İnsanoğlu 1969’da Ay’a ilk adımını attığında
önümüzdeki çağın uzay çağı olacağı ileri sürülmüştü. Çok iyi
hatırlıyorum, o günlerde uzay ile ilgili çeşitli haberler gazetelerde
yayımlanıyordu. Haberlerde insanlığın gelecekle ilgili uygarlık düşleri de
yer alıyordu. Bu haberlere göre 2000 yılında insanlar tatillerini geçirmek
üzere artık aya gidecekti, uzayda çeşitli üsler kurulacak, ayda bitki
yetiştirilecekti. Evlerde her şey otomatik olacak, her işi robotlar
yapacaktı, elektronik beyin (o günlerde bilgisayar terimi henüz
kullanılmıyordu, bilgisayarlar da zaten bu kadar yaygın değildi.) insanın
yerine düşünecek, çözümler üretecekti. Yine o günlerde gazetelerde bir
devlet dairesine alınan elektronik beyin ile ilgili haberler yer
alıyordu. Bir gazetede bu haber bir karikatürle birlikte yayımlanmıştı.
Haberde bundan sonra devlet dairelerinde vatandaşın her işini elektronik
beyinlerin halledeceği belirtiliyordu. Bu haberin yanındaki karikatürde
ise kasketli, şalvarlı bir vatandaş elindeki dilekçeyi buzdolabı
büyüklüğündeki makineye uzatıyordu. Elektronik beyinden ise şöyle bir
ses geliyordu: “Bu gün git, yarın gel !”
İnsanoğlu 1969’da Ay’a ilk adımını attığında
önümüzdeki çağın uzay çağı olacağı ileri sürülmüştü. Çok iyi
hatırlıyorum, o günlerde uzay ile ilgili çeşitli haberler gazetelerde
yayımlanıyordu. Haberlerde insanlığın gelecekle ilgili uygarlık düşleri de
yer alıyordu. Bu haberlere göre 2000 yılında insanlar tatillerini geçirmek
üzere artık aya gidecekti, uzayda çeşitli üsler kurulacak, ayda bitki
yetiştirilecekti. Evlerde her şey otomatik olacak, her işi robotlar
yapacaktı, elektronik beyin (o günlerde bilgisayar terimi henüz
kullanılmıyordu, bilgisayarlar da zaten bu kadar yaygın değildi.) insanın
yerine düşünecek, çözümler üretecekti. Yine o günlerde gazetelerde bir
devlet dairesine alınan elektronik beyin ile ilgili haberler yer
alıyordu. Bir gazetede bu haber bir karikatürle birlikte yayımlanmıştı.
Haberde bundan sonra devlet dairelerinde vatandaşın her işini elektronik
beyinlerin halledeceği belirtiliyordu. Bu haberin yanındaki karikatürde
ise kasketli, şalvarlı bir vatandaş elindeki dilekçeyi buzdolabı
büyüklüğündeki makineye uzatıyordu. Elektronik beyinden ise şöyle bir
ses geliyordu: “Bu gün git, yarın gel !”
O günlerde 2000 yılıyla ilgili tahminlerden
hangilerinin tuttuğunu bugün gördük. İnsanoğlunun uzay macerası bugün halâ
devam ediyor, ama Ay’da tatil, uzayda balayı, Ay’da tarım, Merih’te futbol
maçı gibi fantezilerin gerçekleşmesi için daha uzun yıllara ihtiyacımız
var. Evlerimizde robotlar da iş görmüyor henüz. Bu robotların öncüleri olan
mutfak robotları, elektrik süpürgeleri, otomatik çamaşır ve bulaşık
makineleri ise gelişerek yaygınlaşıyor. Elektronik beyinlerle yani
bilgisayarla ilgili tahminler ise beklenenin çok çok ötesinde gerçekleşti.
Bilgisayarların bu kadar yaygınlaşacağı, evlere, okullara, kahvehanelere ve
kafelere, hatta lahmacunculara gireceği, o yıllarda asla tahmin edilmiyordu.
Çünkü o yıllarda bilgisayarlar dörde dört oda büyüklüğündeydi, muazzam
elektrik harcıyorlardı ve müthiş bir ısı yayıyorlardı. Tabiî ekonomik
değillerdi. O yıllarda internet hayal bile edilemiyordu. İnternetin atası
olan ve askerî haberleşme amacıyla kullanılan ARPANET’in temeli de 1969’da
atılmıştı.
