|
Şahmeran, Lokman Hekim
ve Adana Efsaneleri
Yrd.Doç.D r. Refıye Şenesen
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili
ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Görevlisi.
Tarihin
ilk dönemlerinden itibaren ortaya çıkan,
inandırıcılık özelliği olan, kutsal, gerçek, ve
olağanüstü unsurları barındıran kısa halk anlatıları
şeklinde tanımlayabileceğimiz efsaneler, bağlı
oldukları toplulukların en önemli kültürel
varlıklarından birini oluştururlar.
İnsanlar varoldukları andan itibaren dış dünyayı ve
doğayı tanımak, ondan faydalanmak çabası içinde
olmuşlar, yaşamlarını devam ettirirken
karşılaştıkları sorunları ise kendilerine göre
geliştirdikleri bir düşünce sistemine göre
yorumlamışlardır. Dışa karşı üstünlük sağlamak
isteyen insan düşüncesi, kendisini etkileyen olaylar
karşısında bir takım kavramlar geliştirmiş, bu
kavramları belli biçimlerde harekete geçirerek,
sözlü gelenekte yaşayan anlatım türlerini meydana
getirmiştir.
Bu grup içerisinde sayabileceğimiz efsane türü,
tarih ve inanç öğelerinin yanı sıra geleneksel
motifleri de içinde barındırması açsından halk
kültürü ürünleri arasında önemli bir yere sahiptir.
Efsanelerin konuları, geçen zamanla birlikte
toplumda görülen değişikliklere paralel olarak
farklılaşmış, genişleyerek çeşitlilik kazanmıştır.
Genel olarak bütün toplumlarda ilkel efsaneler;
tanrıların, evrenin, insanların yaradılış ve ortaya
çıkışlarının yanı sıra, ilk günahı, ölümün kökenini,
tufanı, tanrıların insanları nasıl
cezalandırdıklarını, avcılığın ve hayvancılığın
başlangıcını, yeryüzünün ilk çiftini, ilk ailesini,
âdet, kurum, törenlerin, teknik bilgilerin
kökenlerini konu edinmektedirler1.
Tarih öncesi dönemlerde ortaya çıkan efsaneler,
insanın yaşaması için gerekli olan temel bilgilerin,
değerlerin tannlar ve kahramanlar tarafından
insanlara verildiğini işler. Efsaneler âdet, kurum
ve törenlerin ortaya çıkış nedenlerini konu
edindikleri gibi bu âdet, kurum ve ritlerin
kutsallığını, kutsal sayılan ilk zamanlara
bağlayarak, gelenekseli destekleyip güçlendirirler2.
Efsanelerdeki temel amaçlardan birisi de toplumsal
değerlerin yaşatılmaya çalışılmasıdır. Bu değerler,
daha çok örnek tipler aracılığıyla devam
ettirilirler. Bu bakımdan toplum hayatına olumlu
davranışları ile etkili olan hatta toplumlara yön
veren tiplerin davranış ve hareketleri, efsanelere
konu olabilir. Özellikle İslâmi içerikle şekillenen
Türk efsanelerinde toplumsal değerleri öne çıkartan
ve insanlara örnek olsun diye seçilen tiplere
rastlamamız mümkündür.
İlkel efsaneler insanın yaşaması için gerekli olan
temel bilgilerin, teknik ve değerlerin tanrılar
tarafından insanlara nasıl öğretildiği konusunu
işlerlerken, bu konu zamanla toplumdaki inanç
sistemlerini de içine alarak genişlemiş, toplum
hayatına yön veren kişilerin davranışları, masal
konuları, efsaneleri etkilemiş ve bu şekilde geniş
bir yelpaze oluşmuştur.
Bunlardan başka konuları masallarla ortak olan
efsaneler de vardır. Bazı efsaneler ise artık inanış
konusu olma niteliğini yitirme aşamasındadır.
