DEDE KORKUT KİTÂBI'NDA
GEÇEN BİR CÜMLE
TÜRÜ ÜZERİNE
Prof.Dr. Şükrü
Halûk Akalın
Türk edebiyatının en önde gelen eserlerinden biri olan Dede
Korkut Kitâbı'nın cümle yapısı üzerinde değerli çalışmalar
yapılmıştır. Bu çalışmalarda kelime gruplarından cümle
türlerine, cümleler arasındaki anlam ilişkilerinden anlatım
tekniklerine, cümleden büyük birliklere kadar eserin cümle
yapısı ile ilgili çeşitli özellikleri ortaya konulmuştur. Bu
bildirimizde biz de Dede Korkut Kitâbı'nda geçen
çün, çünki, kaçan, tâ ki gibi çeşitli cümle başı
edatlarıyla kurulmuş birleşik cümle türüne değinecek, bu cümle
türünün yapısını, anlamını ve işlevini art zamanlı ve eş
zamanlı yaklaşımla ele alacağız.
Dede Korkut Kitâbı’nın
çeşitli hikâyelerinde bir cümle başı edatı ile kurulmuş ve
çekimli bir fiile sahip cümleler, kendisinden sonra gelen bir
cümleye bağlanmaktadır. Bu bağlantı anlam açısından bir
bağlantıdır. Cümle başı edatını taşıyan cümle, kendisinden
sonra gelen cümlenin bildirdiği hareketin gerçekleşme zamanını
göstermektedir:
Ta ki Düzmürd
kal’asına yitdiler, çevre alup gitdiler, kondılar.
D 208/10
‘Düzmürd kalesine yetişince, çevre alıp gittiler, kondular.’
Çün av yaragı oldı,
kim atın öger, kim kılıcın, kim çeküp oh atmagın öger. Salur
Kazan ne atın ögdi, ne kendin ögdi, amma Begilüñ hünerin
söyledi.
D 237/6
‘Av hazırlığı olunca, kimi atını över, kimi kılıcını, kimi
çekip ok atmasını över. Salur Kazan ne atını övdü, ne kendini
övdü, amma Begil’in hünerini söyledi.’
Çün ‘inayet
Tañrıdan oldı, bigüñ paşanuñ himmeti Kan Turalıya oldı, tekür
devenüñ agzın yidi yirden baglañ, didi.
D 185/10
‘İnayet Tanrı’dan olunca, beyin paşanın himmeti Kan Turalı’ya
oldu, tekür devenin ağzını yedi yerden bağlayın, dedi.’
Çünki kâfirler
bunları gördiler, Arşun oglı Direk Tekür’e haber virdiler.
D 208/11
‘Kâfirler bunları görünce Arşın oğlu Direk Tekür’e haber
verdiler.’
Aruz aydur ki:
Kılbaşa ayıtdum ki kaçan ki Kazan ivin yagmaladur-ıdı Taş Oguz
bigleri bile yagmalar-ıdı, bigler gelür Kazanı selamlar
giderler-idi...
D 294/12
‘Aruz: Kılbaşa dedim ki, Kazan evini yağmalatınca Taş Oğuz
beyleri birlikte yağmalardı, beyler gelir Kazan’ı selamlar
giderlerdi...’
Dede Korkut Kitabı’nın
çeşitli hikâyelerinden alınmış yukarıdaki örnek cümleleri,
günümüz Türkçesinde değişik şekillerde de ifade etmek
mümkündür:
Ta ki Düzmürd
kal’asına yitdiler, çevre alup gitdiler, kondılar.
D 208/10
‘Düzmürd kalesine yetişince etrafını çevirip gittiler,
kondular.’ ME 164
‘Günlerden bir gün Düzmürd Kalesine vardılar, çevre alıp
gittiler, kondular.’OŞG, 124
‘Düzmürd kalesine yetiştikleri zaman, çevre alıp gittiler,
kondular.’
‘Düzmürd kalesine yetişince, çevre alıp gittiler, kondular.’
‘Düzmürd kalesine yetiştiklerinde, çevre alıp gittiler,
kondular.’
‘Düzmürd kalesine yetiştikleri vakit, çevre alıp gittiler,
kondular.’
‘Düzmürd kalesine yetiştikleri an, çevre alıp gittiler,
kondular.’
Tek bir çekimli fiilin bulunduğu cümleler yerine yine bir
başka cümle başı edatının bulunduğu yardımcı cümle ve bir ana
cümleden oluşan birleşik cümle ile de cümleyi ifade etmek
mümkündür:
Ta ki Düzmürd
kal’asına yitdiler, çevre alup gitdiler, kondılar.
D 208/10
‘Ne zaman ki Düzmürd kalesine yetiştiler, çevre alıp gittiler,
kondular.’
‘Vakta ki Düzmürd kalesine yetiştiler, çevre alıp gittiler,
kondular.’
Hangi anlatım şeklinde olursa olsun dilin çeşitli anlatım
şekillerinden yararlanılarak kurulan bu cümlelerin derin
yapısı aslında dört ayrı cümleden oluşmaktadır.
Ta ki Düzmürd
kal’asına yitdiler, çevre alup gitdiler, kondılar.
/Ta ki/ Düzmürd kal’asına yitdiler.
Çevre aldılar. Gitdiler. Kondılar.
I II
III IV
Yüzey yapıda ise yukarıda belirttiğimiz gibi cümleleri çeşitli
şekilde ifade etmek mümkündür. Aslında bu anlatımı Türkçede
zarf-fiil ekleri yardımıyla kurulan cümlelerle de ifade etmek
mümkündür. Nitekim Dede Korkut Kitâbı’nda zarf-fiil
ekleriyle kurulmuş ve cümlenin yüklemindeki hareketin
gerçekleşme zamanını gösteren çok sayıda cümlemsi
bulunmaktadır:
Böyle digeç Bogazça
Fatma aydur...
D 114/5
‘Böyle söyleyince Boğazca Fatma der...’ ME 88
‘Böyle deyince Boğazca Fatma...’ OŞG 76
Bunı işidiçek Banı
Çiçek kakıdı...
