Günümüz Adana Âşıklık Geleneğinde Mizah
Prof. Dr. Erman Artun
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi.
1. Giriş
Türk kültürü mizah yönünden çok zengindir.
Mizah kültür hayatının bir parçasıdır. Halk
edebiyatında mizah çok eskilere dayanan bir
birikimin sonucudur. Türk kültürünün
tarihsel sürecindeki değişim ve gelişimiyle
günümüzdeki şeklini almıştır.
Mizaha hayatın hemen her
öğesi girer. Ancak başkalarına
aktarıldığında bir forma girerek edebiyata
yansır. Söz olarak doğan mizah yazıya
geçirildiğinde edebi bir kimliğe bürünür.[1]
Mizah kavramı güldürme amacının yanı sıra
dolaysız olarak yergiyi ve öfkeyi de içerir.
Mizahın sınırları ironiden sövgüye kadar
uzanır. Mizahın geniş bir anlatım ve içerik
alanı vardır. Öfkenin, düşmanlığın dışa
vurulduğu, toplumsal eleştirinin dile
getirildiği önemli bir edebiyat türüdür.[2]
Mizahta abartma, ironi gibi
ince zeka ürünü yöntemlerin yanı sıra
aşağılamalar da vardır. Hiciv 19. yüzyıla
kadar geleneksel kalıpları içinde sürer. 20.
yüzyılda toplumsal ve siyasal alanda mizah
başlar.[3]
Mizah, düşüncelerin nükte, şaka ve
takılmalarla süslenip anlatıldığı bir söz
veya yazı çeşididir.[4]
Toplumsal ya da bireysel
kusurları, yetersizlikleri, adaletsizlikleri
vb. doğrudan ve dolaylı yoldan eleştiren
sanat biçimlerine mizah adı verilir. Mizahta
ironi alaya almaktır. Küçümseme vardır,
zerafetten uzaklaşılabilir. Gülünçleştirme
ve ironi bireye ve topluma yöneltilen
dolaylı eleştiri biçimidir.[5]
Hicivde hicvedilen kişinin
suçunun tespiti özneldir. Teşhir ve sövgüye
varan aşağılama vardır. Mizahta kusurların
düzeltilmesi çabası vardır. Mizahta konu
toplumsaldır. Mizah toplumsal eleştirir
yansıma alanıdır.[6]
Belge olmadığı için eski
Türklerde mizah anlayışı hakkında bilgimiz
yoktur. Divanü Lügat-it Türk, Kutadgu Bilig,
Dede Korkut Hikâyeleri gibi eski edebiyatın
en eski ürünleri içinde bulunan deyimler,
atasözleri, bilmeceler, tekerlemeler içinde
mizah açısından oldukça zengin söyleyişler
bulunur.[7]
13. yüzyıl sonrası Anadolu’da oluşan Türk
edebiyatında mizaha, anonim ürünlerde
rastlıyoruz.
Divan şairleri, şiir
aracılığıyla hicve sık başvurmuşlardır.
Şakadan kaba sövgüye varan biçimlerde
yapılan hiciv, latife, mizah, mutayebe,
mulatafa, hezl, tariz, hecv, zemm, şetm ve
kadh gibi az ya da çok yergi anlamı ifade
eden kelimelerle karşılanmıştır. Bu
kelimelerle ilgili çeşitli kaynaklarda
birbirini tamamlayan bilgiler buluyoruz.[8]
Divan edebiyatında mizah, önceleri ikinci
derecede bir olgu olarak algılanmıştır.
Mizahın şiiri küçülteceği düşüncesi mizahı
engellemiştir. Mizahi bir eserin edebi
nitelik taşıyabilmesi için ince bir nükte
zarif bir mazmun içermesi gerekmektedir.[9]
Eski Türk edebiyatı hicvi, kişiye yönelik
saldırı üzerine kurulmuştur. Kişinin özel
hayatı hicve malzeme edilmiştir.
Türk kültürü Tanzimat’la Batı kültürüne
açılınca bu değişim ve gelişim, günümüz âşık
tarzı mizahının temel yapısını
belirlemiştir. Anadolu’da köklü bir mizah
çatısı vardır. Âşık tarzı mizah, geleneksel
sözlü halk mizahının şiire aktarılması
değildir. Orta Asya, İslamiyet, Anadolu ve
Batı kültürleriyle biçimlenen Türk kültürü
kendi özgün mizahını kurmuştur. Âşıkların
mizahında Türk kültürünün politik, sosyal,
ekonomik vb. özellikleri görülür.
