Türk
tarihinin ve Türk kültürünün önde gelen simaları yüzyıllar
geçse bile milletimizin gönül dünyasında yaşamağa devam
ederler. Dede Korkut’tan Nasrettin Hoca’ya, Hoca Ahmet
Yesevî’den Yunus Emre'ye, Oğuz Kağan’dan Fatih Sultan
Mehmet’e, Kanuni Sultan Süleyman’dan Gazi Mustafa Kemâl
Atatürk’e kadar adları ciltlere sığamayacak kadar çok olan
devlet ve kültür adamlarımız sadece yaşadıkları coğrafya
parçasında değil, bütün Türk dünyasının gönlünde yaşamakta ve
saygıyla anılmaktadır.
Bu
şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk'tur. Ölümünün üzerinden
yüzyıllar geçmesine rağmen Sarı Saltuk hâlâ Anadolu, Rumeli ve
Balkan Türklerinin günlünde ve hafızasında yaşamaktadır. En
doğuda Diyarbakır ve Tunceli'den başlayıp Bor, İznik,
İstanbul'dan Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk, Makedonya,
Bosna Hersek'e kadar uzanan çizgide bulunan Sarı Saltuk'a ait
türbe ve makamların büyük bir saygıyla ziyaret edilmesi,
menkıbelerin anlatılması Sarı Saltuk'un hatırasının canlı bir
şekilde yaşamakta olduğunun birer delilidir. Sadece Müslüman
Türkler arasında değil Ortodoks mezhebine bağlı Hıristiyan
dinindeki Gagauz Türklerinin de Sarı Saltuk'u millî
hafızalarında yaşatmaları, ondan saygıyla söz etmeleri ve onu
bir Türk azizi kabul etmeleri dikkat çekicidir.
Peki kimdir
Sarı Saltuk ? Ne zaman yaşamış, neler yapmıştır ?
Sarı Saltuk,
Anadolu ve Rumeli'nin fethi esnasında gazalara katılan,
kahramanlığı ve velayeti ile daha yaşarken efsanevî bir
şahsiyet haline gelen bir Türk kahramanıdır.
Hayatı etrafında oluşan menkıbelere diğer gazi ve velilerin
menkıbeleri de karışmıştır. Bu sebeple Sarı Saltuk'un gerçek
hayatı ile ilgili bilgileri elde etmek son derece
güçleşmiştir. Tarihî kaynaklarda yer alan Sarı Saltuk ile
ilgili bilgiler Sarı Saltuk'un gerçek hayatını ortaya koyacak
nitelikte değildir. Gerçek hayat ile menkıbevî hayat birbirine
karışmıştır. Üstelik tarihî kaynakların Sarı Saltuk hakkında
verdikleri bu bilgilerin bazan birbiriyle çeliştiği de
görülmektedir.
Sarı
Saltuk'un destanî şahsiyeti ile ilgili bilgileri çeşitli
menakıb-nâmelerde
ve velayet-nâmelerde
bulabilirsek de hiç şüphesiz bu konuda en önemli kaynak,
doğrudan doğruya Sarı Saltuk’un hayatını konu alan
Saltuk-nâme adlı eserdir. Ebülhayr-ı Rûmî adındaki
bir yazar Cem Sultan’ın emri üzerine Anadolu ve Rumeli’yi adım
adım dolaşarak Sarı Saltuk’a ait menkıbeleri toplamış ve üç
ciltlik bir eser haline getirmiştir. Eser tahminen 1480
yılında tamamlanmıştır.
Saltuk-nâme'ye göre
Sarı Saltuk'un asıl adı Şerif Hızır'dır.
Babasının adı Seyyid Hasan'dır. Şerif Hızır, üç yaşındayken
babasız kalır. Şerif'in yetiştirilmesi işini Seravil adındaki
bir lala üstlenir.
Kısa sürede ata binmeyi, ok atmayı, kılıç kullanmayı öğrenen
Şerif Hızır, Türk destanlarındaki alp tipinin önemli bir
örneğini teşkil eder.
Şerif
Hızır'ın Saltuk adını alışı ise bir geleneğe dayanmaktadır. Bu
gelenek, kişinin gösterdiği kahramanlık sonucu ad almasıdır.
Dede Korkut Kitabı'nda örneklerini gördüğümüz ad alma-ad
verme olaylarının
benzerleri Saltuk-nâme'de de yer almaktadır.
Kahramanımıza Saltuk adını, savaşta yendiği Alyon adlı bir
düşmanı vermiştir. Müslüman olan Alyon'a da Saltuk, İlyas
adını verir.
Bu ad verme olayı dışında eserde geçen diğer ad verme olayları
Saltuk'a yenilerek Müslüman olan kişilere Saltuk tarafından
bir Türk adı verilmesi ile ilgilidir.
Sarı Saltuk,
bir destan kahramanında bulunması gereken bütün özelliklere
sahiptir. Son derece güçlüdür, yüreğinde korkunun zerresi
bile yoktur. Tek başına düşman içine yanar od gibi girmekte,
düşman kalelerini fethetmektedir. Aman dileyen düşmanına
karşı ise merhametlidir. Saltuk-nâme'de, yiğitte
bulunması gereken özellikler ok atmak, yazı yazmak, suda
yüzmek ve yigitçe gezmek olarak sıralanırken, Sarı
Saltuk'un bu dört hünerde mahir olduğu özellikle belirtilir.
