ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ-TÜRKOLOJİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ
Anasayfa | Makale Bilgi Sistemi | Konu Dizini Yazarlar DiziniKaynaklar Dizini | Makale-Yazar Listesi |  Makale Sayısı-Tarih Listesi | Güncel Türkoloji Kaynakçası

Atatürk Araştırmaları || Çukurova Araştırmaları || Halkbilim || Dilbilim || Halk Edebiyatı || Yeni Türk Dili || Eski Türk Dili
Yeni Türk Edebiyatı || Eski Türk Edebiyatı || Dil Sorunları || Genel || Tiyatro || Çağdaş Türk Lehçeleri

 

XVII. ve XVIII. ASIRLARDA (1650-1750) KAYSERİ
İktisat Tarihi’nde “Şehir İktisadiyatı Denemesi”**

KAYSERİ DURING XVII and XVIII CENTURIES (1650-1750)
At Economy History “On City Economies Essay”

“Marifet iltifata tabidir
Alıcısı olmayan meta zayidir”.
Mehmet KARAGÖZ1

Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi

Fırat University Journal of Social Science
Cilt: 19, Sayı: 1, Sayfa: 259-279, ELAZIĞ-2009

Özet

Bir toplumun iktisadî durumunun tam olarak bilinmesi, o toplumun yaşadığı her bir şehrin
iktisadî düzenin ve faaliyetlerinin bilinmesi ile mümkündür. Buna
“şehir iktisadiyatı ” denir. Bu
durum İktisat Tarihi’nin
“bilinmezse olmaz” lanndandır. Bu çerçevede şehir iktisadiyatı; XVII ve
XVIII. Asırlarda Kayseri örneği ile izah edilecektir.

Anahtar kelimeler: İktisat Tarihi, şehir iktisadiyatı, Kayseri.

Absract:

For perfect to be known a community’s economical situation, inhabit it’s of community
eache city, is neccesary economic order and activities. As for this be named “City Economical”.
This state for Economy History “to be kown impossibles”. This point of view; is explain in XVII
and XVIII. Centuries, example Kayseri.

Keywords: Economic History, city economics, Kayseri.

İktisat Tarihi’nin bir ilim disiplini olarak alanı neresidir? Tartışmaları devam
etmektedir. Bunun esas sebeplerinin en başta geleni: İktisatçıların ve tarihçilerin bu
sahaya kendi ilim disiplinleri merkezli bakıyor olmalarıdır. İktisat Tarihi’nin; İktisat ve
Tarih ilimlerini,
“iki kıtayı birleştiren berzah” olarak kabul etmek yerindedir demek
mümkündür. Bu görüşün ilgili kesimin çoğunluğunca kabul gördüğünü hatırlatarak esas
konumuza başlamak gerektiği kanaatindeyiz2. Buradan hareketle bu çalışma da, İktisat
ilmi edebiyatına/literatürüne Sabri F. Ülgener’in kazandırdığını sandığım ve İktisat Tarihi
için
“bilinmezse olmaz” olarak kabul ettiğim “Şehir İktisadiyatı” hakkında bir deneme
yapmak istiyorum. Denemenin hudutları, Ülgener’in
“Şehir İktisadiyatı” kavramının
tanımı çerçevesinde kalacaktır. Çalışmanın başlığını dikkate sunarak, önümüze iki
meselenin çıktığına dikkat çekmek istiyorum. Birincisi, Ülgener’in tarifinden hareket
etmek şartıyla
“Şehir İktisadiyatı” kavramının hudutlarının belirlenmesidir. İkincisi ise,
bu kavramın esaslandığı şehir kavramının da izah edilmesidir. Hemen belirtelim ki, her
iki kavram üzerinde tartışmak niyetinde değiliz ve çalışmamızın da maksadı bu değildir.

0    halde çalışmanın maksadı sınırları içerisinde kalmak kaydıyla, kavramların kısa izahı
yapılacaktır.

Birinci, meseleye Ülgener’in kavramı tarifi ile başlayalım. Ülgener, “Şehir
iktisâdiyatının esasını küçük tüccar da diyebileceğimiz “üretici-satıcı olan sanat erbabı”
meydana getirir. Bir başka ifadeyle sanatkâr-üretici-satıcı olan esnaf toplulukları “şehir
iktisâdiyatı”nın kendisidir”3
demektedir. Buradan hareketle diyebiliriz ki, bir şehrin
esnaflarının üretim ve ticarî faaliyetleri şehir iktisadiyatının özünü meydana getirir. Bir
başka ifade ile şehir iktisadiyatı şehir4in çarşısı5 da denilen; zanaat ve ticaret
mekânlarında, üretim ve pazarlama yapan insanlar ve onların bütün faaliyetleridir
denilebilir. Osmanlı şehrinde; sanatkârlar ve tüccar-esnaf sınıfını meydana getirenlere
“ehl-i hirfet veya hirfet ehli”6 denilmektedir. Hirfet ehlinin yaptıkları iş taksiminde
faaliyetlerini:
a-“üretici-satıcı-sanatkâr”, b-“üretici için ticarî faaliyette bulunan-alım ve
satım yapan tüccar”, c-“tekrar satan-tüccarlar”
olarak yürüttükleri7 bilinmektedir.

Buradan şu tespiti yapmak mümkündür kanaatindeyiz. Bir şehrin iktisadiyatı denildiği
zaman
“şehir çarşısındaki sanatkâr ve tüccarların faaliyetleri” anlaşılmaktadır.
Çarşıdaki faaliyetler: üretim ve ticaret olarak iki kısımda mütalaa edilirse bu faaliyetlerin
ağırlığını tüccarın ifa ettiği görülmektedir. Zira tüccarlar hem üreticinin malını
satmaktadır hem de üretim için mal temin etmektedir. Bu haliyle şehir iktisadiyatının
önemli nispette işleri; tüccarların faaliyetleridir diye bir tespitte bulunursak doğru bir
neticeye ulaşmış olduğumuzu düşünmekteyiz ki, deneme çalışmamızın
“özünü ve
esasını”
nın hududunu da belirlemiş oluruz. Şu hususa da kısaca belirtmekte fayda
bulunmaktadır. Ticaretin mal temin edicisi olarak tüccarın mal temin ettiği kaynakların
önemli kısmını ziraat ve hayvancılıkla uğraşan köylüler meydana getirirler bu bakımdan
şehirdeki ticarî metaın önemli kısmının üretici olarak köylünün şehir iktisadiyatının bir
parçası olduğu da unutulmamalıdır. Şehir iktisadiyatına köylü doğrudan katılmamaktadır.

İkinci mesele, şehrin ne demek olduğu hakkında birkaç cümle ile de olsa bilgi
vermektir. Türk dilinde adlandırma, tarihî süreçte; Balık, Kent şeklinde kullanılmışsa da
daha ziyade kullanılanı “
Şehir”dir. Şehir; Farsça bir kelime olup XIII. ve XIV. Asırlarda
“Şar” diye Türkçeleşmiştir ve büyük iskân yeri manasına kullanılmıştır. Balık ise, şehrin
hâkim yapı malzemesi toprak ve balçıktan geldiği için kabul edilen bir adlandırma olduğu
iddia edilmektedir8. Şehrin tanımı hususunda yaygın bilgiler coğrafyacı ve sosyologlara
aittir9. Ancak biz burada bir tarihçi olarak Toynbee’nin yaptığı şehir tarifini tercih
etmenin mana ve mahiyet olarak bu tip çalışma için uygun düşeceğini düşünmekteyiz.
O’na göre bir yerleşim yerinin şehir olabilmesi için aşağıdaki üç hususiyetin olması
gerekmektedir:

1-Korunmuş    olması,

2-Bir    Pazar, yani ticaret merkezi olması,

3-Orada    bir sanayi, yani gıda dışında bir üretimin olması icap etmektedir10.

Bazı tarihçiler buna bir de “dinîmerkez” olması gerektiğini ilave etmektedir11.
Yukarıdaki bilgileri tamamlayan ve bu çalışmayı zenginleştireceği düşüncesi ile

bir hususa daha dikkat çekmek istiyorum. Türkiye’de şehir tarihi üzerindeki
çalışmalarıyla tanınan Özer Ergenç’in, şehir tarihi çalışmalarının teorik temellendirilmesi
hakkındaki görüşünde, şehircilik konusunun geçmişini ve bugününü inceleyenler başlıca
yapmaları gerekenleri üç şık halinde sıralamakta ve şehrin
“...Çevresindeki daha geniş
ekonomik...”
yapılar içerisindeki durumlarını da açıklamaya çalışmakla yükümlüdürler
düşüncesini belirtmektedir12. Bu görüşlerin ortak noktasında bir şehir veya o şehrin içinde
bulunduğu bir devletin iktisadî durumu ortaya konulacaksa iktisat tarihçilerinin ihmal
edemeyeceği bir durum ortaya çıkmaktadır; yukarıda belirlediğimiz şartlar çerçevesinde
“Şehir İktisadiyatı” mutlaka izah edilmelidir. Yine W.M. Ramsay da “Anadolu’nun
Tarihi Coğrafyası” başlığıyla Türkçeye çevrilen eserinde, “Küçük Asya’nın ticaret
tarihinin temeli ise ancak elimizdeki eseri takip ve itmam etmesi icap eden bir “mahalli
tarih” üstüne kurulabilir”13
demektedir ki bu görüşte şehir iktisadiyatının bilinmesi
gerektiği zaruretine işaret etmektedir.