Sanat ürünleri toplumun yapısından
soyutlanamaz. Bunlar toplumsal ilişkilerden
doğan olgulardır. Ancak toplumsal
ilişkilerin değişmesiyle birlikte insanların
estetik zevkleri ve bunun sonucu olarak
sanatçıların eserleri de değişebilir. Her
toplumun kendine özgü acıları, sevinçleri,
umutları, özlemleri kısacası kendine göre
bir iç dünyası vardır. Bu iç dünyanın
birikimleri sanat ürünlerinde dile
getirilir. Bir sanat ürününü değerlendirmek
için içinde bulunduğu toplumsal çevreyi
bilmek gerekir. Hiciv Tanzimat’tan sonra
siyasal içerik kazanmış, bireysel eleştiri
yerini toplumsal eleştiriye bırakmıştır.
Halk mizahı, halk fıkraları, maniler,
türküler, destanlar, masallar. Halk
hikâyeleri vb. anonim ürünlerde taşlama,
yalanlama, atışma gibi âşık tarzı halk
edebiyatı ürünlerinde şathiyat-ı sofiyane
vb. dini-tasavvufi halk edebiyatı
ürünlerinde zengin bir görünüm sergiler.
Atışmalar taşlama niteliklidir. Atışmalarda
sataşma, iğneleme esas olmakla birlikte
nezaket kuralları dışına pek çıkılmaz.
Taşlama, Türk halkının sağduyusu ve
iğneleyici özellikleri birleştirilerek
ortaya çıkmıştır. Taşlamaların bir bölümü
sosyal içeriklidir. Taşlamalarda kişiselle
toplumsalı ayırmak zordur. Taşlamaların
yazılma nedenleri bilinmezse taşlama
toplumsal olarak nitelenir. Âşıklar yaşadığı
dönemin haksızlık, yolsuzluk ve
geriliklerini âşık tarzı şiirin dil ve biçim
özelliklerini kullanarak taşlar. Bu tür
ürünlerde halkın mizaha bakışını, engin hoş
görüsünü görürüz. Âşıklar kişilerde ve
toplumda görülen toplumun değer ve
normlarına aykırı her konu ve davranış
biçimini mizah konusu yaparlar. Âşıkların
mizahlarında kişisel, toplumsal ve siyasal
boyut vardır. Âşıkların mizahları
eğlendirir, düşündürür, eleştirir. Âşıklar
toplum ve insan ilişkilerini irdeleyen,
olaylara ayna tutup yansıtan yönleriyle
işlevseldirler.
Âşıklar, mizahi şiirleriyle
toplumun yaşama biçimine, değerlerine,
insan-insan, insan toplum ilişkilerine mizah
penceresinden bakarlar. Bu tür şiirleriyle
bireysel ve toplumsal yabancılaşmayı
önlerler. Âşıklar yaşadıkları çağın
tanığıdırlar. Âşıkların mizahi şiirlerinde
yaşadıkları toplumun yapısına ait izler
vardır. Âşık, geleneksel yapıdan
uzaklaşıldığında tepki gösterir. Bazen de
toplumdaki gelişim ve değişimin gerisinde
kalarak, değişimi yozlaşma., toplumu ayakta
tutan değerler sisteminin çökmesi olarak
algılayıp tepki gösterirler.[10]
Âşıklar gelenekte, toplumdaki aksaklıkları,
ekonomik sorunları, felekten, zamandan
şikâyet şeklinde dile getirirlerdi.
Günümüzde aksayan yönü hicvedileni daha
somut bir biçimde gözlüyoruz. Yoksulluk
mizaha çok konu olur. Âşıklar, kendi
yoksulluklarını, çaresizliklerini
hicvederken geneldeki yoksulluğu da konu
ederler. Âşıklar ekonomik bozukluklar
sonucunda toplumda moral değerlerinin
gevşeyeceğini, rüşvet, hırsızlık vb. sosyal
bozuklukların ortaya çıkacağının
bilincindedirler.
2.
