çevresinin Cebecibaşı İsmail’e çiftlik olarak verildiğine dair yazılan hükümde, bu yerlerin
statüsü ile ilgili herhangi bir kayıt bulunmamaktadır.
MAD. No: 9876, S:.36, B.:2. Bu hükmün
yazılmasından 4 ay sonra yazılan bir hükümde ise, “müceddeden
havâss-ı hümâyûna ilhâk olunan
Anavarza harâbesi ...” şeklinde bir ifade bulunmaktadır.
MAD. No: 9876, S.:246, B.:2. 3 Mart 1693 (25

C.ahir    1104). Keza, bu ifadenin yer aldığı hükümden 2 gün sonra yazılan bir başka hükümde “Hâlâ
Dergâh-ı ‘Âlî Cebecibaşısı olan İsmail mahrûse-i Edirne’de Dîvân-ı Hümâyûnuma ‘arz-ı hâl sunub
müceddeden
havâss-ı hümâyûna ilhâk olunan Anavarza mukâta‘ası bin yüz dört senesine mahsûb olmak
üzere ‘uhdesinde olub ...” şeklinde bir ifade bulunmaktadır.
MAD. No: 9876, S.:245, B.:2. 5 Mart 1693 (27
C.ahir 1104). Belirttiğimiz bu hükümde geçen “...Anavarza mukâta‘ası bin yüz dört senesine mahsûb
olmak üzere ‘uhdesinde olub ...” ifadesine rağmen, bu mukataanın İsmail Ağa’ya iltizama verildiğine dair
yazılan berat, bu son tarihten 3 gün sonrasına aittir.
MAD. No: 9876, S.:263-264, B.:2. 8 Mart 1693 (Gurre-
i Receb 1104).

14

   MAD. No: 9876, S.:246, B.:2. 3 Mart 1693 (25 C.ahir 1104).

15

   “... Sayda ve Beyrut ve Trablusşam ve Kıbrıs Eyaletleri’nden kalkub Adana ve Sis ve Tarsus ve Kars ve
Kınık Hâssı ve Payas kasaba ve kurâlannda
başıboş olan Fellâhîn ve Kefere re‘âyâsı Anavarza
harâbesinde sâkin ve arâzîsini zirâ‘at ve hirâset eylemek üzere ...”
MAD. No: 9876, S.:245, B.:2.

16

   MAD. No: 9876, S.:245-246, B.:2. 5 Mart 1693 (27 C.ahir 1104).

17

   MAD. No: 9876, S.:263-264, B.:2. 8 Mart 1693 (Gurre-i Receb 1104).

18

   8 Mart 1693 (Gurre-i Receb 1104) tarihli beratta İsmail Ağa Cebecibaşı olarak belirtilmesine rağmen, bir
süre sonra bu görevden ya ayrılmış veya azledilmiş olmalı ki, Anavarza Mukataası’nın iltizamının 3
yıllığına bu kişiye tevcih edildiği beratta “Sâbıkan Cebecibaşı İsmail ...” olarak kaydedilmiştir.
MAD. No:
9876,
S.:480, B.:2. 28 Haziran 1693 (24 Şevval 1104).

19

   MAD. No: 9876, S.:480, B.:2.

20

   “...Trablusşam ve Sayda ve Beyrut Eyâletleri’nden ve Kıbrıs re‘âyâsından başıboş gelüb Tarsus ve Adana
ve Sis ve Kars ve Kınık Hâssı ve Payas toprağında ve kasaba ve kurâsında sâkin olan
Fellâh ve Kefere
re‘âyâ fukarâsına
kuvvet virilüb ve mezkûr Anavarza nam harâbeye iskân olunub ...” Bâb-ı Defterî Baş
Muhasebe Defterleri (D.BŞM.d.) No:695/A,
S.:43, B.:1. 8 Temmuz 1693 (5 Zilkade 1104). Fakat, daha
önceki ferman ile bu berattaki ifadelerde, Fellâh ve Kıbrıs Keferesi’nin o anda bulundukları durumla ilgili
ufak bir farklılık vardır. Bu gurupların Anavarza’ya iskan edilmeleri için yazılan fermanda
“...Adana ve Sis
ve Tarsus ve Kars ve Kınık Hâssı ve Payas kasaba ve kurâlarında
başıboş olan Fellâhîn ve Kefere
re‘âyâsı
...” şeklinde olan ifade, bu son beratta “... başıboş gelüb Tarsus ve Adana ve Sis ve Kars ve Kınık
Hâssı ve Payas toprağında ve kasaba ve kurâsında sâkin olan
Fellâh ve Kefere re‘âyâ fukarâsı ...”
şeklinde yer almıştır. Daha sonraki dönemlerde, burada ifade edilen
başıboş terimi ihtilafların temel
kaynağı olmuştur.

21

   D.BŞM.d. No:695/A, S.:49-50, B.:1. 11 Eylül 1693 (10 Muharrem 1105).