D 115/4
‘Bunu işitince Banu Çiçek kızdı...’ ME 89
‘Bunu işitince Banıçiçek kızdı...’ OŞG 77
Destmalı gözine
siliçek Allah Ta’âlanuñ kudreti-y-ile gözi açıldı.
D 118/12
‘Mendili gözüne sürünce Allah Taâlanın kudreti ile gözü
açıldı.’ ME 91
‘Mendille gözlerini silince Hak Taâlanın kudretiyle gözü
açıldı.’ OŞG 79
Aslında bu cümlelerin derin yapıları incelendiğinde bunların
da derin yapıda iki ayrı cümleden oluştuğu görülecektir:
Böyle digeç Bogazça
Fatma aydur
1.
/Delü ozan/ Böyle
didi.
2.
Boğazça Fatma
aydur.
Bunı işidiçek Banı
Çiçek kakıdı
1.
/Banı Çiçek/ Bunı
işitdi.
2.
/Banı Çiçek/
kakıdı.
Destmalı gözine
siliçek Allah Ta’âlanuñ kudreti-y-ile gözi açıldı.
1.
/Pay Püre Big/
Destmalı gözine sildi.
2.
Allah Ta’âlanuñ
kudreti-y-ile gözi açıldı.
İster cümle başı edatlarıyla kurulmuş cümleler şeklinde, ister
zarf-fiil ekleriyle kurulmuş cümlemsiler şeklinde olsun derin
yapıda iki ayrı olayı tek bir cümlede ve birleşik cümlede
ifade etme, dilin anlatım zenginliklerinden birisidir.
Zarf-fiil ekleriyle kurulmuş cümlemsilerin yazı dili
tarihimizin başlangıcından beri Türkçede kullanıldığını
biliyoruz. Cümle başı edatlarıyla kurulmuş zaman yardımcı
cümlelerinin dilimizde ne zaman ve nasıl kullanılmağa
başlandığını göreceğiz. Bu cümleleri tarihî gelişimi
içerisinde bütün yönleriyle ele almağa ve çeşitli eserlerdeki
örneklerle karşılaştırarak incelemeğe çalışacağız.
Bilindiği gibi, cümle; bir düşünceyi, bir duyguyu, bir
durumu, bir olayı yargı bildirerek anlatan kelime veya kelime
dizisidir [Ergin, 398; Korkmaz, 32; Karahan, 40]. Bu tanımda
olduğu gibi, yapılan diğer tanımlarda da öne çıkan unsur daima
yargı olmaktadır. Bu sebepten de cümlenin tanımı, yargı
tanımından ayrılamaz [Banguoğlu, 522 vd.].
Cümlede yargıyı bildiren unsur ise, yüklemdir. Diğer unsurlara
yer vermeden sadece yüklem ile yargı bildirmek mümkündür. Tek
yükleme sahip cümleler, diğer unsurları alıp almadıklarına
bakılmaksızın basit cümle adıyla anılırlar. Ancak,
her dilde olduğu gibi Türkçede de, yapısında birden fazla
yüklem bulunduran cümleler vardır. Ayrı ayrı cümleler bir
bağlayıcıyla birbirine bağlanabildiği gibi, şekil/zaman
ekiyle veya anlam bütünlüğü sebebiyle de birbirine
bağlanabilirler. İster bir bağlayıcıyla, ister şekil/zaman
ekiyle, ister anlam bütünlüğü sebebiyle birbirine bağlanan
bu cümleler topluluğuna
birleşik cümle
adı verilir. Birleşik cümleler, iki veya daha fazla basit
cümlenin çeşitli bağlayıcılar vasıtasıyla birbirine
bağlanmasından meydana gelmektedir. Bu cümlelerden bir
tanesi ana yargıyı bildirmekte, diğeri veya diğerleri ise ana
yargıyı bütünleyen, açıklayan durumları bildirmektedir. Ana
yargıyı bildiren cümle ana cümle (baş cümle), ana
yargıyı bütünleyen cümle ise yardımcı cümle olarak
adlandırılır. Bu cümleler arasında yan yana veya alt
alta bir bağlantı söz konusudur.
Birleşik cümleyi meydana getiren bu cümleleri aralarındaki
bağlantıyı da göz önüne alarak ayrı ayrı incelediğimizde
birleşik cümlenin derin yapısı=iç yapısı (structure
profonde)’nı ortaya koymuş oluruz. Cümlelerin dış yapılarının
olduğu gibi, derin yapıları da bulunmaktadır [Lyons,
192 vd.; Vardar, 57, 166; Kıran, 131 vd.]. Kullanım sahasına
çıkan her cümle, bir dış yapı (structure de surface)’ya
sahiptir. Ancak, cümlelerin bildirime elverişli duruma
gelebilmesi, onun derin (iç) yapısındaki cümlelerin,
cümleciklerin, kelime gruplarının, zihinde bir düzene göre
sıralanmasıyla mümkündür. Bu yönüyle dış yapı, kullanım
sahasına çıkmış somut cümleyle; iç yapı
ise dış yapıyı meydana getiren ve çeşitli şekillerde ifade
edilebilen soyut cümleyle eş anlamlıdır [Vardar, 57,
166; Kıran, 131 vd.].
Bilindiği gibi Türkçenin asıl birleşik cümlesi, en eski
dönemlerden beri kullanılmakta olan şartlı birleşik cümledir.
Şart ekinin bulunduğu cümle, kendisinden sonra gelen bir
cümleye bağlanarak şartlı birleşik cümleyi meydana getirir.
Tek başına tam bir yargı bildirmeyen şart cümlesi, ana
cümledeki yargıya çeşitli anlamlar katar.
Şartlı birleşik cümleden başka Kök-Türkçede gördüğümüz tip
veya tiyin ile kurulmuş cümleler de birden fazla yüklem
bulundurmaktadır. Bu cümlelerin birleşik cümle sayılıp
sayılmaması ayrı bir tartışma konusudur. Genelde
Kök-Türkçedeki cümlelerin basit yapıda olduğu kabul
edilir. Eski Türkçenin ikinci dönemi olan Uygur döneminden
itibaren Türkçenin cümle yapısının yavaş yavaş çeşitlenmeğe
başladığı ve zamanla bu çeşitlenmenin arttığı da bilinen bir
gerçektir. Bu çeşitliliğin sebebi tercüme edebiyatı ve
bölgedeki çok dilliliğin bir sonucu olarak açıklanır. Anadolu
sahasında da, özellikle Farsçanın etkisi sonucu kullanılmağa
başlanan birleşik cümlelerin yaygınlaşmağa başladığı görülür.