Bu deneme14 çalışmasında, Kayseri’nin seçilmesinin sebebi şunlar olarak ifade
edilebilir. Birincisi, Kayseri şehri üzerine
“Doktora Tezi”15 yapmış olmamdır. İkincisi,
Osmanlı Sosyal ve İktisadî Tarihi üzerine mühim çalışmaları olan Suraıya Faroqhi, XVI.
asırdaki Osmanlı şehirlerini tetkik ettiği bir makalesinde; Kayseri’nin Bursa, Manisa,
Ankara, Tokat gibi şehirlerle mukayese edilebilir önemli ticaret yerlerinden biri olduğunu
belirtiyor. Ancak verileri bulunmadığı için Ankara, Tokat ve Sivas gibi Osmanlılar
döneminde önemli ticaret şehirleriyle mukayese imkânının olmadığına işaret ediyor16.
Osmanlı şehirleri arasında mukayeseli çalışmalar yok denecek kadar azdır. Bu çalışmada
da mukayeseler yapmak imkânı şimdilik mümkün olmamaktadır. Ancak ortaya
çıkarılacak olan bilgilerin bundan sonra yapılacak mukayeseli çalışmalara imkân
verebileceğini düşünmekteyim17.

Kısa girizgâhtan sonra çalışmanın esasına giriş olmak üzere, Osmanlının iktisat
anlayışının bir kısmını teşkil eden iç ve dış ticaret siyasetinin kabaca bir çerçevesini
çizmekte fayda vardır kanaatindeyiz. Teşekkül eden sistemde içeride; mümkün olduğu
kadar tam rekabet şartları gerçekleştirilmeye çalışılırken bir taraftan da rekabetin rekabeti
öldürmemesi engellenmek istenmiştir. Bunun için etkili bir piyasa denetimi sağlanmış ve
ihtikâr tekelci eğilimlerle mücadele edilmiştir. Fiyat istikrarı sağlanarak, üretim, dağıtım
ve tüketim en üst anlamda planlanmıştır18. Dış ve transit ticaret; düşük gümrük ve
kapitülasyon politikaları ile savaş zamanlarında bile ticaretin engellenmemesi üzerine
inşa edilmiştir19. Çalışmamız kısaca Osmanlı ticaret siyaseti diyebileceğimiz bu esas
zemin üzerinde yürütülecektir.

Osmanlıların kuruldukları coğrafyada kendilerinden önceki devletlerin izledikleri
iktisadî siyasetin bir bakıma devam ettiricisi olduklarından İpek ve Baharat yollarının
canlılığını korumuşlar ve XVI. Asrın sonlarında ticaret yollarının Akdeniz’in dışına yön
değiştirmesine rağmen şartlara uygun ticaret siyaset geliştirmeyi başarmışlar Mısır, Şam
ve Halep (Baharat yolu) şehirleri canlı ticaret hayatını devam ettirmektedir20. Bu sayede
XVIII. Asrın ortalarına kadar Akdeniz ticaretini kendi lehlerine tutmayı başarmışlardır.
Türkiye’deki Doğu-Batı, Kuzey-Güney ticaret yollarının kesiştiği coğrafyada bulunan
Kayseri şehri de bu imkânları en iyi kullanan şehirlerden birisidir.

1-Kayseri’nin tarihî ticarî durumu:

Dünya tarihinde ilk şehirlerin ortaya çıktığı Sümerler dönemine yakın bir
zamandan beri varlığı bilinen Kayseri dünyanın en eski üretim ve ticarî merkezlerinden
biridir21. Nitekim Anadolu’nun eski şehirlerinin yerleşim yerleri tespit edilirken dikkat
edilen hususlar; kolay ulaşım ve her türlü ticarî münasebet imkânlarının o bölgede
bulunması22 olarak kabul görmüştür. Anadolu’nun en eski yerleşme yerlerinden olan
Kayseri, Anadolu coğrafyasında daha ziyade güneye bakan Hindistan-Akdeniz tarihî
ticaret yollarının kesiştiği coğrafî bir bölgede bulunmaktadır23. Mübeccel Kıray’ın
tanımlaması ile Kayseri
“kendine özgü bir fetih ve ticaret tarihi üzerinde şekillenmiş özel
bir etkileşim alanı olarak”
tarih boyunca Mısır, Roma ve Osmanlı gibi büyük devletlerin
oluşturduğu ve denetlediği ulaşım, ticaret ve kültürel etkileşim yolları24 üzerindedir.

Dolayısıyla tarihin her döneminde üretim ve ticarî imkânlarıyla öne çıkan bu şehir,
Türkler tarafından fethedildikten sonra da önemli bir üretim ve ticaret şehri olma
özelliğini muhafaza etmiştir. Selçuklu idarecileri Anadolu’daki tarihi ticaret yollarının
önemini kavramakla yetinmemişler ve ticaretin canlı tutulması için de büyük gayret sarf
etmişlerdir25. Selçuklular ve halefleri Osmanlıların ticaret yollarının korunması
maksadıyla aldıkları tedbirler veya yaptıkları han ve kervansaraylar bu iddianın delili
olarak kabul edilebilir26. Selçuklular XIII. ve XIV. asırlarda Asur ticaret kolonisi
Kültepe’ye çok uzak olmayan bir yerde milletlerarası bir ticaret panayırını
“Yabanlu
Pazarı
”nı27 kurmuşlardır.

Bilindiği gibi Anadolu coğrafyasında iki mühim ticaret yolu bulunmaktadır. Bu
yollardan birisi; Doğu-Batı, diğeri Güney-Kuzey istikametindedir. Doğu-Batı
istikametindeki yol Antalya’dan başlıyor, Burdur, Isparta, Konya, Aksaray, Kayseri’den
geçtikten sonra Sivas’ta Kuzey-Güney istikametindeki yolla birleşmekte ve oradan da
Erzurum üzerinden Tebriz’e ulaşmaktadır. İkinci yol ise, Sinop limanından başlayarak
Tokat’tan geçip Sivas’ta Doğu Batı istikametinden gelen diğer yolla birleştikten sonra
Malatya üzerinden Halep’e ulaşmaktadır28. Bu yolların geçtiği coğrafyayı hâkimiyeti
altında tutan önceki devletler gibi Selçuklular ve Osmanlılar benzeri
“üretim ve ticarî
siyaset”i
takip etmişlerdir. Doğudan gelen malları Batıya aktarmak olarak ifade
edebileceğimiz bu üretim ve ticarî siyaset, XII. Asırdan itibaren Doğuda İran ve
Hindistan, Kuzeyde Kafkasya ve Rusya ile Batıda önceleri Venedik, Ceneviz daha sonra
diğer Batılı devletler, Fransa, İspanya, İngiltere ve Hollanda vs. ile yürütülmüştür29.

XVI. asırdan itibaren Osmanlı Devleti; Doğu ve Batıyla yaptığı ticarî
münasebetlerinden dolayı üç önemli meseleyle karşı karşıya kalmıştır:

1-    Doğudan (İran-Hind-Rusya) ülkeye giren ticaret mallarının fazlalığı sebebiyle
altın ve gümüşün o tarafa gitmesine sebep olduğundan kıymetli madenler hususunda
darlığa düşmüştür.

2-    Avrupalı tüccarların Türkiye’den devamlı hammadde çekmeleri yerli
sanayicilerin gücünü zayıflatmıştır.

3-    Sahillerde yüksek fiyatlarla tahıl satın alan tüccarlar yiyecek darlığına sebep
olmuşlardır30. Osmanlı devlet idarecileri bu zorlukların aşılması için gayret ederlerken,

XVI. asrın sonlarından itibaren karşılarına daha önemli bir mesele çıkmıştır. Zira Akdeniz
ticareti yerini Atlantik ticaretine bırakmıştır31. XVII. asırda Fransızlar, İngilizler ve
Hollandalılarla ticaret devam etmişse de artık ticarî gelişmeler Osmanlı Devleti’nin
aleyhine değişmeye başlamış XVII. asrın sonunda ve XVIII. asrın başlarındaki savaşlar
da bu şartları ağırlaştırmıştır. Olumsuz gelişmeler Osmanlı ticaretinin duraklamasına
sebep olmuşsa da Osmanlılar da bu şartlara uygun yeni ticaret politikaları
geliştirmişlerdir32. Bu durumu Mehmet Genç,
“Osmanlılar, Batı ile Doğu arasındaki
enterseküler/üstünlük trendi değiştirmek için insan-üstü gayretleri bizleri ve herkesi
hayrete düşüren performans gösterdiler... Nitekim 17. yüzyılın sonlarına hatta 18.
yüzyılın ortalarına kadar, nispeten yavaş seyreden değişmeler karşısında pekâlâ
direnebilmişlerdir”,
şeklinde ifade etmektedir33. Bunun sebebi Osmanlı idaresinin diğer
Doğu devletlerinin aksine pratik ve esnek olmalarıdır. Her hal ve şarta göre uyum
sağlayan bu esnek politika Osmanlı Devleti’nin uzun ömürlü olmasının en önemli
sebeplerindendir. Bu sebeplerle XVII. ve XVIII. Asrın başlarında Anadolu’daki ticaret
yolları hâlâ canlılığını koruduğu Genç34, Tabakoğlu35, Marsigli36, Braudel37, Faroqhi38 ve
Raymond39 vs. tarafından kabul edilmektedir.

Bu ticaret siyasetini umumi Osmanlı iktisat siyasetinin uygulaması olarak kabul
edebiliriz. Osmanlı iktisat siyasetini kısaca birkaç maddede izah edebiliriz. Birincisi,
Osmanlı Devleti transit ticaret bölgesi olmaya büyük önem verdiğinden gümrük
gelirlerini % 3-5 gibi düşük bir seviyede tutmaktadır40. Bu durum Avrupalı tüccarların
ticarî faaliyetlerini Osmanlı toprakları üzerinden yürütmeye devam etmelerine sebep
olmuştur. Nitekim Avrupalı tüccarlar XVIII. asrın ilk yarısından itibaren Osmanlı
şehirlerinde
“ticarî konsolosluklar” açarak41 ticaret ağlarını Anadolu’nun iç
kısımlarındaki şehirlere kadar genişletmiş; Ankara, Kayseri’ye kadar ulaşmışlardır42.
Tabiî olarak bu ticaret ağının meydana getirdiği canlılıktan birçok şehir gibi Kayseri de
payını almıştır.