Adana Âşıklık Geleneğinde Mizah
Adana, âşıklık geleneğinin
sürdürüldüğü bir kaç ilden biridir. Adanalı
âşıklar, sazlı (telden), sazsız (dilden),
doğaçlama yoluyla, kalemle (yazarak) veya
bir kaç özelliği birden taşıyan geleneğe
bağlı olarak şiir söyleyenlere âşık,
bu söyleme biçimine âşıklık, âşıklama,
âşıkları yönlendiren kurallar bütününe de
âşıklık geleneği adını veriyorlar.[11]
Günümüz Adanalı âşıkların taşlama,
atışmalarda taşlama-takılma ve
yalanlama-mübalağa türünden mizahi şiirleri
vardır.
Adanalı âşıkların sanatlarını devam
ettirdikleri ortam kırsal alanlardır. Son
yıllardaki göç olgusu ve iletişim
araçlarıyla sağlanan kültür alışverişi gerek
dil, gerekse konu açısından kırsal kesimdeki
âşıklarla şehirde yaşayan âşıkları birbirine
yaklaştırmıştır. Adanalı âşıklar, yaşadığı
çevre insanının yaşama bakışını, aşk
anlayışını, tepki, eleştiri ve yergisini vb.
geleneğin penceresinden dile getirirler.
Âşığın doğduğu ve yaşadığı yörenin kültürü
şiirlerine yansır.
3. İçerik
Adana geleneğinde âşıkların taşlamaları daha
çok yakınma niteliklidir. Kişisel taşlamalar
çoğunlukla âşığın iç dünyasını yansıtır.
Toplumda kültürel değişim veya toplumsal
yapı bozulunca âşıkların şiirlerinde
toplumsal konulara eğilme görülür. Önceleri
felekten yakınma şeklinde ortaya konan
tepki, kaderden yakınmaya en sonunda da
doğrudan kuralları bozanlara yönelmiştir.
Adanalı âşıklar taşlamalarında kişilerin
toplumun ve devletin aksayan yönlerini
hicvederler. Adana âşıklık geleneğinin
gerçekçi yönü lirizmden uzak taşlamalarda
ortaya çıkar.
Adanalı âşıkların hicivlerinin arka planında
toplumun değer ve kurallarına uymayan tipler
görülür. Âşıklar toplumda aksayan yönleri
yalın ve dolaysız bir dille anlatır. Âşık,
toplumsal taşlamalarında halkın sözcülüğünü
üstlenir.
İncelememizde Adana’da
mizahi şiirler söyleyen 11 âşığın 21 şiirini
aldık. Âşıkları ve incelemeye aldığımız şiir
sayılarını şöylece sıralayabiliriz. Âşık
Kara Mehmet[12]
(6), Âşık Hacı Karakılçık[13]
(3), Âşık Feymani[14]
(3), Âşık Kul Mustafa[15]
(3), Âşık Hüseyin Kaçıran[16]
(2), Âşık İmami[17]
(1), Âşık Akçay[18]
(1), Âşık Kul Mahmut[19]
(1), Âşık Eseri[20]
(1), Âşık Fidani[21]
(1), Âşık Şıhlıoğlu[22]
(1).
Adana âşıklık geleneğinde taşlamalı, mizahi
şiirleri dört grupta toplayabiliriz:
1.
Bireysel
taşlama şiirleri (M.Ş. 1-2-3-4)
2.
Toplumsal
taşlama şiirleri (M.Ş. 5-6-7-8-9-10)
3.
Yalanlama, mübalağa şiirleri (M.Ş.
11-12-13-14-15-16-17)
4.
Atışmalarda taşlama-takılma şiirleri (M.Ş.
18-19-20-21-22).
3.1 Bireysel Taşlama Şiirleri
Adanalı âşıkların bireysel taşlama şiirleri
hiciv özelliği gösterir. Ancak divan şiiri
hicivleri gibi kırıcı aşağılayıcı değildir.
Bu tür taşlamalar kızgınlık, kırgınlık
eleştiri vb. amacıyla söylenir. Bazen
bireysel ve sosyal taşlama iç içedir (M.Ş.
3). Bireysel taşlamalarda kişilerin aksayan
yönleri sıralanır. Âşıkların toplumun
değerlerinden yana tavır alması yönüyle bu
taşlamalar işlevsel boyut kazanır (M.Ş.
1-2-4).
