Türkler, sık sık yurt değiştirerek
çok geniş bir alana yayılmışlar, birçok kültür ve dinin etkisi
altında kalarak farklı uygarlıklar yaşamışlardır. Bunun sonucu
olarak Orta Asya'dan günümüze değişen, gelişen bir geleneğe bağlı
bir edebiyatları olmuştur(1).
Halk şiir; geleneği Türk kültürünün tarih içinde görünümü,
değişmesi ve gelişmesine paralel olarak bir değişim ve gelişim
içinde olmuştur. Aynı uygarlığa bağlı kültürler, aynı dünya
görüşünde birleşirler. Bir uygarlığa bağlı dünya görüşü de o
uygarlığa özgü bir edebiyat anlayışı doğurur2. Edebi eserler,
yaşayan kültür topluluğunun kendilerine özgü ortak dünya görüşüne
ve değerler sistemine göre şekillenir3. Kültür kaynaklarının, Orta
Asya'dan Anadolu'ya çağlar boyu süren bir zaman süreci içinde halk
şiiri geleneğini şekillendirici bir etkisi görülmüştür. Kültür her
toplumsal öğede yansımasını bulan dokudur(4). Kültürleşme adı
verilen evrensel süreçte kültür varlıkları yeniyi alarak değişir,
gelişir(5).
Ozan-baksı veya destan geleneği diye adlandırabileceğimiz
İslâmiyet öncesi halk edebiyatı geleneği Anadolu'da İslâmiyet
kültür potasında şekillenerek yeni bir hayat anlayışı ve zevkine
cevap verecek biçim ve öz kazanmıştır. Anadolu'da ozan-baksı
geleneği yerini yeni bir kültürde oluşan yeni bir sanatçı tipine
ve kültürün beğenisine cevap verecek "Âşık Edebiyatı" olarak
adlandırılan bir geleneğe bırakmıştır.
Adana, âşıklık geleneğinin sürdürüldüğü birkaç ilden biridir.
Âşıklık geleneği Adana kültür varlığının önemli bir bölümünü
oluşturmaktadır. Adana'da âşıklar, sazlı (telden) sazsız (dilden),
doğaçlama yoluyla, kalemle (yazarak) veya birkaç özelliği birden
taşıyan geleneğe bağlı olarak şiir söyleyenlere Âşık, bu söyleme
biçimine Âşıklık-Âşıklama, âşıkları yönlendiren kurallar bütününe
de Âşıklık Geleneği adım veriyorlar.
Adana âşıklık geleneğini incelemeye başladığımızda Karacaoğlan'dan
başlayarak, Adana'da âşıklığın canlandığı 1966 Konya Âşıklar
Bayramı'na kadar geçen süre içindeki âşıkların pek çoğunun
unutulduğunu tespit ettik. Sözlü ve yazılı kaynaklardan otuz eski
âşığın varlığını belirledik.
Çalışmamızın başında "Âşık kimdir?" sorusu bizi düşündürdü. Ortaya
iki değerlendirme çıkmıştı. Birincisi, âşıklık geleneğindeki âşık
tanımlaması, ikincisi, Adana yöresindeki âşık tanımlaması.
Gelenekteki tanımlamaya göre âşıklar, saz çalıp çalamama, atışma,
karşılaşma yapıp yapamama, doğaçtan şiir söyleyip söyleyememe,
usta çırak ilişkisi içinde yetişip yetişmeme vb. gibi geleneksel
ölçülerle birbirlerinden ayrılırlar. Biz kendilerini âşık kabul
edenleri ve toplumun âşık olarak nitelendirdiklerini "âşık" olarak
aldık. Eski gelenek ölçülerini aradığımızda geleneği büyük bir
özveriyle sürdürmeye çalışan âşıkların bir bölümünün dışlanacağı
ve bunun da sağlıklı bir değerlendirme olamayacağı kanısına
vardık. Zaten âşıklar da gelenek içindeki yerlerini geleneğe bağlı
oldukları ölçüde ve sanatlarının gücü oranında alacaklardı.
Yıllardır sürdürdüğümüz Adana âşıklık geleneğiyle ilgili
çalışmamızda iki yüz civarında olduğunu belirlediğimiz âşıkların
seksenini arşivleyebildik. Âşıklarla yaşadıkları yöre arasında bir
bağ vardır. Âşıkları doğum yerlerine göre ayırıp Adana âşıklık
geleneğinde yetişen, şekillenen veya geleneğe katkıda bulunan
kendini Adanalı olarak kabul eden Adana doğumlu olmayan âşıkları
geleneğin dışında saymak yanlıştır. Bu nedenle Karacaoğlan'dan
günümüze âşıkları sıralarken onları göz ardı etmedik.
KARACAOĞLAN'DAN GÜNÜMÜZE ADANA ÂŞIKLIK GELENEĞİNDE AŞIKLAR
A- Adanalı Âşıklar:
Karacaoğlan, Dadaloğlu, Âşık Küşadî, Âşık Ali Nasibi Baba, Âşık
Mahfî, Âşık Selâmî, Âşık Abdurrah-man, Âşık ibrahim Necati, Âşık
Çelebizade Halil, Âşık Meydanî Mehmet, Âşık Fahri, Âşık İbrahim
Ozan, Âşık Meyyiti, Âşık Kozanlı Hamit Hakkı,.Âşık Hacı
Sözdoğuran, Âşık İsmail Coşar, Âşık Fatma Be-hice Batur, Âşık
Mehmet Halaçoğlu, Âşık Mahmut Tunar, Âşık Fakir Kul, Adanalı Âşık
Veli, Âşık Mehmet Taştepe, Âşık Muhiddin Asarkaya, Âşık Tufan
Güvel, Âşık Hasan Turan, Âşık Hazım Demirci, Âşık Mustafa Arif
Arık, Âşık Kazoğlu Mehmet, Âşık Halil Karabulut, Âşık İbrahim
Davutluoğlu, Âşık Mehmet İlbars, Âşık Adil Özkale, Âşık Ali Koca,
Âşık Köroğ-lu, Âşık Galip Micozkadıoğlu, Âşık Muzaffer Çağlayan,
Âşık Ali Şahin, Âşık Mehmet Cihangiroğlu, Âşık Hüseyin Kaçıran,
Âşık Kul Mustafa, Âşık Dertli Kazım, Âşık Duran Şıhlıoğlu, Âşık
Dertli Mahmut, Âşık Ferrahi, Âşık Fidani, Âşık Abdulvahab Kocaman,
Âşık Mehmet Siligünlü, Âşık Ömer Koca, Âşık Ali İl-hami, Âşık Ayşe
Çağlayan, Âşık İbrahim Arslantaş, Âşık Abdulcabbar Yurt, Âşık
Nizami, Âşık Feymani, Âşık Osman Taştan, Âşık Hacı Karakılçık,
Âşık Mehmet Türkmenoğlu, Âşık Ali Limoncu, Âşık Mahmut Anılan,
Âşık Osman Özfıdan, Âşık Ömer Koca, Âşık Bilal Ceylan, Âşık Cemil
Şençalar, Âşık Ali Anbarcı, Âşık Ahmet İmami, Âşık Eyüp Tadil,
Âşık Osman Kurt, Âşık Hakkı Tanrıkulu, Âşık Nizamettin Özcan, Âşık
Osman Akçay, Âşık Mustafa Polat vb.
B- Adana'ya Diğer Yörelerden Gelen Âşıklar: Âşık Kederi, Âşık
Hasibe Hatun, Âşık Hüseyin, Âşık Derdi Derya, Âşık Hüdai, Âşık
İbrahim Saltan, Âşık Haydar Aslan, Âşık Musa Karakaş, Âşık Selman
Albay, Âşık Saim Özdal, Âşık Musa Sevmez, Âşık Veli Özbilgili,
Âşık Aslan Aktemur, Âşık Salih Oçan, Âşık Alihan Yiğit, Âşık
İsmail Coşar, vb.
C- Hayatları Hakkında Kesin Bilgi Sahibi Olamadığımız Âşıklar:
Âşık Mayii, Âşık Öksüz Ali, Âşık Yiğen Ali, Âşık Cingözoğlu Seyit
Osman, Âşık Güferi, Âşık Deli Boran, Âşık Elbeylioğlu, Âşık
Gündeşlioğlu, Âşık Derdi-çok, Âşık Kamer vb.
A. ADANA ÂŞIKLIK GELENEĞİ
I. Yetişme Ortamları
Adana âşıklık geleneği, güzelleme, semai, koçaklama, taşlama,
destan, dini- tasavvufi şiirler söyleyen âşıklar ve deyiş,
güzelleme söyleyen âşıklar olmak üzere iki koldan yürümektedir.
