1. Askere
Uğurlama ve Karşılama Törenleri
(K.1, K.2,
K.3, K.4, K.7, K.9, K.11, K12, K.13)
Türk halkı askerliği kutsal bir görev sayar.
Askerlik çağına gelmiş delikanlının askere
yolcu edilmesi, askerlik dönüşü karşılanması
bir gelenektir. Askerlik, delikanlının
askere gideceğinin belli olmasından, askere
uğurlanmasından, şiirlere konu olmasından,
ardından ağıt yakılmasından, gönderdiği
mektuplara, karşılanmasına kadar geleneği
olan bir geçiş dönemidir. Her törende olduğu
gibi askerliğin etrafında da bir âdetler,
inanmalar, pratikler zinciri oluşmuştur.
Türkiye’de askerliğini yapmamış insan yarım
insan sayılır. Askerlik bir eğitim yuvası
olarak görülür, insan hayatının bir dönüm
noktası olarak kabul edilir. Bu nedenle
askere gönderme, karşılama asker mektupları
köylerde önemlidir; gururlanılır, ağlanır,
duygulanılır.
Köyde gençleri askere uğurlamak önemli bir
olaydır. Askere gidecek olan delikanlı
askere gitmeden on, onbeş gün önce bütün
işlerden el çektirilir. Delikanlı bu süre
dinlenir gezer, eğlenir. Tüm tertipler son
günlerinde birbirlerini evlerine davet
ederek birbirlerine ziyafet çekerler.
Davetlilere çerez ikram edilir, çalıp
oynanır. Ailesinin maddi durumu iyi olanlar
ise davar kesip mevlit okuturlar. Askere
gidecek olan delikanlı askere gitmeden önce
bütün akrabalarını ve yakın dostlarını
ziyarete gider. Ziyarete çıkmasa bile akraba
ve yakın dostlar, genci yemeğe davet
ederler. Bu yemeği veda yemeği şeklinde
düzenlerler. Ziyaret ettiği akrabalar askere
uğurlama sırasında belli bir miktar para
verirler. Bu paranın miktarı önemli
değildir, önemli olan verilmesidir. Bu bir
gelenektir. Delikanlının askere gideceği
yerin belli olacağı gün köydeki bütün
gençler toplanarak giderler. Askere gidecek
genci yalnız bırakmazlar.
Asker adayı yola çıkmadan
bir veya iki gün önce davetlilerle birlikte
türbe ziyaretine gidilir. Bu ziyaretlere
asker adayının götürülüş amacı, askerden sağ
salim gelmesi için yardım dilemektir.
Delikanlı kurban adar. Bazı aileler kına
törenini yönetecek kına bayraktarını
çağırır, bayraktar kına yakılırken kına ve
asker duası okur.[1]
Askere gidecek gencin ailesinin durumu
uygunsa mevlit okutur. Mevlit gencin
askerliğini kazasız belasız bitirmesi için
okutulur. Mevlit sırasında da bu niyetle
dualar edilir. Âdete göre bir kurban
kesilir. Kesilen kurbandan yemekler yapılır
ve gelen misafirlere ikram edilir.
Misafirlerle askere gidecek genç ilgilenir.
Askere gidecek gencin askere gitmesine bir
kaç gün kala sağ serçe parmağına kına
yakılır. Halk kültüründe kına yakılması
yaygındır. İnanışa göre koçlara yakılan
kına, Allah'a kurban etmek için; kızların
saçlarına gelinin ellerine yakılan kına,
kocasına kurban etmek için; askere gidecek
gencin eline yakılan kına, vatana kurban
etmek içindir. Kınada davul zurnayla akraba,
yakın dostlar ve köyün gençleri eğlenirler.
Kınaya gelenler askere gidecek gence
hediyeler getirirler. Kınadan sonra askere
gidecek genç ve arkadaşları köyde erkeklerin
toplu halde bulunduğu yerlere giderek
herkesle tek tek vedalaşıp, helallik ister.
Askere gideceği gün davul zurna getirtilir,
Askere gidecek delikanlının arkadaşları evin
önünde oynarlar. Evden ayrılırken üç el ateş
edilir. Genci şehre götürecek araba gelin
arabası gibi süslenir. Oğlanın koluna
kırmızı kurdele bağlanır. Genci genellikle
akşam gönderirler, otogarda herkes toplanır.
Genç ailesi, yakın akrabaları, dostları ve
köyün gençleri tarafından davul zurna
eşliğinde uğurlanır. Gençler toplu halde
halay çekerek genci oynatırlar.