Farsçada basit cümle bulunmakla birlikte, birleşik cümleler
önemli bir yer tutar.
Farsçada birden fazla cümlenin bir araya gelerek meydana
getirdiği birleşik cümleler, hem yapıları bakımından hem de
yardımcı cümlenin ana cümleye kattığı anlam bakımından
çeşitlilik gösterir. Birleşik cümleler bu özelliklerine göre
şu kısımlara ayrılır: 1) Sıralı cümleler, 2) Yan cümleler,
3) Tümleme cümleleri, 4) Bağlaçlı yan cümleler, 5) Zaman
cümleleri, 6) Amaç cümleleri, 7) Sonuç cümleleri, 8)
Sebep cümleleri, 9) Yer verme cümleleri, 10) Karşılaştırma
cümleleri, 11) Şart cümleleri [Öztürk, 184].
Bu birleşik cümleler içerisinde yer alan yardımcı cümleler,
Farsçada bağımsız cümlecikler olarak da
adlandırılmaktadır [Ateş-Yazıcı, 60]. Bu cümlelerin
yüklemleri, özneleri ve diğer unsurları bulunmaktadır. Ana
cümledeki yargının zamanı, maksadı, sebebi, şartı gibi
özellikler bu bağımsız cümleciklerle bildirilmektedir.
Zaman cümleleri, ana cümlenin yüklemindeki hareketin zamanını
bildirirler. Bildirdikleri bu zaman, ana cümlenin bildirdiği
zaman ile aynıdır. Bu sebeple zaman cümleleri, ana cümle
yüklemiyle eş zamanlıdır. Eş zaman bildiren cümleler
birbirine çûn ‘...dığı zaman, -IncA/-UncA’,
vakt-î-ki, vakt-î ‘o vakit ki’ ve movki-i-ki
‘o zaman ki’ gibi bağlaç veya bağlaç gruplarıyla bağlanır:
Çûn me-râ did
pinhân şod.
‘Beni görünce saklandı.’
Vakt-î-ki ber geşt
sitâre-gân mi-drahşidend.
‘Döndüğü zaman yıldızlar parlıyor(lar)dı.’
Movki-î-ki âftâb
şod birun reft.
‘Güneş doğunca çıktı.’ [Öztürk, 197].
Yukarıdaki Farsça cümlelerde görüldüğü gibi, hem yardımcı
cümlenin, hem de ana cümlenin yüklemleri geçmiş zaman
çekimindedir. Yardımcı cümlede bildirilen zaman, ana cümlede
bildirilen hareketin yapıldığı zamanı işaret etmektedir.
Ancak, bugün modern Farsçada eş zaman ifade etmek için çûn
yerine genellikle ki kullanılır. Bu durumda yardımcı
cümlenin isim elemanlarından biri cümlenin başına alınıp bu
kelimenin sonuna ki getirilmektedir [Öztürk, 198].
Farsçada çok kısa zaman aralığı içinde birbirinin peşinden
yapılmış iki işi anlatmak için de hemîn-ki veya ender
olarak tâ bağlacı kullanılır:
Hemîn-ki hûn
mi-bined gaş mi-koned.
‘Kan görür görmez bayılıyor.’
Tâ me-râ did pinhân
şod.
‘Beni görür görmez saklandı.’ [Öztürk, 198].
Bu cümleleri de -IncA/-UncA, -DIğIndA/-DUğUndA
zarf-fiil ekleri veya -DIğI/-DUğU zaman
zarf-fiil grubu yardımıyla Türkçede ifade etmemiz mümkündür:
‘Kan görünce (gördüğünde, gördüğü zaman) bayılıyor.’
‘Beni görünce (gördüğünde, gördüğü zaman) saklandı.’
Zaman cümlelerinde gerçekleşmesine kesin gözüyle bakılan bir
iş anlatılmak istendiği zaman, yan cümlenin fiili bildirme;
gerçekleşmesi şüpheli olan bir iş anlatılmak istendiği zaman
da, istek kipinde olur:
Vakt-î-ki be mired
be-men haber be-deh.
‘Öldüğü zaman bana
haber ver.’
Vakt-î-ki âmed
be-men haber be-deh.
‘Geldiği zaman bana haber ver.’ [Öztürk, 197].
Yine bu cümleleri de -IncA/-UncA, -DIğIndA/-DUğUndA
zarf-fiil eklerinden veya -DIğI/-DUğU zaman
zarf-fiil grubundan yararlanarak Türkçeye çevirebiliriz:
‘Ölünce (öldüğü
zaman) bana haber ver.’
‘Gelince (geldiği
zaman) bana haber ver.’
Gelecekte düşünülen bir işin yapılıp yapılmayacağı konusundaki
belirsizlik her vakt ‘her zaman’ kelime
grubuyla ifade edilir. Bundan sonra gelen fiil, bildirme
kipinde de istek kipinde de olabilir:
Her vakt birun
mi-reft hodâ-hafizî mi kerd.
‘Dışarı çıktığı
(her) zaman Allahaısmarladık, diyordu.’
Her vakt dil-i tân
mi-hâhed horak hâzır est.
‘Canınız ne zaman
isterse, yemek hazırdır.’
Her vakt be-y-âyed
be-men haber be-deh.
‘Her ne zaman
gelirse (gelsin) bana haber ver.’ [Öztürk, 198].
Yukarıdaki cümleler Türkçede şartlı birleşik cümle şeklinde
ifade edilebileceği gibi, şart ekinin zarf-fiil eki işlevine
[Gülsevin, 276] sahip olduğu göz önüne alınacak olursa, bu
cümleler de diğerleri gibi Türkçeye aktarılabilir:
‘Canınız isteyince
(istediği zaman) yemek hazırdır.’
‘Geldiği zaman
(gelince) bana haber ver.’