Adanalı âşıkların bir bölümü saz, söz ve doğaçlama birlikteliğine
uyarak geleneğin bütün özelliklerini taşımaktadırlar. Âşıkların
bir bölümü doğaçlama yapmadan saz ve sözle, yeni âşıkların bir
bölümü de usta malı deyiş söyleyerek geleneği yaşatmaktadırlar.
Âşıkların bir bölümü ise Adana dışında doğmuştur. Yetiştikleri
kültür Adana âşıklık geleneği içinde olduğu için bu âşıkları
Adanalı âşıklar olarak niteledik.
Adana, son kırk yıl öncesine kadar dışa kapalı bir yapıya sahip
olduğu için âşıklık geleneğinin korunduğu bir yöre olmuştur.
Doğulu âşıklarda olduğu gibi usta-çırak ilişkisi ve gezici âşıklık
geleneği olmaması nedeniyle âşıklar dar çevrede tanınmıştır. Bu da
âşıkların birbirlerini tanıyıp bilgi-kültür alışverişi yapmasını
engelleyerek geleneğin köklenip yaygınlaşmasını önlemiştir.
Adanalı âşıklar, Karacaoğlan, Dadaloğlu türküleri dinleyerek, eski
âşıklara ait usta malı türküleri çığırarak geleneği
öğrenmişlerdir. Ayrıca yörede yaygın olarak anlatılan Karacaoğlan,
Dadaloğlu, Gündeşli-oğlu, îlbeylioğlu, Deliboran, Kerem ile Aslı,
Ferhad ile Şirin, Köroğlu vb. üzerine anlatılan türkülü halk
hikâyeleri âşıklığa hevesli gençleri âşıklığa hazırlayan
etkenlerden biri olmuştur. 1950'li yıllarda gezginci âşık olarak
Adana'ya gelen ve Adana'yı köy köy gezen Âşık Hüseyin, Âşık Veysel
ve Âşık Ali İzzet Anadolu âşıklık geleneğini Adana âşıklarına
tanıtarak Adana âşıklık geleneğine katkılarda bulunmuşlardır.
Âşıklık geleneği yalnızca çalıp söylemeye dayanmayan, usta âşık
tarafından öğretilmesi gereken bir iştir. Bir kişinin âşık olarak
nitelenebilmesi için çağlar boyu gelişen geleneğe uyması gerekir6.
Âşık edebiyatının en belirgin özelliği âşıklık geleneğiyle
bireysel yaratıcılığı bir arada uygulamasıdır(7). Çerçevesi
gelenekle belirlenip bireysel yaratıcılıkla beslenir. Âşık
edebiyatı usta-çırak ilişkisiyle geleneği taşıyan usta âşıkları
dinleyen âşık adaylarının usta malı deyişleri ve hikâyelerini
doğru öğrenip gelecek kuşaklara aktarmalarıyla günümüze
gelmiştir(8). Âşıklık geleneği, İslam düşüncesini taşıyan
kurumlara dayanıyordu. Kurumlar kalkınca gelenek yok olmağa yüz
tutmuştur(9). Âşık tarzını besleyen kaynaklar her geçen gün biraz
daha kaybolmaktadır(10) Göçlerle Adana'ya gelen âşıklar Anadolu
âşıklık geleneğini Adana'ya taşımışlar. Gavurdağlı âşıkların da
yöreye göç etmeleriyle gelenek beslenmiştir. 1960 yıllarından
sonra çevreye açılan birbirlerini tanıyan âşıklar köklü bir
gelenek oluşturmağa başlamışlardır.
II. Âşıklığa Başlama
Karacaoğlan Geleneği
Adana âşıklık geleneğinde âşıkların âşıklığa başlamalarında
Karacaoğlan geleneğinin büyük etkisi vardır. Buna "Karacaoğlan
çığırmak" adı verilir. Âşıklar Karacaoğlan'dan türküler dinleyerek
ve söyleyerek yetiştiklerini söylüyorlar(11). Karacaoğlan, 16
yy.dan sonra Anadolu'da oluşan âşık edebiyatında yaygın bir
gelenek bırakmış en önde gelen âşıklardandır.
Karacaoğlan Kimdir?
Âşık şiirinin çok sevilen, çok sayıda şiiri günümüze gelmiş,
ardından bir gelenek bırakmış olan Karacaoğlan'la ilgili çok az
şey bilmekteyiz. Ayrıca birden fazla Karacaoğlan'm varlığından
bahsedilmesi, onun gerçek hayatıyla bilgilerin yer yer efsanelerle
örülü olması araştırmacıların kesin yargılara varmalarını
engellemektedir. Karacaoğlan'm sözlü gelenek ve cönkler olmak
üzere iki kaynağı vardır. 16.yy. kaynaklarından Gelibolulu Mustafa
Âli Efendi'nin Meva'idü'n-Nefais fi Kava'idi'l-Mecalis adlı
eserinde Karacaoğlan'm adı geçmektedir. 1582 tarihli Sur-name'de
Karacaoğlan türküsü ibaresi geçmektedir. 16 yy'a ait bir cönkte
Karacaoğlan tap-şırmalı bir şiir bulunması Karacaoğlan'm izlerini
16 yy'a kadar götürmektedir(12). Âşık Ömer'in Şairname-'sinde
anılması, bunu doğrulamaktadır. Yaşadığı yüz yıl gibi doğum yeri
hakkında çeşitli görüşler ileri sunulmaktadır. Bahçe'nin Haruniye
bucağına bağlı Farsak köyünde, Kilisin Zobular köyünde, Feke'nin
Gökçe köyünde, Maraş civarında Ziyad köyünde, Kırşehir'in Manialı
köyünde, Kozan'da doğmuş olabileceği söylenmektedir. Eldeki
bilgilerle Karacaoğlan'm doğum yerini ispat etmek zordur.
Araştırmacılar en yakın ihtimal olarak Bahçe'nin Farsak köyünü
gösteriyorlar(13). Geçmişte yankı uyandıran her büyük sanatçıda
olduğu gibi Karaca-oğlan'ı da birçok şehir ve köy kendine mal
etmeğe çalışmıştır. Sözlü rivayetler birbirini tutmamaktadır(14).
Adana, Maraş, Niğde, İçel, gibi birçok şehir onu sahipleniyorlar.
Hatta Barak Türkmenleri ve Kilis'in Musabeyli Türkmenleri de
âşığın kendilerinden olduğunu ileri sürerler(15).
Karacaoğlan'm şiirlerinde geçen yer adları, halk kültürü öğeleri,
etrafında örülen efsaneler ve rivayetler göz önüne alındığında
Güney Anadolu Bölgesinde yaşadığı, göçebe Türkmen aşiretlerinden
birine mensup olduğunda birleşilmiştir. Ünü bütün Anadolu'ya,
Balkanlara, Kırım'a ve Azerbaycan'a kadar yayılmıştır.
Şiirlerinden ve kaynaklardan gezginci bir âşık olduğu
anlaşılmaktadır. Karacaoğlan'm etrafında örülmüş halk
hikâyelerinde âşığın Tarsus'ta bir Yörük güzeline vurulduğu lakin
kızı alamadığı için kahrından Kırklar Mağarasına çekilerek orada
öldüğü anlatılmaktadır. Karacaoğlan'la Karacakız birbirlerine
kavuşamadan öldükleri için yöre halkı onları karşılıklı birer
tepeye gömmüş, tepelere onların isimlerini vermiştir. Bu tepeler
İçel'in Mut ilçesinin Çukur köyündedir. Karacaoğlan Tepesine
Karacaoğlan'm anıt mezarı yapılmıştır(16).
Karacaoğlan'm sanatı ve edebi kişiliği hakkında sağlıklı bilgiler
verebilmek için öncelikle şiirlerinin yeniden uzmanlarca
ayıklanması gerekmektedir. Aynı mahlası taşıyan âşıkların varlığı
bilinmektedir, ayrıca sözlü kaynaklardan derlenen şiirlerle
cönkler-den toplanan şiirlerin uğradığı değişimler göz ardı
edilmemelidir. Karacaoğlan'm şiirleri diğer Karaca-oğlan'larm
şiirleriyle beslenmiş, onun bu güne kadar gelmesi sağlanmıştır.
Diğer Karacaoğlanlar ırmakları besleyen küçük sular gibi
Karacaoğlan ırmağını besleyerek Karacaoğlan'la bütünleşip ortaya
büyük bir Karacaoğlan çıkmıştır(17).
Karacaoğlan çevresinden aldığı ilhamları, yaşama sevincini,
arzularını, duygularını çağdaşlarına göre güçlü ve özgün bir
anlatımla işlemiştir. Bu söz ustasının şiirlerinin günümüzde bütün
canlılığıyla yaşaması onun ne derece başarılı olduğunun kanıtıdır.