"Eskiden böyle inanırlarmış, güya böyle olmuş" gibi
açıklamalar, bu çeşit söylentilerin eskiden inanma
konusu olduğunu belirler3. İnanılır olma özelliğini
yitiren efsaneler, gittikçe masal türüne
yaklaşırlar.
Efsane türü 19. yy'ın başlarından itibaren Avrupa'da
ilgi görmeye başlamıştır. J. Ludwig Grimm ve
VVilhelm Grimm'in 1816-1818 yıllarında
yayınladıkları iki ciltlik Deutsche Sagen efsane
konusunda yapılan ilk çalışmalardan biridir4.
Türkiye'de cumhuriyetten sonra üzerinde durulmaya
başlanan efsane konusunda, birçok derleme
çalışmasının yanı sıra bilimsel çalışmalar da
yapılmıştır. Bunlardan birisi de tarafımızdan
hazırlanan, 127 efsane metnini ve incelemesini
içeren yüksek lisans tezidir5.
Adana, sahip olduğu coğrafi konum ve kültürel
yapısıyla birçok halkbilimi malzemesini bünyesinde
barındıran bir şehirdir. Efsane açısından da oldukça
zengin bir altyapıya sahip olan Adana'da anlatılan
efsaneler birçok başlık altında toplanabilir.
"Dünyanın Yaradılışı ve Sonu ile İlgili Efsaneler",
"Veliler, Türbeler ve Ziyaretlerle İlgili
Efsaneler", "Taş Kesilmeyle İlgili Efsaneler",
"Bitkiler ve Ağaçlarla İlgili Efsaneler",
"Hayvanlarla İlgili Efsaneler", "Doğa Olaylarıyla
İlgili Efsaneler", "Tarihi Yerler ve Hazinelerle
İlgili Efsaneler", "Yer Adlarıyla İlgili Efsaneler",
"Dağ, Göl, Mağara, Pınar, Çeşme ile İlgili
Efsaneler", "Çeşitli İşaretler ile İlgili
Efsaneler", "Hızır ile İlgili Efsaneler", "Lokman
Hekim ile İlgili Efsaneler"6 şeklinde
sıralanabilecek olan bu efsaneler, motif yapıları
açısından birçok ulusun efsaneleriyle ortak
özellikler taşırlar.
Türklerin Anadolu'ya gelmeden önce bağlı
bulundukları inanç sistemlerinin izleri Adana
efsanelerinde bütün canlılığıyla yaşamaktadır.
Ak-kara çatışması, kötü ruhlar, mitolojik hayvanlar,
sihir ve büyü, yağmur duası, ağaç, ateş, su,
taş-kaya, toprak, dağ-tepe, kesikbaş kültü, at, av,
geyik, ışık, kartal, kurt, mağara motifleri ile
destan motifleri (savaş, kızların bahadır olması),
şekil değiştirme, her türlü etkiye rağmen
silinmemiş, bazen olduğu gibi kalmış, bazen de
değişikliklere uğrayarak yaşamış ve günümüze kadar
varlığını devam ettirmiştir.
Eski Anadolu uygarlıktan da Adana efsanelerine
kaynaklık yapmaktadır. Adana'nın adını alışı
efsanesinde, mitolojik bir kahraman olan Adonis'in
adıyla Adana arasında bir bağ kurulmuştur.
İslâmiyet'in kabulünden sonra İslâmi motifler de
efsanelere girmiş, özellikle "Veliler, Türbeler ve
Ziyaret Yerleriyle İlgili Efsaneler" İslâmiyet
kültürünün etkisiyle şekillenmiştir.
Adana'nın coğrafi yapısı ve iklim özellikleri de
efsanelerin oluşmasında etkili olmuştur. Yılanlar ve
akreplerin bol olduğu şehirde bu hayvanlarla ilgili
efsaneler de yaygın olarak anlatılır. Özellikle
yılanlar, yöre halkının inanç ve korkularında büyük
yer kaplarlar. Eski bir halk masalı olan Şahmeran'ın
özellikle Adana'da bu kadar yaygınlaşıp efsane
haline gelmesi ve varyantlarıyla anlatılıyor olması,
coğrafya ve iklimin getirdiği sonuçlardan birisidir.