Yukarıda ana hatlarıyla değinmeğe çalıştığımız zaman
cümlelerinde kullanılan çû, çûn ve çûnki
edatlarının Farsçadaki en belirgin işlevleri zaman, benzetme,
sebep, şart ve açıklama bildirmeleridir [Öztürk, s.189;
Ateş-Tarzî, s.96; Steingas, s.401]. Söz konusu edatların zaman
bildirme işlevinde kullanılışına ait pek çok örneğe Farsça
metinlerde rastlanmaktadır.
Farsçada
kullanılmış olan bu birleşik cümleler, Farsçanın etkisi
sonucu Eski Anadolu Türkçesi sahasında yazılmış eserlerde de
kendisini göstermiştir. Bu cümlelerin Anadolu sahasındaki ilk
örneklerine Mevlânâ’nın mülemmalarında rastladığımızı burada
belirtmek yerinde olacaktır:
Dânî, ki man ba’âlam yalguz sini sever men;
Çûn dar baram
nayâyî, andar gamat
ölür men.[Mansuroğlu,
215]
‘Bilirsin ki cihanda ben yalnız seni severim; yanıma
gelmediğin zaman gamından ölürüm.’
Man çûn sakân-i
kûyat dunbâl-i tû
gezer men.
[Mansuroğlu, 215]
‘Ben semtinin köpekleri gibi peşin sıra gezmekteyim.’
Mülemmalardan başka, Eski Anadolu Türkçesi dönemine ait
tercüme eserlerde rastladığımız bu cümle türü, daha sonra
yaygınlık kazanmış, telif eserlerde de kullanılmağa
başlanmıştır. Mesnevi, gazel gibi manzum eserlerin yanı sıra,
mensur eserlerde de kullanılan bu cümlelere halk için yazılan
eserlerde de rastlamaktayız.
Ancak, bu birleşik cümlelerin ilk olarak Anadolu sahasında
kullanıldığını söylemek mümkün değildir. Türk yazı dilinin
başlangıcı olan Eski Türkçenin ikinci dönemi olan Uygur
döneminde de, kaçan ile kurulmuş bu tür birleşik
cümlelerin kullanıldığına şahit oluyoruz. Orhon Abidelerinde
rastlamadığımız bu cümle türü, zengin bir çeviri edebiyatına
sahip Uygurların yazı dilinde karşımıza çıkmaktadır. Zaman
bildiren yardımcı cümlelere sahip bu birleşik cümlelerin
Uygur metinlerinde geçmesini sadece çeviri edebiyatına
bağlamak yanlış olur. Turfan ve Kan-çou bölgelerinde farklı
yapı ve kaynaktan gelen pek çok dilin yaşadığını ve bu
dillerin birbirini etkilemiş olabileceğini belirtmemiz
gerekir. Dede Korkut Kitâbı ile konumuzu
sınırlandırmış olsak da Türk dilinin bir bütün olduğu
gerçeğinden yola çıkarak, konuların diğer dönemlerle
bağlantılı olarak ele alınmasının gereğine inanıyoruz. Bu
sebeple, bu cümle türünün Eski Anadolu Türkçesi sahasındaki
kullanılışına ve incelemesine geçmeden önce, Eski Türkçenin
cümle yapısına kısaca temas etmenin doğru olacağı
kanaatindeyiz.
Eski Türkçenin cümle yapısını her yönüyle ortaya koyan
ayrıntılı bir monografik çalışma yapılmamıştır. Dönemin
metinleri üzerinde yapılan çalışmalarda daha çok imlâ, metin
yayımı, metin tamiri, anlamlandırma, ses bilgisi ve şekil
bilgisi özellikleri, etimoloji açıklamaları üzerinde
durulmuştur. Yakın zamanda, Erciyes Üniversitesi’nde
Kök-Türkçenin cümle yapısı üzerine bir yüksek lisans tezi
hazırlandığını öğrendik. Bu teze ulaşmamız mümkün olamadı.
Ancak, daha sonra tezin özeti yayımlandığında bu tez
hakkında bilgi sahibi olabildik [Günşen, 231]. A. Günşen, bu
çalışmasında Kök-Türk abidelerindeki cümleleri; yapıları,
unsurları, anlamları ve yüklemleri yönünden incelemiştir.
Yaklaşık 700 cümlenin tahlil edildiği tezde varılan
sonuçlardan en önemlileri; Kök-Türkçede genel olarak kısa ve
basit cümlelerin kullanılması, Köl-Tigin ve Bilge Kagan
abidelerinde fiil cümlelerinin, Tonyukuk abidesinde ise isim
cümlelerinin çoğunlukta olması gibi özelliklerdir [Günşen,
238].
Eski Türkçenin cümle yapısı üzerine yapılmış çalışmalardan
biri de, Şinasi Tekin'in Türk Dünyası El Kitabı için
yazdığı Eski Türkçe maddesindeki cümle bilgisi bölümüdür.
Ş.Tekin'e göre Eski Türkçede cümleler ana ve türlü yardımcı
cümleler olarak iki kısma ayrılmaktadır. Ancak Kök-Türkçedeki
ve Uygurcadaki yardımcı cümleler birbirinden farklıdır.
Kök-Türkçede fikirler umumiyetle basit ana cümlelerle ifade
edilmekle beraber bunun yanı sıra yardımcı cümle olarak
-sar ile yapılan şart cümleleri ve yalnız tip,
tiyin şekillerinden ibaret olan ve bağ vazifesini gören
unsurlar kullanılmıştır. Bunlar Uygur metinlerinde de
vardır. Kök-Türkçedeki -sar şart cümlelerine misaller:
ol yirgerü
barsar... ölteçi sen,
açsar tosık ömez
sen.
tip
ve tiyin ile yapılan cümleler:
edgü agı birür tip
ança buşgurur ermiş, taşra yorıyur tiyin kü eşidip balıktakı
tagıkmış...
Bunlardan başka basit de olsa yardımcı cümle yerine
geçebilecek ifade şekillerine Kök-Türkçede rastlıyoruz.
Bunlara cümle demek de olmaz, çünkü 'yüklem' vasıflarını haiz
bir unsur yoktur [Ş.Tekin, 102].