Bir örnek verelim:
Gerdan kır
deseler çok halt işlersin
(M.Ş. 1)
Vay bire omuzu palanlı Bekir
İçi geçmiş kavakları dişlersin
Boynu örmeli beli kolanlı Bekir
Âşık İmami
3.2 Toplumsal Taşlama Şiirleri
Adanalı âşıkların toplumsal taşlamalarında
toplumsal ilişki ön plandadır. Toplumda
değerlerin değişmesi, yapılan haksızlıklar,
toplumda aksayan yönler hicvedilir. Övünenle
(M.Ş. 5), halk kültürüne değer vermeyen
zihniyet (M.Ş. 6), halkı çok zor durumda
bırakan zammı yapan yöneticiler (M.Ş. 7-8),
saygınlığı paraya göre ölçenler (M.Ş. 9),
yıllardır köyünün bozuk yolunu yapmayan
yönetim (M.Ş. 10) eleştirilir.
Bir örnek verelim:
Bu kadar
yapmadı bundan evvelki
(M.Ş. 8-9)
Kurbandan kurbana et yeriz belki
Kümese dadandı kurnaz bir tilki
Tavuklar tükendi, kaz firar etti
Âşık Hüseyin Kaçıran
3.3 Yalanlama - Mübalağa Şiirleri
Âşık fasıllarında
yalanlama-mübalağa bölümü en inanılmaz
yalanları bulup şiirle anlatmadır. Âşık
fasıllarında karşılıklı paylaşılan koşma
dörtlüklerinden oluşan bölümdür.[23]
Adana âşıklık geleneğinde atışmalı yalanlama
örnekleri çok azdır. Âşıklar fasıllar
dışında bu türden mübalağalı şiirler
söylerler. Hatta yalanlama terimi de
bilinmemektedir. Âşıklar mübalağa, pireyi
deve yapma diyorlar. Adanalı âşık Kara
Mehmet bu türün çok güzel örneklerini
vermiştir. Bu şiirlerde mübalağa, mizah,
sosyal mizah iç içedir. Şiirler şaşırtma ve
abartma üzerine kurulmuştur. Pek çoğu güzel
birer gulüv örneğidir.
Bu tür şiirlerde eğlendirme (M.Ş. 11-16),
toplumsal gerçeklerden uzak bir doktoru
yerme (M.Ş. 12), yetiştirdiği ürünüyle
övünme (M.Ş. 13-14), yoksulluğunu anlatma
(M.Ş. 15-17) konu edilmiştir. Bu şiirlerin
yazılma nedenleri araştırıldığında pek
çoğunun bir olaya, gözleme dayalı olduğunu
görüyoruz. Âşık Kara Mehmet bir
Diyarbakırlının durmadan karpuzlarını övmesi
üzerine “Karpuz”, malı ve ürünüyle
övünenler için “Pamuk ve Karagücük
eşeğim”, gençliğiyle övünenler için
“Hızlı Gençliğim”, fakirlik nedeniyle
sağlıklı beslenemeyip hastalanan bir kişiye
bir doktorun perhiz vermesi üzerine
“Toktur be” adlı şiirleri söyleyip
hicvetmiştir.
İki örnek verelim:
Verdiğin berize budur gayratım
Bundan başka uyamayom toktur be
Üç sepet yumurta sabah kayfaltım
Teker teker sayamayom toktur be
Âşık Kara Mehmet
Satın almak için çok tüccar geldi
Kırkı ortak olup beş karpuz aldı
Birisini oyduk bir cami oldu
İçinde bir hafta namaz kıldırdım.
Âşık Kara Mehmet
3.4 Taşlama Takılma Şiirleri
Âşık edebiyatı içinde âşık
karşılaşmalarının ayrı bir yeri vardır.
Karşılaşmalar bir topluluk karşısında bir
takım usullerle yapılır. Âşıkların karşı
karşıya gelmeleri çeşitli vesilelerle olur.[24]
Âşıklar âşık fasıllarında taşlama takılma
türü şiirler söylerler. Taşlamalar ayrı
şiirler olabildiği gibi koşma dörtlüklerinin
paylaşılması esasına dayalı olarak
karşılıklı deyişler şeklinde de söylenir.
Fasıllarda âşıkların birbirlerine
takılmaları mizahi bir hava yaratır.