Karacaoğlan özgün üslubu, canlı edasıyla iç-tenliğiyle, hayatı
algılamasıyla halk şiir geleneğinin doruğunda bir âşıktır.(18)
Karacaoğlan, güney illerinde destan kahramanı olarak kabul görmüş
zaman içinde velilere özgü özellikler atfedilmiştir. Mutlu günler
Karacaoğlan türküleriyle kutlanırken, hastalara Karacaoğlan
türkülerinin şifa vereceğine inanılmıştır(19). Aynı tesbite diğer
araştırmacılar da katılıyorlar.(20) Karacaoğlan âşıklarca
Çukurova'da ilk âşık bilinir. Hayatı etrafında menkabeler
örülmüştür. Adanalı âşıklarca Karacaoğlan öylesine
kutsallaştırılmıştır ki, onun son zamanlarında sazını bir ardıcın
dalına astığına, Yediler Mağarası'na girip sır olduğuna, rüzgârda
çam ve ardıç ağaçlarının çıkardığı seslerin onun sazının sesi
olduğuna inanılır. (21)
Adana âşıklık geleneğinde Karacaoğlan'la Dada-loğlu bugün çoğu
unutulmuş yüzlerce âşığı etkilemiştir. Onlardan sonra gelen
âşıklar onların çizdiği güney tablolarına pek az yeni renk ve
çizgi ilave edebilmişlerdir. Karacaoğlan'ı bilmek güney yurt
manzaralarıyla çerçevelenmiş, insan manzaralarını dokumuş Çukurova
şiirini bilmek demektir. Sözlü rivayetlerden Karacaoğlan'm uzun
âşıklık yaşamında çok dolaşıp şiirlerini dokuduğunu biliyoruz.
Konar göçer Türkmen illeri gibi, Karacaoğlan da Toroslar, Gâvur
Dağlan, İç Anadolu, Fırat Vadisine giderek bu toprakların
kültürlerini birinden ötekine taşımıştır.(22)
Karacaoğlan'm şiirleri, kendisinden sonra gelen âşıkları
beslemiştir. O çığır açıcı bir sanatçıdır, âşıkların duygu ve
düşüncelerine, tabiat ve insana bakışlarına, şiir dillerine biçim
vermiştir(23). Karacaoğ-lan güzeli soyutlamadan anlatmıştır. O,
şiirlerinde Çukurova'nın kültür ve geleneğini yansıtmıştır. Onun
şiir gücü bu zengin katılımla birleşince kendisinden sonra
âşıkları etkileyip bir gelenek oluşturacak şiiri bulmuştur(24).
Karacaoğlan, Adana âşıklık geleneğinin oluşmasında, bu gelenek
içinde yetişen âşıkların şekillenmesinde geçmişten günümüze kalan
tarihi ve kültürel mirasın yanı sıra önemli bir rol oynamıştır.
Karacaoğlan'm en önde gelen özelliği, içtenliği ve kıvrak
söyleyişidir. Onun dili açık, yalın, çarpıcı, yerli öğelerle
bezenmiş bir dildir. Söyleyişinde konuşma dilinin rahatlığı, özgün
buluşları, ölçüyü ve kafiyeyi kullanmada ustalık onu diğer
âşıklardan ayırır. Göçebe Türkmen aşiretlerinin günlük hayatı
Karacaoğlan'm şiirine damgasını vurmuştur. Göçler, düğünler,
yeme-içme, giyim-kuşam, halk kültürü öğeleri, onun şiirinde
izlenebilir. Şiirinin ana teması aşktır, tabiat bu aşkın
dekorudur. Karacaoğlan'm şiirlerinin çoğunun tabiat sevgisi ve aşk
temaları çerçevesinde gelişmesi hayata bakışını da yansıtır. O,
şiirlerinde gezip gördüğü yerlerin güzellerini ve güzelliklerini
sıralar. Yurt güzelleri ve güzellikleri onun dilinde, gönül
tezgahında adeta yeniden dokunarak biçimlenir. Âşık hayata dönük
ve sevgi doludur. Onu en çok korkutan ayrılık, yoksulluk ve
ölümdür. Gurbet, sıla temaları şiirlerinde sık sık işlenir.
Anadolu insanı Karacaoğlan'm şiirlerindeki içten sevgiyi, ayrılık,
gurbet sızısını içinde duymuştur. Sözlü gelenekte, çok geniş bir
coğrafyada şiirlerinin söylenmesi bunun kanıtıdır. Karacaoğlan'm
şiirlerinde doğa ile insan birleşir, bütünleşir. Onun anlattığı
sevgi düşsel, soyut, mistik sevgiden uzak somut sevgidir. Onun
sevgilileri içimizden biridir. O, öğütlerinde korkutucu değil yol
göstericidir.
Karacaoğlan; koşma, destan, semai, varsağılar söylemiştir. O,
kendine özgü mecazları, benzetmele-riyle söyleyiş kıvraklığıyla,
buluş gücüyle âşık edebiyatında bütün âşıkları etkilemiştir.
Teknik bakımdan hatalı dizeler şiirlerin sözlü gelenekte
dolaşmasından kaynaklanmış olmalıdır. Karacaoğlan, dil, ölçü,
nazım biçimleri yönünden divan şiirinden uzak durmuştur. O, bütün
yönleriyle âşıklık geleneğinin en önemli temsilcisi olup birçok
âşığa örnek olmuştur. Onun doğal söyleyişi çağdaş şiire örnek
olmuştur.
Öğütleme
Dinle sana bir nasihat edeyim
Hatırdan gönülden geçici olma
Yiğidin başına bir iş gelende
Onu yad ellere açıcı olma
Mecliste arif ol kelâmı dinle
El iki söylerse sen birin söyle
Elinden geldikçe iyilik eyle
Hatıra dokunup yıkıcı olma
Karac'oğlan söyler sözün pişirir
Aşkın deryasını boydan aşınr
Seni bir mecliste hacil düşürür
Kötülerle konup göçücü olma
Semai
İncecikten bir kar yağar
Tozar Elif Elif diye
Deli gönül abdal olmuş
Gezer Elif Elif diye
Evlerinin önü çardak
Elifin elinde bardak
Sanki yeşil başlı ördek
Yüzer Elif Elif diye
Karac'oğlan
eğmelerin
Gönül sevmez değmelerin
İliklenmiş düğmelerin
Çözer Elif Elif diye
2. Dadaloğlu Geleneği
Dadaloğlu, Çukurova'da konar göçer Türkmen toplulukları arasından
yetişmiş, çağına damgasını vurmuş bir âşıktır. Dadaloğlu göçebe
âşıktır. Göçebe hayatı, güneyde yaşayan âşıklarda kuvvetli izler
bırakmıştır. Dadaloğlu içinde yaşadığı toplumun sözcüsü olmuş,
göçebe yaşamın doğal söyleyiş biçimiyle lirizmi yakalamış
kendisinden sonra gelen âşıkları etkileyerek Çukurova âşık
şiirinde gelenek oluşturmuştur.
Dadaloğlu Kimdir?
Dadaloğlu'nun hayatı hakkında bilgiler tahminlere dayalıdır. Bazı
bilgilere şiirlerindeki ipuçlarından ulaşılmıştır. Dadaloğlu'nun
konar göçer olması bazı bilgilere ulaşmamıza engel olmuştur.
Dadaloğlu Avşar boyuna mensuptur. Ailesi hakkında bazı bilgileri
Mene-mencioğlu Ahmet Beyin kendi aşireti tarihinde buluyoruz.
Dadaloğlu bir şiirinde soyunu Nadir Şah'a kadar uzatır.
Dadaloğlu'nun doğum tarihi bilinmemektedir. Tahmini doğum tarihi
1785-1790 yılları arasıdır. Dadaloğlu'nun babası da âşıktır.
Şiirlerinden yola çıkarak Dadaloğlu'nun belli bir eğitimden
geçmediğini anlıyoruz. Âşığın adı da tam olarak bilinmemektedir,
kaynaklarda Mustafa, Ali, Veli adları geçmektedir. Dadaloğlu'nun
hayatı gibi ölümü de bilinmezliklerle doludur. Çeşitli kaynaklarda
verilen tarihler tahminidir. Âşığın ölüm tarihi yaklaşık 19.
yy.'ın ikinci yarısı olmalıdır.(25) 19. yy.'da Çukurova'da Fırka-i
İslahiye birliğinin göçebe zümreleri yerleşik hayata mecbur
etmesiyle konar göçerlerle yer yer çatışmalar olmuş, yeni yaşama
biçimine geçmek istemeyen aşiretlerin direnmeleri âşıkların
şiirlerine konu olmuştur
Dadaloğlu'nun yaklaşık olarak 130 şiiri tesbit edilmiştir. Pek
çoğu ağızdan derlenen bu şiirlerin kaçının âşığın olduğunu
bilemiyoruz. Âşıkların yazıya geçmeyen şiirlerinin başka bir âşığa
bağlanmasını Dadaloğlu şiirlerinde de görüyoruz. Bunların sağlıklı
tespiti dönemine yakın yazılı kaynak olmadığı için zordur.
