Mahmud Kâşgarî bu çok kıymetli
eserini Türklerin bir devlet olarak islâm dinini kabul
ettiklerinden bir buçuk asır sonra Irak'ta, ihtimal
Bağdad'da oturduğu zaman yazmıştır. İslâm dünyasının kültür
merkezi olan Irak'a ne zaman geldiğini bilmiyoruz. 1069-74
yıllarında en fasih ve beliğ arapça ile büyük bir eser telif
edebilen Kâşgarî'nin her halde uzun müddet islâm kültürü
merkezlerinde bulunmuş olduğuna şüphe yoktur. Onun, 1041
yılında müslüman Türklerle müşrik Yabaku ve Basmıl Türkleri
arasında cereyan eden büyük savaşa iştirak eden Türk
gazilerini görmüş ve onlarla konuşmuş olması (III, 227)
eserini yazdığı tarihten aşağı yukarı otuz yıl önce
Türkistan'da, Kâşgar'da ve çevresinde bulunmuş olması
gerektir. Kâşgarî koyu bir müslümandır. Müşrik Türklerle
savaşan, budistlerin tapınaklarını yıkıp putlara en ağır
hakaret eden gazilerin destanlarından parçalar
nakletmektedir (I, 343, 483). Bir müslüman Türk bir budist
Uygur'u öldürdüğünü öğünerek anlatıyor: "Bana bir müşrik
Uygur geldi, dedim: şimdi sen yat, kuşlara et ol, seni
kerkes ve kurd istiyor" (I, 36). Bu gibi şiirler naklederken
Kâşgarî mutaassıp bir müslüman heyecaniyle izah ediyor.
Fakat müslüman Türklerin eski şamanizm kalıntılarından olan
kelimeleri ve terimleri izah ederken tam bir şamanist Türk
gibi konuşuyor. Bazan, şamanist kalıntısı olan inanışları
ifade eden kelimeleri ve terimleri anlatırken "Türkler böyle
inanırlar", "bu inanış çok yaygındır" demekle yetinir.
Kâşgarî'nin "umay" üzerine verdiği bilgiler dikkate değer.
O, bu dişi tanrıyı unutturma çabasını, bilerek göstermiştir.
1. abaçı umacı, bununla
çocuklar korkutulur, ağır basma, kâbus. I, 136.
1a. abakı göz değmesin
diye bostanlara, bahçelere dikilen korkuluk.
I, 136.
2. arva afsunlamak, "kam
arvaş arvadı = şaman afsunladı (büyü yaptı)."
I, 283.
arvaş birlikte afsun söylemek.
"Kamlar kamug arvaştı = kamlar anlaşılmayan sözler
söylediler." Cin çarpmasına karşı yapılan üfürükler de
böyledir. I,236.
3. arvış afsun, "arvış
arvadı" büyü afsun yapıldı demektir. I, 249.
[NOT] Büyüleme anlamına gelen
sihrî bir terimdir. Kıpçak grubu Türk boylarında "arbav",
Orta Asya Türk lehçelerinde "arbağ" denir. Ali Şir Nevaî bir
şiirinde "yılan arbağı" deyimini kullanmıştır:
Zülgî sevdasında bilmezler Nevaî
nüktesin
çün cünün guftaridir yahut yılan
arbağı
Yılan afsunu Türk uluslarında
çok yaygın bir folklor maddesi teşkil ediyor. Ali Şir
Nevaî'nin şiirindeki "arbağ" kelimesini "Abuşka" sözlüğü
yazan şöyle açıklıyor: "yılanı ininden çıkarmak yahut
zehrini gidermek için okunan afsundur". (Vilyaminov-Zernov
neşri, s. 16; yine bk. A. İnan "Ali Şir Nevaî ve Folklor"
Türk Folklor Araştırmaları 1966 no.198 s. 3510).
4. çıvı cinlerden bir
bölük. Türkler şuna inanırdı ki: iki bölük birbiriyle
çarpıştığı zaman bu iki bölüğün vilâyetlerinde oturan cinler
dahi kendi vilâyetlerinin halkını kollamak için çarpışırlar.
Cinlerden hangi taraf yenerse onlardan yana çıktığı vilâyet
halkı da yener. Geceleyin bu cinlerden hangisi kaçarsa
onların bulunduğu vilâyetin hakanı da kaçar. Türk askerleri
geceleyin cinlerin attıkları oktan korunmak için
çadırlarında saklanırlar. Bu, Türkler arasında yaygındır,
görenektir. III, 225.
5. ıduk ıdık kutlu ve
mübarek olan her nesne. Bırakılan her hayvana bu ad verilir.
Bu hayvana yük vurulmaz, sütü sağılmaz, yünü kırkılmaz,
sahibinin yaptığı bir adak için saklanır. I, 65.
