Çocukluğumda
Adana sokaklarında saklambaç oynarken kullandığımız iki
sözcük hep dikkatimi çekerdi. Saklambaç oyununda ebe, duvara
yüzünü dönerek gözlerini kapatır ve saymaya başlardı.
Çoğunlukla elliye kadar sayılırdı. Ebe sayma işlemini "...
kırk yedi, kırk sekiz, kırk dokuz, elli..." diye
tamamladıktan sonra "Önüm arkam, sağım solum sobe!" der ve
"Önde turna!" diyerek gözlerini açardı. Önde turna...
Çocukluğumda bir türlü bu sözlere bir anlam veremezdim.
Saklambaç oyununda turnanın ne işi vardı, önde turna ne
demekti? Bu sözcüklerin anlamını yıllar sonra çözdüm.
Fransızca un deux trois 'bir, iki, üç' sözcükleri Adana
çocuk ağzında önde turna haline gelmişti.
Dedem yazıya gider, kölgede dinlenir, suda çimer, hamamda
hapbap ile dolaşır, kurnadan yunar, yunduktan sonra da tülü
ile kurulanırdı. Bir gün ninem pencerenin aralığından kedi
yavrusu içeri girdiğinde "Takanın gındırığından manıh
dikildi!" diye bağırmıştı. Yaramazlık yapanlara tevge der,
çok kızdığına da soykası çıhasıca diye ilenirdi. Suyumuzu
bodiç-ten içer, evimizin haftalık yiyeceğini siptilliden
alır, yazın damda cibindirikte yatardık. Evimizde rendenin
adı iliştir, elbisenin adı ise giyesi idi. Örtündüğümüz
yorganın dikilmesi işine sırımak, sınnmış yorgana da sırıkh
yorgan denirdi. Kolu kırılan, kolu çıkan sınıkçıya
götürülürdü. Babamın çiftçilik yaptığı yıllarda yaz tatilimi
köyümüzde geçirirdim. Burada da sözcükleriyle farklı bir
dünya karşıma çıkardı: Çiftliğin alışverişini yapan ve
çalışanlara yemek pişirene babam evdeci derdi. Evdecinin
yemek yaptığı yerin adı ise babamın dilinde aşkana idi.
Tarlada kazma dövenlere, pamuk toplayanlara ırgat,
ır-gatlarm başına elci, tarlanın sınırlarını belirleyen
hendeklere him denirdi.Ve tabiî sokaklarda, mahalle
aralarında, maçlarda duyduğum yakası bağrı açılmadık, gün
yüzü görmedik Adana küfürleri... Adana kabadayılarının
feriş-tahlı, ciğerimli, bitirim ağzı konuşmaları...
Sıcakların hüküm sürdüğü, rüzgârsızlıktan yaprakların bile
kımıldamadığı yaz gecelerinde uzaktan yankılanan kabadayı
naraları ve çoğu zaman ardından gelen tabanca takırtıları...
Öte yanda yazın Toros Dağlarında yaylaya çıktığımızda
dağlarda yaşayan Yörüklerin konuşmaları, kullandıkları
sözcükler. Şehirde ise Adanalı soylu ai lelerin Adana
ağızlarından damıtılmış, ölçünlü (standart) Türkçeye
yaklaştırılmış söz varlığı...
Soğuk kış gecelerinde anneannemin ağzından dinlediğim
Şahmeran, Lokman Hekim, Köroğlu hikâyelerinin, Adana
efsanelerinin, Adana masallarının beni içine çekiveren
konuları ve büyülü söz varlığı... Dedemden, babamdan ve
köyümüzdeki, ma-hallemdeki yaşlılardan dinlediğim
menkıbelerin Adana ağızlarından sözcüklerin de yer aldığı
söz varlığı...
Adana mutfağından yemek adlarının söz varlığı da dikkat
çekici... İçli köftenin eklenmesiyle yapılan analı kızlı,
kuşbaşı için kullanılan tike kebabı, mercimek çorbaları
mahluta ve mırmırik, tutmaç, dul ar-vat çorbası, setikli
ekmeği veya yuka (<yufka), sini köftesi, çintme ~ çütme,
silkme... Ve yaz günlerinin değişmez tatlısı bici bici ve
garsambaç...