Dadaloğlu'nun şiirleri sanat endişesinden uzak şiirlerdir.
Şiirlerindeki yalınlık içtenlik onu büyük bir âşık yapmıştır.
Dadaloğlu'nun aruzla yazılmış şiiri yoktur. Koşma, varsağı, destan
türünde şiirler söylemiştir. Onun şiirleri konu ve içerik
bakımından üç bölümde incelenebilir.
1) Kavga, Kahramanlık ve İskân İle İlgili Şiirleri, Dadaloğlu'nun
bu tür şiirlerinde temel konu kavga ve kahramanlıktır. O aşireti
adına şiir söyler. İskân şiirlerindeki duyguları Avşar'larm
duygularıdır. Bu şiirlerindeki söyleyiş, korkusuz ve yiğitçedir.
Dadaloğlu'nun koçaklamalarında epik bir söyleyiş göze çarpar. O,
19 yy. âşıkları içinde konar göçer Türkmen aşiretlerinin
geleneksel dünyasını, törelerini yansıtan şiirleriyle etkinlesin
Âşık, yiğitlik, soyluluk, dayanışma gibi değerlerin değişmeğe
başladığı bir çağda bu değerleri savunan bir aşiret âşığı olarak
öne çıkar. Dadaloğlu'nun şiirlerinde zorunlu iskânı kabullenememe
ve toprağa bağlı yaşama uyum gösterememe iki önemli olgudur. Kavga
şiirlerindeki epik söyleyiş, iskân sonrası şiirlerde yerini
lirizme ve bazen de duygusal bir içlenmeye bırakır.
2) Yurt Güzellemeleri ve Sosyal Konulan İçeren Şiirleri
Dadaloğlu'nun yurdu konup göçtüğü yerlerdir. Yaşadığı olayları ve
gezip gördüğü yerleri içten duygularla anlatır.
3) Sevda Şiirleri
Dadaloğlu'nun güzelleri düşsel değil içimizden biridir.
Dadaloğlu şehir kültüründen ve divan edebiyatından
etkilenmemiştir. Dadaloğlu, Karacaoğlan'm li-rizmiyle, Köroğlu'nun
yiğit edayla epik söyleyişini kaynaştırmıştır. Konar göçer yaşama
biçiminin kuvvetli izleri şiirinde görülür. Tabiat ve sevgi
şiirlerinde güzelliğe tutkusunu, kavga şiirlerinde göçerlikten
yerleşik düzene geçerken yaşanan acıları, duyulan tepkileri yalın
duygulu ve vurgulu bir dille anlatır. Özellikle kavga şiirleriyle
ün salmıştır.
Yiğitleme
Kalktı göç eyledi Avşar elleri
Ağır ağır giden eller bizimdir
Arap atlar yakın eder ırağı
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir
Dadaloğlu'm yarın kavga kurulur
Öter tüfek davlumbazlar vurulur
Nice koç yiğitler yere serilir
Ölen ölür kalan sağlar bizimdir
Ağıt
Can evimden vurdu felek neyleyim
Ben ağlarım çelik teller iniler
Ben almadım toprak aldı koynuna
Yarim diyen bülbül diller iniler
Gider oldum Avşar ili yoluna
Bakmam gayrı bu diyarın gülüne
Karaları taksın çapar koluna
Yağız atlı nice kollar iniler
Varayım da mezarına varayım
Yürü bre Dadaloğlu'm yürü git
Baş ucunda el kavşurup durayım
Dertli dertli Çukurova yolunu tut
3. Usta-Çırak İlişkisi
Âşık edebiyatının yüzyıllar boyu yaşatılan geleneklerinden biri de
çırak yetiştirme geleneğidir. Usta âşık saza ve söze yeteneği olan
istekli bir genci çırak edinir, yanında gezdirir. Saz ve söz
meclislerine sokar. Günü gelince mahlasını verir. Çırak da çalıp
söylemeye başlar, meclislerde ustasının şiirleriyle söze başlar,
izinden gider26. Adana'da köklü usta-çırak ilişkisi yoktur. Son
yıllarda Doğulu âşıkların etkisiyle canlanmağa başlamıştır. Belli
kurallara, disipline sahip değildir. Bir ustanın yanına kapılanıp
yıllarca yanında kalan, ondan ayak almayı, saz çalmayı öğrenen,
mahlas alan, ustasıyla diyar diyar dolaşan ve icazet aldıktan
sonra Adana'yı terk ederek şiir söyleyen âşık yoktur.
Adana'da âşıklığa hevesli gençler yakın çevrelerindeki âşıklardan
belli ölçülerde geleneği öğrenirler. Usta âşıklar gençlere rehber
olurlar. Adana âşıklık geleneğinde ustalık, âşıkların etkilenip
örnek aldıkları âşıklar anlamındadır. Ayrıca Adana âşıklık
geleneğinde âşık kolu oluşturacak kuvvetli iz bırakan usta-çırak
ilişkisi yoktur.
4. Rüya Motifi
Rüya motifi âşıklık geleneğinde sık karşılaşılan bir motiftir.
Bazı âşıklar maddi aşktan manevi aşka geçerken, saz çalıp
söylemeye başlarken ilahi araçlarla yani bir mürşidin, bir pirin,
Hızır Peygamber'in vb. rüyada tecellisiyle âşık olup saz çalmağa
başladıklarını söylerler. Bunların ilham kaynakları halkın
değerlendirmesine göre ilahidir(27). Bir araştırmacımız rüyalar ve
samanların sihri din hayatını çevreleyen öğelerin Anadolu
mistisizminde aracı rolü üstlendiğine değiniyor(28). Halk
hikâyelerinde de rüya motifi görülür(29). Âşıklar için rüya motifi
bir hareket ve başlangıç noktasıdır(30). Adana âşıklarında rüya
nedeniyle âşık olma oldukça yaygındır. Bazı âşıklar gelenek gereği
rüyasını anlatmamakta, bazısı rüyasını hatır-layamamakta, bazısı
her gece rüyasında saz çaldığını, bazısı da pir elinden dolu
içtiğini söylemektedir. Bazı âşıklar da badeli âşıklığa
inanmamaktadır. Adana âşıkları arasında on yedisi rüya sonrasında
âşık olduğu söylemektedir.
III. Mahlas Alma (Tapşırma)
Âşıklık geleneğinde mahlas kullanma, geleneğe bağlı bir kuraldır.
Âşıkların büyük çoğunluğu mahlas kullanırlar. Adana âşıklık
geleneğinde usta-çırak ilişkisi gelenekselleşmediği için
çoğunlukla âşıklar mahlaslarını kendileri seçerler. Adanalı
âşıkları mahlas alışlarına göre şu gruplarda toplayabiliriz.
a) Mahlaslarını kendi seçenler; b) Adını tapşıran-lar; c) Soyadını
tapşıranlar, d) Birden fazla mahlas kullananlar, e) Rüyaya bağlı
olarak mahlas alanlar, f) Mahlasları ustaları tarafından
verilenler, g) Mahlas kullanmayanlar.
IV. Saz
Âşıklık geleneğinde sazın önemli bir yeri vardır. Adeta saz ve söz
bütünleşmiştir. Âşıkların büyük bir çoğunluğu saz çalarken bazı
âşıkların saz çalamadıklarını biliyoruz. Günümüz Adana âşıklık
geleneğinde saz önemli bir yer tutuyor. Bugün âşıkların çoğu saz
çalıyor. Adana'da 1960'lı yılların sonuna kadar sazın topluluklar
arasında çalınması hoş görülmemiş. Adanalı âşıkların 1960'lı
yıllardan sonra doğulu âşıklarla tanışmalarından sonra
yaygınlaşmağa başlamıştır. Topluluk önünde ilk saz çalan âşıklar
Âşık Ferrahi, Âşık Feymani ve Âşık Hacı Ka-rakılçık'tır.
V. Değerlendirme
Âşıklardan öğrendiğimize göre eskiden her obanın bir âşığı varmış.
Âşıksız şenlik ve düğün düşünüle-mezmiş. Düğünlerde kız ve erkek
tarafının âşıklarının atışması adetmiş. Bu bilgiler bize Adana'da
âşıklık geleneğinin eskilere dayandığını gösteriyor. Adana âşıklık
geleneğinde 1966 yılında ilk kez Konya'da yapılan Türkiye Âşıklar
Bayramı bir dönüm noktası olmuştur. Adanalı âşıklar Türkiye'nin
çeşitli yerlerinden gelen âşıklarla tanışıp diğer yörelerin
âşıklık geleneklerini tanıyınca bilgi alışverişi sonunda gelenekçe
yeni bir yapı oluşmaya başlamıştır.