Lokman Hekim'in kahramanı olduğu efsaneler de
Adana'da yaygın olarak bilinerek anlatılmaktadır.
Halk arasındaki söylentilere göre Lokman hikmet
sahibi bir kişidir. İnsanlara bilgeliği öğreten bir
önder, yol göstericidir. Onun tarihi bir kimse,
vezir, büyük devlet adamı olduğunu anlatan masallar
da vardır. Daha sonraki çağlarda İran ve Türk
edebiyatlarına giren bu hikâyeler, biçim ve yapı
değişikliğine uğramış, Lokman gerek Türk ve gerek
İran edebiyatlarında halk hekimliğinin atası olarak
tanınmıştır. Her derde deva, çaresizlere çare,
şifasızlara şifa bulduğu inancı yayılmıştır7.
Adana'da anlatılan bir efsanede Lokman Hekim ve
Şahmeran birlikte anılırlar. Halk anlatılarında
Lokman'ın Misis'e yerleşip yaşaması ve Şahmeran'ın
yaşadığı yer olarak bilinen Yılanka-le'nin Misis'te
bulunması, halkın iki efsane kahramanı arasında
bağlantı kurmasına neden olmuştur. Böylece aynı
coğrafyada yaşayan farklı efsane kahramanları,
halkın hayal gücüyle bir araya gelmiş ve yeni bir
efsane ortaya çıkmıştır.
Halkın çaresizliklerini, umutlarını, özlemlerini,
dünya görüşünü, bütün öteki türlerden daha belirgin
biçimde dile getiren efsaneler, Adana halk kültürünü
oluşturan önemli ürünlerdendir. Bu efsaneler
anlatıldıkları müddetçe içlerinde barındırdıkları
unsurlarla kültür varlığımızın koruyucuları
olacaklardır. Adana'da en çok anlatılan efsanelerden
örnekler verelim.
ŞAHMERAN VE LOKMAN HEKİM EFSANESİ
Vaktiyle, binlerce yılanın yaşadığı bir mağaraya
yanlışlıkla giren bir adam, yılanlar tarafından
padişahları Şahmeran'a götürülür. Şahmeran adama
canını bağışlayacağını ancak kendisini misafir etmek
zorunda olduğunu söyler. Yerini bilen birini serbest
bırakarak kendi hayatını tehlikeye atmak
istememektedir. Şahmeran ona çok iyi davranır. Adam
bir dediği iki edilmeden bütün ihtiyaçları
sağlanarak yaşamakta, günlerinin büyük bölümünü
Şahmeran'la sohbet ederek geçirmektedir.
Ne kadar rahat da olsa, gerçek dünyadan uzak bir
mağarada süren bu hayattan sıkılan adam, bir gün
yeryüzüne dönmek için Şahmeran'dan izin ister.
Şahmeran adama güveninin tam olduğunu, yerini
kimseye söylemeyeceğine inandığını belirterek
gitmesine izin verir. Ancak kendisini gördüğü için
vücudunun pul pul olacağını, bu yüzden vücudunu
kimseye göstermemesi gerektiğini de tembih eder.