İkincisi, XVI. asırda Dünya ticaret yollarının yön değiştirmesi veya “iktisadî
stratejik üstünlük siyasetleri ”nin
neticesi mecburî şartlar yaşanırken Osmanlılar
Suriye’deki aşiretlerin yardım ve destekleriyle yerli halkın yakınlığını kazandılar. Bu iş
birliği Baharat yolunun korunmasını sağlamış43 ve Osmanlının Güney ve
Güneydoğusundaki
“Kıyı ticaret şehirleri”nin canlılığına yardımcı olmuştur. Çin ve
Hindistan’dan gelip Batıya giden İpek ve Baharat yollarının iyi korunması ticaretin
akışını canlandırmış mal/metaın sürekli dönüşümüne sebep olmuştur. Batılı, İranlı,
Anadolu ve Mısırlı tüccarlar bu şehirlere kendi memleketlerinden getirdikleri malları
satarlar veya tek taraflı mal alarak kendi şehirlerine götürürlerdi. XVII. ve XVIII.
asırlarda başta İstanbul olmak üzere Osmanlı şehirlerinin ticarî yönleri Akdeniz’e dönmüş
olsa da, sahil kentleri ile yürütülen ticaretin hacmi Batı ile yürütülenin iki katına
çıkmıştır44. XVII. ve XVIII. Asırlarda; Kayserili tüccarların iç ve kıyı ticaret şehirleriyle
ticarî münasebetlerini tespit edebiliyoruz. Belgelerde, tüccarların çok yoğun ticaret
yaptıkları iç ticaret şehirleri Ankara45, Tokat46, Çorum, Erzurum47, Adana, Yozgat,
Konya, Kastamonu, Niğde48dir. Kıyı ticaret şehirler ise, İzmir49, İstanbul50, Payas51 ve

Kahire52dir. Yine XVIII. asrın ilk yarısında Anadolu’ya ticaretin yapıldığı önemli bir
merkez de İpek yolunun güzergâhındaki Tebriz53 dir. Bir hususa dikkat çekmek gerekirse
Kayserili tüccarların Güneyde en fazla ticaret yaptıkları şehirler ise Halep, Şam, Payas ve
Kahire54dir. Bu da şimdiye kadar iddia edilen ve hâlâ geniş bir kesim tarafından kabul
gören ticaret yollarının Atlas Okyanusu’na kayması neticesinde Osmanlı ticaretinin
çöktüğü tezinin pek de doğru olmadığını ortaya koymaktadır.

Bütün alınan tedbirlere rağmen XVIII. asrın başından itibaren dış ticarette olumsuz
gelişmeler Osmanlı Devleti’nin iç ticaretini de etkilenmiş, sadece toptancılıkla uğraşan
yabancılara karşılık kuvvetli pazarlık gücü olan üretim ve ticaret yapan esnafın da artık
gücünü yitirmesine yol açmıştır55.

Tarihin her döneminde ticaret yollarının kesişme yerinde kurulduğu için Kayseri
Hata! Yer işareti tanımlanmamış.zaman içinde ticarî önemi azalsa da, XVII ve XVIII.
Asırlarda önemli üretim ve ticaret şehirleri olmayı sürdürmüştür.

2-Şehrin Ticarî İmkânları ve Faaliyetleri:

Girişte, “bir şehrin ticarî imkânı ile kastedilen; ticarî olmak maksadıyla üretici-
esnaf-sanatkâr ve üretilen mal-metadan, üretilen malın tüketiciye ulaştırılması
sürecindeki bütün faaliyetler”
kastedilmektedir diye belirtmiştik. Bu faaliyetleri; iş gücü,
mal, pazaryeri, ulaşım vasıtaları ve ulaşım şartları alt başlıkları şeklinde sıralamak
mümkündür. Buradan hareketle bir şehrin ticarî imkânlarını ve faaliyetlerinin iki ana
bölümde inceleyebiliriz. Birincisi, şehrin yerleşim yeri, ulaşım imkânları ve ticarî
mekânları, ikincisi ise, şehrin iş adamı ve iş gücü-müteşebbis ruhlu insanı; sanatkâr,
üretici, tüccar-dür.

A-Şehrin Yerleşim Yeri, Ulaşım İmkânları ve Ticarî Mekânları:

Bu başlık altında bilgiler nazarî olarak verilirken aynı zamanda denemenin esası
olarak örnek şehir olarak ele alınan Kayseri şehrinin fiili durumu izah edilerek ortaya
konulma çalışılacaktır.

a-Yerleşim yeri:

Yerleşme, en geniş anlamda dünyanın her yerinde en ilkel ev kümelerinden, en
yüce yapılara kadar bütün binaların tamamı olarak tanımlanabilir. Bu şekilde yerleşme,
bir anlamda, dünya yüzeyi üzerinde insan eliyle yapılmış olan şekillerin tamamı
demektir56. Paleolitik devirden beri Anadolu’daki yerleşme yerleri; çok dakik coğrafî
hesaplamalara göre kurulmuş,
“Jeopolitik ve Sosyo-Ekonomik” açılardan ince
hesaplamalarla belirlenmişlerdir57. Kayseri bu şartlarda Anadolu’da kurulan şehirlerden
birisidir.

b-Ulaşım imkânları:

Bilindiği gibi Türkiye Doğu-Batı, Kuzey-Güney istikametinde gelen ve çeşitli
kolları olan ticaret yollarının bulunduğu bir coğrafyadır. Kayseri şehri bu yolların geçtiği
ve kesiştiği yerlerde kurulmuş şehirlerden biridir, dolayısıyla ticari imtiyazlı
şehirlerdendir denilebilir. Bu sebeplerden dolayı ulaşım imkânları yeterinden fazladır
denilebilir.

c- Hata! Yer işareti tanımlanmamış.İmâlat ve ticâret mekânları:

Osmanlı dönemi Türk şehirleri umumi manada ticaret yapıları olarak üç ana
türdedir. Bunlar: a-dükkânlar, b-hanlar, c-bedesten/bedestenlerdir58. Osmanlı şehrinin
ticaret mekânları, ticarî faaliyetlerin faalliği seviyesine bağlı olarak; belli bir biçime
ulaşma, durgunlaşma ve endüstri çağı teknolojisinden etkilenme olarak üç safha
geçirmişleridir ki, kabaca XVI. Asrın sonu, XVII ve XVIII. Asırlar ve XIX. Asrın ortaları
bu safhalar için başlangıç zaman dilimleri olarak kabul edilebilir59. Bütün bu safhaları
imalat ve ticaret mekânlarında takip etmek mümkündür. Bu mekânlar umumiyetle şehrin
merkezinde bulunmakta; çarşı ve pazaryerleri olarak adlandırılmaktadır. Bu mekânlar
üretim, alım-satım dâhil her türlü faaliyetlerin yürütüldüğü yerlerdir.

ca-Çarşı:

Bütün Osmanlı şehirlerinde olduğu gibi Kayseri’de de şehrin merkezinde birer
çarşı-pazar bulunmaktadır. Belgelerin hemen tamamında çarşı kelimesi;
“Çarşı-Pazar”
veya “Çarşı”, “Pazar”60 şeklinde geçmektedir. Biz de çarşı ve pazar kavramlarının
beraber ele alacağız. Belgelere;
“şehir çarşusu”, “sûk-ı sultanî’ veya “uzun çarşı”61
olarak kaydedilen muhit her türlü üretim/zanaat ve ticaret faaliyetlerinin yürütüldüğü
merkezdir. Surlarla iç kale arasında olan Kayseri çarşısı hakkında Evliya Çelebi,

“Muhasip Ağa’nın dükkânını geçince Arpacılar Çarşısı, Kazancılar Pazarı ve
Samurcular Çarşısı gelir. Sol tarafta Mevlevihane bahçesinin kapısı vardır. Uzun çarşı
başında son bulur. Saraçhane ile Haffafhane Pazarı, aydınlık, düzenli ve çok kalabalık
pazarlardır. Debbağlar Pazarı temizdir. Odun Pazarı kale kapısında olup buraya At
Pazarı kapısı derler,
62 At Pazarı, Paşa Sarayı yanındadır. Koyun Pazarı da o
civarıdır
63 diyerek fizikî olarak yerini tarif ettiği çarşıdan “iki yerde kargir kapalı
çarşısı bulunur. Biri kuyumculardır ki her türlü eşya ve mücevherler bulunmaktadır.
Çeşitli kap kacak eşyaları pek çoktur. Büyük bedestende zengin tüccarlar alış-veriş edüb,
çeşitli kumaşlar satın alırlar. Büyük çarşılardan Uzun çarşı gayet süslüdür
64 diye
bahsetmektedir. Kayseri’yi gezen bir başka seyyah Polonyalı Simon ise Kayseri’de
“hânlar, bedestenler, dükkânlar, çarşı-pazarlar ve kuyumcu dükkânları vardır. Böyle
olduğu halde az insana rastlanır
65 demektedir.

Osmanlı şehrindeki çarşı-pazarlar esnaf teşkilatı yapısına uygun teşkilatlanmakta
ve idare edilmektedir. Muhtesibin kontrolündeki Çarşı-Pazar
“Pazarbaşı” tarafından her
mesleğin işkolu temsilcileriyle birlikte yürütülür. Çarşı-pazarların mekânları olarak
bedestenler, hanlar ve pazaryerleri bulunmaktadır.