Takılmalar kırıcı olmadan yapılan
şakalaşmalardır. Adanalı âşıklar taşlama ve
takılmaları ayırırlar. Atışma sonunda
birbirini taşlayıp takılan âşıklar
karşılıklı övgü dörtlükleri söyleyerek gönül
alırlar.
Adanalı âşıklar taşlama-takılmalarda
birbirlerini kuşa benzeterek, cahillikle,
toylukla (M.Ş. 18), yoldan çıkma, yozlaşma,
yalancılıkla suçlayarak, uzun boyla alay
ederek (M.Ş. 19), imandan çıkma, olgun
olmamakla suçlayarak (M.Ş. 21) taşlayıp
takılırlar.
Âşık Feymani ile Âşık Kul Mustafa’nın bir
taşlama takılmasından örnek verelim:
Kul Mustafa:
Senede bir gidermişsin Konya’ya
Bir de âşık yazdırmışsın künyeye
Babasız tecelli edip dünyaya
İs’olup çarmıha gerilmeyesin
Âşık Feymani:
Nasrettin Hoca’nın heybesi gibi
Nüktedan sözlerin söbesi gibi
Gayrımüslümlerin kabesi gibi
Efes’e tavafa varılmayasın
4. Üslup
Adanalı âşıkların mizah üsluplarını
değerlendirebilmek için önce onların mizahı
sağlayan dillerinden yola çıkmalıyız. Üslup
bireyseldir, kaynağını âşığın mizacından ve
deneyiminden alır. Bir âşığın üslubu dil
malzemesinin metinde doğru, güzel kendine
özgü kullanımıdır. Bir âşığın üslubu bağlı
bulunduğu âşıklık geleneğinin dil
malzemesini nasıl kullandığı, bu malzemeye
ait farklı öğeler arasında ilişkilerin ne
olduğu, nasıl kullanıldığı sorularının
cevaplarının aranmasıdır.
Adanalı âşıkların mizah üslupları hakkında
ipuçları bulabilmek için âşıkların
yaşadıkları şiir çevresini göz ardı etmeden
metinlerden yola çıkarak mizahlarının
karakteristiklerini belirlemeye çalışacağız.
Her âşığın kendine özgü bir anlatım biçimi
vardır. Bu kelime seçimi, söz dizimi ve
çeşitli anlatım yollarıyla kendini gösterir.
Bir âşıklık geleneğinde mizah üslubunu
belirleyebilmek için âşıkların kime
sesleniyorlar? Gelenek ne ölçüde
belirleyici? Mizahı yaratan kelimelerin
seçiminde geleneğin payı nedir? Dilin hangi
fonksiyonlarını kullanıyorlar? Sorularının
cevaplarını aramak gerekir.
Adanalı âşıklar mizahi eserlerinde hem
kendileriyle hem de diğerleriyle ince ince
alay eder. Batıl inançları, tutuculuğu,
bilgisizliği ironiyle karikatürize ederek
alaya alırlar. Bu bir tür folklor
malzemesiyle durum güldürüsünün karışımıdır
(M.Ş. 7-8) Yerel ağız özellikleri güldürücü
öğe olarak kullanılır (M.Ş. 5-12-15-18).
Adanalı âşıklar hayatın içindeki mizahı,
abartmayı çelişkiyi yakalar (M.Ş.
9-13-14-16). Durum güldürüsü âşıkların
mizahının temelini oluşturur (M.Ş. 7-8).
Âşıkların üsluplarındaki ağırlıklı bölüm
anlatım teknikleriyle över gibi görünerek
hicvetmedir (M.Ş. 5-12-13-14-15). Âşıkların
mizahlarında mizah öğeleri son dizede bazen
son iki dizededir. İlk iki dize mizaha
hazırlıktır. Üçüncü dize hazırlık
dizeleriyle mizah dizesi arasında bağdır.
Âşıkların mizahlarında anlatım dolaysız veya
dolaylı anlatımdır. Mizahı sağlamak için
abartma, karakterize etme, çift anlamlı
kelimeler, tuhaflıklar kullanılır (M.Ş.
4-7-8-11-13-14).
Bir kaç örnek verelim:
Altı koyun yutmuş, iki de deve
Bir küçücük
yılan gördüm ne dersin?
(M.Ş. 11/2)
Güzel karpuz verir bizim burası
İnanmayan gelsin karpuz sırası
Birisi yarılmış aktı şiresi
Suyu ile dokuz
varil doldurdum.