Neden diğer tahminler, fanteziler
gerçekleşmedi de bilgisayar teknolojisi tahminlerin ötesinde bir gelişme
gösterdi ? Elbette bunun birkaç sebebi var, ama bence en önemli sebep şu:
insanoğlu bilginin önemini bir kere daha kavradı. Bilimde ve teknolojide
bugün ulaşılan nokta insanoğlunun düşlerini ve fantezilerini
gerçekleştirmeye henüz yeterli değil. Daha pek çok bilinmeyen bizi bekliyor.
Geçen zaman içerisinde insanı uzayın derinliklerine ulaştıracak tek şeyin
bilgi olduğu anlaşıldı. Her şeyin temelinde bilgi vardı. Gelişen teknoloji
ile insanoğlunun sahip olduğu bilgi sürekli olarak artıyordu. İnsanlık
tarihi göz önüne alındığında daha önce bilimde yüzyıllar süren gelişmeler
artık birkaç yılda yaşanmaktaydı. Bu nedenle yaşadığımız dönem artık uzay
çağı değil, bilgi çağı olarak adlandırılmaya başlandı. Bilgi çağının ana
ürünü ise hiç şüphesiz bilgisayar oldu.
Bilimdeki gelişme her alanda olduğu gibi
iletişim alanında da büyük bir gelişmeye yol açmıştı. Gelişen iletişim
araçları, bilgiye ulaşmadaki zorlukları ortadan kaldırdı. Bilgisayar ve
iletişim teknolojisindeki gelişmeler bu iki sektörü önce birbirine
yaklaştırdı, sonra da bilgi ve iletişimin birlikteliği ile bilişim terimi
gündeme geldi. Bilgisayar ve iletişim teknolojileri bütünleşmeye başladı. İş
yerimizdeki, okulumuzdaki, evimizdeki, bilgisayarlar kablo ile birbirine
bağlanmaya başladı. Askerî amaçla kullanılan ağ, genelleşti ve internetin
omurgası ortaya çıktı. Bilgisayarlar böylece iletişim aracı özelliğini de
kazandı. Ancak bu iletişim aracı, asla basit bir iletişim aracı değildir.
Telefonun, belgegeçerin (facsimile>fax), telgrafın işlevlerini gören, veri
aktarımında kullanılabilen, görüntülü konuşmayı (video conference)
gerçekleştirebilen, sizin yerinize telefon açabilen, hatta telefonlara cevap
verebilen, randevularınızı düzenleyebilen, veri bankası olarak
kullanılabilen, görüntü ve ses alıcısı-vericisi olabilen araç haline geldi
bilgisayar. Bunlar, şu anda aklıma gelenler. Bildiğiniz gibi bilgisayarın
başka pek çok marifeti var ve yakın gelecekte bunlara yenileri eklenecek.
Bilgisayar teknolojisindeki bu gelişme diğer
sektörleri ürküttü. Çünkü bilgisayar önüne gelen teknolojiyi yiyor, yutuyor
kendi bünyesine dahil ediyordu. Bilgisayarın bu atağı diğer sektörlerde
anlayış değişikliğine yol açtı. Bilgisayarların televizyonlaşmasına karşılık
televizyonlar bilgisayarlaşmaya başladı. İnternet televizyonu bunun
sonucudur. Telefonlar bilgisayarlaştı. KUP (Kablosuz Uygulama Protokolü:
WAP) işte bu rekabetin sonucudur.
Bu gelişmeler olurken dilimize de bir şeyler oluyordu. Hiç duymadığımız
sözcükler, terimler dilimize yerleşmeye başladı. Çünkü bilişim
teknolojisinde biz üretici değil kullanıcıydık, tüketiciydik. Teknolojiyi
icat eden, üreten terimlerini de kendi diliyle karşılıyordu. Bu teknolojiyi
alan diğer milletler de bilgi alıntısı olarak bu terimleri, sözcükleri de
ister istemez dillerine alıyorlardı. Her bilim dalının, her teknolojinin
kendi özel terimleri vardır. Doğal olanı, her dilde bu terimlerin
karşılıklarının olmasıdır. Ancak bilişim teknolojisinin kendisine özgü bir
özelliği var: Bilişim teknolojisi bir maden mühendisliği gibi, otomotiv gibi
sınırlı bir topluluğu ilgilendirmiyor. Bilişim teknolojisi toplumun her
kesimini ilgilendiriyor. Beş yaşındaki çocuktan, üniversite öğrencisine,
esnaftan öğretmene, hatta bir internet kuruluşunun reklâmında gördüğümüz
gibi kokoreççi ile kestaneciye kadar herkes bilişim teknolojisini kıyısından
köşesinden kullanıyor. Durum böyle olunca da bilişim teknolojisinin
terimleri diğer teknik terimlerden daha çabuk, daha yaygın bir şekilde
dilimize yerleşiyor. Düşününüz, reklâmdaki kestaneciye disgonnekt
sözcüğünü bile öğretiyor bu teknoloji. “Yapma yahu !” şeklindeki
hayret sözü reklâmda karşımıza “Wapma yahu !” olarak çıkıyor.