Sözcüklerdeki ses değişmelerinin yanı sıra bu zengin söz
varlığı çocukluğumda dikkatimi çekiyordu (elbette bu
sözcüklerin bir bölümü Adana'dan başka bölgelerin
ağızlarında da kullanılmaktadır). Bu sözcükleri genel
Türkçenin söz varlığı içerisinde bulamıyordum. Radyoda
dinlediğim programlarda bu sözcükleri duymuyor, okuduğum
kitaplarda gazetelerde bu sözcükleri görmüyordum. Adana
Türkçesinin söz varlığı ve genel anlamda Türkçe, dil bilgisi
beni kendisine doğru çekiyordu. Bu ilgi ve merak beni yüksek
öğrenim hayatımda da dil çalışmalarına yöneltecekti.
Türk dili üzerine çalışmaya başlayınca bana çocukken yabancı
gelen bu sözcüklerin bir bölümünün Türkçenin tarihî
dönemlerinin söz varlığında bulunan sözcükler olduğunu, bir
bölümünün Adana ağzında değişikliğe uğrayan alıntı sözcükler
olduğunu öğrenecektim. Ölçünlü dildeki sözcüklerle birlikte
bu ilgi çekici sözcükler Adana ağızlarının söz varlığını
oluşturuyordu.
Peki nedir söz varlığı? Söz varlığı, en kısa tanımıyla
kültürün aynasıdır. Bir toplumun yaşayışına, yaşayış
şekline, hayata bakış tarzına, maddî ve manevî değerlerine,
inançlarına kısacası kültürüne ilişkin ilk bilgileri söz
varlığından elde edebiliriz. Söz varlığı toplumun konuştuğu
dilin sözcüklerini, deyimlerini, hazır söz kalıplarını,
atasözlerini kapsar. Bir dilin söz varlığı, aynı zamanda o
dili konuşan toplumun kavramlar dünyası, dünya görüşünün bir
kesitidir (Aksan 1996: 7). .
Bir toplumun yaşama tarzının yanı sıra, hangi uluslarla ne
ölçüde ilişkiler kurmuş olduğu, nelere değer ve önem
verdiği, nükteye olan eğilimi söz varlığının incelenmesiyle
ortaya konulabilir. Her dili konuşan toplum, çevresini,
çevresindeki olayları, gerçekleri kendisine göre algılamakta
ve anlamakta, ana dilinde oluşmuş kavramlarla anlatmaktadır.
Kısacası söz varlığı, dünyayı kendi dil penceresinden
görmek, anlamak, yorumlamak, ve anlatmaktır (Aksan 1996:8).
Yazı dilinin söz varlığının yanı sıra bölge ağızlarının söz
varlığı da üzerinde durulması gerekir. Bölge ağızlarının söz
varlığı içerisinde genel yazı dilinde bulunmayan sözcükler
yaşayabilir. Dilin tarihî gelişmesi sırasında kullanıştan
düşen sözcüklerin çoğu kez bölge ağızlarında yaşadığı
görülür. Ölçünlü dilde yaşanan ses değişmeleri bölge
ağızlarına yansımayabilir. Bu durumda ağızlarda kimi kez
sözcükler ses yapısı bakımından eski biçimlerini koruyarak
da varlığını sürdürebilir.
Günümüzde ölçünlü Türkiye Türkçesinde bulunmayan binlerce
kavram, Türkiye'nin değişik yörelerinde konuşulan ağızlarda
karşımıza çıkar. Bunların çoğu Anadolu halkının yaşamında
önemli bir yer tutan tarımcılık, hayvancılıkla ilgili,
değişik yörelerde yaşayan gelenek ve görenekleri, doğa ve
iklim olaylarını, yörelere özgü araç ve gereçleri yansıtan
sözcüklerdir (Aksan 1996: 9).