Adanalı âşıklar şiirlerini "aşk, gurbet, ölüm, toplumsal sorunlar,
zamandan yakınma, doğa, yoksulluk, kader, dert, sevinç vb."
konularda yazarlar. Dini şiirlerinde tarikata bağlılıktan çok dini
duygular dile getirilir. Adanalı âşıklar toplumsal değişim ve
gelişimin farkındalar. Bu değişimi yakalayıp, halkın beğenisini
kazanmazlarsa, geleneğin eski canlılıkla süremeyeceğinin
bilincindeler. Toplumdaki değişim ve gelişim olgusu âşıkları da
bir değişim sürecine soktu. Ancak âşıklar yeni kitleleri
kucaklayacak bir yenileşme hareketini başlatamadılar.
Adana âşıklık geleneğinin geleceği hakkında bir yargıya varmak
için zaman erkendir. Adanalı âşıklar halktaki gelişim ve değişimi
yakaladıklarında yeni özü ve biçimiyle gelenek yaşamağa devam
edecektir. Adana âşıklık geleneği yeni bir oluşuma yeni bir
terkibe doğru gitmektedir.
B. ADANA ÂŞIK TOPLANTILARI
Türkiye âşıklık geleneğinde belli yörelerde "karşılaşma",
"deyişine", "atışma" veya "karşıberi" gibi adlar adı altında
toplanan sistemli deyişmeler en az iki âşığın dinleyici huzurunda
veya herhangi bir yerde karşı karşıya gelerek, birbirlerini sazda
ve sözde belli prensipler içinde denemeleri esasına
dayanmaktadır(31). Atışmalar âşıklık geleneğinde önemlidir. Âşığın
tanınması ünlü bir âşıkla atışıp onu yenmesine (bağlama)
bağlıdır(32). Atışmalar ezgilerden ve icra geleneğinden
ayrılmaz(33). Âşıklar atışmalarda ayak açma sırasında sazıyla
karşısındaki âşığa "ezgi ayağı" verir(34).
Adana âşıklık geleneğinde sistemli bir icra geleneği yoktur.
Atışmalarda eski gelenek tamamiyle olmasa da devam ediyor. Eski
atışma geleneği sorulu cevaplı biçimdeymiş. Genellikle dini
konularda sorular sorulurmuş. Cevap veremeyen âşık mat olur, sazı
elinden almırmış. Ayaklan kendileri verirlermiş. Bugün ise muamma
ayrı bir yarışma dalıdır. Eski gelenekte atışmaya başlayan kaç
dörtlük söyleyeceğini söyler, atışmayı son dörtlükte mahlasını
söyleyerek bitirirmiş. Günümüzde atışan her iki âşık sırayla
dörtlüklerini söylerler. Atışmalar sorulu cevaplı, taş-lamalı ve
nazire şeklinde olabilir.
Âşıkların Atışmalarından Örnekler
Kul Mustafa:
Feymani seninle cenge girelim
Amma sözlerime darılmayasm
Gücün ne kadarsa o kadar yüklen
Yokuşun dibinde yorulmayasın
Kul Mustafa:
Kim olduğun gidip sormam elinden
Ayarın ne ölçeceğim dilinden
Malın mülkün alacağım elinden
Hırsından ikiye yanlmayasın
Feymanî:
Muhabbet çenginde söz silahım
Giyinip kuşanıp kurulmayasm
Dikkat et ileride deniz var
Düşünce yılana sanlmayasın
Feymanî:
Kenarda dolaşma gel deryaya gir
Muhabbet çenginde gönül aşkla bir
İrfan meclisinde kalın incelir
Haddini aşıp da kınlmayasm
Kul Mustafa:
Senede bir gidermişsin Konya 'ya
Bir de âşık yazdırmışsın künyeye
Babasız tecelli edip dünyaya
Is'olup çarmıha gerilmeyesin
Kul Mustafa:
Söylenen sözlerde üstüm diyorsun
Hal ehli olana dostum diyorsun
Mürşit dergâhına postum diyorsun
Beynamaz evine serilmeyesin
Kul Mustafa:
Aşk göze görünse sema sandırır
Uğrayanı gizli gizli yandırır
Bu böyle erkeği dişi kandırır
Cennetten dünyaya sürülmeyesin
Feymanî:
Nasrettin Hoca 'nın heybesi gibi
Nüktedan sözlerin sobesi gibi
Gayrı müslimlerin kâbesi gibi
Efes'e tavafa varılmayasnı
Feymanî:
Sabır etmek ilimlerin başıdır
Bu benim yaptığım aşk savaşıdır
İ insan şerefiyle köşe taşıdır
Kilise damına örülmeyesin
Feymanî:
İnsanda evvela olgunluk gerek
Temelsiz binaya verilmez direk
Aklınca cennetlik kulum diyerek
Sonra cehennemde göriilmeyesin
Kul Mustafa: Feymanî:
Kul Mustafa'm kemlik namert işidir
Feymani içinde kötü his tutma
Kâmil kişi etrafım ısıtır
Sadık dosta darılıp da küs tutma
Karın yeri yüce dağlar başıdır
Altın isen altınlık yap pas tutma
Engine yağıp da kürülmeyesitı
Sonra çar çamura garılmayasın
Askı Asmak-Askı İndirmek-Muamma
Âşıklar hece ölçüsüyle oluşturdukları bilmeceler dışında divan
edebiyatında görülen muamma ve lu-gazlar da düzenlemişlerdir.
Muammalar belli kurallara göre düzenlenen ve cevabı Tanrının
sıfatlarından biri ya da bir insan adı olan manzum bilmecelerdir.
Adana âşıklık geleneğinde askı asma genellikle bazı derneklerin
düzenlemiş olduğu gecelerde yapılır. Bazı âşıklar kahvelerde, oda
sohbetlerinde duvarlara muamma asarlar. Muamma bir dörtlükte rumuz
olarak işlenir. Bir kutu veya mendilin içine konulup asılır. Gece
sonunda askı indirilip halkın huzurunda yüksek sesle okunur.
Muammayı çözmeye seyirci de katılabilir. Âşıklar muammanın
cevabını sazlı sözlü olarak söylerler. Adana'da muamma sazlı ve
sözlü olarak ikiye ayrılır. Sazlı muammaya "bağlamah muamma" adı
verilir. Makamlı ve ezgili olarak sorulur ve cevaplanır. Sözlü
muamma ise şiir şeklinde cevaplandırılır
II. Bağlama-Çözme
Adanalı âşıkların yarışmalarda birbirlerini yenmek için
başvurdukları oyunlardan biri de "bağlama-çöz-me" adı verilen
yarışmalarda zor sorular sorarak rakibini cevap veremeyecek hale
getirip bağlamaktır.
III . Âşık Karşılaşmaları
Âşıklık geleneğinde, iki veya daha çok âşık dinleyici topluluğu
karşısında sazlı sözlü, karşılıklı deyişir ve atışırlar35. Adana
âşıklık geleneğinde söze yaşlı ve usta kabul edilen âşıklar
başlar. Belirlenen ayak ve konuda deyişilir.
ADANA ÂŞIK FASILLARI
Adana âşıklık geleneği sistemli olmadığı için eskiden âşıklar bir
araya geldiklerinde âşık fasılları dü-zenlenirmiş. Adanalı âşıklar
diğer yöre âşıklarıyla tanışmalarından sonra günümüzdeki şeklini
alarak sistemleşmeye başlamıştır. Anadolu âşık fasılları da ortak
bir yapıya doğru ulaşmaktadır. Adana âşık fasılları Doğu Anadolu
âşık fasıllarına benzemektedir. Adanalı âşıklar önceleri
Karacaoğlan, Dadaloğlu şiirleri söyleyip sistemli fasıl düzeni
içinde olmayan çeşitli atışmalar yapıyorlarmış. Tekellüm bölümü
her zaman sıralanan düzende yapılmaz. Fasıla katılan âşıkların
hünerlerine göre tekellümün bölümleri belirlenir. Adanalı
âşıkların verdikleri bilgilerden yola çıkarak Adana âşık
fasıllarının bölümlerini şöyle sıralayabiliriz.
I. Merhabalaşma (Hoş geldiniz)
Âşık fasıllarının ilk bölümüne Adana'da "merhabalaşma, hoş
geldiniz" adı verilir. Bu bölümde giriş yapılarak dinleyiciler
selamlanır. "Hoş geldiniz", "Safa geldiniz", "Merhaba" gibi
rediflere bağlı ayaklarla koşma dörtlükleri ve koşma söylenir. Bu
bölüm âşıklardan herhangi biri tarafından yapılabildiği gibi
fasıla katılan âşıkların aynı ayakla birer dörtlük okuması
şeklinde de yapılmaktadır. Merhabalaşma bölümündeki deyişlerde
genellikle fasılın önemli konuklarının adları ve fasılın
düzenlenmesine ön ayak olanların adları geçirilir. Fasılın
yapıldığı yer deyişlerde övülür.