[NOT] Çağdaş Türk lehçelerinde
ızık, ıyık, iyik, ıtık. Şamanist Türklerde bir koruyucu
ruha, binit olmak üzere salıverilen, binilmiyen, boş
bırakılan at. Salıvermek, göndermek manasındaki "id-"
kökünden partisiptir, "mübarek, mukaddes" anlamlarını,
galiba çok erken, belki Hunlar devrinde almış olsa gerek.
6. ırk falcılık, kâhinlik
ve bir kimsenin gönlündekini bilmek. I, 42.
ırkla kehânet etmek. "Kam
ırkladı = şaman kâhinlik etti, ırka baktı."
III, 443.
[NOT] Eski Uygurlarda Orhon
harfleri ile, IX.asırda yazılmış olduğu tahmin edilen "Irk
Bitig" adlı fal kitabı V. Thomsen tarafından okunmuş ve
neşredilmiştir. Bu eser H. N. Orkun tarafından "Eski Türk
Yazıtları" adlı eserinin II. kitabında (s. 71-91)
yayınlanmıştır.
7. ısrık çocukları
perilere ve göz dokunmasına karşı afsunlamak için ilâç
yapıldığı zaman söylenir; çocuğun yüzüne tütsü verilerek
"ısrık ısrık!" denir ki "ey peri ısırılmış olasın!"
demektir. I, 99.
8. kam kâhin, şaman. III,
157.
9. kaş beyaz veya siyah
temiz taş. Bunun beyazını yüzük kaşına korlar. Bununla
şimşekten, susuzluktan ve yıldırım düşmesinden korunurlar.
Kaş taşı bulunanlara yıldırım isabet etmez. Türklerin
inancına göre böyledir. III, 22, 152.
10. kovuç cin çarpması
eseri. Böyle olan adamın yüzüne soğuk su serperler, sonra
"kovuç, kovuç!" denir. Üzerlik ve öd ağacı ile tütsülenir.
Bu "kaç, kaç!" demek olsa gerektir. I, 163.
11. kovuz Oğuzlar "kovuç"
kullanırlar, "yel kovuz bitiği" denir ki cin çarpmasına
karşı afsun üfürük, demektir. III, 163.
12. kösgük göz
değmesinden sakınmak için üzüm bağlarına ve bostanlara
dikilen nazarlık (korkuluk) II, 289.
13. monçuk atın boynuna
takılan değerli taş; arslan tırnağı, muska gibi şeyler. I,
475
[NOT] muncuk. Bu kelime-terim
XVI-XVII. asırlarda Ukrayna ve Lehistanlılara askeri terim
olarak "buncuk" geçmiştir. Onlara Osmanlı Türklerinden
geçtiği kabul edilmektedir. "Tuğ" teriminin kendisi
geçmediği halde Tug'un sözlerinden ve şehrî mahiyeti olan
"boncuk"un adı geçmesi izah edilemiyor. Osmanlılarda da tuğ
eski anlamıyla değil, "sorguç"a tuğ denilmiştir. Ş. Sami'nin
tuğ kelimesini izahına göre böyledir ("Kamus-ı Türki" 452).
Eski tuğlardaki "munçuk"lar, herhalde, nazarlık olarak
kullanılmış olsa gerek. Kaşgâri'nin izahından da bu
anlaşılmaktadır.
14. temür (demir).
Kırgız, Yabaku, Kıpçak ve daha başka boyların halkı and
içtiklerinde, yahut sözleştiklerinde, demiri ululamak için
kılıcı çıkararak yanlamasına öne korlar. "Bu gök girsin
kızıl çıksın" derler ki "sözünde durmasan kılı kanına
bulansın, demir senden öcünü alsın" demektir. Çünkü onlar
demiri büyük sayarlar. I, 362.
15. tiki geceleri
işitilen ses. Türkler öyle sanırlar ki ruhlar sağ iken
yaşadıkları şehirlerde her sene bir kerre toplanırlar ve
halkı ziyaret ederler. Geceleyin bu sesi kim işitirse ölür.
Bu Türkler arasında yaygındır. III, 230.
16. uçguk uçuk, ingi.
I, 98.
[NOT] uçguk. Bu kelime çağdaş
Türk lehçelerindeki "uçuk" kelimesinin eski şeklidir. En çok
dudaklarda peyda olan içi sulu kabarcıklara denir. Hararetli
hastalarda görülür. Bir çok Türk boylarının inanışlarına
göre bu uçuk denilen kötü bir ruhun marifetidir. Bu hastalık
özel bir törenle tedavi edilerek afsunlanır. Bu hastalığı
"uçuklanma", tedavi eden kocakarılara "uçukçu" denir.
17. umay son, kadın
doğurduktan sonra karnından çıkan hokka gibi nesne. Buna
çocuğun ana karnında eşi denir. Şu atalar sözünde de
gelmiştir: "Umaya tapınsa oğul olur." Kadınlar onu uğur
sayarlar. I, 123.