Her bölge ağzının olduğu gibi Adana ağızlarının da ilgi
çekici bir söz varlığı vardır.
Hiç şüphesiz bu söz varlığının ana katmanını Türkçe kökenli
sözcükler oluşturur. Her dilde, her ağızda olduğu gibi Adana
ağızlarında da alıntı sözcükler bulunur. Alıntı sözcüklerin
kaynağı genellikle Arapça, Farsçadır. Daha az olmakla
birlikte Fransızca, Rumca, Ermenice, Rusça, İngilizce gibi
çeşitli dillerden de alıntı sözcükler söz varlığında
bulunmaktadır. Bu sözcüklerin büyük bir bölümü ölçünlü dilde
de bulunmaktadır. Ancak ölçünlü dilde bulunmayan alıntı
sözcüklerin varlığı da söz konusudur.
Bu sözcükler içerisinde bugün ölçünlü dilde kullanılmayan
ancak Türkçenin tarihî dönemlerinde kullanılmış arkaik
sözcükler dikkati çekmektedir. Dışarıdan bir kimsenin
kolayca anlayamayacağı bu sözcüklerin kaynağını Eski Türkçe
(VII.-XIII. yüzyıllar), Eski Anadolu Türkçesi (XIII.-XV.
yüzyıllar) gibi Türk yazı dilinin çeşitli tarihî
dönemlerinde bulmaktayız.
Baycıktan gomşunun gizim gördüm 'Az önce komşunun kızını
gördüm' cümlesinde 'deminki, az önceki' anlamlarında
kullanılan bayaktan ~ bayahtan 'az önce, biraz önce', 'az
önceki' anlamında kullanılan bay,ki, sözcüklerinin kökünü
Türk yazı dilinin tarihî dönemlerinde bulmaktayız:
Eayakı beş ujak Az önceki beş harf (Eski Uygur Türkçesi -
TT, V/8)
Baya keldim Az önce geldim' (Karahanlı Türkçesi - DLT, I, s.
37)
Adana ağızlarında böbü ~ böğü şeklinde kullanılan sözcük,
'zehirli ve büyük örümcek' anlamındadır. Bu sözcüğü Kâşgarlı
Mahmud'un ünlü eseri Divânu Lu-gat-it-Türk'te boğ olarak
görüyoruz. Kâşgarlı bu sözcüğün anlamını 'bir çeşit örümcek'
olarak vermektedir (DLT, III, s. 131).
XIV. yüzyıl metinlerinden Yadigâr-ı îbn Şerifte sözcük boy
şeklinde geçmektedir: Yılan sokdugına ve akreb sokdugına ve
boy sokdugına faide ide. (YİŞ, 114-2)
XVII. yüzyıl metinlerinden Camiü'l-Faris'te ise sözcük bö
olarak yer almaktadır: Bö didükleri agulu böcek ki Arabca
rüteylâ ve rüteyded dirler. (CF, 51-2)
Bu sözcüğün kökünün böcek sözcüğünün kökü ile birleştiğini
sanıyoruz.