22

   “... kimesneler ‘arz-ı hâl sunub nefs-i Adana’nın şehrinde ve bağçelerinde sâkin olan evlâd-ı ‘Arab fukarâsı
olub eb⠑ann-ceddin ba‘zımız yüz seneden ve ba‘zımız elli seneden mütecâviz mutavattın ve mülk ve
emlâk sâhibi olub her sene emr ile vâki‘ olan tekâlifden hissemize düşeni sâkin olduğumuz mahalde ve
karyemiz ahâlisi ile mâ‘en edâ idüb kusûrumuz yoğiken sâbıkan Cebecibaşı olan İsmail nâm kimesne
Anavarza harâbesin üzerine der-‘uhde ve iltizâm itmekle berâtında ta‘yîn olan Sayda ve Beyrut ve Trablus
perâkendelerinden
başıboş re‘âyâ ve Kıbrıs Keferesi olub emlâk ve arâzî sâhibleri olmıyanlar deyü ta‘yîn
ve tasrîh olunmuşiken mezbûr kanâ‘at itmeyüb mücerred celb-i mâl içün emlâk ve arâzîmiz terk ve harâbe-

i mezbûreye iskân teklîf idüb şerr-i ta‘yîn itmekle ziyâde gadr itmişdir ...” D.BŞM.d. No:695/A, S.:79, B.:1.

23

   D.BŞM.d. No:695/A, S.:79, B.:1. 4 Kasım 1693 (5 R.evvel 1105).

24

   MAD. No: 17904, S.:14, B.:1. 20 Aralık 1693 (21 R.ahir 1105).

25

   MAD. No: 17904, S.:67-68, B.:2. 26 Ocak 1694 (29 C.evvel 1105).

26

   M.Süreyya; a.g.e., s.811.

27

   “... Anavarza iskânına ... iskân itdirmeğe me'mûr olan Hızır ...” MAD. No: 9879, S.:380, B.:3. Hızır adlı bu
kişinin, katl edilen İsmail Ağa’nın bir yakını mı olduğu, yoksa devlet tarafından mı görevlendirildiği
hususunda herhangi bir bilgimiz bulunmamaktadır.

28

   MAD. No: 9879, S.:380-381, B.:3. 31 Mayıs 1695 (17 Şevval 1106).

29

2 Mühimme Defteri No:105, S:.68, H.:309; MAD. No: 9879, S:.81, B.:1.

30

   Şükrü Hüseyin, Ocak 1695 tarihinden sonraki dönemde uygulanmaya başlanan malikane sistemi dahilinde,
bazı mukataaların mahallinde satışı için görevlendirilen kişilerden olup, Adana başta olmak üzere, Malatya
ve Halep’te malikane satışı yapan kişidir.
Mustafa Ağa ise, Anavarza ve çevresini çiftlik olarak üzerine
kaydettiren ve buraların bağlı olduğu Anavarza Mukataası’nın bir dönemler iltizamını aldıktan sonra katl
edilen
İsmail Ağa’nın eniştesidir. Erol Özvar; Osmanlı Maliyesinde Malikâne Uygulaması, İstanbul, 2003,

31

   s.83-84, 288.

31 Bu mukataanın iltizama verilmesi ile ilgili berat kaydının suretine ulaşamamış bulunmaktayız. Yukarıda
belirttiğimiz rakamlar, daha sonraki dönemde yazılmış olan bir hükümden alınmıştır.
MAD. No: 3473,
S.:205-206, B.:2.

32

   “... Fellâhîn ve Kefere meclis-i şer‘e ihzâr olundukda takrîr-i kelâm idüb ‘... ekserimiz eb⠑ann-ceddin yüz
seneden mütecâviz bu diyârda sâkin olub bi-nefsihi gelenlerimizden dahî otuz seneden mukaddem gelmiş
kimesne olmayub her birimiz emlâk ve arâzî sâhibi olub şer‘-i mutahharada Ehl-i İslâm ve Ehl-i
Zimmet’den bir ahadı eğer vatan-ı aslî ve eğer vatan-ı ikâmetden bilâda iclâ câ‘iz olmadığından mâ‘adâ
bir re‘âyâyı vatan-ı ikâmetden on seneden sonra iclâ hilâf-ı kânûn olub ve iskân olunduğumuz sûretde
harâbe-i mezbûre mâ'vâ-yı eşkıyâ olmağla erâzil-i Ekrâd ve Türkmân ve sâ'ir erbâb-ı bağy ve tuğyân
emvâl ve erzakımızı nehb ve gâret ve nüfûsumuzu katl ve ı ‘râzmızı hetk ve ihânet itmeleri mukarrerdir
iskân-ı mezbûr bir vecihle mümkün değildir’ deyü tazallüm eylediklerinde keyfiyet-i ahvâl ahâlî-i diyârdan
sû'âl olundukda hâl minvâl-i meşrûh üzere olduğun ihbâr eylediklerin ...” MAD. No: 3473, S.:205, B.:2.

33

   “... tâ'ife-i mezbûrenin her biri emlâk ve arâzî sâhibi olmalarıyla zikr olunan Anavarza nâm mahalle
iskânlarıçün min-ba‘d fukarâ ta‘cîz ve rencîde olunmamak üzere ...”
MAD. No: 3473, S.:205-206, B.:2. 22
Aralık 1697 (8 C.ahir 1109).

34

   MAD. No: 3473, S.:236-237, B.:2. 2 Ocak 1698 (19 C.ahir 1109).

35

   Adana Şer‘iyye Sicili (A.Ş.S.) No:20, S.:15, B.:30-31; A.Ş.S. No:103, S.:28, B.:53-b; A.Ş.S. No:126, S.:15,
B.:28. Bu mukataanın yıllık 500 kuruş malı var idi.
A.Ş.S. No:103, S.:77, B.:150; A.Ş.S. No:128, S.:153,
B.:227.

36

   A.Ş.S. No:41, S.:79, 81-82, B.:142, 147; Atik Şikayet Defteri No:58, S.:210, H.:3.