ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ-TÜRKOLOJİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ
Anasayfa | Makale Bilgi Sistemi | Konu Dizini Yazarlar DiziniKaynaklar Dizini | Makale-Yazar Listesi |  Makale Sayısı-Tarih Listesi | Güncel Türkoloji Kaynakçası

Atatürk Araştırmaları || Çukurova Araştırmaları || Halkbilim || Dilbilim || Halk Edebiyatı || Yeni Türk Dili || Eski Türk Dili
Yeni Türk Edebiyatı || Eski Türk Edebiyatı || Dil Sorunları || Genel || Tiyatro || Çağdaş Türk Lehçeleri

 

OSMANLI DEVRİNDE
ANADOLU’DA OĞUZ BOYLARI

I.

FARUK DEMİRTAŞ

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi
Cilt: 7 Sayı: 2 Sayfa: 321-365 DOI: 10.1501/Dtcfder_0000000736 Yayın Tarihi: 1949 

Osmanlı devrinde Anadolu’da yaşıyan Türk aşiretleri arasında biz*
zat bu aşiretleri meydana getirmiş bulunan Oğuz boylarının adlarını
taşıyan muhtelif kabîlevî mahiyetlerde teşekküllere rastgelinmektedir.
Nitekim bu Oğuz boy adını taşıyan teşekküllerden
Kayı boyuna men¬
sup bulunanlar hakkında ayrı bir yazı hazırlamış ve orada bu
Kayı
unsurlarının ait oldukları kabilenin tarihi hayatiyle Anadolu’nun iskân
tarihindeki rolünde ne gibi mânalar taşıdıklarını göstermeğe çalışmıştık.
Bu yazımızda ise Türk edebiyatının büyük üstadı Fuzûli’nin
Bayad'ın-
dan başlıyarak
Karkın boyuna kadar olan Bozoklu Oğuz kabilelerinin
yine adı geçen devirde, fakat bilhassa XVI. ve XVII. asırlarda Ana¬
dolu'da yaşıyan teşekkülleri hakkında malûmat vermeğe çalışacağız.
(Bakınız: Osmanlı devrinde Anadolu'da Kayılar,
Belleten, sayı: 47).
Akkoyunlular’ın
Bayındır ından başlıyarak Selçuklular’ın Kınık boyunda
nihayet bulan
Uçoklu kabilelerin teşekkülleri (Belleten in bunu taki-
bedecek olan sayısında) aynca görülecektir. Şu halde mevzu iki kısım
halinde ele alınmış bulunuyor ki, bunda ne ameli bir kolaylık ve ne de
tarihî bir şarta riayet mevzuubahis değildir. Yalnız daha hususî bir sebep
olmadığı için yazımızda, görüldüğü gibi Oğuz kabile nizamına rişyet
olunmuştur.    .

Konumuzun esas kaynaklarını, Osmanlı imparatorluğunun zengin
ve çeşitli arşiv malzemesi teşkil etmektedir. Bu arşiv materyalleri ara¬
sında bilhassa büyük bir kısmı XVI. asra ait bulunan arazi ve nüfus
(maliye) tahrir defterlerinin bu mevzuun ele alınmasında en mühim
rolü oynadığını burada belirtmek lâzımdır. Bu itibarla mevzuun muh¬
teviyatında umumiyetle defterlerden elde etmiş olduğumuz bilgiler
hâkim bulunmaktadır. Yine Osmanlı arşivine ait, bir kısmı neşredilmiş
bulunanı mevzuumuzla ilgili müteferrik vesikalar, yazımızın ikinci esaslı
kaynağını teşkil ediyor. Arşiv dışında olan tarihî ve diğer sahalardaki
eserlere gelince, bunlardan mevzuda mühim hususiyetler meydana
getirecek bilgiler elde edilmiş olduğu akla gelebilir. Fakat yazımızda
bu çeşit kaynaklardan hemen hiç faydalanmamış bulunuyoruz ki, bunu
biraz da tabii karşılamak gerektir. Çünkü, Türk göçebe teşekküllerinin
Anadolu’da siyasi bir unsur halinden çıkmış bulundukları devirlerde bu

A. O. D. T. C. F. Dergisi F. 21

arşiv dışında kalan eserler onlardan ne şekilde bahsedebilirlerdi? Görü
lüyor ki yazımız, tamamiyle arşiv kaynakları sayesinde meydana gele¬
bilmiştir.

Konumuzun esasını teşkil eden arşiv malûmatı, Oğuz etnolojisinde
ve Anadolu’nun iskân tarihinde mühim mânâlar taşımaktadır. Fakat
zikredilen bu mühim mevzuların henüz esaslarının dahi ortaya konma¬
mış olduğu bir devirde bu arşiv kaynaklarından elde edilen bilgilerden
sadece bahisle iktifa edilmesinde arzu edilen gaye ve maksadın hâsıl
olamıyacağı da bedihl idi. Bu sebeple bu hususu gözönüne alarak
bu bilgilerin Türk tarih ve etnolojisiyle Anadolu'nun iskân tarihinde ne
gibi bir kıymeti haiz bulunduklarını da göstermeğe çalıştık ki, bu bizim
için oldukça zahmetli ve hırpalayıcı bir mesai olmuştur. Esasen evvelce
edinilmiş istikrarlı bilgileri olmıyan ve bu sebeple henüz bir mevzu
haline gelmemiş bulunan bâkir bir sabada bu şekilde bir mesaiye giriş¬
menin ne kadar yorucu ve üzücü şartlara mütevakkıf bulunduğu
malûmdur.

II.

BAYAD

Osmanlı devrinde, bilhassa XVI. ve XVII. asırlarda Anadolu’da
ehemmiyetli teşekküllerine rastlanan Oğuz kabilelerinden birisi de fia*
yadlar dır. Hemen tamamiyle Anadolu’nun doğu ve güney bölgelerin¬
deki Türkmen grubu arasında yaşıyan
Bayadlar, bu grubu meydana
getiren Halep Türkmenleri, Dulkadırlı ve Bozuluş gibi başlıca üç ile
dahil bulunuyorlar.

1. Haleb Türkmenleri Bayad’ı

Haleb Türkmenlerine dair Kanunî devrinde yazılmış en eski defter¬
de* bu ilin üçüncü boyu
(Tâife) olarak zikredilen Bayadlar, yirmi
oymak
(cemâat) 'tan müteşekkildir1. Defterde bunların birincisi olarak
zikredilen,
Cemâat~ı Ordu-yı Halil Bey b. Bozca oymağının gerek taşı¬
dığı addan ve gerek kabtlevı yapılış bakımından adını aldığı Halil
Beyi’n aile efradından meydana geldiği ve aristokratik bir mahiyet
arzettiği anlaşılıyor. Filhakika, bu oymağın adı arasında geçen
ordu
kelimesinin, tabiî eski ve bugünkü mânâlariyle ilgili olarak bilhassa
siyasî sahada rol oynamış Türkmen aristokrasisinin aile ve akrabasını
ifade mahiyetinde bir mânâ almış olduğu hakkında defterlerde, bu gör¬
düğümüz gibi daha birçok misallere tesadüf edilmektedir2. Diğer taraf¬
tan esasen yirmi dört evden ibaret olan bu cemâattan 12 kişinin
beg
unvanını taşıması, onun aristokratik mahiyette bir aile oymağı olduğunu
pek güzel ifade etmektedir. Defterde bu
beg unvanını taşıyan şahıslar¬
dan ikisinin bu aile oymağına adını vermiş olan Halil Bey’in kardeşi
ve amcas,ı olduklarına işaret edilmektedir. Yine defterde Halil Bey'in
babası olarak gösterilen Bozca ile Memlûkler devrinde Şimali Suriye’¬
deki Türkmen boylarından birisi olan
Bozcalular arasında3 bir münasebet

tesisine şimdilik bir imkân bulamıyoruz. Yalnız bildiğimiz tek şey Haleb
Türkmenleri arasındaki
Bayad kolunun XVI. asrın ilk yarısında Bozca
ailesi tarafından idare edilmiş olduğudur. Fakat bu zikredilen asrın
ikinci yarısı için aynı şeyi söylemek kabil olmuyor. Çünkü, bu devre
ait defterlerimiz artık bu
boy beyi ailesinden bahsetmemektedirler. Şüp¬
hesiz bu hâdise Osmanlı devletinin Türk göçebe unsurunun siyasî
mahiyet ve hususiyetini kuvvetle muhafa ettiği bölgelerde yeni bir
nizamı tatbik etmiş olmasiyle ilgilidir. Defterde bu
Bayad boy beyi ailesi
oymağından sonra bu teşekkülün en büyük oymağı olan
Pehlivanlı
cemâati zikrediliyor. Defterimizin yazılmış olduğu zamanda yani Kanunî
devrinin ilk yıllarında 268 nüfusdan ibaret olan bu oymak, yine o
zaman adını taşıdığı Pehlivan’ın torunu Davud Kethüda kardeşleri Hacı
Süleyman ve Sentemür (Esentemür ?)’ün menşur sahibi oldukları ve on¬
ların oğullarının da
Sipahizâde bulundukları kaydedilmektedir. Bu
menşurların, bu oymak kethüda ailesine Memlûk devleti tarafından
verilmiş olduğu hakkında izahat vermeğe ihtiyaç yoktur. Oymağın nü¬
fusu, Kanunt devrinin ilk yıllarını müteakip zamanlarda da artmakta
devam etmiş ve bu sebeple bu cemâat muhtelif şubelere ayrılmak mec¬
buriyetinde kalmıştır. Kanunî devrinin ortalarında 505 vergi nüfusuna
malik bulunan
Pehlivanlı cemâatinin4 nüfusu aynı devrin bitiminden
. birkaç yıl sonra 787 kişiye yükselmiştir5. Oymağın mühim bir kısmı da
Haleb Türkmenlerinin Sivas’ın cenup taraflarına (Yeni il) yaylağa çıkan
teşekkülleri arasında bulunuyordu ki, bu şube, XVI. asrın sonlarında
aynı yerlere yaylağa çıkan
Çalışlt ve Ali Beyli cemâatlarını kendisine
tâbi kılmıştı“. Bu oymak bir taraftan nüfusunun mütemadiyen artması
neticesinde, diğer taraftan boya tâbi olan diğer oymakları da kendisine
tâbi kılmak suretiyle XVII. asırda büyük bir teşekkül haline gelmiştir,
işte, bu
Bayad oymağının gerek nüfusu ve gerek kabilevî bünye ve
teşkilâtında husule gelen inkişaf, onun Kâtip Çelebi’nin yeni Türkman-ı
Haleb boyları hakkında tanzim ettiği listesinde7 yer almasına sebep
olmuştur. II. Viyana muhasarasından sonra Avusturya ve müttefikleri
ile yapmakta olduğu mücadelelerde ağır kayıplara uğrıyan devlet, bu
kayıplarını telâfi hususunda Anadolu'daki âşıretlerden de istifade etmeğe
karar vermiş ve hattâ bu seferlere iştirakleri kararlaştırılan âşiretler
hakkında bir de defter tanzim edilmiştir. Bu deftere göre bizim
Pehli¬
vanlı
oymağı da muhtelif beylerin kumandasında olarak adı geçen
sefere iştirake memur edilmiştir8. Burada bu
beg unvaniyle zikredilen
şahısların aslında
beg ailesine değil, bir kethüda ailesine mensup olduk¬
ları yukarıda vermiş olduğumuz malûmattan anlaşılır. Oymağın, bu
1101 senesi seferine iştirake memur edilmesinden sonraki senelerde
Yeni ı7’de Mamalu ve Cirid aşiretleriyle birlikte kargaşalıklar çıkarmış
bulundukları haber verilmekte0 ve batılı seyyahlann ifadelerine nazaran
daha sonraları Bozok mıntakasına gelerek orada sakin olmaya başla¬
dıkları anlaşılmaktadır 10.

Bayad oymaklarından burada bahsedebileceğimiz diğer birisi de
Reyhanlı aşiretidir. Kanunî devrinde 26 vergi nüfusundan müteşekkil
küçük bir oymak halinde bulunan bu cemaat, asrın ikinci yarısında
112 vergi nüfusuna yükselmiştir. Diğer taraftan 93 evlik bir
şubesi de aynı devirlerde Sivas’ın cenubundaki Yeni il’de yaşamakta
idi. Bir taraftan nüfusunun mütemadiyen artması, diğer taraftan bazı
oymakların kendisine iltihak etmesiyle bu oymak, müteakip asırlarda
Pehlivanlı aşireti gibi büyük bir teşekkül mâhiyetini almıştır. XVIII.
asrın ortalarında müstakil bir hale gelmiş bulunan bu aşiret, yazın
kendisine tâbi cemâatlerle Rum’da
(Sivas) yaylamakta ve kışın da
Haleb civarında Erîhâ ovasında kışlamakta idi u. Bu aşiretten bahse¬
den batılı bir seyyah, nüfusu hakkında 3000 rakamını .vermekte¬
dir12. Yine aynı seyyah ona tâbi oymaklar hakkında da malûmat veri¬
yor. Bu malûmattan anlaşılıyor ki,
Reyhanlı aşîreti diğer teşekküllere
mensup bazı oymakları da kendi tâbiiyeti altına almıştır. XIX. asrın
sonlarına doğru güney Anadolu'daki aşiretleri devlet otoritesi altına
almak ve onları yerleştirmek gayesiyle teşkil edilen Fırka-i İslâhiye’nin
sivil komiserliğini yapmış olan Cevdet Paşa,
Ma'ruzaCında bu kuvvetin
harekât ve faaliyetinden bahsederken
Reyhanlı aşîreti hakkında da
malûmat vermektedir. Bu malûmata göre,
Reyhanlı aşîreti Fırka-i İslâhi¬
ye’ye karşı gelmemiş, bilâkis onun yanında yer alarak, gerek Gâvur
Dağları’nda ve gerek Kozan oğulları üzerine yapılan harekâtta mühim
hizmetler görmüştür 13. Fırka-i İslâhiye’nin harekâtını tatil etmesini mü¬
teakip Cevdet Paşa'nın teşebbüsiyle bu aşiret Amik ovasındaki kışla¬
ğında iskân ettirilerek
Reyhanlı kasabası tesis olunmuş ve boybeyisi
Mürsel oğlu Mustafa Bey'e de paşalık rütbesi verilmiştir u.

Bayad boyuna mensup olan oymaklardan birisi de Karktn adını
taşımaktadır. Filhakika, bu adda bir oğuz boyunun mevcudiyeti malûm
olduğundan bunun,
Bayad boyunun tâbiiyeti altına girmiş, ona ait bir
oymak olduğu şeklinde ilk bakışta kolajca bir hükme varmak müm¬
kündür. Fakat bu adın kavmî bir mâna ifade etmediği ve bu addaki
bir şahıstan geldiği defterimizdeki bir işaretten sarih olarak anlaşılıyor.
Bu işarete göre, oymak bu adı, kethüdası Tanrıverdi’nin babası Kar-
kın’dan almıştır15.
Bayad kabîlesinin bu bahsettiklerimizden başka,
İldiklü, Peçilü, Yabanlu, Melek Hacılu ve Güziiceklü gibi oymakları da
hep şahıs adları taşımaktadır. Bu boy, XVI. asrın ikinci yarısında bir
taraftan nüfus artışı, diğer taraftan kendisine yeni oymakların iltihakiyle
boy kadrosunu genişletmiş ve bu sebeble Haleb Türkmenleri’nin Beğdili
kabilesinden sonra en büyük teşekkülü olmuştur. Haleb Türkmenleri’ne
dair 978 tarihli bir defterde
Bayad kabîlesinin oymak kadrosu mevcu¬
dunun 56 ya yükselmiş bulunduğu görülmektedir. Fakat , bu boyun
gerek nüfusu, gerek kabîlevî bünyesinde husule gelen inkişaf, onun
XVII. asır başlarında parçalanma ve dağılmasında âmil olan en mühim
sebeplerden birisi olmuştur. Bu sebeple XVII. asırda
boy mâhiyetindeki

kabîlevt teşkilâtını muhafaza edemiyen Bayadlar’ın bir kısmı başka
bölgelere göç etmiş, diğer bir kısmı da Güney Anadolu'nun muhtelif
yerlerinde yerleşmeğe başlamıştır. Ona ait üçüncü bir kısmı ise teşki¬
lâtsız bir halde yine Haleb Türkmenleri arasında eski asayişini devam
ettirmeğe çalışmıştır.

Bayadlar a dair bazı küçük oymaklara, yine XVI. asırda Şam ve
Trablusşama civarında yaşıyan Türkmen aşiretleri arasında tesadüf
edilmektedir. Bunlardan Şam mıntakasında yaşıyan oymak, çok küçük
olup, ancak 39 ev kadardır"*. Trablusşam eyâletine bağlı Hısn ul-Ekrâd
nahiyesinde bulunan diğer oymak ise,
Hama Bayadı adını taşımakta,

23 ve 64 evlik iki şubeye ayrılmış bulunmaktadır l7. Bayadlar ın gerek
büyük bir teşekkül halinde Haleb Türkmenleri arasında bulunması,
gerek küçük oymaklar şeklinde Şam ve Trablusşam Türkmenleria ara¬
sında yaşaması, bu kabîlenin yakın mâzide Suriye ile olan coğrafî
münasebetini ifade etmektedir ki, biraz aşağıda buna yeniden temas
ederek, bu kabîlenin yakın mâzide tek bir teşekkül halinde Suriye’de
yaşadığını görtermeğe çalışacağız.

2. Dulkadırlı Bayadlar) (Şam Bayadı)«

Kaynaklarda umumiyetle Şam Bayadı adiyle anılan Dulkadırlı
Bayadları, bu ilin iki mühim yayılma sahası olan Bozok ve Yeni İl
mıntakalarında yaşamaktadır. Ulus’un Maraş mıntakasında bulunan
teşekkülleri arasında ise, bu adda ancak bir oymağa rastgelinmektedir w.

a)    Bozok\ 949 tarihli Bozok sancağı defterine göre, bu mıntakada
yaşıyan
Şam Bayadı kabilesi, başta onun muhtelif yerlerde yaylıyan
Hızırlı adlı büyük oymağı olmak üzere Kızıl Donlu, Küşiemürlü, Şeyhlü,

Şereflii, Eğler.lü ye Şam Bayadı adlarını taşıyan oymaklardan müte¬
şekkil bulunmaktadır ,9. Bu kabile adı geçen defterin tetkikinden anla¬
şıldığına göre, umumiyetle iki cepheli bir hayat yaşamaktadır. Yani
yazın Bozok’ta muhtelif ekinliklerde çiftçilik yapan, bu kabile, umumi¬
yetle kışın Arabistan'da kışlamaktadır ki, kendisine
Şam Bayadı . tes¬
miye olunmasının sebebi de buradan gelmektedir.

b)    Yeni İl: Bu ilde yaşıyan Şam Bayadı kolu ancak beş altı oy¬
maktan ibaret bulunmaktadır. Bu oymaklardan
Tatar Alili oymağı
hariç, diğerleri Bozok mıntakasında yaşıyan
Şam Bayadı cemâatlarının
şubelerinden meydana gelmiştir20.

Dulkadırlu Ulusu arasında Bayad boyuna mensup teşekküllerin bu¬
lunması, şüphesiz bu kabîlenin adı geçen ilin teşekkül ve faaliyetinde
rol oynadığını göstermektedir. Maamafih biz bu hususu kuvvetle ifade
eden bazı tarihî delillere de malik bulunuyoruz. Akkoyunlular’ın hususî
bir tarihi olan
Kiiâb-ı Diyârıbekriyye'den elde ettiğimiz bir kayda göre
Karabey Zülkadır, Nâsır Hüseyin Bey
Bayad ve Abdi Bayad maiyet¬
lerinde bulunan 800 evlik bir halk ile Karacadağ havalisinde sakin bu¬
lunuyorlar. Uzun Haşan Bey’in müttefikleri olan bu şahışlar, Rüstem

Tarhan kumandasındaki Karakoyunlu ordususun Akkoyunlu ülkesine
yürüdüğünü haber alınca maiyetlerindeki halkla beraber Fırat'ı geçerek
Şam taraflarına yöneliyorlar; Uzun Haşan Bey, bunları geri çevirmek
için Şehzade Halil ve Mehmed (
Oğurlu) 'i arkalarından gönderiyorsa da
bu teşebbüs bir netice vermiyor21. Ebubekir Tahranî’nin bu kaydında
adı geçen Karabey Zülkadır, tabiî bu addaki aileye mensup bir şahıs¬
tan başkası değildir. Bu itibarla
Bayadlar'ın Dulkadırlı ailesinden bir
beyin maiyetinde bulunmaları, onların bu beyliğin faaliyetinde mühim
bir âmil olduklarını gösterdikten başka, Dulkadırlı ailesinin kendilerine
mensup bulunacağını da îma eder gibi görünmektedir. Filhakika Dulka-
dırlı ailesinin Oğuz’un
Bozok kolundan olduğu ve hattâ bu kolun gü¬
ney Anadolu'daki teşekküllerine başlık ettiği biliniyorsa da22, adı ge¬
çen kolun hangi kabilesine mensup olduğu, henüz meçhul bulunmakta¬
dır. Bu sebepla Ebubekir Tahranî'nin yukarıda zikrettiğimiz kaydından
Dulkadırlı ailesinin
Bayad kabilesine mensup olacağı şeklinde bir hüküm
çıkarmamız ne kadar zayıf olursa olsun yine ehemmiyetlidir23. Yine bu
müellif tarafından Dulkadır oğullarının maiyetlerinde bulunan aşiretler,
Şam Türkleri ve Şam Türkmenleri şeklinde zikredilmektedir ki,
Bezmü
Rezm
sahibi Aziz Astarabâdi de kendi zamanında Sivas ve Kayseri
taraflarında yaylağa çıkan Türkmenler hakkında aynı kelimeleri kullan¬
maktadır24. Yukarıda bahsettiğimiz bu tarihî kayıt olmasa bile Dulka-
dırlı Uslusu arasındaki
Bayadlar m, bahsedildiği gibi Şam Bayadı adını
taşımaları, bu kabilenin XIV. asrın sonları ile XV. asırdaki Dulkadırlı
Türkmenleri ara6inda ehemmiyetli bir mevkie sahip bulunduğunu gös¬
termektedir. Vermiş olduğumuz bu kısa malûmat Dulkadırlı Beyliği’nin
Suriye coğrafî menşeli Türkmenler tarafından meydana getirilmiş oldu¬
ğunu da ifade etmesi bakımından şüphesiz mühimdir.