(M.Ş. 13/3)
Kel Ali’nin dört boynuzlu danası
Kanatlamış göğe uçtu duydun mu?
Çift sürerken Halime’nin ninesi
Heybesinden
öküz düştü, duydun mu?
(M.Ş. 16/1)
Adanalı âşıklar bazen dolaylı anlatıma
başvurarak hicvi gizlerler. Bazen tam tersi
söylerler (M.Ş. 12-13-14-15). Âşıklar
satirik üslubun en önemli araçlarından olan
abartmayı çok kullanmışlardır. Âşık tarzı
yalanlamalarda abartma ve tuhaf benzetme iç
içedir (M.Ş. 11-12-13-14).
Bir örnek verelim:
Senede kırk dönüm bostan ekerin
Benden başka kimse yemesin derin
Kavını karpızı kabuklı yerin
Acelemden
soyamayom toktur be
(M.Ş. 12/4)
Adanalı âşıkların hiciv dilleri lirik ve
epik eserlerinde kullandıkları dilden
farklıdır. Yerel ağız özellikleriyle dilde
nükte objesi yaratırlar (M.Ş.
1-2-12-13-14-15-16-17). Âşıklar mizahlarında
ironik anlatımla övgü görüntüsü altında
yererler. Âşık bazen ironiyle ince ince
kendisiyle eğlenirken yerer. Övgüyü yergi
haline getirirler (M.Ş. 5-12-13-14-15).
Mizahı sağlamak için kelimelerin
anlamlarıyla oynayıp tuhaflıkları abartıları
sıralarlar. Âşıklar mizah dilini kurarken
kelimelerin diğer anlamlarından
yararlanırlar. Övdüğü kişiyi abartılı bir
şekilde göğe çıkarırken mizahı yakalarlar
(M.Ş. 3-4-5-12-16-17). Bazen âşık bir
kelimenin uzak ya da yakın çağrışımını
kullanarak mizahı bulur. Abartılmış cehalet
ve saflıkla mizahı yakalar (M.Ş.
3-4-5-9-12-16-17).
İki örnek verelim:
Adın ney deseler bilmez şaşardım
Koşu yapsak en arkada koşardım
Ata binsem ilk adımda düşerdim
Nerde kaldı
benim hızlı gençliğim
(M.Ş. 5/2)
Kanser oldu Ankara’ya saldılar
Ölür diye ağıdını çaldılar
Böbrek ile ciğerini aldılar
Memiş gene
çekti çekti ölmedi
(M.Ş. 17/3)
Âşıklar hicivlerinde inceden inceye örülmüş
imalarla, telmihlerle hedef kişi veya
nesneyi alaya alır. Bazen âşıkların
mizahlarında gizlenmiş kendi hikâyelerini
bulur, yaşama bakış açılarını gözleriz (M.Ş.
12-13-14-15). Günümüz Adana âşıklarının
sürprize şaşırtmaya dayalı, realiteden kopuk
mizah anlayışlarının yerini yavaş yavaş
alaya alınan kişi, toplum, dünyayla alakalı
bir mizah anlayışı almağa başlamaktadır.
Adanalı âşıkların mizahi şiirleri hayatta
gizlenmiş, bireysel, toplumsal
yabancılaşmayı halkın görmesini sağlaması
açısından işlevseldir. Adanalı âşıkların
mizahi şiirlerinde bir mizahi şiirde
bulunması gereken anormal görüntü, abartı,
mantık ile toplumsal ilişki ve işlevsel
boyut vardır.
Adanalı âşıklar söylenenle, asıl söylenmek
istenenin çelişkisine dayalı üstü kapalı ya
da dolaylı olarak yergi amaçlı söz
sanatlarından biri olan istidrak sanatını
sık kullanmışlardır. Âşıklar taşlamalarında
tevriyeli ve kinayeli sözler seçerek
genellikle dolaylı anlatım kullanmışlardır.
Adanalı âşıklar şiirlerinde mizahı, edep,
incelik nükte çerçevesinde yaparlar. Halk
şiirinin yergi estetiği bu sanatlar üstüne
kurulmuştur.