Bu özellikler
dışında Sarı Saltuk'un olağan üstü güçleri de olduğu
Saltuk-nâme'de mübalağalı bir şekilde anlatılmaktadır. Çok
uzaklarda aleyhinde söylenenleri işitebilmekte, oturduğu
yerden bir kılıç darbesiyle bir başka diyardaki düşmanını
öldürebilmekte, göz açıp kapayıncaya kadar bir diyardan bir
başka diyara gidebilmektedir. Düşmanları bir türlü
Saltuk'u öldürememektedir; ok atarlar batmaz, kılıç vururlar
kesmez, büyü yaparlar tesir etmez, suya atarlar boğulmaz,
ateşe atarlar yanmaz. Bütün cinler ve melekler Sarı Saltuk'un
yardımcısıdır. Hatta bu cinlerden birisi ile ahiret kardeşi
bile olmuştur. Düşmanları ise kâfirler, zâlimler, cadılar,
devler, canavarlar ve kötü cinlerdir. Bütün bu özellikler göz
önünde bulundurulduğunda, Sarı Saltuk'un alp-eren kişiliğinin
yanı sıra, bazı menkıbelerde bir masal kahramanı kimliğiyle
karşımıza çıktığı da görülmektedir.
Saltuk-nâme'ye göre
Sarı Saltuk 99 yıl yaşamış, sonunda düşmanları tarafından
zehirlendikten sonra hançerlenerek şehit edilmiştir. Ancak,
son nefesini vermeden önce de kendisini zehirleyen ve
hançerleyen düşmanını öldürmüştür.
Sarı Saltuk
hakkında bilgi veren bir başka önemli kaynak da Evliya
Çelebi’nin meşhur Seyahat-nâme’sidir. Evliya Çelebi'ye
göre Sarı Saltuk'un asıl adı Muhammed Buharî'dir. Muhammed
Buharî Ahmet Yesevî'nin halifesidir. Ahmet Yesevî, Muhammed
Buharî'yi şu sözlerle Hacı Bektaş-ı Veli'ye gönderir:
- Saltuk
Muhammedim ! Bektaşım seni Rum'a göndersin, Leh diyarında
yoldan çıkmış olan Sarı Saltuk suretine girip o melunu,
Dobruca'daki ejderi bu tahta kılıç ile öldür, Makedonya ve
Dobruca'da yedi kırallık yerde ün sahibi ol.
Dobruca'ya
yetmiş adamıyla gelen Muhammed Buharî'nin, Kaligra
mağaralarındaki ejderi öldürmesi üzerine Dobruca kıralı ve
halkı Müslümanlığı kabul ederler. Leh ülkesindeki Sarı Saltuk
namındaki papazı da öldürüp onun kılığına giren Muhammed
Buharî Sarı Saltuk adıyla hüküm sürer ve bölgedeki halkları
Müslümanlaştırır.
Evliya
Çelebi, Seyahat-nâme'nin ikinci cildinde daha ayrıntılı
bilgiler vermektedir. Muhammed Buharî, Kaligra'dan Kırım'a,
oradan Rus ülkesindeki Haşdek kavmine, oradan Leh ülkesindeki
Lapka kavmine en sonunda da yine Leh ülkesindeki Danska
limanına gelmiştir. Burada Sveti Nikola - Sarı Saltuk adındaki
bir papazla oturup epey sohbet etmiş sonra onu öldürüp
cesedini yok ederek onun kılığına girmiştir. Yıllarca «Ben
Sarı Saltuk'um ! » diyerek Sveti Nikola kıyafetinde
dolaşmış, binlerce insanı Müslümanlığa davet etmiştir. Bu
ciltte Sarı Saltuk'un Dobruca'daki canavarı öldürmesi bu
defa daha ayrıntılı olarak anlatılmaktadır.
Sarı
Saltuk'un Anadolu'da Baba Sultan, Sarı Saltuk Sultan, Kilgra
Sultan gibi adlarla anıldığını yazan Evliya Çelebi,
Hıristiyanlar arasında ise Sarı Saltuk'un Sveti Nikola adıyla
tanındığını belirtmektedir.
Evliya Çelebi, Hıristiyanlar üzerinde Sarı Saltuk'un çok büyük
bir etkisi olduğunu yazar. Çelebi’nin döneminde dervişler def
ve kudüm çalarak Sarı Saltuk'un yaşadığı bölgeleri
dolaştıklarında Hıristiyanlar Sarı Saltuk'u hatırlayıp
dervişlere bol bahşişler vermektedir.
Aslında Sarı
Saltuk'tan söz eden en eski kaynak İbni Batuta
Seyahat-nâmesi'dir. Tanınmış Arap gezgini İbni Batuta,
Sarı Saltuk'un ölümünden yaklaşık yarım yüzyıl sonra Baba
Saltuk adlı bir yerleşim merkezine gelmiştir. Burada İbni
Batuta'ya, Saltuk' un mükaşefe sahibi (Allah'ın
sırlarını gören hakikat ehli) olduğu anlatılmıştır. Ancak,
İbni Batuta bu anlatılanların İslâm inançlarına aykırı
olduğunu belirtir.
Tarih
kitaplarında da Sarı Saltuk ile ilgili çeşitli bilgiler
bulunmaktadır.
Bunlardan
Yazıcıoğlu Ali'nin Tevârih-i Al-i Selçuk adlı eserinde,
II. İzzeddin Keykâvus’un maiyetindeki Sarı Saltuk'un
Anadolu’daki Türk aileleri ile birlikte önce İznik’e oradan
Üsküdar’a giderek Dobruca’ya geçişi anlatılmaktadır. Sarı
Saltuk’un Dobruca’daki Baba Dağı kasabasına yerleşmesi ve
Kırım seferinin yanı sıra İzzeddin Keykâvus’un Bizans
sarayında bulunan oğlunu kurtarması da Tevârih-i Ali-i
Selçuk’ta yer almaktadır.
Kemâl Paşazade’nin Tevârih-i Al-i Osman’ında ve Seyyid
Lokman’ın Oğuz-nâme’sinde de bu olaylar benzer
şekillerde anlatılmaktadır. Hatta Seyyid Lokman’ın eserinde
yer alan bir dörtlükte Sarı Saltuk’un Dobruca’ya geçiş yılı
(662 Hicri) da verilmektedir.