Adana ağızlarında 'yüzmek' anlamında kullanılan çimmek sözü
eski Uygur Türkçesi metinlerinde çöm-mek şeklinde ve
'yüzmek, suya dalmak, suda batmak' anlamlarındadır. Divânu
Lugat-it-Türk'te çömmek şeklinde ve 'yüzmek' anlamında geçen
şekil muhtemelen çimmek fiilinin eski şeklidir: Suıvka
çömgen er. 'Suda yüzen adam' (DLT, I, s. 401)
Evliya Çelebi'nin ünlü Seyahatnamesi'nde ise sözcük çimmek
şeklindedir: Bunda dahi cümle dilberan mah-ı temmuzda
deryada çimerler. (ECS, s.477)
Kırık ve çıkık tedavisi yapan halk hekimleri Anadolu'da
başka yöre ağızlarında olduğu gibi Adana ağızlarında da
sınıkçı olarak adlandırılır. Bu sözcüğün kökü olan sımak
sözcüğünü biz ilk yazılı kaynaklarımız olan Orhon
Yazıtlarında (VIII. yüzyıl) buluruz:
Menin sabimin sımadı. 'Benim sözümü kırmadı' (OA, s. 6-7)
Ol tegdükde Bayırkunun ak adgıng udlukın sıyu urtı. 'O hücum
ettiğinde Bayırku'nun ak aygırını, uyluğunu kırarak
vurdular.' (OA, s. 22-23)
XIV yüzyıl Anadolu Türkçesi metinlerinden Tebare-ke
Te/sin'nde sımak sözü yine kırmak anlamındadır:
Urdılar, ayağın sıdılar. 'Vurdular, ayağını kırdılar.' (TT,
12/2)
Sınıkçı sözcüğünün yapısı <sı-n-ı-k+çı şeklindedir. Bu
sözcüğün gövdesi olan sınık sözcüğünü Eski Anadolu Türkçesi
metinlerinde smuk ~ sınuh şeklinde görmekteyiz:
Elindeki sünüsi smuk oğlan... 'Elindeki mızrağı kırık
oğlan...' (DK, 247)
Sözcüğün Adana ağızlarında bir deyimde de saklandığını
görürüz. Girip sırmak şeklindeki deyim (sarmak sözcüğünden
ses değişmesi yoluyla oluşma-mışsa) elde avuçta olanı satıp
savarak bir işi gerçekleştirmek anlamındadır: Girip sınp
oğlanı everdik. 'Elde olanı satıp oğlanı evlendirdik.'
Kâşgarlı'nın eserinde 'sık dikişle dikmek' anlamında geçen
sırımak sözcüğü (DLT, III, s. 262) Eski Anadolu Türkçesinde
'sağlamca dikmek' anlamını da kazanmıştır. Bugün Adana
ağızlarında sırımak sözcüğü sadece yorgan dikmek anlamında
kullanılmaktadır.
Adana ağızlarında 'ova; tarla' anlamlarında kullanılmakta
olan yazı sözcüğünü de ilk yazılı kaynaklarımız olan Orhon
Yazıtlarında buluruz. Orhon Yazıtlarında yazı 'ova'
anlamındadır:
İlgerü Şantun yazıka tegi süledim. 'Doğuda Şan-tung ovasına
kadar ordu sevk ettim.' (OA, 2-3)
Anadolu sahasında da bu sözcüğün pek çok eserde geçtiğine
tanık oluruz. XIII. yüzyılda Yunus Emre bir şiirinde şöyle
diyor:
Dağ u yazı kamu gulgule doldı
Kime cennet kime arasat oldı.
'Dağ ve ova gürültüyle doldu, kimisi cennete, kimisi arasata
gitti.' (YED, 14)
Adana ağızlarında yumuş 'hizmet', yumuş uşağı 'hizmetçi'
anlamlarında kullanılan sözcüklerdir. Bu sözcüğe de
Türkçenin tarihî dönemlerinde aynı anlamda rastlamaktayız.
Kâşgarlı'nın ünlü sözlüğünde 'elçi' anlamı da verilmiştir:
Ol yumuşka birtem bardı. 'O -sanki hiç dönmeyecek gibi- uzun
bir müddet elçiliğe gitti.' (DLT, c. I, s.484). Eski Anadolu
Türkçesi metinlerinde de yumuş 'iş, hizmet, ödev, vazife'
anlamlarında kullanılmıştır:
Olar Mm alalar can yamasında... 'Onlar ki can hizmetinde
olurlar...' (YED, 41)
Adana ağızlarında kullanılmakta olan çiğit 'pamuk çekirdeği'
sözcüğünü Divânu Lûgât-it-Türk'te de bulmaktayız. Kâşgarlı
Mahmud, bu sözcüğü Ar-gu Türklerinin kullandığını
belirtmiştir (DLT, I, s. 356).
Pek çok bölge ağzında olduğu gibi Adana ağızlarında da
'geçen yıl' anlamında kullanılan bildir ~ bıldır da Eski
Anadolu Türkçesinde bıldır ~ bıldur şekillerinde ve aynı
anlamda kullanılmıştır (TTS, I, s.538).