Yeryüzünde normal hayatına dönen adam, Şah-meran'ı
gördüğünü hiç kimseye söylemez. Bu arada padişahın
kızı hasta olmuş, tedavisi için bütün ülke seferber
edilmiştir. Kızın iyileşmesini en çok isteyenlerden
biri de vezirdir. Gerçek amacı kızla evlenip oğlu
olmayan padişahın yerine ülke yönetimini ele
geçirmek olan vezir, bütün büyücüleri toplayarak, bu
hastalığa çare bulmalarını ister. Büyücülerden
birisi, Şahmeran'm bulunup öldürülmesi ve vücudundan
alınacak bazı parçaların kaynatılıp içirilmesi
durumunda kızın iyi olacağını söyler. Şahmeran'ı
bulabilmek için de vücudu pullu kişilerin aranması
gerektiğini ekler. Vezir ülkedeki herkesi zorunlu
olarak hamama götürüp soydurarak, Şahmeran'ı gören
kişiyi bulur. Adam, Şahmeran'ı öldüreceğini vaat
ederek mağaraya gider.
Şahmeran'a bütün gerçekleri anlattıktan sonra, ne
yapması gerektiğini sorar. Şahmeran: "Ölümümün senin
elinden olacağını zaten biliyordum" diyerek
kendisini öldürmesini, ancak bunun gizli tutulmasını
ister. Çünkü öldüğü duyulursa, dünyadaki bütün
yılanlar, insanlardan öç almaya kalkacaklardır. Daha
sonra: "Kuyruğumun suyunu kaynat ve vezire içir ki
kısa zamanda ölsün. Gövdemin suyunu kaynat ve kıza
içir ki iyileşsin. Kafamın suyunu kaynat ve iç ki
Lokman Hekim olasın" diye ekler. Adam biraz da buruk
bir şekilde bunları dinler. Şahmeran yılanlara,
adamın misafiri olarak gideceğini, çok uzun yıllar
dönmeyeceğini, kendisini merak etmemelerini söyler
ve yeryüzüne çıkarlar. Adam Şahmeran'm dediklerini
yapar. Vezir ölür, kız iyileşir, kendisi de Lokman
Hekim olur (Ki).
ŞAHMERAN VE BİR İNANIŞIN EFSANESİ
Çukurova bölgesinde halk arasında Şahmeran
Efsanesine bağlı olarak söylenen: "Misis yılandan,
Ceyhan yelden, Adana selden gidecek" şeklinde bir
söz vardır. Bu sözün temelinde şu inanış
yatmaktadır:
Adana, Seyhan Nehri'nin yanı başında bir düzlükte
kurulmuştur. Eskiden nehir sık sık taşar, evleri,
köyleri yıkar, tarlaları su altında bırakırmış.
Adana'da sık sık sel olduğu için bir gün şehrin bu
yüzden yok olacağına inanılır. Ceyhan'da ise evler
çok eskiden topraktan ve kamıştan yapılırmış. Her
yanı açık olduğu için, kuvvetli bir rüzgarda birçok
ev yıkılıp gidermiş.
Misis'in yılandan gitmesine gelince, bu da yine
yörede çok bilinen Şahmeran efsanesi ile birlikte
anlatılır. Efsaneye göre Misis yakınında küçük bir
dağın tepesine kurulmuş, Yılankale denilen bir kale
vardır. Bu
520
kalede sütle beslenen birçok yılan varmış. Bu
yılanlar, bir gün sütsüz kalıp kaleden çıkacaklar ve
Misis'e inerek orada yaşayanları sokacaklarmış (K2).
GÜLEK BOĞAZI'NDAKİ EJDERHA İLE KRAL KIZININ EFSANESİ
Toros Dağlan'nda bulunan Gülek Geçidi'nde, bir kızla
ejderhaya benzetilen şekillerle ilgili olarak şu
efsane anlatılır:
Çok eski çağlarda Toros Dağları'nın tepesinde bir
kral kızı yaşarmış. Dağların çevresi çok sık bir
ormanla çevrili olduğu için buralarda dolaşmak
tehlikeliymiş. Çünkü ormanda büyük bir ejderhanın
yaşadığı söylenirmiş. Kral da kızma sık sık çevreyi
tek başına dolaşmamasını söylermiş.