Bektaşî
velayet-nâmelerinde yer alan Sarı Saltuk ile ilgili bilgiler
çoğunlukla menkıbelere dayanmaktadır. Bektaşî şairleri de
şiirlerinde Sarı Saltuk’tan övgüyle söz eder. Bu şiirlerde de
Sarı Saltuk’un gerçek hayatına dair bilgiler yoktur. Bu
eserlerde Sarı Saltuk bir menkıbevi kişi olarak karşımıza
çıkmaktadır.
Tarihî, edebî
ve menkıbevî eserlerde yaşayan Sarı Saltuk’un Türk milleti
üzerindeki tesirinin göstergesi türbe ve makamlardır.
Yazımızın girişinde de söz ettiğimiz gibi Anadolu’nun
doğusundan başlayıp Balkanlara kadar uzanan coğrafyada Sarı
Saltuk’un türbe ve makamları varlığını sürdürmektedir. Bu
türbe ve makamların varlığı kaynaklarda da yer almaktadır.
Saltuk-nâme’de Sarı
Saltuk’un on iki mezarı olduğu belirtilmektedir. Sarı Saltuk,
beylerin ve kralların mezarına sahip çıkmak isteyeceklerini
söyleyerek her isteyene verilmek üzere birer tabut
hazırlamalarını vasiyet eder.
Sarı Saltuk’un mezarını kendi ülkesinde bulundurmak
isteyenler, kendilerine verilecek tabutta Sarı Saltuk’un
vücudunu görecektir. Vasiyete göre adamları Sarı Saltuk’u
yıkayıp kefenleyip çerağının yanına getirirler. Ayrıca
isteyen beylere verilmek üzere on bir tabut hazırlarlar. Çünkü
Sarı Saltuk ölümünden sonra on iki yerde makamının olacağını
kendilerine söylemiştir.
Çevredeki beylerden ve krallardan her isteyene bir tabut
verilir. Tabutu alan, Saltuk’un cesedinin kendisinde olduğunu
görür ve ülkesine dönerek cenazeyi defneder.
Saltuk-nâme’ye göre Sarı Saltuk’un tabutunu alarak
ülkesine götüren krallar ve beyler şunlardır: Tatar Hanı,
Eflâk, Boğdan, Rus, Üngürûs (Macar), Leh (Polonya), Çeh (Çek),
Bosin (Bosna), Beravati (? Hırvat), Karnata (?). Baba’ya ve
Edirne’ye gömülen tabutlarla mezar sayısı böylece on ikiye
ulaşmaktadır. Saltuk-nâme’de Sarı Saltuk’un cenazesinin
Baba (Babadağ/Romanya)’ya defnedildiği belirtilmekteyse de
Sarı Saltuk’un cesedinin Edirne yakınlarındaki Eski Baba
(Babaeski)’da gömülü olduğu yolunda bir rivayet bulunduğu da
anlatılmaktadır.
Bu rivayete göre Edirne meliki, Saltuk’un cesedinin bulunduğu
tabutu alarak Edirne’ye getirmek ister. Bunun üzerine bir
tartışma başlar. Tartışma sırasında tabuttan Saltuk’un narası
yükselir:
- Sizi
helâk ederim, benim vasiyetime aykırı iş yapmayın,
der. Herkes korkudan ne yapacağını şaşırır. Sonunda tabutu
alıp Edirne yakınlarındaki Babaeski’ye defnederler. Ancak bu
rivayetin hemen ardından Ebü’l-Hayr-ı Rûmî «Ve ammâ sahîh
budur çerağı yanduğı yirde gömdiler.» diyerek Sarı
Saltuk’un asıl mezarının Babadağ’da olduğunu tekrarlar.
Evliya
Çelebi, Seyahat-nâme’sinde Sarı Saltuk için birden
fazla tabut hazırlanması ve isteyen krala verilmesi olayını,
küçük farklılıklarla da olsa benzer şekilde anlatmaktadır.
Sarı Saltuk, adamlarına:
- Ölünce
beni yıkayıp yedi tabut hazırlayın, çünkü benim için yedi kral
cenk etmeli, der.
Adamları ölümünden sonra Sarı Saltuk’u yıkarlar, yedi tabut
hazırlarlar. İlk gelen Mosko (Moskova) kralıdır. Kendisine
verilen tabutu açıp bakar ve Saltuk’un cesedini görür:
- Bre
meded ! Bizim tabutta imiş !
diyerek ülkesine döner ve Mosko
diyarına defneder. Daha sonra Leh (Polonya), Çeh (Çek), İşfet
~ İsfeç (? İsveç), Edrune (Edirne), Boğdan, Dobruca kralları
gelerek birer tabut alıp ülkelerine defnederler. Her kral da
kendisine verilen tabutta Sarı Saltuk’un cesedini görmüş ve
asıl tabutun kendisine verildiğine inanmıştır.
Seyahat-nâme’nin üçüncü cildinde Babadağ’a gelişini
anlatan Evliya Çelebi de Sarı Saltuk’un burada gömülü olması
sebebiyle bu şehre Babadağ dendiğini yazmaktadır.
Hacim
Sultan Velayet-nâmesi'nde
ise Sarı Saltuk'un vasiyeti üzerine kırk tabut hazırlandığı ve
bütün bu tabutlarda bedeninin görüldüğü anlatılmaktadır.
Dobruca kralı kırk tabutu da kontrol etmiştir. Bunlardan
yalnız birindeki cesedin elinin kımıldadığını görünce Sarı
Saltuk'un gerçek bedeninin bu tabutta olduğuna inanmıştır.
Otuz dokuz tabutu bir daire meydana getirecek şekilde, gerçek
bedenin olduğu tabutu da bu dairenin ortasına gömmüştür.
Hacı Bektaş Velayet-nâmesi’nde geçen bir rivayette de
Sarı Saltuk’un yerinde (Dobruca’da) ölümünden sonra yedi tabut
yaptırıldığı ve bunların Saltuk’un müridlerince muhtelif
şehirlere götürüldüğü şu şekilde anlatılmaktadır: Ölürken,
bana muhip olanlarınız birer tabut yaptırsın, koyup gitsin;
birbirinizle çekişmeyin, ben hepinizin tabutunda bulunurum,
diye vasiyet etti. Gerçekten de hepsi birer tabut alıp gitti
ve Sarı Saltuk her tabutta göründü, hepsi de sevindi,
neşelendi. Fakat kale sahibi beye, ben asıl senin
tabutundayım, demişti de bey, nereden bileyim deyince, tabut
içinden sana elimi sunarım, buyurmuştu, ona da bu kerameti
gösterdi
.