İnsanları düğüne davet etmek için gönderilen armağan Adana
ağızlarında okuntu olarak adlandırılır. Bu sözcüğün kökenini
de Türk yazı dilinin derinliklerinde buluruz. Eski Türkçe ve
Eski Anadolu Türkçesi dönemlerinde okımak şeklindeki bu
sözcük 'çağırmak, yüksek sesle çağırmak' anlamındadır.
Davetiye işlevindeki bu armağan, insanları düğüne çağırmak
işlevini görmektedir.
'Bez' anlamındaki çapıt ~ çaput sözcüğü ise eski Türkçe
metinlerinde çap-gut şeklinde karşımıza çıkar. Eski
Türk-çedeki çap- fiilinden türediği sanılan (EDPT, s. 396)
çapgut sözü için Kâşgar-lı Mahmut bez, şilte anlamını verir
(DLT. I, s. 451).
Taş dibek Adana ağızlarında soku olarak adlandırılır. Bu
sözcük 'dövmek' anlamındaki eski bir sözcük olan sok-'tan
gelişmiştir. Çağdaş Türk lehçelerinde bu kökün 'dövmek'
anlamında saklandığını biliyoruz (Eren 1999: 373).
Adana Türkçesinde tabu sözcükler de dikkati çeker. Ürkütücü
varlıkların, vahşi veya tiksindirici hayvanların adlarının
anılmasıyla onların çağrılmış olacağı şeklindeki çok bir
eski inanış halâ halk arasında yaşamaktadır. Belâ sözcüğünün
anılmasıyla yedi mahalleye belâ geleceğine inanılır. Bu
yüzden bdâ sözünü anmak, bdâ okumak hoş karşılanmaz. Yine
Kozan ağzında domuz için dağda gezen sözü kullanılır
(Tam-doğan-Yiğenoğlu, 90).
Ağızların söz varlığı üzerine yapılacak çalışmalarda
dilimizin söz varlığına Türkçe kökenli yeni sözcükler
kazandırmak mümkün olabilir. Bu yönden ağızların söz varlığı
önem taşımaktadır. Söz gelimi ölçünlü Türkiye Türkçesinde
plaj sözcüğünün yerini Adana ağızlarında kullanılan ve bu
yazıda değinilen çimmek fiilinden türetilmiş çimek sözcüğü
alabilir. Nitekim bu sözcük Kozan ağzında kullanılmaktadır
(Tamdoğan-Yiğenoğlu, 87).
Adana ağızlarındaki Türkçe kökenli sözcüklerin bir başka
dikkat çekici boyutu Anadolu ağızlarının Türk lehçeleri ile
ilgisini, bağlantısını ortaya koymasıdır. Sadece bu yazıda
söz konusu edilen sözcükler ele alındığında bile ölçünlü
Türkiye Türkçesinde kullanılmayan Türkçe kökenli sözcüklerin
çağdaş Türk lehçelerinde kullanıldığı görülür: Yukarıda
değinilen sözcüklerden bıldır, cibin, çiğit, sın-, sınık,
tike, yazı, yu-, yumuş sözcükleri bugün Kafkasya'da,
Türkistan'da hatta Sibirya'da yaşayan Türk halklarının söz
varlığında, küçük ses değişiklikleriyle de olsa, canlı bir
şekilde yaşamaktadır. Bu durum, Türk lehçeleri arasındaki
karşılaştırmalı çalışmalarda Anadolu ağızlarının ses
bilgisi, şekil bilgisi, söz dizimi, anlam bilgisi ve söz
varlığının da dikkate alınması gerektiğini ortaya
koymaktadır.