II. Hatırlatma (Canlandırma)
Bu bölümde âşıklar gelenekte iz bırakmış eski usta âşıklardan
şiirler okurlar. Gelenekteki şekliyle us-ta-çırak ilişkisi
olmadığı için usta malı deyiş okunmaz. Ancak zaman zaman faslın
herhangi bir yerinde Karacaoğlan, Dadaloğlu vb. gibi usta
âşıklardan güzellemeler, kucaklamalar okunur. Bazen Karacaoğlan,
Dadaloğlu, Ferrahi vb. için âşıklarca söylenmiş şiirler okunur.
Son yıllarda âşıklar çeşitli toplantılarda usta malı türküler
okumaya başlamışlardır.
III. Tekellüm
Adana âşık fasıllarında en geniş ve en çok beceri isteyen bölüm
tekellüm bölümüdür. Adana yöresinde bu gelenek daha çok iki âşıkla
yapılmaktadır. Halkın isteği üzerine ya da âşıkların kendi
aralarındaki rekabete göre belli bir konu üzerinde yapılır. İki
âşık verilen ayağa göre belirli konularda birbirlerini taşlayarak
yarışırlar. Tekellüm, Adana yöresinde belirli bir düzen içinde
yapılmamaktadır. Adana'da, özellikle güçlü ve rekabet halindeki
iki âşığın yarışması şeklindedir. Bu yarışmada iki âşık önce
dörtlüklerle kendilerini tanıtırlar, sonra konuya girerler.
Verilen ayağa bağlı kalarak kendilerini överler. Birbirlerinden
üstün olduklarını hünerleriyle göstermeğe çalışırlar. Yarışmanın
en hızlı yerinde birbirlerine yerici dörtlükler söylerler. Bu
deyişme dinleyicinin en beğenerek islediği bölümdür. Âşıklar
yarışmanın ilerleyen bölümünde birbirlerine üstünlük
sağlamamışlar-sa daha önce birbirlerine söyledikleri kırıcı
sözlerden dolayı özür dilerler. Sonra birbirlerinin övülecek
özelliklerini sıralayarak yarışmayı bitirirler. Tekellümde
sıraladığımız bölümlere uyulmaz. Bu bölümler nadir olarak yapılsa
da incelememize aldık.
1. Ayak açma
Adana âşık fasıllarında ayak, genellikle yarışmaya katılmayan usta
âşıklardan biri ya da âşıklığa meraklı biri tarafından verilir.
Yarışmanın kuralı gereği yarışmaya başlayan âşık son dörtlüğü
söylemeden yani tapşırmadan diğer yarışmacı tapşırmaz.
2. Öğütleme-Tasavvuf Öğütlemesi
Adana yöresinde günümüzde genellikle tekellümün ikinci sırasında
nasihat şiirleri söylenmez. Adanalı âşıklar nasihat şiirlerini
yarışma sırasında yeri geldiği zaman karşısındaki âşığı uyarmak,
daha fazla ileri gitmemesi için, bir iki dörtlük söylerler.
Adanalı âşıklar nasihat şiirlerini yarışma havasından uzak
ortamlarda ve halk konserlerinde söylerler. Adana'da tasavvuf
öğüdü niteliğindeki şiirler nadiren söylenir.
Öğütleme
Dinlersen karacısını sözlerim sana
Kâmilin nisam o güzel huyu
Hatırdan gönülden geçme ha geçme
Ona ölçü olmaz bedeni boyu
İnsan olan değer verir insana
Derde derman olsa namerdin suyu
Sakın eri erden seçme ha seçme
Sakın bir damlayı içme ha içme
Derdin bedeni ağ gibi sarsa
Feryat ve figanın semaya varsa
O müşkül halini gelip de sorsa
Hal bilmeze sırrın açma ha açma
İnsan ol insana eyle emeli
Gerçek insanlığın budur temeli
Âşık Kederi de sei'ip sevmeli
Dost ile sohbetten kaçına ha kaçma
Alevi de Benim Sünni de Benim
Cümleniz Adem'in evladı ise
Alevi de benim Sünni de benim
Ali Muhammed'in damadı ise
Alevi de benim Sünni de benim
Hünkar Hacı Bektaş Veli bendedir
Yunus, Mevlana'nm yolu bendedir
Muhammet bendedir, Ali bendedir
Alevi de benim Sünni de benim
Eleme, çileye gama girmişim
Semahlar dönerek deme girmişim
Camiye girmişim ceme girmişim
Alevi de benim Sünni de benim
Sevgi, saygı külli şeyin başıdır
İkisi de birbirinin eşidir
Ayrım gayrım güden cahil kişidir
Alevi de benim Sünni de benim
Yalnız dostluk için düştüm bu yola
Zerrece kalbimde tutmadım hile
Dört halife on iki imamla bile
Alevi de benim Sünni de benim
Elestü'de ahd ü ematı eyledim
Nice yıldır devr i zaman eyledim
İmamî'yem Hak'ka iman eyledim
Alevi de benim Sünni de benim
3. Koçaklama
Adanalı âşıklar, âşık fasıllarında tasavvufı öğüt şiirlerinden
sonra kural olmamakla birlikte bazen ko-çaklamalar söylerler.
Bunlar belli bir ezgiyle söylenen Köroğlu ve Dadaloğlu
kucaklamalarıdır.
Türklüğün Destanı
Türk çocuğu budur sana hitabım
Seni yoktan yaratandan örnek al
İkra diyor, oku benim kitabım
Oku, öğren, sen Kur'an'dan örnek al
O kahraman ecdadından, atandan
Tarih boyu kan dökülen vatandan
Cephede kefensiz şehit yatandan
Vatana can veren candan örnek al
Sene bin yetmiş bir, mevsim de yazdı
Atı kırdı, elbisesi beyazdı
Gün cumaydı, kıldırdığı namazdı
Malazgirt'te Alpaslan'dan örnek al
Edirne'de büyük toplar döktüren
Öküzlerle istanbul'a çektiren
Koca Bizans surlarını yıktıran
Fatih Sultan Mehmet Han'dan örnek al
Bizim idi Acemistan, Gürcistan
Bulgaristan, Yunanistan, Türkistan
Türklüğü eyleyen dillere destan
Sen Kanuni Sultan Süleyman'dan örnek al
Kırım, Kafkas, Varna ile Çaldıran
Cephelerden cephelere saldıran
Türk'ün şeref bayrağım kaldıran
Yavuz benim kahramandan örnek al
Altaylar'dan Viyana'yı kuşatan
Dünya nizamını kurup yaşatan
Plevne'den Gazi Osman Paşa'dan
Tarihe bak şu destandan örnek al
Aynı ırksın, aynı kanun, aynı soy
Aynı dilden, aynı dinden, aynı boy
Gel oğlum elini vicdanına koy
Ulubatlı er Hasan'dan örnek al
Yılmadan döğüşen dört bir cephede
İstiklal Harbi'nde Kocatepe'de
Türk çocuğu hiç kalmadan şüphede
Atam gibi kumandandan örnek al
Ben bir Türk'tür benim ecdadım
Ülkümün uğrunda ölmektir muradım
Ben beni vatana kurban adadım
Abdulvahap Kocaman'dan örnek al
4. Bağlama-Muamma
Âşık karşılaşmalarının en önemli bölümlerinden biridir. İki âşık
birbirlerini din-tasavvuf ve menkabeler konusunda sınarlar. Bu
bölümde çok kere zor ayaklara başvurulur. Âşıklar birbirlerini hem
bilgi hem de sanat yönünden zorlarlar. Bağlama, muamma adıyla da
anıldığı için askı- muamma ile karıştırılmaktadır. Askı şeklindeki
muammalar daha çok anonim bilmece karakterindedir. Soruların
cevapları canlı veya cansız cisimlerdir. Fasıllarda bağlama
grubuna giren muammalar "ol nedir ki" ibarelerinin kullanıldığı
muammalardır36. Adana âşıklık geleneğinde "ol nedir ki" ibareli
muammalar yaygındır. Bunlar bazen uzun şiirler halinde söylenir.
Bazen de fasıllarda verilen ayak üzerine karşılıklı dörtlükler
halinde söylenerek cevabı verilir. Cevabı veremeyen âşık yenik
sayılır.