5. Sonuç
Adanalı âşıkların mizahi şiirleri önceleri
genellikle felekten, kaderden yakınma
biçimindeydi. Günümüzde doğrudan kişiler ve
toplumla bağlantılıdır. Toplumun norm ve
değerlerine ters düşen kişi ve toplum mizaha
konu edilmiştir. Mizah konulu şiirleri,
bireysel taşlama, toplumsal taşlama,
atışmalarda taşlama-takılma ve
yalanlama-mübalağa şiirleri olmak üzere dört
grupta toplayabiliriz.
Adanalı âşıkların mizahları
1.
Eğlendirme,
2.
Düşündürme-Eğitme,
3.
Eleştirme
amaçlıdır. Şiirlerin kişisel, toplumsal ve
siyasal boyutu vardır. İnsan-insan,
insan-toplum ilişkilerini irdeleyen,
eleştiren boyutuyla işlevseldir. Taşlamalar
kırıcı aşağılayıcı olmayıp kızgınlık,
kırgınlık sonucu doğruyu gösterme, dikkati
konuya çekmek için söylenir. Mizahı sağlamak
için mantık ve toplumsal ilişkiyle
bağlantılı olarak abartma, anormal görüntü,
karikatürize etme, tuhaflıklar, tersine
söyleme, çift anlamlı kelimelerden vb.
yararlanırlar. İroniyle kendileriyle eğlenir
görünürken taşlarlar. Genellikle mizah son
dizede sağlanır.
Türkiye âşıklık geleneğinde mizahi şiirlerle
ilgili çalışmalar tamamlanmadığı için
Türkiye geleneğiyle Adana mizah geleneğinin
ne ölçüde birleşip ayrıldığı hakkında kesin
yargılara varamıyoruz. Bu çalışmamızı
ileride yapılacak âşıklık geleneğinde
karşılaştırmalı mizah konulu bir çalışmaya
katkıda bulunmak amacıyla hazırladık. Bu
çalışma sonrası âşıkların hangi konuda
orijinal, hangi konularda milli ve evrensel
olduğu, geleneği taşıma ve yansıtma
yüzdeleri ortala çıkacaktır. Kültürel
değişim ve gelişim bakış açısıyla sistematik
üslup-içerik incelemesi ve tahlili
yapılmadan çözümlemeye ve anlamaya çalışan
bir yöntemle yapılacak çalışmaların eksik
kalacağı düşüncesini taşıyoruz.
Bireysel Taşlama Örnekleri
a)
Taşlama
(M.Ş. 1)
Gerdan kır deseler çok halt işlersin
Vay bire omuzu palanlı Bekir
İçi geçmiş kavakları dişlersin
Boynu örmeli beli kolanlı Bekir
Su olsan engine akmayı bilmen
İğneyi ipliği takmayı bilmen
Oturmayı bilmen, kalkmayı bilmen
Ne desem falanlı filanlı Bekir
Güneş balçık ile sıvamaz imiş
Namert mert olana güvenmez imiş
Âşık İmami’yi beğenmez imiş
Boşboğaz sözleri yalanlı Bekir
Âşık İmami
b)
Muhtar Emmi
(M.Ş. 2)
Bu sene erken tutulduk
Karakışa muhtar emmi
Nasıl oldu da satıldık
Üçe beşe muhtar emmi
Köyümün malı ganimet
Çalan diyor velinimet
Han hırsızlara emanet
Bak şu işe muhtar emmi
Kendime geçmiyor sözüm
Benden şikayetçi sazım
Tutmaz oldu iki dizim
Koşa koşa muhtar emmi
Akçay der ki derde düştük
Bal yerine zehir içtik
Pişmanız ya bizler seçtik
Seni başa muhtar emmi
Âşık Akçay
Hasan Emmi
(M.Ş. 3)
Bu ne biçim uyumaktır
Uyan Hasan Emmi uyan
Sana ne yapsalar haktır
Uyan Hasan Emmi uyan
El yedikçe sen bakarsın
Açlıktan ağzın kokarsın
Bir gün yatağın yakarsın
Uyan Hasan Emmi Uyan
Pencereden hırsız daldı
Tehlike kapını çaldı
Zaten ölmene az kaldı
Uyan Hasan Emmi uyan
Ölü müsün hasta mısın?
Beyinsizmiş kafatasın
Elli yıldır uykudasın
Uyan Hasan Emmi uyan.
Hacım Hak bizi kayırsın
Şeytan şerrinden ayırsın
Mezarda bol bol uyursun
Uyan Hasan Emmi uyan
Âşık Hacı Karakılçık
c.