Anlaşılan,
daha o yüzyıllarda bile Sarı Saltuk’un birden fazla yerde
makamı bulunmaktadır. Bu makamların varlığı da böyle bir
menkıbe ile açıklanmaktadır. Gerek Saltuk-nâme’de,
gerek Seyahat-nâme’de bu ülke/şehir adları içerisinde
bugün Sarı Saltuk’un makamlarının bulunduğu bazı yerlerin
adlarının geçmemesi dikkat çekicidir. Öte yandan
Saltuk-nâme ve Seyahat-nâme’de adı geçen ülkelerin
bazılarında da Sarı Saltuk’a ait olduğu belirtilen türbe ve
makamlar günümüze ulaşmamıştır.
Sarı
Saltuk’un türbe ve makamları üzerine yapılmış bazı çalışmalar
bulunmaktadır. F.W. Hasluck Kaliakra (Varna/Bulgaristan),
Babaeski (Türkiye), Babadağ (Romanya), Ohri (Makedonya),
Kruya’daki türbe ve makamları araştırmış;
Ragıp Önen Bor’daki türbeyi tanıtmış;
Nazmi Sevgen, Sarı Saltuk ile Aiyos Spiridon arasındaki ilgiyi
ele aldığı yazı dizisinde Babadağ (Romanya), Tunceli,
Diyarbakır, Babaeski, Bor, Rumelifeneri'nde bulunan türbe ve
makamları tanıtmış;
Machiel Kiel Babadağ’daki türbeyi ve bu türbenin tarihini
incelemiş;
Grace M. Smith Babaeski, İznik, Bor, Diyarbakır, Babadağ
(Romanya), Blagay (Bosna-Hersek)’da bulunan türbe ve makamlar
hakkında genel bilgiler vermiş;
Nimetullah Hafız İpek’teki,
Tacida Hafız Blagay’daki
türbeler hakkında bilgiler veren bildiriler sunmuşlardır.
1980 yılında
doktora tez konusu olarak Saltuk-nâme’yi seçip cümle
yapısı üzerinde çalışmalarımıza başladığımızda eserin metnini
ortaya koyarken Sarı Saltuk’un kişiliği dikkatimizi çekmişti.
Alplar çağının önde gelen kişilerinden Sarı Saltuk; olağan
üstü gücü, kahramanlığı, merhameti, bilgisi, inancı,
fedakârlığı, kerametleri ile alp-eren tipinin en güzel bir
örneği olarak Ebü'l-Hayr-ı Rûmî'nin kaleminden Saltuk-nâme'de
şekilleniyordu. Sarı Saltuk bazen savaşçı kimliğiyle; bazen
keramet gösteren bir veli kimliğiyle; bazen Kaf Dağı'na giden,
cadılarla, devlerle savaşan bir masal kahramanı olarak; bazen
Osman Gazi, Orhan Gazi, Nasrettin Hoca, Karaca Ahmet, Mevlana
gibi kişilerin yanında bir tarihî kişilik olarak karşımıza
çıkıyordu. Cem Sultan'ın isteği ile Sarı Saltuk'a ait rivayet
ve menkıbeleri derleyerek Saltuk-nâme'yi yazdığını
belirten Ebü'l-Hayr'ın her satırında Sarı Saltuk'a hayranlığı
görülüyordu. Elbette bu satırlarda bazen abartılı bir anlatıma
da rastlanıyordu. Bazen de başka velilere ait kerametler,
başka kişilerin başından geçen olaylar Sarı Saltuk'a mal
ediliyordu. Saltuk-nâme'de dikkatleri çeken bir başka
özellik daha vardı. Ebü'l-Hayr-ı Rûmî, eserinde sıklıkla Türk
adını anmakta, Türklerin Anadolu'yu yurt edinme mücadelesine
yer vermekte ve Sarı Saltuk'u bir Türk kahramanı ve velisi
olarak tanıtmaktadır. Saltuk-nâme'nin bu özelliğine
dikkat çeken Müjgân Cumbur, eserin Türk milliyetçiliği
fikrinin doğuşunun müjdecisi olduğunu belirtmektedir.
Öte yandan Sarı Saltuk’un Türk milleti üzerindeki etkisinin
devam ettiği, hatırasının yaşamakta olduğu, ayakta kalan türbe
ve makamlarının halkımız tarafından hâlâ büyük bir saygıyla
ziyaret edilmesinden anlaşılıyordu. Bu durum bizi Sarı
Saltuk’un türbe ve makamları üzerinde de araştırma yapmağa
yöneltti. Yaklaşık on yıldır yurt içindeki ve yurt dışındaki
Sarı Saltuk'un türbe ve makamlarını ziyaret ederek
araştırmalar yapmaktayız. Bu türbe ve makamların tarihi,
kaynaklardaki yeri, yapısı, halk arasında bu türbe ve
makamlara bağlı olarak anlatılan rivayetler, menkıbeler ve
efsaneler, bunlarla ilgili inanışlar ve diğer özellikler
belirlenmektedir.
Tunceli’nin
Hozat ilçesinin sekiz kilometre kuzeyindeki 2276 rakımlı Sarı
Saltuk tepesinde aynı adla anılan bir makam bulunmaktadır.
Tepenin güney ve güneybatısındaki Karaca ve Akviran (Akören)
köylerinde Sarı Saltuk soyadını taşıyan bir aile de
yaşamaktadır. Sarı Saltuk’a mal edilen kerametler sonucunda bu
makam, bir adak yeri ve Kızılbaşlarca kutsal bir ziyaretgâh
haline gelmiştir. Çevredeki köylüler, Sarı Saltuk’un gerçek
mezarının burası olduğuna inanmaktadırlar.