3. Bozuluş Bayadları ı

Bu il arasında, XVI. asırda, biri asıl Bozuluşta, diğeri yine onun
Dulkadırlı teşekkülleri arasında olmak üzere, Bayadlar'a ait ancak iki
oymağa tesadüf edilmektedir. Bu oymaklardan birisi de işaret edildiği
gibi,
Bayad boyunun Dulkadırlı Uulusu arasındaki şubesine ait bulun¬
maktadır. Halbuki XV. asrın başında Suriye'de yaşıyan
Bayadlar'fan
mühim bir kısmın. Memlûk ümerasından Emir Çikem’in zulüm ve tegal-
lübüne dayanamıyarak Akkoyunlu beyi Karayülük Osman’a iltica ettik¬
lerini Ebubekir Tahranı ve ondan naklen Haşan Rumlu gibi müverrih¬
ler haber vermektedirler25. Yine bu birinci müellif, Uzun Haşan Bey’in
Rüstem Tarhan kumandasındaki Karakoyunlu ordusuyle Mardin civa¬
rında yaptığı meydan muharebesinde
Bayadlar'ın da bulunduklarını ve
Akkoyunlu ordusunun sol kolunda yer aldıklarını bildirmektedir.
Bayad-
/or’ın
Akkoyunlu ili'nin teşekkül ve faaliyetinde mühim bir rol oynadık¬
larını kuvvetle ifade eden bu gibi tarihî bilgilere sahip bulunduğumuz
halde bu ilin en ehemmiyetli bir bakiyesi olan
Bozuluş'ta2tl, ancak 100

evlik bir Bayad oymağına rastlanmasını, mühim kısmının Akko-
yunlu imparatorluğunun teşekküllü ile ilgili olarak İran’a göç ettiği
şeklinde izah etmek mümkündür. Çünkü Safevî devri müverrihleri
güzelce faA’ların hizmetinde
Bayadlar'ın da bulunduklarını haber ver¬
mektedirler. Fakat bu müverrihlerin bu
Bayadlar \, Kızılbaş kabilelerin¬
den biri olarak zikretmeleri,27, bizi şüphe ve tereddüde düşürmektedir.
Bu sebeple
Akkoyunlu Bayadları nın Safevî devri kaynaklarında kızıl¬
baş bir kabile olarak gösterilen
Bayadlar olamıyacağı ve bunların belki
Musullu, Pürnek gibi Akkoyunlu teşekküllerinden meydana gelmiş bu¬
lunan, Safevî hizmetindeki Türkmen zümresine dahil bulundukları hâtıra
gelmektedir.

4.    Meşgul olduğumuz devirde Irak-ı Arab ülkesinde bu kabîleye
mensup, ancak
Karaca Bayad adlı ufak bir oymağa tesadüf edilmekte¬
dir 2S. Bu itibarla, zamanımızda Musul ile Bağdad arasında yaşadığı
haber verilen
Bayad ili’nin w, mazisi hakkında kat'î bir şek söyliyemi-
ceğiz. Yalnız yukarıda gördüğümüz
Karaca Bayad adlı küçük oymak,
belki bununla alâkalı olabileceği gibi,
Haleb Türkmenleri arasındaki
Bayad koluna mensub bazı oymakların bu ili meydana getirmik olma¬
sı da mümkündür. Osmanlı kaynaklarında yine bu ülkede, Bağdad
eyâletine tâbi
Bayad adlı bir sancak'tan bahsolunmaktadir Bu sancak,
adını idare merkezi olan Bayad adlı bir kaleden almıştır ki, bu ad
Selçuklular devrinde de bilinmakte idi31.

5.    Bayad boyunun adiyle ilgili çok küçük bir oymak da Yörükler
arasında yaşamaktadır. 25 veıgi nüfusuna malik olan bu kçüçk oymak,
Uşak mıntıkasında yaşıyan
Bozguş adlı büyük bir aşirete tâbi bulun¬
maktadır 82. Bu oymağın taşıdığı adın kavmî bir mâna ifade etmediğini
ve bir şahıs adından gelmiş olduğunu kuvvetle tahmin etmekteyiz 38.

İşte, Osmanlı devrinde Anadolu'da yaşıyan Bayad'lar hakkında
arşiv ve diğer tarihî kaynaklardan elde ettiğimiz malûmât, bu bahset¬
tiklerimizden ibraret bulunmaktadır. Vermiş olduğumuz bu bilgilerden
anlaşılıyor ki, Osmanlı devrinde bu boya mensup bulunan teşekküller,
hemen tamamiyle Türkmen ulusları arasında yaşamaktadır. Yine bu
malûmattan, muhtelif Türkmen illeri arasında yaşıyan
Bayadlar'ın yakın
bir mazide muayyen bir coğrafî sahada ve tek bir teşekkül halinde
yaşamış bulundukları neticesi kolayca çıkarılabilir. Bu coğrafî sahanın
yukarda da işaret edildiği gibi, Suriye olduğunda ve
Bayadlar'ın XIV.
asırda tek bir teşekkül halinde adı geçen ülke dahilinde yaşamış bu¬
lunduklarında şüphe yoktur. XIV. asrın sonlarında yazılmış Memlükler
devrine ait olan müellifi meçhul bir inşâ kitabında cenubi Anadolu ile
Suriye’de yaşıyan Türkmen boy ve ulusları hakkında bir liste mevcut¬
tur 34. Bu listede
Bayadlar da ( Bayadiyyet ) zikrediliyor ki
bunlar o devirde şüphesiz çok kuvvetli bir teşekkül halinde
idiler. Bu
Bayadlar'ın o zamanlar diğer kabilelerle birlikte Sivas
taraflarına yaylağa çıkarak Kadı Burhaneddin devleti topraklarında

mühim kargaşalıklar husule getiren Şam Türkmenleri arasında ehem¬
miyetli bir yer tuttukları yine bu vermiş olduğumuz malûmattan anla¬
şılabilir M. Tabiatiyle kışlamak için Suriye'ye döndükleri zaman, orada
da bazı hâdiseler çıkarıyorlardı. Nitekim XV. asrın Mısırlı müellifle¬
rinden Tanrı Berdi,
Bayadlar' ın Avşar ve Jnallu boylariyle beraber
Suriye’de bazı hâdiseler çıkardıklarını haber vermektedir
v. Gerek bu
müellifin bu hususta vermiş olduğu malûmattan ve gerek Kalkaşendî'nin
bir ifadesinden88, Bayadlar’ın umumiyetle Şam ve Trablusşam arasın¬
daki mıntakada yaşadıkları anlaşılıyor. Bu
Bayadlar dan mühim bir
kısmının XV. asır başlarında Emîr Çikem’in zulüm ve istibdadına da-
yanamıyarak Karayülük Osman Bey’e iltica ettiklerini yukarıda söyle¬
miştik. Bu suretle
Bayadlar XV. asırda cenubi ve doğu Anadolu'da
gelişen Türkmen faaliyetine kuvvetli bir şekilde iştirâk ederek büyük
bir kısmı Suriye'den ayrılmıştır. Fakat bu ayrılık keyfiyeti toplu bir
şekilde değil, muhtelif kısımlar halinde olmuştur ki bu, onların XVI.
asırda muhtelif
uluslar arasında parçalanmış bir halde bulunmasına
sebep olmuştur. Safevî hizmetindeki
Bayadlar ın, bir kısmı eski Akko-
yunlu ulusundan
kalmış olduğu gibi, bilhassa kızılbaş olan kısmın da
Dulkadırlı ili'ne tâbi bulunan Bayadlar ın Sivas taraflar nda yaylağa
çıkan şubesi tarafından meydana getirilmiş olması mümkündür39. Yu¬
karıda bahsedildiği gibi XIV. asırda tek bir teşekkül halinde bu^unan
Bayadlar, şüphesiz Moğul istilâsı neticesinde batıya göç eden Türk-
menler’e dahil bulunuyorlardı. Fakat
Bayadlar a ait Anadolu’daki yer
adlan 4U, onlardan mühim bir kısmın da Tuğrul Bey’in çocukları ara¬
sında bulunduğunu ve müstakbel Türkiye’nin fetih ve iskânında rol
oynadığını ifade etmektedir.

İşte, büyük şair Fuzûlî’nin Bayad'ı hakkında şimdilik söylenebilecek
sözler bu bahsettiklerimizden ibaret bulunmaktadır. Şüphesiz arşiv ve
diğer kaynaklar üzerinde yapılmakta olan çalışmalar ilerledikçe Dede-
korkut ve Fuzûlî gibi, daha ziyade manevi sahada yüksek şahsiyetler
yetiştirmiş olan
Bayad boyu hakkında yeni bilgilere sahip bulunacağız.

— NOTLAR —

1 Kayıt I.

Meselâ, yine aynı il'e dahil olduğunu ileride göreceğimiz Köpekli
Avaşarı
boyunun, ilk oymağı da aynı defterde : Cemâat-ı Ordu-yı
Eminlik Beg b. Durak
şeklinde kaydedilmektedir. Bu oymağa dahil olan
şahıslar,
Bayad boyunun ordu kelimesiyle zikredilen birinci oymağında
olduğu gibi umumiyetle
beg unvanını taşımaktadırlar. Memlûk devrinde
şimalî Suriye’deki Türkmen ümerâsından biri olan Sakalsız Oğlu’nun
(bk. Halil Zâhirî,
Zubdet ül~Memâlik, nşr. P. Ravaisse, Paris, 1897,
s. 105), aynı defterde (yaprak 280 a), yalnız,
Cemâat-ı Orduyı
Sakalsızlı
adlı 72 evlik bir teşekkülüne rastgeliyoruz. Yine bu ordu
kelimesinin eski Ramazanlı boy beylerinin adları ile zikredilen oymaklar

hakkında da kullanıldığını görürüz. Meselâ bu beylerden Kuştemir
Bey’in ailesi defterde,
Cemaât-ı Ordu-yı llyas Beg b. Ali Beg b. Kuş-
lemür
şeklinde zikredilmektedir ki, bu aile oymağı 925 tarihinde 45
evden ibaret bulunuyordu (
Adana defteri, Başvekâlet Arşivi, nr. 69. yp.
/57 6-6). Yine aynı devletin ümerâsından özer Bey'in oğlu Ahmed
Beyin’de ailesi defterde :
Cemâat-ı Ordu-yı Ahmed Beg b. Özer tarzında
kaydedilmiştir ki, bu zat 928 tarihinde Özer * bazı Osmanlı vesika ve
kaynaklarında yanlış olarak Uzeyr - sancağının beyi bulunuyordu ( bk.
Özer sancağı def. nr. 110). Yine Ramazanlı beylerinden Dündar, Emir
Melek, Hacı, Koşun ve Elvan beylerin de aile cemaatları defterlerde
ordu kelimesiyle ifade edilmiştir. Bu ordu kelimesiyle zikredilen ve
aristokrasinin adlarını taşıyan bu cemâatler,
Bayad boyunda olduğu
gibi, umumiyetle boy mahiyetindeki teşekküller arasında bulunmakta
ve defterlerde bu teşekkilerin daima birinci oymağı şeklinde kayde¬
dilmektedir. Bu sebeple bu
ordu kelimesinin boy beyinin emrinde
bulunan bütün boya şâmil olacağı şeklinde bir ihtimal de hatırı¬
mıza gelmiştir. Fakat kelimenin boyların yalınız verdiğimiz misaller¬
de görüldüğü gibi umumiyetle beg unvanlı şahıs adlarını taşıyan bi¬
rinci oymaklarına verilmekte olduğu defterlerde sarih bir şekilde gös¬
terilmiştir. Meselâ yukarıda kendisinden bahsetmekte olduğumuz
Bayad
teşekkülü defterlerde daima taife şeklinde zikredilmekte ve ona bağlı
oymaklarda vesika kısmında görüleceği gibi
Ordu-yı Bayad veyahut
Ordu-yı Halil Bey 6. Bozca şekillerinde değil, Tabi-i Tâfie-i Bayad tarzın¬
da kaydedilmektedir. Keza Ramazanlı ulusuna tâbi büyük teşekülleren
birisi olan Ulaş kabilesi defterlerde boy kelimesiye zikredilmektedir. Fakat
bu teşekkülü kurmuş olan Ulaş ailesi yine bu boyun ilk oymağı olarak:
Cemâat-1 Ordu-yı llyas 6. Ulaş şeklinde zikrediliyor ki bu aile XVI. aşırın
başların da 41 evden ibaret bulunuyordu. Yine aynı boyda yalınız bu
Ulaş oğlu llyas Bey ailesi değil, 17 evden ibaret olan Temir Beg aile¬
si
(Cemâat t Ordu-yı Sevindik Beg b. Mustafa) aileleri de vardır. Bu
sebeble
ordu kelimesi bu boy beyine tabi olan bütün kabileyi ifade
etmiş olsaydı, yalınız bu üç küçük oymak hakında kullanılması icabe-
decekti. Yukarıda da işaret edildiği gibi kâbtlenin umumî mahiyetini
ifade eden tâfie veya boy kelimeleri kullanılmıştır, (Daha açık bir fikir
edinmek için vesika kısmında ve Avşar boylarına dair neşrettiğimiz
kayıtlara bakınız). Ordu kelimesinin burada boy beyinin mayetini
(nöker) ifade eden bir tabir mi olduğu da hatıramıza gelmiştir.
Fakat yukarıda da işaret edildiği gibi bu adla zikredilen cemâtlann
isim cedvellerinde daima beg unvanlı şanıslara tesadüf edimesi bu ke¬
lime ile boy beyi ailesinin kastedilmiş olduğuna hiçbir şüpe bırakmıyor.

h Bk. Halil Zâhirt, aynı eser, s. 105.

4    Haleb def. Bşb. Arş., nr. 397.

5    Tapu Kadastro Umum Müdürlüğü Arşivi, no. 37.

" Kayıt V.

7    Cihannümâ, nşr. İbrahim Müteferrika, s. 593.

8    Ahmet Refik, Anadolu'da Türk Aşiretleri, İstanbul 1930 - Türkiyat
Ens. yayımı - s. 85 - 86.

B Ahmet Refik, aynı eser, s. 127 - 128.

10    Hasluck, Christianity and Islam under the Sultans, Oxford, 1929,
c. II, s. 481.

11    Ahmet Refik, aynı eser, s. 216 - 217, vesika 241.

12    Hasluck, aynı eser, c. II, s. 480.

13    Maruzat, nşr. TTEM, cüz 87, s. 291, 292.

14    Aynı eser, cüz 88.

15    Bk. kayıt I. Kayılar’a dair olan yazımızda Osmanlı devrinde
Oğuz boy adlarının birer şahıs adı olarak kullanıldığına işaret ederek,
bu adları taşıyan göçebe teşekkül ve yer adlarının mutlaka taşıdıkları
addaki Oğuz boylarına mensup olamıyacakları üzerinde ısrarla durma¬
mızda ne kadar haklı olduğumuz, bu misalle daha iyi anlaşılıyor. Maa-
mafih bu hususta daha calibi dikkat misalleri,
Oğuz boy adlarının birer
sahıs adı şeklinde kullanılması-başhğı
altında hazırlamakta olduğumuz
bir yazıda verilecektir.

18 Kayıt II.    '    .

17    Kayıt III.

18    Kayıt IV.

19    Kayıt IVb.

Kayıt V.

21    Kitâb-ı Diyârıbekriyye. Biz bu mühim eserin T. T. K. Yayım Uz¬
manı Adnan Erzi’de bulunan müstensah bir nüshasından faydalandık.

22    Bk. Mükrimin Halil Yinanç, Islâm Ansiklopedisi, Dulkadırlılar
mad., cüz 28.

23    Sayın hocam Prof. M. H. Yinanç, bir konuşmamızda bazan, Dul-
kadırlı ailesinin
Avşarlar a mensup olacağı kanaatında bulunduğunu
söylemiştir.

24    Nşr. Kilisli Rifat, s. 293.

25    Diyârıberiyye; Haşan Rumlu, Ahsen üt-Tevârîh, Nuriosmaniye
kütüphanesi yazm., nr. 3317, yap, 8 a.    •

28 Bu ulus hakkındaki yazımıza bakınız (D. T• C. Fakültesi Dergisi,
c. VII, sayı 1.

27 Haşan Rumlu, bize Tahmasb devri ümerâsı arasında Emtr Şah
Beg
Ahsen üt-Tevârih, neşr. C. N. Seddon Baroda, 1931, s. 360)‘ Sü¬
leyman Beg (s. 401) ve Hacı Üveys Beg (s. 466)
Bayad beylerinin
bulunduğunu haber vermektedir. Yine bu hükümdar devrindeki Safevl
ümerası arasında
Şeyh Beg ve Ali Sultan adlı Bayad beglerinijı de
bulunduğunu bizim kaynaklardan öğreniyoruz (Celâl zade Mustafa,
Tabakat ül-Memâlik, Üniversite ktp. yazm. Nr. yap. 125 a) Haşan
Rumlu, Şah Tahmasb zamanında
Bayadlar'ın Rumlu Avşar ve Kaçar-
lar'
la birlikte koruculuk vazifesinde bulunduklarından da bahsetmekte-

dir (s. 466). Tabiatiyle bu Bayadlar, kızılbaş olmasalardı koruculuk
hizmetinde kullan:lmalorına imkân bulunmıyacaktı. Bu böyle olmasa
bile
Bayadlar ın Kuzaz ve Girmzit mıntakalannda oturduklarını ve on
bin çadırdan müteşekkil bulunduklarını kaydeden İskender Münşi, on¬
ların
kızılbaş kabilelerinden birisi olduklarını bilhassa tasrih eder
(Tâıih-i Âlem - Ârâ-yi AbbâsI, Tahran, 1314) Bu
Bayadlar ın Şah
Abbâs zamanında
Lurlar la yaptıkları mücâdeleler hakkında bk. Şeref
Hân BidlisI,
Şerefnâme, nşr. M. Avni, Mısır, s. 81, 82.

211 Kayıd VI.

29 Ziya Gökalp, Küçük Mecmua, sayı 29, s. 3; Köprülü Zâde Fuad,
Oğuz Etnolojisi Hakkında Notlar, Türkiyat Mescmuası, 1, s, 200.

3U Ahmed Refik,- bu Bayad sancağının adını kavml mânada anlıya-
rak ona dair olan bir vesikayı
Anadoluda Türk Aşiretleri adlı kitabın¬
da neşretmiştir (s. 5). 973 tarihini taşıyan bu vesika
Bayad (sancağı)
beyinin Basra’nın muhafazasına memur edildiğine dairdir. Kâtip Çelebi
(Cihannüma, s. 455) ve bilhassa Evliya Çelebi (Siyahatname, IV, s. 390),
bu sancak ve onun ad aldığı
Bayad kalesi hakkında malûmat vermek¬
tedirler.

31    Şeref Han’ın sözlerine göre, Selçuklu devrinde Bayad kalesinin
hâkimi bulunan Türk Emîri
Luristan üzerine müteaddid defalar akınlar
yapmakta idi (
Şerefnâme, s. 60). Hülâgû’nun Bağdad üzerine yürü¬
yüşü esnasında Cüveynî tarafından zikredilen bu
Bayad kalesi hakkın¬
da (bk.
Târîh-i Cihângüşâ, GMS, III), bu eserin nâşiri Mirza Muhammed
Kazvînî mufassal malûmmat vermiştir (aynı cilt, haşiyeler kısmı).

32    Kayıd VII.

33    Bayad kabile adının bir şahıs adı şeklinde kullanıldığı hakkında,
bundan önceki bir notumuzda hazırlamakta olduğumuzu haber verdi¬
ğimiz
Oğuz Boy Adlarının Birer Şahıs Adı Şeklinde Kullanılması adlı
yazımızda tarihî kaynaklar ile defterlerden elde Ettiğimiz birçok misal¬
lerle birlikte mufassal malûmat verilmiştir.

34    Kitâbu İcâbet is-Sâil ilâ Marifet ir-Resâil, Paris, Bibi. Nati. arapça
yazmalar, nr. 4437, yap. 47. XIV. asrın sonlarında güney Anadolu ile
Suriye’de yaşıyan muhtelif Türkmen boy ve uluslarına dair bu inşa
kitabında bulunan listeyi Kalkaşendî’nin aynen kendi kitabına geçir¬
diği anlaşılıyor (Krş.
Şubh ul-A'şâ, Kahire, 1915, VII, s. 281). Beni bu
listeden haberdar eden Dr. Osman Turan’a müteşekkirim.

35    Gösterilen yer.

36    Bezm ü Rezm, s. 293. XIV. asrın sonlarında Sivas taraflarına
yaylağa çıkan bu
Şam Türkmenleri'nia bilhassa o bölgede bulunan
Moğul kabileleri için ciddî bir tehlike teşkil ettiği, Azîz-i Asterâbâdl’nin
sözlerinden anlaşılıyor. Daha batıda Kayseri taraflarında
Üçoklu Türk-
menler
ve Sivas taraflarında Bozoklu kabileler tarafından sıkıştırılmakta
olan Moğullar, onların hücumlarına karşı Kadı Burhaneddin’in himaye¬
sine sığınmakta idiler.