XVII ve XVIII. asırlarda Kayseri’nin çarşı-pazar gelirlerinin tamamını hesaplamak
mümkün olmamakla beraber bir belgeden Kayseri’nin 17 asırda
“bac-ı bazâr”
gelirlerinin senelik 63.000 akçe olduğu tespit edilebilmiştir66.

1-Bedesten:

Kayseri’de çarşı-pazarın en önemli ticarî mekânlarından iki tane bedesten
bulunmaktadır. Birisi Selçuklu yapımı olan bedestenin yapılış tarihi bilinmemekte ve
kitabesizdir67. İkinci bedesten 1467 senesinde Kayseri Sancakbeyi Mustafa Bey
tarafından inşa edilmiştir. Güneyinde Vezir Hanı, Doğu ve Kuzeyinde Kapalı Çarşı,

Batıda Pamuk hanı ile çevrilidir68. XVII. Asırdaki durumu hakkında Evliya Çelebi’den
bilgi sahibi olduğumuz bedestenler XVIII. Asırda da faaldir.

2-Boyahaneler:

Dokumacılığın önemli olduğu Kayseri’de dokumacılıkta kullanılan ipliğin
renklendirilmesinde önemli katkı maddesi olarak boya üretimi ve ticareti önemli bir iş
koludur. IV. Murat’ın silahtarı Mustafa Paşa evkafına ait olan Kayseri boyahanesinin

XVI. Asrın son çeyreğinde 500-550 kuruş geliri bulunmaktadır69. XVII. Asrın
sonlarından itibaren malikâne usulüyle işletilen boyahanenin 600 kuruşluk geliri, 1730’lu
senelerde yasak olmasına rağmen açılan yeni boyahaneler dolayısıyla azalmaya
başlamıştır70.

3-Kirişhane:

Silah yapımında ve hayvanların sinirleri ve bağırsaklarının değerlendirildiği yerler
olan Kayseri kirişhanesi hakkında bilgiye ulaşamadık.

4-Hanlar:

Kayseri’nin merkezinde; Gön Hanı71, Abdi Bey veya Kıflamazoğlu Hanı72, Vezir
Han73, Pamuk Han bulunmakta, Karatay Kervansarayı ve Sultan Han Sivas Yolu
üzerindedir.

Bu hanların XVII ve XVIII. Asırlardaki durumu hakkında faaliyette olmalarına
rağmen yeteri kadar bilgi sahibi değiliz

5-Kapan    Hanı:

Evliya Çelebi’nin, “çok kalabalık ve sağlam bir han”74 diye tanımladığı Kayseri
Kapan hanı At Pazarı’ndadır75.
“Dört tarafı tarık-ı ‘amm ile mahdut fevkanî ve tahtanî 29
kapısı bulunmaktadır”15
ve XVII. Asırda geliri 38 bin akçedir. XVIII. Asırda Kapan
hanın gelirinin yaklaşık bu rakamda olabileceği tahmin edilebilir.Hata! Yer işareti
tanımlanmamış.Hata! Yer işareti tanımlanmamış.

cb-Pazaryerleri:

XVII. ve XVIII. asırlarda Kayseri’de tespit edebildiğimiz Pazaryerleri:

At pazarı, Araba pazarı, İplik pazarı, Odun pazarı, Koyun pazarı, Buğday pazarı,
Debbağ pazarı, Mezat pazarı, Penbeciler pazarı, Haffaf pazarı, Saman pazarı, Çilingir
pazarı, Samurcular pazarı, Pastırma pazarıdır.

Yukarıdaki bilgilerden anlaşıldığı gibi Pazaryeri isimleri o şehirde üretim ve
ticareti yapılan eşya ve mala göre adlandırılmaktadır.

Kayseri’deki esnaf cemiyetlerinin XVII. ve XVIII. Asırlardaki faal olmalarının
sebepleri arasında Kayserili tüccarların ticarî faaliyetlerinin önemli yeri olmalıdır. Çünkü
Anadolu’nun birçok şehirleriyle ticarî münasebetlerde bulunan Kayserili tüccarlar üretim
ve tüketim mallarının ticaretini beraberce yapmaktadırlar. Bu durum Kayserili esnafın
mallarını rahat pazarlamasını temin ederken esnafın hammadde ihtiyaçlarını da kolayca
temin etmesine sebep olmaktadır. Böylece Kayserili esnafın üretim faaliyetleri
canlanmakta ve üretim artmaktadır.

B- İş adamı ve iş gücü (sanatkâr-müteşebbis-sermayedar-tüccar):

Şehrin çarşısı76 da denilen; zanaat ve ticaret mekânlarında, üretim ve pazarlama
yapan insanlar ve onların emeği, şehrin ticaret imkânlarının esas unsurlarındandır.
Osmanlı şehrinde; sanatkârlar ve tüccar-esnaf sınıfını meydana getirenlere
“ehl-i hirfet
veya hirfet ehli”11
denilir. Çırak usta geleneğiyle eğitim alanlar “Gedik” sistemiyle iş
yerine kavuşur ve
“Lonca” teşkilatı içerisinde müessis bir yapı meydana getirirler ve
“Muhtesib”in denetiminde hukukî77 şartlara uygun olarak faaliyetlerini icra ederlerdi78.
Hirfet ehlinin yaptıkları iş taksiminde faaliyetlerini: a-
“üretici-satıcı sanatkâr”, b-
“üretici için ticarî faaliyette bulunan-alım ve satım yapan tüccar”, c-“tekrar satan-
tüccarlar”
olarak yürütmektedirler79. Şehrin çarşısında faaliyetlerini yürüten bu kesim
insanlar aynı zamanda şehrin iktisadî gücünün de çekip-çevirenidirler. Bir Osmanlı şehri
olan Kayseri’nin ticarî imkânlarını yukarıda belirlediğimiz üç esas üzerinden ele alarak
ortaya koymak mümkündür.

a-Üretici-satıcı sanatkâr veya hirfet ehli:

Şehir iktisâdiyatının esasını küçük tüccar da diyebileceğimiz üretici-satıcı olan
sanat erbabı meydana getirdiğine dair görüşü baş tarafta işaret etmiştik Osmanlı şehrinde
sanayi ve ticaret hayatının kadrolarını meydana getiren bu
“hirfet ehli” de denilen
sanatkârlar, cemiyetler halinde hiyerarşik bir biçimde teşkilatlanmışlardır. Osmanlı esnaf
cemiyetleri iş ve faaliyetlerini; “serbest rekabet” düsturu yerine, karşılıklı
“kontrol”,
“yardım”
ve “imtiyaz” esasıyla yürütmektedirler80. Şehrin üretim hayatının önemli ve
vazgeçilmez unsuru olan
“esnaf cemiyetleri” gelenek halinde belli sayılarda “zümreler”
teşkil ederek hayatını devam ettirmektedirler. Bu zümrelerden birisine katılmak isteyen
Osmanlı insanı; belli bir hiyerarşiyle;
“çırak-usta usulü ”nde sanatın sırlarını, cemiyet
geleneklerini ve ahlakî esasları öğrenirler ve
“gedik” sistemine uygun olarak üretim
hayatına katılırlardı81. Böylece bir şehrin önemli insan nüfusu esnaf cemiyetlerinin
bünyesinde bulunurlardı. Esnaf cemiyetlerindeki gedik sisteminin özel teşebbüsü
engelleyen bir tarafı olmakla beraber, esnaf cemiyetleri idarî teşkilatın sıhhatli yürütül¬
mesine de yardımcı olmaktadırlar. Çünkü Osmanlı Devleti, esnaf cemiyetlerinin
meselelerinde esnaf yöneticileriyle muhatap olmaktadır. Dolayısıyla kolayca yüzlerce
insan zabt-ı rabt altına alınmakta ve cemiyet-devlet ahengi kurulmaktadır82.

XVII. ve XVIII. Asırlarda özellikle Kayseri, girişte de belirttiğimiz gibi
Anadolu’nun kendi ölçeğinde önemli birer sanayi ve ticaret şehirleri olarak az da olsa;
canlı ve hareketli bir şehri durumundadır. XVII asrın ortasında Kayseri’yi gezen Evliya
Çelebi, Kayseri’nin esnaflarının çok hizmet kolları olduğundan bahsettikten sonra
“Attarlar, berberler, bakkallar, kasaplar, çizmeciler, şıracılar, hattatlar, oduncular,
bulunmakta”8
diye anlatmaktadır. Kayseri’den esnaflık kolunun debbağlık ve
dokumacılık olduğu bir başka seyyah Polonyalı Simon’da XVII asırda Kayseri’deki
esnafları büyüklüklerine göre “Kasaplar, Cullahlar, Demirciler, Aşçılar, Börekçiler,
Semerciler, Arpacılar ve Berberler”
şeklinde tasnif etmekte ve en önemli esnaf meslek¬
lerinden terzilik ve kaftancılıktan söz etmektedir83 .

Bu arada Kayseri’de XVII. ve XVIII. Asırlardaki deri işlemeciliğinin önemini
belirtmek için birkaç cümle yazmak gerekir diye düşünmekteyiz. Mesela, dericiliğin katkı
maddesi olan
“Mazı” Bağdat ve Diyarbakır’dan geldiği için aksamalar sebebiyle
İstanbul’a sahtiyan göndermesi gereken Kayseri esnafı üretimi ve mal göndermeyi
aksatmaktadır84. Bu durum Osmanlı ülkesinde sahtiyan fiyatlarının artışına sebep
olmaktadır85. Devlet; XVII ve XVIII. Asırlarda yetkilileri tedbir almaları için sık
uyarmaktadır86.