Akviran (Akören) köyünde Sarı Saltuk ailesinden birine ait bir
türbe ile yüzyıllık bir mezarlık bulunduğunu belirten
N.Sevgen, bu mezarlıktaki eski mezar taşlarının yurdumuzun her
tarafında bulunan mezar taşlarıyla aynı olduğuna ve bunların
yardımıyla Dersim (Tunceli)’deki mezar taşlarının Türk kültür
ve folkloru bakımından aynı değer ve anlamı taşıdığına dikkat
çekmektedir.
Diyarbakır
şehir merkezindeki Urfa Kapısı yakınlarında Gülşeniler Tekkesi
olarak adlandırılan tarihî yapılar arasında Sarı Saltuk’un bir
türbesi de bulunmaktadır. Kesme taştan yapılan sekiz köşeli
bir yapı olan türbe, içeriden bir kubbe, dışarıdan da yüksek
bir kasnak üstünde piramit biçimi çatıyla örtülüdür.
Türbe, dört bir yanı duvarla çevrili külliyenin içindedir.
Külliyede halen ibadete açık bir mescit bulunmaktadır. Türbe,
girişin hemen sağındadır. Türbenin eskiden iki pencereli
olduğu anlaşılıyor. Sonradan bu pencerelerden biri örülerek
iptal edilmiştir. Mescidin yanında ayrıca iki de mezar
bulunmaktadır. Halk, türbede yatan kişiyi Sarı Saltuk, Sarı
Sadık, Seyyar Saltuk gibi adlarla anmaktadır. Sarı Sadık Camii
imamı Sadık Özbağlar’ın anlattığına göre türbede gömülü olan
kişi alplar döneminde yaşamış bir alp-eren olan Sarı
Saltuk’tur. Ölümü yaklaştığında adamlarına şöyle bir vasiyette
bulunmuştur: «Ben öldüğüm zaman yedi tabut
hazırlayacaksınız. Bu tabutlardan birinde ben olacağım, altısı
ise boş olacak. Boş olanları küffar diyarlarına gömeceksiniz.
Tabutumun bulunduğu ülkeleri Türkler küffardan alacak.».
Halk arasında yaşayan başka rivayetler de vardır. Bu
rivayetlerden birine göre Sarı Saltuk gezgin bir evliyadır.
Gazalara da katılmıştır. İnanışa göre Diyarbakır’da yaptığı
bir savaş sırasında şehit düşmüş ve türbenin olduğu yere
gömülmüştür.
Türbenin halk inanışlarında önemli bir yeri vardır. Cuma
akşamları (perşembeyi cumaya bağlayan akşam) türbeyi yalın
ayakla ziyaret eden kadınlar can u gönülden bir dilekte
bulunurlarsa bu dileklerinin yerine geleceğine
inanmaktadırlar. Sıkıntıya düşen bir kimse Sarı Saltuk’un
adını üç defa anarak yardım isterse, hemen imdada yetişeceğine
inanılır.
Birinden kötülük gören kişinin türbeye gelerek kendisine
kötülük yapana kılıç çalması için duada bulunduğu da
oluyormuş. Hastası olan, kocası işsiz olan, evlenmemiş kızı
bulunan kadınlar türbeye gelip dertlerine deva bulmağa
çalışırlar, türbeye mum dikerler.
Sarı Sadık Camii imamı, kadınların türbeye mum dikmesinin
dinimizce uygun bir iş olmadığını söylüyor, ancak buna mani
olamadıklarını belirtiyor. Sarı Saltuk’u rüyasında görenler
gelip adakta bulunurlarmış. Dilekleri gerçekleştiği takdirde
türbede horoz, koyun, keçi gibi hayvanları adak olarak
keserlermiş. Çevredeki cami ve binaların duvarlarını
sarmaşıkların sarmasına, hatta tamamen kaplamasına rağmen Sarı
Saltuk türbesini yıllardır hiçbir sarmaşığın sarmaması da Sarı
Saltuk’un manevî gücüne bağlanmaktadır.
Bor’daki Sarı
Saltuk makamı, Saltuk-nâme’nin bir nüshasının da
bulunduğu Halil Nuri Yurdakul Kütüphanesi ile aynı cadde
üzerindedir. Bu kütüphanedeki Saltuk-nâme nüshasını
incelemek üzere 1982 yılında Bor’a gittiğimizde ziyaret etme
fırsatı bulduğumuz bu makamın harap durumunu görerek
üzülmüştük. Daha sonraki yıllarda yaptığımız ziyaretlerde
makamın onarıldığını görmek bizleri sevindirdi. Binanın
1732’de bir onarım gördüğü türbede bulunan kitabeden
anlaşılmaktadır. Bunun gerçekte bir makam olduğu Hacı Mahmut
Hoca’nın 1869’da basılan Nesayih-i Amme adlı
risalesinde belirtilmektedir.
Buna karşılık Sarı Saltuk’un Bor’daki bu makamının öteden beri
bilindiği edebî kaynaklardan anlaşılmaktadır. Ahmet Kuddûsî
bir şiirindeki
Belde-i
Bor’daki Saltuk türbesi
Kim
ziyaret itse kalmaz kürbesi
dizeleriyle,
Konyalı halk şairi Lemi de
Geç
Akşehir’den uğra Nevşehir’e
Niğde’de
Kesikbaş Kemâl Ümmî
Bor’da
Sarı Saltuk pünhana yalvar
dizeleriyle
Bor’da Sarı Saltuk’a ait bir ziyaretgâh bulunduğunu
göstermektedirler. Bu türbenin halk arasında büyük bir saygı
gördüğünü ve kutsal günlerde ziyaret edildiğini, türbede
adaklar adandığını görmüştük. Türbenin halk arasındaki
itibarının göstergesi sürekli olarak temiz tutulması,
onarılması ve ziyaretçisiz kalmamasıdır.