Mertol Tulum ise, Orhon Yazıtlarındaki birleşik cümleleri
incelediği değerli makalesinde, Türkçenin Hint-Avrupa
dilleri ile mukayesesinde görülen temel ayrılıklardan
birinin unsurların sıralanışındaki farklılık olduğunu göz
önüne alarak, bu dillerde yan cümlelerle teşkil edilen
birleşik cümlelerin, cümleler arası ilişkiler esas
alındığında, Türkçede bir başka yolla, sıfat-fiil ve
zarf-fiil gruplarıyla teşkil edilmiş birleşik cümlelerle
karşılanmış olmasını tabii bir yapı hususiyeti olarak kabul
etmektedir [Tulum 1990, 194]. Gerçekten de, bazı dillerde
yan cümlelerle ifade edilen yargılar, Türkçede sıfat-fiil,
zarf-fiil gibi çeşitli kelime gruplarıyla ifade edilmektedir.
Bu durum, her dilin derin yapılarının (structure profonde)
ortak, dış yapılarının (structure de surface) ise
farklı olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır.
Ş.Tekin, birleşik cümlelerdeki yardımcı cümleleri a) Fail
yardımcı cümlesi, b) Nesne yardımcı cümlesi, c) Tamlayıcı
yardımcı cümlesi, ç) Vasıflama yardımcı cümlesi, d) Şart
yardımcı cümlesi olarak gruplandırmıştır [Ş.Tekin,
103-111]. Tamlayıcı yardımcı cümlesi, aslında baş cümlenin
türlü tamlayıcılarının birer cümle ile ifade edilmelerinden
ibarettir. Ş.Tekin, bu cümlelerden yüklemin anlamını zaman
bakımından belirleyenleri zaman yardımcı cümlesi
olarak adlandırır. Bu cümleler işlevleri itibariyle zaman
bildiren birer zarf tamlayıcısıdırlar. Ancak, bu cümlelerden
zarf-fiil ekleriyle kurulanları yardımcı cümle olarak
değerlendirmeyen Ş.Tekin, ne, kaçan, kaltı ve neçete
kim bağlayıcılarıyla birlikte kullanılanları yardımcı
cümle olarak kabul eder [Ş.Tekin, 103-111].
Ş.Tekin, zaman yardımcı cümlelerini baş cümleye bağlanış
şekillerine göre bağlayıcısız ve bağlayıcılı olarak iki grupta
incelemektedir. Bağlayıcısız zaman yardımcı cümlelerinin
yüklemleri -sar (erser) ile teşkil edilmiştir.
Sadece bir cümlede yüklem olarak -ü birle ök
kullanılmıştır. Bu yardımcı cümlelerin baş cümleyle olan zaman
bağlantısı şu şekildedir [Ş.Tekin,105]:
|
Yardımcı cümle |
Baş cümle |
|
....-sar (-di
erser) |
....-ur (erti) |
|
|
-gey, -di, eyin |
|
|
-miş erür |
|
....-ü birle ök |
-di |
ölürgeli
ilt-serler, mangra-yur
‘öldürmek için
götürünce bağır.’
Bağlayıcılı zaman yardımcı cümlelerinin yüklemi genellikle
-sar ile teşkil edilmiştir. Ancak, birkaç cümlede -ti
kullanılmıştır. Ş.Tekin, bunların dışında yüklemi çekimli fiil
olmayıp da zarf-fiil ve yardımcı cümlelerin ortaya çıkışı ve
gelişmesinde mühim bir merhale olduğunu sanmaktadır.
Kök-Türkçede bu yardımcı cümleler yerine çeşitli zarf-fiil ve
isim-fiilleri kullanmakla yetinildiğini kaydeden Ş.Tekin,
tercüme faaliyetinin büyük bir hızla geliştiği Uygur devrinde
yardımcı cümlelerin kalıp halinde yabancı dillerden olduğu
gibi aktarıldığını belirtmektedir. İlkin, bağlayıcı +
yüklem (= çekimli fiil) formülüne göre teşkil edildiği
hâlde, bazı hâllerde yüklemin yerini, zaten dilde öteden beri
mevcut olan çekimsiz fiil şekilleri ve -sar almış ve
böylece yardımcı cümle teşkilinde Türkçeleşmeye doğru önemli
bir adım atılmıştır. kaçan (birük), kaltı, kim (kayu), ne,
neçete, neçük, neçükin gibi bağlayıcılar yardımıyla baş
cümle ile zaman bağlantısı şu şekilde kurulmaktadır
[Ş.Tekin,105-106]:
Yardımcı cümle
|
Baş cümle
|
|
kaçan |
-sar (-di) |
ötrü
|
-ur, -gey, -zün, -di |
|
(k. birük) |
|
|
|
|
kaltı, kim |
|
|
|
|
neçete, ne |
|
|
|
|
neçük(in)
|
|
|
|
|
kaçan |
-tükte (ötrü) |
|
-di (-miş) |
|
kim |
|
|
|
|
ne |
-p (-ü birle ök) |
|
-di |
|
neçete kim |
-p |
(ötrü)
|
-di |
|
kaltı |
-p erken |
|
-di |
|
kim |
+de erken |
|
-p |
|
|
-ür erken |
|
-di |
|
|
-gey |
kaltı |
-ginçe |
Yardımcı cümle ile baş cümlenin bağlayıcılarla teşkilini
yukarıdaki tablo ile gösteren Ş.Tekin, baş cümle
yüklemlerinin çoğunlukla -di (belirli geçmiş zaman
çekimi) şeklinde kullanılmasına dikkatleri çekmektedir
[Ş.Tekin, 106]. Gerçekten de bu durum dikkat çekicidir.
Bildirimizin ileriki bölümlerinde, cümle başı edatlarıyla
kurulmuş zaman cümlelerinde ana cümle yüklemlerinin
çoğunlukla belirli geçmiş zaman çekiminde olduğu
görülecektir. Bu özelliğin sadece Uygurcaya has olmadığı
anlaşılmaktadır.