Kayseri için Evliya Çelebi, Polonyalı Simon ve şer’iye sicillerinden istifade ederek,
sayılarını tam olarak tespit edememekle beraber XVII ve XVIII. Asırlarda bu şehirde
aşağıdaki meslek zümrelerini tespit etmek mümkündür:

Debbağlar, Sabuncular, Cullahlar, Cerrahlar, Kaftancılar, Boyacılar, Kuyumcular,
Berberler, Atarlar, Bakkallar, Oduncular, Haffaflar, Kalaycılar, Terziler, Kazancılar,
Semerciler, Mumcular, Taşçılar, Hamamcılar, Sıvacılar, Ekmekçiler, Kurşuncular,
Bezirciler, Bakırcılar, Kürkçüler, Yorgancılar, Neccarlar, Pastırmacılar, Çiviciler,
Kavukçular, Demirciler, Çilingirciler87

Kayseri’de her bir esnaflık kolunda iş yapanların sayılarını tam olarak tespit etmek
mümkün olmamaktadır.

Yukarıdaki bilgilerden; XVII. ve XVIII. Asırlarda Kayserili tüccarların faal
olmalarının ticarî ihtiyacı artırdığı dolayısıyla da esnaf cemiyetlerinin sayı ve iş
imkânlarının artmasına yardımcı olduğu kabul edilebilir88.

b-Üretici için ticarî faaliyette bulunan-alım ve satım yapan tüccar(ticarî
müesseseleri ve faaliyetleri):

Şehir iktisadiyatının bir diğer unsuru üretici-satıcı esnaftan sayı olarak daha az,
ancak iş hacmi bakımından daha büyük olan kısmını alım-satım yapan ve satan tüccar
diye adlandırılan kısım teşekkül ettirir. Tüccarlar yalnız kendileri ticaret yaptıkları gibi
meydana getirdikleri müesseselerle alım-satım yapmakta ve tamamıyla ticarî
diyebileceğimiz faaliyetleri yürütmektedirler. XVII ve XVIII. Asırda Kayseri’deki
tüccarları ve ticarî müesseseleri ve faaliyetlerini bütün yönleri ile takip etmek için yeterli
belge ve bilgi bulmak mümkün olmamaktadır. Bu dönem hakkında umumi, hususi üretim
ve ticaret mal ve sermayesi hakkındaki bilgiler, maalesef yok denecek kadar azdır. Konu
ile alakalı bilgileri elde ettiğimiz en zengin kaynaklar; Kayseri şer’iye sicillerindeki, başta
“tereke kayıtları ” olmak üzere satış vesikaları veya vakıf eserleri ile ilgili olarak tamamı
dolaylı belge ve bilgilerdir. Adı geçen belgeler meseleleri izah için ihtiyacımız olan
bilgileri yeteri kadar vermemekle beraber o dönemdeki kişilerin; meslekî durumları,
tüketilen mal-meta ile üretilen ve ticarî kıymeti olan eşyalar hakkında bilgi sahibi
olunmamıza yardımcı olmaktadır. Elde edilen bilgi ve rakamlardan ancak tahmini
neticelere ulaşmak mümkün olabilmektedir.

Dönemin Kayseri’sinin ticarî imkânlarının belirlenmesinde “şirket” kelimesine
dikkat etmek gerekir kanaatindeyiz. Osmanlıda yaygın bir şirket kültürünün olduğu
bilinmektedir89. Şirket; hukuk lisanında mevzu olarak
“ortaklık, bir adamın
yapamayacağı şeyi meydana getirmek ve mütemeddi olmak için birden ziyade şahısların
muhtelif suretlerle birleşmesidir”90
. Kayseri’de bizim tetkik ettiğimiz belgelerde daha
ziyade
“şirket-i akd” şeklinde kurulan şirketler bulunmaktadır. Şirket-i akd; iki veya daha
fazla kimsenin arasında bir akd; yani bir icab ve kabul ile husule gelen şirkettir ki,
kazanılacak olan kâr şirketi kuranların arasında müşterek olarak paylaşılır.
“Şirket-i
akd”ler, “şirket-i inân”, “şirket-i mufâveze”
ve “şirket-i mudârebe” gibi üç ayrı şekilde
teşekkül ettirilmektedirler91. XVII ve XVIII. Asırlarda Kayseri’de şirket-i akdin üç ayrı
biçimiyle ilgili çok fazla bilgi bulunmaktadır92. Belgelerden, kurulan şirketlerin
kimliklerine ulaşmak da mümkündür. Şirketler; hem Müslümanlar hem de
gayrimüslimler tarafından kurulabilmektedir. Yalnız Müslümanların veya
gayrimüslimlerin kendi aralarında93 kurdukları şirketler olduğu gibi Müslümanlar ile
gayrimüslimlerin ortak olarak kurdukları şirketler de bulunmaktadır94. Osmanlının
hukuki hoşgörüsü ve ticaret siyaseti bu şekillenmenin esas belirleyicisi olmalıdır.

Teşekkül ettirilen bir şirket “belirlenmiş sermaye”si veya “kredi kaynakları” ile
işlerini yürütmektedirler. Kayseri’deki tüccarların kurdukları şirketler; bizzat kendilerinin
sermaye olarak meydana getirdikleri kaynakları olduğu gibi,
“sermaye tarîkı ile”91,
“müşteri”
ve “makbuz” karşılığı veya “karz-ı şer’i” ile ya da küçük sermayeler
“murâbâha” karşılığı alınan sermayelerden meydana getirilmiştir. Şirket sermayeleri için
önemli bir diğer kredi kaynakları ise, şehrin mahalle ve mahallelilerin ihtiyaçlarını
karşılamak maksadıyla ayrılmış olan, nakit paralardır. Belgelerde,
“avârız ve nüzûluna
mevkûf-ı nükûd”
şeklinde kaydedilmişlerdir. Mahalle “mevkûf-ı nükûd mütevellileri”
tarafından idare edilen paralar, kıymetinin korunması veya gelirlerinin arttırılması için
“murabaha” ya verilerek bu paraların “nemâ” larından istifade edilmektedir95. Bu
şekilde hem mahallelinin paraları değer kazanmakta hem de tüccarlara büyük kaynaklar
temin edilmektedir.

Kayseri’de XVII ve XVIII. asırlardaki şirketler; hem kendi öz kaynakları hem de
kredi imkânlarıyla sermayelerini küçümsenmeyecek rakamlara ulaştırabilmektedirler. Bu
durum şehrin ticarî imkânlarını artırmaktadır. Bu zaman diliminde tespit edebildiğimiz
kişilerin ve şirketlerin sermaye rakamları 200 ile 20 bin kuruş arasındaki rakamlara baliğ
olmaktadır.

Belgelerde tüccar ve şirketlerin yaptıkları ticarî faaliyetler: “ticaret maksadıyla
diyâr-ı ahere gitmek”
veya “diyâr-ı ahere kâr-ı kesb maksâdıyla” gitmek gibi ifadelerle
kaydedilmiştir96. Ayrıca, şirket sahipleri XVII. asrın sonundan itibaren çeşitli
mukataaları-işletmeleri iltizamla alıp satmaktadırlar. Bu işler büyük rakamlı ticarî
faaliyetlerdir.

Kayseri’deki XVII ve XVIII. asırdaki ticarî faaliyetleri sadece bu şehirlerin
tüccarları ile sınırlı değildir. Osmanlının diğer şehirlerinden veya başka ülkelerden gelen
tüccarların da ticaret faaliyetleri bulunmaktadır. Belgelerde,
“ticaret maksadıyla
bulunan”97
veya “Diyar-ı Acemden olub ber-vech-i ticâret”98 kayıtları bu kişilerin yerli
tüccar olmadıklarını işaret etmektedir.

Kayserili tüccarların XVII ve XVIII. Asırlardaki ticarî mallarının kalemlerini şu
şekilde sıralamak mümkündür; pamuk, keten, sabun, bez, kahve, astar, balık, at, deve,
çeşitli kumaş, şab, çuka, sahtiyan, nışadır, pastırma, elvan, Londra çuka, şeher çiti
(tülbent), mazı, Manisa alacası, güherçile, kurşun, demir, bakır, kazan, cariye, köle, vb..
bu kadar çeşit kalem malın ticaretinin yapılması bu şehirlerdeki ticarî hayatın büyük
boyutlarda olduğunu göstermektedir.

Çalışmaya güç katar düşüncesiyle Kayseri’de XVIII. asırda yapılmış bir han olarak
Vezir Han hakkında kısa bilgi vermek yerinde olur düşüncesindeyiz.

1-Vezir Han:

Kayseri’de ticarî hayatın XVIII. asrın başlarında hâlâ canlılığına iyi bir delil de,
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın 1723‘de Nevşehir’de eylediği cami ve imaret için
“akar” temin etmek maksadıyla yaptırdığı “Vezir Han”dır. Vezir İbrahim Paşa’nın bina
ettirmek istediği han için vazifelendirdiği Ser Mmimar-ı Hassa Mehmet tarafından önce
“akar binası ne mahallerde bina olunması münâsib” bir yer tetkiki yaptırılmış ve sonra
inşa edilmiştir99. İnşası tamamlanan han, 27 Ocak 1728 tarihinde senelik 4.000 kuruşa
iltizama verilmiştir100. Bu hanın Kayseri’ye yaptırılmasındaki tercih şehrin ticarî önemi
ile alakalı olması gerekir.