İznik’teki
Sarı Saltuk türbesi şehir merkezinin dışında, Cevdet Hersekli
adlı bir kişinin üzüm bağının içerisindedir. 1963 yılındaki
tadilata kadar türbenin üzeri açık durumdaydı. C. Hersekli,
dedesi Mehmet Hersekli’den dinlediğine göre, Sarı Saltuk «Türbemin
her tarafı açık olsun rüzgâr alsın, üzeri açık olsun rahmet
yağsın !» diye vasiyette bulunmuş. Dört sütun üzerine
oturtulmuş bir kubbeden meydana gelen türbenin dört tarafı da
açıktır. Türbe, İznik ve çevresindeki halk tarafından saygıyla
ziyaret edilmektedir. Hacca gitmeğe niyetlenen hacı
adaylarının ilk ziyaret ettikleri türbelerden biri de Sarı
Saltuk’un türbesidir. Okulların kapanmasına yakın öğrenciler
de türbeyi ziyarete gelmektedir. İznik ve çevresinden,
özellikle Bilecik’ten gelen kadınlar ise hemen her cuma Sarı
Saltuk türbesini ziyaret ederler.
Halk arasında anlatılanlara göre Sarı Saltuk bir alp-erendir.
İznik’in fethine katılmış, Türklüğü ve İslâmiyeti yaymak
amacıyla Hindistan’a kadar gitmiştir. Türbeyle ilgili bazı
rivayetler bulunmaktadır: Bir yaz günü türbenin gölgesinde
uyuyan bir kişinin rüyasına giren Sarı Saltuk «Yolumun
üzerinde yatma !» diyerek kızmıştır. Sarhoş veya izinsiz
olarak bağa girenlerin, görünmez bir elle cezalandırıldığına
dair rivayetler anlatılmaktadır. Bu rivayetler, ülkemizdeki
pek çok yatıra ve türbeye bağlı olarak anlatılan cezalandırıcı
olma özelliğini İznik’teki Sarı Saltuk türbesinin de
taşıdığını göstermektedir.
İstanbul
boğazının Karadeniz’e açılan en uç iki noktasından biri olan
Rumelifeneri’ndeki fener binasının içerisinde Sarı Saltuk’a
ait bir ziyaretgâh vardır. Karadeniz’e dik inen bir tepenin
üzerine yapılmış olan bu fener 147 yaşındadır. Fenerin giriş
katında merdiven dairesinin hemen sağındaki sahanlığı kaplayan
ziyaretgâhta bir sanduka bulunmaktadır. Sandukanın baş ucunda
duvara dayalı bir şekilde duran yedi satırlık kitabede şunlar
yazılıdır: 1Hüvel
bâkî 2Kutbu’l-ârifîn gavsu’l-vâsılîn
3Hazret-i Hacı Bayram-ı Velî kaddese (sırrıhû)
4evlâd-ı kirâmlarından Sarı Saltuk 5
Hazretlerinin merkâd-ı şerîfine el-fâtihâ 6
……. 7
Sene 1204
.
Ziyaretgâhın son derece temiz ve düzenli olması, Türkiye
Denizcilik İşletmelerinin Rumelifeneri’nde çalışan görevlileri
sayesindedir. Fener görevlilerinden Rasim Uçar, ziyaretgâhın
bakımı ve temizliği ile yakından ilgilenmektedir. Fener 1850
yılında yapılmıştır. Fenerin yapılacağı sırada köyde yaşayan
Mehmet adındaki bir kişi, gece rüyasına bir velinin girdiğini,
incir ağaçlarının olduğu yerde Sarı Saltuk'un mezarının
bulunduğunu, fenerin bu mezar üzerine yapılmasının daha
hayırlı olacağını söylediğini anlatır. Yapılan kazı sonucunda
işaret edilen yerde gerçekten bir mezar bulunur ve mezarın
olduğu yer ziyaretgâh şeklinde düzenlenerek üzerine fener inşa
edilir.
Balkan ve I. Dünya Savaşı sırasında köy düşman gemilerinin
bombardımanına maruz kalmış, köydeki bütün evler yıkılmıştır.
Feneri hedef alan düşman topçusu bütün gayretine rağmen isabet
kaydedememiştir. Fenerin eski görevlilerinden Fenerci Hafız ve
daha sonra görev yapan Adem Kanyılmaz gibi kişilerin
anlattığına göre mezarın yanındaki takunyalar sabah ıslak
bulunurmuş. Takunyaları abdest alan Sarı Saltuk'un
ıslattığına inanılmaktadır. Fenerdeki eski görevliler fenere
tırmanırken zikir seslerinin duyulduğunu anlatırlarmış. R.Uçar
da bu sesleri bizzat duyduğunu ifade etmektedir. Köydeki
balıkçılar eskiden ziyaretgâha büyük saygı gösterirlermiş.
Yirmi beş yıl öncesine kadar, balıkçılar denize açılmadan önce
tekneleriyle fenerin etrafında toplanıp, avın bereketli
geçmesi için Sarı Saltuk'un ruhuna dualar okuduktan sonra
denize açılmak için Sarı Saltuk'tan izin isterlermiş.
Balıkçılar, Sarı Saltuk'un ruhunun kendilerini koruduğuna
inanırlarmış.
Çevredeki içkili gazinolarda, müstehcen film gösteren
kahvehanelerde meydana gelen sandalyelerin sağa sola
savrulması, duvarların sallanması gibi çeşitli olaylar da
Sarı Saltuk'a bağlanmaktadır. Mezarın sağaltıcı özelliği
olduğuna da inanılmaktadır. Fenerin hemen yakınındaki suyun
sağaltıcı olduğunu söyleyen R. Uçar, bu sudan içerek astım
hastalığından kurtulanların bulunduğunu, iyi olanlardan
birinin adı, adresi ve telefon numarasının kendisinde
bulunduğunu anlatmaktadır. Saltuk-nâme'nin çeşitli
yerlerinde Sarı Saltuk'un yer altından şifalı sular çıkardığı
anlatılmaktadır. Romanya'daki türbenin hemen karşısında
akmakta olan pınarın da şifalı olduğuna inanılması dikkat
çekicidir.