Vedalaşılırken gencin cebine para veya
mendil konur. Delikanlının uzun süre
ailesinden uzak kalacağı için her isteği
yerine getirilir. Otobüse binmeden önce
herkesle vedalaşır. Annesiyle vedalaşırken
annesi oğluna simitten bir parça ısırttırır,
simidi saklar. Simit evde bir odaya asılarak
delikanlı askerden gelene kadar saklanır.
Kısmetinin onu geri getireceğine inanılır.
Genç askerden döndüğünde simit suda
ıslatılarak kuşlar yesin diye atılır.
Delikanlı eğer sözlüyse, sözlüsü ona bir
mendil hediye eder. Bu dantelli mendili genç
kız eliyle işler. Delikanlı bu mendili
askerde kesinlikle kullanmaz, askerden
geldikten sonra da saklar; bu gelenektir.
Askere gidecek gencin durumu iyi değilse
köyde para toplanarak gence asker harçlığı
verilir.
Askere giden genç adaklıysa iki koç alınır;
koçlardan biri mahallede diğeriyse askere
gideceği kışlanın önünde kesilir. Etler
fakirlere ve askerlere verilir. Bazı
köylerde asker annesi saçlarına beyaz güller
bezeyerek davul zurna ve zılgıtlarla
yalınayak kışla önüne kadar gelerek oğluyla
helalleşir. Köylerde eskiden köyün muhtarı
askerlik şubesine giderek köyden askere
gideceklerin listesini alır, köyde ilan
ederdi. Delikanlılar da toplu halde bütün
köyü gezerek vedalaşıp helallik alırlardı;
herkes asker adaylarına hediye verirdi.
Asker dönüşü için kurban adanmışsa kurban
kesilir. Kurban eti ya eve sokulmadan
fakirlere dağıtılır ya da akraba ve komşular
çağırılarak yemek verilir. Son yıllarda
askere gönderme ve asker karşılama törenleri
daha da canlı bir biçimde yapılmaya
başlanmıştır.
2. Adana’da
Askerler Üzerine Söylenen Ağıtlar*
[Tevhide Kaya: Bozdoğan Ağıtları. Ç.Ü.
Fen-Edebiyat Fakültesi Yayınlanmamış Lisans
Tezi, Adana 1996]
2.1 Askere Giden Gençlerin Arkasından
Söylenen Ağıtlar
Askere Ağıt
Hikâyesi: Bekir adında bir genç, vedalaşmayı
sevmediği için, hiç kimseye veda etmeden
askere gitmiş. Bekir’in habersiz askere
gittiğini duyan iki çocuklu hamile eşi
arkasından şu ağıdı yakmış:
Üstümdeki sırt[2]
büzüldü
Dizimin bağı çözüldü
Sana asker olmuş derler
Söyleycem söz hazırdı
Ankara’nın yolu hazır
İçerime çöktü hüzün
Arkandan da ağlaşıyor
Bir oğlunla bir de gızın
Medine’nin dili uzun
Evimize geldik güzün
Babasına mektup yazın
Kara kaşlı doğdu gızın
Tirenin yolu çok uzun
Evimize çöktü hüzün
Sen üzülme güzel oğlum
Baban gelecek bu güzün
Askere Ağıt
Hikâyesi: Dört tane oğlu olan bir kadın,
oğullarından birini asker etmiş. Oğlunu
askere yolcu ederken şu ağıdı söylemiş.
Havada bulut ezgin
Ben söylerim üzgün üzgün
Kınamayın komşularım
Ağzımızın tadı bozgun
Elimi belime verdim
Birini askere saldım
Tez gelesen babamoğlu
Yenice[3]
yalınız galdım
Mustafa’ya Ağıt
Hikâyesi: Sekiz tane çocuğu olan bir
kadının, en küçük oğlu askere gitmiş.
Oğlunun askere gidişine dayanamayan kadın şu
ağıdı söylemiş.
Tiren geliyor öte öte
Dumanını tüte tüte
Mustafa’yı asker ettik
İstanbul’dan daha öte
Tiren gelir güldür güldür
Tirenin tekerlekleri demir.
Oğlum seni vermez idim
Hükümetten geldi emir.