Söz varlığı içerisinde hiç şüphesiz alıntı sözcükler de
vardır. Coğrafî yakınlık sebebiyle Arapça sözcükler Adana
ağızlarında alıntı sözcükler arasında dikkati çeker. Bu gün
ölçünlü dilde kullanılmayan 'deve veya katırın sırtına
konulan ve iki kişinin oturabileceği büyüklükteki sepet'
anlamındaki Arapça mihaffe ~ mahaffe sözcüğü, Adana'da bir
semt adında (Mahfesığmaz) yaşamaktadır. Adana ağzında çoğu
kez Maffassığmaz olarak söylenen bu semtin adı, eskiden
burasının ormanlık ve çalılık olmasından kaynaklanmaktadır.
Sık çalıların arasından deve, katır geçebilirmiş ama
üstlerindeki mahfe geçemez-miş. Bu yüzden bu semtin adı
Mahfesığmaz olarak kalmıştır.
Güney Adana'daki Kanara semti de adını buradaki mezbahadan
almıştır. Arapça kınnâre 'kesim evi, mezbaha' sözcüğü pek
çok bölge ağzında olduğu gibi Adana ağızlarında da kanara
halini almıştır.
Çeyrek, dörtte bir anlamındaki urup sözcüğü bir Arapça
alıntıdır. Arapça rub' 'dörtte bir, çeyrek' anlamındaki
sözcüğün ön sesinde türeme ünlü türemesi olmuştur. Türk-çede
ön seste /r/ bulunmadığı için bu şekildeki ünlü türemesi
olayı (irezil, Iramazan vb...) diğer bölge ağızlarında
olduğu gibi Adana ağızlarında da yaygındır.
essah, esahtan ~ essahtan ~ esat-tan şekillerinde kullanılan
'gerçek mi, gerçekten mi, doğru mu' anlamlarındaki sözcük,
Arapça 'en doğru, daha doğru' anlamında kullanılan
esahh'tır.
Adana ağızlarının söz varlığındaki deppe sözcüğü 'bakırdan
yapılmış, kulplu, ağzı kapaklı güğüm' anlamındadır. Bu
sözcük de Arapça dabba sözcüğünden gelmektedir (Eren 1999:
106).
Düğünlerde davulcunun çeşitli oyunlar oynadıktan sonra
düğüne katılanlardan para toplaması Adana ağızlarında saba ~
şabe olarak adlandırılır. Bu sözcük ise Farsçadaki şâbâş
sözcüğünden gelmektedir. Farsçada 'aferin' anlamında
kullanılan sözcük, para verenlerin davulcuyu takdir etmeleri
sonucu söylediği bir ünlem iken zamanla davulcuya verilen
para anlamını almıştır.
Dulda, diğer bölge ağızlarında olduğu gibi Adana ağızlarında
da 'kuytu yer, sığınılacak gizli yer' anlamındadır. Bu
sözcük ise Moğolca alıntıdır. Sözcük Moğolcada dalda
şeklindedir ve 'örtülü, gizli, saklı' anlamlarındadır.
Adana ağızlarında 'taranmış, temizlenmiş ve eğrilmeğe hazır
hale getirilmiş yün veya pamuk yumağı' bedirik ~ bedrik
olarak adlandırılır. Eski kaynaklarda bedrük ~ bedrik
şekillerinde geçen sözcük Ermenice-den bir alıntıdır (Eren
1999: 46). Ermenice patruyk sözcüğü ağızlarımıza bedirik ~
bedrik şekillerinde geçmiştir.
'Dert, keder, hastalık' anlamındaki çor sözcüğü de Adana
ağızlarındaki Ermenice alıntılardan bir başka-sıdır. Sözcük
Ermenicede c'of şeklinde ve 'üşütme; hayvan veya bitki
hastalığı' anlamlarındadır (Eren 1999: 98).
Ergenlik sivilceleriyle yüzünde yumrular oluşmuş kişilere
Adana ağızlarında yüzü fiskıl fıskıl (fiskilfis-kil) olmuş
denir. Bu sözde geçen fıskıl ffîskil) sözcüğü ise Rumca
cpovoKa 'sivilce, kabarcık, yanık kabarcığı; içi su dolu
kabarcık' anlamındaki sözcükten gelmektedir (Eren 1999:
145-146). 'Taranmış keten veya kendir' anlamındaki üskül ~
üsgül sözcüğü de Adana ağızlarındaki Rumca bir kalıntıdır.