Günlerden bir gün, kızın canı çok sıkılmış ve
ormanda dolaşmaya karar vermiş. Bir süre gezdikten
sonra dik ve sarp bir kayalığın üzerine oturarak
Gülek Boğazı'nı seyretmeye başlamış. Birden büyük
bir gürültü duymuş. Aşağı baktığında kayalıklardan
ejderhanın geldiğini görmüş. Ne yapacağını şaşırmış.
Kurtulamayacağını anlayınca: "Allah'ım, beni
ejderhaya yem yapacağına burada taş yap daha iyi."
diyerek Tanrıya dua etmiş. Kızın duasını kabul eden
Tanrı hem kızı hem ejderhayı orada taşa çevirmiş
(K3).
ANAVARZA TAŞININ EFSANESİ
Bundan çok eski yıllarda Kozan ve Anavarza civarında
uzun ömürlü insanlar yaşarlarmış. İnanışa göre bu
insanlar o kadar uzun ömürlülermiş ki, ölüm nedir
bilmezlermiş.
Tarihi Anavarza Kalesi yapılırken, kalenin temel
taşlarını, çevre halkı Kozan Kalesi'nden sırtında
geti-rirmiş. Naş adlı kişi, Kozan'dan yüklediği taşı
Ana-varza'ya götürmek için yola koyulmuş.
Kayhanburnu Köyü'nü biraz geçtikten sonra, karşısına
bir kalabalık çıkmış, içlerinden tanıdık birine,
ellerinin üstünde götürdükleri şeyin ne olduğunu
sormuş. Adam oğlunun öldüğünü söyleyince, Naş
sırtındaki taşı yere bırakarak şu tekerlemeyi
söylemiş:
Adım Naş
Yaşadım bin beş yüz yaş
Oğlum beş yüz yaş
Yüzü ham traş
Bilseydim dünyada ölüm var
Koymazdım taş üstünde taş (K4).
TAŞKÖPRÜ'NÜN KURULUŞ EFSANESİ
Adana'da, Seyhan Nehri üzerinde bulunan tarihi
Taşköprü'nün kurulması ile ilgili olarak birçok
söylenti vardır. Bunlardan bir tanesi de şöyledir:
Adana'da bir padişah yaşarmış. Padişahın kızı bir
yılanın ölümüne sebep olmuş. Bu yılanın eşi, kızı
öldürmek için peşine düşmüş. Padişah bunun farkına
varmış. Kızını tanıdığı birisinin evine saklamış.
Evden çıkması yasak olan kız, bir gün dayanamayarak
bahçeye çıkmış ve elma toplamaya başlamış. Bunu
gören yılan, kızı sokarak öldürmüş. Padişah da
kızının anısına Taşköprü'yü yaptırmış. Halk bugün
bile padişahın, yıkıldığında yeniden yaptırılabilsin
diye köprünün altına para ve altın koyduğuna inanır
(K5).
ULUCAMİ EFSANESİ
Adana'nın tarihi camilerinden Ulucami,
Ramaza-noğullan tarafından yaptırılmıştır. Caminin
yapımı ile ilgili olarak şöyle bir efsane anlatılır:
Ramazanoğlu'na bir gece düşünde, cami yaptırmasını
söylerler. O da bu günkü Ulucami'yi yaptırmaya karar
verir. Caminin temeli atılır. Bir gece yine düş
görür. Kendisinden çocuğunun kanını caminin temeline
akıtması istenir. Ramazanoğlu'nun bir tek erkek
çocuğu vardır ama, "Allah bir tane daha verir."
Diyerek O'nu kurban etmeye karar verir. Temeli atan
ustalara: "Çocuğumun kanını temele akıtın ama ben
görmeyeyim. Kanlı gömleğini getirin yeter" der.
Ustalar "Bey'in bir tane çocuğu var o da kesilmez"
diyerek, yoldan geçen garip bir çocuğu keserler.
Kanlı gömleğini Bey'e götürürler.
Aradan zaman geçer. Bey, çocuğunun ölmediğini anlar.