•

37    En-Nûcum üz-Zâhire, nşr. Popper, VI, s. 557.

38    Şubh ul-A'şâ, VII, s. 281.

30 Safevl devrinde İran’da bulunan Bayadlar ın Kastamonu bölge¬
sinden geldikleri şeklindeki bir mütaleadan (bk. Walther Hinz.
Uzun
Hasan ve Şeyh Cüneyd, trc.
T. Bıyıklıoğlu, 1948, T. T. K. Nşr., s. 68),
burada ancak garip ve mânâsız bir iddia dive bahsedilebilir.

İJ Şimdilik bk. Köylerimiz, s. 92.

IH.

A L K A EVLİ

Kâşgarlı Mahmud’da Alka Bölük ve Reştdüddîn ile ondan naklen
diğer müellfilerin eserlerinde
Alka Evli şeklinde zikredilen bu Oğuz
boyunun, bu adlar altıda bir teşekkülüne, hattâ yer adlarına defterlerde
tesadüf edemedik. Bununla beraber bu boya ait mühim teşekküllerin
Anadolu’ya geldiklerine ve bu ülkenin iskânında rol oynadıklarına
şüphe yoktur. Çünkü, yapmış olduğumuz araştırmalara göre, bu boyun
zikri geçen adlar altındaki kabile ve yer adlarına yalnız Anadolu'da
değil, Iran ve Haıezm’deki kabile ve yer adlan arasında da rastgeline-
miyor. Diğer taraftan Yazıcı oğlu Ali Efendi, lbnü Bfbî tercemesinde bu
kabile adının
Halka Evli olarak değişik bir şeklini veriyorbu ve
onunla ilgili
Halka Avlu, Halkalı gibi bazı yer adları Anadolu'da
bugün bile mevcuttur2. Anadolu’daki yer adlan hakkında arşiv malze¬
mesi üzerinde yapılacak, daha esaslı ve müşterek çalışmalar neticesinde
Alka Evli ve onun kat’I bir surette tesbit edilecek değişik şekilleri
altında birçok yer adlarının ve hattâ belki de bazı oymakların mevcut
olduğunu göreceğiz. Fakat, bütün bunlar
Alka Evli kabilesinin boy
mâhiyetindeki teşkilâtını, ihtimal daha Mâverâünnehir’de iken muha¬
faza edemiyerek parçalandığı3 ve bu parçalanmadan hasıl olan bazı
kısımların yeni adlar aldıkları, diğer bir kısmının ise eski adını veya
onun değişik şekillerini muhafa ederek, yerleştikleri yerlere bazan bu
adlarını vermiş oldukları şeklinde bir söz söylememize mâni değildir.

1    Nşr. Houtsma, III, a. 204.

2    Şimdilik bk. Köylerimiz, 9. 316.

3    Fahreddin Mübarek Şâh’ın Türk kavimleriyle Oğuz kabilelerinin adlarını ihtiva
eden listesinde
(Tarih-i Fahreddin Mübûrek Şâh, nşr. Denison Ross, London, 1927,
s. 47),
Alka Evli adına tesadüf edilmemesinin b5yle bir hâdise ile ilgili olması pek
muhtemeldir.

IV

KARA EVLİ

Oğuz an'anesine göre, bundan önce bahsedilen Alka Evli kabile¬
siyle kardeş çocukları olan bu boyun, meşgul olduğumuz devirlerde
Anadolu’da hiçbir teşekkülüne rastgelemedik. Bununla beraber Anado-

OSMANLI DEVRİNDE ANADOLU'DA OĞUZ BOYLARI    333

« }

lu’da bu boyun adını taşıyan bazı yer adlarına tesadüf edilmektedir.
Dahiliye Vekilliği'nin neşretmiş olduğu
Köylerimiz adlı esere göre,
bugün Anadolu’da
Kara Evli adında yedi köy bulunmaktadır *. Defter¬
lerde biz bunlardan ayrı olarak Sivas’ta bu boyun adını taşıyan iki
köye tesadüf ettik 1. Kastamonu defterlerinde bu adda görmüş olduğu¬
muz köy, Dahiliye Vekilliği’nin eserinde de zikredilmiştir.

Ebulgazi’nin naklettiği Türkmen rivayetlerinde Kara Evliler't de
yer verilmektedir. Fakat bu rivayetlerde
Kara Evli kabilesine bir Oğuz
teşekkülü nazariyle bakılmamahta, menşei Kaşkaçura adlı bir şahsa
bağlanmaktadıra. Ebulgazi’nin ilâve ettiğine göre bu kabilenin yurdu
Amu suyunun kıyısında ve Acı Denız’in yakınında bulunuyormuş 2.

1    Köylerimiz, 8. 410.

2    Bşb. Arş. ıır. 79, yap. 309 b.

8 $ecere-i Terûkime. T. D. K. Nşr. yap. 53 b.

4 Gösterilen yer.

V

Y A Z I R

XVI. asırda Anadolu’nun muhtelif yerlerinde bu boya mensup bazı
oymaklara tesadüf edilmektedir.

1. Yörükler arasında Yazır oymakları ı

Yörük koluna dâhil bulunan Yazır teşekküllerinden en mühimmiTeke
sancağında, Elmalı'da yaşamaktadır l.
Sarı ve Kara sıfatlarıyle iki şu¬
beye ayrılmış bulunan bu oymağın, ayrıca Özkend adlı bir köy de mey¬
dana getirmiş olduğu anlaşılıyor 2. Diğer taraftan yine bu mıntakada
Yazır
adını taşıyan iki köy de bulunmaktadır ki3, bütün bunlar Teke sanca¬
ğında oldukça ehemmiyetli bir
Yazır mevcudiyetinin yerleşmiş olduğunu
göstermektedir. Teke mıntakasında yerleşmiş bulunan ve XVI. asırda
bile bir iki oymağına tesadüf edilen
Yazırlar, kanaatımızca Selçuklu
devletinin inkıraz devirlerinde İsparta - Denizli bölgesinde yaşıyan Uç
Türkmenleri’ne dâhil bulunmuş olan bu addaki büyük bir kabilenin bir
bakiyesidir. Çünkü, bu zikredilen Uç Türkmenleri’nin yurtlarında da,
aynı devirlerde
Yazır adlı 141 evlik bir oymak yaşadlğı gibi4, bugün
Anadolu'da bulunan bu addaki 16 köyden 5 i de yine bu Türkmenlerin
yurtlarında bulnnmaktadır4. Diğer taraftan defterde, Teke’de yaşı-
yan bu
Yazır oymağının tâbii olarak gösterilen Ali Müciriddin adlı bir
cemâatin diğer bir şubesine de Hamid sancağında tesadüf edilmektedir.
Bütün bunlar batı Anadolu'yu açan Uç Türkmenleri arasında oldukça
kuvvetli bir
Yazır teşekkülünün bulunmuş olduğunu ifade etmektedir.
Keza Uç Türkmenleri’nin fethettikleri sâhalarda da
Yazır adlı yer adla¬
rının mevcudiyetine rastlaıımaktadır. Yörükler arasında üçüncü bir
Yazır varlığına Ankara Yörükleri arasında tesadüf edilmektedir. XVI.
asrın ortalarında 42 eve malik bulunan bu oymak, Çukurçak adlı bir

köyde sâkin bir halde gösterilmektedir 5. Bugün Yazırlar’a ait gerek
defterlerde ve gerek diğer eserlerde görebildiğimiz yer adları bu bo*
yun Anadolu’nun fetih ve ilk iskânında bulunmuş • olduğuna şüphe
brakmıyor.

2. Türkmen illeri arasındaki Yazır varlığı t

Türkmen çevresinde Yazır varlığına yalnız Dulkadırlı ulusu arsında
rastlanmaktadır. Fakat
Dulkadırlı ulusu arasındaki bu Yazır mevcudiyeti de
ancak birkaç oymağa inhisar ediyor. Bu
Yazır oymaklarından ikisi
Dulkadırlı ulusunun en büyük teşekküllerinden birisi olan Karaçalı
veyahut diğer adiyle Anamaslı boyuna tâbi bulunmaktadır6. Biri 49,
diğeri 46 vergi nüfusu kadar olan bu oymakların, bugün Hatay vilâye¬
tine tâbi bulunan Bağras kazasında kışladıkları defterlerde haber veril¬
mektedir.
Dulkadırlı defterlerinde müstakil olarak zikredilen diğer bir
Yazır oymağı ise, Birecik’te, Mazı Dağı’nda kışlamakta ve Elbistan’da
yaylamaktadır.

Yazır adını taşıyan diğer iki küçük oymak da Dulkadırlı ulusunun
Bozok mıntakasında yaşıyan teşekkülleri arasında bulunmaktadır7. Yine
bu mıntaka ile ona komşu olan yerlerde bu adda bazı köylere de te¬
sadüf edilmektedir.

İşte, defterlerden Yazılar hakkında, elde etmiş olduğumuz bilgiler
bunlardan ibarettir. Bu kabilenin XVI. asırda Anadolu'da yaşıyan
Türkmenler arasında da çok zaif teşekküllerine tesadüf edilmesi, ona
ait kalabalık bir kitlenin bir batıya göç eimiyerek Harezm’deki
eski yurtlarında kalmalarından ileri gelmiştir. Filhakika daha Harezm
Şahlar devrinde siyasî bir unsur halinde faaliyette bulunduğu gördüğü¬
müz bu
Yazır şubesi, o kadar kalabalık bir halde bulunuyor ki, bu
yüzden o zamanın tarihçileri başlı başına bir kavim nazariyle bak¬
mışlardır8. XII. asırdan muayyen bir bölgeye kendi adım veren bu
Harezm Yazırları9, umumiyetle Moğul istilâsından müteessir olmıyarak
eski yerlerinde kalmışlardır. Bu sebeple Ebül - Gazi’nin naklettiği Türk¬
men rivâyetlerind
Yazırlar'a ehemmiyetli bir yer verilmiştir11. Bununla
beraber bu kabileye ait bazı oymakların
Dulkadırlı ulusu arasında bu¬
lunması, bu ilin meydana getirilmesinde
Yazır lavın da bir rol oyna¬
dıklarını göstermektedir.

VI

DÖĞER

Defterlere göre, bu boyun en mühim şubesi Haleb Türkmenleri' ne
dâhil bulunmaktadır. Bu Döğer şubesinden başka Bozuluş ile Kerkük, Sis
(Kozan) ve Şam civarında yaşıyan aşiretler arasında da bu adda bazı
oymaklara tesadüf edilmektedir.

1.    Haleb Türkmenleri arasında yaşıyan Döğer şubesi Kanunî devri¬
nin ilk yıllarında
Haleb Döğeri ve Hama Döğeri adlariyle iki kısma
ayrılmış bir halde bulunuyor. Bunlardan Korkmaz ve Mahmud Kethü¬
dalara tâbi olan
Haleb Döğeri cemâati, 23ü evden meydana gelmiştir.
Hama Döğeri kısmı ise biri 163, diğeri Demircili adiyle 36 evlik iki
oymağa ayrılmıştır *. Yine Kanunî devrine ait, fakat yukarıdakinden
biraz daha sonra yazılmış bulunan diğer bir defterde 2, bu Döğer şube¬
sinin
Haleb Döğeri kısmı da iki oymak halinde gösterilmiştir. Hama
Döğeri
bu defterde de yine iki kısım halinde bulunuyor ki, bunlardan
yukarıda
Demircili adını taşıdığını söylediğimiz küçük oymak, burada
da yine bu adla zikredilmiş ve Hama taraflarında yaşadığı kaydedil¬
miştir.
Haleb Türkmenleri hakkında XVI. asrın ikinci yarısında yazılmış
bulunan defterlerden, bu
Döğer şubesinin gerek nüfusunda ve gerek
kabîlevî yapılışında bir inkişâfın husule geldiği anlaşılıyor. Bunlardan
Tp. Kd. U. Md. Arş. de bulunan mufassal bir deftere göre8, şubenin
Haleb Döğeri kısmı üç oymağa ayrılmıştır. Bunlardan 14 evlik bir oyma¬
ğın Yellüce adlı bir yerde yerleştikleri kaydedilmektedir. Buna müvazi
olarak
Hama Döğeri kısmı da beş oymak halinde bulunmaktadır. İlk iki
defterde
Hama Döğerlerı nden bir oymak halinde gördüğümüz Demircili
cemâati, bu son defterde Demircilü Döğeri adını taşımaktadır. Bu Döğer
şubesi hakkında kaynaklarda verilen son bir haber, XVII. asrın sonla¬
rında Hama ve Humus taraflarında yerleştirilmek istenen aşiretler ara¬
sında ona mensup bazı oymakların da bulunduğuna dairdir 4. Fakat bu
iskân teşebbüsünün tam bir muvaffakiyetsizlikle neticelendiği malûm
bulunduğundan
Döğerler in bir müddet daha eski yaşayışlarını devam
ettirdikleri ve nihayet cenubi Anadolu’nun bazı yerlerinde yerleştikleri
kat’I bir şekilde söylenilebilir.

2.    Bozuluş arasındaki Döğer mevcudiyeti, bu ile ait defterlerde iki
oymak halinde gösterilmiştir. Bu oymaklardan Şahverdi Kethüda’ya ait
olan cemâat, Kanunî devrinde 165 evden müteşekkil bulunuyordu. Hacı
Hamza Kethüda’nın emrinde olan diğer oymak ise, nüfus bakımından
çok daha ehemmiyetsiz olup, ancak 30 ev kadardır5.

Döğerler, biraz aşağıda bahsedileceği gibi Akkoyunlu Beğliği ile

XV. asrın başlarında şiddetli mücadelelerde bulunmuşlardır. Fakat zik¬
redileceği gibi Bozuluş arasında Döğerlere aid bazı unsurların mevcu¬
diyeti, bu kabîlenin Akkoyunlu faaliyetine iştirak ettiğini gösteriyor ki,

şüphesiz bu keyfiyet Akkoyunlu muvaffakiyetlerinin bir imparatorluk
meydana getirmesiyle ilgilidir.

3.    Kerkük, Şam ve Sis (Kozan) mıntakalarında yaşıyan Döğer teşek¬
külleri, ancak birer küçük oymak mâhiyetinde bulunuyor. Bunlardan
Kerkük mıntakasında yaşıyan oymak, gerçi
tâife olarak zikredilmişse
de ancak 45 eve maliktir. Keza Kanunî devrinde Doğan Kethüda’ya
tâbi bulunan ve Şam mıntakasında yaşıyan
Döğer oymağı da bu kadar
vergi nüfusuna sahiptir6. Kozan mıntakasında yaşıyan oymak da nüfus
bakımından aynı mâhiyette olup 53 vergi evinden ibaret bulunmaktadır.
Bu sonuncusu defterlerde
Döğerlü şeklinde zikredilmekte ve Kozan mm-
takasımn büyük teşekküllerinden birisi olan
Savcı Hacılı kabilesine tâbi
bir cemâat şeklinde gösterilmektedir7.

4.    Urfa sancağına ait defterlerde bu mıntakada yaşıyan aşiretler
arasında
Döğerli adlı mühim bir kabilenin mevcudiyetinden bahsedil¬
mektedir. Fakat, kalabalık nüfuslu oymaklara malik bulunan bu büyük
kabîle, yine defterlerde Kürt menşeli olarak gösteriliyor8. Bu teşekkü¬
lün
Döğerli adını taşıması, aşağıda kısaca temas edeceğimiz gibi Döğer
boyunun Urfa bölgesini de içine alan siyasî faaliyetiyle ilgilidir.

Döğerler görüldüğü veçhile tahrir defterlerimizde okadar kuvvetli
akisler yapamamış oldukları gibi esasen yer adı şeklinde de pek az
hâtıra bırakmışlardır. Fakat buna mukabil bu kabflevî, tarihî kaynak¬
ların şahadetiyle, siyasî sâhada başlı başına rol oynamış nadir Oğuz
teşekküllerinden biri olarak tanıyoruz ki, bu husustaki hüviyetini aşağıda
umumî bir şekilde anlatmağa çalışacağız.

Kaynaklardan elde ettiğimiz malûmattan anlaşıldığına göre, XV.
asrın başlarında UrfaveRıkka mıntakalarını ihtiva eden Döğer Beğliği-
nin esası, Sâlim adında bir şahsın daha evvelki asrın sonlarında yaptığı
faaliyele ilgili görülmektedir. Tanrıberdi, 785 yılı vakaları arasında
Sâlim ed-Dögerî'nin Haleb'den geldiğini ve sultandan ikram görerek
hil'at giydiğini ve kendisine tablhâne emirliği tevcih olunduğunu
bildirmektedir . Bu şahsın, Sultan Berkuk ile Emîr Mintaş arasındaki
mücadelede de rol oynadığını Mısırlı müelliflerin bu hususta verdikleri
malûmattan öğreniyoruz u. XIV. asrın ikinci yarısında Suriye’de yaşıyan
Türkmen boy ve ulusları hakkında müellifi meçhul inşa kitabındaki
listede
Döğerler bu Sâlim Bey adlı şahsın cemâati şeklinde zikredil¬
miştir ,2.
Döğerler'in XIV. asrın ikinci yarısında siyasî bir mâhiyet ka¬
zanmalarında Sâlim Bey’in kardeşi Bahadır Hacı’nın da âmil olduğu
anlaşılıyor. Kaynaklarda, bu
Döğer emîri Sâlim Bey’in, Dımışk Hoca,
Gökçe Musa ve Haşan Bey adlı üç oğlundan bahsedildiğini görmekte¬
yiz. Ebubekir Tahranî, bunlardan Dımışk Hoca’nın sahip bulunduğu
ülkenin, Urfa, Siverek, Harran, Rıkka, Suruç ve Cur şehir ve kasaba¬
larını ihtiva ettiğini ve kendisinin
yirmi bin evlik bir ilin başında bulun¬
duğunu haber vermektetir18. Aynı müellif, arap kabilelerinden
Benî Kilâb
ve Beni Şâdi'ye mensup on bin çadırlık bir kuvvetin de Dımışk Hoca’-

nın emrinde bulunduğunu bu sözlerine ilâve etmektedir. Yine Ebubekir
Tahranî'nin sözlerinden anlaşıldığına göre, Karayülük Osman Bey’in en
belli başlı hasımlarından birisi olan Dımışk Hoca, buna mukabil Kara
Yusuf’un dostu ve müttefiki bulunmaktadır. Hattâ Kara Yusuf Bey,
Memlûkler tarafından serbest bırakıldıktan sonra ülkesine giderken
Dımışk Hoca'nın yanına da uğramış ve ona kısa bir müddet misafir
olmuştur. Kara Yusuf’un ülkesini geri almak maksadiyle Timurlu şehzade
Ebubekir’le yaptığı mücadelelerde bu
Döğer beyliğinden de yardım
gördüğü anlaşılıyor. Hattâ Dımışk Hoca’nın kardeşi olan Gökçe Musa’¬
nın Kara Yusuf’un bu mücadelelerine iştirâk ettiği, Haşan Bey Rumlu’-
nun bir kaydından istidlâl edilmektediru.
Düğerler in Karakoyunlular
ile olan dostlukları Kara Yusuf’un halefleri zamanında da devam etmiş¬
tir. Akkoyunlu hükümdarı Karayülük Osman Bey, en tehlikeli hasım-
larmdan birisi olan Memlûk ümerâsından, Emir Çikem’e Amid surları
önünde kazandığı muzafferiyetin arefesinde Dımışk Hoca’nın Arap emlri
Nuayir tarafından öldürüldüğü ve yerine kardeşi Gökçe Musa’nın geçi¬
rildiği haberini almış ve bunun üzerine derhal Urfa üzerine yürülmüştür15.
Döğer beyliğinde zuhûr eden bu mühim hâdiseden istifade eden Kara¬
yülük Osman, Urfa’yı kolayca ele geçirmiş ve bu şehri kendi maiye¬
tinde bulunan Dımışk Hoca’nın amcası oğlu Yağmur b. Bahadır Hacı’ya
vermiştir18. Fakat Karayülük, çok geçmeden bu şehri, kendisine maiye¬
tindeki bin evlik bir halkla mühim hizmetlerde bulunmuş olan Yağmur
Bey’in elinden alarak ülkesine katmıştır. Bu suretle beyliğin mühim
merkezlerinden birini kaybeden
Döğerler, Rıkka ve Cacber mıntakala-
riyle iktifa etmek mecburiyetinde kalmışlardır. Yağmur Bey Urfa’yı
Karakoyunlular’ın yardımiyle geri almak için harekete geçmiş ise de
muvaffak olamamıştır17. Ebubekir Tahranî’nin sözlerine göre
Döğer
emîri Gökçe Musa Karayülük ile barışmış ve hattâ onun Karakoyunlu
hükümdarı İskender Mirza ile Şehkendi’nde yaptıkları muharebeye oğlu
kumandasında bir yardımcı kuvveti göndermiştir. Fakat muharebenin
en kızgın bir zamanında bu
Döğer yardımcı kuvveti, Karakoyunlu saf¬
larına geçmek suretiyle
Akkoyunluluar'ın bozulmasına âmil olmuştur.
Yine aynı müellifin bu Şehkendi muharebesi hakkında vermiş olduğu
malûmattan,
Karakoyunlu safında yer almış bulunan Kerkük ve Tok
emlri Ceneklü () Haşan adında bir şahsın maiyetinde
Döğer
ümerâsının bulunduğunu öğreniyoruz. Fakat bu şahsın diğer bir Döğer
emlri olduğu hakkında kaynaklarda bir kayda rastgelemedik. Bununla
beraber, bizim yukarıda Osmanlı devrinde Kerkük mıntakasında yaşa¬
dığından bahsettiğimiz
Döğer oymağının bu bölgedeki eski bir Döğer
faaliyetiyle ilgili olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. Kaynakların haber
verdiklerine göre Salim Bey’in üçüncü oğlu Haşan Bey ve torunu
Emîrze, Memlûk devletinin hizmetinde bulunmuşlardır. Tanrıberdi, 836

.4. O. D. T. C. F. Dergi,i F. 22

senesi hâdiseleri arasında sultanın, Türkmen ümerâsından birisi olan
Haşan Bey b. Sâlim
ed-Döğerîyi hil’atledığını ve kendisine yüz kaftan,
yüz yay
, yüz sadak ve 30 at verdikten sonra, Buhayra nâibliğine tayin
ettiğini bildirmektedir18. Haşan Bey ve oğlunun aynı zamanda Cacber’in
de mütevellisi bulunduklarını Tanrıberdi’nin bu kaydından öğreniyoruz.
Haşan Bey daha sonraları Humus, Hama ve Aclûn nâibliklerinde de
bulunmuştur19. Tanrıberdi, yine Memlûk hizmetinde bulunan Türkmen
ümerâsı arasında
Döğer kabilesine mensup, Emir Mehmed, Yâr Ali
ve Katı
J•* (Kutlu?) adlı bazı şahıslardan bahsetmektedir ki20, bun¬
ların Sâlim Bey ailesiyle olan akrabalıklarının mâhiyeti hakkında aynı
müellif hiçbir açıklamada bulunmamıştır.