Bilişim teknolojisinin bu kadar geliştiğini (bu gelişmenin sonunun
olmadığını da söyleyeyim) ve etkili olduğunu göz önüne aldığımızda, Türkçeyi
bilişim çağında hangi tehlikeler bekliyor, bilişim çağı Türkçesi nasıl
olacak, İngilizceleşmiş bir Türkçeyle mi konuşacağız yoksa Türkçeyi bırakıp
hepimiz İngilizce mi konuşacağız soruları, aklı başında her Türk aydınını
düşündürüyor, kaygılandırıyor.
Gelecekte İngilizcenin bütün insanlığın dili olacağı şeklinde tahminlerde
bulunanlar var. Teknolojideki gelişmeye ve İngilizcenin en yaygın yabancı
dil olma özelliğine bakarak bir süre sonra bütün dillerin yerini
İngilizcenin alacağını savunanlar ülkemizde de mevcut. İngilizce en yaygın
yabancı dildir, farklı uluslardan insanların birbiriyle anlaşma ve iletişim
kurma dilidir. Bütün bunlar doğru. Ama dünyadaki 6 milyar insanın tamamının
tek bir dili konuşacağını düşünmek bugün için de yakın gelecek için de hatta
uzak gelecek için de kolay bir şey değildir. İnternetin yaygınlaşmasıyla
İngilizcenin hakimiyetinin artacağı söyleniyordu, bu hiç de sanıldığı kadar
bir hakimiyet şeklini almadı. Şu anda internette her dilden ağ kümesi (web
site) ve ağ sayfası (web page) var. İnternette Türkçe ağ kümeleri
ve sayfaları arzu edilen düzeyde değilse de giderek yaygınlaşıyor.
Bilgisayar programlarına gelince dünyaca ünlü bilgisayar firmaları
ürettikleri programın daha fazla kişi tarafından satın alınması için
programlarını pek çok dilde üretiyorlar. Şu anda en yaygın işletim sistemi
olma ününü koruyan Windows, bildiğim kadarıyla 33 dilde üretiliyor.
Microsoft yerelleştirme
adını verdiği bu uygulamayla dünyadaki bütün bilgisayar kullanıcılarına
hitap etmeye çalışıyor. Bilgisayarın ve internetin yaygınlaşması
İngilizcenin diğer diller üzerinde bir hakimiyet kurmasını değil diğer
dillerin bu teknolojide önem kazanmasını sağlıyor. Şu anda bilgisayar
ortamında çeviri üzerinde çalışan çeşitli firmalar var. Benim de Türkçe
konusunda danışmanlığını yaptığım Rusya’daki bir kuruluş,
bilgisayarda pek çok dili birbirine çevirebilen harika bir
program üzerinde çalışıyor. Program epey mesafe aldı ve yapılan denemeler,
sonucun başarılı olacağını gösteriyor. Gerçi şu anda bilgisayarlar için
çeviri programları var ama bunlar daha çok İngilizceden bir başka dile (ki
bu da birkaç dille sınırlı) çeviri yapabiliyorlar. İnternet üzerinde de bazı
programlar var, bunlar da bahsettiğim bilgisayar programlarından farksız.
Dünyada başka firmalar da benzer çeviri programları üzerinde çalışıyorlar.
Bütün bunlar bilgisayar ve internet ortamında diğer dillerin varlığını daha
da güçlendireceğini gösteriyor. Şu halde gelecekte İngilizce bilişim
sektöründe tek dil haline gelecek sözü bana pek de doğru görünmüyor.
İngilizceyi veya bir başka dili, yabancı dil öğrenmek için öğrenmek gerekir.