Temel atan ustaları çağırır ve hangi çocuğun kanını
akıttıklarını sorar. Oradan geçen garip bir çocuğun
kesildiğini öğrenince ustalara kızar.
"Vay Adana'm, gariplerin şehri olacak" der.
Cami, yapılıp bitirilir ve ibadete açılır. Adana da
gerçekten gariplerin şehri olur. İnsanların her
yerden akın akın Adana'ya göç etmeleri bu efsaneye
bağlanır (K6).
LOKMAN HEKİM EFSANESİ
Adana ve çevresinde yüzyıllardır yaygın olarak
Lokman Hekim efsaneleri anlatılmaktadır. Bunlardan
bir tanesi şöyledir:
Lokman Hekim, inanışa göre bütün hekimlerin piri,
üstadıdır. Her çiçeğin, her otun özelliklerini tanı-
521
yan Lokman, ilaç yapar, dertlere deva bulurmuş.
Bütün dünyayı dolaşmış. Çukurova'ya gelince ovanın
bereket ve güzelliğine hayran olarak Misis'e
yerleşmiş. Çevredeki bütün hastaları iyileştirmiş.
Artık hastalığın ne olduğunu unutan Çukurovalılar,
ölümsüz hayatın peşine düşmüşler. Kendileri için
ölümsüzlük ilacını yapmasını istemişler.
Lokman Hekim Çukurova'yı adım adım dolaşmış, bütün
bitkileri incelemiş. Bir gece dolaşmaktan yorgun
düşmüş ve ulu bir çınarın altında uyuyakalmış. Bir
ara bir ses duymuş:
"Ey Lokman, artık araman bitsin, ben ölümsüz hayatın
devasıyım. Bundan böyle insanlara ve hayvanlara ölüm
yok".
Lokman Hekim, sesin geldiği bitkiye doğru yürüyüp
koparmış. Bu arada Tanrı Cebrail'e: "Yetiş Cebrail,
Lokman ölümsüzlüğe çare bulursa bu insanların hali
ne olur?" demiş.
Bunun üzerine Cebrail, pir-i fani kılığında Misis
Havram'ye tarafına bir gelmiş. Misis Köprüsü'nün
üstünde Lokman Hekimle karşılaşmış. Cebrail:
"Selamü-naleyküm" dedikten sonra, Lokman'ın elindeki
kitaba bakmak istemiş. Kitabı alıp coşkuyla akan
Ceyhan Nehri'ne atmış. Kitabın ardından Lokman da
suya atlamış ama bulamamış. Yaz gelip sular
çekilince, ırmak boyunda aramaya devam etmiş.
Sonunda kitabın sadece bir yaprağını, arpa
tarlasında bulmuş. Bugünkü tıp biliminin, o günkü
yapraktan geliştiğine inanılır. Yörede hâlâ,
efsanenin izlerine rastlanılmaktadır. Kitabın
bulunduğu arpa tarlasının toprağı kutsal sayılır.
Çocukların karınları ağrıdığında bu toprağı ısıtıp
beze sararak çocuğun karnına koyarlar (K7, K8, K9,
K10).
LOKMAN HEKİM EFSANESİ II
Lokman Hekim'le ilgili olarak anlatılan efsanelerden
bir tanesi de şöyledir:
Lokman Hekim doktor ve eczacıymış. Dükkânında her
türlü hastalığın devası olan ilaçlar varmış.
Hastalar içeri girdiklerinde, hastalıklarına iyi
gelecek olan ilaç şişesi sallanırmış. Bir gün içeri
birisi girmiş. Ancak hiçbir şişe sallanmamış. Lokman
Hekim bunun üzerine:
"Senin hastalığının çaresi yok, öleceksin" demiş.