Vermiş olduğumuz bu malûmattan, Düğerler in Memlûkler devrinde
Suriye’de ehemmiyetli bir siyasî mevkie sahip bulundukları anlaşılmış
oluyor.
Döğer emiri Dımışk Hoca’nın emrinde bulunan ilin yirmi bin
ev olduğu hakkındaki Ebubekir Tahranî’nin sözleri, bu kabilenin ne
kadar kalabalık bir nüfusa malik bulunduğu üzerinde bir fikir verir.

XV. asır tarihçilerinden Şemseddin Cezârî’nin Artuklu ailesinin Döğer-
ler't
mensup olduğu şeklinde bir iddiada bulunmuş olduğu malûmdur21.
Halbuki bu meşhur ailenin sikkelerinde görülen damgalar vasıtasiyle
Kayılara mensup oldukları, kat’i bir şekilde tâyin edilmiş bulunmak¬
tadır 22. Bu sebeple Şemseddin Cezâri’nin bu
Döğer - Artuklu münase¬
betini bu kabilenin kendi zamanında Urfa mıntakasmda hâkim bulun¬
ması neticesinde çıkarmış olduğuna hükmetmek icabediyor.

Prof. M. H. Yinanç, Döğer beylerinin Ca’ber’i Osmanlı devrinde de
muhafaza ettiklerini söylemektedir ki
w, bu hususta defterlerde bir
kayda rasgelemedik. Osmanlı müverrihlerinden Neşrt, Süleyman Şah'ın
Ca’ber’de boğulması hâdisesinden sonra maiyetindeki ilin ahvali hak¬
kında malûmat verirken bunlardan bir kısmının Ca’ber’de yerleştiği ve
kendi zamanında onların neslinin el’an oraya hâkim bulundukları şek¬
lindeki ifadesiyle tabiî bizim
Döğer beyliğini kastetmektedir24. Fakat
Kâtip Çelebi’nin eski Türkmân-ı Haleb hakkındaki listesinde Ca’ber’de
Döğerler'in yerine Avşarlar’ın gösterilmesiz5, bir zühul eseri olsa
gerektir.

— NOTLAR —

1 Kayıt /. 2 Nr. 397. 3 Nr. 37.

4 Ahmet Refik, And. Türk Aşr., s. 107.

6 Bk. Bozuluş hakkında, D. T. C. Fakültesi Dergisi, c. VII, sayı 1;
kayıt II. 8
Kayıt II/, IV. 7 Kayıt V.

8 Meselâ, Bşb. Arş., 976 tarihli ve 965 nr. lı Urfa sancağı defte¬
rinde bu aşiret:
Cemâat-ı Ekrâd~ı Tâife-i Döğerli şeklinde zikredilmek¬
tedir (yap. 165 a. vd.) Teşekkülün vergiye tâbi şahıs adları arasında:
Bayram, Gündoğmuş, Budak, Yağmur, Kaya, Mamaş, Sarı, Tanrıverdi,
Durmuş, Dündar
ve Satılmış gibi türkçe isimlere tesadüf edilmektedir.

Hattâ yine bunlar arasında Karkın gibi (yap. 116 a.) Oğuz boy adla¬
rını taşıyan şahıslar da bulunmaktadır.

9    Bu memuriyet hakkında bk. (1. H. Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti
Teşkilâtına Medhal,
s. 348).

10    En-Nücûm üz Zâhire, V, s. 372.

11    tbn ül-Furat, Beyrut, 1936, s. IX, s. 269, 270, 271 ; En-Nücûm üz-
-Záhire, V, s. 542-543.

12    Yap. 47. Bu listenin Kaikaşendt’de bulunan kopyasında Döğer
adı, nüsha veya matbaa yanlışı olarak Ed-Dülgeriyye şeklinde zikre¬
dilmiştir (
Şubh ül-A’şâ, VII, s. 281). Keza Kâtip Çelebi’nin eski Haleb
Türkmenleri
hakkındaki listesinde de bu kabilenin adı yine bu Sâlim
Bey’e tâbi bir halde gösterilmiş olmakla beraber
Zekeriyye şeklinde
yazılmıştır. (
Cihannümâ, s. 593).

18    Kitâb-ı Diyâribekriyye.

11 XIV. asrın sonlarına doğru Erzurum bölgesinde başlı başına
siyasî faaliyetde bulunmuş olan ve daha sonraları kaynaklarda Kara-
koyunlu ulusunun en mühim teşekküllerinden birisi şeklinde gösterilen
Doharlu adlı bir Türkmen kabilesi bulunmaktadır. Bu kabilenin taşıdığı
adın
Döğerlü kelimesinin değişmiş bir şekli mi olduğu hâtıra geliyor.
Fakat şimdilik bu ihtimali daha kuvvetli bir hale koyacak başka bir
delile malik bulunmuyoruz.

15    Rumlu, bu kaydında (yap. 11 b.), Kara Yusuf’un Şehzâde Ebu-
bekir’le yaptığı 1406 yılındaki ikinci savaşta Mîrânşah’ın Emir Musa
Döğer’in kölesi tarafından öldürüldüğünden bahsetmektedir.

16    Tanrıberdî, 806 yılı hâdiseleri arasında Câ’ber nâibi Emîr Sey-
feddin Dımışk Hoca’nın Emîr Nuayır b. Hayyâr tarafından ramazanın

17 sinde (29 Mart 1404) öldürüldüğünü, sebep ve tafsilât vermeden kay¬
detmektedir. (Bk.
En-Nücûm üz-Zâhire, VI, s. 162).

•7 Kitâb-ı Diyârbekriyye.

ıs Diyâribekriyye. Tanrıberdi, bu Döğer beyinin oğluyla birlikte
vebadan öldüğünü 817 yılı hâdiseleri arasında kaydetmektedir. (
En-Nü¬
cûm.,
VI, s. 342).

19    En-Nücûm üz-Zâhire, VI, s. 682.

20    Havadis üd-Dühûr, s. 55, 279.

21    En-Nücum üz-Zâhire, VII, s. 203, 398.

22    Köprülü, İs. Ans., Arttık Oğulları md. cüz. VJII.

23    Köprülü, Adı geçen makale.

24    Is. Ans.. Câ'ber md., cüz. XXI.

26 Neşri Tarihi, nşr. F. R. Unat, M. Altay Köymen, T. T. K.
s. 60, 61.

28 Cihannümâ, s. 593.

VII.

D O D U R G A

Defterlerde Dodurga, Todurga, Toturga, Doturga gibi, muhtelif im¬
lâlarda yazılan bu Oğuz boyunun, Anadolu’da mühim teşekküllerine
tesadüf ediyoruz. Bunlardan Sivas ve Tarsus bölgelerinde yaşıyan
ehemmiyetli
Dodurga şubeleriyle Ankara mıntakasında bulunan Dodurga
oymağı göçebe hayatını tamamiyle terketmek üzere bulunuyorlar. Bozu¬
luş
ve Dulkadırlt illerine dahil bulunan Dodurga teşekkülleri ise henüz
eski yaşayışlarını devam ettirmektedirler.

1.    Sivas bölgesinde yaşıyan ve defterlerde Ulu Yörük adı verilen
ulus arasındaki Dodurga mevcudiyeti, bu ilin diğer şubeleri gibi kabî-
levî mâhiyet bakımından
bölük adını taşımaktadır1. Bölük kelimesinin
bu il dâhilinde müstakil ve büyük teşekküller hakkında kullanıldığı
anlaşılıyor ki, bu hususta o kadar yaygın bir tâbir değildir. Bu sebeple
kelimenin, bu
Ulu Yörük ulusu için bir hususiyet arzettiğini kaydetmek
şüphesiz yerinde olur. Ahmed ve Terken kethüdalara tâbi olan bu
Dodurga şubesi muhtelif kışlaklarda sakin bir halde bulunmaktadır.
Aslında ana boydan ayrılmış bir kısım olduğu anlaşılan bu
Dodurga
bölüğünün bu suretle ayrı ayrı kışlaklarda yerleşmesi, onda kabîlevl
bir inkişafın doğmasına sebep olmuştur.
Bölüğün muhtelif kışlaklarda
sakin bulunan oymaklarının vergiye tâbi nüfusları oldukça fazladır.
Bunlardan 220 evlik
Hacılar adlı oymak, Ahî Yusuf zâviyesinin vakıf
toprağında oturmaktadır. Bölüğün adını taşıyan diğer bir oymak ise
Amasya’da Sarı Kurşun köyünde yerleşmiş bir halde bulunuyor. Bu
Dodurga bölüğü hakkında burada kaydedilebilecek diğer bir husus da,
onun muayyen bir mıntakada toplu bir halde sakin olması keyfiyetidir.
Eserini XIV. asrın sonlarında yazmış bulunan Azîz-i Asterâbâdî, Zâra
ile birlikte Dodurga adlı idari bir bölgeden bahsediyor ki2, bu bölge
ile hiç şüphesiz yukarıda gördüğümüz
Dodurgalar ın oturdukları yer
kastedilmiştir. Herhalde
Dodurgalar ın XIV. asırda Zâra’ya komşu olan
bir yerde XVI. asra nazaran çok daha kalabalık bir halde yaşamaları,
bulundukları mıntakanın o zamanlar kendi adlariyle anılmasına sebep
olmuştur.

2.    Başbakanlık Arşivi'nde bulunan Adana bölgesine ait bir defter,
bizi bu bölgenin Tarsus mıntakasında yaşıyan kabileler arasında, mü¬
him bir
Dodurga teşekkülünden haberdar etmektedir. Defterde onun
hakkında elde ettiğimiz bilgilere göre, bu teşekkül,
Esenlü-yi Bozca
Dodurga
ve Esenlü-yi Ertene    Beg adlariyle umumiyetle iki kısma
ayrılmıştır. Defterde bu ikinci kısım bazan
Esenlü-yi Ertene Beg Dodur-
gası şeklinde de zikredilmiştir2. Teşekkülün her iki kısmında da geçen
Esenlü kelimesi, hiç şüphesiz aslında bir şahsı ifade etmektedir. Nitekim
teşekkülün ilk zikredilen,
Cemâat-i Ordu-yi Bozca Dodurga adlı oyma¬
ğı da bu Esenlü'nün ailesini ifade etmektedir. Tabiî bu ad, bu
Dodurga

şubesini idare etmiş, fakat defterimizin zamanında yaşamıyan bir boy
beyine
aittir. Yine teşekkülün birinci kısmında zikredilen Bozca adiyle
ikinci kısmında geçen Ertene kelimesinin bu ikinci Esenlü adındaki boy
beyinin çocuklarını ifade ettiğinde şüphe yoktur. Defterlerde bu ikinci
kısma adını vermiş olan şahsın ismi gösterildiği gibi Ertene (^‘jO şek¬
linde yazılmıştır. Bu kelime herhalde bugün telâffuz şekli henüz kat’î
ve doğru bir şekilde tesbit edilmemiş bulunan ve bu sebeple muhtelif
tarzlarda okunan Ertena adının diğer bir yazılış şeklinden başka bir
şey olmasa gerek. Fakat maatteessüf defterlerde bu kelimenin Ertene
şeklinde mi yoksa Eretne tarzında mı telâffuz edileceği hakkında hiçbir
işarete tesadüf edemedik.

Bu Dodurga şubesinin kabîlevı mâhiyetine gelince: Yukarıda zikret¬
tiğimiz eski
Adana defteri'ne göre, bu teşekkül 34 oymaktan meydana
gelmiştir, Bu oymaklardan başka Uzamış ve Kuzu adlı iki köyün de bu
Dodurga şubesine ait olduğu anlaşılıyor. Teşekkülün ’ her iki kısmında,
yani
Esenlü-yi Bozca ve Esenlü-yi Ertene kollarına dâhil olan cemaatlar
sayı bakımından hemen hemen birbirine müsavidir Nüfusları pek o kadar
fazla olmıyan bu oymaklar, ayrı, ayrı ekinliklere sahip bulunmaktadırlar
ki, bundan teşekkülün umumiyetle yarı göçebe bir hayat sürdüğü neticesi
kolayca çıkarılabilir. Hattâ II. Selim devrine ait bir defterde bu
teşekkülün artık yerleşik hayata tamamiyle intibak etmiş olduğu¬
nu görüyoruz. Defterde şubenin
Beş Aşık ve Davud cemâatlarına
mensup bazı şahısların, ulemâdan ve sülehâdan olmaları dolayısiyle
Avârız-ı Dtvâniyye ve Tekâlîf-i Urfiyyeden kadîmden muâf oldukları
şeklinde bir kayıt mevcuttur. Bu kayıt Anadolu’daki Türk aşiretleri ara¬
sında ilim ve din adamlarının bulunduğunu ve aşiretler hakkında da
maddî sahâda olduğu gibi, manevî hususta da ileri bir kültür faaliye¬
tinden bahsedilebileceğini gösteren delillerden biri olması hasebiyle mü¬
himdir4. Aynı bölgedeki diğer komşu boy ve aşiretler arasında da
tesadüf edilen bu ilim ve din adamlarının, bu
Dodurga şubesinin yerle¬
şik hayata geçmesinde rol oynamış bulunmaları pek tabiîdir.

3.    II. Selim devrine ait Bozulos defterine, göre, bu il arasındaki Do¬
durga
mevcudiyeti altı küçük oymaktan ibaret bulunmaktadırR. Aynı
deftere göre Hamza ve kardeşi Abdi kethüdalar ile Veli ve Şahin
kethüdalara tâbi bulunan bu oymakların aslında
Dulkadırlı ili’ne men¬
sup bulundukları anlaşılıyor. Nitekim Kanunî devirne ait bir
Dulkadırlı
defteri
, bu oymakları kendi aşiretleri arasında zikretmekte, fakat kışlak
ve yaylaklarının Diyâribekir’de bulunduğunu da haber vermektedir 6.

4.    Anadolu'nun orta ve batı bölgelerinde yaşıyan, aşiretler arasında
bu boya mensup, ancak iki küçük oymağa raslanabilmiştir. Bunlardan

17 ev kadar olan oymak, Ankara Yürükleri arasında yaşamakta ve
Kanunî devrinde kendi adını taşıyan bir köyde sakin bulunmaktadır 7.
Bu oymağın meydana getirdiği Dodurga köyü bugün de mevcut bulun-

maktadır s. Aksaray mmtakasında yaşıyan ve Atçeken ulusu na dâhil
bulanan
Dodurga oymağı ise nüfus bakımından çok daha az ehemmi¬
yetlidir. M

— NOTLAR—

1 Kayıt !. 2 Bezm ü Rezm, s. 276. 8 Kayıt II.

4 Kayıt II. Osmanlı devrinde Anadolu'nun diğer bölge ve mmta-
kalarında yaşıyan aşiretler arasında da âlim, müderris, kadı, fakih gibi
yüksek din ve ilim adamlarının mevcudiyeti hakkında arşiv kaynakla¬
rında mühim kayıtlara tesadüf edilmektedir. İmam ve hatib gibi daha
ziyade umuma hitabeden ve o zamanların hakikî birer öğretmenleri
olan şahıslar ise, yazımızın vesikalar kısmında da görüleceği üzere, en
ufak oymaklarda dahi bulunmaktadır. İmam ve hatiblerin iptidaî din ve
kültür bilgisiyle mücehhez olmadıkları ve o zamanki manevî hayatta
ehemmiyetli bir mevkie sahip bulundukları hakkında uzun izahata gi¬
rişmeğe lüzum yoktur. Fakat onlar hakkında böyle bir söz söylen¬
mese dahi göçebe çocuklarının din ve kültür bilgisini en iptidaî şek¬
liyle de olsa nasıl ve nereden elde ettikleri bile bir mesele olduğu gibi,
esasen bu şahısları aşiretler arasında oldukça mütekâmil bir kültür
faaliyetinin meucut olduğu hakkında bir delil olarak gösterecek deği¬
liz. Çünkü yukarıda da haber verildiği gibi aşiretler arasında âlim,
müderris, kadı gibi yüksek din adamları bulunmakta ve bunlardan
devlet
İlmî ve idari sâhalarda istifade etmektedir. Hattâ pek calibi
dikkattir ki, aşiretlerin siyasî bir unsur olarak ehemmiyetlerini kaybet¬
miş oldukları ve göçebe teşkilât ve müesseselerinin tamamiyle yıkılmış
bulunduğu devirlerde dahi bazı aşiretlerin bugün birçok köy ve
kasabalarımızın henüz başaramadığı ilk öğretim dâvasını tamamiyle
halletmiş ve ekseriyetle okur yazar bir hale gelmiş oldukiarı hak¬
kında vesikalar bile mevcuttur ( meselâ,
Boynu inceli cemâati
hakkında bk., Ahmet Refik,
Anadolu'da Türk Aşr., s. 173- 74. ). Bu
kısa izahata bile Osmanlı devrinde Türk kültür faaliyetinin yalnız
muayyen bir zümre veya sınıfa inhisar etmediğini göstermektedir. Ana¬
dolu’daki Türk kültür faaliyetin içtimai hayatın tekâmülüne tâbi olarak
inkişaf etmiş olduğu, onun muayyen bir sınıf veya zümre tarafından
sun'î bir şekilde meydana getirilmediği malûm olsa bile bu hususta
tafsilâtlı ve etraflı bilgiye sahip değiliz. Bu sebeple aşîretler arasında da
bir manevî kültür faaliyetinin mevcut olduğu hakkında yapacağımız
bir tetkik bize, Anadolu’daki Türk manevî hayatının nasıl başladığı ve
ne şekilde bir tekâmül geçirdiği üzerinde yapılacak çalışmalarda mu¬
hakkak faydalı bir rol oynıyacaktır. Tabiatiyle aşîretler arasında ileri
seviyede bir kültür faaliyetinin mevcut olduğu, bu hususta yapacağı¬
mızı haber verdiğimiz bir tetkikle daha esaslı bir şekilde anlaşıldıktan
sonra, XVI. asırda Türk imparatorluğunun ana vatan topraklarındaki
köylerinde dahi mekteplerin bulunduğu hakkında verilen haberlerde

hayret edilecek bir taraf kalraıyacaktır. Osmanlı devrinde Anadolu’¬
daki Türk aşiretleri hakkında mütekâmil bir kültür faaliyetinin mevzuu-
bahis olabileceğini kısa bir şekilde belirtmeğe çalışırken bu hususta
mahdut birkaç vesikaya dayanmadığımızı da kaydetmeliyiz. Bu notu¬
muzda şu hususu da kısaca işaret etmeden geçmiyelim ki, aşiretler
arasındaki bu din ve ilim adamları, ilim âleminin, ehemmiyet ve faaliyeti
hakkında pek az malûmata sahip bulunduğu, fakat Türkmen dedeleri
veya Kolonizatör Türk Dervişleri adlariyle tanıdığı zümrenin mensupla¬
rından başkası değillerdir. Anadolu'nun Türkleşmesinde birinci derecede
âmil olan göçebe aristokrasi yanında yine umumiyetle bu İçtimaî sınıfa
mensup şahıslardan meydana gelmiş bulunan dinî zümre de mevziî
yerleşmelerde rol oynamıştır. Bu din adamları bilhassa XIV. ve XV. asır¬
larda aşiretler arasında o kadar ehemmiyetli bir nüfuz ve mevkie sahip
idiler, ki, göçebe aristokrasisi ve habîleleri bile
Hacılı, Hocalı, Fakılı,
Hoca Hacılı, Hattblı, fmamlı
ve Kadılı gibi dinî tâbir ve meslek adları
almışlardır. Bu şahıslardan bazılarının göçebe aristokrasisinin zayıfla¬
dığı veya ortadan kalkmış olduğu devirlerde siyasi sahneye atılmış
bulundukları malûmdur. Selçuklu çağının Baba İshak’ı, Osmanlı devrin¬
deki Celâl, Süğlün Koca, Baba Zünnûn, Kalender Şah ve nihayet
Safevî ailesinin bu zümrenin siyasî sahaya atılmış en belli başlı sima¬
ları olduklarını biliyoruz.