Güleç Hacı
(M.Ş. 4)
Bizim köyden Güleç Hacı
Hem geveze hem dalgacı
Çekirdekten palavracı
Çok konuşur bilmiş gibi
Güleç Hacı, Güleç Hacı
Hem dalkavuk, hem de yağcı
Şeytana pabuç giydirir
Tilki gibi numaracı
Köy sallanır güldüğünde
Cin çarpılır değdiğinde
Beleş sofra gördüğünde
Yumuluyor ölmüş gibi
Yüzünde kalmamış perde
Köçek olur düğünlerde
Güler oturur olmaz yerde
Sanki bir şey görmüş gibi
Uyur gezer hayal kurar
Ölüden avanta umar
Gözü fener gibi yanar
Karanlıkta kalmış gibi
Kul Mahmud’um sözüm ona
Şöyle bir baktım boyuna
Dağda kurt olur koyuna
Para verip almış gibi
Âşık Kul Mahmut
Toplumsal Taşlama Örnekleri
a)
Hızlı
Gençliğim
(M.Ş. 5)
Gene eski günner aklıma düştü
Nerde kaldı benim hızlı gençliğim
Bir şey anlamadım ne çabuk geçti
Nerde kaldı benim hızlı gençliğim
Adın ney deseler bilmez şaşardım
Koşu yapsak en arkada koşardım
Ata binsem ilk adımda düşerdim
Nerde kaldı benim hızlı gençliğim
Hele çok korkardım yağmur yağmadan
Evden çıkamazdım güneş doğmadan
Sabah kalkamazdım anam dögmeden
Nerde kaldı benim hızlı gençliğim
Uzaklaşmaz hep yakında gezerdim
Güçlü idim domatisi ezerdim
Diz boyu göl bulsam iyi yüzerdim
Nerde kaldı benim hızlı gençliğim
Rüyamda kendimi dev gibi gördüm
Bir tenha bulursam cesurum derdim
Gördüğüme çatar çok sopa yerdim
Nerde kaldı benim hızlı gençliğim
Cuma gün kalkardım Pazar gün yatsam
Dokuzu yiterdi on keçi gütsem
Kuşluk kovalardı bir işe gitsem
Nerde kaldı benim hızlı gençliğim
Bitti Kara Mehmet arzum muradım
Ömrüm geldi geçti neye yaradım
Geri gelmez o günleri aradım
Nerde kaldı benim hızlı gençliğim
Âşık Kara Mehmet
b)
Taşlama
(M.Ş. 6)
Popçu cebini doldurdu
Altın Koza Festivali
Tam Mirkelam’a yaradı
Altın Koza Festivali
Seni kınarım her yerde
Kültürü düşürdün derde
Hani âşıklar nerede
Altın Koza Festivali
Âşık Eseri
(1995)
c)
Zamcı Dayı
(M.Ş. 7)
Sabreyledik gık demedik
Etli sütlü istemedik
Arada bir çay içerdik
O
da gitti zamcı dayı
Bari ekmeği kaldırma
Yanık yüreği deldirme
Bizi büsbütün öldürme
Cana yetti zamcı dayı
Bu diyardan da gidemem
Bu deveyi de güdemem
Böylece geçim edemem
Aklım gitti zamcı dayı
Âşık Fidani
d)
Taşlama
(M.Ş. 8)
Dinleyin dostlarım başa geleni
Ekmek çama çıktı tuz firar etti
Artık siz düşünün geri kalanı
Çoğu bekliyorduk az firar etti
Bulgur pilavına ediyok niyaz
Yanında bulursak iki baş piyaz
Ağustos ayında her taraf ayaz
Kışa yakalandık yaz firar etti
Bir pabucum var dabanı delik
Avara geziyom yoktur metelik
Çoluk çocuk çıplak kaldı üstelik
Kumaş kayıp oldu bez firar etti
Bu kadar yapmadı bundan evvelki
Kurbandan kurbana et yeriz belki
Kümese dadandı kurnaz bir tilki
Tavuklar tükendi kaz firar etti
Geçen gece rüyamda gördüm parayı
Uyku arasında attım narayı
Garip Kaçıran’la açtı arayı
Perdeler bozuldu saz firar etti
Âşık Hüseyin Kaçıran