Adam ölümden kurtuluşun olmadığını öğrenince çok
üzülmüş. Her şeyini satmış. Yanma bir at, tüfek ve
av köpeği alarak dağlara çıkmış. Vurduğu hayvanları
yiyip, yörüklerden yoğurt, süt alarak yaşıyormuş. Bu
arada hastalığı da iyice artmış.
Bir ağacın altına gelmiş. Atını bağlayıp köskelmiş.
O sırada bir yörük kadını, bir tas sütü saylığa
koymuş. Yılanların sütü sevdikleri bilinir. Tasa
yaklaşan bir yılan sütü içmiş, sonra da zehrini süte
kusmuş. Tas yemyeşil olmuş.
Ağrıları iyice artan adam:
"Gidip şu zehri içeyim de ölüp kurtulayım" diyerek
zehirli sütü içmiş. Bir süre sonra ishal olmuş ve
kusmaya başlamış. Ancak oldukça hafiflediğini
his-sediyormuş. Ölmek için içtiği zehirden sonra
daha iyi olduğunu görmüş. Gün geçtikçe iyileşmiş ve
hastalığı tamamen geçmiş. Lokman Hekim'e gidip: "Sen
bana öleceğimi söylemiştin. Ama ölmedim" demiş.
Bunun üzerine Lokman: "Ben sana ala ineğin sütünü
nereden bulayım, sütü yılana içirip, nasıl tasa
kusturayım. Hastalığının çaresi vardı ama bu ilacı
temin etmek zor olduğu için öyle dedim" diye cevap
vermiş.
O gün bu gündür tas ve yılanın eczacılık ve tıp
biliminin simgesi olması, halk tarafından Lokman
Hekim'e dayandırılır.
Kelimeler
Köskel-: Dizinin üstünde yatmak
Saylık: Kaya
Sözlü Kaynaklar
Ki: Akif Türkseven, öğretmen, 45, yüksekokul,
22.12.1993, Adana K2: Naci Kara, öğretmen, 50,
yüksekokul, 5.1.1994, Adana K3: Pelin Pekergin, ev
hanımı, 46, ortaokul, 20.10.1993,Adana K4: Yusuf
Kiline, bankacı, 47, lise, 27.12.1993, Kozan-Adana
K5: Nihal Kaya, öğretmen, 35, yüksekokul,
14.10.1993, Adana K6: Eyüp Ilgın, değirmenci, 42,
ortaokul, 14.10.1993, Adana K7: Mehmet Topaktaş,
öğretim üyesi, 43, üniversite, 20.12.1993, Adana K8:
Ergün Değirmencioğlu, pazarlamacı, 28, lise,
14.10.1993, Adana K9: Hakkı Yılmaz, makine
bakımcısı, 40, lise, 13.10.1993, Adana . K10: Ali
Güler, çalışmıyor, 64, öğrenimi yok, 10.11.1993,
Adana Kil: Kudret Eker, işçi, 40, ilkokul,
14.10.1993, Adana
NOTLAR
1 Sedat Veyis Örnek, 100 Soruda ilkellerde Din,
Büyü, Sanat, Efsane, Gerçek Yayınevi, İstanbul,
1988, s. 190.
2 Örnek, a.g.e., s. 210
3 Pertev Naili Boratav, 100 Soruda Türk Halk
Edebiyatı, Gerçek Yayınevi, istanbul, 1988, s. 99.
4 Saim Sakaoğlu, Anadolu-Türk Efsanelerinde Taş
Kesilme Motifi ve Bu Efsanelerin Tip Katalogu,
KBMtFAD Yayınları, Ankara, 1980, s. 10-11.
5 Refıye Okuşluk, Adana Efsaneleri Araştırması,
Derleme/inceleme, Çukurova Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim
Dalı, Adana, 1994, 240 sayfa (Basılmamış Yüksek
Lisans Tezi).
6 Okuşluk, a.g.e., s. 24-25.
7 Meydan Larousse, "Lokman Hekim Maddesi", C. 8,
Meydan Yayınevi, İstanbul, 1972, s. 41.
|