5. Sicilleme
Âşık fasıllarında bağlama-muamma bölümünde iddialı ve rekabet
halindeki âşıklardan yenen âşık, yenilen âşığa soyu ve kişiliğiyle
ilgili acı sözler söyleyerek taşlar. Adana âşıklık geleneğinde
atışmalardan sonra sicilleme yapılmaz, yapanlar hoş görülmez. Soy
ve kişilik konu edilmeden takılmalara rastlanır. Bazen seyirci
hoşlandığı için birbirlerine Yörük, Farsak, Avşar vb. diye
takılırlar. Âşıklar sicille-meyi kırgınlığa yol açacağı için
tasvip etmiyorlar.
G.Yalanlama
Âşık fasıllarında yalanlama kural değildir. Âşık Kara Mehmet ve
Âşık Hacı Karakılçık'ın güzel yalanlamaları vardır. Bu âşıklar
fasıla katılırlarsa yalanlama türü şiirlerini bazen okurlar(37).
Doktur Bey
Verdiğin perize budur gayratım
Bundan gayrı uyamuyom doktur bey
Üç sepet yumurta sabah kayfaltım
Teker teker sayamayom doktur bey
İki lehen pilav bir yayık ayran
İster yağlı olsun isterse yavan
Yanına kesiyom beş kilo soğan
Yeyom yeyom doyamıyom doktur bey
Üç tencere bamya yerim pişince
Yirmi tas su içip biraz koşunca
Her yanı sökülür karnım şişince
Sağlam köynek geyemeyom doktur bey
Hindiye acımdan çoktan ölürdüm
Sağ olsun komşular ediyo yardım
Bir koyundan fazla yemem söz verdim
Ayıp olur cayamayom doktur bey
Günde iki çuval unum gediyo
Avradım her sabah ekmek ediyo
Bir kazan fasitte gönül ye diyo
Arttırmaya kıyamayom doktur bey
Bazı az geliyo beş kasa hurma
Yedi ilahnadan yapıyoz sarma
Onu da mı yedin deyi heç sorma
Utanıyom, deyemeyom doktur bey
Senede kırk dönüm bostan ekerim
Benden başka kimse yemesin derim
Kavını karpızı kabıklı yerim
Acelemden soyamayom doktur bey
Bilmem Kara Mehmet nereye gider
Büyümüş kısmetim büyümüş gader
Bir günde yediğim işte bu kadar
Daha fazla yeyemeyom doktur bey
7. Koltuklama
Adana yöresinde "koltuklama" adıyla anılan sazlı sözlü
toplantılar, âşık fasıllarından ayrı olarak düzenlenmektedir.
Bazen de fasılların içinde yapılır. Herhangi bir nedenle
düğünlerde, eğlencelerde, âşıkların anma gecelerinde, âşık
toplantılarında, köy odalarında ve kahvehanelerde bir araya gelen
üç-beş âşığın yapmış oldukları sazlı-sözlü toplantılara bu ad
verilir. Âşıklar bu toplantılarda taşlamalardan çok birbirlerini
öven şiirlere yer verirler. Güzellemeler, türküler, uzun havalar,
bozlaklar çalınıp söylenir. Adanalı âşıklar koltuklamayı bir araya
gelip türkü, uzun hava, bozlak çalıp söyleme olarak nitelerler.
8. Bozlak Okuma
Adana âşık fasılları içinde önemli geleneklerden birisi de bozlak
okuma bölümüdür. Çukurova yöresine ait olan bozlaklar belli bir
ezgiyle okunmaktadır. Bozlakları iki âşık karşılıklı olarak
okuyabildiği gibi daha çok âşık da okuyabilir. Bozlaklar kendine
özgü bir ezgiyle okunur. Türkmen, Yörük, Varsak, Avşar hayatından
izler taşır. Yayla, göçer insanını anlatan bu türküler yörede özel
bir yere sahiptir. Bozlaklar yörede "Öksüz Ali Bozlağı", "Yiğen
Ali Bozlağı", "Deli Boran Bozlağı", Gündeşlioğlu Bozlağı",
Çukurova Bozlağı", "Karacaoğlan Bozlağı" vb. diye adlandırılırlar.
Karacaoğlan bozlağı "ahey", Dadaloğlu bozlağı "aydost" la başlar.
9. Güzelleme Okuma
Adana âşık fasıllarında en önemli geleneklerden biri güzelleme
okumadır. Fasıllarda en ilgi çeken bölümlerden biridir. Karşılıklı
iki kişi tarafından okunduğu gibi âşıklar kendi türkülerini
sırayla da söylerler.
Senin Aşkınla
Güzeller güzeli sevgili yarim
Elleri severim senin aşkınla
Sana giden yolda olmak kararım
Yolları severim senin aşkınla
Senin bilip her duyduğun hoş sesi
İ ister keman, ister saz, cümbüş sesi
İ ister insan sesi, ister kuş sesi
Dilleri severim senin aşkınla
Her âşık bir güzel sevdası çeker
Halil'i de senin ateşin yakar
Her çiçekte senden bir güzellik var
Gülleri severim senin aşkınla
Ahu Gözlüm
Ahu gözlüm tut elimden
Vazgeçmeden emelimden
Aşkın beni temelinden
Yakmadan gel, yıkmadan gel
Göz deymeden yapımıza
Yıkılmadan tapımıza
Kara deve kapımıza
Çökmeden gel, ıhmadan gel
Bu ayrılık telimizi
Bulandırır selimizi
Hasret gurbet belimizi
Bükmeden gel, bıkmadan gel
Derde salmadan başımı
Noksan etmeden işimi
Damla damla gözyaşımı
Dökmeden gel, akmadan gel
Kader bağlamadan zincir
Bağlar ise gönül incir
Ölüm ocağıma incir
Dikmeden gel, ekmeden gel
Feymani'yim kaçma benden
Gönül usanmadı senden
Ecel tatlı canı tenden
Çekmeden gel, çıkmadan gel
Bahar geldi koyun kuzu meleşir
Artık yaylamıza göçek Elifim
Yükseklere duman çöker çileşir
Koyunu, kuzudan seçek Elifim
Neyleyim bu canı olmazsa canan
İflah olmaz senin aşkınla yanan
Düğürcü salayım vermezse anan
Kimseler duymadan kaçak Elifim
Kar mı yağmış gerdanına, döşüne
Nur mu doğmuş, gözlerine, kaşına
Çıksak soğuk pınarların başına
Doldur ellerinden içek Elifim
Ne yaman dert imiş sevdanın hali
Gene çiçek açtı gönlümün dalı
Birleşir seninle yaparız balı
Ben bir an, sen bir çiçek Elifim
Çektirme sevdiğim çilemi doldur
Garip Hacı'm senin aşkına kuldur
İstersen kabul et, istersen öldür
İşte başım, işte bıçak Elifim
Güzelleme
Ömür gazel oldu, kader kasırga
Çölden çöle, toza toza bitirdim
Kader torbasına kattım bahtımı
Damla damla, süze süze bitirdim
Şenlik değil işim gam ile keder
Bahtım vücudumu etti derbeder
Yirmi yıl yedi bin küsur gün eder
Belde belde, geze geze bitirdim
Bahtım daha beyaz aysız geceden
Kul Mustafa sanma ömür bitmiyor
Okuyamam bihaberim heceden
Bağa baykuş kondu bülbül ötmüyor
Beş bin kalem aldım bizim hocadan
Aklım yetiyor ya, gücüm yetmiyor
Dertlerimi yaza yaza bitirdim
Bunu ömrüm öze üze bitirdim
Ela gözlü nazlı yar
Ela gözlü nazlı yari
Görem dedim göremedim
Boş kalmıştır kavil yeri
Varam dedim varamadım
Şeker kaymak tatlı dili
Kınalamış nazik eli
Koynundaki gonca gülü
Derem dedim deremedim
Derdin nedir bana anlat
Ben kimlere edem minnet
Dediler ki bağın cennet
Girem dedim giremedim
Gönlümün gönlü nerede
Engeller durmaz arada
Emine'yle ben murada
Erem dedim eremedim
Şahinim yok çıkanı ava
Ne yaptımsa aldım hava
Kuşlar gibi ben bir yuva
Kuram dedim kuramadım
Mehmet Ali asıl adım
Ferrahî'yi pirle kodum
Gurbet elden dönmem dedim
Duram dedim duramadım
70. Taşlama-Takılma
Âşıklar fasılm bu bölümünde, toplumun aksak yönlerini, kişilerin
kusurlarını ve eleştirdikleri bazı olayları dile getirirler.
Taşlamalar ayrı şiir olabildiği gibi, koşma dörtlüklerinin
paylaşılması esasına dayalı karşılıklı deyişler şeklinde de
söylenebilir. Âşıklar fasıllarda birbirlerine takıhrlar38.Adana
âşık fasıllarında taşlama bölüm olarak yoktur. Ancak her fasılda
âşıklar birbirlerine takılırlar. Bu seyircinin en beğendiği
bölümlerden biridir. Adanalı âşıklar taşlama ve takılmaları
toplantılarda, eğlencelerde oda sohbetlerinde, âşıkları anma
gecelerinde, şölenlerde konserlerde yaparlar. Adanalı âşıklar
taşlamayla takılmayı birbirlerinden ayırırlar. Takılma yarenlik
amacıyla yapılan ve kırıcı olmayan şakalaşmalardır.