XVII. ve XVIII. asırlardaki Kayseri’nin ticarî hayatının umumi manada Osmanlı
iktisadî siyasetinin ölçülerinde cereyan ettiği unutulmamalıdır. Mehmet Genç’in ifade
ettiği gibi: bir İslâm toplumu olarak Osmanlılar, ticarete ve tüccara değer veriyorlardı.
Bunun bir göstergesi olarak da tüccarlar ve ticaret az vergi ödeyen ve himaye edilen
toplum ve iş kesimiydi. Bu durum Osmanlının iktisadî dünya görüşünün neticesi idi.
Provizyonizm ve fiskalizmizm ilkelerinin gereği olarak görülüyordu101.

KAYNAKLAR
A-Arşiv Vesikaları:

a-Başbakanlık Osmanlı Arşivi:

Mühimme: 133.

Mukataa Defteri: 1435.

b-Kayseri Şeri’iye Sicilleri:

Şer’iye Sicili No: 119, 126, 129, 130, 132, 133, 134, 135, 137, 141, 143, 144, 147, 148

c-Kayseri Şer’iyye Sicilleri üzerine yapılmış Yüksek Lisans Tezleri:

GÖÇER, Hayrünnisa, 63 Numaralı Kayseri Şer’iye Sicili Transkripsiyon ve Değerlendirme
(H.1063-1064/M. 1652-1653), (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Kayseri 2001.

ÇALIŞKAN, Recep, 68 Numaralı Şer’iye Sicili, (H. 1068-M 1657) (Basılmamış Lisans Tezi)
Kayseri 1995, Sayfa 20 Belge 55.

KALIPÇIOĞLU (KIDI), Zeynep, 75 Numaralı Kayseri Şer’iyye Sicilinin Transkripsiyon ve

Değerlendirilmesi, (H.1073-1074/M.1663-1664), (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi)
Kayseri 1996.

ŞAHİN, Hilal, 77/1 Numaralı Kayseri Şer’iyye Sicili Transkripsiyon Değerlendirme (H. 1078/M.
1667), (Lisans Tezi) Kayseri 2006.

AYTEKİN, Hakan, Sayfa 21 Belge 56;

ÜNAL, Ayhan Afşin Ünal, 92 Numaralı Kayseri Şer’iye Sicili Transkripsiyon ve Değerlendirme
H.1095/M.1683-1684, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi) Kayseri 1995.

TÜRKMEN, Ayşe, 96 Numaralı Kayseri Şer’iyye Sicili’nin Transkripsiyonu ve Değerlendirilmesi
(H.1099-1100/M. 1687-1689), (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Kayseri 1998.

CANER, Songül, 128 Nolu Kayseri Şer’iye Sicili Transkripsiyon ve Değerlendirme H.1161-
1162/M. 1748-1749 (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi) Kayseri 1997.

TOK, Özen, 130 Numaralı Kayseri Şer’iyye Sicilinin Transkripsiyon ve Değerlendirilmesi,
(H.1151-M.1738-1739), (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi) Kayseri 1996.

B-Eserler:

ANDREASYAN, Hrand D., Polonyalı Simon Seyahatnamesi, İstanbul 1964.

AKDAĞ, Mustafa, “Türkiye’nin İktisadi Vaziyeti”, Belleten, XIII, S. LI, (Ankara, 1949), Ankara
1949.

BARKAN, Ömer Lütfi, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Esnaf Cemiyetleri”, Ömer Lütfi Barkan’a
Armağan, İÜEFM, XL, S: 1, s. 1-4, İstanbul, 1984-1985.

BAYDUR, Nezahat, Kültepe(Kanes) ve Kayseri Tarihi Üzerine Araştırmalar, İstanbul 1970.

F.Ü.Sosyal Bilimler Dergisi 2009 19 (1)

BAYKARA, Tuncer, “Türklerde ve Anadolu’da Şehir Hayatı”, Tarihte Türk Devletleri I, Ankara
1987.

BRAUDEL, Ferdinand, Maddi Uygarlık Ekonomi ve Kapitalizm XV-XVIII. Yüzyıllar, III, (Çev.
Mehmet Ali Kılıçbay), Ankara 1993.

CEZZAR, Mustafa, Tipik Yapılarıyla Osmanlı Şehirciliğinde Çarşı ve Klasik Dönem İmar
Sistemi, İstanbul 1985.

CHALMETA, Pedro, “Pazarlar” İslâm Şehri, (Çev. Elif Toçugil), İstanbul 1997.32

ÇAKI, Coşkun, “Türkiye’de İktisat Tarihi Çalışmalarının Tarihi Üzerine Bir Deneme”, Türkiye
Araştırmaları Literatür Dergisi, C 1, S 1, (İstanbul 2003).

ÇAYIRDAĞ, Mehmet, “Kayseri’de Zamanımıza kadar Gelmemiş Olan Bazı Mühim Binalar”, IX.
Türk Tarih Kongresi Bildirileri II, İstanbul 1986.

ERGENÇ, Özer, “Osmanlı Şehrinde Esnaf Örgütlerinin Fizikî Yapıya Etkileri”, VIII. Türk Tarih
Kongresi Bildirileri, II, (Ankara 11-15 Ekim 1976) İstanbul 1979.

ERGENÇ, Özer, “Şehir Tarihi Araştırmaları Hakkında Bazı Düşünceler”, Belleten, LII, S. 203,
(Ağustos 1988).

Evliya Çelebi, Seyahatname III, İstanbul 1985.

FAROQHİ, Suraıya, “Taxation and Urban Activities in Sixteenh Century Anatolia”, International
Journal of Stuties I, (1979-1980).

FAROQHİ, Suraıya Faroqhi, “Ticaret: Bölgesel, Bölgelerarası ve Uluslararası”, Osmanlı
İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi, C. 2, İstanbul 2004.

GEDİKLİ, Fethi Gedikli, Osmanlı Şirket Kültürü, İstanbul 1998.

GENÇ, Mehmet, “17-19 Yüzyıllarda Sanayi ve Ticaret Merkezi Olarak Tokat”, Türk Tarihinde ve
Kültüründe Tokat Sempozyumu 2-6 Temmuz 1986, Ankara 1987, s. 148 (dip not. 10.)

GENÇ, Mehmet, Osmanlı İmparatorluğu’nda Devlet ve Ekonomi, İstanbul 2005.

GÜÇER, Lütfi, XVI-XVII. Asırlarda Osmanlı İmparatorluğunda Hububat Meselesi ve Hububattan
Alınan Vergiler, İstanbul 1964.

GÜNDÜZ, Ahmet, XVIII. Asrın Son Çeyreğinde Kayseri (1775-1800), (Basılmamış Doktora
Tezi) Kayseri 1998.

İNALCIK, Halil, “Türkler” (XVI. Yüzyıl Osmanlılar), İA, XII/II.

İNBAŞI, Mehmet, XVI. Asrın Başlarında Kayseri, 1991

KARAGÖZ, Mehmet, XVIII. Asrın Başlarında Kayseri (1700-1730), (Yayınlanmamış Doktora
Tezi) Kayseri 1993.

KAZICI, Ziya, Osmanlılarda İhtisab Müessesesi, İstanbul 1987.

KINAL, Füruzan, Eski Anadolu Tarihi, Ankara, 1989.

NAZİF, Ahmet, Kayseri Tarihi (Nşr. Mehmet Palamutoğlu), Kayseri, 1987.

OĞUZOĞLU, Yusuf, “XVİİ. Yüzyılda Kayseri”, IKKSHK, Nisan 1987.

ÖZDEMİR, Rıfat, XIX. Yüzyılın ilk Yarısında Ankara, Ankara 1986.

XVII. ve XVIII. Asırlarda (1650-1750) Kayseri

ÖZGÜÇ, Tahsin, “Ön Tarihte Güney ve Güney-Doğu Anadolu’nun Mukayeseli Stratigrafisi”,
DTCF IV, S. 3, (Ankara 1946).

ÖZKAYA, Yücel, “XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunda Esnaf Sorunları”, IX. Türk Tarih
Kongresi Bildirileri II, (Ankara 21-25 Eylül 1981), Ankara 1986.

ÖZKAYA, Yücel, XVIII. Yüzyılda Osmanlı Kurumları ve Toplum Yaşantısı, Ankara 1986.

ÖZKAYA, Yücel, “XVIII. Yüzyılda Kayseri”, IKKSHK, (Nisan 1987), Kayseri 1987.

ÖZTÜRK Mustafa, “Osmanlı Ekonomisinde Fiyatları Etkileyen Unsurlar”, Prof. Dr. Şerafettin
Turan Armağanı, Elazığ 1996.

PAKALIN, Mehmet Zeki, Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, III, İstanbul 1983.

PİRENNE, Henri, Orta Çağda Kentler, Kökenleri ve Ticaretin Canlanması, (çev. Şadan Karadeniz)
İstanbul 1991.

RAMSAY, Wiliam M., Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası, (Çev. Mihri Pektaş) İstanbul, 1970.

RAYMOND, Andre, “Arap eyaletleri XVI-XVIII. Yüzyıllar”, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi (Yay.
Yön. Robert Mantran), (Çev. Server Tanilli), İstanbul 1995.

SERJEANT, R. B., İslâm Şehri, (Çev. Elif Topçugil) İstanbul 1997.

SEZAL, İhsan, Şehirleşme, İstanbul 1992.

SÜMER, Faruk, Yabanlu Pazarı, İstanbul 1985.

TABAKOĞLU, Ahmet Tabakoğlu, Gerileme Devrine Girerken Osmanlı Maliyesi, İstanbul 1985.

TABAKOĞLU, Ahmet, , Türk İktisat Tarihi, İstanbul 1986.

TABAKOĞLU, Ahmet, “Osmanlı İktisadî Yapısının Ana Hatları”, Osmanlı 3, Ankara 1999.