Rumca OKovhi 'kendir' sözcüğü ön seste /ü/ türemesi ile
ağızlarımıza geçmiştir (Eren 1999: 428). Bu sözcüğün
Adana'da özel ad olarak kullanımına da tanık oluruz.
Söz varlığı içerisinde deyimler de üzerinde durulması
gereken öğelerdendir. Deyimler, dili konuşan toplumun
anlatımdaki gücünü ve başarısını, benzetmeye, nükteye olan
eğilimini ortaya koyar. Deyimler kimi zaman yüzyıllar
boyunca değişmeden, kimi zaman sözcüklerinde değişmeler
yaşayarak günümüze gelir (Aksan 1996: 31).
Adana Türkçesindeki deyimlere birkaç örnek vermek istiyoruz:
Zamanın kısalığı karşısında yapılması gereken işlerin
çokluğunu ifade etmek için akşam yakın yol ırak (BAAD 1996:
223) deyimine başvurulur.
Yaptığı kötü işlerden sonra iyi görünmeğe kalkanlar için
armudu taşladın, elmayı taşladın da lâilahe ülallaha mı
başladın? (BAAD 1996: 235) denir.
Bakmaz kıçının samsağına, çıkar dağın yükseğine (BAAD 1996:
247) sözü ise durumuna bakmadan boyundan büyük işlere
kalkışanlara söylenir.
Uğursuz, kademsiz sayılan kişiler için ise basmadığı yerde
kaldı bereket (BAAD 1996: 248) veya maşallah dediği yedi gün
yaşıyor deyimleri kullanılır.
Atasözleri ise Adanalının yaşam deneyimi ile yüklüdür. Her
söz büyük bir anlam içerir.
Ağacın çürüğü özünden olur (BAAD 1996: 30) bir insandaki
kötülüğün soydan geldiğini anlatır.
Yine şapı kaynatırsan olur mu şeker cinsini s..tiğim cinsine
çeker sözü de aynı anlamdadır. Al gördüğün kızını tuttur
dolam dolam; al görmediğin kızını tuttur dolam dolam (BAAD
1996: 39) şeklindeki söz de yakın anlamdadır.
Tarımın, hayvancılığın, avcılığın yaygın olduğu Adana'da bu
yaşam biçiminden kaynaklanan ve gündelik hayata çeşitli
örnekler getiren çok sayıda atasözü vardır:
Alma ah, satma kın, yağızın binde biri, ille doru, ille doru
(BAAD 1996: 40)
Arap at kıl çulun içinde de belli olur (BAAD 1996: 44) sözü
de soylu olanın her yerde kendisini belli edeceğini
vurgular. Kör ineğin kör buzağısı olmaz ya, deli ineğin deli
buzağısı olur (BAAD 1996: 166) sözü de huyun, deliliğin
kalıtsal olabileceğini anlatır.
Atımına gelmez domuz olmaz (BAAD 1996: 49) sözü, ne kadar
güçlü ve dikkatli olursa olsun herkesin tuzağa düşebileceği,
ele geçebileceği belirtilir.
Yoluna koyulmuş bir işe karışılmaması gerektiği çatılı
öküzün arasına girme (BAAD 1996: 78) sözüyle anlatılır.
El oğlu oğul olmaz, çam ağacı ağıl olmaz (BAAD 1996: 107)
sözüyle çam ağacından ağıl yapılamayacağı gibi, başkasının
oğlu da gerçek oğul gibi olamayacağı düşüncesi verilir.
Dağda atı olan evde yorulmaz (BAAD 1996: 84) sözüyle
gündelik yaşamda atın gerekliliği vurgulanır.
Mertliğe, delikanlılığa önem veren Adanalının bu konuda
söylenmiş pek çok sözü vardır:
Dostun belâsı düşmanınkinden üstün (BAAD 1996: 92) sözü ile
dostun vereceği zarar anlatılmıştır.