Geçen gün rüyamda gördüm parayı
Uyku arasında attım narayı
Garip Kaçıran la açtı arayı
Perdeler bozuldu saz firar etti
11. Tüketmece (Daraltma)
Âşık fasıllarında zor ayakların yanı sıra leb-değ-mez adı verilen
"b, p, m, f, v" dudak ünsüzlerinin yer almadığı ayaklarla deyişme
yapılır. Birbirlerinden üstün olduklarını kanıtlamak isteyen
âşıklar bu zor ayaklardan biri veya bir kaçıyla deyişerek
hünerlerini gösterirler39. Leb değmez tarzı şiir söylemek ve leb
değmez tarzı şiirlerle atışmak gelenekselleşmemiştir. Âşıklar
nadiren leb değmez tarzı şiirler söylerler. Doğulu âşıkların
etkisiyle yöreye gelmiştir.
72. Gönül Alma
Âşık fasıllarında taşlama ve takılmalardan sonra âşıklar atıştığı
âşığın gönlünü kırdıysa özür diler. Âşıklar karşılıklı
birbirlerinin gönüllerini alırlar. Özür dileme saz ve sözle olur.
Daha sonra birbirlerinin üstün yönlerini sıralayarak bu bölüme son
verirler.
13. Elveda (Güle Güle)
Âşık fasılları uğurlama bölümüyle biter. Adana âşık fasıllarında
son bölüme "elveda" veya "güle güle" denilir. Âşıklar fasılm son
bölümünde birlikte bir güzelleme ya da bir türküden sırayla birer
dörtlük söylerler. Âşıklar fasılm bittiğini "elveda", "güle güle"
redifli türküler okuyarak bildirirler. Adana âşıkları eskiden beri
âşık toplantıları yapmaktadır. Âşık fasılları sistemleşmemiştir.
Türkiye'de olduğu gibi âşık fasılları Adana'da da ortak bir yapıya
bürünmektedir.
Destan
Dinleyin dostlarım başa geleni
Ekmek çama çıktı tuz firar etti
Artık siz düşünün geri kalanı
Çoğu bekliyorduk az firar etti
Bir pabucum var tabam delik
Avare geziyom yoktur metelik
Çoluk çocuk çıplak kaldı üstelik
Kumaş kayıp oldu bez firar etti
Bulgur pilavına ediyok niyaz
Yanında bulursak iki baş piyaz
Ağustos ayında her taraf ayaz
Kışa yakalandık yaz firar etti
Bu kadar yapmadı bundan evvelki
Kurbandan kurbana et yeriz belki
Kümese dadandı kurnaz bir tilki
Tavuklar tükendi gaz firar etti
NOTLAR
1 Umay Günay, Türkiye'de Âşık Tarzı Şiir Geleneği ve Rüya Motifi,
Ak-çağ Yayınevi, Ankara, 1992, s. 3-4.
2 Erman Artun," Ozandan Âşığa Halk Şiiri Geleneğinin Kültür
Kaynakları", içel Kültürü, Yıl 9, Sayı. 14, içel 1995.
3 Şirin Yılmaz, "Prof. Dr. Umay Günay ile Halkbilim Çalışmaları
Üzerine Bir Konuşma", Milli Folklor, Sayı. 22, Ankara 1994, s.
2-4.
4 Şerafettin Turan, Türk Kültür Tarihi, Bilgi Yayınevi, Ankara,
1990, s. 13.
5 Bozkurt Güvenç, Türk Kimliği, Kültür Tarihinin Kaynakları,
Kültür Bakanlığı Yayını, Ankara, 1993, s. 138.
6 Doğan Kaya, Sivas'ta Aşıklık Geleneği ve Âşık Ruhsatı,
Cumhuriyet Univ. Yayınları, Sivas, 1994, s. 29-30.
7 Umay Günay, Türkiye'de Âşık Tarzı Şiir Geleneği ve Rüya Motifi,
s. 155.
8 Günay, a.g.e., s. 156.
9 Fuad Köprülü, Türk Saz Şairleri, Güven Basımevi, Ankara, 1962,
s. 29-30.
10 ilhan Başgöz, İzahlı Türk Halk Şiiri Antolojisi, Ararat
Yayınları, istanbul, 1968, s. 21.
11 Erman Artun, "Adana Âşıklık Geleneğinde Karacaoğlan Çığırma",
İçel Kültürü, S. 54, Kasım, 1997, içel, s. 14-16.
12 Saim Sakaoğlu, "Karacaoğlan", Büyük Türk Klasikleri, istanbul,
1986, s. 379-380.
13 Mustafa Kutlu, "Karacaoğlan", Türk Dili ve Edebiyatı
Ansiklopedisi, C. 5, istanbul, 1982, s. 160-164.
14 Sadettin Nüzhet Ergun, Karacaoğlan, Hayatı ve Şiirleri,
istanbul, 1942, s. 12.
15 Cahit Öztelli, Karacaoğlan, Bütün Şiirleri, istanbul, 1987, s.
11.
16 Mustafa Kutlu, "Karacaoğlan", Türk Dili ve Edebiyatı
Ansiklopedisi, C. 5, s. 160-164.
17 Erman Artun, "Karacaoğlan'm Şiirlerinin Kültür Kaynakları",
Anayurttan Atayurda Türk Dünyası, C. 2, S. 7, Ankara, 1995, s. 61.
18 Artun, a.g.e., s. 62-65.
19 Umay Günay," 17 yy. Saz Şairi Karacaoğlan'la ilgili Bir
Değerlendirme" 2. Uluslararası Çukurova Halk Kültürü Sempozyumu
Bildirileri, Adana, 1993, s. 31.
20 ibrahim Agâh Çubukçu, "Karacaoğlan ve Sevgi", Anayurttan
Atayurda Türk Dünyası, S. 7, Ankara, 1995, s. 45-49.
21 Mukadder Küren, "Âşık Feymanî ve Âşık Hasretî'yle Âşıklık
Geleneği Üzerine", Halk Ozanlarının Sesi, HAGEM Yay. S. 4, Ankara,
1993 s. 27-28.
22 Pertev Naili Boratav, "Güney Şairleri", Folklor ve Edebiyat 2
(1982), istanbul, 1983. S. 19-39.
23 ilhan Başgöz, "Karacaoğlan Geleneği", Folklor Yazılan,
istanbul, 1986, s. 152-160.
24 Başgöz, a.g.e., S. 152-160.
25 Saim Sakaoğlu, Dadaloğlu, Kültür Bakanlığı Yayını, Ankara,
1993, s. 1-18.
26 Doğan Kaya, Sivas'ta Âşıklık Geleneği ve Âşık Ruhsati, s. 40.
27 Fuad Köprülü,"Türklerde İlk Şiirler ve Şairler", Edebiyat
Araştırmaları I, Ötüken Yayınları, istanbul, 1989, s. 57-58.
28 ilhan Başgöz, "Âşıkların Hayatlarıyla ilgili Halk Hikâyeleri",
Journal of American Folklore 65, 1952, no. 238.
29 ilhan Başgöz, "Halk Hikâyelerinde Rüya Motifi ve Şaman
İnitation Ayinleri" Asian Folkloru Studies, C.XXVII-I, 1966.
30 Umay Günay, Âşık Tarzı Şiir Şiir Geleneği ve Rüya Motifi, s.
110.
31 Günay, a.g.e., s. 47.
32 Muhan Bali, "Âşık Karşılaşmaları-Atışmalar", Türk Folkloru
Araştırmaları, Eylül 1975, cilt 16, no. 314, s. 7432.
33 Ahmet Talat Onay, Halk Şiirinin Şekil ve Nevi, İstanbul, 1928,
s. 5; Fuat Köprülü, Türk Edebiyatının Menşei, Edebiyat
Araştırmaları, s. 128; Hikmet Dizdaroğlu, Halk Şiirlerinde Türler,
Ankara 1969, s. 214
34 Süleyman Şenel, "Âşık Musikisi", islâm Ansiklopedisi, TDV
Yayını, İstanbul, 1991, C. 3, s. 554-555.
35 Ensar Aslan, Çıldırlı Âşık Şenlik, Dicle Üniversitesi
Yayınları, Diyarbakır, 1992, s. 43.
36 Umay Günay, Âşık Tarzı Şiir Geleneği ve Rüya Motifi, s. 65.
37 Günay, a.g.e., s. 58.
38 A.g.e., s. 58.
39 A.g.e., s. 59.