Askere Ağıt
Hikâyesi: Askerdeki oğlunu çok özleyen yaşlı
bir anne, oğlunu görmek için oğlunun
askerlik yaptığı yere gitmiş. Bu sırada oğlu
eğitimdeymiş, komutana yaklaşarak halini arz
etmiş. Bunun üzerine komutan eğitim yapan
askerleri göstererek, seç bakalım bunlardan
hangisi demiş, uzaktan oğlunu seçemeyen ana
şu ağıdı söylemiş,
Makasım yok ki biçeyim
Makinem yok ki dikeyim
Askerler talime çıkmış
Oğlumu nasıl seçeyim.
Atları var at içinde
Nalı parlıyor kıçında[4]
Askerler türkü söylüyor
Benim oğlum yok içinde
2.2 Askerden Dönen Gençlere Söylenen Ağıtlar
Askerden Dönen Gence Ağıt
Hikâyesi: Günün birinde oğlan askere
gidince, oğlanın babası gelini kendine
almış. Askerden eve dönen genç durumu
öğrendikten sonra şu ağıdı söylemiş.
Oğlan:
Keten gömlek giymiş, yanı dizinde
Bedel[5]
bedel benleri var yüzünde
Böyle güzel mi olur köylü gızında
Baba nerden aldın sen bu gelini
Baba:
Pınarın başında destin mi kaldı ?
Saldığım mektubu eller mi aldı ?
Oğlum el almasın diye ben aldım
Burçak burçak kokar teri gelinin
Oğlan:
Keten gömlek giymiş yakası nazik
Kollarını sıkmış altın bilezik
Öpmeye kıyamaz, sevmeye yazık
Baba nerden aldın sen bu gelini
Baba:
Kaleden kaleye atılamadım
Terazim kırıldı tartılamadım
Ne de kahirli kahirli söylüyon
Babanın elinden kurtulamadın
Askerden Dönen Gencin Ağıdı
Hikâyesi: Günün birinde bir genç askere
gitmiş, savaşta esir düşmüş. Askere giderken
karısı hamileymiş. Yıllar sonra esaretten
kurtulup köye, evine gelmiş karısının
koynunda yatan bir genç görmüş. Bunun
üzerine aşağıdaki ağıdı söylemiş ama daha
sonra bu delikanlının oğlu olduğunu
öğrenmiş.
Asker:
Derede arpa biçersin
Suyu pınardan içersin
Etrafını sel alınca
Nereden geçersin gelin
Gelin:
Derede arpa biçerim
Suyu pınardan içerim
Etrafımı sel alınca
Köprü kurar da geçerim
Asker:
Akşamını tandır gelin
Kandilini yandır gelin
Koynunda yatan yiğidi
Şimdi bana bildir gelin
Gelin:
Akşamımı tandırmışım
Kandilimi yandırmışım
Koynumda yatan yiğidi
Öz sütümle emdirmişim
Asker:
Hastayım ata binemem
Binsem de yere inemem
Ay karanlık yol gidemem
Aç kapıyı telli gelin
Gelin:
Aşağıdan gelen tatar
Kamçısını atar tutar
Garip olan handa yatar
Yolcu isen git yoluna
Asker:
Aşağıdan gelen tatar[6]
Kamçısını atar tutar
Garip olan nerde yatar
Aç kapıyı telli gelin
Gelin:
Hastasın ata binersin
Binsen de yere inersin
Ay karanlık yol gidersin
Yolcu isen git yoluna
Asker:
İstanbul’dan gelir ferman
Dizlerimde yoktur derman
Mehmet Çavuş sana gurban
Aç kapıyı telli gelin
Gelin:
İstanbul’dan gelse ferman
Dizlerimde vardır derman
Kolum yastık, saçım yorgan
Gel içeri Mehmet Çavuş
2.3 Askerde Ölen Gençler Üzerine Söylenen
Ağıtlar
Askere Ağıt
Hikâyesi: Adana’nın Kadirli ilçesinin
Mehmetli Köyünde, iki jandarma eri eşkiya
takip ederken, jandarmalardan biri eşkiya
tarafından vurulmuş. Arkadaşı ölen diğer
jandarma arkadaşının başında şu ağıdı
söylemiş.
Tepe olmuş delik delik
Sebebimsin Şırşıroluk[7]
Ne yatıyon arkadaşım
Yolumuza gitmeyek mi?
Şurada var iki kiraz
Biri senin mezarın mı?
Mehmetli’ye varamazsak
Taş Köprü’de[8]
yatmayak mı?