Türkçenin diğer dönemlerinde karşımıza çıkacak yabancı
kaynaklı cümle türlerinin ilk örnekleri olarak
değerlendirebileceğimiz bu cümlelerde kullanılan
bağlayıcılardan kaçan, Eski Anadolu Türkçesinde zaman
cümlelerinin kuruluşunda da görev almıştır. Eski Anadolu
Türkçesinde kaçan kim şeklinde de kullanılan bu
bağlayıcıyla kurulmuş birleşik cümleler, yazı dilimizde
çün, çünkim vb. bağlayıcılarla kurulan birleşik
cümlelere göre daha eskidir. Uygur metinlerinde bu kelime ile
kurulmuş birleşik cümlelere birkaç örnek vermekle yetiniyoruz:
kaçan
ol t(e)ngri t(e)ngri-si burkan-ıg körgeli bolsar-lar
ötrü olar ikileyü takı tişi aj-unın-ta kedilmegey-ler.
‘Ne zaman ki o tanrılar tanrısı (Devâtideva) Budayı görecek
olsalar, daha sonra onlar ikinci bir kez dahi dişi varlığına
(Gati) (kişiliğe) bürünmeyeceklerdir.’ [A.Yaruk, 72].
...kaçan
yene ol pratyikabut-lar nırvan-ka kirtüklerinte şarır-lıg
süngük-lerin yiti ertini üz-e ikirer y(e)g(i)rmi yoçan idiz
körkle körü kanınçsız astuplar ıdıp ol şarır-ların anta urup
tuu yürlüg ku-a çeçek-in yıd-ın yıpar-ın erdini tuug bra
kuşatrilerin uzatı ayasar agır-lasar tapınsar udunsar
kavşiki-y-a kongül-üngde neteg ol.
«...ne zaman ki yine o Pratyekabuddhalar Nirvana’ya
girdiklerinde geride kalan (Sârîra) kemiklerini yedi mücevher
(Saptaratna) ile (süslü), on ikişer Yojana yüksekliğinde,
güzel, bakmaya doyulamayan Stûpalar yükseltip, o geride
kalanlarını (Sârîra) orada (bir araya) koyup, binbir türlü
çiçekle, güzel kokuyla, mücevher (Ratna) (ve) gölgeliklerle
(Ksattra) sürekli saygı gösterse, hizmet etse, ey Kausika
gönlünde nasıldır.» [A.Yaruk, 61-62].
kaçan
t(e)ngri t(e)ngrisi burkan üz-kinte tegdüklerinte
töpülerin engitdürüp biş tilgen-in yir-ke tegürüp yinçürü
töpün yükünüp üç yol-ı ongarula tezginip birtin sıngar
olurdılar.
«Buda(nın) huzuruna vardıklarında başlarını eğip beş
uzuv(lar)ını (Pança-Mandala) yere değdirip secde ederek baş
aşağı eğilip, üç kere sağa doğru dönüp, gidip sağ tarafa
oturdular. [A.Yaruk, 23].
kaçan
ve diğerleri gibi Uygur döneminde kullanılmağa başlanan
bağlayıcılar, Tarım bölgesinde Türklerin ilk karşılaştıkları
Hint-Avrupa milletlerinden çeşitli İranlı kavimlerin (Soğd) ve
Toharların dillerindeki yardımcı cümle bağlayıcılarının
Türkler tarafından taklit edilmesiyle işlerlik
kazanmışlardır. Türkçede eskiden beri var olan kaçan,
kanyu, kim, ne gibi kelimelere yabancı dillerdeki yardımcı
cümle bağlayıcılarını karşılamak üzere yepyeni anlamlar
verilmiştir. Dilde şekil ve işlev bakımından karşılığı
bulunmayanlar için de birden fazla kelimelerin
birleştirilmesiyle de yeni kelimeler yaratılmıştır: neçük,
neçükin (<ne+çe+ök+in), neteg, birük
(<bir+ök). Bu durum, Türklerin yardımcı cümle fikrini yabancı
dillerden aldığını, ancak bunu ifade eden bağlayıcı unsuru
dillerinin kendi imkânlarıyla yaratmağa çalıştıklarını
göstermektedir [Ş.Tekin, 112].
Cümle başı edatlarıyla kurulmuş zaman yardımcı cümlelerinin
günümüzde az da olsa kullanıldığını belirtmek gerekir. Türkiye
Türkçesinde ne zaman ki cümle başı edatıyla kurulan bu
birleşik cümleyi meydana getiren yardımcı ve ana cümlelerin
yüklemleri genellikle belirli geçmiş zaman eki ile teşkil
edilmektedir. Bu cümle yapısını şu şekilde gösterebiliriz:
|
Yardımcı cümle |
Ana cümle |
|
ne zaman ki |
-di |
/o
zaman/ |
-di |
|
vakta ki |
-di |
/o vakit/ |
-di |
Ne zaman ki
sen ve senin gibiler ilk dönüme pey sürdünüz, bizler de
dalaverenin içine tükürdük.
Fİ, 244
Ne zaman ki,
sulara gömülmek üzere olduklarını gördüler. İşte o vakit
iman ettiler, üstelik bunu da en yüksek perdeden, en
gösterişli ve göze çarpıcı üslûplarla yaptılar.
Fİ, 249
Vakta ki,
“Çekiç Güç”ün süresi 5 ay uzatıldı, Amerika aba altından
sopayı çıkardı, Irak’a ambargonun kaldırılmasını, ya da Ürdün
modelini düşünmüyorlardı bile…
HP, 3
Ama ne zaman ki
Cumhurbaşkanı Demirel “kesin bir çizgi” çizdi, işte o andan
itibaren de “U dönüşleri” başladı.
YD, 12
Bu yapıdaki cümleleri zarf-fiil eki yardımıyla ifade etmek de
mümkündür:
‘Sen ve senin gibiler ilk dönüme pey sürünce bizler de
dalaverenin içine tükürdük.’
‘Sulara gömülmek üzere olduklarını görünce iman
ettiler, üstelik bunu da en yüksek perdeden, en gösterişli ve
göze çarpıcı üslûplarla yaptılar.’
‘Çekiç Güçün süresi 5 ay uzatılınca, Amerika aba
altından sopayı çıkardı, Irak’a ambargonun kaldırılmasını, ya
da Ürdün modelini düşünmüyorlardı bile…’
‘Cumhurbaşkanı Demirel kesin bir çizgi çizince
U dönüşleri başladı.’