5 Kayıt ///. 6 Nr. 402. 7 Kayıt IV.

8 Köylerimiz, s. 219. u Kayıt V.

VIII

Y A P I R L I

Kâşgarl’nin Oğuz kabileleri listesinde adı geçmeyen bu boy, Reşi-
deddin’de
Yapırlı1, Yazıcı oğlu'nda Yapurlı2, Yapurlu3 ve Ebulgazi’de
Yapır1 şeklinde zikredilmiştir. Defterlerde bu adı geçen müelliflerin
zikrettikleri adlar altında hiçbir göçebe teşekküle tesadüf edemedik.
Yalnız
Dulkadırlı ulusunun en mühim teşekküllerinden birisi olan Cirid
boyuna bağlı cemâalar arasında adı, defterlerde: xj>- j\> ı xj* j\ı

jS *    gibi5, noktaları değişik ve bazan noktasız şekillerde

yazılmış, oldukça ehemmiyetli bir oymak bulunmaktadır. Bu oymağın
adını ifade eden kelimenin değişik noktalı şekillerdeki imlâsının her
defterde bulunması ve bunlar arasında
Bayır şeklinin daha fazla oluşu,
bizi onun
Yabır suretinde okunmasında tereddüde düşürmektedir. Maa-
mafih
Bayır kelimesin burada ne gibi bir mâna ifade edebileceği de
bir sualdir. Tabiatiyle
Bayır kelimesinin Yabır adının değişmiş bir şekli
olabileceği filologlar tarafından tayin olunursa bu husustaki tereddüt
ortadan kalkacağı gibi, bu ad altında
Yapırlı boyuna mensup diğer
bazı teşekküllerden de bahsetmek imkânı hasıl olacaktır.

— NOTLAR —

1    Nşr. Berezin, a.

2    Selçuknârrıe, Topkapı Sarayı ktb. yazm. , or. 1390, yap. 13 b.

3    Tevârth-i Âl-i Selçuk, nşr. Houtsma, III, s. 205.

* Şecere-i Terâlcime, yap. 216, 246.

5 Dülkadirigye def. Bşb. Arş., nr. 402, yap. 182 a vd. ; Tp. Kd. U. Md. Arş.,
nr. 116, yap. 114 b. vd.

IX

A V Ş A R

Avşar boyunun birkaç bakımdan Türk tarihinde büyük roilar oy¬
namış bulunması itibariyle ilim âleminin dikkat nazarını çoktan kendi
üzerine çekmiş bir Oğuz kabilesi olduğu malûmdur. Filhakika
Avşar¬
lar
ın XVI. asırdan son zamantara kadar yakın doğu’da vukubulmuş
olan büyük siyasi hâdiselerde rol oynamış bulunması, tarihte büyük
bir şöhret kazanmasına sebep olmuştur. XIV. asırda Suriye'de siyasî
bir unsur halinde olan
Avşarlar, Anadolu’nun Moğul hâkimiyetinden
kurtarılmasında mühim bir rol oynayan Suriye
(Şam) Türkmenleri
arasında bulunmaktadır. Bu Türkmen faaliyeti neticesinde Anadolu’ya
gelen Avşarlar’ın bir kısmı bu ülkenin şark ve cenup taraflarında yurt
tutmuşlar, diğer bir kısmı da doğu Anadolu’da kurulan ve İran’da inkişaf
eden büyük siyasî faaliyetlere iştirâk ederek pek uzun sürecek olan
siyasî bir mâceraya atılmışlardır. Calibi dikkattir ki, bu kabîle Akkoyunlu
devletinin siyasî faaliyetinde mühim bir âmil olurken, diğeî taraftan
bu devleti yıkmayı gaye edinen başka bir siyasî teşekkülün tessüs ve
inkişafında da rol oynamak mahiyetini göstermiştir. Nihayet Avşar¬
lar, XVIII. asrın ortalarında İran'da kendi adlariyle anılan bir devlet
kurmak suretiyle tarihte en büyük siyâsî rollerini oynamış bulundular.
Şayanı hayrettir ki bu kabîle, muhtelif zaman ve mekânlarda asırlarca
süren siyasî faaliyetine rağmen boy adını daima muhafaza etmiştir.
Diğer taraftan kendilerine has edebî bir nazım ve müzik şekline sahip
olmalariyle de Avşarlar, hakikaten kabîlevî teşkilât ve an’anelerini
muhafaza etmek hususunda büyük bir titizlik göstermişlerdir. İşte, bu
hususiyetleriyle bu Oğuz kabîlesi âdeta başlı başına bir kavim manza¬
rası arzetmiştir.
Avşar boyunun bu en belli başlı hususiyetlerini birkaç
cümle ile de olsa tebarüz ettirmekten maksadımız onun aşağıda
ele alacağımız teşekküllerine ilim âleminin dikkat nazarlarını çekmek
ve bu teşekküllerin mensup bulundukları kabîlenin en belli başlı husu¬
siyet ve faaliyetlerinde bir hisseleri olduğunu şimdiden baber vermektir.

işte Bşb. Arş. ile ve Ankara Tp. Kd. U.Md. Arş. ndeki tahrir defter¬
lerinden elde ettiğimiz malûmata göre, bu kabîle hem Türkmen, hem
de Yörük grupları arasında teşekküllere malik bulunmaktadır. Fakat
Yörük grubu arasındaki
Avşar mevcudiyeti ancak birkaç oymağa
inhisar ediyor. Buna mukabil bu boyun, Türkmen illeri arasında ehem¬
miyetli teşekkülleri vardır.

1    — Yürükler arasında Avşarlar :

Yörükler arasında yaşıyan en mühim Avşar şubesi Uşak mmtaka-
sında bulunyor 1. 970 tarihli Kütahya defterine göre bu
Avşar şubesi,
buy adını taşıyan 4 cemaattan müteşekkildir. Aynı defterin başka bir
yerinde bu teşekküle bağlı bir oymağın adı zikredilmiyen bir köyde
yerleştiği kaydilmektedir. Yörük grubu arasında
Avşar adını taşıyan
diğer bir oymağa da,
Aydın mıntakusmdaki aşiretler arasında tesadüf
edilmektedir. 25 vergi evi kadar olan bu oymak,
cemaat-1 Avşarlu ve
Balabanlu
gibi mürekkep bir isim taşımaktadır 2.

İşte XVI. asra ait defterlerde Anadolu’nun batı taraflarındaki aşiret¬
ler arasında görebildiğimiz Avşar mevcudiyeti bunlardan ibaret
bulunmaktadır.

2    — Türkmen illeri arasında Avşarlar ı

Türkmen illeri arasında yaşıyan Avşarlar doğu ve güney Anado¬
lu'nun muhtelif bölgelerinde bulunan başlıca üç ulusa dahil olmaktadırlar.

A) Halep Türkmeni Avşarları:

Bu ile dahil olan Avşarlar umumiyetle iki tâife (boy) halinde bu¬
lunuyorlar. Bu iki boydan ayrı bir de müstakil Avşar oymağı vardır.

a) Köpeklü Avşarı :

Kanunî devrine ait olan en eski defterde Haleb Türkmenleri ara¬
sındaki Avşarlar’ın bu kolu, biraz yukarıda da işaret edildiği gibi, boy
mahiyetinde bir teşekkül olarak zikredilmektedir. Bu boy, adı geçen
deftere göre, başta teşekküle adını vermiş olan Köpeğin ailesi (
ordusu)
cemâati olmak üzere, 15 oymaktan müteşekkildir3. Tâifenin birinci
oymağı olarak bahsedilen ve boy beği ailesini teşkil eden bu
Köpeklü
Avşarı
oymağı 71 vergi evine maliktir. Aynı deftere göre, bn oymağın
başında o zamanlar Durak Beg oğlu Eminlik Beğ bulunuyordu. Bova
adını vermiş olan Köpeğin oğlu veya torunu bu oymağın ad cetvelinde
zikredilmiştir. Aynı deftere göre boyun ikinci oymağı olarak 37 evlik
Köçeklü adlı cemâat gelmektedir. Boyun üçüncü oymağı olarak Sulu
Beğlü
cemâati zikrediliyor ki, bu cemâatin ad aldığı şahıs o zaman
hayatta bulunuyordu. Bu
Avşar teşekkülünün burada bahsedilebilecek
oymaklarından birisi de
Sekiz adını taşıyan cemâattir. Filhakika bu
oymağın adı Anadolu’daki Türk aşiretlerinin kabilevî adlarında sayı
sıfatını kullandıklari hakkında nadir misallerden biri olarak görünüyor.
Bununla beraber kelimenin bir şahıs adı olması ihtimali bizce daha
galiptir. XVI. asrın ortalarına doğru 65 vergi evinden ibaret olan bu
Sekiz oymağı aynı asrın sonlarında birkaç şubeye ayrılmış ve bunlar¬
dan birisi Suruç kazasındaki Şeyh Çoban köyünde yerleşmiştir. Yine
ona bağlı şubelerden bazıları da Sivas’ın cenubundaki yeni il’de yurd
tutmuşlardır 4. Defterlerde bu boyun mühim oymaklarından birisi olarak
Alplu adlı bir cemâatdan bahsedilmektedir. Kanunî devrine ait, en eski
defterde iki küçük şube halinde bulunan bu oymak daha sonraki,

devre ait defterlerde üç şube halinde görünüyor. Bu oymak tâbi bu¬
lunduğu
Avşar boyunun Haleb Türkmenleri’nc bağlı diğer teşekküller
gibi, XVII. asrın başında, dağılmasiyle
Alpla Avşarı adiyle müstakil bir
cemâat haline gelmiştir.

Bu cemâat hiç şüphesiz Safevîler devrinde, İran’daki Avşar ilfnm
bir oymağı olan Alpla teşekkülünün5 muhaceret etmiyerek eski yerle¬
rinde kalan bir bakiyesidir.

Köpeklü Avşarı boyunun Yeni tl'de ancak Sekiz Avşarı ve Delüler
adlı oymaklarına mensup bazı şubeler bulunmaktadır8. Bozuluş da ise
biri 303, diğeri 94 vergi evine tâbi olmak üzere bu boya mensup iki
mühim oymağa tesadüf edilmektedir ki, bunlar
Bozuluş'un Şam Türk-
menleri
grubuna dahil olarak gösterilmişlerdir.

Bu Avşar teşekkülünün almış olduğu Köpekli sıfatına gelince: bu
kelime hiç şüphesiz XV. asrın başlarında Güney Anadolu’da bazı siyasi
faaliyetlerde bulunmuş olan Türkmen ümerâsından Hüseyin ve Eslemez
Beğlerin babalan Köpeğin7 adından gelmektedir. Hattâ aynı devirlerde
bu teşekkül
Türkmân ül-Köpekiyye8 ya Cemâat-i ibnü Köpek9 şekille¬
rinde Memlûk kaynaklarında zikredilmektedir.

Bu Avşar teşekkülüne ait bazı oymakların XVII. asırdan itibaren
batı illerine göç etmeye başlıyan Türkmenler arasında bulundukları
anlaşılıyor. XVIII. asra ait bir vesikada Balıkesir mıntakasmda sâkin
bulunan Türkmen oymakları arasında Mihaliç kazasında oturan
Köpeklü
Avşarı
cemâati da zikredilmiştir

b) Gündüzlü Avşarı:

Haleb Türkmenleri’ne dahil bulunan bu ikinci Avşar teşekkülü,
Kanuni devrine ait en eski deftere göre, sekiz oymaktan müteşekkildir.
Bu oymaklardan üçü tâbi bulunduğu teşekkülün adı ile anılmakta, diğer

5 oymak da Yamanlu, Olmuşlu, Yuvacıklu, Bekmezlu, Döneklü gibi adlar
taşımaktadır11.

Bu Avşar teşekkülünün şüphesiz bir şahıs adı olan Gündüzlü keli¬
mesini kimden ve ne gibi bir sebeple aldığı hakkında gerek defterler de,
gerek diğer kaynaklarda bir kıyda rastgelemedik. Osmanlı müverrih¬
lerinin Adana bölgesinin fethinde rol oynamış, Ramazanlu Beğliği
ümerâsından birisi olarak gösterdikleri Gündüz Beğin 13 bu
Avşar
teşekkülüne adını vermiş olması ihtimali bizce pek zayıf görünüyor.

Safevîler devrinde İran’daki Avşar ilinin en büyük şubelerinden
birisini de
Gündüzlü adını taşıdığı malûmdur ıs. Hiç şüphesiz, bu bizim
Gündüzlü Avşarı ile İran’daki Gündüzlü âşireti, aynı teşekkülün muh¬
telif kollarıdır. Yukarıda
Köpeklü Avşarı'na tâbi Alplu oymağının
İran’daki
Avşar iline bağlı bu addaki teşekkülün bir şubesi olduğunu
söylemiştik. Diğer taraftan yine İran’daki
Avşar şubelerinden biri olan
İzmir yahut Eymir oymağının küçük bir teşekküllüne yine Haleb Türk-
menleri
arasındaki Avşar oymakları arasında rastgeliyoruz. Bütün bu

misaller Safevt devrinde İran’da yaşıyan Avşar ilinin büyük bir kısmı¬
nın Anadolu’dan gitmiş oldukları hakkındaki kanaatimizin bir kısım
delillerini teşkil etmektedir.

c) Avşar oymağı :

Halep Türkmenleri arasındaki üçüncü Avşar mevcudiyetini teşkil
eden bu oymak, XVI. asrın sonlarında 158 vergi evinden ibaret bulu¬
nuyordu. Defterlerdeki kayıtlara göre, Memlûkler devrinde
dirlik tasar¬
ruf etmiş olan bu
Avşar oymağı Osmanlı devrinde de bazı hizmetlere
karşılık olarak bu dirliği muhafaza etmiş, aynı zamanda
avârız-ı dîvâ-
nyiye
ve tekâlîf-i örfiyyeden de muaf tutulmuştur u.

XVI asırda Halep Türkmenleri arasındaki Avşar mevcudiyeti işte
bu gördüklerimizden ibaret bulunmaktadır. Fakat bu
Avşar teşekkülleri
XVII. asrın başında İçtimaî ve İktisadî sebeplerle kabilevî teşkilâtını
muhafaza edemiyerek parçalanmaya ve dağılmaya mecbur olmuşlardır.
Bu parçalanma ve dağılma neticesinde XVII. asırdan itibaren
Halep
Türkmenleri
arasında kalmış bulunan Avşarlar yeni adlar altında sah¬
neye çıkmışlardır. Vesikalar, bu teşekküllerden birisi olarak
Receplü
Avşarı
adlı bir cemaâttan bahsediyorlar. XVII. asırdan itibaren Halep
Türkmeuleri'
nin en mühim Avşar şubelerinden biri haline gelmiş bulu¬
nan bu teşekkülün, XVI. asrın sonlarında hayatta olan Recep kethüda
tarafından 15 meydana getirildiği anlaşılıyor. Bu teşekkül XVII. asırda

o kadar büyük bir şöhrete mâlik olmuş idiki Kâtib Çelebi bile Halep
Türkmenleri
arasındaki Avşarları, bu teşekülle tanımaktadır18. XVIII.
asra ait vesikalar bu teşekkülden bahsetmekte devam ediyoriar. Bu
vesikalara göre,
Receplü Avşarı cemâati Rıkka’ya iskânları emrolunan
Türkmen şubeleri arasında bulunmaktadır. Fakat boy beğlerinin bizzat
İstanbul’a kadar gelerek yaptığı teşebbüsler neticesinde bu teşekkül
Zamantı ırmağı havalisinde yerleşmek müsadesini almıştır ,7. Fakat mü¬
teakip vesikalar, bu teşekkülün iskân olunmayı arzu ettiği yerde de rahat
durmıyarak Kayseri, Develü, İncesu mıntakalarındaki köy ve kasaba¬
lara taarruz ettiklerini ve bu sebeple tekrar Rıkka’ya iskân olunmala¬
rına karar verildiğini bildiriyorlar18. Fakat, bu sırada devletin, Türk¬
men aşîretlerini Rıkka mıntakasında yerleştirmek hususundaki teşeb¬
büsleri tam bir muvaffakiyetsizlikle neticelenmiş bulunduğundan
Receplü
Avşarı
hakkındaki bu karar da tatbik edilememiş ve eski yerlerinde
kalan bu teşekkül yeni hâdiseler çıkarmıştır19. Bugün Kayseri’nin
doğusundaki Pınarbaşı kazasında yerleşmiş bir halde bulunan Avşar-
larm büyük bir kısmı, işte bu
Receplü Avsan teşekkülünden meydana
gelmiştir. Vesikalarda XVII. asırda teşekkül eden
Bahrili Avşarı ve
Kara Gündüzlü Avsarı gibi bazı cemâatlar da zikredilmektedir20. Fakat
bunlar
Receplü Avşarı gibi mevcudiyetlerini uzun zaman muhafaza
edememişlerdir.

B) Dulkadırlı Avşarları:

Dulkadırlı ulusuna dahil bulunan Avşarlar, başta bu ulusun asıl
yurdu olan Maraş bölgesi olmak üzere, Kozan, Kars (Zülkadiriye),
Bozok ve Yeni il mıntakalannda yaşamaktadır.

1. İmanlu Avşarı ı

Maraş bölgesinde yaşayan Avşarlar, İmanlu Avşarı adlı bir teşek¬
kül halinde bulunuyorlar. Kanunt devrine ait mufassal Dulkadırlı vilâ¬
yeti defterine göre, bu boy irili ufaklı 24 oymaktan müteşekkil bulunu¬
yordu 21. Umumiyetle şahıs adlan taşıyan ve ayrı ayrı kethüdalara tâbi
bulunan bu oymakların yaylak ve kışlakları muhtelif yerlerde bulun¬
maktadır. Defterde Boyun birinci oymağı olarak zikredilen 140 evlik
Bedii Avşarı cemâati ile yine boya mensub bulunan diğer bazı oymak¬
lar
beriyye, yani çölde kışlamakta ve Maraş sancağının muhtelif yerle¬
rinde yaylamaktadır. Yine boya mensub olan birkaç oymak da Diyâr-
bekir vilâyetinde sfıkin bulunmaktadırlar. Bazı defterde
İmanlu Avşarı
boyu, devlete verdiği âdet-i ağnam, resm-i yava vesaire gibi mutad
vergilerden başka, bir de
âdei-i salgun-ı boy beği adlı bir resim ver¬
mektedir. XVI asırda boy mahiyetinini muhafaza eden teşekküllere ait
defterlerde, boy beğlerinin kendi boyları ile olan hukukî durumlarının
oldukça mütekâmil mâlî esaslar ile de tayin edilmiş olduğunu ifade
eden birçok kayıtlara tesadüf ediyoruz. Defterlerde, bu
Salgun-t boy
beği
adlı vergiden başka bir de kıst-ı boy beği şeklinde okunan bir
resimden de bahsolunuyor ki bu da o zamanlar diğeri gibi devlet tara¬
fından alınmakta idi.

XVI. asrın birinci yarısında umumî mahiyetini incelemiye çalıştığı¬
mız bu Avşar teşekkülü, asrın ikinci yansından itibaren kabilenin ha¬
yat ve teşkilatını muhafaza edemıyerek parçalanmış ve kendisine men¬
sub oymklaarın bir kısmı kışlak veya yaylaklarında yerleşmişlerdir. Bu
mühim hâdiseyi bize bildiren 971 tarihli deftere göre, boyun bir kısmı
Sivas’ın cenubundaki Yeni il’e ağlanmış, diğer bir kısmı da Gazianteb
şehrinde ve ona tâbi köylerde yerleşmiştir.

Safevîler devrinde İran'da yaşıyan Avşar ilinin oymaklarından biri
şeklinde gösterilen21
İmanlu (İnanlu) cemâati, hiç şüphesiz bizim yuka¬
rıda tetkik etmiş olduğumuz
İmanla Avşarı boyunun bir şubesidir.
İran’da bulunan bu imanlu oymağının asıl teşekkülünden ne zaman
ayrıldiğı hakkında şimdilik kat’I bir malûmatımız yoktur. Minorsky’nin
zikrettiği Şahseven an’anelerine bakılırsa 23 bu teşekkülün XVII. asırda
Anadolu’yu terketmiş olduğuna hükmetmek icab eder. Fakat biz İran’¬
da bulunan
İmanlu şubesinin çok daha evvel bu ülkeye gitmiş oldu¬
ğu kanaatında bulunuyoruz. Çünkü Minorsky tarafından zikredilen bu
İmanlu şubesine mensub oymakların adlan, bizim İmanlu Avşarınz
tâbi olan oymakların adlarına uymamaktadır. Diğer taraftan Şahseven
an’anesine göre, bunlar Anadolu'yu XVI. asrıs sonlarında terketmişler-

dir. Buna göre, bu asrın birinci yarısına aid defterlerde bu teşekküle
tesadüf etmemiz lâzım gelecekti. Bu sebeble büyük bir aşiret grubunu
içine alan bu an’anenin bu şubeye şamil olamıyacağı kat’i olarak
söylenebilir.

2.    Kozan mmtakası Avşarları t

Dulkadırlı iline dahil olao Avşarların Kozan (Sis) mıntakasında yaşı-
yan şubesi, ehemmiyetli bir teşekkül halinde bulunmaktadır. Bu mıntakaya
ait defterlerde
kabile veya taife şeklinde zikredilen bu Avşar şubesi,
aynı zamanda bu sancakta Oğuz boy adını taşıyan yegâne bir teşekkül
olarak görünüyor. 929 tarihli bir deftere göre, Dulkadırlı Avşarları'nın
bu mühim şübesi 28 oymaktan müteşekkildir. Aynı deftere göre bu
oymakların büyük bir kısmı muhtelif ekinliklerde zirâat etmektedirler.
Bu mıntaka hakkındaki daha muahhar defterlerlerde bu çiftçilik yapan
oymaklardan bahsedilmemesi hiç şüphesiz onların tamamen göçebe¬
likten çıkarak toprağa yerleşmelerinin bir neticesir. Zaten bu
Avşar
şubeninin burada üzerinde durulacak en belli başlı hususiyeti de bu
mıntakanın iskânında oynadığı roldür.