TABAKOĞLU, Ahmet Tabakoğlu, “Yenileşme Dönemi Osmanlı Ekonomisi”, Türkler 14, Ankara
2002.

TUNA, Korkut, Şehirlerin Ortaya Çıkış ve Yaygınlaşması Üzerine Sosyolojik bir Deneme, İstanbul
1987

TUNÇDİLEK, Necdet, Türkiye’de Yerleşimin Evrimi, İstanbul 1986.

TURAN, Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti, İstanbul 1980.

TUŞ Muhittin, “Osmanlı Şehirlerinin Ticarî Potansiyelleri”, Osmanlı 3, Ankara 1999.

ÜLGENER, Sabri Fahri, İktisadî Çözülmenin Ahlak ve Zihniyet Dünyası, İstanbul 1991.

WALLERSTEİN, İmmanuel-TABAK, Faruk, “Osmanlı İmparatorluğu, Akdeniz, Dünya
Ekonomisi (1560-1800)” Osmanlı 3, Ankara 1999.

YÖRÜKAN, Ayla, Şehir Sosyolojisinin Teorik Temelleri, Ankara 1968.

279

1

Doç. Dr. İnönü Üniversitesi. Fen-edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü. Malatya. karagozm@inonu.edu.tr

2

   Coşkun Çakış, “Türkiye’de İktisat Tarihi Çalışmalarının Tarihi Üzerine Bir Deneme”, Türkiye
Araştırmaları Literatür Dergisi, C. 1, S 1, (İstanbul 2003), s. 7-63.

3

   Sabri Fahri Ülgener, İktisadî Çözülmenin Ahlak ve Zihniyet Dünyası, İstanbul 1991, s. 33.

4

   İslâm Şehirleri hakkında bkz. R. B. Serjeant, İslâm Şehri, (Çev. Elif Topçugil) İstanbul 1997.

5

   Bir şehrin çarşısı olan fiziki mekânların şekillenmesi o şehrin esnaflarının iş ve faaliyet; biçim ve tarzlarıyla

şekillenirler. Özer Ergenç, “Osmanlı Şehrinde Esnaf Örgütlerinin Fizikî Yapıya Etkileri”, VIII. Türk
Tarih Kongresi Bildirileri, II, (Ankara 11-15 Ekim 1976) İstanbul 1979, s. 1265-1274.

6

   Hirfet, lügatte; san’at, meslek manasına gelir. Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat,

Ankara 1992, s. 444.

7

   Pedro Chalmeta, “Pazarlar” İslâm Şehri, (Çev. Elif Toçugil), İstanbul 1997, s. 132

8

   Tuncer Baykara, “Türklerde ve Anadolu’da Şehir Hayatı”, Tarihte Türk Devletleri I, Ankara 1987, s. 397.

9

   Bkz. Ayla Yörükan, Şehir Sosyolojisinin Teorik Temelleri, Ankara 1968; İhsan Sezal, Şehirleşme, İstanbul

1992; Korkut Tuna, Şehirlerin Ortaya Çıkış ve Yaygınlaşması Üzerine Sosyolojik bir Deneme, İstanbul
1987; Necdet Tunçdilek, Türkiye’de Yerleşimin Evrimi, İstanbul 1986, s. I-49.

10

   Tuncer Baykara, Türkiye Selçukluları Devrinde Konya, Ankara 1985, s. 19.

11

   Bkz. Henri Pirenne, Orta Çağda Kentler, Kökenleri ve Ticaretin Canlanması, (çev. Şadan Karadeniz)
İstanbul 1991, s. 18. (Civitas, Latince yurttaşlık; yurttaşlar topluluğu, Devlet; şehir anlamına gelir. Civitas,
Pisikoposluğun merkezi de demektir.)

12

   Özer Ergenç, “Şehir Tarihi Araştırmaları Hakkında Bazı Düşünceler”, Belleten, LII, S. 203, (Ağustos
1988), s. 670.

13

   W. M. Ramsay, Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası, (Çev. Mihri Pektaş) İstanbul, 1970 s. 59.

14

   Osmanlı şehirlerinin ticarî imkânları konusunda çalışmalar yok denilebilecek kadar azdır. Bkz., Muhittin
Tuş, “Osmanlı Şehirlerinin Ticarî Potansiyelleri”, Osmanlı 3, Ankara 1999, s. 481-489.

15

   Mehmet Karagöz, XVIII. Asrın Başlarında Kayseri (1700-1730), (Yayınlanmamış Doktora Tezi) Kayseri

1993.

16

   Suraıya Faroqhı, “Taxation and Urban Activities in Sixteenh Century Anatolia”, International Journal of
Stuties I, (1979-1980) s. 30.

17

   Bu çalışmanın esas kaynakları Kayseri Şer’iye Sicilleridir. Bu sicillerin 1650-1750 seneleri arasındaki
defterleri Ankara’da Millî Kütüphane ve Kayseri Tarihi Araştırma Merkezi’nde bulunmaktadır.

18

   (Bkz., Mehmet Genç, Ahmet Tabakoğlu çalışmada zikrettiğimiz eserleri ve Lütfi Güçer, XVI-XVII.
Asırlarda Osmanlı İmparatorluğunda Hububat Meselesi ve Hububattan Alınan Vergiler, İstanbul
1964 isimli eseri.)

19

   Ahmet Tabakoğlu, “Yenileşme Dönemi Osmanlı Ekonomisi”, Türkler 14, Ankara 2002, s. 207-240.

20

   Andre Raymond, “Arap eyaletleri XVI-XVIII. Yüzyıllar”, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi (Yay. Yön.
Robert Mantran), (Çev. Server Tanilli), İstanbul 1995, s.446-449.

21

   Füruzan Kınal, Eski Anadolu Tarihi, Ankara, 1989, s. 70.

22

   W. M. Ramsey, a.g.e., s. 87.

23

   Nezahat Baydur, Kültepe(Kanes) ve Kayseri Tarihi Üzerine Araştırmalar, İstanbul 1970, s. 19.

24

   Mübeccel Kıray, “Akdeniz Sesleri Projesi”, 20.02.2005, giriş cümlelerinden alınmıştır.

25

   Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-lslâm Medeniyeti, İstanbul 1980, s. 358-384.

26

   O. Turan, a.g.e., s. 360-361.

27

   Faruk Sümer, Yabanlu Pazarı, İstanbul 1985, s. 4.

28

   F. Sümer, a.g.e., s. 4-5.

29

   Mehmet Genç, Osmanlı İmparatorluğu’nda Devlet ve Ekonomi, İstanbul 2005, s. 35-49.

30

   Ahmet Tabakoğlu, Gerileme Devrine Girerken Osmanlı Maliyesi, İstanbul 1985, s. 236.

31

   Mustafa Akdağ, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş ve İnkışafı Devrinde Türkiye’nin İktisadi Vaziyeti”,

Belleten, XIII, S. LI, (Ankara, 1949), s. 513.

32

   A. Tabakoğlu, Gerileme Devrine Girerken..., s. 391.

33

   M. Genç, a.g.e., s. 210.

34

   M. Genç, a.g.e., s. 205-210.

35

   Ahmet Tabakoğlu, “Osmanlı İktisadî Yapısının Ana Hatları”, Osmanlı 3, Ankara 1999, s. 17-31.

36

   Bkz. Ahmet Tabakoğlu, , Türk İktisat Tarihi, İstanbul 1986, s. 388.

37

   Ferdinand Braudel, Maddi Uygarlık Ekonomi ve Kapitalizm XV-XVIII. Yüzyıllar, III, (Çev. Mehmet
Ali Kılıçbay), Ankara 1993, s. 410-416.

38

   Suraıya Faroqhi, “Ticaret: Bölgesel, Bölgelerarası ve Uluslararası”, Osmanlı İmparatorluğu’nun
Ekonomik ve Sosyal Tarihi, C. 2, İstanbul 2004, s. 601-655.

39

   A. Raymond, a.g.m., s. 446-449.

40

A. Tabakoğlu, Gerileme Devrine Girerken., s. 388.

41

   A. Yalçın, a.g.e., s. 299-300.

42

   Yücel Özkaya, Yücel Özkaya, XVIII. Yüzyılda Osmanlı Kurumlan ve Toplum Yaşantısı, Ankara 1986, s.

312.

43

   Halil İnalcık, “Türkler” (XVI. Yüzyıl Osmanlılar), İA, XII/II, s. 308.

44

   İmmanuel Wallerstein-Faruk Tabak, “Osmanlı İmparatorluğu, Akdeniz, Dünya Ekonomisi (1560-1800)”
Osmanlı 3, Ankara 1999, s. 202-209.

45

   Rıfat Özdemir, XIX. Yüzyılın ilk Yarısında Ankara, Ankara 1986, s. 132.

46

   Bkz. “Hindistan, İran, Bağdat, Basra, Erzurum, Halep ve Diyarbakır canibinden gelen kafileler kadimden
doğru İstanbul’a gelirken bâde zaman Tokat’a geldiklerinde, İstanbul, Karadeniz ve İzmir’e gelecek olan
kafileler ayrılıp gümrüğü olmayan Amasya, Ankara, Çankırı, Kastamonu, Bolu, Kütahya, Karaman,
Konya, Akşehir ve Kayseri caniplerine gidüb” demektedir. Mehmet Genç, “17-19 Yüzyıllarda Sanayi ve
Ticaret Merkezi Olarak Tokat”, Türk Tarihinde ve Kültüründe Tokat Sempozyumu 2-6 Temmuz
1986, Ankara 1987, s. 148 (dip not. 10.)

47

   KŞS., 129/202-2.