Konuşma ve yazı dilinde seyrek de olsa kullanılan bu cümle
tipinin yine yabancı dillerin etkisi ile kullanılmakta
olduğunu belirtmeliyiz. Bu etkilenme hem geçmiş dönemlerin hem
de günümüzün izlerini taşımaktadır.
Bildirimizin konusunu teşkil eden birleşik cümlelerde yardımcı
cümlenin başında bulunan kelimeler Farsçada vakit edatı
olarak adlandırılmaktadır [Gencine II, 372]. Bu kelimeleri
cümle başı edatı başlığı altında inceleyen Ergin, cümle
başı edatlarını şu şekilde tanımlar: Cümleleri mânâ
bakımından birbirine bağlayan edatlardır. Daima cümle başında
bulunurlar. Başında bulundukları cümleyi bazıları ondan sonra
gelen cümle veya cümlelere, bazıları da kendisinden önce
gelen cümle veya cümlelere bağlarlar. Ergin, cümle başı
edatlarını anlamlarına göre altı grupta incelemiştir [Ergin,
354]. Hemen hemen aynı tanımı yapan Korkmaz ise, bu kelimeleri
cümle başı bağlaçları olarak adlandırmaktadır
[Korkmaz, 32].
Cümle başı edatlarını anlam ve görevleri yönünden teker teker
ele alıp incelemenin yararlı olacağı kanaatindeyiz.
Farsça kaynaklı cümle başı edatları:
çû, çü;
Gencine-i Güftar’da edatın açıklaması için çûn
maddesine atıfta bulunulmuştur. Steingass sözlüğünde ise
kelimenin açıklaması şu şekildedir: ‘when; then; thus, as,
in the same manner, like, since; if so be; for as much as’
[Steingass, 401]. Bu açıklamalardan da görüleceği gibi
kelimenin, ne zaman, ne vakit, ne zaman ki, ne vakit ki
anlamları bulunmaktadır.
çûn, çün;
‘gibi, için, o vakit ki, -°ncA’ anlamlarındaki bu edat,
zaman ve sebep bildiren yardımcı cümleleri ana cümleye
bağlamaktadır [Öztürk, 187 vd.; Ateş-Tarzî 96; Ateş-Yazıcı,
52]. Gencine-i Güftâr’da ise doğrudan doğruya vakit edatı
olarak tanımlanmış, diğer işlevleri ayrı ayrı verilmiştir
[Gencine II, 372 vd.]. Steingass sözlüğünde kelime ‘how
?, like, in the manner of, as; because, for as much as, where
as, seeing that, since; when, after that; if; manner, quality’
şeklinde açıklanmaktadır [Steingass, 403]. Pek çok anlamla
birlikte kelimenin, ne zaman, ne zaman ki anlamı da
bulunmaktadır. Bu edat, Türkçenin tarihî metinlerinde çün
şeklinde ve ‘eğer, artık, madem ki, fakat, gibi, -dığı
gibi, sanki, adeta, zira, nasıl olsa ki, -dığı zaman, -dığı
takdirde, -dığı için, -dıktan sonra’ anlamlarında
kullanılmıştır [Hacıeminoğlu, 133].
çûnki, çünki;
Farsçada ‘çünkü, zira’ anlamları bulunan bu edat tıpkı
çû veya çûn gibi zaman veya sebep cümlelerini
ana cümleye bağlama işleviyle de kullanılmaktadır [Öztürk,
187 vd.; Ateş-Yazıcı, 52]. Steingas sözlüğünde ise ‘for
now, seeing that’ anlamları verilmiştir [Steingas, 403].
tâ, tâ ki
edatları Farsçada ‘için, kadar’ anlamlarının yanı sıra
‘o vakit ki, o zamana kadar, oldukça’ anlamlarında da
kullanılmaktadır[Ateş-Tarzi, 96]. Bu edatların ayrıca
tümleme, sonuç, zaman ve karşılaştırma cümlelerini ana
cümleye bağlama işlevi bulunmaktadır [Öztürk, 187 vd.].
ki’nin
Farsçadaki bir işlevi de yardımcı cümleleri ‘o zaman ki’
anlamıyla ana cümleye bağlamasıdır[Ateş-Tarzi, 96]. Yukarıda
görüldüğü gibi ki, çûn ve tâ edatlarıyla
birleşerek anlamlarında bir değişiklik yapmadan yardımcı
cümleleri ana cümleye bağlamaktadır. ki’nin Farsça,
Arapça ve Türkçe kaynaklı kelimelerle birlikte bu işlevde
kullanılışını M.Tulum, şu şekilde değerlendirmektedir: ‘Tek
başlarına zaman zarfı olarak kullanılan bu kelimelerin
ki ile birleşmiş şekilleri bu durumda cümle başı
edatıdırlar ve aynı zamanda başında bulundukları cümleyi ki’nin
bağlama fonksiyonu ile ana cümleye bağlarlar’ [Tulum,
79].
Edatlardan bir kısmı Farsça-Arapça, bir kısmı Farsça-Türkçe,
bir kısmı da tamamen Türkçe kelimelerden teşekkül
edilebilirler. Arapça vakt ile Farsça ki’nin
veya Türkçe kim’in birleşmesiyle vakta ki veya
vakta kim, Türkçe işaret sıfatı ol’un
eklenmesiyle ol vakt ki veya ol vakt kim, Farsça
her eklenmesiyle her vakt ki, Farsça tâ
ile Türkçe kim’in birleştirilmesiyle tâ kim,
Türkçe kaçan, kaçan kim veya Farsça
ki’nin eklenmesiyle kaçan ki, yine Türkçe ol
ohtın kim veya Farsça ki ile birlikte ol ohtın
ki.
Türkiye Türkçesinde bu anlamdaki cümleler zarf-fiil ekleri
yardımıyla kurulan zarf-fiil gruplarıyla anlatılmaktadır. Bu
cümleler zarf-fiil zaman cümlesi (proposition
adverbiale temporelle) olarak adlandırılmaktadır.