Ergen arkadaşım ergen
Vurulmuş da olmuş sergen[9]
Üstüne örtmemiş yorgan
Sabah oldu kalkmayak mı
Turgut Hilmi’ye Ağıt
Hikâyesi: Adana’nın Kadirli İlçesinden
Turgut Hilmi ,zabit olarak Galiçya cephesine
gitmiş. Bu cephede çok genç yaşta şehit
olmuş. Ölmeden yanındaki arkadaşına şunları
söylemiş. Nasip olur memlekete varırsanız
Turgut Hilmi şehit deyin .Yaşa vatan, yaşa
millet.
Her tarafta yürüyüş var
Durmaz Osmanlı askeri
Şehit düşen yaralı var
Ancak o varmaz ileri
Kurşun gülle yağar durur
Kimi atar kimi tutar
Bir yaralı zabit bitap
Neferine hitap eder
Beni bitirdi arkadaş
Kolumdaki bu yareler
Benim işim bitti kardeş
Yüreğimi bu pareler
3. Asker Mektuplarında Şiirler
Sıla
(K.14)
Adana’ya gittim başım dönüyor
Bir yudum su verin içim yanıyor
Her gören askeri deli sanıyor
Sıla delisiyim çek kara tiren
Kara tiren acı acı bağırma
Anamdan babamdan beni ayırma
Tez ulaştır beni köye duyurma
Sılamdan ayrıldım çek kara tiren
Garip anam garip garip ağlama
Ağlayıp da karaları bağlama
Kara tiren beni burda eğleme
Sılamdan ayrıldım çek kara tiren
Şubeye vardım sülüsümü aldım
Asker olduğumu yeni anladım
Sevine sevine tirene bindim
Ben de asker oldum çek kara tiren
Bayram
(K.14)
Yaz gelince çayır çimen sulanır
Bir senede iki bayram dolanır
Böyle yerde ana baba aranır
Ana bayramınız mübarek olsun
Baba bensiz kurban kesmeyin
Oğlum da gelmedi diye küsmeyin
Yalvarırım mektubumu kesmeyin
Baba bayramınız mübarek olsun
Bayram gelir herkes eve çekilir
Benim boynum gurbet elde bükülür
Ah çektikçe göz yaşlarım dökülür
Bacı bayramınız mübarek olsun
Bayram gelir akrabalar gezilir
Annem babam benim için üzülür
Bayram için böyle yazı yazılır
Kardeş bayramınız mübarek olsun
Gül idim bahçenize ekildim
Buğday oldum tarlanızdan biçildim
Asker oldum aranızdan seçildim
Dostlar bayramınız mübarek olsun
Hacı’m
(K.14)
Hikâyesi: Genç gelin eşini askere
yolladıktan sonra ardından şu şiiri söyler.
Yarimin gittiği yollar
Söylüyor yenilmez diller
Yaz gününde açan güller
Yarin kokusuna benzer
Sütü de pişirdim ılık
Ciğerim delik delik
Her gün gülüp oynuyordum
Yar gidince bana n’oluk
Gene dumanlandı dağlar
Hacı’m bana deyin dağlar
Haftada isterim mektup
Yar bakarsam gönlüm eyler
Kafasında var aklı
Alnına düşmüş kekili
Hasan’ı askere yolluyom
Kim olsun evin vekili
Suna Gelin[10]
Asker oldum gidiyorum
Eyle beni Suna Gelin
Üç günde ayırdı felek
Eyle beni Suna Gelin
Suna Gelin, Suna Gelin
Bir mektup yaz gönder gelin
İzin alam sana gelem
Eyle beni Suna Gelin
Verin benim martinimi
İşte giydim potinimi
Koyun çantama tütünüm
Eyle beni Suna Gelin
Şanlı Askerim
[11]
Bana derler, Çileli Yörük Emine
Ellere düğün bayram benim neyime
Askerim gelirse şenlik evime
Askerim askerim, şanlı askerim
Gurbette kırk yıl kalsan beklerim
Beline bağlamış palaska kemer
Silahı omuzunda nöbet tutar
Elbet benim yiğidim sılaya döner
Askerim askerim, şanlı askerim
Gurbette kırk yıl kalsan beklerim
Askerim Emine’n bekler yolunu
Mektubun gelmeyince büktüm boynumu
Nideyim
[12]
Yine yeşillendi Adana bağı
Koydular tirene yatsılar çağı
Emroldu toplandı batı ile doğu
Giderim gurbete anne nideyim
Adana’yla İstanbul’un arası
Çok şehirler geçtim yoktur sayısı
Daha bitmemiştir hasret yarası
Geçmez gurbet elde günüm nideyim