[NOT] Umay. Bilindiği gibi
Umay eski Türklerin dişi tanrılarından biridir. Mahmud
Kaşgarî'nin bu ruh hakkında verdiği bilgi pek fazla
islâmlaştırılmıştır. Bununla beraber "umayka tabınsa oğul
olur", "kadınlar bunu uğur sayarlar" diyerek eski inanışa da
işaret etmiştir (bk. A. İnan "Umay ilahesi hakkında"
Türkiyat II, 1926; Makaleler ve İncelemeler 1968 s.397-399).
18. us Kerkes kuşu. Bu
kuş bir adamın yüzüne karşı ıslık çalarsa uğur sayılmaz; bu
ölüm işaretidir. I, 228.
19. üngüjin çölde insan
öldüren umacı, gulyabani. I, 146.
20. ürüng afsuncuya,
arbagcıya verilen para. I, 134.
[NOT] ürüng Asıl anlamı beyaz,
ak demektir. Göçebe Türk boylan süte ve sütten elde edilen
gıda maddelerine yogurt, yağ, kurat, ayran, kımız gibi
(K.Yudahin Kırgız Sözlüğü s. 37) Yakutlarda süt ve sütten
yapılan gıda maddelerine "ürüng as" derler (E.Pekarski Yakut
Sözlüğü "as" kelimesi izahında s.163). Anadolu'da bu kelime
eski anlamı olan "sütten yapılmış gıda maddeleri (Söz
Derleme Dergisi III, 1936) anlamını muhafaza etmiştir. Şaman
ve üfürükçiye verilmesi gereken ücrete Başkurt ve
Kırgızlarda tıpkı Kâşgari'da olduğu gibi "elig ürüngi ber =
üfürükçiye akını ver" derler.
21. yârın kürek kemiği.
Türklerin şöyle bir atalar sözü vardır: "kürek kemiği
karışırsa memleket karışır. III, 21.
[NOT] Kürek kemiği falı için bk.
A. İnan Tarihte ve bugün Şamanizm s.151-159.
22. yat taşlarla yağmur
ve rüzgâr getirmek için yapılan bir büyücülük.
I, 159.
yatla "yatçı yatladı" - yada
yaşı kullanan yadacı yada taşı ile afsun yaptı. III, 307
[NOT] Havaya tesir etmek için
okunan (söylenen) afsun ile kullanın taşa yada, cada, yat
denilmiştir. Türk kavimlerinde çok eski devirlerden beri pek
yaygın olan inanca göre Türk Tanrısı Türklerin büyük
dedelerine yada denilen sihirli bir taş armağan etmiştir. Bu
taşla istenildiği gibi yağmur, kar, dolu yağdırılabildiğine
inanmışlardır.
Ali Şir Nevaî Favaıdül
kibar'ında yada taşını zikreder:
yada taşıga kan teygeç yağın
yagkandek eş sakı
yağar yağmurdık eskiş çün bolur
serab alud
23. yel cin "er yelpindi"
denilir, "adama yel (cin) çarptı" demektir. III, 108.
24. yelpin cin çarpmış,
"oğlan yilpindi" denir ki "oğlan yele, cine çarpıldı"
demektir. III, 108.
25. yelvi büyü, sihir,
büyücüye "yelviçin" denir. III, 33.
[NOT]
yel ~ yil genel olarak çağdaş pek çok Türk boylarında şerir
ruh anlamına "yel ~ yil" kelimesi kullanılır.
25a. yelbüke ejderha, şu
savda dahi gelmiştir "yeti başlığ yil büke = yedi başlı
ejderha." III, 227.
[NOT] "yilbüke" kelimesinin
değişmiş şekli olan "yelbigen" Altay ve Televat Türklerinde
tesbit edilmiştir ki müdhiş garibe ve insan yiyen bir
yaratıkmış (Radlov W. III, 357). Aynı yaratığın adı
Hakaslarda "çibigen" şeklinde söylenir (N.Baskakov. Hakas
Sözlüğü, s. 316).
Yine bir çok böyle Şamanizm
kalıntısı kelimeler vardır. Bunların hepsini bir kitap
halinde toplamak için çalışmaktayım. Kaşgarî'nin bu eseri
Türklerin eski kültürünü araştırma ve inceleme için bir
hazinedir.
26. yog ölü gömüldükten
sonra üç yahut yedi güne kadar verilen yemek. III,143
yogla ölü için yemek vermek.
Türklerin göreneği böyledir. III, 309.
Kâşgari'nin Alp Er Tonga'nın yog
törenindeki ağıttan aldığı şu beyitte bu yog töreni şöyle
tavsif ediliyor:
Herkes kurt gibi uluşuyor
Yakasını yırtarak bağırıyor
Ünü çıkasıya haykırıyor
Gözü örtülesiye kadar ağlıyor.
I, 189.
Özgün metin:
Ulşıp eren börleyü
Yırtın yaka urlayu
Sıkrıp üni yırlayu
Sıgtap közi örtülür
27. yog basan ölümden
sonra yedi gün verilen yemek. III, 399.