3.    Kars ( Zfilkadiriye ) deki Avşar oymakları ı

Kars Kadirli sancağında Dulkadırlı iline bağlı büyük boyların ehem¬
miyetli teşekkülleri bulunduğu halde
Avşarlar ın ancak iki küçük oyma¬
ğına tesadüf edilmektedir. Bunlardan 41 evlik olan Avşar oymağı An-
dırın’da kışlıyarak zirâat etmektedir. Diğer 42 ev vergi nüfusuna malik
olan diğer
Avşar oymağı ise, Gençlik adlı büyük bir boya tâbi bir
şekilde yaşamaktadır25.

4.    Bozok Avşarları t

Dulkadırlı ulusunun en mühim yayılma sahalardan birisi olan bu
mıntakada, bu ilin teşekkülünde mühim bir âmil olan
Avşarlar m da
ehemmiyetli bir şubesinin bulunması pek tabiîdir. Nitekim Kanunî dev¬
rine ait bir defterde bu mıntakadaki
Avşar şubesinin muhtelif oymaklara
malik, bir kabîle mahiyetinde bir teşekkül olduğu haber verilmektedir.
Fakat bu defterin baş tarafından mühim bir kısmı eksik olduğundan
bu mühim
Avşar şubesinin kabîlevî mahiyeti hakkında tam bir malûmata
sahip bulunmuyoruz. Bu defterde bu
Avşar şubesine mensub, ancak bir¬
kaç oymağın nüfus ve yurdlarını öğrenmek kabil oluyor26. Bununla
beraber defterin bu
Avşar subesinden biraz yukarıda da işaret edildiği
gibi, bir kabile yani muhtelif oymaklara malik bir teşekkül şeklinde
bahsetmesi, bu mıntakadaki
Avşar mevcudiyetinin ehemmiyetli bir mik¬
tarda bulunmuş olduğu ifade etmesi bakımından bizi oldukça tatmin
etmiştir.

5.    Yeni Ut

Yeni il’de yaşayan Avşar şubesi, yukarıda da işaret edildiği gibi
Maraş bölgesinde bulunan
Imanlu Avşarı boyunun bir kısım oymakla¬
rından meydana gelmiştir27. Maraş bölgesindeki boyun oymakları ara-

smda olduğu gibi, burada da Bedii Avşan cemâati nüfusunun çokluğu
ile göze çarpmaktadı. Bu mühim oymak XVII. asrın başlarına inhilâl
eden Yeni il’in batıya göç eden teşekkülleri arasında bulunmuş ve An¬
kara civarında yurd tutmuştur. Bunların asıl büyük kısımları Bâlâ kazası
dahilinde yerleşmişlerdir. Ankara’nın Dikmen tarafında bulunan Muğan
gölü civarındaki bir yerin Bedii Avşan adını taşıması, bu oymağa
mensub bir şubenin oraya yerleşmiş olduğnn göstermektedir.
Bedii Av¬
şan'
na mensub bazı şubelerin Kandalu Avşan, Piri Beğ Avşan, ve Tâifi
(J>^) Avşan gibi, adlar taşımış olduklarını görüyoruz.

C) Bozuluş Avşarları:

Bozulus'd dair yazımızda bu ilde Oğuz boylarına ait bazı şubelerin
mevcud olduğundan bahsetmiş ve onların ulusun Diyârbekir,
Dulkadırlı
ve Şam Türkmenleri gibi üç gurubunda da bulunduğunu söylemiştik.
Daha ziyade küçük küçük oymaklara ayrılmış bulunan bu şubelerin en
mühimlerinden biriside
Avşar boyuna mensubdur. Bozulus'ta yaşayan
Avşar şubesi, umumiyetle bu ilin Dulkadırlı gurubuna dahil bulunmak¬
tadır. Asıl
Bozuluş arasında ise, ancak bir iki avşar oymağına tesadüf
edilmektedir. Ulusun
Dulkadırlı kısmında bulunan Avşarlar küçük kısım¬
lara ayrılmış büyük bir oymaktan ibarettir. II. Selim devrinde yazılmış
olan Bozuluşa ait bir defterde bu ile dahil olmuş kalabalık nüfuslu Av¬
şar teşekkülleri görülüyor ki28, bunların büyük bir kısmı Suriye Türk-
menleri'ne mensub bulunmaktadır. Bu teşekküllerden Mehmed Kethüda’-
ya tâbi bir halde gösterilen
Avşar cemâati 633 evli ve 171 bekârdan
müteşekkildir ki oymağın umum vergiye tâbi nüfusu 804 kişiye baliğ
olmaktadır. Aynı defterde 130 evlik diğer bir oymâğın
Kazıklı Avşan
adiyle anıldığını görüyoruz. Bunlardan başka Kara Mehmed Kethüda’ya
tâbî 131 kişilik, Hacı Kethüda'ya bağlı 57 ve Duymuş Kethüda’nın em¬
rinde 41 vergi nüfuslu Avşar oymakları da vardır. Bozulus'ta bulunan
gerek Diyârbekir ve gerek
Dulkadırlı ile Şam Türkmenleri’ne mensub
bulunan
Avşarlar'ın bir kısmı ilin XVII. asrın başlarında garb bölgele¬
rine göçen büyük teşekkülleri arasında bulunmuş ve umumiyetle Kara¬
man eyâletinde yurd tutmuştur2". Daha ziyâde Şam Türkmenlerine ait
bazı
Avşar oymakları ise ulusun diğer bir kısım teşekkülleri ile beraber
eski yerlerinde kalmıştır. Vesikalarda
Bozuluş Mandesi adı verilen bu
kısım XVIII. asrın başında Rıkkaya iskânları emrolunan Türkmenler
arasında bulunmuşlardır. Fakat yerleştikleri mahallerden her defasında
Anadolu’ya kaçan
Bozuluş Mandesi cemâatleri, kısım kısım garb illerin¬
de bulunan asıl uluslarına iltihak etmişlerdir ki, bunlar arasında
Avşar-
lar
da bulunuyordu.

Bozuluş hakkkındaki yazımızda muhtelif kavmi ve siyasi teşekkül¬
lerinin bu ile dahil olmaları keyfiyetinin Akkoyunlu faaliyeti ile ilgili
olduğunu söylemiştik, işte,
Avşarlar ın da Bozuluş'a dahil bulunmaları
bu Akkoyunlu siyasî faaliyeti neticesinde olmuştur. Kaynaklardan bu
hususta elde ettiğimiz malûmata göre
Avşarlar Akkoyunlu faaliyetine
Uzun Haşan Bey devrinde iştirak etmişlerdir. Kudretli bir beğin ortaya
çıkarak siyasi muvaffakiyetler kazanması ve buna muvazi olarak mai¬
yetinin maddî ihtiyaçlarını temin hususunda da millî an’aneye riayet
ettiğini gören ve anlıyan muhtelif Türk teşekküllerinin, şüphesiz siyasî,
kavmî ve iktisadi telâkkiler sebebiyle onun bayrağı altında toplanma¬
ları Türk tarihinde daima görülen bir vâkıadır. İşte, bu hususiyetleri
Uzun Haşan Beyin şahsında gören Anadolu’nun güney bölgeleri ile
Suriye’de bulunan Türkmen Beğleri onun maiyetine girmeye ve bay¬
rağı altında toplanmıya başlamışlardır. İşte,
Avşarlar da Akkoyunlu
ulusuna bu devirde dahil olmuşlar ve Karakoyunlular’la yapılan müca¬
delelere iştirâk etmişlerdir. Akkoyunlular'la Karakoyuniular arasında
14577yılında Mardin civarında yapılan büyük muharebede Avşarlar da
Mansur Beyin emrinde olarak Akkoyunlu ordusunun sol kolunda mevki
almışlardır. Eserinde bu muharebeyi tafsilâtla anlatan Ebubekir Tah-
ranî, Avşar emîri Mansur Beyin bu savaşta büyük yararlıklar göster¬
diğini söylemektedirM. Yine bu muharebeye
Kutbegülü    adlı
diğer bir
Avşar teşekkülü de iştirak etmiştir ki bu mühim teşekkülden
aşağıda ayrıca bahsedilecektir. Mansur Bey daha sonra Otlukbeli Mu-
harebesi’ne de iştirak~etmiş31, imparatorluk devrinin en büyük ümerâ¬
sından biri olmuştur. Celâleddin Devvânl, Mansur Beyi Hamza Bey adlı
bir şahısla beraber ulu emirlerden olduklarını ve kalabalık bir mai¬
yetle Arz’a geldiklerinden bahsediyor ki
m bu ikinci şahsın da diğer
büyük bir
Avşar emîri olduğu anlaşılıyor. Akkoyunlu devletinin yıkıl¬
ma devirlerindeki hâdiseler sırasında yine
Avşar beğlerinden biri ola¬
rak adı geçen Mansur Bey, herhalde yine bu zat olmalıdır. Nitekim
Prof. Köprülü’nün de bu iki adın ayni şahsı ifade ettiği kanaatında
bulunduğu anlaşılıyor38. Yine bu devirlerde Pîrî Bey adlı diğer bir
Avşar emîrinin şehzâdeler arasındaki saltanat mücadelelesinde rol
oynadığı görülmektedir M.

Akkoyunlu devletinin siyasî faaliyetinde rol oynamış bulunan Av-
şarların bir kısmı Safevîler hizmetine girmişler, diğer bir kısmı da
Anadolu’da Bozuluş arasında kalmıştır. Yalnız burada şu noktayı kısaca
belirtmek isteriz ki, Safevî hizmetinde bulunan ve kaynaklarda yedi
kızılbaş kabilesinden biri olarak zikredilen
Avşarlar, kanaatımızca
Akkoyunlu
Avşarlar dan apayrı bir teşekküldür. Bu Safevî kızılbaş
Avşar
teşekkülünün Akkoyunlu devrinde Sivas ve Erzincan taraflarında
bulunduğunu ve Safevî devletinin kurulması neticesinde İran’a geldik¬
lerini sarih olarak ifade edebilecek bazı deliller vardır. Meselâ, Safevî
devletinin kurucusu Şah İsmail, 906 yılında doğu Anadolu'ya yapmış
olduğu bir propaganda seyahatında Erzincan’a da uğramış ve etrafta
bulunan
kızılbaş kabileleri yanına toplamıştır. Genç kızılbaş baş¬
buğunun Ercincan’da yaptığı bu içtimada bulunduğundan bahsedilen
kızılbaş kabileleri arasında Avşarların da adı geçmektedir S3.

Avşarlar’ıo başka adlardaki teşekkülleri ı

Herhangi büyük bir kavmî şubeye mensup, muhtelif teşekküllerin
siyasî ve İktisadî sebepler altında ait oldukları şubenin adını bıraka¬
rak jeni adlar almaları, Türk kavmî tarihinde daima tesadüf edilen bir
vakıadır. Bu sebeple
Avşar boyunun bu şekilde bazı teşekküllerinin
mevcut olup olmadığı hakkında bir araştırma yapmamız yerinde bir
hareket olacaktır. Nitekim, bu gaye ile yapmış olduğumuz araştırmalar
neticesinde bu boya ait böyle bir teşekkülün mevcut olduğunu gördük
ki, bu da biraz yukarıda Akkoyunlu hizmetinde bulunmuş olduğunu
söylediğimiz
Kutbeğilü aşiretidir. XV. aşırın Mısırlı tarihçilerinden Tan-
rıberdi, 812 yılı hâdiseleri arasında Haleb nâibi Demirtaş’ın bir Arap
emîri ile olan mücadelelerinden bahsederken onun müttefikleri arasında
Türkmen ümerâsından
Avşar kabilesine mensup Kutbeği oğlu Mehmed
adlı bir şahsı zikretmektedir36. Bu kayıtla
Kutbeğilü kabilesinin bir
Avşar teşekkülü olduğunu öğreniyor ve ne zaman meydana geldiğini
tayin etmek imkânına sahip bulunuyoruz. Aynı müellif 839 yılı hâdise¬
leri arasında yine bu Kutbeği oğlu Mehmed’in, Köpekoğlu Eslemez ve
ve Memlûk ümerâsından Can Beg Sûfî ile ittifak ederek Malatya’yı
muhasara ettiklerinden bahsetmektedir 37. Burada zikredilen Eslemez b.
Köpek’in de diğer bir
Avşar emîri olduğunu ve bu beğin babasının
adınım taşıyan bir teşekkülün Osmanlı devrinde
Haleb Türkmenleri
arasında yaşadığından yukarıda bahsetmiştik. Halil Zâhırî, Gazze’den
Diyârbekir’e kadar yayılmış bulunan Türkmen boy ve ulusları hakkında
vermiş olduğu listede bu
Avşar teşekkülünü de zikretmektedir3S. Bu
Kutbeğilü kabilesinin Uzun Haşan zamanından itibaren Akkoyunlu hiz¬
metinde bulunmuş olduğunu, Ebubekir Tahranî’nin bir kaydına daya¬
narak yukarıda söylemiştik.

işte, XVI. asra ait vesikalardan, o asırda Anadolu’daki Avşar
mevcudiyeri hakkında elde ettiğimiz malûmat bunlardan ibarettir. XVIII.
ve XIX. asırlarda Anadolu’nun muhtelif yerlerinde dağınık bir halde
yaşıyan ve kendilerinden muhtelif sebeplerle bahsedilvn
Avşarlır,
yukarıda muhtelif iller arasında yaşadıklarını gördüğümüz bu addaki
büyük teşekkülerin bakiyeleridir.
Avşarlar hakkında yukarıdanberi
vermiş olduğumuz malâmattan anlaşılacağı üzere bu kabile Dulkadırlı
beyliğinin teşekkül ve inkişafında büyük bir rol oynamış ve pek tabiî
olarak da bu siyasî ieşekkülün, Maraş, Kozan, Kayseri, Bozok 39 ve
Sivas mıntakalarının XIV. asırdan itibaren başlıyan ikinci iskânında
oynadığı mühim rollerde büyük bir hissesi olmuştur. Diğer taraftan
Balep Türkmenleri'ne mensup olan Avşarlar ise, Halep, Antep, Urfa
ve Hatay bölgelerinde iskân faaliyetinde bulnnduktan sonra, Sivas’ta
(
Yeni il), Kayseri’de (Pınarbaşı) ve Zamaııtı taraflarında da yerleşmiş¬
lerdir. Avşarlann doğu anadolu’nun türkleşmesinde en büyük rolü
oynamış bulunan Akkoyunlu ulusn arasında ehemmiyetli şubelerinin
dahil bulunmasıyle tatabiatiyle bu iskânda da mühim bir hissesi olmuş¬
tur. Ahiren
Bozuluş'un garb bölgelerine göç etmesi, orta ve garbı
Anadolu’da yerleşmesiyle, bu ile dahil olan
Avşarlar’ın onun bu faali¬
yetinde de bir rolü olmuştur. Safevî
Kızılbaş Avşarlar'ınm İran’daki
yerleşik Türk halkı arasındaki hisselerinin büyük olduğu malûmdur.
Bunların XV. asrın başında Sivas ve Erzincan taraflarından İran'a
girmiş olduklarını yukarıda söylemiştik. Bu sebeple
Avşarlar'\n adı
geçen her iki bölgede de göç etmeden önce iskân hususunda bir rol
oynadıkları muhakkaktır. XVI. asırda Anadolu’nun garb taraflarında
yaşayan ve umumiyetle
Yörük adını taşıyan aşiretler arasında bu boya
ait de bazı oymakların bulunması ve aynı yerlerde
Avşar adını taşıyan
birçok yer adlarının mevcudiyeti 4",
Avşaralr'ın Anadolu’nun fethinde
ve bu ülkenin ilk iskânında rol oynadıklarına hiç şüphe bırakmıyor.
Diğer taraftan, Zengiler, Karamanlı ve Germiyanlı devletlerinin de bu
kabileye mensup, teşekküller tarafındun kurulmuş olduğu, Prof. Fuad
Körülü tarafından ortaya atılımış bulunmaktadır41, işte, bütün bun¬
lardan çıkarılacak diğer mühim bir netice vardır ki, o da Oğuz
boylarının umumiyetle muhtelif zaman ve mekânlarda mühim rol¬
ler oynıyabilecek kadar pek kalabalık nüfuslu teşekküller olma¬
larıdır. Bu husus için tetkik etmiş olduğumuz
Avşar boyu, an¬
laşılacağı üzere, pek güzel bir misal teşkil etmektedir. Türk kavimleri
hakkında umumi mâhiyette malûmat veren eski müelliflerin bu kavim-
lerden yalnız Oğuzlar’ın ayrı ayrı kabilelerden bahsetmelerinin sebep
ve âmili budur. Bu sebeple yine bu müelliflerden bazılarının herbir
Oğuz boyunun yüz bin hâneye yakın bir fazlalıkta olduğu hakkmdaki
sözlerini de pek fazla mübalâğalı bulmamalıdır. Oğuz boylarının daha
Siriderya kıyılarında iken başlıyan ve şehir hayatına kadar tekâmül et¬
miş bulunan iskân faaliyetleri, bu kavmin İslâm dünyasına hâkim olma-
siyle çok geniş bir sahada asırlarca devam etmiştir ki, hiç şüphesiz bu
büyük faaliyet, ona mensup kabilelerin kalabalık nüfuslu olmalariyle
ilgilidir. Bu sebeple Anadolu’da dört asırdanberi iskân faalifetivde bu¬
lunmuş oian Oğuz kabilelerinin birçoklarına ait XVI. asırda yine aynı
ülkede teşekküllerin yaşamakta olması, yine bu boyların nüfusça çok
olmalarından ileri gelmiştir. Adı geçen asırda Anadolu’nun muhtelif
yerlerinde büyük iller halinde yaşıyaıı Türk göçebe nüfusu yerli Türk
halkının nüfusu karşında pek ehemmiyetsiz bir rakam ifade eder.
Bu hususu Osmanlı devrinde Anadolu'nun nüfusu hakkında yapılacak
çalışmalar neticesinde rakamlarla tâyin etmek mümkün olacaktır.

— NOTLAR —

1    Kayıt /. 2 Kayıt 11. 8 Kayıt. III a. 4 Kayıt IV.

6    Köprülü, ¡s. /Ins. Avşar md., cüz XI. 8 Kayıt V a.

'    Tanrıberdi, En-Nücüm üz-Zahire, nşr. Popper, VI, s. 364, 736.

8    Tanrıberdi, VI, s. 201. 0 Halil Zâhiri, s. 105.

A. O. D. T. C. F. Dergisi F. 23

10    Kâmil Su, Balıkesir civarında Yörük ve Türkmenler, s. 65-66.
Kelime burada
Göbekli Avşarı şeklinde okunmuştur.

11    Kayıt III b.

12    Aşık Paşazade, s. 225 ; Sadeddin,U, s. 48.

13    Köprülü, Avşar md.

14    Tp. Kd. Ars., Nr. 37.

15    Ahmed Refik, Anadolu'da Türk Aşiretleri., s. 47.

18 Cihannümâ, s. 593.

17    Ahmed Refik, And. Trk. Aşr., s. 176-177.

18    Ahmed Refik, s. 186, 209.    •

19    Ahmed Refik, s. 209-210.

20    Ahmed Refik, s. 47, 82, 112.

21    Kayıt IV a.

22    Köprülü, Avşar md.

23    El., IV Şah Seven md.

24    Kayıt, IV b.

25    Kayıt IV c.

26    Kayıt IV ç.

27    Kayıt V b.

28    Kayıt VI

29    Ahmed Refik, And., Trk. Aşr., s. 219.

80 Diyâribekriyye.

31    Haşan Rumlu.

32    Arznâme, Millî Tetebbular Mec. , V, s. 298.

83    Köprülü, Avşar md.

84    Haşan Rumlu, Baroda nşr., s. 27.

85    Haşan Rumlu, s. 41.

86    En-Nücûm üz-Zâhire, VI, s. 736.

87    En-Nücûm üz-Zâhire, VI, s. 225.

88    Zubdatu Keşf il-Memâlik, s. 105.

39 Bu adın Oğuzlar’m on iki kabilesini ifade eden Bozok kelimesiyle
aynı olduğu malûmdur. Fakat Yozgat mınatkasına bu adın verilmesi,
düşünüldüğü ve iddia edildiği gibi Anadolu’nun fethini müteakip olan
yerleşme zamanında olmamıştır. Eğer böyle olsaydı bu kelimeye, bu
mıntakadan çok bahsetmiş bulunan Selçuklu devri kaynaklarında tesa¬
düf etmemiz lâzımgelecekti. Buna mukabil bu mıntakanın bu adı ne za¬
man ve ne gibi bir sebeple almış olduğunu kat’î olarak tesbit etmiş bu¬
lunmaktayız. XIV. asırda Maraş bölgesinde teşekkül eden Dulkadırlı Türk¬
men beyliğinin umumiyetle Oğuziar’ın
Bozok koluna mensup kabileler
tarafından meydana getirildiği ve bu sebeple bu siyasî teşekkülün tarih¬
lerde,
Bozoklu şeklinde tesmiye edildiği malûmdur. İşte bu mıntaka, Dul-
kadırlı devletinin XV. asrın ortalarına doğru buraya hâkim olması ile
kendisine mensup
Bozoklu Türkmenler in aynı yerde yerleşmelerinden
bu adı almıştır. Nitekim bu mıntakaya ait defterlerde bu tarihî ve etno¬
lojik hâdisenin akislerini ifade eden birçok kayıtlara tesadüf edilmektedir.

40    Şimdilik bk. Köylerimiz, s. 12, 67.

41    Avşar md.; aynı müellif, Les Origines de l'Empire Ottoman, s. 43.

42    Tevdrih'i Türkmaniyye, M. E. B. Kütüphanesi, (Ankara), yap. 21.

X.