Babaeski’de
de Sarı Saltuk’a ait bir ziyaretgâh olduğu tarihî kaynaklarda
belirtilmektedir. Bu konudaki bilgiyi yukarıda ele almıştık.
Ancak, Babaeski’deki makam günümüze ulaşamamıştır. İlçenin
doğusunda, Cedid Ali Paşa Camii’nin yakınında bulunan bu makam
ve tekke Balkan Savaşı sırasında Bulgarlar tarafından
yıkılmıştır. N.Sevgen, bu hareketin Bulgarların Sarı Saltuk’a
besledikleri düşmanlığın önemli bir delili olduğunu
belirtmekten kendisini alamaz.
1990 yazında Babaeski’de yaptığımız araştırmada biz de Sarı
Saltuk makamından ve tekkeden en küçük bir iz bile bulamadık.
Dobruca
bölgesinin Romanya'da kalan kısmında Babadağ olarak anılan
küçük bir kasabada Sarı Saltuk türbesi vardır.
Burada yatan kişinin gerçekten de Sarı Saltuk olduğuna dair
kaynakların bulunduğuna yukarıda değinmiştik. Kuzey
Dobruca’daki 9.000 nüfuslu bu kasabanın güney kısmındaki Maçin
sokağında Sarı Saltuk türbesi ve bu türbenin karşısında da yaz
kış akan Baba Pınarı bulunmaktadır. Türbe yakın zamanda bir
onarımdan geçirilmiştir. Ancak, bu onarım sırasında türbenin
tarihî yapısı kısmen kaybolmuştur. Türbe, bugün de kasabadaki
ve çevredeki Türkler tarafından ziyaret edilmektedir. Türbeyle
Vedat Tairoğlu adlı Babadağlı bir Türk ilgilenmektedir.
Babadağ’ın yaşlıları, eskiden bu türbenin yanında bir bina
daha bulunduğunu söylüyorlar. Arif Reyip’in dedesinden
dinlediğine göre bu bina eskiden tekke olarak kullanılıyormuş.
Evliya Çelebi’nin Seyahat-nâme’de büyük bir hayranlıkla
anlattığı bu türbe ve tekkeden bugün sadece üzeri kapalı bir
mezar kalmıştır. Kasabanın en yaşlı kadını Sıdıka Emriye Hanım
eskiden beri türbenin ziyaret edildiğini, kadınların adaklar
adadığını anlatıyor. Çocukluğunda türbe ziyaretinin büyük bir
tören şeklinde yapıldığını, Hıristiyanların da türbeyi ziyaret
ettiğini
belirtiyor.
Günümüzde ise Hıristiyanlar artık bu türbeyi ziyaret etmiyor.
Kasabadaki bir başka ziyaretgâh olan Koyun Baba'yı
Müslümanların yanı sıra Hıristiyanlar da ziyaret etmektedir.
Sarı Saltuk türbesini ziyaret eden kadınlar dileklerinin
olması için türbede dualar okumakta, mum yakmaktadır. Eve
döndüklerinde koku çıkarma olarak adlandırdıkları
kızgın yağda hamur kızartma işini yapmaktadır.
Anadolu’da lokma dökme olarak adlandırılan bu geleneğin
Babadağ’da koku çıkarma olarak adlandırılması dikkat
çekicidir. Kokunun ve tütsünün eski Türk inancı içerisinde,
özellikle nazardan, büyüden ve tehlikelerden korunmakta önemli
bir yeri olduğu bilinmektedir.
Bu hamurlar daha sonra hayır için üç veya yedi eve
dağıtılmaktadır. Bunlar da Türk inanç sistemi içerisinde yeri
olan sayılardır.
Makedonya
Cumhuriyeti’ndeki Ohri şehrinin yaklaşık 30 km. güneyinde Ohri
gölünün güney kıyısı üzerinde kurulmuş olan Sveti Naum
Manastırındaki şapelde Hıristiyanların Sveti Naum’a ait
olduğunu düşünerek ziyaret ettikleri ve sesler geldiğine
inanarak dilek tutup kulaklarını dayadıkları bu mezar,
geçmişte Türkler tarafından da Sarı Saltuk’un mezarı olarak
kabul edilmiş ve saygıyla ziyaret edilmiştir.
Tarihte bu mezarın hem Hıristiyanlar hem de Müslüman Türkler
tarafından ziyaret edildiği, Hıristiyanların mezarda Sveti
Naum’un yattığına inandıkları, Müslüman Türklerin ise mezarda
Sarı Saltuk’un yattığına inandıkları araştırmacıların
çalışmalarıyla ortaya konulmuştur.
Daha sonra Türklerin pek çoğunun bölgeden ayrılmasıyla mezarın
Türk ziyaretçilerinin sayısı gittikçe azalmış, zamanla Türkler
mezarı ziyarete gitmemeğe başlamıştır. Böylece mezar sadece
Hıristiyanların ziyaret ettiği bir yer haline gelmiştir. Buna
karşılık Sarı Saltuk’un bölgedeki Türkler üzerindeki etkisi
hâlâ sürmektedir. Ohri’deki Halveti Tekkesinin müridleri
arasında Sarı Saltuk’un hatırasının yaşadığını, müridlerin
mezarda yatanın Sarı Saltuk olduğuna yürekten inandıklarını
1996 yılının yaz aylarında bölgeye yaptığımız araştırma
gezisinde görmüştük. Ohri'deki Halvetî tekkesinde hâlâ Sarı
Saltuk'un menkıbeleri anlatılıyor. Son derece güçlü olmasının
yanı sıra keramet gösteren bir velî olduğu da
belirtilmektedir. Buradaki müridlerden Sarı Saltuk'un bir
rahiple iddiaya tutuşması menkıbesini dinledik. Bu menkıbe
aynen Saltuk-nâme'de de yer almaktadır. Gerek tekke
şeyhi Abdülkadir Şeyh, gerek tekkedeki müridler, Türklerin
Makedonya'da çoğunluğu ve hakimiyeti kaybetmesinden sonra bu
mezarın Hıristiyanlar tarafından bir Hıristiyan ziyareti
haline getirildiğini belirtiyorlar. Gerçekten de günümüzde bu
mezarın Sarı Saltuk'a ait olduğunu gösteren en küçük bir iz
bile kalmamıştır. Oysa daha geçen yüzyılın sonlarında bile
burada namaz kılmak için seccadeler bulunuyordu.