Banguoğlu, zarf-fiil gruplarıyla kurulan cümleleri anlam
ilişkilerine göre yanyana zarffiil cümlesi (proposition
adverbiale coordonnée) ve altalta zarffiil cümlesi
(proposition adverbiale subordonnée) olarak iki ayrı
grupta incelemiştir [Banguoğlu, 572 vd]. Zarf-fiilin iki
yargı arasında sadece bir yanyanalık ilişkisi kurmasıyla
yanyana zarf-fiil cümleleri meydana gelmektedir. Bir ana
cümleyle, anlamca gerçekleşmesi ona bağlı görünen bir iç
cümleden meydana gelen zarf-fiil cümleleri ise altalta
zarf-fiil cümleleri olarak adlandırılır.
Altalta zarf-fiil cümleleri hâl, zaman, karşılaştırma, sebep,
sonuç, amaç ve şart olmak üzere yedi grupta incelenmektedir.
Yedi grup içerisinde en fazla çeşitlilik gösteren tür ise
zaman cümleleridir. Banguoğlu, zarf-fiil zaman
cümlelerini yedi grup olarak tespit etmiştir. Bu cümleler
şunlardır: 1. İzleme Cümlesi, 2. Vakitleme Cümlesi, 3. Eş
Zaman Cümlesi, 4. Başlangıç Cümlesi, 5. Bitim Cümlesi, 6.
Öncelik Cümlesi, 7. Sonralık Cümlesi [Banguoğlu, 576].
Banguoğlu, zaman cümleleri içerisinde birinci sırada ele
aldığı izleme cümlelerini (proposition successive),
iç cümle yüklemini zamanca izleyen ana cümle olarak
tanımlamaktadır [Banguoğlu, 576].
Bus édince lebini
ağzıma geldi canım.
Eve dönünce
hatırladım.
Bu cümlelerde zarf-fiil ekinin getirildiği fiilin bildirdiği
hareketin ardından yüklemin bildirdiği hareketin
gerçekleşmesi söz konusudur. Bir başka deyişle, her iki
hareket arasında çok kısa bir zaman parçası bulunmaktadır.
Yüklemdeki hareketin zamanı, zarf-fiil ekinin bulunduğu kelime
veya kelime grubunda, unsur olarak da zarf tümlecinde,
bildirilmektedir. Zarf tümlecinin bildirdiği zamanı, ana cümle
yüklemi izlemektedir.
İzleme cümlelerinde, zarf tümlecine bu anlamı katan ek
-°ncA, zaman zarf-fiilleri içerisinde izleme
zarf-fiilleri (gérondif successif) olarak
adlandırılır. Bu zarf-fiiller, ana cümle fiilinin zamanca
kendilerini izlediğini ifade eder.
Yağmur başlayınca
kaçıştık.
Başına gelince
anlarsın.
Bu ek, ana cümle yargısını tabii sonuç gibi gösterme işlevine
de sahiptir:
İki gönül bir
olunca samanlık seyran olur.
Göz görmeyince
gönül katlanır.
[Banguoğlu, 432 vd.].
Zaman cümleleri
içerisinde eş zaman cümlesi (proposition de
coïncidence) olarak adlandırılan cümleler ise, ana cümle
ile zarf-fiil ekini almış kelime veya kelime grubunun
bildirdiği hareketlerin aynı zamanda gerçekleştiğini
anlatırlar.
Babası öldüğünde 17
yaşındaymış.
Son görüştüğümüzde
hasta değildi.[Banguoğlu,
578].
Gerçekten de izleme cümleleri ile eş zaman cümlelerinin
bildirdikleri anlam göz önüne alındığında, izleme cümlelerinde
zarf unsurunun bildirdiği zamanı ana cümle yükleminin
izlemesine rağmen, eş zaman cümlelerinde zarf tümlecinin
bildirdiği zaman ile, yüklemin bildirdiği hareketin
gerçekleşme zamanının aynı olduğu görülür.
Bu cümlelerde eş zamanı bildiren ek ise -DIk/-DUk
isim-fiil ekinin iyelik ve bulunma durum ekleri almış şekli
olan -DIğIndA/-DUğUndA’dır. Eş zaman zarf-fiili
(gérondif de coïncidence) olarak adlandırılan bu ek,
tarihî metinlerde -dUkdA şeklinde karşımıza çıkar.
Dün aradığımda sizi
bulamadım.
Bize geldiğinizde
söylemiştiniz.
Bir şey dîk oldukta
müttesi’ olur.[Banguoğlu,
434]
Bu ekin görevinde olmak üzere -DIğI/-DUğU zaman veya
-DIğI/-DUğU sırada şekilleri de kullanılmaktadır:
Şuradan bakıldığı
zaman görülür.
Bitirdiğim sırada
haber geldi.[Banguoğlu,
434]
Türkçedeki zaman cümleleri ile Farsçadaki zaman cümleleri
karşılaştırarak bir benzerliğe dikkat çekmek istiyoruz.
Türkçede zarf-fiil ekleri yardımıyla kurulan cümlemsi
(Banguoğlu’nun tabiriyle iç cümle), Farsçada başlı
başına bir cümle ile ifade edilmektedir. İki şekil arasındaki
benzerlik, Türkçe cümle yapısındaki cümlemsinin de,
Farsçadaki yardımcı cümlenin de ana cümleden önce gelmesidir.
Bilindiği gibi Türkçede yardımcı unsurlar önce, asıl unsurlar
sonra gelmektedir. Farsçada ise, asıl unsur önce yardımcı
unsur ise sonra gelmektedir. Ki’li birleşik cümlelerde de ana
cümle önce gelirken, yardımcı cümle ana cümleden sonra
gelmektedir. Ancak, cümle başı edatlarıyla kurulmuş zaman
cümlelerinde yardımcı cümle önce, ana cümle ise daha sonra
gelmektedir. Bu durum, cümle başı edatlarıyla kurulmuş
cümlelerin ki’li birleşik cümleye göre Türkçenin cümle
yapısına daha yakın olduğunu göstermektedir. Nitekim,
Türkçenin tarihî grameri (morfoloji) üzerine değerli bir
çalışması olan E.A. Grunina da bu duruma dikkatleri çekmiştir
[Grunina, 211 vd].
Farsça, Arapça-Farsça, Türkçe veya Türkçe-Farsça kaynaklı