Yabancı dille eğitimin, yabancı dille öğretimin sömürgelerde bile yavaş
yavaş kalktığı günümüzde bizde halâ bunda ısrar edilmesi gibi İngilizce
bilgisayarda ve internette tek dildir demek cahillikten başka bir şey
değildir.
Bilgisayar ve internet terimlerinin İngilizceden dilimize olduğu gibi
girmesi, Türkçenin son yıllarda yaşadığı sorunun bir başka boyutudur.
Dilimize yabancı dillerden, özellikle de İngilizceden, yoğun bir sözcük ve
terim akışı olduğu bilinen bir gerçek. Bu akış, Türkçeyi söz varlığının yanı
sıra ses bilgisi, şekil bilgisi ve söz dizimi özellikleri açısından da kötü
olarak etkiledi. Bilgisayar teknolojisi alanında çalışanlar, gönüllü
kuruluşlar Türkçe konusunda çok büyük bir duyarlılık göstererek terimlere
Türkçe karşılıklar bulmuşlardı. Bu konuda Türkiye Bilişim Derneğinin
çalışmalarını takdirle karşılamak gerekir. Bugün kullandığımız
bilgisayar, yazılım, donanım, bellek, yazıcı, sürüm gibi Türkçe kökenli
terimler işte bu çabaların sonucunda dilimize kazandırıldı. Bu terimler
bilişim dünyasında tartışılmıştı. Zamanla önerilen karşılığın yerine
İngilizceden girip Türkçeleşen terimler de kullanılır oldu. Buna en iyi
örnek Microsoft ürünlerindeki Yazı Tipi Biçemi’dir. Gelen eleştiriler
üzerine Microsoft yeni sürümlerde bunu Yazı Tipi Stili’ne
çevirmiştir.
Bilgisayar ve iletişim teknolojilerinin son derece hızlı gelişmesi,
teknolojiye her geçen gün yüzlerce yeni terim eklenmesi karşısında bu
çabalar ne yazık ki etkili olmamağa başladı. Karşılık bulunması gereken
terim sayısı artık binlerle ifade ediliyordu. Bir terime karşılık bulmak,
onu benimsemek, yayılmasını sağlamak aylar, yıllar alırken İngilizce bir
terim elini kolunu sallayarak Türkçeye giriyor ve pek çok kişi bu durumu
yadırgamıyor, yabancı kökenli terimi olduğu gibi kabul ediyordu.
Türk Dil Kurumu da bilgisayar terimlerindeki bu durumu göz önüne alarak
Yabancı Kaynaklı Sözcüklere Karşılıklar Komisyonu çalışması içerisine
bilgisayar terimlerini de aldı. Karşılıklar önerdi. Ancak bu karşılıkların
benimsenmesi zaman alacak. Bunlardan kullanılmağa başlananlar var. Meselâ
elmek terimini internette benim yöneticisi olduğum Türkoloji Haberleşme
Grubunda (http://www.egroups.com/group/turkoloji)
uzun süre tartıştık, sonuçta grubun pek çok üyesi bu sözü benimsedi.
Benimsemeyenler de var, ama zaman terimlerin kaderini belirleyecek. Bu
konuda Türk Dil Kurumunun desteği ile yürüttüğümüz Bilgisayar Terimleri
Sözlüğü projesi henüz başladı. Üniversitelerimizdeki bilgisayar
bölümlerinden, Türk Dili ve Edebiyatı, İngiliz Dili ve Edebiyatı
bölümlerinden öğretim üyelerinin ve bilgisayar uzmanlarının oluşturduğu
çalışma grubu içerisinde bilgisayar terimleri tartışılmakta, Türkçe
karşılıklar önerilmektedir. Önerilen karşılıklar yakın zaman içerisinde
internette kamu oyuna duyurulacak ve kamu oyunun düşünceleri alınacaktır.
Geniş katılımlı bu çalışmayla mesafe alacağımıza inanıyorum. Türk Dil Kurumu
üzerine düşen görevi yerine getirmeğe çalışıyor. Bu çalışmaların başarıya
ulaşması, toplumun bu konuda duyarlı davranmasına ve önerilen karşılıkları
benimsemesine bağlıdır.
Bu konuda eleştiri aldığımız da oluyor. Kimileri bilgisayar terimlerinin
Türkçe karşılık bulunmasını, hatta programların Türkçe olmasını eleştiriyor.