K1ZIK —ÇARUKLU

Reşîdeddin ve ondan naklen Yazıcıoğlu ile Ebulgazi tarafından
bir Oğuz boyu olarak zikredilen
Kızık adının, Kâşgarlı’nın listesinde
mevcud olmadığı mâlûmdur. Yine bu sonuncu müellif, bilindiği üzere,
bâzı hususlarda öteki Oğuz kabilelerine uymadıkları mülâhazasiyle diğer
iki boyu da kendi listesine almamıştır. Bunlara mukabil o,
Taruklu adlı
bir boy adı zikretmektedir ki bu da diğer Oğuz boyları listelerinde bu¬
lunmamaktadır. Bu Çaruklu adının diğer Oğuz boyları listelerinde görü¬
len
Yapırlı, Karkın ve Kızık kabilelerinden hangisini ifade ettiği hak¬
kında yukarıda adı geçen müellifler hiçbir açıklamada bulunmuyorlar.
Maamafih bizi bu hususta asıl miişkilâta uğratan cihet Kâşgarlı'nın zik¬
rettiği bu
Çaruklu boyunun damgasından bahsetmemiş bulunmasıdır.
Eğer bu müellif,
Çaruklu boyunun damgasını zikretmiş olsaydı biz bunun
diğer eserlerde adı geçen üç kabileden hangisine ait olduğunu kolayca
bulabilecektik. Diğer taraftan Kâşgarlı'nın listesindeki Oğuz boy adları
sırası an’aneye göre tanzim edilmiş olan diğer listelere uymamakta¬
dır l. Bu sebeple bu taraftan da bu meselenin halline gidilmek mümkün
olmuyor. Calibi dikkattir ki, Fahreddin Mübârekşah’m, Türk kavimleri
hakkındaki listesinde adı geçen Oğuz boy adları arasında bu üç ka¬
bileden hiçbirisi zikredilmemiştir. Bu üç kabileden biri olan
Yaparlı
veya Yaparlı teşekkülüne bu adlar altında defterlerde tesâdüf edil¬
memiştir. Buna mukabil, aşağıda görüleceği üzere,
Kızık adlı göçebe
teşekkül ve yer adları olduğu gibi,
Çarık ve onun müştakları olan
Çarıklı ve Çarıklar adlı yer adları ve birde oymak vardır. Acaba bu
Çarıklı yer adları Anadolu'da hiçbir izine tesadüf edilemiyen Yaparlı
boyunu mu ifade etmektedir? Kızık boyunun Reşideddin ve diğer müel¬
liflerde Kâşgarh’da zikredilmiyen
Karkın kabilesiyle Yıldız Han’ın oğul¬
ları şeklinde bir arada gösterilmeleri bunları
Divân sahibi tarafından
Halaç telâkki edilmelerinde bir manayı haiz olabilir? Maamafih biz bu me¬
selenin hallinde bu ikinci sualin bir rol oynıyacağına kâni bulunmuyoruz.
Bunları sırf bu meselede her türlü ihtimâli düşünmek mecburiyetinde ol¬
duğumuzu göstermek için zikrettik. Bütün bunlara binaen bu meselenin
hallinde bir de filolojiye baş vurmak lüzumu kalıyor. Gerçekten, umumi¬
yetle bizde bu yoldan gidilmiş ve
Çarıklı = Çarık — Kızık arasında fo¬
netik bir benzeyiş olduğuna işaret edilerek bu iki kelimenin aynı boyu
ifade ettiği kabul olunmuştur. Fakat her iki kelime arasındaki manâ
ayrılığının sebebi bunu kabul eden müellifler tarafından izah edilme¬
miştir. Malûm olduğu üzere Reşideddin ve ondan naklen diğer müellifler
tarafından
Kızık adı: güçlü, savaşta gayret gösterici şekillerinde manâlan-
dırılmıştır 2 ki, bu bizim
Çarık kelimesinden anladığımız mânâdan görül¬
düğü gibi tamamen ayrıdır. Maamafih bu husus için buradaki
Çarık kelime¬
sinin bildiğimizden apayrı bir manâ taşıdığı veya
Kızık şeklini almış olan aynı
kelimenin Reşideddin tarafından yeniden mânâlandırıidığı gibi izah yolları
bulmak mümkündür. Anadolu’da hem
Kızık ve hem Çarık ile ondan türeyen
Çarıklı ve Çarıklar gibi, göçebe teşekkül ve yer adlarının bulunduğuna da¬
ir bir suale de bu boyun her iki adı da taşıdığı ve bunun muhtelif zaman
ve mekânlarda olduğu cevabı verilebilir. Hattâ Oğuz boyların aid
unsurların Anadolu’ya hep birden veya bir zamanda değil, muhtelif
kitleler halinde ayrı ayrı zamanlarda gelmelerinin, kelimenin Anadolu’da
bu iki şekilde bulunmasında bir amil olabileceği dahi hatırımıza gel¬
mektedir. Fakat bu izah tarzlarının bizi tam mânâsiyle tatmin etmedik¬
lerini de kaydetmemiz gerektir. Hülâsa, bu meselenin sarih bir şekilde
aydınlatılabilmesi için yeni vesikaları beklemekten başka yapılacak bir
şey yoktur. Tabiî
Çarık-Kızık kelimeleri arasında filolojik bir münase¬
betin mevcut bulunduğu kat’i bir şekilde ortaya konulacak olursa bu
mesele de kendiliğinden halledilmiş bulunur.

XVI.    asırda Kızık boyuna aid teşekküller.

Osmanlı devrinde Anadolu'da Kızık boyuna mensup bulunan teşek¬
küller, defterlerden elde ettiğimiz malûmata göre, Haleb ve Şam Türk-
menleri arasında yaşıyan oldukça büyük iki oymaktan ibarettir. Bun¬
lardan ayrı olarak
Kırık veya Kırıklı adlı bir teşekkül Adana bölge¬
sinde, Kızıklı adlı büyük bir kabîle de XVII. asırda İran’da yaşamaktadır.

1. Haleb Türkmenleri arasında bulunan Kızık teşekkülü Kanunî
devrine aid en eski defterde biri 162, diğeri 16 vergi evine mâlik olmak
olmak üzere iki kısım halindedir3. Yine Kanunî devrinde yazılmış
müteakib bir defterde bu cemâat 265 vergi nüfusu olan büyük bir
teşekkül halinde gösterilmiştir4. 978 tarihli defterde ise bu
Kızık oyma¬
ğının vergi nüfusu hakkında verilen rakam bizi şaşırtacak kadar
fazladır. Bu rakama göre
Kızık oymağı 667 vergi nüfusuna, yani 486
hâne ve 232 mücerrede yükselmiştir ki, buna göre bu cemâatin nüfusu
otuz kırk yıl içinde iki misli artmış demektir6.

XVII.    asrın ortalarına doğru bu Kızık şubesi hakkında defterlerden
öğrenebildiğimiz son malûmat, onun
Oturak Kızık ve Göçer Kızık
adlariyle iki kısma ayrılmış bulunduğuna dairdir. Fakat maalesef bu
defterde
Oturak ve Göçer Kızıklar'ın nüfusları hakkında bir rakam
kaydedilmemiştir. Maamafih bu durumu nüfusun daha fazla artması ne¬
ticesinde meydana geldiği kuvvetle söylenebilir. 1022 tarihli bir vesika¬
dan anlaşıldığına göre, bu
Kızık teşekkülünün bir kısmı batı illerine
göçen Türkmen ulusları arasında bulunmuş ve diğer oymaklarla birlikte
bu bölgede yurd tutmuştur6. Bu
Kızık oymağı aynı bölgeye gelmiş
olan diğer Türkmen şubeleriyle beraber 1100 senelerinde Anadolu’da
ayaklanmış bulunan Gedik adlı sergerdenin tenkiline memur edilmiştir7.
Diğer bir vesikadan Haleb Türkmenleri arasında bulunan teşekkülün
1101 senesinde Avusturya üzerine yapılacak olan sefere memur edil¬
diğini öğreniyoruz. Bu teşekkül Hacı Zekeriya oğlu Âsaf Beg, Kara
Kethüda oğlu Bekir Beg ve Kızık Mehmed Oğlu'nun emrinde olarak
memur edildikleri bu sefere diğer Türkmen şubeleri gibi iştirak etmiş¬
lerdir8. Haleb Türkmenleri arasındaki bu
Kuık şubesini XVIII. asırdaki
vesikalar
Haremeyn üş-şerifeyn aşiretlerinden birisi olarak zikretmek¬
tedirler ®.

2.    Bu adda diğer bir oymak, yukarıda da işaret edildiği gibi, XVI.
asırda Şam bölgesinde yaşıyan Türkmen aşiretleri arasında bulunmak¬
tadır. Kanunî devrinde yazılmış Şam vilâyetine aid bir defterde, bu
Kızık oymağı 66 vergi evi olarak gösterilmiştir 10.

3.    Ramazanlu ulusuna bağlı büyük boylardan birisi olan ve Adana’-
nın şimalinde, Seyhan'ın sol kıyısında yurd tutmuş bulunan Dündarla
boyunun oymakları arasında Kırıklı adlı bir teşekkül bulunmaktadır11.
Adana bölgesine ait görmüş olduğumuz üç defter, bu adın
Kızıklı şek¬
linde okunmasına imkân vermemektedir. Bununla beraber bu şeklin
Çarık - Kızık münasebetinde mutavassıt bir yer tutmuş olacağı ihtimâli
hatıra gelmektedir. Diğer taraftan, bu
Diindarlu boyunun Niğde taraf¬
larında bulunan oymakları arasında
Çarıklı adlı küçük bir oymağa da
tesadüf edilmektedir12. Defterlerde
Çarıklı, Çarıklar, Çarık gibi yer
adları görülmüştür. Fakat bu adda zikrettiğimiz küçük oymaktan başka
hiçbir göçebe teşekküle tesadüf edemedik ıs.
Kırıklı ve Çarıklı adlarını
taşıyan teşekküllerin, görüldüğü gibi, aynı boyun oymakları halinde
bulunmaları,
Çarık - Kızık kelimeleri arasındaki etimolojik münasebetle¬
rin tayininde belki bir kiymet ifade edebilir.
Dündarlı boyu arasında
bulunan Kırık veya Kırıklı adını taşıyan teşekkül, 925 tarihli Adana
defterine göre, 112 vergi evine mâliktir. Yine aynı defterde bu kabile¬
nin, 18 evlik diğer bir kısmı
Kirikli adiyle zikredilmektedir. 954
tarihli diğer bir Adana defterinde aynı teşekkülü vergi nüfusu 318
kişiyi bulmuş büyük bir cemâat halinde görüyoruz.
Dündarlı boyunun
yurd tutmuş bulunduğu mıntakadaki İbrişim ve Akçasaz adlı ekinlikle¬
rin bu
Kırıklı cemâatına aid olduğu Adana sancağına aid başka bir
defterde haber verilmektedir. Dündarlı boyuna komşu olan
Kara İsalu
kabilesinin sâkin bulunduğu mıntakada da Kırıklu adlı bir köyün bu-
bunması, bu aşiretin oldukça ehemmiyetli bir teşekkül olduğunu gös¬
termektedir.

4.    XVII. asrın ortalarında bu boya mensub mühim bir teşekkülün
İran’da Safevîler hizmetinde bulunduğu hakkındaki bilgimizi Evliyâ
Çelebi’ye borçluyuz. Bu büyük Türk seyyahı 1065 yılında elçilikle
Vandan Tebrize giderken Iran
merkezlerinden birisi olan Harir ka¬
sabasına geliyor. Bu kasaba hakkında malûmat verirken
Harir Sultanı
(sancak beyi) nin bir Türkmen olduğunu ve Kızıklı kabilesine mensup
bulunduğunu söylemektedir. Evliyâ Çelebi adını zikretmediği bu sancak
beyinin 7000 kadar adamıyle Şehrizordan Aceme gittiğini ve Şahtan
iklîl giyerek Sultan olduğunu bu sözlerine ilâye etmektedir14.

Bu Kızıklı kabilesinin İran’a giderek Safevîler hizmetine girmesi
şüphesiz XVII. asrın başlarında olmuştur. Malî ve idari türlü bas¬
kılar altında pek bunalmış bulunan Anadolu’nun doğu ve güney bölge¬
lerindeki Türk illeri XVII. asrın başlarında inhilâl ederek dağılmış, bir
kısmı batı ellerine göç ettikleri gibi, diğer bir kısmı da İran’a giderek
Cüzelce Şâhların hizmetine girmişlerdir. Bu sebeble Akkoyunlular'ın
pek kanlı mücâdeleler pahasına büyük bir kısmını
türkleştirdikleri
şark bölgeleri, buralardaki Türk unsurlarının İran’a ve batı bölgelerine
göç etmeleriyle bu bakımdan adı geçen bölge hemen, hemen eski şekline
yakın bir hal almıştır. Hattâ o kadar ki şark bölgelerinde Türk ulusla¬
rının bıraktıkları bölgeleri işgal eden Kürd aşiretleri hareketlerini batı¬
ya doğru inkişâf ettirerek Konya bölgesine kadar gelmişler ve geniş
çölün muhtelif yerlerinde yurd tutmaya muvaffak olmuşlardır.

— NOTLAR—

I    Kâşgarlı Mahmud’un listesini tanzimde Oğuz boylarının kendi
zamanındaki siyasî mevki ve faaliyetlerinin bir âmil olmuş bulunduğu
hâtıra gelmektedir. Tabiî biz bu ihtimâli yalnız
Kınıklar için değil, diğer
bir kısım boylar için de vârid görmekteyiz. An’aneye göre 23 üncü sırada
zikredilmesi gereken
Yiva boyunu Kâşgarlı Mahımıd, kendi listesinde

3. kabile olarak zikretmiştir. Malûm olduğu üzere Yivalar Selçuklu
imparatorluğunun kuruluşunda mühim bir rol oynamışlardır. Keza yine
aynı müellif tarafından listesinde ikinci kabile olarak zikredilen
Kayı
boyunun bu mevki yine Selçuklu istilâsında oynadığı rolle almış olduğu
söylenebilir. Yine aynı listede 5, ve 6. sıralarda yer almış bulunan
Salur ve Avşar boyları içinde aynı mütalâayı söylemek mümkündür.

8 Reşideddin nşr. Berezin, s. 34; Yazıcı oğlu, Selçuknâme, Topkapı
Sarayı Ktb. nr. 1390, yap. 13 b; Şecere-i Terâkime, yap. 25 b.

3 Kayıt I. 4 Bşb. Arşv., Nr. 397.

5 Tp. Kd. Arş., s. 68. 8 And. Türk Arş. s. 68.

7 And. Türk Aşr, s. 78-78. 8 And. Türk Aşr. s. 83.

" And. Türk Aşr. s. 83. 10 Kayıt II.

II    Kayıt III. 12 Kayıt III.

13 P. Wittek’in Osmanlı imparatorluğunun doğuşu adlı eserini ter¬
cüme ve neşreden Bn. Fahriye Arık, bu eserin sonuna ilâve ettiği
Oğuz boyları ve Osman oğulları Şeceresi kısmında Çarıklı kabilesi
hakkında malûmat verirken (s. 82), Ibnü Bîbi’nin
Türkçe tercümesini
mehaz göstererek, Konya üzerine yürüyen Karaman oğlu Mehmed
Bey’in maiyetinde Çarıklı Türkmenleri’nin bulunmuş olduğunu söyle¬
mektedir. Ibnü Blbî’nin gerek Houtsma tarafından neşredilen muhtasar
basımında ve gerek T. T. Kurumu’nun mufassal neşrinde kelime,
kavmî manâda, bir has isim olarak değil, malûm bir nevi ayakkabı
anlamında, bir cins ismi şeklinde kullanılmıştır. Ibnü Bîbî'de
Çarık keli¬
mesinin bulunduğu cümle şudur :    <-'y
J-y JjL j\!^J \> 3
(Houtsma, s. 324) yani ayağı çarıklı Türkmenler’le Konya’ya yöneldiler.
« • • .
J-y Jj'r ) o'*' ¿y- d&j I? i (T. T. K., s. 690) Müellif, Mehmed
Beğin yanındaki Türkmenler’in
kızıl börklü ve ayağı çarıklı olduğunu
söyliyerek onları tezlîl etmek istemiştir. Esasen eserin
türkçe tercüme¬
sinde bu kelimeye kavmî bir manâ verdirebilecek bir şekilde bir hata
da yapılmamıştır (bk. s. 292).

14 Buradan yine cenuba giderek üç saatte Harîr Sultanı menziline
geldik. Kethüdası karşı çıkub saray-ı sultanîne meksedüp durduk; me¬
ğer Sultan şikârda imiş; bin miktarı nökeri ile avdan gelüb hakir ile
görüştükte:
bire ammün oğlu, canım bire sen hoş geldün deyû hakîr
ile aşnayî kelimât etti. Meğer Türkmen âdemlerinden
Kızıklı kabile¬
sinden imiş; yedi bin kadar âdemi ile Şehrizor’dan Acem’e gelüb Şah¬
tan
iklîl giyerek hoşnîşîn sultan olmuş (Seiyâhatnâme IV, s. 285). Ev¬
liya Çelebi diğer bazı Safevî uç beğlerinden bahsettikten sonra diyor ki:
“hepsi de onar bin türkmene mâlik beğler idiler ki Harîr ve Erdelan
dağlarında yay tanırlardı ve Murad han’ın cülûsu gününde Acem, Teb¬
riz ue Urmiye’yi istilâ edüp, bunlar cümle Şâha tâbi oldular. Ama
cümlesinden haber aldım yine Osmanlı’yı isterler (s. 286).

XI

B E Ğ D 1 L 1

Bu kabîlenin meşgul oluğumuz devirlerde, en mühim şubesi Haleb
Türkmenleri
arasında yaşamaktadır. Bu mühim Beğdili şubesinden başka
Bozuluş'ta ve Ramazanlu ili arasında da ona mensup bazı teşekkül¬
lere rastlanmaktadır. Yine aynı devirlerde bu kabileye mensup, diğer
bir şube de İran’da, Safeyî hizmetinde bulunuyordu ki, gerek bu şube
ve gerek
Bozuluş ve Ramazanlı ulusu arasındaki Beğdili teşekkülleri
Türkmen siyast faaliyetiyle
Halep Türkmenleri arasındaki ana boydan
ayrılmış muhtelif kollardır.
Beğdili boyu, malûm olduğu üzere Bozoklu
teşekküllerden birisi olmakla beraber Dulkadırlı ulusu arasında ona
ait teşekküllere rastgelinmemiştir.

1. Haleb Türkmenleri arasında yaşayan Beğdili kolu, muhtelif oy¬
maklara malik, boy mâhiyetinde olan bir teşekküldür ki, bu teşekkül
Türkmen boy ve ulusları hakkındaki Memlûkler devrine ait listelerde
Taşhun
(Taşgun) oğulları tarafından idare edilen siyasî ve cemâat
şeklinde zikredilmektedir
\ Defterlerin tetkikinden anlaşılıyor ki, Haleb
Türkmenleri
arasında bulunan Beğdili kabilesi, yalnız Anadolu ve
İran’daki boydaş kollarından değil, aynı zamanda dahil bulunduğu
ulusun boy mâhiyetindeki teşekküllerinin en büyüğüdür. Bu sebeple
Haleb Türkmenleri'ne ait defterlerde bu Beğdili boyu daima ilkönce
zikredilmiştir. Yine bundan dolayıdır ki, ona mensup bazı oymaklara
bugün bile cenubî Anadolu ile Suriye’de tesadüf etmek kabil olmak¬
tadır Kanunî devrinin ilk yıllarında yazılmış bir deftere göre,
Beğdili
boyu o zaman kırk oymaktan müteşekkil bulunuyordu3. Yarım asır
sonraya ait bir deferde ise, ona dahil bulunan oymak adedinin altmışa
yükseldiğini ve nüfusunun artmış olduğunu görüyoruz 4. Diğer taraftan
yine bu zamanlarda Yeni ll'deki
Yaban Eri teşekkülleri arasında ve
Bozulus'an Şam Türkmenleri gurubunda bu Beğdili kabilesine ait
mühim şubeler de bulunuyordu ki, bunlar asil boya dahil olan bazı oymak¬
ların kollarından meydana gelmiştir 5. Boyun nüfusu ve kabilevî bünyesi

II. Selim devrinden itibaren de artmakta ve inkişaf etmekte devam etmiş ve

XVII. asırda pek büyük bir teşekkül mahiyetini almıştır. XVII. asırda
birçok Türkmen boy ve uluslarının dağılmalarına, muhtelif yerlere
yerleşme ve göç etmelerine mukabil bu kabîle boy hayatını ve teşkilâ¬
tını muhafaza etmiş ve hattâ bunlardan istifade ederek yaylak ve
kışlak yaptığı sahayı genişletmeğe muvaffak olmuştur. Müverrih
Naima’nın sözlerine göre, Haleb’den Diyârbekir’e kadar manan sahanın
en güzel yaylaklarına sahip bulunan
Beğdili Türkmenleri reâyanın ekin¬
liklerini davarlarına çiğnetiyorlar ve diğer taraftan devlete edâ etmeleri
lâzımgelen vergilerini de vermekten imtina ediyorlardıa. Bu sebeple
1039 yılında Bağdad’ın geri alınmasına memur edilen sadrazam Hüsrev
Paşa, Haleb’den hareket etmeden önce mühimce bir kuvvet göndererek
bu kabileyi tedib ettirmiş ve
miri'ye olan borçlarına mukabil on bin
koyun
ve yüz katar develerini zaptettirmiştir7. Bu hâdiseden çeyrek asır
sonra Anadolu’dan geçen bir seyyahın,
Beğdili boyunun nüfusunun on
iki bin çadır olarak kaydetmesi8, bu kabilenin daha büyük hâdiseler
çıkarabilecek bir kuvvet ve ehemmiyette bir teşekkül olduğunu gösterir.
Filhakika bu kabileye ait kaynaklarımızda verilen son haberler arasında
ona mensup olan
Bozkoyunlu ve Kara Şeyhlü gibi oymakların, 1100
senesinde Elbistan üzerine yürüyerek kasabayı kırk gün muhasara altı¬
na aldıklarından ve birçok insan ve mal kaybına sebep olduklarından
bahsedilmektedir9. Fakat imparatorluk idaresinin bu sıralarda aşiretlerle
yakında meşgul olmaya başlamış bulunması, bu kabilenin bu gibi yeni
hâdiseler çıkarmasına meydan vermemiştir. Bilâkis, verilen haberlere
göre, bu kabîle bir taraftan 1101 yılında açılan Avusturya seferine işti¬
rake 10, ve diğer taraftan Rıkka mıntakasında yerleşmeğe memur edilmiştir.
Fakat devletin, Anadolu’nun cenup ve doğu taraflarındaki aşiretlerin
yerleştirilmesi hakkındaki teşebbüsü, iskân mıntakası hususunda gayet
isabetsiz olduğu gibi, hotbince bir mâna taşımakta idi. Bu sebeple 1101
yılında Rıkka’nm cenubundaki Beliç suyu kenarında diğer Türkmen
şubeleriyle birlikte yerleştirilmiş bulunan
Beğdili cemaatları", aynı
yılda iskân mıntakalarmdan kaçarak Sivas taraflarına gitmişlerdir12.