Geldik İstanbul’a gördük tramvay
Kol kol olmuş gezer bayan ile bay
Dediler askerlik oldu otuz ay
Geçmez gurbet ilde günüm nideyim
Geldik Trakya’ya kurduk mekanı
Aradım bulmadım derdim bakanı
Görmedim bir pınar kumsuz akanı
İçilmez suları sıcak nideyim
Yemeği sorarsan kereviz çıktı
Hiç yiyen bulunmaz askerler bıktı
Bölüklerin çoğu hep yere döktü
Budur Trakya’nın aşı nideyim
4. Asker Türküleri
Türkü
(K.5)
Mudurnu’dan aldık el kadar astar
Nerde gelin görsem kocası asker
Beşikte yavrular yavrusun ister
Onun için arz ederim sılayı
Askere varınca soyun dediler
Asker elbisesi giyin dediler
Karavana tayın nedir bilmezdim
Getirdiler bize yeyin dediler
Nizamiyede gece nöbet beklerim
Sağımdan soluma silah beklerim
Mektup bekler diye posta beklerim
Onun için arz ederim sılayı
Erzurum dağında kargalar öter
Bir çarşısı var ölümden beter
Bir kepçe yoğurdu altmışa satar
Onun için acı acı söylerim
Türkü
(K.6)
Altı sene askerlik yaptığı
Nöbette hastalık kaptığım
Yıkılası Halep şehrinde
Derde derman bulamam
Bahar geldi yaz geldi
Koyun meler kuzu meler
Feryadım bağrımı deler
Sultan Navrızlı aziz dağlar
Herkesin gözü Ali arar
Babam kalkar posta arar
Anam evde ciğer kavrar
Alim evde yok diye
5. Asker Mektuplarında Maniler
Oy demirci
demirci
(K.7)
Nerden aldın pirinci
Askerlerin içinde
Benim abim birinci
***
Dama koydum
yakacak
(K.9)
Şimdi tiren kalkacak
Yar askere gidiyor
Bize kim bakacak
***
Karpuz kestim
yiyen yok
(K.9)
Afiyet olsun diyen yok
Yarim askerden dönmüş
Gözün aydın diyen yok
***
Al çemberi
pulladım
(K.10)
Saçım uzun salladım
Orta boylu yarimi
Van’a asker yolladım
***
Ata binesim
geldi
(K.11)
Çayda inesim gelir
Yarim gitmiş askere
Yine göresim geldi
***
Sarı yorgan
yüzlerim
(K.12)
Üzerini düzlerim
Kınamayın komşular
Asker yolu gözlerim
***
Mendilimin
dört ucu
(K.13)
Dört ucu da turuncu
Kurban olayım yarime
Askerlik vatan borcu
***
Denize suya
vardım
(K.13)
Gelirken kuma daldım
Kara gözlü oğlumdan
İki mektup birden aldım
6. Sonuç
Asker uğurlama, karşılama Türk halk
kültüründe günümüzde de sürdürülen bir
gelenektir. Askerlik insan hayatında bir
geçiş dönemi olması yönüyle çeşitli
aşamaları yüzyıllardır tören olarak
kutlanmaktadır. Askerliğe gönderme,
karşılama törenleri dinsel, toplumsal ve
kişiseldir. Bu törenlerde yemek yeme,
ziyafet verme, adak, kurban vb. iç içedir.
Bu önemli aşamanın çevresinde bir çok inanç,
âdet, töre, tören, ayin, dinsel ve büyüsel
işlem kümelenerek söz konusu geçişi bağlı
bulunduğu kültürün beklentilerine ve
kalıplarına uygun biçimde yönetmektedir.
Bunların hepsinin amacı da askere gidecek
kişinin yeni durumunu belirlemek, kutsamak,
aynı zamanda askere gidecek kişiyi
askerlikte yoğunlaştığına inanılan
tehlikelerden ve zararlı etkilerden
korumaktır. Askere yolcu etme ve karşılama
çevresinde kümelenen âdetler, gelenekler,
törenler ve bunların içinde yer alan
işlemler ve uygulamalar o yörenin geleneksel
kültürünü de yansıttığı için önemlidir.
Halk kültüründe geçiş dönemleriyle ilgili
inanç adet ve pratiklerin eski Türk kültürü
ve inanç sistemleriyle bağlantısı vardır.
Türk kültürü yeni yurt Anadolu’da yeniden
şekillenmiştir. Âdet ve inanmaların hayatın
her döneminde insan üzerinde büyük bir
yaptırım gücü vardır. Toplumsal ve kültürel