Terimlerin evrensel olduğu, değiştirilmemesi gerektiği söyleniyor. Önerilen
terimler alaya alınıyor. Evet, yerleşmiş yaygınlaşmış yabancı terimlere
karşılık bulmak zor olmaktadır. Ama hiçbir şey yapmadan oturup bekleyelim mi
? Bilgi ve iletişim gibi son derece önemli konularda İngilizce terimleri mi
kullanalım ? O zaman sormak gerekmez mi bu nasıl iletişim, bu nasıl bilgi
iletişimi diye ? Şimdi hepimiz
bilgisayar terimini kullanıyoruz. Eğer bu konuya duyarlı
bilgisayarcılar olmasaydı ve bu terimi türetmeselerdi ben eminim bugün
hepimiz computer terimini kullanacaktık. Tabiî kimimiz kampuytr,
kimimiz komputer, kimimiz de computer diyecektik. Ve birileri
computer için bir karşılık türetmeğe çalışınca da yine bilinen
çevreler «Canım, ne gerek var şimdi computer’a karşılık aramaya. Evrensel
bir sözcük işte.» diyerek karşı çıkacaklardı. Oysa bakın herkes
bilgisayar terimini kullanıyor. Şimdi kimse bu terimi oluşturan sözcüklerin
gerçek anlamını düşünerek, «Bu alet bilgi saymıyor öyleyse bu terim uygun
değil!» demiyor. Şu halde ciddî olarak bu işin üzerine eğilirseniz,
duyarlı davranırsanız, Türkçenin yapısına uygun terim üretirseniz, toplum da
benimserse dilin söz varlığına yeni terimler, yeni sözcükler katılabilir.
Web’in sözlükte 11 anlamı var. 1. Dokuma, dokunmuş kumaş. 2. Örümcek
ağı. 3. Ağ gibi karışık şey. 4. Kuşların parmakları arasındaki zar, perde.
5. Kuş tüyünün yumuşak kısmı. 6. Bağlantı levhası. 7. Örs boğazı. 8. Tomar,
kâğıt rulosu. 9. Halı saçağı. 10. Giz, sır. 11. Haberleşme ağı, muhabere
şebekesi. (Hâmit Atalay, İngilizce-Türkçe Sözlük, TDK yayını, Ankara, 1999,
s.3635)
Ancak web karşılığında ağ deyince, «Ne ağı ? Balıkçı ağı mı,
örümcek ağı mı ?» diye sözlerle karşılaşıyorsunuz. Oysa bilgisayardan,
internetten bahsederken bir İngilizin veya bir Amerikalının aklına on bir
anlamdan haberleşme ağı anlamı geliyor. Meselâ ben internetteki sayfalarım
için web site demiyorum ağ kümem diyorum. Bu terim de giderek
yaygınlaşıyor. Eğer sayfamızı hem Türkçe hem İngilizce hazırlıyorsak web
site terimini Türkçe sayfamızda niye kullanalım ? İngilizce terimleri
İngilizce sayfalarda kullanalım, Türkçe sayfalarda ise Türkçe terimleri
kullanalım. Çünkü bu sayfaları Türkler okuyacak.
Zaman zaman internetteki söyleşi (chat)
programlarını izliyorum. Buralarda kullanılan dilin özel radyo ve
televizyonlarda kullanılan dile rahmet okuttuğunu da belirtmem gerekir.
İnternette zaman önemli olduğu için söyleşide kısaltmalar yaygın olarak
kullanılıyor. Bu dünyanın her yerinde böyle. Hatta Amerika’da söyleşide
kullanılan kısaltmalar ve işaretler sözlüğü bile yayımlandı. Beni asıl üzen
kaba dil kullanılması, ana dili Türkçe olan gençlerin birbiriyle İngilizce
yazışması, Türkçe yazışmalarda ise yabancı kökenli sözcüklerin çok sık
kullanılması.
Genç kuşak ana diline sahip çıkmalı,
Türkçemiz konusunda duyarlı davranmalı, dilimizi bozanları uyarmalı. Bizim
yaptığımız bu çalışmalar, genç kuşakların ana diline sahip çıkmasıyla
başarıya ulaşacaktır.
Sözlerimi bir kızılderili şefin dünya için söylediklerini Türkçemize
uyarlayarak bitireceğim:
BİZ BU DİLİMİZİ ATALARIMIZDAN MİRAS ALMADIK,
GELECEK KUŞAKLARDAN ÖDÜNÇ ALDIK...
Hep birlikte Türkçemize sahip çıkalım, bilişim çağında gelecek kuşaklara
Türk’e yakışır bir Türkçe bırakalım.