Devlet, Rıkka’datı kaçan Beğdili ve diğer Türkmen şubelerine
mensup bulunan cemâatlan Anadolu’daki kaçtıkları mıntakalar-
dan geri getirterek tekrar Rıkka mıntakasına yerleştirmiştir,
fakat onların eski hareketlerini tekrar etmelerine de bir türlü mâni
olamamıştır. Türk aşiretlerini Rıkka mıntakasında yerleştirmekle, hem
onların şer ve mazarratından kurtulacağını ve hem urban eşkıyâsının
tecavüzünden pek harap bir hale gelmiş olan ve bu sebeple “
cânib-i
mîrîye bir nesne hâsıl olmıyan,,
bir yerin şenleneceğini ümit eden devlet,
aynı zamande yine bu teşebbüsü ile bu sıralada faaliyet ve tecavüzle¬
rini arttırmış bulunan Arap kabilelerine karşı bir muvazene unsurunun
meydana geleceğine de kan! bulunuyordu. Fakat bütün bunlara mukabil
Türk aşiretlerinin yerleşik bir halde Rıkka mıntakasınm iklim ve hayat
şartlarına intibak edemiyeceğini hiçbir zaman düşünmemiş -
veya düşü¬
nememiş
- ve üstelik de bizzat kendi vesikalarının haber verdikleri gibi,
onların yerleşmiş bulunan kısımları üzerine ağır vergiler tahmil etmiş¬
tir 13. Nihayet bu iskân teşebbüsünde muvaffak olamıyacağını yarım
asırlık bir uğraşmadan sonra anlamış bulunan devlet, bundan vazgeçe¬
rek aşiretlerin istedikleri yerlerdi yerleşmelerine göz yummaya başla¬
mıştır. İşte, Rıkka’da diğer Türkmen şubeleri gibi, bir türlü yerleşmek
istemiyen
Beğdili oymakları, devletin bu gözyummasından istifade
ederek cenûbl Anadolu'nun muhtelif yerlerinde, bu arada bilhassa
Antep, Hatay ve Çukurova bölgelerinde yavaş yavaş verleşmeğe baş¬
lamıştır.

2 — Bozuluş arasındaki Beğdili şubesi, bu il hakkında kanuni dev¬
rinde yazılmış olan deftere göre, iki yüz evlik bir oymaktan ibaret
bulunmaktadır14.
Bozuluş' un asıl Ak koyunlu teşekkülleri arusında zik¬
redilen bu oymak, bahsi geçen devirde, İsmail kethüda’nm emrinde
bulunuyordu. III. Selim zamanında
Bozuluş arasındaki Beğdili mevcudi¬
yeti yedi oymaktan müteşekkildir 10. Hemen tamamiyle, Doğan adlı bir
kethüdanın emrinde olan bu
Beğdili oymaklarının en büyüğü 151 ve en
küçüğü de 7 vergi nüfusuna malik bulunmaktadır,

Bozuluş arasındaki Beğdili şubesi, hiç şüphesiz, Akkoyunlu faaliyetin¬
de bulunan bu addaki çok daha büyük bir şübenin ufak bir bakiyedisidir.
Akkoyunlu faaliyetine iştirâk etmiş olduğunu bildiğimiz1B,
Beğdili'\erin
asıl mühim bakiyeleri ise, meşgul olduğumuz devirlerde Safevl hizmetinde
bulunmakta idiler ,7.

3. Dulkanırlt ulusu arasında yukarıda da işaret edildiği gibi, bu
kabileye mensup bir teşekküle rastgelemedik. Buna mukabil bu ilin
yayılma sâhalarında
Beğdili boyuna ait bazı yer adlarının mevcudiyeti
göze çarpıyor. Bunlardan
köy mâhiyetinde olan birisi Bihisni’de 18f bir
mezraa şeklinde olan diğer bir yer adı da Bozok’ta bulunmaktadırl".
Dulkadırlı ulusuna ait XVI. asrın sonlarında yazılmış bir defterde bu
kabileye mensup, 33 kişilik bir oymaktan bahsedilmektedir. Fakat, Ke¬
mer’de bir tarlada kışlıyan ve muhtelif yerlerde yaylıyan bu
Beğdili
oymağının, sipâhi ve sipâhizâde olup, bu mıntakaya diyar-1 şarktan
geldiği aynı defterde kaydedilmektedir 20.

4. Ramazanlı ulusuna dahil bulunan Beğdili şubesi, defterlerimizin
yazılmış olduğu devirlerde umumiyetle İçel mıntakasındaki muhtelif
köylerde tamamiyle yerleşmiş bir halde bulunuyor. Bu şubeden yalnız
İçel mıntakasında yaşıyan 56 evlik bir oymak, Kanunî devrinde henüz
göçebe hayatını muhafaza etmekte idi. Tarsus mıntakasındaki
Koşun
boyuna tâbi olan 54 evlik diğer bir Beğdili oymağı da adı geçen
devirde muhtelif ekinliklerde ziraat etmekte, fakat henüz tam mâna-
siyle yerleşmemiş bulunmaktadır21. Umumiyetle İçel ve Tarsus mınta-
kalârınca yerleşen
Beğdili'lerin. şimalde, Lârende ve Ereğli mıntakala-
rında da iskân faaliyetinde bulundukları anlaşılıyor.

— NOTLAR —

1    Kitâbu İcâbet is-Sâil, yap. 47; Kalkaşendi, VII, s. 282. Halil Zâhi-
rî, yalnız kabilenin adını zikretmiştir (s. 105).

2    Ali Rıza, Cenupta Türkmen Oymakları, Ankara, 1931, Ks. I, s. 5;
Ks. V, s. 106;
Sözlü Bilgi. 3 Kazıt I.

4    Tp. Kd. Arş., Nr. 37, yap. 5 a vd.

5    Tp. Kd. Arş., Nr. 158, yap. 113 a, 101 a-b; Nr. 561. yap. 115 a-
119 b, 125b.

8 Tarih, bsm. 1280, III, s. 7-8. 7 Gösterilen yer.

8    Hasluck, Cristianity and İslâm ûnder the Sultans, II, p. 480
P. Russel’s’den naklen).

9    Ahmet Refik, And. TürkAşr., s. 79.

,n A. Refik, aynı eser, s. 84.

11 Aynı eser, s. 101. 12 Gösterilen yer.

13    Aynı eser, s. 108-109, 202, 204.

14    Bozuluş hakkında. 16 Kayıt III.

18 Mükrimin Halil Yinanç, İs. /4ns. , Akkoyunlu md., cüz IV.

17 Haşan Rumlu, Şah Tahmasb’ın kendisiyle mücadele halinde
bulunmuş olan kardeşi Elkas Mirza’nm adamlarından, bu kabileye
mensup, Bereket adlı bir şahsı zikretmektedir (s. 315). I. Abbas’ın
Bağdad seferi esnasında Kerkük yakınında, Tok’ta bulunan
Beğdili
kabîlesi reisi Gündoğmuş Beğ’in bu hükümdara arzı inkıyad ettiği ve
Şahseven olarak onun sultanları arasına katıldığı şeklinde Târîh-i Âlem-
Ârâ-yi Abbâsi'de.
bir kayıt bulunmaktadır (bk. Minorsky, El, IV, Şah¬
seven md.),
bu kayıt Beğdili kabilesinin XVII. asrın başlarından itiba¬
ren Safevîler katında ehemmiyetli bir mevki elde etmeğe başlaması ile
ilgili görünüyor. Fakat
Beğdili kabilesine mesup bir şubenin XVI. ve

XVII. asırlarda Kerkük mıntakasında oturduğuna dair defterlerde bir
kayda rastgelemediğimiz gibi böyle bir şubenin Türk topraklarından
gittikleri hakkında da yine bizim kaynaklarda bir malûmata tesadüf
edemedik. İran’daki
Beğdili şubesine mensup, bazı şahısların I. Abbas’ın

halefi Şah Safi zamanında bazı memuriyetlerde bulunduklarını görüyoruz.
Meselâ bu kabileye mensup olan Nakdi Han Kûh-Giluye hâkimliğinde
bulunmuş ve onun 1048 yılında vefatı üzerine yerine yine
Beğdili'den
Zeynel Bey tayin edilmiştir. (Zeyl-i Târîh-i Âlem Ârâ-yi Abbâsî, s. 215).
Yine bu kabîleve mensuh, Haydar Bey isminde bir şahıs aynı devirde,
Feraşhâne Dadurgalığı memuriyetinde bulunuyordu (aynı eser, s. 278). Bu
Beğdili şubesine ait mühim bir kısmın bugün Kûh-Giluye’de yaşıyan
Ağaçeri kabilesi oymakları arasında bulunduğu haber verilmektedir
(Mes’ut Keyhân,
Coğrafya-i Mufassal-ı Iran, II, s. 88).

18    Dulkadırlı defteri, Tp. Kd. Arş., nr. 116, yap. 210 a.

19    Bezok def., Bşb. Arş, nr. 218, yap. 210 a.

20    Tp. Kd. Arş. nr. 116, yap. 309.

81 Kayıt II a-b.

XII

KARK1N

Bu boy, bilindiği üzere, Kâşgarlı Mahmud’un bazı hususlarda diğer
boylara uymadıkları ve bu sebeple
Halaç tesmiye olundukları mütalâa-
siyle 1 eserindeki Oğuz kabileleri listesine dahil etmediği iki teşekkül¬
den birisidir. Kâşgârlı Mahmud’un bu mütalâası, şüphesiz Oğuz-Halaç
kavmi münasebetleri için pek mühimdir. Bununla beraber bu büyük
âlmin bu husustaki mütalâası, bu kabile hakkında yazımızda bir yer
ayırmamıza ve ona dair elde ettiğimiz bilgilerden burada bahsetmemize
mani değildir. Çünkü, bu kabileye mensup teşekküllerin, meşgul oldu¬
ğumuz devirlerde, diğer Oğuz boylan şubeleriyle yan yana bir halde
yaşaması, onun Oğuz kavmine yalnız an’ane ile değil, fiilî bir şekilde
de bağlı olduğunu göstermektedir. Bir taraftan muhtelif Türkmen ulus¬
ları arasında teşekükllere sahip bulunan
Karkın boyunun, diğer taraf¬
tan kendisine ait bilhassa Anadolu’nun batı bölgelerinde oldukça kuv¬
vetli yer adlarıda rastlanmasından bu kabilenin Oğuz kavmi tarihinde
ne kadar ehemmiyetli bir rol oynadığı neticesi kolayca çıkarılabilir 2.

Defterlerden Karkın boyu hakkında elde ettiğimiz malûmata göre,
bu kabileye ait teşekküller hemen tamamiyle Anadulu’nun doğu ve gü¬
ney bölgelerinde yaşıyan Türkmen ulusları arasında bulunmaktadır. Bu
suretle bu boy,
Haleb Türkmenleri, Dulkadırlı, Ramazanlı illeriyle Bo¬
zuluş'\ın
teşekkül ve faaliyetinde rol oynamış bulunmaktadır.

1. Haleb Türkmenleri arasında yaşıyan Karkın şubesi, Kanunî
devrinde üç oymağa ayrılmış bir halde yaşamaktadır3. Bunlardan
. Yar Ahmed Kethüda'nın emrinde olan birinci oymak, 193 vergi
nüfusuna malik bulunmaktadır. Defterde vilâyetin doğu taraflarında
sakin bulunduğu kaydedilen ikinci oymak, 71 vergi nüfusuna sahiptir.
Üçüncü oymak ise bundan daha küçük olup, ancak 41 vergi
nüfusundan ibarettir ki, defterde bunun
Deveciler adını taşıdığı kay¬
dedilmektedir.
Karkın adında diğer bir oyman, aynı ilde yaşıyan

Bayad boyuna tâbi bulunuyordu ki, taşıdığı adın bu addaki bir
şahıstan geldiğini yazımızın
Bayad kısmında söylemiştik. Haleb
Türkmenleri
hakkında 978 tarihini taşıyan başka bir defterde yine
üç oymak halinde gördüğümüz bu
Karkın şubesinin, 180 vergi evine
sahip bir şekilde gösterilen birinci oymağının Ayıntab ve Rumkale
taraflarında bulunduğu ; 38 ev kadar olan ikinci oymağının ise Köprü
Çenesi adlı bir yerde yerleştiği haber verilmekledir4. Bu
Karkın şube¬
sinin XVII. asırdaki durumu hakkındaki malûmatımız, onun
Oturak
Karkın
ve Göçer Karkın olmak üzere iki kısma ayrılmış bulunduğundan
ibarettir5.

2.    Dulkadırlı ulusu arasındaki Karkın şubesi, bu kabilenin Haleb
Türkmenleri
arasındaki teşekkülünden daha ehemmiyetlidir. Fakat
bu
Kar km şubesi de toplu bir halde değil, dahil bulunduğu ilin
muhtelif yayılma sahalarında küçük kısımlara ayrılmış bir halde bulun¬
makladır. Bu kısımlardan en mühimmi
Dulkadırlı ulusunun en belli başlı
boylarından birisi olan Dokuz kabilesine tâbi bulunmaktadırö. Fakat,
bu kısım da tek bir teşekkül halinde kalmamış, en büyüğü 27 ev kadar
olan altı küçük oymağa ayrılmıştır. Bunların, tâbi bulundukları boyun
kışlak karargâhı olan Kargılık nahiyesinde kışladıkları, defterde kayde¬
dilmektedir. Burada bu
Karkın oymakları hakkında söylenebilecek
diğer mühim bir söz de onların dahil bulundukları
Dokuz boyu arasında
yegâne Oğuz kabile adını taşıyan cemâatler olmalarıdır. Bu sebeple
Dulkadırlı beyliği’nin ilk siyasî faaliyetleri arasındaki hâdiselerde rol
oynamış bulunan Başan Bey'in 7 adını da taşıyan ( Başanlu ) bu
Dokuz
boyunun, bu Oğuz kabilesi tarafından meydana getirilmiş olması kuv¬
vetle muhtemeldir. Defterlerde
Dulkadırlı iline tâbi olan bu Karkın
şubesinin diğer bir oymağı da müstakil olarak zikredilmektedir. Fakat
bu oymağın asıl calib-i dikkat olan tarafı onun dini bir mesleğin mensubu
bulunduğu manzarasını arzetmesidir. Defterden bu oymak hakkında
elde ettiğimiz malûmata göre, 1-9 ev kadar olan bu cemâat, Dede Karkın
adında bir tarikat adamının zâviyesine hizmet etmektedir8. Bu
Karkın cemâ-
atından 9 ev, Dede Karkııı zâviyesinin hizmetine bakmakta ve diğer 9 ev de
yine adı geçen zâviyenin
kurbandârân tık vazifesiyle mükellef bulun¬
maktadır. Fakat defterde bu zâviyenin nerede bulunduğu hakkında
hiçbir kayıt yoktur. Dulkadırlı iline dahil bulunan Karkın şubesinin iki
oymağı da Kars (
Kadirli) sancağında yaşamaktadır. Bunlardan birisi
82, diğeri de 80 eve malık, oldukça büyük oymaklardır11. Şubenin diğer
bir oymağına da Bozok mıntıkasında tesadüf etmekteyiz10. Yine bu adı
geçen mıntakaya tâbi olan Çıbuk kazasında
Karkın adında bir köy
bulunmaktadır ki, bu köy XVI. asırda
Tecirli boyundan bir oymağa
ait bulunmakta idi.
Dulkadırlı ulusunun Yeni //’deki teşekkülleri ara¬
sında da
Taklu Karkın adında küçük bir oymak yaşamaktadır11.

3.    Bozulus’a dahil olan Karkın şubesi, ikisi bu ilin asıl Bozuluş
kısmında, biri yine onun Dulkadırlı aşiretleri kısmında olmak üzere üç
oymaktan ibaret bulunmaktadır. Bunlardan ı/’in asıl
Bozuluş kısmına
tâbi olan
Karkın oymakları, Kanuni devrinde Haşan Kethüda’nın em¬
rinde bulunmaktadır. Dulkadırlı kısmındaki oymağı ise yine aynı
devirde Gündoğmuş adlı bir kethüda idare etmektedir12. II. Selim dev¬
rinde
Bozuluş arasındaki bu Karkın şubesi, yine üç oymak halinde
bulunmakta, fakat buna mukabil nüfuslarında bir artış husule geldiği
görülmektedir.

4. Adana vilâyeti tahrir defterlerinde Osmanlı devrindeki Rama-
zanlı
ulusu bakiyeleri arasında Karkın boyuna ait bazı oymaklara da
rastgelinmektedir. Bunlardan Kanuni devrinde 14, II. Selim zamanında

24 eve malik olan bir oymak, Tarsus mıntakasında yaşıyan Koşun
boyuna tâbi bulunmaktadır. Diğer bir Karkın oymağı da yine Rama-
zanlı
ulusunun büyük boylarından birisi olan Dündarlu kabilesine tâbi
oymaklar arasında yaşamaktadır1®. Yine aynı devirde Teke sanca¬
ğında bu kabileye ait küçük bir oymağın yaşamakta olduğunu görü¬
yoruz w. Bu küçük oymağın, adı geçen mıntakaya göç eden
Ramazanlı
ulusu teşekküllerine dahil bulunmuş olması pek muhtemeldir.

Karkın kabilesinin Osmanlı devrinde toplu bir halde değil, gö¬
rüldüğü gibi parçalanmış bir şekilde bulunmaktadır ki, bu keyfiyet,
anlaşılaşağı üzere Türkmen siyasî faaliyetinin muhtelif bölgelerde ayrı
ayrı kısımlar halinde cereyan etmesinden ileri gelmiştir.

Karakoyunlu hükümdarı Sultan Cihân Şâh’ın Horasan hükümdarı
Ebû Said ile olan mücadeleleri esnasında, bu ikinci hükümdarın üme¬
râsı arasında Baba Haşan Garkın adlı, bu kabileye mensup bir şahsın
da adı geçmektedir 15. Bir müddet Astarâbâd valiliğinde bulunan bu
zat,
Karkın boyunun herhalde Harzem Türkmenleri arasında yaşamış
olan bir şubesine mensup bulunuyordu.

— NOTLAR —

1 Bk. Dtvânü Lûgât it-Türk, trc. Besim Atalay, III. s. 415-416.

I    Fakat yine Kâşgarlı Mahmud tarafından aynı mütalea sebebiyle listesine al¬
madığı, Reşideddin ve diğer müelliflerden adının
Yapırlı olduğunu öğrendiğimiz diğer
kabile hakkında bu şekilde bir ifadede bulunamadığımız malûmdur (bu kabîloye ait
kısma bk.).    1 Kayıt I.

* Tp. Kd. Arş, Nr. 37, yap. 31 b. 33 a.

5 Haleb defteri, Bşb. Arş., Nr. 773. 6 Kayıt II.

7    M. H. Yinanç, Dulkadırlılar, Is. Ans, cüz 28. Sayın bocamdan öğrendiğime
göre, Başan Bey ailesi bugün dahi Maraş'ta mevcudiyetini muhaiaza etmektedir.

8    Kayıt II a.

9    Kayıt II b.

10    Kayıt II c.

II    Kayıt II ç.

13 Bk. Bozuluş hakkında, D. T. C. Fakültesi Dergisi, VII, Sayı 1.

18 Kayıt III.

u Kayıt IV.

15 Diyâribekriyye; Haşan Rumlu, yap. 70 b.

1

   Bu köyün adını Dahiliye Vekilliğinin Köylerimiz adlı eserinde bulamadık.

2

5    Köylerimiz, gösterilen yer.

3

   Köylerimiz, a. 774. * Kayıt II.

4

6    Koyıt III. * Kayıt IV a. a Kayıt IV b.

5

9    Barthold, Türkmen Tarihi (Bu yazıda, bu eserin Abdülkadir İnan tarafından

6

yapılan ve T. T. K. tarafından neşredilmek üzere bulanan türkçe tercemesinden isti¬

7

fade edilmiştir).

8

10    Bartbold, aynı eter.

9

11    Şecere-i Terâkime, yap. 44 b., 45 a. ; Bartbold, aynı eser.