Dost sekiz, düşman dokuz (BAAD 1996: 97) sözü insanın ne
kadar dostu varsa ondan fazla düşmanı olabileceğini
hatırlatır.
Doğa olaylarıyla gündelik yaşama örnek oluşturan atasözleri
de dikkati çeker:
Dumanlı havanın gümenli güneşi olur (BAAD 1996: 99)
Yaz yağmuru bahtı barındırır. (YA, I, s. 145)
Adana ağızlarında ünlemler, hazır söz kalıpları, alkışlar da
dikkat çekicidir.
Dede Korkut Kitabında hayret, şaşma ifade eden boy
şeklindeki ünlem bugün Adana ağızlarında iki ünlemin
birleşmesiyle abov (<a boy !) şeklinde kullanılır. Dede
Korkut Kitabında iki yerde bu ünlemin geçtiğine tanık
oluruz:
Kısırca Yinge boy bu zaval gelecek delü beni gör-miş gibi
söyler didi, vardı yirinde oturdı. (DKK I, 146)
Boğazca Fatma aydur: Boy delü boğma çıkaracak olanca
aybumuzı kakdı... (DKK I, 147)
Bu cümlelerde boy ünlemi 'boooy!, eyvah!' anlamındadır. (DKK
II, 56)
Adana ağızlarında hayret ifade eden bir başka ünlem ise
abari ~ abaru şeklindedir. Yüksekten bir yere, suya atlarken
çıkarılan ünlem ise dello'dur. Seslenmelerde cinsiyete, yaşa
göre gardaş, ciğerim, yeğenim, emmoğlu, kele bacım, bre
babam gibi sözcükler kullanılır. Alkışlardan en sık
kullanılanları gadasını aldığım, ocağı yanasıca'dır.
Kargışlar ise adı batasıca, soykası çıkasıca, Allah canını
alsın, bulutsuz günde başına yıldırımlar düşsün
şekillerin-dedir.
Hiç şüphesiz Adana ağzının söz varlığı burada değinilenden
çok fazla sayıda sözcük, deyim, atasözü içermektedir. Bu
ayrı bir araştırma ve incelemeyi gerektirmektedir. Bu
yazımızda, Adana ağzının söz varlığı konusunda genel bir
düşünce verilmeğe çalışılmıştır.
KISALTMALAR VE KAYNAKÇA
AKSAN Aksan, Doğan (1996), Türkçenin Sözvarhğt, Engin
Yayınevi, Ankara
BAAD Türk Dil Kurumu (1996), Bölge Ağızlarında Atasözleri
ı>e Deyimler, Ankara
CF Camiü'l-Faris [Örnekler TDK (1963), Tarama Sözlüğü'nden
alınmıştır]
DKK I Ergin Muharrem (1994), Dede Korkut Kitabı I, TDK
yayını, Ankara
DKK II Ergin Muharrem (1997), Dede Korkut Kitabı II, TDK
yayını, Ankara
DLT Atalay Besim (çev.) (1985), Divanü Lugat-it-Türk
Tercümesi,
TDK Yayını, Ankara
ECS Evliya Çelebi Seyahatnamesi [Örnekler TDK (1963), Tarama
Sözlüğünden alınmıştır]
EDPT Clauson, Sir Gerard (1972), An Etymological Dictionary
ofPre-Thirteenth-Century Turkish, Oxford
EREN Eren, Hasan (1999), Türkçenin Etimolojik Sözlüğü,
Ankara
TAMDOĞAN-YİĞENOĞLU, Tamdoğan, Pekşen-Çetin Yiğenoğlu,
Kozanca-Kozan Ağzı Üzerine Bir İnceleme, Yeksav Yayınları
TT Bang, W. Gabain, A. von (1931), Analytischer Indejc zu
den
Fünf Ersten Stücken der Türkischen Turfan-Terte, Berlin
YA Anadolu Yayıncılık (1981), Yurt Ansiklopedisi, C. I,
İstanbul
YlŞ Yadigâr-ı Ibn Şerif [Örnekler TDK (1963), Tarama
Sözlüğü'n-
den alınmıştır]