Manastırdaki Makedon rahibe, Türklerin bu mezarın Sarı
Saltuk'a ait olduğuna inanarak ziyarete gelip gelmediğini
sorduğumuzda çok büyük bir tepki ile karşılaşmıştık.
Ortodoks
mezhebine bağlı olan Gagavuz Türkleri arasında Sarı Saltuk'un
özel bir yeri vardır. Bu ilginin sebebi Gagavuz tarihi
incelendiğinde ortaya çıkmaktadır. Bilindiği gibi Gagavuzların
kökeni ile ilgili tezlerden biri de, Gagavuzların değişik Türk
boylarının karışması ve kaynaşması ile oluştuğu düşüncesidir.
Tedeusz Kowalski, bu görüşleri değerlendirmiş ve Gagavuzların
üst üste üç Türk tabakasından meydana geldiği tezini ortaya
atmıştır. T. Kowalski'ye göre en eski tabaka kuzeyden gelen
bir Türk topluluğunun kalıntısıdır. İkinci tabaka Osmanlıların
Balkanlara gelişinden önce güneyden gelen bir Türk
topluluğudur. Üçüncü tabaka ise Osmanlı devrinin Türk
kolonilerinden ve Türkleşmiş unsurlarından meydana gelmiştir.
İkinci tabakayı meydana getiren güneyli Türk topluluğu
içerisinde II. İzzeddin Keykâvus ve Sarı Saltuk kumandasında
Anadolu’dan Balkanlara geçen Türkler de yer almaktadır.
Yazımızın girişinde bu konuyu Yazıcıoğlu Ali’nin Tevârih-i
Al-i Selçuk, Seyyid Lokman’ın Oğuz-nâme’sini kaynak
göstererek ele almıştık. Tevârih-i Al-i Selçuk’ta Sarı
Saltuk’un ölümünden sonra Balkanlarda kalan ve Hıristiyan olan
bu Türklerin, Gagavuzların asıl nüvesini teşkil eden
Hıristiyan Türklerle karıştığı bilinmektedir.
Bu sebeple Gagavuz Türkleri de Sarı Saltuk’u baba
olarak adlandırmakta, tarihî köklerini buldukları bir tarihî
kişilik olarak görmektedirler. Gagavuzların yaşadıkları
bölgelerde Sarı Saltuk’a ait bir ziyaret bulunmamaktadır,
ancak Gagavuz aydınları Sarı Saltuk’tan büyük bir saygıyla söz
etmekte, onu bir aziz olarak kabul etmektedirler.
Bu yazımızda
ele aldığımız Sarı Saltuk’un türbe ve makamlarıyla ilgili
inanmalarda Türk inanç sisteminin izleri görülmektedir. Bu
türbe ve makamlar genellikle tepelik yerlerde, akarsuların ve
büyük ağaçların yanlarında bulunmaktadır. Bilindiği gibi
bunlar, İslâmlık öncesi Türk inancı içerisinde kutsallık
atfedilen yerlerdir. Yine, bu türbe ve makamların normal
mezarlıklar içerisinde bulunmaması da yurdumuzdaki diğer
makamlarda görülen özelliklerdendir. Bu türbe ve makamlarda
adak adama, dilek dileme, çeşitli ibadet şekillerine ve
pratiklere bağlanmıştır. Kabir ziyareti, adak, medet umma,
dilek dileme, ağaçlara bez bağlama gibi uygulamaların atalar
kültünün özellikleri olduğu bilinmektedir. Bu uygulamalar,
günümüzde diğer türbe ve makamlarda olduğu gibi İslâmî
şekillere büründürülerek yaşatılmaktadır. Türbe ve makamların
yanındaki akarsunun sağaltıcı olduğu inancı diğer makamlarda
da görülen ortak özelliklerdendir. Sarı Saltuk menkıbelerinin
türbe ve makamların bulunduğu yerlerde hâlâ anlatılması da, bu
türbe ve makamların kutsallığını yansıtmakta önemli bir unsur
olarak kullanıldığını göstermektedir.
Zaman zaman
Türkiye’de bir kültür mozaiği bulunduğunu bilimsel temele
dayanmadan ileri sürenlerin yanıldığını Sarı Saltuk’un tarihî
kişiliği, türbe ve makamları ortaya koymaktadır. İster Sünnî,
ister Alevî, ister Ortodoks; ister Doğu Anadolulu, ister Batı
Anadolulu, ister Balkanlardaki Türkler tarafından büyük bir
saygıyla anılan, türbe ve makamları ziyaret edilen Sarı Saltuk
birleştirici bir unsur olarak karşımızdadır.
Menakıb-ı Hacı Bektaş-ı Veli Süleymaniye Kütp. 4582,
2627/1
Velayet-nâme-i Hacı Bektaş-ı Veli, Millet Kütp.1366, 987,
1132, 1076, 1075; Süleymaniye Kütp. 3072 Velayet-nâme-i
Otman Baba, Millî Kütp., K.314
Akalın,
Saltuk-nâme I, s. 3
Akalın, Saltuk-nâme I, ss. 2-3
Doğan Aksan, Her Yönüyle Dil, TDK yayını, Ankara,
1982, s.121
Şükrü Halûk Akalın, «Saltuk-nâmedeki Ad Verme
Hadiseleri», III. Milli Türk Folkloru Kongresi, Konya,
1989