48

   KŞS., 135/24-2, 133/8-1, 134/76-2, 129/98-1, 147/128-2, 134/120-4, 129/13-3, 134/81-1, 137/10-3,
141/1-2, 132/3-1.

49

   KŞS., 147/128-2.

50

Ayşe Türkmen, 96 Numaralı Kayseri Şer’iyye Sicili’nin Transkripsiyonu ve Değerlendirilmesi

(H. 1099-1100/M. 1687-1689), (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Kayseri 1998, Sayfa Numarası: 42,
Belge Numarası: 20.

51

Hayrünnisa Göçer, 63 Numaralı Kayseri Şer’iye Sicili Transkripsiyon ve Değerlendirme (H.1063-
1064/M. 1652-1653), (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Kayseri 2001, Sayfa Numarası: 7, Belge

Numarası: 25.

52

   KŞS., 141/1-2.

53

   KŞS., 147/102-3.

54

   Bkz., M. Karagöz, a.g.t., ilgili kısımlar.

55

   A. Tabakoğlu, Gerileme Devrine Girerken..., s. 391.

56

   Geniş bilgi için bkz. N. Tunçdilek, a.g.e., s. I-49.

57

   Bkz. Füruzan Kınal, Eski Anadolu Tarihi, Ankara 1991, s. 1-8; Tahsin Özgüç, “Ön Tarihte Güney ve
Güney-Doğu Anadolu’nun Mukayeseli Stratigrafisi”, DTCF IV, S. 3, (Ankara 1946), s. 251-253.

58

   M. Cezar, a.g.e., s. 19.

59

   M. Cezar, a.g.e., s. 56-57.

60

   KŞS., 129/87-1; BOA Mukataa Defteri, 1435, s. 2-6.

61

   Recep Çalışkan, 68 Numaralı Şer’iye Sicili, (H. 1068-M 1657) (Basılmamış Lisans Tezi) Kayseri 1995,

Sayfa 20 Belge 55; KŞS., 129/142-2.

62

   KŞS., 147/72-1.

63

   Evliya Çelebi, Seyahatname III, İstanbul 1985, s. 143.

64

   Evliya Çelebi, a.g.e., s. 143.

65

   Hrand D. Andreasyan, Polonyalı Simon Seyahatnâmesi, İstanbul 1964, s. 158-159. (Eserde İnciciyanın
ticaret hayatıyla ilgili müesseseleri kaydeder, a.g.e., s. 159. Dipnot 6. )

66

   Y. Oğuzoğlu, a.g.m., s. 33.

67

   Mehmet Çayırdağ, “Kayseri’de Zamanımıza kadar Gelmemiş Olan Bazı Mühim Binalar”, IX. Türk Tarih
Kongresi Bildirileri II, İstanbul 1986, s. 545.

68

   Ahmet Nazif, Kayseri Tarihi (Nşr. Mehmet Palamutoğlu), Kayseri, 1987, s. 117.

69

   Yusuf Oğuzoğlu, “XVII. yüzyılda Kayseri”, I KKSHK, Nisan 1987, Kayseri, s. 33.

70

   KŞS., 130/23-3, 143/8-3, 143/141-1.

71

   (Bir belgeden, hanın “bir dehlizin bina zira’ ile tulen 32.5 ve arzen 3.5 zira’ olan dört dehliz ve fevkanî 29
oda” olduğunu tespit edebiliyoruz. KŞS., 134/132-3, Nisan 1707’de seneliği 250 kuruşa icara verilmiştir.
KŞS., 132/105-1).

72

   (At Pazarı’nda 1622 senesinde Abdi Bey isimli birisi tarafından yaptırılmıştır. A.Nazif, a.g.e., s. 128.

73

   (Nevşehirli damat İbrahim Paşa tarafından (1718-1730) yaptırılmıştır. Kemal Özdoğan, Kayseri Tarihi,
Kayseri 1948, s. 88)

74

   Evliya Çelebi, a.g.e., s. 143.

75

   KŞS., 129/87-1.

76

   Osmanlı devri kaynaklarında çarşı yerine sıkça “Suk” kelimesi de kullanılmaktadır. Türk ve İslâm
şehirlerinde çarşı hakkında bkz. Mustafa Cezzar, Tipik Yapılariyle Osmanlı Şehirciliğinde Çarşı ve
Klasik Dönem İmar Sistemi, îstanbul 1985, s. 1-91;R. B. Serjeant, İslâm Şehri, (Çev. Elif Topçugil)
İstanbul 1997; Özer Ergenç, “Osmanlı Şehrinde Esnaf Örgütlerinin Fizikî Yapıya Etkileri”, VIII. Türk
Tarih Kongresi Bildirileri II, (Ankara 11-15 Ekim 1976) İstanbul 1979, s. 1265-1274.

77

   Bkz. Ziya Kazıcı, Osmanlılarda İhtisab Müessesesi, İstanbul 1987. (“Muhtesiplik” müessesesinin hukukî
kaynağı, Kur’an-ı Kerim, 7/157. ayet olduğu iddia edilmektedir.)

78

   Ahmet Tabakoğlu, Türk İktisat Tarihi, İstanbul 1986, s. 404.

79

   Pedro Chalmeta, “Pazarlar” İslâm Şehri, (Çev. Elif Toçugil), İstanbul 1997, s. 132.

80

   Ömer Lütfi Barkan, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Esnaf Cemiyetleri”, Prof. Dr. Ömer Lütfi Barkan’a
Armağan, İÜEFM, XL, S: 1, s. 1-4, İstanbul 1984-1985, s. 39.

81

   Osmanlıda esnaf cemiyetlerinin yapısı ve çalışma düzenleri hakkında bkz. Yücel Özkaya, “XVIII.
Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunda Esnaf Sorunları”, IX. TürkHata! Yer işareti tanımlanmamış. Tarih
Kongresi Bildirileri II, (Ankara 21-25 Eylül 1981), Ankara 1986 s. 1041; Z. Kazıcı, a.g.e., s. 41-42

82

   Ö. Ergenç, “XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda Esnaf Sorunları”, IX. Türk Tarih Kongresi
Bildirileri II, Ankara 1986, s. 1041

83

   H. D. Andreasyan, a.g.e., s. 158

84

   Yusuf Oğuzoğlu, “XVII Yüzyılda Kayseri”, I KKSHK, (Nisan 1987), Kayseri 1987, s. 33; Yücel Özkaya,
“XVIII. Yüzyılda Kayseri”, I. KKSHK, (Nisan 1987), Kayseri 1987, s. 37.

85

   Mustafa Öztürk, “Osmanlı Ekonomisinde Fiyatları Etkileyen Unsurlar”, Prof. Dr. Şerafettin Turan

Armağanı, Elazığ 1996, s. 237.

86

   Y. Özkaya, XVIII. Yüzyılda Osmanlı Kurumlan., s. 350-351.

87

   Kayseri’deki esnaf sayıları XVI. Asırdan XVIII. Asrın sonlarında doğru sürekli artmıştır. Kayseri’deki
esnafların sayısı 44’dür. Mehmet İnbaşı, XVI. Asrın Başlarında Kayseri, 1991, s. 74; XVIII. Asrın
sonlarına doğru 102’ye yükselmiştir. Ahmet Gündüz, XVIII. Asrın Son Çeyreğinde Kayseri (1775¬
1800), (Basılmamış Doktora Tezi) Kayseri 1998, s. 317-320.

88

   Y. Özkaya, XVIII. Yüzyılda Osmanlı Kurumlan., s. 12.

89

   Osmanlı’da Şirket Kültürü hakkında bkz. Fethi Gedikli, Osmanlı Şirket Kültürü, İstanbul 1998.

90

   Mehmet Zeki Pakalın, Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, III, İstanbul 1983, s. 357-358

91

   M. Z. Pakalın, a.g.e. III, s. 357-358.

92

   KŞS., 143/58-1, 135/114-3, 135/119-1

93

   KŞS., 135/114-3 (30 Ağustos 1711 tarihinde Kirkor ve Uğurlu zimmîler “örf-i beldad-ı şer’e tekne bir
ortak tabir olunur bir şirket-i mufaveze”
kurmuşlardır.)

94

   KŞS., 1 19-1 ((24 Ağustos 1711 tarihinde Ebubekir Ağa, Bali zimmîyle “şirket-i mudarebe” kurmuşlardır.)

95

   KŞS., 126/46-3, 129/28-1, 129/80-1, 130/11-3, 130/41-1, 132/19-1.

96

   Hakan Aytekin, Sayfa 21 Belge 56; Ayhan Afşin Ünal, 92 Numaralı Kayseri Şer’iye Sicili
Transkripsiyon ve Değerlendirme H.1095/M.1683-1684, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi) Kayseri
1995, Sayfa 108 Belge 204, Songül Caner, 128 Nolu Kayseri Şer’iye Sicili Transkripsiyon ve
Değerlendirme H.1161-1162/M. 1748-1749 (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi) Kayseri 1997, Sayfa 42
Belge 20 vb.

97

   Zeynep Kalıpçıoğlu (Kıdı), 75 Numaralı Kayseri Şer’iyye Sicilinin Transkripsiyon ve
Değerlendirilmesi, (H.1073-1074/M.1663-1664), (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi) Kayseri 1996, Sayfa
Numarası 65 Belge Numarası 164.

98

   Özen Tok, 130 Numaralı Kayseri Şer’iyye Sicilinin Transkripsiyon ve Değerlendirilmesi, (H.1151-
M.1738-1739), (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi) Kayseri 1996, Sayfa 17 Belge 41.

99

   BOA, Mühimme 133, s. 66.

100

   KŞS., 144/41-1.

101

   M. Genç,a.g.e., s. 205-206.